öne çıkanlar | diğer yorumlar

"zamanın iki yüzü var, iki boyutu. uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, derinliğini ise tutkular."

amin maalouf'un muhteşem bir eseridir semerkand. öyle bir kitaptır ki okuyucuya bir zaman yolculuğu sunar adeta. 1072'de ömer hayyam'ın rubaiyat adlı eserini yazmasından başlayan yolculuk, 1912'de titanic'de son buluyor. maalouf bu romanında; ömer hayyam, hasan sabbah ve nizamülmülk gibi üç önemli şahsiyeti buluşturuyor.

bir anda kendinizi iran devrimi'nde bulurken başka bir anda ömer hayyam'ı rubaileri yazarken izliyorsunuz. hasan sabbah'ı, nizamülmülk'ü, haşhaşileri adeta gözlerimizin önüne seriyor amin maalouf.
ilk sayfasından itibaren sıkılmadan okuduğum, bitmesin istediğim mükemmel bir romandı. kitapta tasvirler ve anlatım okuyucuyu adeta semerkand sokaklarında gezintiye çıkarıyor. tarihsel bağlantılar ve hayyam, hasan sabbah, nizamülmülk gibi büyük tarihi şahsiyetler harika bir şekilde kurgulanmış. tüm bunların ışığında kesinlikle okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap diyebilirim.

bu kitaptan sonra karakterler üzerinden ilerlemek isteyenlerin ömer hayyam'ın rubailer eserini, nizamülmülk'ün siyasetnamesi'ni ve vladimir bartol'un fedailerin kalesi alamut adlı eserlerini okumalarını tavsiye etmek isterim.
devamını gör...
kitap bana göre oldukça yüzeysel kalmış.
ilk bölümü oldukça akıcı ve insanı kendine çekiyor. ikinci bölüm için aynısını söyleyemem.
bu kadar çok okunması bence konusunun gizeminden kaynaklanıyor.
ömer hayyam, nizamülmülk ve hasan sabbah(bkz: what could go wrong)

iran devrimi, ömer hayyamın rubaileri ve titanik o kadar saçma bir şekilde birbirine bağlanmış ki!
sanki kitabın sonu güzel olsun ne yazsam ki aaa titanik batmıştı yaz yaz...

velhasıl kelam eğer bu dönemi merak ediyorsanız okuyacağınız hafif bir romandır.
ama size bir şey katmaz.
edit: ömer hayyam’ın şiir kitabının titanik’te kaybolduğuna dair bilgiler varmış ondan böyle bağlanmış. bu bilgi ne kadar doğru bilemiyorum tabi ama buraya yazmam gerekiyordu, yazdım.
devamını gör...
kitabın ilk bölümünde yazar, ömer hayyam ve yaşadığı dönemin büyülü dünyasını elbette büyük ölçüde kurgusal bir biçimde anlatır. ikinci bölümde ise günümüze nispeten daha yakın bir zamanda amerikalı bir gezginin rubaiyat'ı elde etmek adına yaşadığı serüveni anlatır.

ve kitap şu şekilde son bulur :

titanic'te rubaiyat ! doğunun çiçeği, batı'nın çiçekliğinde ! ey hayyam ! yaşadığımız şu güzel ânı görebilseydin !
devamını gör...
amin maalouf'un romanıdır. hadiseler semerkand ve civarındaki havzalarda geliştiği için kitabın ismi de oradan mütevellittir. eğer bir kitabı okumayınca çok şey kaybetmek denen bir şey varsa bu kitap o kitaplardan birisidir. cemil meriç her tarif bir tahriftir dediği için, biz fazla tahrif sularında gezmeden sizleri bu şaheserle baş başa bırakalım efendim.
devamını gör...
ilk bölümünde hasan sabbah'ı, ikinci bölümünde semerkantın yolculuğunu anlatan efsane bir eser.
okuduktan sonra hasan sabbah'ı araştırmaya ve hakkında yazılmış bir çok kitabı okumaya başlamıştım.
devamını gör...
bir amin maalouf kitabıdır.

daha önce de birkaç tanımda yazmıştım. tarihi ve tarihi kitapları pek sevmem. bu kitap da çok sevdiğim bir kitap olmadı ama kendi hislerimden ve zevklerimden bağımsız olarak söylemeliyim ki iyi bir tarihi romandı.

