gri rengin tadı olsaydı nasıl olurdu sorunsalı
gri rengin tadı olmazdı.
bilirsiniz ki iki farklı tadı karıştırdığınızda ortaya çıkan ürün her zaman güzel bir şey olmaz. gri renk tam da bahsettiğim bu durumun kurbanı. iki farklı tadı karıştırmışlar, ortaya görüntüsü güzel olan ama yenilmeyecek kadar kötü tada sahip bir şey çıkmış.
belki de bu rengin müdavimi olduğum için ona dünya üzerindeki hiçbir şeye yakıştırmak istemiyorumdur. *
edit: düzeltme.
bilirsiniz ki iki farklı tadı karıştırdığınızda ortaya çıkan ürün her zaman güzel bir şey olmaz. gri renk tam da bahsettiğim bu durumun kurbanı. iki farklı tadı karıştırmışlar, ortaya görüntüsü güzel olan ama yenilmeyecek kadar kötü tada sahip bir şey çıkmış.
belki de bu rengin müdavimi olduğum için ona dünya üzerindeki hiçbir şeye yakıştırmak istemiyorumdur. *
edit: düzeltme.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
saat gecenin 3'ü. hava biraz serin ama çok üşütmüyor. hafif bir esinti sadece. karşıda uçsuz bucaksız bir deniz, denizin kenarında gecenin sessizliği ile konuşan bir kadın. altında eski bir eşofman, üzerinde ince, örme bir ceket.* aklında ise sorular. düşünüyor, "ne yapacağım?" diyor. ardından bir ses duyuyor yanından.
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da hiç çay içmedik
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da çay içmedik,
solunda oturan adam söylüyor bu şarkıyı. yüzünün yarısı görünüyor adamın. kirli sakallarını, karakteristik burnunu ve kalın kaşlarını seçebiliyor genç kadın. adam neden oturduğunu bilmiyor bu kadının yanına, "neden burada? neden bu şarkıyı söylüyor şu anda? ne yapıyor?", bilmiyor. kadın ise anlam veremeden susuyor öylece. bu nahif ve güzel sesi dinliyor sadece. devam ediyor adam.
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
makes hanım’ı kim sevmez?
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
yerimde olmayı kim istemez?
adam içindeki meraka yenilip yarıda kesiyor şarkıyı.
- ne işiniz var burada, bu saatte?
- sizin için bir önemi mi var?
- oldukça endişeli ve meraklı görünüyorsunuz, rahatsız etmek istememiştim. iyi akşamlar.
adam kalkıyor ve gidiyor kadının yanından, istemeye istemeye...
kadın düşünüyor, ne oldu len az önce?
ertesi gece, saat 4
kadın yine oturmuş denizle sohbet ediyor. sahil bomboş. ileride içen birkaç kişi dışında ortam sessiz. kadın onları duymuyor bile. ileriden bir adam geliyor, yanındaki banka oturuyor. kadın tanıyor bu adamı ama nereden? bilemiyor. önüne dönüyor kadın. düşüncelere dalıyor bir kez daha. sabah 6 suları, gün doğmaya başlıyor. "bir gece daha bitti. artık gitmeli " diye geçiriyor aklından. yanındaki uzun saplı çantasını almaya yeltendiği sırada yandaki bankta oturan adamı görüyor. adamın varlıģını dahi unutmuş kadın. ama adam hala orada. sonra hatırlıyor kadın. bu o adam, dün yanında şarkı söyleyen. kalkıyor banktan, hiç düşünmeden adamın yanına doğru ilerliyor. bunu fark eden adam büyük bir gülümseme ile karşılıyor kadını.
-merhaba.
-merhaba?
-siz dünkü beyefendi değil misiniz? şu şarkıyı söyleyen hani?
- ah, evet benim.
- ...
- dün düşünceli halinizi görünce merak etmiştim. bu gece de burada olacağınızı tahmin ettim. yanılmadım.
-size ne bundan?
- size karşı içimde bilemediğim bir merak var, merak ediyorum sizi.
-tamam da neden? tanışıyor muyuz daha önceden ?
- sanmıyorum.
-o zaman?
- bilmem...
hiçbir şey söylemeden adamın yanından ayrılıyor kadın. "ne tuhaf bir adam..." diye düşünüyor içinden.
gece saat 4 suları. adam sessiz adımlarla geliyor sahile. kadını arıyor gözleri. kadın yok etrafta.
"rahatsız ettim herhalde kadıncağazı. ah salak kafam, kapatsana çeneni." diye kızıyor kendisine. biçare oturuyor kadının her zamanki oturduğu banka. takıyor kulaklığını, başlıyor yakamozu izlemeye. adamın aklında kadın, peki ya kadın???
sabah gün doğmaya başlıyor. adam gidemiyor buradan. "ya gelirse o güzel kadın?" düşüncesi ile. bir yandan da korkuyor kadını rahatsız etmiş olmaktan. "neden? " diyor. "neden bu merakım? ". kendisi de cevap veremiyor buna.
ileriden biri geliyor, görüyor adam. yoksa o kadın mı? değil, olsa tanırdı çünkü. ama o gibi...
bir heyecan sarıyor adamı. ileriden, kendisine bol gelen örme ceketi ve elinde bez bir çanta ile ilerleyen o kadını artık net görüyor. kocaman bir gülümseme peydah oluyor adamın yüzünde. çaktırmadan önüne dönüyor, daha fazla rahatsız etmemek için kadını. kadın kendisine doğru ilerlemeye devam ediyor, görüyor fakat yanına oturmayacak biliyor. oysa ne güzel olurdu yanına otursa, diye düşünüyor.
- günaydın, diyor kadın.
-günaydın?
-rahatsız mı ediyorum?
-ah hayır, asla. oturur musunuz?
gülümseyerek oturuyor kadın.
- çay ister misiniz? emirgan'da değiliz ama olsun.
şaşırıyor adam.
-tabii isterim. teşekkürler.
kadın bez çantanın içinden kırmızı bir termos ve iki karton bardak çıkartıyor. adam şaşkın ve heyecanlı. başlıyorlar gün doğumunu izlerken çay içmeye. içleri sıcacık. çaydan mı? birlikte oldukları için mi? onlar da anlayamıyorlar...
tam 1 hafta boyunca bu iki kişi her gece buluşmaya başlıyorlar burada. birbirlerine şiirler okuyor, şarkılar söylüyor, hikayeler okuyorlar ve en önemlisi susuyorlar.
gecelerden birinde, her zamanki gibi güneş tepeye çıkıncaya kadar sohbet ediyorlar deniz eşliğinde.
- o zaman bu gece burada görüşmek üzere.
- peki saat 2 uygun mudur?
- anlaştık o zaman. saat 2'de burada.
adam kadının beklemediği bir şey yaparak sarılıyor kadına. kadın şaşkın bir şekilde sarıyor kollarını adama. iki şaşkın ve mutlu ruh, ayrılıyor o sabah bir kez daha.
gece kadın bekliyor adamı. saat 1.57. 3 dakika var. biliyor kadın, gecikmez bu adam. nereden biliyor bunu? onu da bilmiyor ama neredeyse emin gecikmeyeceğinden.
saat 3.39.
4.12
5.56
7.03
adam gelmedi, kadın ise bekledi sabaha kadar. "gelmeyecek demek ki" diyerek cebindeki sigaraya uzandı kadın. eline farklı bir şey değdi, hissetti. 4'e katlanmış bir kağıt parçası. okudu yavaşça bu birkaç kelimeyi. gözünden bir damla yaş aktı, denize karıştı. deniz sonsuza kadar o bir damla göz yaşını taşıdı. kadın ise affetmedi bu adamı.
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da hiç çay içmedik
bir keresinde biz makes hanım’la
emirgan’da çay içmedik,
solunda oturan adam söylüyor bu şarkıyı. yüzünün yarısı görünüyor adamın. kirli sakallarını, karakteristik burnunu ve kalın kaşlarını seçebiliyor genç kadın. adam neden oturduğunu bilmiyor bu kadının yanına, "neden burada? neden bu şarkıyı söylüyor şu anda? ne yapıyor?", bilmiyor. kadın ise anlam veremeden susuyor öylece. bu nahif ve güzel sesi dinliyor sadece. devam ediyor adam.
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
makes hanım’ı kim sevmez?
kim sevmez, kim sevmez söyleyin kim?
yerimde olmayı kim istemez?
adam içindeki meraka yenilip yarıda kesiyor şarkıyı.
- ne işiniz var burada, bu saatte?
- sizin için bir önemi mi var?
- oldukça endişeli ve meraklı görünüyorsunuz, rahatsız etmek istememiştim. iyi akşamlar.
adam kalkıyor ve gidiyor kadının yanından, istemeye istemeye...
kadın düşünüyor, ne oldu len az önce?
ertesi gece, saat 4
kadın yine oturmuş denizle sohbet ediyor. sahil bomboş. ileride içen birkaç kişi dışında ortam sessiz. kadın onları duymuyor bile. ileriden bir adam geliyor, yanındaki banka oturuyor. kadın tanıyor bu adamı ama nereden? bilemiyor. önüne dönüyor kadın. düşüncelere dalıyor bir kez daha. sabah 6 suları, gün doğmaya başlıyor. "bir gece daha bitti. artık gitmeli " diye geçiriyor aklından. yanındaki uzun saplı çantasını almaya yeltendiği sırada yandaki bankta oturan adamı görüyor. adamın varlıģını dahi unutmuş kadın. ama adam hala orada. sonra hatırlıyor kadın. bu o adam, dün yanında şarkı söyleyen. kalkıyor banktan, hiç düşünmeden adamın yanına doğru ilerliyor. bunu fark eden adam büyük bir gülümseme ile karşılıyor kadını.
-merhaba.
-merhaba?
-siz dünkü beyefendi değil misiniz? şu şarkıyı söyleyen hani?
- ah, evet benim.
- ...
- dün düşünceli halinizi görünce merak etmiştim. bu gece de burada olacağınızı tahmin ettim. yanılmadım.
-size ne bundan?
- size karşı içimde bilemediğim bir merak var, merak ediyorum sizi.
-tamam da neden? tanışıyor muyuz daha önceden ?
- sanmıyorum.
-o zaman?
- bilmem...
hiçbir şey söylemeden adamın yanından ayrılıyor kadın. "ne tuhaf bir adam..." diye düşünüyor içinden.
gece saat 4 suları. adam sessiz adımlarla geliyor sahile. kadını arıyor gözleri. kadın yok etrafta.
"rahatsız ettim herhalde kadıncağazı. ah salak kafam, kapatsana çeneni." diye kızıyor kendisine. biçare oturuyor kadının her zamanki oturduğu banka. takıyor kulaklığını, başlıyor yakamozu izlemeye. adamın aklında kadın, peki ya kadın???
sabah gün doğmaya başlıyor. adam gidemiyor buradan. "ya gelirse o güzel kadın?" düşüncesi ile. bir yandan da korkuyor kadını rahatsız etmiş olmaktan. "neden? " diyor. "neden bu merakım? ". kendisi de cevap veremiyor buna.
ileriden biri geliyor, görüyor adam. yoksa o kadın mı? değil, olsa tanırdı çünkü. ama o gibi...
bir heyecan sarıyor adamı. ileriden, kendisine bol gelen örme ceketi ve elinde bez bir çanta ile ilerleyen o kadını artık net görüyor. kocaman bir gülümseme peydah oluyor adamın yüzünde. çaktırmadan önüne dönüyor, daha fazla rahatsız etmemek için kadını. kadın kendisine doğru ilerlemeye devam ediyor, görüyor fakat yanına oturmayacak biliyor. oysa ne güzel olurdu yanına otursa, diye düşünüyor.
- günaydın, diyor kadın.
-günaydın?
-rahatsız mı ediyorum?
-ah hayır, asla. oturur musunuz?
gülümseyerek oturuyor kadın.
- çay ister misiniz? emirgan'da değiliz ama olsun.
şaşırıyor adam.
-tabii isterim. teşekkürler.
kadın bez çantanın içinden kırmızı bir termos ve iki karton bardak çıkartıyor. adam şaşkın ve heyecanlı. başlıyorlar gün doğumunu izlerken çay içmeye. içleri sıcacık. çaydan mı? birlikte oldukları için mi? onlar da anlayamıyorlar...
tam 1 hafta boyunca bu iki kişi her gece buluşmaya başlıyorlar burada. birbirlerine şiirler okuyor, şarkılar söylüyor, hikayeler okuyorlar ve en önemlisi susuyorlar.
gecelerden birinde, her zamanki gibi güneş tepeye çıkıncaya kadar sohbet ediyorlar deniz eşliğinde.
- o zaman bu gece burada görüşmek üzere.
- peki saat 2 uygun mudur?
- anlaştık o zaman. saat 2'de burada.
adam kadının beklemediği bir şey yaparak sarılıyor kadına. kadın şaşkın bir şekilde sarıyor kollarını adama. iki şaşkın ve mutlu ruh, ayrılıyor o sabah bir kez daha.
gece kadın bekliyor adamı. saat 1.57. 3 dakika var. biliyor kadın, gecikmez bu adam. nereden biliyor bunu? onu da bilmiyor ama neredeyse emin gecikmeyeceğinden.
saat 3.39.
4.12
5.56
7.03
adam gelmedi, kadın ise bekledi sabaha kadar. "gelmeyecek demek ki" diyerek cebindeki sigaraya uzandı kadın. eline farklı bir şey değdi, hissetti. 4'e katlanmış bir kağıt parçası. okudu yavaşça bu birkaç kelimeyi. gözünden bir damla yaş aktı, denize karıştı. deniz sonsuza kadar o bir damla göz yaşını taşıdı. kadın ise affetmedi bu adamı.
devamını gör...
dingo'nun ahırı
istanbul'da atlı tramvayların kullanıldığı yıllar... normalde iki at ile çekilen tramvaylara, oldukça dik olan şişhane yokuşunu çıkabilmesi için bir at daha koşulurmuş.
takviye atlar azapkapı'da tramvaya eklenir, taksim'de dingo isimli bir rum vatandaşın işlettiği ahırda dinlendirilir daha sonra tekrar azapkapı'ya götürülürmüş.
gün içinde sürekli atların girip çıktığı bu ahırın durumundan dolayı; her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için "dingo'nun ahırı" deyimi kullanılmaya başlanmıştır.
takviye atlar azapkapı'da tramvaya eklenir, taksim'de dingo isimli bir rum vatandaşın işlettiği ahırda dinlendirilir daha sonra tekrar azapkapı'ya götürülürmüş.
gün içinde sürekli atların girip çıktığı bu ahırın durumundan dolayı; her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için "dingo'nun ahırı" deyimi kullanılmaya başlanmıştır.
devamını gör...
kopan uzuvları yeniden büyütmek
o peri tozu değil olsa olsa kök hücre olur. biyolojinin yeni bir araştırma dalı oluşturuldu son yıllarda sentetik biyoloji diye bu konuyla ilgili çalışmaları mevcut . ama henüz erken bu tarz bir gelişme için.
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori normal sözlük yazarları
aktif yazar sayısı:5691
aktif çaylak yazar sayısı:7084 diyerekten duruma el koyuyorum.
tek tek yazar ismi verecek kadar daha canıma susamadim. alınmaca gücenmece,yazıklar olsun adım yazılmamış diyenlere, sus sözlük halkına oynama be artık diyenlere gelsin *
t: tüm sözlük üyeleri diyerek konuyu tatlıya bağlayan whis'cik.
(bkz: biz bu kafaya kolay gelmedik)
aktif çaylak yazar sayısı:7084 diyerekten duruma el koyuyorum.
tek tek yazar ismi verecek kadar daha canıma susamadim. alınmaca gücenmece,yazıklar olsun adım yazılmamış diyenlere, sus sözlük halkına oynama be artık diyenlere gelsin *
t: tüm sözlük üyeleri diyerek konuyu tatlıya bağlayan whis'cik.
(bkz: biz bu kafaya kolay gelmedik)
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
ben artık küstüm
beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına
beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar
atilla ilhan
beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına
beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar
atilla ilhan
devamını gör...
lahmacun
lahmacun soğansız yenir, soğansız yapılır.
aksini iddia eden lahmacun yediğini zannetmektedir.
lahmacunun membağında yaşayan biri olarak söylüyorum ki yediğiniz lahmacun değil.
(bkz: gaziantep lahmacunu)
aksini iddia eden lahmacun yediğini zannetmektedir.
lahmacunun membağında yaşayan biri olarak söylüyorum ki yediğiniz lahmacun değil.
(bkz: gaziantep lahmacunu)
devamını gör...
insanı mutlu eden ucuz şeyler
kendi içinde "insanı yalnızca pahalı şeylerin mutlu edebileceği" önyargısını barındıran başlık. fakat başlık altında maliyeti düşük mutluluk sebepleri barındıracağından okuması keyifli olacaktır. bir tane de ben örnek vermiş olayım: etipuf yiyip, sonra da ambalajını üfleyerek döndürmeye çalışma oyunu oynamak. etipuf en son bıraktığımda 50 kuruştu, insanı mutlu etme kapasitesi de epey yüksek.
devamını gör...
ukde bırakmak
sözlükte sıkça yaptığım durumdur, fitili ateşleyip kim ne girebilir merakla bekliyorum.
devamını gör...
karşı cinsten alınan son iltifat
yakında iltifat almadım sanırım. başlığı görünce aklıma geldi. kalbim çıt.
devamını gör...
sherlock holmes
ipek çorap davası ve baskerville'lerin köpeği filmlerine hayran olduğum özgüvenli dedektif.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
herkes çocuğum yaşında yok mu büyük ya yaşım 42 herkes 15 16
devamını gör...
yazarların en büyük hayali
seyyah olmak istiyorum. böyle çokca dile getirirsem olur belki. bir şeyi kırk defa dersen olur.
devamını gör...
bir delinin hatıra defteri
genco erkal ve yerel bir tiyatro sanatçısının yorumlarını izlemiş olduğum tek kişilik bir gösteridir. uzun yıllar erdal beşikçioğlu yorumunu da izleyebilmek için epey uğraştım. bir kere bilet bulmuştum onda da plansız gelişen durumlar nedeniyle gidememiştim, yazık oldu bilete...
şu sıralar erdal beşikçioğlu yorumu online platformda gösterime başlamıştır, duyduk duymadık demeyin. bir sonraki oyun 9 ocaktaymış. bilet ücretleri 35 tl imiş, uygun sayılır, amma kanlı canlı izlemenin yerini tutmayacağı da belli. belki değerlendirmek isteyenler olabilir diye portakallandırayım istedim. biletler biletixten...
şu sıralar erdal beşikçioğlu yorumu online platformda gösterime başlamıştır, duyduk duymadık demeyin. bir sonraki oyun 9 ocaktaymış. bilet ücretleri 35 tl imiş, uygun sayılır, amma kanlı canlı izlemenin yerini tutmayacağı da belli. belki değerlendirmek isteyenler olabilir diye portakallandırayım istedim. biletler biletixten...
devamını gör...
sözlükteki herkes sözlükten uçurulsun kampanyası
hepten kurtulmuş oluruz öyle kampanyalardan. destekliyorum.
devamını gör...
ikiz ruh
—alıntı————-
mö 4. yüzyılda yaşamış aristophanes aşkı mitolojik bir efsaneyle açıklar:
“insanlar yaratıldığında dört kollu, dört bacaklı, bir kafada iki ayrı yüze sahip, hermafrodit hermes/afrodit ve tek ruha sahip çok güçlü yaratıklarmış.
kendi kendilerine yetebildikleri ve çok güçlü oldukları için her türlü taşkınlığı yapar, tanrıları onurlandırmayı ihmal ederlermiş.
bir gün baş tanrı zeus bu olanlara çok sinirlenmiş ve insanları ortadan ikiye bölmüş; bir taraf erkek, bir taraf kadın olmuş. ikiye bölünen parçalar o kadar korkmuşlar ki birbirlerine sarılmışlar.
tanrılar bu işin böyle olmayacağını düşünüp, bedenleri bir çuvaldan yıldızları bırakır gibi karmakarışık bir düzen içinde uzayın sonsuzluğundaki dünyanın farklı yerlerine serpmişler. işte o gün bugündür yarım olan parçalar, tamamlanmak için diğer yarılarını arar olmuşlar.
bulduklarında tek bir ruh olup, tanrıların onları tekrar cennetine alması için…
günümüzde “ ruh eşi ya da ruh ikizi “ olarak bilinen kavram bu efsaneye dayanmaktadır.
efsane böyle ama gerçekten insanların ruh ikizi var mıdır?
bu soru tarih boyunca birçok medeniyet ve kültürde tartışılmış.
gerçekliği konusunda elle tutulur bir bilgi yoksa da, içten içe herkes bir ruh eşi olduğuna inanır.(ben hariç)
mö 4. yüzyılda yaşamış aristophanes aşkı mitolojik bir efsaneyle açıklar:
“insanlar yaratıldığında dört kollu, dört bacaklı, bir kafada iki ayrı yüze sahip, hermafrodit hermes/afrodit ve tek ruha sahip çok güçlü yaratıklarmış.
kendi kendilerine yetebildikleri ve çok güçlü oldukları için her türlü taşkınlığı yapar, tanrıları onurlandırmayı ihmal ederlermiş.
bir gün baş tanrı zeus bu olanlara çok sinirlenmiş ve insanları ortadan ikiye bölmüş; bir taraf erkek, bir taraf kadın olmuş. ikiye bölünen parçalar o kadar korkmuşlar ki birbirlerine sarılmışlar.
tanrılar bu işin böyle olmayacağını düşünüp, bedenleri bir çuvaldan yıldızları bırakır gibi karmakarışık bir düzen içinde uzayın sonsuzluğundaki dünyanın farklı yerlerine serpmişler. işte o gün bugündür yarım olan parçalar, tamamlanmak için diğer yarılarını arar olmuşlar.
bulduklarında tek bir ruh olup, tanrıların onları tekrar cennetine alması için…
günümüzde “ ruh eşi ya da ruh ikizi “ olarak bilinen kavram bu efsaneye dayanmaktadır.
efsane böyle ama gerçekten insanların ruh ikizi var mıdır?
bu soru tarih boyunca birçok medeniyet ve kültürde tartışılmış.
gerçekliği konusunda elle tutulur bir bilgi yoksa da, içten içe herkes bir ruh eşi olduğuna inanır.(ben hariç)
devamını gör...
yalnızgezenrusso
tanımlarını severek okuduğum yazardır. sözlüğün de gediklilerindendir. var olsun.
devamını gör...


