1.
3 eylülde çıkacak olan 17. iron maiden albümü.
devamını gör...
2.
the writing on the wall loopa alınmalık şarkıdır.
devamını gör...
3.
iron maiden'ın yayınladığı son albüm. başıma bir iş gelmeyecekse beğenmedim. albüm, 2 diskten oluşuyor ve vokal mixi disklerde stabil değil. 1. diskte sadece the writing on the wall parçasında vokal net. geri kalan parçalarda bir boğukluk söz konusu. 2. diskte ise, vokal boğukluktan muzdarip değil ve gayet temiz. bir diğer eleştirim ise riffler konusunda. parçalar yeterince uzunken bir de aynı riffi tekerleme gibi sündürmeleri bir yerden sonra baydı beni. bu durum biraz da parçalara kendinizi kaptıramamanız ile alakalı sanırım zira albümün içine giremedim maalesef. iron maiden'ın alametifarikası ya da albüm formülü olan "metal+storytelling" olayında da metal kısmı üzülerek beni etkileyemedi. storytelling kısmında ise haklarını yemeyeyim, albümden 1 ay önce çıkarttıkları the writing on the wall bile yeterli bu konuda.
elbette metal dünyasının bir çöl olduğunu kabul edersek bu albüm bir vaha, elbette iron maiden'ın hala albüm çıkartması takdire şayan ve elbette bu adamlar iron maiden ama onlara yaraşır bir kalitede mi? tartışılır.
elbette metal dünyasının bir çöl olduğunu kabul edersek bu albüm bir vaha, elbette iron maiden'ın hala albüm çıkartması takdire şayan ve elbette bu adamlar iron maiden ama onlara yaraşır bir kalitede mi? tartışılır.
devamını gör...
4.
an itibarı ile içindeki şarkıları full dinlediğim iron maiden adındaki yüce metal grubunun albümü...
albüm ile alakalı diyeceğim ilk şey, ''olmuş''. şüphesi olan beyaz şov izlesin burda dikiş var dikiş... neyse şaka bir yana, albümde babalar enteresan bir kompozisyon izlemişler dolar misali kademeli olarak bir artış var albümün hızı ve temposunda... özellikle 2. disk ile beraber artık o daha alışık olduğumuz ultra melodik maiden havasını iyiden iyiye hissediyoruz. the time machine'i kesinlikle book of souls zamanı kaydetmişler midyenin yarısıyla tereyağında book of souls bestelenmiş kalanını da deep freeze'e atıp paneleriz deyip senjutsu'ya the time machine olarak eklemişler...
albümde ağır derecede bir smith/harris etkisi mevcut. gitar partisyonlarında artık adrian smith balıktan arta kalan zamanında daha değişik neler besteleyebilirim diye aksonometrik şeyler falan denemiş solo bestelerken dsfjgh zaten iron maiden'ın en güzel şeylerinden birisi de hangi soloyu kimin attığını anlıyorsunuz. adrian smith teknik solo atar. kolay görünür çalması adamı çıldırtan şeyler dener falan... murray harmonik şeylerin adamıdır melodik solo bundan sorulur. janick gers ise tam manası ile gitar çalan bir eddie... alabildiğine dağınık bir tarzı var. tıpkı eddie gibi...
allah'tan burda görmedim ancak bazı malum yeşil damla logolu yerlerde falan albümü beğenmeyen paşalar çıkmış gep gep yazmış... bu heriflerin yaşına geldiğinde hayatındaki en büyük atraksiyonu ziraat bankamatiğinde sıra bekleyip otobüste oturabilmek için gençleri spamleyecek adamlar iron maiden eleştiriyor... ahlaksız mankurt münafıklar sizi...
albüm güzel. book of souls'a göre çok daha oturaklı bir albüm olmuş ki book of souls'e de zaten bir şey diyemem adamın sağlık sorunu falan vardı...
ha maiden nerd'ü intibası verdik negatif eleştiri de yapmalıyız. albümdeki konsept danışmanları ya da illüstratörleri kimse bence değiştirmeliler... book of souls'da da aynı adamla çalışmışlardı... albüm kapağı ve concept art kısımları çok cılız kalıyor. iron maiden'ın albüm kapağı van gogh ya da ne bileyim goya tablosu gibi olur. iki albümdür kimse o zırtapoz siyah plan önüne eddie çiziyor. çok canım isterse ben de yeniçeri eddie ya da ne bileyim harbiyeli eddie falan çizebilirim... mevcut albüm kapağı çok cılız... samuray temasına ama hiçbir şey diyemem. sengoku jidai, şogunluk veya meiji restorasyonu dönemleri falan çok severim feodal japonya'yı...
editjutsu:
albümden öne çıkan parçaları yazıyorum:
stratego: nakaratı tam konserlik. biraz da kendimle özdeştirme fırsatım oldu son 6-7 senelik geçmişim sağ olsun
the writing on the wall: klasik orthodoks maiden fanları çok beğenmeyebilir ama ben klibiyle beraber özellikle bayıldım. arka planda belshazzar'a yapılan atıf falan çok hoş nüanslar
lost in a lost world: sonundaki epik outrosu çok güzel. tabi eğer ingilizce biliyorsanız dsfkljgh
days of future past: bildiğiniz iron maiden işte yani çogzel
death of the celts: yine bir harris epiği ile karşı karşıyayız.
the parchment: çok dark bir havası var. şarkının yarısı da solo... tabi üç lead gitarlı bir grup olduklarını düşünürsek de ha-ri-ka
son not: bu albümü beğenmeyen kendini bilmez münafıklar; sizin layığınız ben fero ya da ne bileyim kibariye falan. gidin onları dinleyin. biz metalciler olarak mutluyuz. 30 senelik hayatımda sevdiğim iki yüce şey var zaten. biri atatürk diğeri de iron maiden. kalbinizi kırarım. ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın ''iron maiden'' demeden önce...
albüm ile alakalı diyeceğim ilk şey, ''olmuş''. şüphesi olan beyaz şov izlesin burda dikiş var dikiş... neyse şaka bir yana, albümde babalar enteresan bir kompozisyon izlemişler dolar misali kademeli olarak bir artış var albümün hızı ve temposunda... özellikle 2. disk ile beraber artık o daha alışık olduğumuz ultra melodik maiden havasını iyiden iyiye hissediyoruz. the time machine'i kesinlikle book of souls zamanı kaydetmişler midyenin yarısıyla tereyağında book of souls bestelenmiş kalanını da deep freeze'e atıp paneleriz deyip senjutsu'ya the time machine olarak eklemişler...
albümde ağır derecede bir smith/harris etkisi mevcut. gitar partisyonlarında artık adrian smith balıktan arta kalan zamanında daha değişik neler besteleyebilirim diye aksonometrik şeyler falan denemiş solo bestelerken dsfjgh zaten iron maiden'ın en güzel şeylerinden birisi de hangi soloyu kimin attığını anlıyorsunuz. adrian smith teknik solo atar. kolay görünür çalması adamı çıldırtan şeyler dener falan... murray harmonik şeylerin adamıdır melodik solo bundan sorulur. janick gers ise tam manası ile gitar çalan bir eddie... alabildiğine dağınık bir tarzı var. tıpkı eddie gibi...
allah'tan burda görmedim ancak bazı malum yeşil damla logolu yerlerde falan albümü beğenmeyen paşalar çıkmış gep gep yazmış... bu heriflerin yaşına geldiğinde hayatındaki en büyük atraksiyonu ziraat bankamatiğinde sıra bekleyip otobüste oturabilmek için gençleri spamleyecek adamlar iron maiden eleştiriyor... ahlaksız mankurt münafıklar sizi...
albüm güzel. book of souls'a göre çok daha oturaklı bir albüm olmuş ki book of souls'e de zaten bir şey diyemem adamın sağlık sorunu falan vardı...
ha maiden nerd'ü intibası verdik negatif eleştiri de yapmalıyız. albümdeki konsept danışmanları ya da illüstratörleri kimse bence değiştirmeliler... book of souls'da da aynı adamla çalışmışlardı... albüm kapağı ve concept art kısımları çok cılız kalıyor. iron maiden'ın albüm kapağı van gogh ya da ne bileyim goya tablosu gibi olur. iki albümdür kimse o zırtapoz siyah plan önüne eddie çiziyor. çok canım isterse ben de yeniçeri eddie ya da ne bileyim harbiyeli eddie falan çizebilirim... mevcut albüm kapağı çok cılız... samuray temasına ama hiçbir şey diyemem. sengoku jidai, şogunluk veya meiji restorasyonu dönemleri falan çok severim feodal japonya'yı...
editjutsu:
albümden öne çıkan parçaları yazıyorum:
stratego: nakaratı tam konserlik. biraz da kendimle özdeştirme fırsatım oldu son 6-7 senelik geçmişim sağ olsun
the writing on the wall: klasik orthodoks maiden fanları çok beğenmeyebilir ama ben klibiyle beraber özellikle bayıldım. arka planda belshazzar'a yapılan atıf falan çok hoş nüanslar
lost in a lost world: sonundaki epik outrosu çok güzel. tabi eğer ingilizce biliyorsanız dsfkljgh
days of future past: bildiğiniz iron maiden işte yani çogzel
death of the celts: yine bir harris epiği ile karşı karşıyayız.
the parchment: çok dark bir havası var. şarkının yarısı da solo... tabi üç lead gitarlı bir grup olduklarını düşünürsek de ha-ri-ka
son not: bu albümü beğenmeyen kendini bilmez münafıklar; sizin layığınız ben fero ya da ne bileyim kibariye falan. gidin onları dinleyin. biz metalciler olarak mutluyuz. 30 senelik hayatımda sevdiğim iki yüce şey var zaten. biri atatürk diğeri de iron maiden. kalbinizi kırarım. ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın ''iron maiden'' demeden önce...
devamını gör...
5.
gayet kaliteli bir albüm olduğunu düşünüyorum, özellikle son zamanlarda düzgün bir metal şarkısı zor bulunurken adeta imdadımıza yetişmiş. (bkz: the writing on the wall) gayet iyi duruyor.*
devamını gör...
6.
elestirilecek seyler kisinin zevkine gore illaki olacaktir. ama ne olursa olsun adamlarr 65ine merdiven dayamis ve halen farkli birseyler uretebiliyor.
albumdeki cogu parcada eski albumlerindeki klasiklesmis parcalardan devsirme partisyonlar bulmak mumkun, zaten lezzeti kanitlanmis bir tatliyi farkli yan malzemelerle denemek gibi bir his verdi bana bu parcalar. yermisin? afiyetle yerim sonucta maiden yapmis.
mesela the parchment sarkisi sound olarak, genel ambiyans olarak brave new worlddeki the nomad ve the thin line between love and hate sarkilarinin harmanlanmasi gibi olmus. ayni sekilde hell on earth'in introsu sanki clansman 2 geliyor gibi bir intiba uyandiriyor.
hell on earth favori parcam olmakla birlikte days of the future past'in 2. hareketli verse kismindaki arkadaki gitar riffini cok begendim. 20 yildir bu adamlari dinlemekten bikmadim ve adamlara uretiyor.
the darkest hour zaten bir sarkiya cok benziyor dur lan ben bunu biliyorum bi yerden diyorsun ve dave murray solosu basladigi aha buldum, coming home mu dinliyorum acaba yanlislikla diyorsunu.
writing on the wall'da ise adrianin kralligini ilan etmesine sahit oluyorsunuz. maiden sarkilarinda bir solo genelde 16 olcu olur ve bu sarkida adrian 32 olculuk upuzun bir soloya imza atmis ve belirli bir melodik patterden uzaklasmadan 32 olcu boyunca o soloyu yardira yardira calmis.
artik bruce'un sesini yaslanmasindan olsa gerek biraz da gitar fazlaligindan olabilir nerdeyse her vokal partisyonuna birebir eslik eden bir lead gitar var bruce ile birlikte sarkiyi soyleyen. benim hosuma gidiyor gitarist birisi olarak. sesi yaslansa da yillanmis sarap gibi her turlu seviyorum bu adamin sesini.
albumde begenmedigim uc sey var.
1- ilk sarki sonuk kalmis. bir turlu baslayamayan bir sarki gibi, savasa hazirlik var ama savas bi turlu cikmiyor.
2- janick'in sololarinda takilip kaldigi bir kac lick var artik bu adam bunlarin disina pek cikamiyor. kendisini cok severim ama sololarin pek tat vermedi janickcim. sen yine gitarini havaya dik vokale eslik eden lead gitarlari cal sabaha kadar dinlerim orasi ayri.
3- cok tiz sekilde arkadan kulagimiza batan stringlerden cok hoslanmadim.
daha once yazilmis sarkilar arasi soundlarda bazi farkliliklar dengesizlikler var sanki tum album tek seferde kadedilmemis de araya tatiller girmis gibi. umrumda mi? degil.
ozetle, onumuzdeki 1-2 sene boyunca ben dinleyecem lan derdim yok basa sarar sarar dinlerim bu albumu.
albumdeki cogu parcada eski albumlerindeki klasiklesmis parcalardan devsirme partisyonlar bulmak mumkun, zaten lezzeti kanitlanmis bir tatliyi farkli yan malzemelerle denemek gibi bir his verdi bana bu parcalar. yermisin? afiyetle yerim sonucta maiden yapmis.
mesela the parchment sarkisi sound olarak, genel ambiyans olarak brave new worlddeki the nomad ve the thin line between love and hate sarkilarinin harmanlanmasi gibi olmus. ayni sekilde hell on earth'in introsu sanki clansman 2 geliyor gibi bir intiba uyandiriyor.
hell on earth favori parcam olmakla birlikte days of the future past'in 2. hareketli verse kismindaki arkadaki gitar riffini cok begendim. 20 yildir bu adamlari dinlemekten bikmadim ve adamlara uretiyor.
the darkest hour zaten bir sarkiya cok benziyor dur lan ben bunu biliyorum bi yerden diyorsun ve dave murray solosu basladigi aha buldum, coming home mu dinliyorum acaba yanlislikla diyorsunu.
writing on the wall'da ise adrianin kralligini ilan etmesine sahit oluyorsunuz. maiden sarkilarinda bir solo genelde 16 olcu olur ve bu sarkida adrian 32 olculuk upuzun bir soloya imza atmis ve belirli bir melodik patterden uzaklasmadan 32 olcu boyunca o soloyu yardira yardira calmis.
artik bruce'un sesini yaslanmasindan olsa gerek biraz da gitar fazlaligindan olabilir nerdeyse her vokal partisyonuna birebir eslik eden bir lead gitar var bruce ile birlikte sarkiyi soyleyen. benim hosuma gidiyor gitarist birisi olarak. sesi yaslansa da yillanmis sarap gibi her turlu seviyorum bu adamin sesini.
albumde begenmedigim uc sey var.
1- ilk sarki sonuk kalmis. bir turlu baslayamayan bir sarki gibi, savasa hazirlik var ama savas bi turlu cikmiyor.
2- janick'in sololarinda takilip kaldigi bir kac lick var artik bu adam bunlarin disina pek cikamiyor. kendisini cok severim ama sololarin pek tat vermedi janickcim. sen yine gitarini havaya dik vokale eslik eden lead gitarlari cal sabaha kadar dinlerim orasi ayri.
3- cok tiz sekilde arkadan kulagimiza batan stringlerden cok hoslanmadim.
daha once yazilmis sarkilar arasi soundlarda bazi farkliliklar dengesizlikler var sanki tum album tek seferde kadedilmemis de araya tatiller girmis gibi. umrumda mi? degil.
ozetle, onumuzdeki 1-2 sene boyunca ben dinleyecem lan derdim yok basa sarar sarar dinlerim bu albumu.
devamını gör...
7.
devamını gör...
