alaska
devamını gör...
tsk komando uzmanı eşi
siz hiç, mühendis eşi, öğretmen eşi, işçi eşi yazan gördünüz mü? bal gibi muhtaçlıkla alakası var
devamını gör...
yazarların her gün ziyaret ettikleri web siteleri
güzel başlıktır merakla ilgiyle okuyacağım.
sözlük tabi önemli
webtekno
kitap okurken uyurken ses olsun
ve pornhub var onun linkini eklemiyorum.
sözlük tabi önemli
webtekno
kitap okurken uyurken ses olsun
ve pornhub var onun linkini eklemiyorum.
devamını gör...
parasına kesinlikle değen şeyler
kitaplar.
devamını gör...
bir erkeğin en tatlı olduğu an
sevdiğine bağlılık gösterdiği andır
devamını gör...
hayal
son yıllarda unuttuğum muhteşem beyin aktivitesi ürünü. daha doğrusu unutturdular umutsuzlukla.
devamını gör...
7 eylül 2021 hollanda türkiye maçı
çok iyi bir jenerasyonu hiç ettin. eserinle gurur duy filozof.
devamını gör...
tarantino rodriguez evreni
quentin tarantino ve robert rodriguez filmlerinin senaryosunun bizim gerçekliğimizde geçmediği pek çok defa dile getirilmiş bir gerçek. normalde bulunmayan sigara, içecek vs. markalarının (big kahuna burger, red apple cigarettes, go juice vs.) tarantino'nun pek çok filminde görünmesinden ve ayrı filmlerdeki bazı karakterlerin akrabalık ilişkileri ortaya çıktıktan sonra neredeyse kesinleşen bu düşünceyi 2014 yılında tarantino onaylamıştır* ve evren hakkında ufak detaylar vermiştir. peki nedir bu ayrı evrenler? aslında temelde 4 evren ve evrenden bağımsız filmlerden oluşuyor demek yanlış olmayacaktır. tarantino-rodriguez evrenine kısa bir giriş yapmak gerekirse temel bilgilerden başlayalım.
bu dört evren kısaca; realer than real*, movie movie*, shaft ve elmore leonard universe olarak adlandırılabilir ama shaft ve elmore leonard evrenini kenara bırakırsak eğer asıl ilginç olan kısım realer than real ve movie movie evrenidir.
realer than real: realer than real evreni aslında bizim gerçekliğimiz ve tarantino gerçekliği arasında ilerleyen bir evren. yani temelde şu an bulunduğumuz gerçeklik ile bağlantısı var ama realer than real evreni tarantino'nun filmlerinde gerçekten yaşanmış tarihi olayları kendi alternatif sonları ile* bitirmesinden dolayı bir kırılma yaşanıyor ve evren bizim gerçekliğimiz yerine alternatif bir gerçeklik üzerinden ilerlemeye başlıyor. kronolojik olarak bakarsak evren 1858 yılında django unchained filmi ile başlıyor ama önceden realer than real sayılan film daha sonra movie movie olarak açıklandığı için esas kırılma inglourious basterds filmi ile yaşanıyor. peki neden?
inglourious basterds filminin genelinden ziyade sonu önemli aslında. bundan sonrası ufak bir spoiler içeriyor. hitler'in intihar edip ölmesinden ziyade tarantino gerçekliğinde hitler epey vahşi bir biçimde öldürüldü ve bu durum savaşı bitiren harekettti. bu durum mevcut gerçeklikte koca bir kırılmaya sebep oldu çünkü bu durum açıkça şiddet her şeyi çözer düşüncesini besledi. bu da tarantino evreninde şiddeti bir noktaya kadar insanların kabullenmesini ve hatta daha sık başvurmasını sağladı. realer than real universe'de insanlar şiddeti sorun değil çözüm olarak görüyorlar, bundan ötürü bizim gerçekliğimizden daha vahşi bir ortam hakim. gerçi bence tarantino evreni dünya sahnesine kıyasla şirin bile kalıyor ama konumuz bu değil.
realer than real evreninde geçen filmlere ufak bir göz atarsak eğer bunların sadece tarantino imzalı filmler olmadığını görüyoruz. bunun temel sebebi bu filmlerden bazılarını yönetmese bile senaryosunu kendisi yazması aslında.
realer than real evreninde geçen filmler: the hateful eight, once upon a time in hollywood, pulp fiction, reservoir dogs ve senaryosunu tarantino'nun yazdığı true romance.
movie in movie veya movie movie evrenine göz attıktan sonra filmler içerisindeki göndermeleri de ekleyeceğim.
movie movie: realer than real evreninden bir karakteri ele alalım; reservoir dogs filminden mr. blonde veya gerçek ismiyle victor "vic" vega* realer than real evreninden bir karakter ve kendi evreninde sinemaya gidip bir film izlemek istediğinde bilet alabileceği filmlerden biri kill bill. aslında mesele tam olarak bu. movie movie evrenine dahil olan filmler tamamen realer than real evrenindeki gerçek karakterlerin sinemada izleyebileceği filmlerden oluşuyor yani gerçek değiller, o evrende bir geçerlilikleri yok çünkü onlar yalnızca film. iyi de nasıl anlaşılıyor hangisinin realer than real hangisinin movie movie evreninde olduğu diyenler olacaktır şüphesiz. cevap oldukça basit aslında. movie movie evreninin temel özelliklerini kavramak yeterli.
movie movie filmlerindeki herhangi bir karakter asla realer than real evreninde var olamaz çünkü gerçek değil kurgudan ibaretlerdir ama realer than real evrenindeki herhangi bir karakteri rahatlıkla movie movie evreninde görebiliriz. ek olarak zaten tarantino'nun filmlerindeki şiddet unsuru malum, her zaman daha şiddetli ve bir parça gerçek dışı olan filmler yüksek ihtimal movie movie evreninde geçiyordur. en önemli detay ise karakter görünümleri ve referansları. bu iki evren kendi içinde karakterleri veya o karakterler ile akraba ilişkisi olan başka karakterleri barındırıyor. movie movie filmlerini ekledikten sonra bu karakter referansları nedir ufak bir göz atmak gerek.
movie movie evreninde geçen filmler: django unchained, from dusk till down - remake ( from dusk till down 2014) ve spin-off olan curdled, death proof, planet terror, kill bill, kill bill vol. 2, machete, spy kids serisi, el mariachi, desperado, once upon a time mexico.
buradan sonrası ağır spoiler içermekle beraber çok fazla karakter referansı içereceğinden kafa karıştırıcı ve yorucu olacak.
ilk olarak belki de en bilinen pulp fiction-kill bill referansı ile başlayalım. bunun uzun zamandır planlı bir evren olduğunun en temel kanıtıdır aslında bu referans. pulp fiction karakteri yani realer than real evreninden bir karakter olan mia wallace bir sahnede vincent vega'ya kill bill serisinde gördüğümüz 5* kadın karakterin ana hatlarını çizerek anlatıyor. daha sonra ilerleyen yıllarda zaten mia wallece karakterini oynayan uma thurman'ın kill bill serisinde bride karakterini canlandırdığını göreceğiz ki o zamanlar bundan pek haberimiz olduğu söylenemez. bu pulp fiction'da bulunan ilk bağlantı değil. bir diğer bağlantı az önce bahsettiğim reservoir dogs filmindeki mr.blonde yani victor vega karakteri. soyisimlerinden de anlaşılacağı üzere pulp fiction'ın efsanevi karakteri vincent vega ile aile bağları var ve hatta kardeşler. yine bir pulp fiction-reservoir dogs referansı daha var. reservoir dogs filmindeki mr. white karakterinin gerçek ismi larry dimmick, pulp fiction'da tarantino tarafından canlandırılan jimmy dimmick karakteri ile yüksek ihtimal kardeşler.
bir diğer güzel detay true romance filminde ortaya çıkıyor. hatta iki detay demek daha doğru olacaktır. reservoir dogs filmindeki mr.white karakterinin alabama diye bir kadınla çalıştığını biliyorduk. true romance'in ana karakterlerinden biri olan alabama whitman -ki soyismi açık bir mesaj çünkü tarantino şaka yapmaz arkadaşlar*- aslında reservoir dogs filminde ismi geçen alabama karakterinin kendisi. bir diğer bağlantı inglourious basterds filminden geliyor ki pek beklenmedik sayılmaz. true romance filminde gördüğümüz lee donowitz karakteri ing.basterds filminin the bear jew'i donny donowitz'in oğlu. büyük bir referans sayılmasa bile evrenin iç içe geçmiş olduğunun ufak bir kanıtı daha var. seymour scagnetti, reservoir dogs'da bay blonde'un şartlı tahliye memuru olarak tanıtılmıştı ve daha sonra true romance filminde jack scagnetti karakteri ile tanışıyoruz. ya tarantino soyisim bulamıyor ya da gerçekten akraba hatta muhtemelen kardeşler. burayı biraz daha eşelersek yine çıkan çok fazla detay var.
seymour scagnetti'nin reservoir dogs'daki orijinal adı craig koons'du. pulp fiction'da, christopher walken'in eski pow'u kaptan koon olarak adlandırılıyor. django unchained'de smitty bascall çetesinin bir parçası olan crazy craig koons walken'in büyük-büyük-büyükbabası muhtemelen. smitty bascall çetesinin bir diğer üyesi, natural born killers'da ortaya çıkan bir isim olan gerald nash. mr. blonde tarafından reservoir dogs'da işkence gören adamın adı marvin nash bu arada. ya tarantino soyadı bulamıyor ya da ben delirdim muhtemelen.
yine django filmine dönelim, waltz'ın canlandırdığı dr. king schultz karakteri tanıdık geldi mi? hani karısının adı paula olan... evet. peki o zaman kill bill vol.2 filminde bride karakterini gömdükleri 1823-1853 paula schultz mezarını hatırlayan var mı? jackpot! şimdi burada şu sorun ortaya çıkıyor. ya django movie movie ama olamaz çünkü realer than real evreni ile karakter bağlantısı var ya da tarantino ve rodriguez bizimle dalga geçiyor. burada django bir noktada muğlak bir film olarak kalıyor çünkü realer than real evrenindeki gerçek bir kişiye aslında movie movie evreninde referans verilebilir tıpkı bizim tarihte gerçekten yaşamış olan karakterlere filmlerde yer verebildiğimiz gibi ama yine de django'yu muğlakta bırakmak daha akıllıca olacaktır çünkü tarantino bu. yine muhtemelen sadece kendisinin güldüğü bir şaka yapıyor ama biz hiç anlamıyoruz. django unchained'e geri dönersek orada maynard olduğunu öne süren bir karakter var, bu muhtemelen pulp fiction'daki maynard'ın soyuna bir gönderme.
yine de movie movie karakterleri filmler arasında hareket edebiliyorlar ve bunu akraba bağlantıları ile yapmıyorlar. şerif earl mcgraw ve oğlu edgar mcgrav karakteri filmler arasında kendi karakterleri olarak tekrar görünüyor ve movie movie evreni de bir noktada kendi gerçekliğini yaratıyor yani tarantino çıkıp film içinde film içinde film isimli bir evren yaratabilir eğer isterse. bazen acaba biz de tarantino evrenindeyiz ve haberimiz mi yok diye düşünüyorum...
the hateful eight filmindeki tim roth'un canlandırdığı oswaldo mobray yani diğer adıyla pete hicox karakteri yine kan bağı ile inglorious basterds filminde michael fassbender'ın canlandırdığı archie hicox karakteri ile bağlanıyor.
ve gelelim diğer iki evrene, shaft ve elmore leonard.
shaft evreni: ilk önce gordon parks daha sonra ise john guillermin, john singleton, tim story tarafından yönetilen shaft serisi tarantino-rodriguez evreni ile bağlantılı hatta evrenin bir parçası ama en büyük bağlantı django unchained filminden geliyor. ana karakter olan john shaft (serinin ilk filmindeki), django ve broomhilda von shaft'ın soyundan geliyor.
elmore leonard evreni: elmore leonard tarafından yazılmış romanlardan uyarlama filmleri ifade eden evren. jackie brown filmi buna en net örnek olabilir. filmler yine diğer evrenlerde olduğu gibi yalnızca kendi içinde bağlantılı.
tarantino-rodriguez evreninin bağımsız filmleri: roadracers, four room, the faculyt, the adventures of sharkboy and lavagirl, sin city, sin city: a dame to kill for.
unuttuğum detaylar olursa sonra ekleyeceğim.
bu dört evren kısaca; realer than real*, movie movie*, shaft ve elmore leonard universe olarak adlandırılabilir ama shaft ve elmore leonard evrenini kenara bırakırsak eğer asıl ilginç olan kısım realer than real ve movie movie evrenidir.
realer than real: realer than real evreni aslında bizim gerçekliğimiz ve tarantino gerçekliği arasında ilerleyen bir evren. yani temelde şu an bulunduğumuz gerçeklik ile bağlantısı var ama realer than real evreni tarantino'nun filmlerinde gerçekten yaşanmış tarihi olayları kendi alternatif sonları ile* bitirmesinden dolayı bir kırılma yaşanıyor ve evren bizim gerçekliğimiz yerine alternatif bir gerçeklik üzerinden ilerlemeye başlıyor. kronolojik olarak bakarsak evren 1858 yılında django unchained filmi ile başlıyor ama önceden realer than real sayılan film daha sonra movie movie olarak açıklandığı için esas kırılma inglourious basterds filmi ile yaşanıyor. peki neden?
inglourious basterds filminin genelinden ziyade sonu önemli aslında. bundan sonrası ufak bir spoiler içeriyor. hitler'in intihar edip ölmesinden ziyade tarantino gerçekliğinde hitler epey vahşi bir biçimde öldürüldü ve bu durum savaşı bitiren harekettti. bu durum mevcut gerçeklikte koca bir kırılmaya sebep oldu çünkü bu durum açıkça şiddet her şeyi çözer düşüncesini besledi. bu da tarantino evreninde şiddeti bir noktaya kadar insanların kabullenmesini ve hatta daha sık başvurmasını sağladı. realer than real universe'de insanlar şiddeti sorun değil çözüm olarak görüyorlar, bundan ötürü bizim gerçekliğimizden daha vahşi bir ortam hakim. gerçi bence tarantino evreni dünya sahnesine kıyasla şirin bile kalıyor ama konumuz bu değil.
realer than real evreninde geçen filmlere ufak bir göz atarsak eğer bunların sadece tarantino imzalı filmler olmadığını görüyoruz. bunun temel sebebi bu filmlerden bazılarını yönetmese bile senaryosunu kendisi yazması aslında.
realer than real evreninde geçen filmler: the hateful eight, once upon a time in hollywood, pulp fiction, reservoir dogs ve senaryosunu tarantino'nun yazdığı true romance.
movie in movie veya movie movie evrenine göz attıktan sonra filmler içerisindeki göndermeleri de ekleyeceğim.
movie movie: realer than real evreninden bir karakteri ele alalım; reservoir dogs filminden mr. blonde veya gerçek ismiyle victor "vic" vega* realer than real evreninden bir karakter ve kendi evreninde sinemaya gidip bir film izlemek istediğinde bilet alabileceği filmlerden biri kill bill. aslında mesele tam olarak bu. movie movie evrenine dahil olan filmler tamamen realer than real evrenindeki gerçek karakterlerin sinemada izleyebileceği filmlerden oluşuyor yani gerçek değiller, o evrende bir geçerlilikleri yok çünkü onlar yalnızca film. iyi de nasıl anlaşılıyor hangisinin realer than real hangisinin movie movie evreninde olduğu diyenler olacaktır şüphesiz. cevap oldukça basit aslında. movie movie evreninin temel özelliklerini kavramak yeterli.
movie movie filmlerindeki herhangi bir karakter asla realer than real evreninde var olamaz çünkü gerçek değil kurgudan ibaretlerdir ama realer than real evrenindeki herhangi bir karakteri rahatlıkla movie movie evreninde görebiliriz. ek olarak zaten tarantino'nun filmlerindeki şiddet unsuru malum, her zaman daha şiddetli ve bir parça gerçek dışı olan filmler yüksek ihtimal movie movie evreninde geçiyordur. en önemli detay ise karakter görünümleri ve referansları. bu iki evren kendi içinde karakterleri veya o karakterler ile akraba ilişkisi olan başka karakterleri barındırıyor. movie movie filmlerini ekledikten sonra bu karakter referansları nedir ufak bir göz atmak gerek.
movie movie evreninde geçen filmler: django unchained, from dusk till down - remake ( from dusk till down 2014) ve spin-off olan curdled, death proof, planet terror, kill bill, kill bill vol. 2, machete, spy kids serisi, el mariachi, desperado, once upon a time mexico.
buradan sonrası ağır spoiler içermekle beraber çok fazla karakter referansı içereceğinden kafa karıştırıcı ve yorucu olacak.
ilk olarak belki de en bilinen pulp fiction-kill bill referansı ile başlayalım. bunun uzun zamandır planlı bir evren olduğunun en temel kanıtıdır aslında bu referans. pulp fiction karakteri yani realer than real evreninden bir karakter olan mia wallace bir sahnede vincent vega'ya kill bill serisinde gördüğümüz 5* kadın karakterin ana hatlarını çizerek anlatıyor. daha sonra ilerleyen yıllarda zaten mia wallece karakterini oynayan uma thurman'ın kill bill serisinde bride karakterini canlandırdığını göreceğiz ki o zamanlar bundan pek haberimiz olduğu söylenemez. bu pulp fiction'da bulunan ilk bağlantı değil. bir diğer bağlantı az önce bahsettiğim reservoir dogs filmindeki mr.blonde yani victor vega karakteri. soyisimlerinden de anlaşılacağı üzere pulp fiction'ın efsanevi karakteri vincent vega ile aile bağları var ve hatta kardeşler. yine bir pulp fiction-reservoir dogs referansı daha var. reservoir dogs filmindeki mr. white karakterinin gerçek ismi larry dimmick, pulp fiction'da tarantino tarafından canlandırılan jimmy dimmick karakteri ile yüksek ihtimal kardeşler.
bir diğer güzel detay true romance filminde ortaya çıkıyor. hatta iki detay demek daha doğru olacaktır. reservoir dogs filmindeki mr.white karakterinin alabama diye bir kadınla çalıştığını biliyorduk. true romance'in ana karakterlerinden biri olan alabama whitman -ki soyismi açık bir mesaj çünkü tarantino şaka yapmaz arkadaşlar*- aslında reservoir dogs filminde ismi geçen alabama karakterinin kendisi. bir diğer bağlantı inglourious basterds filminden geliyor ki pek beklenmedik sayılmaz. true romance filminde gördüğümüz lee donowitz karakteri ing.basterds filminin the bear jew'i donny donowitz'in oğlu. büyük bir referans sayılmasa bile evrenin iç içe geçmiş olduğunun ufak bir kanıtı daha var. seymour scagnetti, reservoir dogs'da bay blonde'un şartlı tahliye memuru olarak tanıtılmıştı ve daha sonra true romance filminde jack scagnetti karakteri ile tanışıyoruz. ya tarantino soyisim bulamıyor ya da gerçekten akraba hatta muhtemelen kardeşler. burayı biraz daha eşelersek yine çıkan çok fazla detay var.
seymour scagnetti'nin reservoir dogs'daki orijinal adı craig koons'du. pulp fiction'da, christopher walken'in eski pow'u kaptan koon olarak adlandırılıyor. django unchained'de smitty bascall çetesinin bir parçası olan crazy craig koons walken'in büyük-büyük-büyükbabası muhtemelen. smitty bascall çetesinin bir diğer üyesi, natural born killers'da ortaya çıkan bir isim olan gerald nash. mr. blonde tarafından reservoir dogs'da işkence gören adamın adı marvin nash bu arada. ya tarantino soyadı bulamıyor ya da ben delirdim muhtemelen.
yine django filmine dönelim, waltz'ın canlandırdığı dr. king schultz karakteri tanıdık geldi mi? hani karısının adı paula olan... evet. peki o zaman kill bill vol.2 filminde bride karakterini gömdükleri 1823-1853 paula schultz mezarını hatırlayan var mı? jackpot! şimdi burada şu sorun ortaya çıkıyor. ya django movie movie ama olamaz çünkü realer than real evreni ile karakter bağlantısı var ya da tarantino ve rodriguez bizimle dalga geçiyor. burada django bir noktada muğlak bir film olarak kalıyor çünkü realer than real evrenindeki gerçek bir kişiye aslında movie movie evreninde referans verilebilir tıpkı bizim tarihte gerçekten yaşamış olan karakterlere filmlerde yer verebildiğimiz gibi ama yine de django'yu muğlakta bırakmak daha akıllıca olacaktır çünkü tarantino bu. yine muhtemelen sadece kendisinin güldüğü bir şaka yapıyor ama biz hiç anlamıyoruz. django unchained'e geri dönersek orada maynard olduğunu öne süren bir karakter var, bu muhtemelen pulp fiction'daki maynard'ın soyuna bir gönderme.
yine de movie movie karakterleri filmler arasında hareket edebiliyorlar ve bunu akraba bağlantıları ile yapmıyorlar. şerif earl mcgraw ve oğlu edgar mcgrav karakteri filmler arasında kendi karakterleri olarak tekrar görünüyor ve movie movie evreni de bir noktada kendi gerçekliğini yaratıyor yani tarantino çıkıp film içinde film içinde film isimli bir evren yaratabilir eğer isterse. bazen acaba biz de tarantino evrenindeyiz ve haberimiz mi yok diye düşünüyorum...
the hateful eight filmindeki tim roth'un canlandırdığı oswaldo mobray yani diğer adıyla pete hicox karakteri yine kan bağı ile inglorious basterds filminde michael fassbender'ın canlandırdığı archie hicox karakteri ile bağlanıyor.
ve gelelim diğer iki evrene, shaft ve elmore leonard.
shaft evreni: ilk önce gordon parks daha sonra ise john guillermin, john singleton, tim story tarafından yönetilen shaft serisi tarantino-rodriguez evreni ile bağlantılı hatta evrenin bir parçası ama en büyük bağlantı django unchained filminden geliyor. ana karakter olan john shaft (serinin ilk filmindeki), django ve broomhilda von shaft'ın soyundan geliyor.
elmore leonard evreni: elmore leonard tarafından yazılmış romanlardan uyarlama filmleri ifade eden evren. jackie brown filmi buna en net örnek olabilir. filmler yine diğer evrenlerde olduğu gibi yalnızca kendi içinde bağlantılı.
tarantino-rodriguez evreninin bağımsız filmleri: roadracers, four room, the faculyt, the adventures of sharkboy and lavagirl, sin city, sin city: a dame to kill for.
unuttuğum detaylar olursa sonra ekleyeceğim.
devamını gör...
zaman
şu ana kadar her şeye hükmedebilen insanlığın hükmedemediği gerçek. ne yapışır, ne bulaşır, ne rehin alınır, ne tartılır, ne hassas aletle görülür. tutsak edilmeyen, baskı altına alınmayan, önüne engel çekilemeyen akışkan tek şeydir zaman.
devamını gör...
aşk
+ peki aşk nedir?
- çok abartılıyor. biyokimyasal açıdan, çok fazla çikolata yemekten farksızdır.
çok güzel bir filmden alıntı.
- çok abartılıyor. biyokimyasal açıdan, çok fazla çikolata yemekten farksızdır.
çok güzel bir filmden alıntı.
devamını gör...
get out
başrol oyuncusunu black mirror adlı dizinin bir bölümünde de izlemiştim. filmde de performansı başarılıydı.
filme gelirsem, uzun zaman ve hala etkisinden kurtulabilmiş değilim. rüyalarımızdaki kaçmaya çalışıp da bir türlü başaramamak gibi bir duygu yaşattı bana. filmde ise chris’in çaresizliği ve kapana kısılmış hali, beyin yıkama işlemi, zihninin arka köşelerine hapsedilme duygusu, bedeninde başka baskın bir kişinin dolaşması fikri gerçekten ürkütücüydü. sanırım öcü böcülerden çok bu tarz, imkan dahilinde olan kabuslardan korkuyorum ben filmlerde. teknolojinin geldiği bu noktada, özellikle beyin yıkama işleminin neredeyse 80-100 yıldır yapılıyor oluşu , bu filmdeki işlemin de imkan dahilinde olduğunu gösteriyor.
chris en minnoş duygularıyla , sevdiği kadının ailesiyle tanışmaya gelmesi ve kız arkadaşının chris’in en yakın arkadaşıyla konuşurkenki yüzünde oluşan hissiz ifade beni ürkütmeye yetti. bir de evin hizmetçisinin aslında kim olduğunu öğrendiğimde.
kısacası sürprizlerle dolu bir film. chris’in hapsedildiği o ‘karanlık’tan çıkmaya çalışması beraberinde hareketli sahneleri getiriyor. zaten filmde chris’in korkusunu hissederken, diğerlerinin soğukkanlı halleri yeterli gerilim faktörü.
değişik bir film arıyorsanız izleyin. ayırdığınız zamana değecektir.
filme gelirsem, uzun zaman ve hala etkisinden kurtulabilmiş değilim. rüyalarımızdaki kaçmaya çalışıp da bir türlü başaramamak gibi bir duygu yaşattı bana. filmde ise chris’in çaresizliği ve kapana kısılmış hali, beyin yıkama işlemi, zihninin arka köşelerine hapsedilme duygusu, bedeninde başka baskın bir kişinin dolaşması fikri gerçekten ürkütücüydü. sanırım öcü böcülerden çok bu tarz, imkan dahilinde olan kabuslardan korkuyorum ben filmlerde. teknolojinin geldiği bu noktada, özellikle beyin yıkama işleminin neredeyse 80-100 yıldır yapılıyor oluşu , bu filmdeki işlemin de imkan dahilinde olduğunu gösteriyor.
chris en minnoş duygularıyla , sevdiği kadının ailesiyle tanışmaya gelmesi ve kız arkadaşının chris’in en yakın arkadaşıyla konuşurkenki yüzünde oluşan hissiz ifade beni ürkütmeye yetti. bir de evin hizmetçisinin aslında kim olduğunu öğrendiğimde.
kısacası sürprizlerle dolu bir film. chris’in hapsedildiği o ‘karanlık’tan çıkmaya çalışması beraberinde hareketli sahneleri getiriyor. zaten filmde chris’in korkusunu hissederken, diğerlerinin soğukkanlı halleri yeterli gerilim faktörü.
değişik bir film arıyorsanız izleyin. ayırdığınız zamana değecektir.
devamını gör...
nude atmak
attığınız kişiler büyük ihtimalle arkadaşlarına atıyor. bu şekilde yayılıyor. güvenip kimseye atılmamalıdır. (bkz: yapılamaması gereken şeyler)
devamını gör...
pornhub
bir a haber değildir.
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
çay ve tea. hemen hemen bütün dillerde aynı şekilde telaffuz edilir ve aynı anlama gelir.
çayın anavatanı çin'dir. mandarin lehçesinde ç'a, amoy lehçesinde t'e olarak kullanılır.
çayın ipek yolu üzerinden ulaştığı ülkelerde çay vb. kelimeler kullanılırken, deniz yoluyla ulaştığı ülkelerde tea vb. kelimeler kullanılmıştır. hollanda doğu hindistan şirketi (the dutch east ındia company), çin'den avrupa’ya ilk çay ihracatını yapan şirket olarak biliniyordu. böylelikle avrupalılar bu bitkiyi daha çok tea ismiyle tanıdı. aşağıda ülkelere göre söylenişini görebilirsiniz.
afrikaans : tee
arnavutça : caj (telaffuz edilen chai)
arapça : chai veya şeytan
ermenice : te
azerice : caj (telaffuz edilen chai)
bask : çay
belarusça : harbatu
bengalce / bangla : cha
bulgarca : chai
katalanca : té
çince (kanton) : cha
çince (mandarin) : cha (ikinci ton / yükselen bir tonda "a" ile telaffuz edilir)
hırvatça : caj (telaffuz edilen chai)
çek : caj (telaffuz edilen cha-i)
danca : te
hollandaca : thee
ingilizce : tea
esperanto : teo
filipinli / tagalog : tsaa
fince : tee
fransızca : le thé (erkeksi)
galiçya : té
gürcüce : chai
almanca : der tee
yunanca : tsai
haiti kreol : té
ibranice : teh
hintçe : chai
macarca : çay (çoğul: tik ağacı)
irlandalı : tae
italyanca : te (telaffuz)
izlandaca : te
endonezya dili: teh
japonca : o-cha
korece : cha
letonca : teja (telaffuz edilen tay-ya)
lüksemburgca : téi
makedonca : chaj (telaffuz edilen chai)
malay dili : teh
malta dili : te
norveççe : te
farsça : chay (çoğu bölgede belirgin chai)
lehçe : herbata
portekizce : cha (brezilya aksanıyla telaffuz edilen shah)
romence : ceai
rusça : chai
sırp : caj (telaffuz edilen chai)
slovakça : caj (telaffuz edilen chai)
slovence : caj (telaffuz edilen chai)
somali : şaah
ispanyolca : el té (erkeksi; telaffuz edilen tay)
svahili : chai (telaffuz edilen cha-i)
isveççe : te
taiwanese : de
tamilce ( sri lanka ) : çay
tayland : chah (chah yen tay buzlu çay anlamına gelir)
tibet : cha veya ja
türkçe : çay
ukraynaca : chaj (telaffuz edilen chay)
urduca : chai
(kuzey) vietnam dili: che
(güney) vietnamlı : tra (bazen telaffuz edilen cha veya ja)
galce : te
yidiş : tey
zulu : itiye
kaynak
kaynak
çayın anavatanı çin'dir. mandarin lehçesinde ç'a, amoy lehçesinde t'e olarak kullanılır.
çayın ipek yolu üzerinden ulaştığı ülkelerde çay vb. kelimeler kullanılırken, deniz yoluyla ulaştığı ülkelerde tea vb. kelimeler kullanılmıştır. hollanda doğu hindistan şirketi (the dutch east ındia company), çin'den avrupa’ya ilk çay ihracatını yapan şirket olarak biliniyordu. böylelikle avrupalılar bu bitkiyi daha çok tea ismiyle tanıdı. aşağıda ülkelere göre söylenişini görebilirsiniz.
afrikaans : tee
arnavutça : caj (telaffuz edilen chai)
arapça : chai veya şeytan
ermenice : te
azerice : caj (telaffuz edilen chai)
bask : çay
belarusça : harbatu
bengalce / bangla : cha
bulgarca : chai
katalanca : té
çince (kanton) : cha
çince (mandarin) : cha (ikinci ton / yükselen bir tonda "a" ile telaffuz edilir)
hırvatça : caj (telaffuz edilen chai)
çek : caj (telaffuz edilen cha-i)
danca : te
hollandaca : thee
ingilizce : tea
esperanto : teo
filipinli / tagalog : tsaa
fince : tee
fransızca : le thé (erkeksi)
galiçya : té
gürcüce : chai
almanca : der tee
yunanca : tsai
haiti kreol : té
ibranice : teh
hintçe : chai
macarca : çay (çoğul: tik ağacı)
irlandalı : tae
italyanca : te (telaffuz)
izlandaca : te
endonezya dili: teh
japonca : o-cha
korece : cha
letonca : teja (telaffuz edilen tay-ya)
lüksemburgca : téi
makedonca : chaj (telaffuz edilen chai)
malay dili : teh
malta dili : te
norveççe : te
farsça : chay (çoğu bölgede belirgin chai)
lehçe : herbata
portekizce : cha (brezilya aksanıyla telaffuz edilen shah)
romence : ceai
rusça : chai
sırp : caj (telaffuz edilen chai)
slovakça : caj (telaffuz edilen chai)
slovence : caj (telaffuz edilen chai)
somali : şaah
ispanyolca : el té (erkeksi; telaffuz edilen tay)
svahili : chai (telaffuz edilen cha-i)
isveççe : te
taiwanese : de
tamilce ( sri lanka ) : çay
tayland : chah (chah yen tay buzlu çay anlamına gelir)
tibet : cha veya ja
türkçe : çay
ukraynaca : chaj (telaffuz edilen chay)
urduca : chai
(kuzey) vietnam dili: che
(güney) vietnamlı : tra (bazen telaffuz edilen cha veya ja)
galce : te
yidiş : tey
zulu : itiye
kaynak
kaynak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
söyleyeceğim çok mu şey var?
yaşıyorum sonuçta, ne bileyim.
bel kemiğiyim kendi hayatımın,
dilinden de anlamıyorum kendi kendimin.
ama bel kemiğimdeki sızı
içten içe, biliyorum
kurşun gibi, ansızın
beni öldürüyor.
içtenlikle karşılama beni.
içini çekme
ama çek kurtar bu çukurun içinden.
yüzünü çevirme benden dedim,
ne laf anlatabildim
ne hendekten sağ çıktı deve.
yoruldum ben de
ölmeden son bi ağzını öpeyim
yuh, deve!
yaşıyorum sonuçta, ne bileyim.
bel kemiğiyim kendi hayatımın,
dilinden de anlamıyorum kendi kendimin.
ama bel kemiğimdeki sızı
içten içe, biliyorum
kurşun gibi, ansızın
beni öldürüyor.
içtenlikle karşılama beni.
içini çekme
ama çek kurtar bu çukurun içinden.
yüzünü çevirme benden dedim,
ne laf anlatabildim
ne hendekten sağ çıktı deve.
yoruldum ben de
ölmeden son bi ağzını öpeyim
yuh, deve!
devamını gör...
hala hayattan zevk almayı başaran insan
takdir edilesi insandır. hayata küstürülmemeli ve unesco miras listesine alınmalıdır.
devamını gör...
yazarların iltifat aldıklarında verdikleri tepki
yok ya diyorum, cidden öylesin diyorlar. iki kere iltifat alıyorum.
devamını gör...
çirkin bir kadın olmak
küçükken çok güzel bir çocuktum. herkes bana çok güzel olduğumu söylerdi. ama öyle böyle değil yani. nasıl abartmalar nasıl abartmalar... büyüyünce dehşet-ül vahşet olacakmışım. çok güzelim çok. neyse herkes beni çok seviyor, çok güzelim çünkü. sevimliyim de böyle sessiz sakin falan. sonra büyüdük ergenliğe girdik. ergenliğin verdiği şişkinlik. e kilolar alındı. burun şişti. kıllar artı. kaşlar çoğaldı. mayın tarlası cildi hiç söylemiyorum bile. çirkinleştik yani. bu sefer insanlar beni görünce " ya bu kız küçükken çok güzeldi." demeye başladılar. evet değişmiştim ama bana göre hala güzeldim. ama artık kimse güzel olduğumu söylemiyordu. ya da türevlerini. tabi ben de üzülmeye başladım. artık güzel değildim. ergenlik aklı işte güzelleşme çabalarına girdim. artık insanlar nasıl etki bıraktıysa üzerimde. çok güzel olmak istedim tekrardan. üzerinden yıllar geçti. artık ergenliğin verdiği çirkinlik yok. evet tekrardan güzelim ama şimdi de kimsenin bana güzel olduğumu söylemesini istemiyorum. bir tiksinçlik geldi. kimsenin dış görünüşüm hakkında yorum yapmasını istemiyorum. ben kendimi seviyor ve güzel buluyorum. gerisi önemli değil benim için. benim kusur olarak görmediğim ama sizin kusur olarak adlandırdığınız her şeye rağmen çok güzelim ve kendimi çok seviyorum. size önerim hiçbir şey için insanların düşüncelerini önemsemeyin. her halinizle kendinizi sevin. siz olduğunuz gibi güzelsiniz. sevgilerle, hoşça kalın.
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
"beni türk hekimlerine emanet ediniz"
gazi mustafa kemal atatürk
14 mart'ın tıp bayramı olarak kutlanmasının tarihi ıı. mahmut dönemine uzanmaktadır. 14 mart 1827'de, osmanlı saray hekimi mustafa behçet efendi'nin önerisi ile ilk cerrahhane olan tıphane-i amire ve cerrahhane-i amire kurulmuştur. ilk cerrahhanenin kurulduğu bu tarih, türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir.
tıp bayramı'nın ilk kutlaması, 14 mart 1919 yılında gerçekleşmiştir. işgal altındaki istanbul'da, dönemin tıp öğrencileri işgali protesto için toplanmışlardır. daha sonra bu protestolara dönemin ünlü doktorları da katılmıştır. böylece tıp bayramı, bir yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.
aralarına dahil olmaktan gurur ve mutluluk duyduğum tıp dünyasının, çok değerli hocalarımızın, doktorlarımızın, tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramı kutlu olsun.
bir senedir devam eden pandemi savaşında en ön safta savaşan, tüm zorluklara rağmen sabırla ve özveri ile görevlerini yerine getiren tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramı'nı kutluyorum. iyi ki varsınız.
gazi mustafa kemal atatürk
14 mart'ın tıp bayramı olarak kutlanmasının tarihi ıı. mahmut dönemine uzanmaktadır. 14 mart 1827'de, osmanlı saray hekimi mustafa behçet efendi'nin önerisi ile ilk cerrahhane olan tıphane-i amire ve cerrahhane-i amire kurulmuştur. ilk cerrahhanenin kurulduğu bu tarih, türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir.
tıp bayramı'nın ilk kutlaması, 14 mart 1919 yılında gerçekleşmiştir. işgal altındaki istanbul'da, dönemin tıp öğrencileri işgali protesto için toplanmışlardır. daha sonra bu protestolara dönemin ünlü doktorları da katılmıştır. böylece tıp bayramı, bir yurt savunma hareketi olarak başlamıştır.
aralarına dahil olmaktan gurur ve mutluluk duyduğum tıp dünyasının, çok değerli hocalarımızın, doktorlarımızın, tıp fakültesi öğrencisi arkadaşlarımın 14 mart tıp bayramı kutlu olsun.
bir senedir devam eden pandemi savaşında en ön safta savaşan, tüm zorluklara rağmen sabırla ve özveri ile görevlerini yerine getiren tüm doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın 14 mart tıp bayramı'nı kutluyorum. iyi ki varsınız.
devamını gör...