semerkant'ta ömer hayyam'a hediye edilen boş bir defterle başlar yolculuk. bu defter zaman için de rubailerle dolacaktır. tabii rubailerin yazıldığı dönemler karşımıza çokça önemli insan da çıkar. şahlar, sultanlar, kadılar ve elbette nizamülmülk ve hasan sabbah.

hem tarih hem edebiyat hem de polisiye öğelerle dolu olan romanda ömer hayyam'ın rubailerinin de izini süreriz. bu boş bir şekilde hediye edilen defterin ömer hayyam tarafından değerlendirilmiş hali tarihin en büyük trajedilerinden biri sayılan titanik faciasına kadar takip edilir. geçmişe şimdiki zaman arasında bir köprü de kurulur bu romanın gidişatı esnasında.

kurgu ile gerçekliğin güzel bir harmanı olmuş kitap. tarih konusunda ilgili olan ve tarihi romanlar okumayı seven insanlar için çok değerli bir edebi eser olduğuna eminim.
devamını gör...
3 hafta önce bir perşembe akşamı metroda son sayfasını okuyup kitabı çantama koydum. normal şartlarda aynı akşam ya da ertesi sabah içindeki kitap ayracını çıkarıp kitabın iç kapak sayfasına kitabı okuduğum tarihi atıp kitaplıktaki yerine koyup başka bir kitap almam lazımdı. ama aklıma da gelmiş olmasına rağmen kitabı çantamdan çıkarmak istemedim. ertesi gün sabah ve akşam yine metroda çantamdan çıkarıp rastgele sayfalar açıp gözüme rastgele gelen yerleri okudum. eve gidince cuma günü akşamı ve cumartesi günü sabahı kitabı yine çantamdan çıkarmak istemedim. kitap yine bilinçli olarak çantamda bekliyordu.

cumartesi günü sabah yine metroda çantamdan kitabı çıkardım ve "ya bence ben bu kitapta bir şeyleri kesin gözden kaçırdım o yüzden baştan sona tekrar okumam gerek" yalanını kendime söyleyerek bitirdikten 2 gün sonra kitabı tekrar okumaya başladım.

bu kitaba niye bu kadar bağlandığımı biri sorsa verebilecek bir cevabım yok.

- çok zeki ve güzel olan ama bir mezarı dahi olmayan cihan mı bağlamıştı beni kendine?
- yoksa hem tanrı, hem sultanı, hem de düşmanları tarafından ölüme mahkum edildiğini bile bile yaşamaya devam eden nizamülmülk mü?
- düşmanlarını sadece öldürmek değil içlerine korku salarak onlara cehennemi yaşatan hasan sabbah mı?
- "o'nun bizim laf cambazlıklarımıza, küçük pozlarımıza ihtiyacı yok" diyerek allah ile istediği gibi konuşan hayyam mı?
- nizamülmülk ile aynı kaderi paylaşıp hem tanrı, hem şah, hem de halife tarafından ölüme mahkum edilen afgani mi?
- bir kitabın peşinden maceradan maceraya koşuşturup duran omar mı?
- dünyanın en zarif kadını olan ama omar'ın avuçlarının arasından kayıp giden şirin mi?

biri binli yılların başında, diğeri binli yılların sonunda yaşayan 2 ömer'in hikayesi
biri yazdı, diğeri yazılanı bulmaya çalıştı
biri aşık olduğu kadını hayatın çirkinliklerinden çekip çıkarıp sadece aşkını yaşamak istedi, diğeri sevdiği kadının aşkının hakkını tam veremedi

hasılı güzel kitaptı. sanıyorum hayatımın son 10 yılında hakkını vere vere okuduğum ve arada aklıma geldikçe yine açıp okuyacağım bir kitap olacak.

1072 yılından bir alıntı:
"her düşündüğünü ifade edebileceğin gün, senin torunlarının torunları bile ihtiyarlamış olacak. şimdi sır ve korku devrindeyiz."
ve bin yıl sonra hâlâ aynı sözlerin geçerliliğini korumaya devam ediyor.


ben, mahşer gününün dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. ben nasıl mı namaz kılarım? bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, rabbim'in en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duyularının karşısında hayranlığa kapılırım
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"semerkant (kitap)" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim