türk televizyon tarihinin en önemli kahramanlarından biridir. tlc kanalında yayınlanan 90 days fiance ( evliliğe 90 gün) programının yıldızıdır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
program esnasında mürsel/ antalya yazan her saniye için balkona astığım bayraklarla üç milli maç çıkarabileceğimi düşünüyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir yabancı dil tutkunu olarak mürsel’in ingilizceye hakimiyeti gözlerimi yaşartmakla kalmıyor, mesleğimi sorgulama da neden oluyor. çünkü türkiye’nin en turistik şehrinde ve muhtemelen biraz da olsa ingilizceye maruz kalmış birinin dil yetmezliğinden ölecek halde olması bütün ülkenin ayıbıdır.

mürsel türk insanını tlc ekranlarında temsil ederken ille de sarılmalı, dokunmalı, tokalaşmalı sevgi gösterileri ile misafirperverliğimizi yedi cihana göstermiştir. ki bu amerikalılar için çok da alışıldık bir şey olmasa gerek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ablası ile yaptığı telefon konuşmasında sonra anna’yı bırakıp türkiye’ye dönen ve nasıl olduğunu kimsenin anlamadığı bir şekilde tekrar geri dönüp anna ile evlenen mürsel hiçbir şeyi ile değilse de samimiyeti ve iş bitiriciliğiyle ile artı puan toplamayı başarmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

telefondaki sözlük yardımı ile anna ile iletişim kurmayı başardığını gördüğümüz antalyalı mürsel’in annayı nasıl tavladığı, hala devam etmekte olan evliliği nasıl yürüttüğü konusunda çeşitli dedikodular olsa da göğsümüzü kabarttığı gerçeği asla değişmeyecektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

anna ve mürsel instagram’da ortak kullandıkları bir sayfa üzerinden bize kültür mozaiklerini sunmaya devam ediyorlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bi heyecan gelir.
bu çocuk beni niye arıyor kii, ayh açsam mı diye bir 5 dk düşünürülür.
ve o telefona cevap verdiğinde aslında onu ne kadar da özlediğini anlarsın..
birilerini ölürcesine seversiniz ama sonra ne mesaj yazarsınız ne de ararsınız.
şimdi o aramışken ve onu bir zamanlar ölürcesine sevmişken neden açmıyım ki. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yine güzeliz yani. nerden baksan hep güzel çıkıyoruz
devamını gör...

yandim. yandım. şu haber doğru ya yandım ben. topunuzun allah belasını versin.
devamını gör...

yürek burkan tepkidir.

her zaman ki gibi sözlükte takılıyor çatır çutur yazıyorsunuzdur. birden bildirim butonunuza 2 adet turuncu düşer.

siz kim bu acaba diye bakarkan pat 1 tane daha pat 1 tane daha derken ulan bu bana kesin aşık oldu diye düşünürsünüz.

cesaretle dolar içiniz, yazayım ben buna dersiniz.

+ merhaba, nasılsın ?

- siz kimsiniz?

+ yanlış anlamayın lütfen az önce seri fav attınız teşekkür etmek için yazdım.

- bir fav attım diye diyalog kurmazsak sevinirim.

+ (bkz: 404 not found)
devamını gör...

çek cumhuriyeti'nin gururu. bir çok farklı marka altında satışı olsa da, orijinalinin üzerinde "satışı hukuki olarak kısıtlıdır" minvalinde kabartma bulunur. üzerinde özel delikli kaşıkla şeker eritilerek tüketilmesi ve suyla seyreltilmesi makbuldür.

(eritme işlemi için şeker kaşığın üstüne,kaşık da bardağın üzerine konur. bir miktar absinthe, şekeri yalayarak dökülür. sonrasında artist artist o şeker yakılır. yanan şeker karamelize şekilde içki içine eriyerek damlar. son olarak bir miktar soğuk suyla seyreltilir.)

(bkz: dikkatle tüketiniz. gaza gelmeyiniz. afiyet olsun.)
devamını gör...

alpay'ın muhteşem şarkısı. haramiler de çok güzel yorumlamıştır.


şarkı sözleri:

fabrika kızı
gün doğarken her sabah
bir kız geçer kapımdan
köşeyi dönüp kaybolur
başı önde yorgunca

fabrikada tütün sarar
sanki kendi içer gibi
sararkende hayal kurar
bütün insanlar gibi

gün doğarken her sabah
bir kız geçer kapımdan
köşeyi dönüp kaybolur
başı önde yorgunca

fabrikada tütün sarar
sanki kendi içer gibi
sararkende hayal kurar
bütün insanlar gibi

bir evi olsun ister
birde içmeyen kocası
tanrı ne verirse geçinir gider
yeterki mutlu olsun yuvası

dışarda bir yağmur başlar
yüreğinde derin sızı
gözlerinden yaşlar akar
ağlar fabrika kızı

oysa yatağında bile
birgün uyku göremez
ihtiyar anası gibi
kadınlığı bilemez

makineler diken gibi
batar hergün kalbine
yün örecek elleri
hergün ekmek derdinde

gün batarken her akşam
bir kız geçer kapımdan
köşeyi dönüp kaybolur
başı önde yorgunca

fabrikada tütün sarar
sanki kendi içer gibi
sararkende hayal kurar
bütün insanlar gibi


alpay


haramiler
devamını gör...

birini vurdu diye onunla övünecek kadar insanlığımdan çıkmadım daha.
bundan olsa olsa utanılır.
devamını gör...

koşmak
çevremdeki kimse nedense hiç sevmiyor. ne anlıyorsun koşmaktan? yürüsene!!! çok sıcak bence koşma tarzı çok laf duyuyorum, en komiği de kalp doktorları koşma diyooo tarzı açıklamalar yapan koca göbekler...
devamını gör...

fransızcası système ınternational d'unités olan uluslararası birimler sistemi (kısaltması sı) tarafından belirlenmiş fiziksel nicelikleri ölçmek için olan yedi tane temel birimdir. bunlar:

uzunluk
sembolü : x veya r
birimi : metre
kısaltması : m

kütle
sembolü : m
birimi : kilogram
kısaltması : kg

zaman
sembolü : t
birimi : saniye
kısaltması : s

sıcaklık
sembolü : büyük t
birimi : kelvin
kısaltması : büyük k

ışık şiddeti
sembolü : lv
birimi : kandela
kısaltması : cd

elektrik akımı
sembolü : büyük ı veya i
birimi : amper
kısaltması : büyük a

madde miktarı
sembolü : n
birimi : mol
kısaltması : mol

diğer tüm birimler bu yedi temel birimden türetilmiştir. örnek vermek gerekirse (temel büyüklükler kalın harf ile gösterilmektedir):

hız:
v = x / t
yol yani uzunluk / zaman yani metre / saniye

ivme:
a = delta v / delta t
yukarıdaki (metre / saniye ) bölü saniye yani metre / saniye kare

kuvvet:
f = m . a
kütle çarpı ivme yani kilogram çarpı metre / saniye kare ( yani newton)
devamını gör...

eskiden sahip olmadığım ama son 5 yıldır kendimde gördüğüm durum. eskiden kırıldığım anda ifade edebilirdim kendimi, artık öyle olmuyor. bilmiyorum neden böyle bir değişim yaşadım, belki de yaş aldıkça kırıklarımı onarmam daha çok zaman aldığı için daha çok susuyorumdur. o anki konuşmama halim inat değil, sinir değil, başka bir his. içimde bir boşluk oluyor da sanki önce onu benim, kendimin doldurması gerekiyor gibi. bu sessizliği o kadar ciddi hissediyorum ki, yeni tanıştığım ve hayatımda önemli bir yer almaya başlayan insanlara en başta söylüyorum. "ben kırılırsam konuşmam, o an bana dokunma. bil ki benim böyle bir huyum var, sen uzaklaş ben toparlanınca gelip konuyu açacağım, konuşacağız." diyorum. evet o sessizlikten sonra gidip konuşuyorum, o suskunluk hali daim değil yani. kırıldığım noktaları içimde tutamıyorum çünkü, hem insan ilişkilerinde sorunların ertelenmesinden ziyade o anda çözülmesinden yanayım. tabii kırıldığım noktayı tamir edebilirsem gidip konuşuyorum, yoksa iletişimi bitiriyorum. maalesef. kırgınlığım geçmeden devam edemiyorum.
devamını gör...

sameblod (sami blood), amanda kernell’in yazıp yönettiği, 2016 yapımı bir film. filmde sami halkının isveç’te yaşadıkları ve maruz kaldıkları ayrımcı davranışlar genç bir kız özelinde anlatılıyor. film, kendisine “christina” olarak seslenilen yaşlı bir kadının, kızkardeşinin cenaze töreni dolayısıyla, çocukluğunun geçtiği yere oğlu ve torunu ile birlikte dönmesiyle başlıyor. buradan sonrasını biraz spoiler'lı anlatacağım.

--! spoiler !--

christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.

elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).

elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.

yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.

tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.

filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.

benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”

son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.

--! spoiler !--
devamını gör...

hayret ederek izlediğim insandır. daha bardağa doldurur doldurmaz iki çekişte bitiriveriyorlar. 'yüz derece kardeşim o çay, kaynıyor daha, bu nasıl dayanıklılık?' diye geçiriyorum içimden. helal olsun vallahi ben o şekilde içsem birinci dereceden yanık olur ağzım dilim.
devamını gör...

islam'a en büyük zararı kuran ile dalga geçenler değil "inandık" diyerek ilmi ile amel etmeyenler veriyor. saygı göstermeyenlerle “kötülüğü, iyiliğin en güzeliyle ortadan kaldır!”fussilet sûresi, 41/34 ya da “cahillerden yüz çevir”’râf sûresi, 7/199; ayetleri ile davranmaya çalışıyorum. saygı göstermelerini de beklemiyorum. ben de inanmadığım dinin değerlerine saygı göstermiyorum açıkçası. uzak durmaya ve kendi dinimi tanıtmaya anlatmaya çalışarak karşı geliyorum. hakarette bulunuyorsa bulunduğum ortamda ya şikayet ediyor ya ifşa ediyorum .çünkü günümüzde saygı kelimesi yumusatilmaya başlandı. önce farkındalık, sonra saygı gösterme, diyalog, hoşgörü, göz yumma, kaynaştırma diye adımlardan geçirilerek bi dünya azınlık tepemize çıkarılmaya başlandı.
devamını gör...

yazarlar için çaylak sistemi burada da er geç olacak.çürük elmalarında ayıklanacağına inanıyorum.kafa sözlük'ün ömrü bence epey uzun olacak.inşaallah öylede olur..
devamını gör...

probis
devamını gör...

az önce cuma namazından çıkarken onumde bir tane çocuğu olan abi vardı, namaz bitmişti ve çocuk "baba kaşar alıcaksın degil mi?" diye sordu sonra baba oğlum o kadar vericek paramız yok dedi. üzüldüm yani bu ülkede kasar peyniri bile lüks yapmışlar, diyecek bir şeyim yok.
devamını gör...

"anlamak masraflı iştir; emek ister, gayret ister, samimiyet ister.
yanlış anlamak kolaydır oysa. biraz kötü niyet, biraz da cahillik kafidir. " *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim