bisiklet yolunda yürüyen insan
bunların bir de kornaya bastığında, bir hışımla dönüp suratına ters ters bakanları yok mu şeytan diyor çarp bisikletle ama tabi ki şeytana uymuyoruz ve “ pardon” diyip gülümseyerek geçiyoruz çünkü biz insanız ve kurallara uyarız.
devamını gör...
tragoudo
stelios kazancidis şarkısı.
şarkı söylüyorum diyor şarkının adı, ne güzel?
"şarkı söylüyorum ve ağzımdan çıkan sözler eski bir gramofondaki bir çingene melodisi gibi gökyüzüne kadar uzanıyor, dinle ve konuşma, bu gece gitar inliyor, dinle ve konuşma, şarkıma bir anlam ver
kederimi ve acımı hisset
dinle ve konuşma, dinle ve konuşma "
spotify
şarkı söylüyorum diyor şarkının adı, ne güzel?
"şarkı söylüyorum ve ağzımdan çıkan sözler eski bir gramofondaki bir çingene melodisi gibi gökyüzüne kadar uzanıyor, dinle ve konuşma, bu gece gitar inliyor, dinle ve konuşma, şarkıma bir anlam ver
kederimi ve acımı hisset
dinle ve konuşma, dinle ve konuşma "
spotify
devamını gör...
kadınların alıngan olması
karşınızdaki insana imtinalı davranın. insan olun. kimse durup dururken alınganlık göstermez.
devamını gör...
bir insanın kaybetmemesi gereken şey
"lütfen, kalbinizden sadece sevgiyi içeri alın. insanlara nasıl hissettiğinizi söyleyin ve çok fazla hayatlarında olma konusunda endişelenmeyin.
insanların sizin için görünmesine izin verin. insanlar size bu dünyada iyilik olduğunu hatırlatsınlar.
hassas olun hissettiklerinizden korkmayın. her arızada güzelliği bulmaya çalışın, ilerlemeye çalışın ve bırakın hayatı sevginin akışına. yaşadıklarınıza rağmen ögrenmeye ve yeni başlangıçlara inanmaya çalışın.
arkadaşlarınızın yüzlerini sevin, kırılan parçalarına tekrar tekrar sarılın. yüksek sesle gülün ve yüksek sesle umut edin ve yüksek sesle yaşayın ve kendinize karşı nazik olun ve etrafınıza karşı nazik olun.
bağlanın, bağlanın, bağlanın kim olduğunuzun her parçasıyla, kocaman kalbinizin her santimiyle. sizi derinden hissettiren insanlarla bağlantı kurun. gözlerinize yaş getiren anlarla bağlantı kurun. ellerinizi titreten şeylerle bağlantı kurun.
hayatta olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu fark etmenizi sağlayan şeyleri kucaklayın. lütfen, sadece bağlanın çünkü güzel şeyler her gün yok oluyor.
kalbinizin onlardan biri olmasına izin vermeyin."
insanların sizin için görünmesine izin verin. insanlar size bu dünyada iyilik olduğunu hatırlatsınlar.
hassas olun hissettiklerinizden korkmayın. her arızada güzelliği bulmaya çalışın, ilerlemeye çalışın ve bırakın hayatı sevginin akışına. yaşadıklarınıza rağmen ögrenmeye ve yeni başlangıçlara inanmaya çalışın.
arkadaşlarınızın yüzlerini sevin, kırılan parçalarına tekrar tekrar sarılın. yüksek sesle gülün ve yüksek sesle umut edin ve yüksek sesle yaşayın ve kendinize karşı nazik olun ve etrafınıza karşı nazik olun.
bağlanın, bağlanın, bağlanın kim olduğunuzun her parçasıyla, kocaman kalbinizin her santimiyle. sizi derinden hissettiren insanlarla bağlantı kurun. gözlerinize yaş getiren anlarla bağlantı kurun. ellerinizi titreten şeylerle bağlantı kurun.
hayatta olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu fark etmenizi sağlayan şeyleri kucaklayın. lütfen, sadece bağlanın çünkü güzel şeyler her gün yok oluyor.
kalbinizin onlardan biri olmasına izin vermeyin."
devamını gör...
izin almadan telefon numarası vermek
kesinlikle karşıyım. telefon numaramın bana sorulmadan başkasına verilmesinden kesinlikle hoşlanmıyorum.
benden istendiğinde, numaranın sahibine mesaj atıp ya da arayıp soruyorum. kendim için de aynı nezaketi bekliyorum.
benden istendiğinde, numaranın sahibine mesaj atıp ya da arayıp soruyorum. kendim için de aynı nezaketi bekliyorum.
devamını gör...
ramazan ayının olmazsa olmazı
sigara tiryakilerinin etrafta terör estirmesi.
devamını gör...
ahlat ağacı
filmdeki karakterlerin her birinin hayatın içinden olması, dialogların akıcılığı, sahnelerin görsel ve mana itibariyle bütünleşmesi, ve sürekli surette kulağa çalınan yaprak hışırtıları, yağmur sesi, toprak yolda adeta adım adım zihne kazınan ayak sesleri ve daha bir çok şey, izleyeni ister istemez filmin içine alıyor. belki de oyuncularla rollerin de örtüşmesinden mütevellit, bir film izler gibi değilde, birebir olayın içinde gibi hissettim kendimi. ve 3 saat adeta su gibi akıp gitti.
sinan ve hatice'nin çınar ağacının altındaki sohbetleri, bakışları, sonrasında hatice'nin rüzgarda salınan saçları, uçuşan çınar yaprakları ve aradaki ışık hüzmelerine kadar her bir ayrıntıya hayran oldum mesela! dialog kullanmadan da, bir sahneyle bütün hissin izleyiciye nasıl geçirileceği öyle güzel sergilenmişti ki çoğu yerde...
ip bağlı ağacın altında duran ve yüzü karınca ile dolu saçları ağarmış bebek ile, sinan'ın kuyuda kendini asmış hali ise, filmin olduğu kadar, baba ile oğulun hayatının da kısa bir özeti gibiydi. sadece bu iki sahne için bile, oturup uzun uzadıya konuşup sohbet edesi geliyor insanın. yazıya dökülemeyecek, ama dilin ucunda bekleyen ve akıp gidecek pek çok his uyandırıyor insan zihninde bu iki sahne!
ağacın altında yüzü karıncalı bebeği görünce , shakespear'in “doğarken ölmeye başlıyoruz.” sözü belirirken zihnimde, filmin bitişiyle, nietzsche’nin “insan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna! sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.” sözü döküldü dudaklarımdan.
sinan ve hatice'nin çınar ağacının altındaki sohbetleri, bakışları, sonrasında hatice'nin rüzgarda salınan saçları, uçuşan çınar yaprakları ve aradaki ışık hüzmelerine kadar her bir ayrıntıya hayran oldum mesela! dialog kullanmadan da, bir sahneyle bütün hissin izleyiciye nasıl geçirileceği öyle güzel sergilenmişti ki çoğu yerde...
ip bağlı ağacın altında duran ve yüzü karınca ile dolu saçları ağarmış bebek ile, sinan'ın kuyuda kendini asmış hali ise, filmin olduğu kadar, baba ile oğulun hayatının da kısa bir özeti gibiydi. sadece bu iki sahne için bile, oturup uzun uzadıya konuşup sohbet edesi geliyor insanın. yazıya dökülemeyecek, ama dilin ucunda bekleyen ve akıp gidecek pek çok his uyandırıyor insan zihninde bu iki sahne!
ağacın altında yüzü karıncalı bebeği görünce , shakespear'in “doğarken ölmeye başlıyoruz.” sözü belirirken zihnimde, filmin bitişiyle, nietzsche’nin “insan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna! sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.” sözü döküldü dudaklarımdan.
devamını gör...
müzik dinlerken tanım girmek
sözlüğü daha çekilir hale getiren keyif. çok konuşuyorsunuz çünkü, çok gürültülüsünüz.
devamını gör...
ülkemizde saygı duyulan meslekler
geçiş garantili, hasta garantili, ihale işlerini alan, milletin orasına, burasına koyan müteahhit ler.
her yerden koydukları halde, saygınlık larindan zerre eksilme olmaz tüm kapılar ardına kadar açık .
bizde ağzımızın suyu aka aka hani bize hanı bize der bekleriz.
her yerden koydukları halde, saygınlık larindan zerre eksilme olmaz tüm kapılar ardına kadar açık .
bizde ağzımızın suyu aka aka hani bize hanı bize der bekleriz.
devamını gör...
misc radyo yayını
biraz cenk hepimize iyi gelecek. bu zamanlarda... slogan gibi oldu ama değil, bana güvenin. sıfır şaka. cenk iyidir. cenk her zaman iyi gelir.
akşam olsun. at bavuluna götür bizi. arka bahçen de muazzam güzellikte zaten...
akşam olsun. at bavuluna götür bizi. arka bahçen de muazzam güzellikte zaten...
devamını gör...
troll deyince akla gelen ilk şey
(bkz: ermolettin) benim aklıma gelen ilk ve tek şey bu artık.*
devamını gör...
merdiven
ahmet haşim’in sevilen bir şiiridir.
“ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
sular sarardı yüzün perde perde solmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta
eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
sular mı yandı neden tunca benziyor mermer
bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.”
ağır ağır çıkılan merdivenler, insan olarak hayatımızın geride kalan yıllarını temsil eder.
hayattan umduğunu bulamayanlar mazide üzücü hatıralar bırakarak ömürlerinin sonuna doğru yaklaşırlar.
“sular mı yandı? neden tunca benziyor mermer?” dizelerinde akşam güneşinin ışıklarının suya yansımasıyla suyun yanıyor gibi görünmesi, beyaz mermerin de koyu kızıl bir renk alması anlatılmaktadır.
doya doya yaşayın hayatınızı. bir kere dünyaya geliyorsunuz. hiçbir şey için, hiç kimse için canınızı sıkmayın. çünkü değmiyor.
siz çok değerlisiniz. kendinizi sevin, hayatı sevin.
"küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla" – hz. mevlana.
“ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
sular sarardı yüzün perde perde solmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta
eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
sular mı yandı neden tunca benziyor mermer
bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
kızıl havaları seyret ki akşam olmakta.”
ağır ağır çıkılan merdivenler, insan olarak hayatımızın geride kalan yıllarını temsil eder.
hayattan umduğunu bulamayanlar mazide üzücü hatıralar bırakarak ömürlerinin sonuna doğru yaklaşırlar.
“sular mı yandı? neden tunca benziyor mermer?” dizelerinde akşam güneşinin ışıklarının suya yansımasıyla suyun yanıyor gibi görünmesi, beyaz mermerin de koyu kızıl bir renk alması anlatılmaktadır.
doya doya yaşayın hayatınızı. bir kere dünyaya geliyorsunuz. hiçbir şey için, hiç kimse için canınızı sıkmayın. çünkü değmiyor.
siz çok değerlisiniz. kendinizi sevin, hayatı sevin.
"küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla" – hz. mevlana.
devamını gör...
sabun olan insan
çok kaliteli tanımları olan bir yazardır.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur.
devamını gör...
iticilikte çığır açan sözcükler
aşkommmm.. o nasıl itici bir söyleyiştir..
devamını gör...
ekrem imamoğlu'ndan lider yaratmaya çalışmak
ulan ülkeyi zaten 20 senedir aynı kişiler yönetiyor, azıcık değişiklik kötü mü?
devamını gör...
huzur veren şeyler
çardak altında salıncakta yatarak sallanmak. biraz rüzgar, etraftan gelen güzel kokular.
devamını gör...
aynı hatayı tekrar tekrar yapmak
almayayım, mümkünse orjinal hata yapmak istiyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bazen içine sıkışıp kaldığım düşlerden uyandığımda, her zamankinden daha çok üşüyor ruhum. bu düşlerden uyanıp aynaya bakıyorum, her şey hatırladığımdan çok daha farklı, fakat kabuğumun içine indikçe minicik bir parça kalıyor orada, işte tam orada. onu görüyorum. yanından yöresinden toz fırtınaları geçiyor, kendini nasılda muhafaza etmiş yahu diyorum. bir şişe, içinde artık sararmış bir kağıt ve şişenin etrafı hala ıslak. ah.. anladım muhafaza etmemiş ki, gerek kalmamış onu zaten benden başka görmeye gelen olmamış ki. ama bu göl diyorum tamamen kurumuş, toprak nasılda çatlamış. öyleyse bu şişe nasıl ıslak! nasıl bu göl bu şişeyi yeniden verdi bana?
kızmıyorum. hemde hiç. kendimden başka kimseye kızmam zaten ben fakat bu sefer kendime dahi kızmıyorum. çünkü o şişeyi açıp okumak herkes için zor, banada zor.. yakınıyorum fakat bende okumayacağım işte, özür diliyorum.
yanımdaki kadını tanımıyorum, bembeyaz bir teni var. bu teni de boyayan bir kırmızı.. tam alnının ortasından simetrik bir kesi atılmış. ama diyorum koca adamlara 'yemin ederim ben yapmadım!' nasılda ağlıyorum fakat dinlemiyorlar bile.. 'bakın!' diyorum o yaradan bende de var, bana da yaptılar diyorum.. 'kim yaptı?' bilmiyorum ki işte onu. dolabın içindeydim ki ben. hatta o kadın koydu beni dolaba.. 'bilmiyorum, görmedim, görmedim!' hayır diyor 'sen yaptın! sen yaptın!'
kadın ölmüş..
elindeki şişeye bakıyorum, kırılmış..
ne? şişe mi?
hatırama düşüyor.. 'o adamın yüzüne bu şişeyle geçireceğim!'
'olmaz!' diyorum, şişenin içindeki kağıda bakarak. 'sus sus, gir şu dolaba!'
kızmıyorum. hemde hiç. kendimden başka kimseye kızmam zaten ben fakat bu sefer kendime dahi kızmıyorum. çünkü o şişeyi açıp okumak herkes için zor, banada zor.. yakınıyorum fakat bende okumayacağım işte, özür diliyorum.
yanımdaki kadını tanımıyorum, bembeyaz bir teni var. bu teni de boyayan bir kırmızı.. tam alnının ortasından simetrik bir kesi atılmış. ama diyorum koca adamlara 'yemin ederim ben yapmadım!' nasılda ağlıyorum fakat dinlemiyorlar bile.. 'bakın!' diyorum o yaradan bende de var, bana da yaptılar diyorum.. 'kim yaptı?' bilmiyorum ki işte onu. dolabın içindeydim ki ben. hatta o kadın koydu beni dolaba.. 'bilmiyorum, görmedim, görmedim!' hayır diyor 'sen yaptın! sen yaptın!'
kadın ölmüş..
elindeki şişeye bakıyorum, kırılmış..
ne? şişe mi?
hatırama düşüyor.. 'o adamın yüzüne bu şişeyle geçireceğim!'
'olmaz!' diyorum, şişenin içindeki kağıda bakarak. 'sus sus, gir şu dolaba!'
devamını gör...

