paylaş benimle
tv8 kanalında yeni başlayan bir programın adıdır.
en baştan söyleyeyim bir kez denk geldiğim bu programı hiç beğenmedim. yani hiç. insanların çektiği acıları kanırta kanırta gösterip izleyiciyi ağlatarak ekrana bağlayan farklı bir stockholm sendromu yaratan bir program.

programın sunuculuğunu sezen cumhur önal tarzı konuşmasıyla insanları buğulu anlara gark eden gökhan çınar yapmaktadır. gökhan çınar daha önce kral tv kanalında bir doksanlar müzik programı yaparken oldukça sempatik bir sunumla beni etkilemişti. daha sonra mesleğini sergilemek niyetiyle olsa gerek internet üzerinden katarsis diye bir program da yapmıştır ki bu program da izlenebilecek bir programdır. kafa dergisinde de yazarlık yapan gökhan çınar bir ted konuşmacısıdır da aynı zamanda.
ama sonra tv8 ekranlarında her zaman görülen insanları ağlatmaya yönelik programlardan birini yapmaya başlıyor arkadaşımız. buraya kadar da bir sorun yok aslında. beni rahatsız eden nokta şu: acılarını paylaşan bir insan karşısında bir klinik psikolog bu kadar acı dolu mimikler yapıp ağlar mı? ya da bu bir tedavi yöntemi midir? anlıyorum bu bir program ve psikolojik tedavi yok ortada ama bir psikologdan beklenen bu mudur gerçekten? program kırmızı oda formatına dönme yolunda emin adımlarla ilerlerken en acılı hikayelerden bize kolajlar sunacağının garantisini de veriyor.

paylaşmak o kadar da güzel değil sanki bazen.
en baştan söyleyeyim bir kez denk geldiğim bu programı hiç beğenmedim. yani hiç. insanların çektiği acıları kanırta kanırta gösterip izleyiciyi ağlatarak ekrana bağlayan farklı bir stockholm sendromu yaratan bir program.

programın sunuculuğunu sezen cumhur önal tarzı konuşmasıyla insanları buğulu anlara gark eden gökhan çınar yapmaktadır. gökhan çınar daha önce kral tv kanalında bir doksanlar müzik programı yaparken oldukça sempatik bir sunumla beni etkilemişti. daha sonra mesleğini sergilemek niyetiyle olsa gerek internet üzerinden katarsis diye bir program da yapmıştır ki bu program da izlenebilecek bir programdır. kafa dergisinde de yazarlık yapan gökhan çınar bir ted konuşmacısıdır da aynı zamanda.
ama sonra tv8 ekranlarında her zaman görülen insanları ağlatmaya yönelik programlardan birini yapmaya başlıyor arkadaşımız. buraya kadar da bir sorun yok aslında. beni rahatsız eden nokta şu: acılarını paylaşan bir insan karşısında bir klinik psikolog bu kadar acı dolu mimikler yapıp ağlar mı? ya da bu bir tedavi yöntemi midir? anlıyorum bu bir program ve psikolojik tedavi yok ortada ama bir psikologdan beklenen bu mudur gerçekten? program kırmızı oda formatına dönme yolunda emin adımlarla ilerlerken en acılı hikayelerden bize kolajlar sunacağının garantisini de veriyor.

paylaşmak o kadar da güzel değil sanki bazen.
devamını gör...
günaydın sözlük
güüüüüüüünnnnnaaaaaayyyydddıııınnnn!
uzun bir aradan sonra ve özel istek olan seda sayanca günaydın ile karşınızdayım!
şiş gözlere rağmen inadına enerjik olmaya çalışan, saya söve işe yetişen, yavrularını okula gönderip evin işiyle maratonu başlatan herkese kocaman günaydınlar! öpüldünüz!
uzun bir aradan sonra ve özel istek olan seda sayanca günaydın ile karşınızdayım!
şiş gözlere rağmen inadına enerjik olmaya çalışan, saya söve işe yetişen, yavrularını okula gönderip evin işiyle maratonu başlatan herkese kocaman günaydınlar! öpüldünüz!
devamını gör...
normal sözlük
elektriğe yüzde 80 ila yüzde 130 zam yapılması hakkında beğenmediğiniz ve sürekli b*k attığınız ekşi'de 500'ün üzerinde entry var ama burada bu konu hakkında açılan doğalgaza yüzde 25 elektriğe yüzde 52 zam güncellemesi başlığı altında sadece 12 entry var ki başlık eksik açılmış. yüzde 52 filan değil zam aslında. korkunç oranlarda zam var.
peki bu kendi halindeki sitede gündemde ne var bakalım:

burcunuza bir size iki sizi yetiştirene üç posta gitmek lazım. cipslerin 10 lira olması bile kol gibi zamdan daha çok ilgi çekmiş.
peki bu kendi halindeki sitede gündemde ne var bakalım:

burcunuza bir size iki sizi yetiştirene üç posta gitmek lazım. cipslerin 10 lira olması bile kol gibi zamdan daha çok ilgi çekmiş.
devamını gör...
zile basıp kaçmak
özlediğim çocukluk anılarım.genelde bir yaramazın peşine takılıp içinde olurdum o durumun. ben pek basamazdım zile korkardım biraz ama meraklıydım bu işlere.hep cesur muzip arkadaşlarım olurdu ve onlarla o heyecanı adrenalini yaşamak çok büyük keyif verirdi bana. şimdi heyecan falan kalmadı bir renk yok hayatta tekrar mı denesek acaba bu sefer cesaretle basarım o zillere.
devamını gör...
absürdizm
absürdizme göre, herhangi bir yaratıcı olmadığından insanın evrende bir anlam bulmaya çalışması boşuna bir çabadır. ve bu uğraşların önünde sonunda başarısızlık ile sonuçlanacağını söyler. hayatın bir monotonlukla ilerlediğini savunurlar. bu monotonluk absürd saçma bir şekilde devam edecektir her zaman. bireyin neden sorusunu sorması ise onu "dünya yaşamaya değer mi" sorusuna götürecektir. camus'ye göre kişi burda yaşamdan tarafa cephe almalıdır. çünkü yaşamı seçmek absürde karşı bir başkaldırıdır. bunu da ancak üreterek ve yaratarak mümkün kılacaktır kişi. işte camus felsefenin temel sorusu olarak intiharı seçerken aslında absürdizmi işaret etmektedir. hayat anlamsız saçma monoton şekilde ilerler. burda kişinin kendisine sorması gereken soru yukarıda da belirtmiş olduğum gibi "dünya yaşanmaya değer mi" sorusudur. camus'nün oldukça yanlış anlaşıldığı bir noktadır burası. camus, kişinin intihara yönelmesini değil yaşamdan taraf olmasını söyler. ama bunun için de absürde başkaldırı olarak üretmesini ve yaratmasını söyler.
devamını gör...
maske kimsin sen programına rtük müdahalesi
tv karşısında elinde kılıçla biz osmanlı torunuyuz, bir emrin yeter diyen ahalinin çocukları korkmuş mu? kıyamam yaa! korkak, pısırık ama lafa gelince höyt höyt elinde kılıç minberde poz kesmeler. aslında size sormak lazım "kimsin sen?" diye. bu kostümlere bakıp korkan çocuk yetiştiren aile de ne bileyim artık
pagan maskeleri ile pagan dansları olduğunu bilecek kadar her türlü dini ve inancı araştırıp ateist oldum.
bariz güneşin kızı,damalı zemin falan onların ritüelleri.akpye giydirmek için bariz olan şeyleri de görmezden gelmek hüloğ diyen insanla aynı zeka seviyesi gerektirir.hep diyorum akplisi de aynı chpliside ondan ülke bir adım ileri gitmez
pagan maskeleri ile pagan dansları olduğunu bilecek kadar her türlü dini ve inancı araştırıp ateist oldum.
bariz güneşin kızı,damalı zemin falan onların ritüelleri.akpye giydirmek için bariz olan şeyleri de görmezden gelmek hüloğ diyen insanla aynı zeka seviyesi gerektirir.hep diyorum akplisi de aynı chpliside ondan ülke bir adım ileri gitmez
devamını gör...
pdf kitap bulabileceğimiz siteler
devamını gör...
stres altında vücudun verdiği garip tepkiler
ellerin titrer, refleksini kaybedersin. bir de konuşma zorluğu yaşarsın kelimeler birbirine karışır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kuşlar, yuvalarında rahat değil.
artık onlar için en büyük aydınlık güneş değil.
kediler artık köpeklerden korkmuyor.
insanlar kadar korkunç değil.
ağaçlar kesilmenin acısını unuttu
yanmak kadar acı değil.
artık onlar için en büyük aydınlık güneş değil.
kediler artık köpeklerden korkmuyor.
insanlar kadar korkunç değil.
ağaçlar kesilmenin acısını unuttu
yanmak kadar acı değil.
devamını gör...
klasik anne sözleri
senin çocuğunda sana yaparsa anlarsın beni.
devamını gör...
etkin piyasalar hipotezi
bir piyasanın her türlü etkiye anında ve doğru tepki vereceği hipotezidir.
bu hipoteze göre ideal bir piyasada kar elde etmek imkansızdır. örneğin dolar'ı ele alalım. diyelim ki bir şekilde euro'da ani bir düşüş olacağını öngördünüz, ve derhal dolara geçtiniz. eğer öngörünüz doğruysa ve piyasadan önce davrandıysanız tebrikler, diğer yatırımcıların euro'dan kaçıp dolara geçmesiyle bu para biriminin değer kazanması trendini yakaladınız ve kar elde ettiniz. etkin piyasalar hipotezi ise, ideal bir piyasanın sizin de görebileceğiniz her ihtimali önceden öngörüp ona göre çoktan şekillenmesi kavramını ortaya atar. bu sebeple ideal bir piyasada, piyasa genelinden önce davranmanız mümkün değildir.
fakat elbette ideal bir piyasa yoktur, her enstrüman çeşitli faktörlerle yanlış veya geç fiyatlanabilir. ayrıca bu konuyla ilgili bir iktisatçı fıkrası derki; bir iktisatçı yolda yürürken yerde bir 10 dolar görmüş. fakat eğilip almamış, çünkü şöyle düşünmüş, "muhtemelen ben hayal gördüm, çünkü gerçekten öyle bir para olsaydı bunu çoktan biri almış olmalıydı".
bu hipoteze göre ideal bir piyasada kar elde etmek imkansızdır. örneğin dolar'ı ele alalım. diyelim ki bir şekilde euro'da ani bir düşüş olacağını öngördünüz, ve derhal dolara geçtiniz. eğer öngörünüz doğruysa ve piyasadan önce davrandıysanız tebrikler, diğer yatırımcıların euro'dan kaçıp dolara geçmesiyle bu para biriminin değer kazanması trendini yakaladınız ve kar elde ettiniz. etkin piyasalar hipotezi ise, ideal bir piyasanın sizin de görebileceğiniz her ihtimali önceden öngörüp ona göre çoktan şekillenmesi kavramını ortaya atar. bu sebeple ideal bir piyasada, piyasa genelinden önce davranmanız mümkün değildir.
fakat elbette ideal bir piyasa yoktur, her enstrüman çeşitli faktörlerle yanlış veya geç fiyatlanabilir. ayrıca bu konuyla ilgili bir iktisatçı fıkrası derki; bir iktisatçı yolda yürürken yerde bir 10 dolar görmüş. fakat eğilip almamış, çünkü şöyle düşünmüş, "muhtemelen ben hayal gördüm, çünkü gerçekten öyle bir para olsaydı bunu çoktan biri almış olmalıydı".
devamını gör...
eleanor fortescue-brickdale
1872 - 1945 yılları arasında yaşamış ingiliz ressam ve illüstratör.
refah seviyesi yüksek ve hatrı sayılır bir ailede doğmuştur, bu yüzden de kadınlardan sadece iyi bir evlilik yapması beklenilen bir zamanda ressam olma fırsatını zorla da olsa elde edebilmiştir.
resim yapmaya genç yaşlarda başlamış bir sanatçıdır. 1897'de royal academy schools'a girmeden önce crystal palace sanat okulu'nda eğitimine başladı. bu okullara kadınlar sadece 1860'tan beri kabul ediliyordu ve o zaten önemli dergiler için ticari illüstrasyonlar üreterek normalde kadın sanatçılardan beklenen sınırların ötesinde çalışıyordu.
akademide, john everett millais'in öğrencisi olan john byam liston shaw'un etkisi altına girdi. byam shaw, 1911'de kendi sanat okulunu kurduğunda, fortescue-brickdale orada öğretmen oldu.

the pale complexion of true love adlı bu eseri royal academy'de sergilenen ilk büyük eseridir. başlığı shakespeare'in as you like ıt adlı kitabından alınmıştır - bu tür edebi alıntılar viktorya dönemi sanatçıları arasında popülerdi ve ressam bu tarz alıntıları sık sık kullanmıştır. pre-raphaelite sanatçılarının erken rönesans ve öncesinden stilleri yeniden canlandırmasının üzerinden elli yıl kadar geçmiş olmasına rağmen, ressam bu elizabeth dönemi sahnesini benzer bir tarzda ve parlak renklerle betimlemiştir.
bu ve bunun gibi dönemi için epey eskiden kalan bir tarzda yaptığı resimler ve illüstrasyonlar onun birçok kez "son pre-raphaelite sanatçısı" olarak anılmasını sebep olmuştur.
(bkz: the little foot page) adlı tablosuyla ilgili başlık.
the gilded apple
refah seviyesi yüksek ve hatrı sayılır bir ailede doğmuştur, bu yüzden de kadınlardan sadece iyi bir evlilik yapması beklenilen bir zamanda ressam olma fırsatını zorla da olsa elde edebilmiştir.
resim yapmaya genç yaşlarda başlamış bir sanatçıdır. 1897'de royal academy schools'a girmeden önce crystal palace sanat okulu'nda eğitimine başladı. bu okullara kadınlar sadece 1860'tan beri kabul ediliyordu ve o zaten önemli dergiler için ticari illüstrasyonlar üreterek normalde kadın sanatçılardan beklenen sınırların ötesinde çalışıyordu.
akademide, john everett millais'in öğrencisi olan john byam liston shaw'un etkisi altına girdi. byam shaw, 1911'de kendi sanat okulunu kurduğunda, fortescue-brickdale orada öğretmen oldu.

the pale complexion of true love adlı bu eseri royal academy'de sergilenen ilk büyük eseridir. başlığı shakespeare'in as you like ıt adlı kitabından alınmıştır - bu tür edebi alıntılar viktorya dönemi sanatçıları arasında popülerdi ve ressam bu tarz alıntıları sık sık kullanmıştır. pre-raphaelite sanatçılarının erken rönesans ve öncesinden stilleri yeniden canlandırmasının üzerinden elli yıl kadar geçmiş olmasına rağmen, ressam bu elizabeth dönemi sahnesini benzer bir tarzda ve parlak renklerle betimlemiştir.
bu ve bunun gibi dönemi için epey eskiden kalan bir tarzda yaptığı resimler ve illüstrasyonlar onun birçok kez "son pre-raphaelite sanatçısı" olarak anılmasını sebep olmuştur.
(bkz: the little foot page) adlı tablosuyla ilgili başlık.
the gilded apple
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
kalemleri bileme zamanı
uzun oldu arayı açalı
belki unuttunuz atışmayı
görev bildim size hatırlatmayı.
uzun oldu arayı açalı
belki unuttunuz atışmayı
görev bildim size hatırlatmayı.
devamını gör...
fakirliğini tek cümleyle anlat
internetten alışveriş yapmadan önce sıralamayı en düşük fiyat olarak ayarlıyorum.
devamını gör...
hassas türk aile yapısı (yazar)
çaylağım ya oy veremem, çaylağım ya mesaj atamam. bari bir nickaltı gireyim sayın yazara.
bir çaylağa destek oyları verecek kadar gönlü geniş, bonkör ve sevgili olmalı. teşekkürler.
bir çaylağa destek oyları verecek kadar gönlü geniş, bonkör ve sevgili olmalı. teşekkürler.
devamını gör...
20 ocak 2021 galatasaray denizlispor maçı
süper toto süper lig 20.hafta maçı. galatasaray şuan 3-0 önde. oynanan futboldan bir ümidim varmı? şuan yok. madde madde gidecek olursak eğer;
* emre akbaba ile bu sezon sonunda yolların net ayrılması gerekiyor. iyi niyetli falan ama attığı gol dışında sahada yok adam. sakatlıklar epey etkilemiş bu belli oluyor.
* kesinlikle hızlı kanat oyuncusu gerekiyor, bu maçın yanıltmaması lazım çünkü denizlispor zaten takım ve alan savunmasını ligde en berbat yapan takım diyebiliriz. yeni hoca ile bu biraz değişti ama hala çok sorunlu bir savunma yapısı mevcut.
* belhanda ile devam edilebilir makul bir ücret karşılığında,8 numara olarak kullanılabilen bir oyuncu nede olsa.
* taylan iyi oynasa da hala oynadığı mevkiye çok yabancı. oyun görüşünü geliştirmesi lazım ve kesinlikle fernando tarzı modern ön libero şart yada seri gibi regista.
* babel ile anca bu tip maçları çıkarabiliriz, sezonun genelinde pek katkı verebileceğini düşünmüyorum. hastalık epey yormuş ve inanılmaz zayıflamış.
* yönetimin artık transferleri gerçekleştirmesi gerekiyor hala çok ağırdan alıyorlar.
* günün en güzel haberi ise muslera'nın formda dönmesi.
* emre akbaba ile bu sezon sonunda yolların net ayrılması gerekiyor. iyi niyetli falan ama attığı gol dışında sahada yok adam. sakatlıklar epey etkilemiş bu belli oluyor.
* kesinlikle hızlı kanat oyuncusu gerekiyor, bu maçın yanıltmaması lazım çünkü denizlispor zaten takım ve alan savunmasını ligde en berbat yapan takım diyebiliriz. yeni hoca ile bu biraz değişti ama hala çok sorunlu bir savunma yapısı mevcut.
* belhanda ile devam edilebilir makul bir ücret karşılığında,8 numara olarak kullanılabilen bir oyuncu nede olsa.
* taylan iyi oynasa da hala oynadığı mevkiye çok yabancı. oyun görüşünü geliştirmesi lazım ve kesinlikle fernando tarzı modern ön libero şart yada seri gibi regista.
* babel ile anca bu tip maçları çıkarabiliriz, sezonun genelinde pek katkı verebileceğini düşünmüyorum. hastalık epey yormuş ve inanılmaz zayıflamış.
* yönetimin artık transferleri gerçekleştirmesi gerekiyor hala çok ağırdan alıyorlar.
* günün en güzel haberi ise muslera'nın formda dönmesi.
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
gerçekten "kendine" mi yoksa "gelinine*" mi konuştuğu ayrımının yapılması gereken durumdur.
kendi kendine konuşmak, oldukça sağlıklı ve olması gereken bir beceridir. kendi sesiyle yada düşünceleriyle kendine rehberlik eder birey. yeri gelir, laf lafı açar. üst düzey düşünme becerisi sağlar. kendi kendine konuşana deli demezler, aklı fazla gelmiş derler.
"gelinine" konuşan, hatta bunu söylenme derecesine getiren insanlar bu konudan tenzihtir. bu bireylerde, iletişim becerilerinin eksik olduğu ve kendilerini doğru yollarla ifade edemedikleri için bu yola başvurdukları görülür. yüksek bir sesle ve kendi kendine konuşuyor gibi görünen insanlar henüz benmerkezci konuşma gelişimini tamamlayamadığı için sosyal konuşma becerisini kazanamazlar ve insan ilişkilerinde de bunun yansımalarını gösterirler; dikkat ederseniz kurdukları cümlelerde hep bir rahatsız edici tonlama ve kelime vardır. sorsanız kendi kendime konuşuyorum derler, ama aslında "ben konuşmayı bilmiyorum, beni sen anla" demek istiyor da olabilirler. her şey empatiye mi gidiyor? no, no, no... dünyanın kahrını çekecek kadar akıllı olmanın alemi yok.*
neyse konumuza dönelim. insanlar sosyal varlıklardır. ama hepimizin bu gürültülü kalabalık içinde yalnız hissettiğimiz zamanlar oluyor. kimse bizi anlamıyordur ve biz de en güvendiğimiz dostumuz olan "kendimiz" ile konuşmayı iletişim kurmak ve fikir alışverişi yapmak için telafi edici bir yöntem olarak kullanırız. sosyal yalnızlığımıza devadır; ama uzman tavsiyesi değildir. sosyalleşin efendim.
kendi kendine konuşmak aynı zamanda zekanın aktif kullanılması ile ilgilidir. sesli düşündüğümüzde, beyin belirli bölgelerini harekete geçirerek daha detaylı çalışır. farklı bir bakış açısı kazanmanızı ve daha önce farkedemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.
mümkünse sesli yapın bu konuşmayı. düşündüklerimiz gayrimeşru detaylardır. söze dökülen düşünceler meşrulaşır. beyin duyduğuna daha çok inanır. motivasyon aracı olarak kullanın mesela. "ben bunu yapabilirim" diye haykırın. "ben güzelim, ben güçlüyüm" iltifatlarınız eksik olmasın; 90 60 90 olmasam da dünyanın en güzel kadınıyım, kaslarım olmasa da dünyanın en güçlü erkeğiyim deyin kendinize. şımartın kendinizi; bunun için illa köpüklü banyoya gerek yok. kendinize yönelik olumlu algılar oluşturun ki ruh sağlığınız yerinde olsun. haberlerde artık beden algısı bozulmuş genç kızlarımızı görmeyelim, anorexia nedir hiç duymamış olalım. biraz cahil kalalım bu terimlere. keşke mi? olsun.
he bir de bilime katkıda bulunmayı da unutmayalım. diyorlar ki z kuşağı gelmiş, hoş gelmiş. eli belki boş gelmiş, ama bence beyni dolu gelmiş. gelişleriyle beraber "kendi kendine konuşmak" çağımızın hastalığı olsun mu? yok, o kadarını ben diyemem. en azından kelimelere dökemem, ama içimden diyebilirim. halüsinasyon olmayan, kulaklarımıza fısıldamayan, gerçekliğine tüm varlığımızla inanmadığımız kelimelerimiz olacaksa isterim ama, o zaman söz! patolojik olduysanız sizi sağdan alalım, üzgünüm elendiniz. diğerleri yola devam.
en büyük yatırımı kendinize, kendinizi severek yapmanız dileğiyle...
kendi kendine konuşmak, oldukça sağlıklı ve olması gereken bir beceridir. kendi sesiyle yada düşünceleriyle kendine rehberlik eder birey. yeri gelir, laf lafı açar. üst düzey düşünme becerisi sağlar. kendi kendine konuşana deli demezler, aklı fazla gelmiş derler.
"gelinine" konuşan, hatta bunu söylenme derecesine getiren insanlar bu konudan tenzihtir. bu bireylerde, iletişim becerilerinin eksik olduğu ve kendilerini doğru yollarla ifade edemedikleri için bu yola başvurdukları görülür. yüksek bir sesle ve kendi kendine konuşuyor gibi görünen insanlar henüz benmerkezci konuşma gelişimini tamamlayamadığı için sosyal konuşma becerisini kazanamazlar ve insan ilişkilerinde de bunun yansımalarını gösterirler; dikkat ederseniz kurdukları cümlelerde hep bir rahatsız edici tonlama ve kelime vardır. sorsanız kendi kendime konuşuyorum derler, ama aslında "ben konuşmayı bilmiyorum, beni sen anla" demek istiyor da olabilirler. her şey empatiye mi gidiyor? no, no, no... dünyanın kahrını çekecek kadar akıllı olmanın alemi yok.*
neyse konumuza dönelim. insanlar sosyal varlıklardır. ama hepimizin bu gürültülü kalabalık içinde yalnız hissettiğimiz zamanlar oluyor. kimse bizi anlamıyordur ve biz de en güvendiğimiz dostumuz olan "kendimiz" ile konuşmayı iletişim kurmak ve fikir alışverişi yapmak için telafi edici bir yöntem olarak kullanırız. sosyal yalnızlığımıza devadır; ama uzman tavsiyesi değildir. sosyalleşin efendim.
kendi kendine konuşmak aynı zamanda zekanın aktif kullanılması ile ilgilidir. sesli düşündüğümüzde, beyin belirli bölgelerini harekete geçirerek daha detaylı çalışır. farklı bir bakış açısı kazanmanızı ve daha önce farkedemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.
mümkünse sesli yapın bu konuşmayı. düşündüklerimiz gayrimeşru detaylardır. söze dökülen düşünceler meşrulaşır. beyin duyduğuna daha çok inanır. motivasyon aracı olarak kullanın mesela. "ben bunu yapabilirim" diye haykırın. "ben güzelim, ben güçlüyüm" iltifatlarınız eksik olmasın; 90 60 90 olmasam da dünyanın en güzel kadınıyım, kaslarım olmasa da dünyanın en güçlü erkeğiyim deyin kendinize. şımartın kendinizi; bunun için illa köpüklü banyoya gerek yok. kendinize yönelik olumlu algılar oluşturun ki ruh sağlığınız yerinde olsun. haberlerde artık beden algısı bozulmuş genç kızlarımızı görmeyelim, anorexia nedir hiç duymamış olalım. biraz cahil kalalım bu terimlere. keşke mi? olsun.
he bir de bilime katkıda bulunmayı da unutmayalım. diyorlar ki z kuşağı gelmiş, hoş gelmiş. eli belki boş gelmiş, ama bence beyni dolu gelmiş. gelişleriyle beraber "kendi kendine konuşmak" çağımızın hastalığı olsun mu? yok, o kadarını ben diyemem. en azından kelimelere dökemem, ama içimden diyebilirim. halüsinasyon olmayan, kulaklarımıza fısıldamayan, gerçekliğine tüm varlığımızla inanmadığımız kelimelerimiz olacaksa isterim ama, o zaman söz! patolojik olduysanız sizi sağdan alalım, üzgünüm elendiniz. diğerleri yola devam.
en büyük yatırımı kendinize, kendinizi severek yapmanız dileğiyle...
devamını gör...
madımak oteli
2 temmuz 1993 tarihinde sivas katliamının/madımak katliamının yaşandığı oteldir. pir sultan abdal kültür derneği vb. alevi dernekleri olayın yaşandığı tarih olan 2 temmuz'da anma programları düzenler. anma programını düzenleyen alevi dernekleri ve kurumlar otelin "utanç müzesi" olmasını istiyorlar fakat bu istek hükümetler tarafından kabul edilmemiştir.
katliamın yaşandığı otel girişine kebap lokantası açılması mağdur yakınlarının tepkisine neden olmuştur. uzun çabalar sonucu lokanta 2009 yılında ödenek yardımı yapılarak farklı bir konuma taşınmıştır. bu süreçlerin ardından otel kamulaştırılarak, hasarları giderildi ve 2011 yılında bilim ve kültür merkezi olarak faaliyet vermeye başladı.
yeni kurulan merkezin anı köşesinde yaşanan olaylarda hayatını kaybeden 33 kişinin ve 2 otel görevlisinin ve olaylara katılan 2 göstericinin adı yazılmıştı, göstericilerinin isminin listede yer alması, mağdur ailelerin tepkisini çekmiştir. her sene 2 temmuz'da anma programları düzenleyen dernek ve kurumlar "utanç müzesi" isteklerini yenilemeye devam etmektedirler.
katliamın yaşandığı otel girişine kebap lokantası açılması mağdur yakınlarının tepkisine neden olmuştur. uzun çabalar sonucu lokanta 2009 yılında ödenek yardımı yapılarak farklı bir konuma taşınmıştır. bu süreçlerin ardından otel kamulaştırılarak, hasarları giderildi ve 2011 yılında bilim ve kültür merkezi olarak faaliyet vermeye başladı.
yeni kurulan merkezin anı köşesinde yaşanan olaylarda hayatını kaybeden 33 kişinin ve 2 otel görevlisinin ve olaylara katılan 2 göstericinin adı yazılmıştı, göstericilerinin isminin listede yer alması, mağdur ailelerin tepkisini çekmiştir. her sene 2 temmuz'da anma programları düzenleyen dernek ve kurumlar "utanç müzesi" isteklerini yenilemeye devam etmektedirler.
devamını gör...

