amerikan cookie veya starbuck kurabiyesi olarak da bildiğimiz kurabiye çeşidi. bildiğiniz damla çikolatalı kurabiye

içerisinde tereyağ, şeker, daha çok şeker, çikolata, un, yumurta ve kabartma tozu bulunuyor. özelliği fırında yayılması, aşırı kabarmaması, dışının çıtır içinin yumuşak olması...

internetteki farklı tariflerle defalarca denedim. tamamen yayvan ve aşırı lezzetli tarifi tam olarak tutturabildim desem yalan olur. çeşitli tariflerden derleme tarifimi paylaşıyorum.

malzemeler:

1 yumurta
yarım paket (125 gr) tereyağ
1 çay bardağından biraz fazla esmer şeker (çay bardakları küçük olanlar değil de bi boy büyük olanları. paşabahçede istanbul serisi diye satılanlardan)
yarım çay bardağı beyaz toz şeker
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı vanilin
1 paket bitter, 1 paket sütlü çikolata (veya damla çikolata)
3 çay bardağı un

ben denediğim tariflerde tereyağ yerine margarin kullanmaya başladım. hakiki tereyağ sağlıklı olduğundan mıdır nedir damak zevkim kabul etmiyor. tüm malzemeleri oda sıcaklığında tutarak tarifi yapın diyorlar. tereyağ/margarin oda sıcaklığında çok zor karıştığı için mikrodalgada ısıtıyorum. çikolata parçaları iri olsun derseniz bıçak yardımıyla kesin. yok uğraşamam derseniz damla çikolata işinizi görür.

yapılışı:

tereyağ ve şekeri spatula veya yardımıyla karıştırın, elinizle karıştırmayın. elinizin sıcaklığı geçmesin. iyice karıştıktan sonra yumurtayı ekleyerek karıştırmaya devam edin. kabartma tozu, vanilin ve unu katıp karıştırın. unu yavaş yavaş ekleyin. cıvık bir kıvamı olması gerekiyor. sıvı halde olmasın yeter. unu fazla gelirse pişerken tepside yayılmaz. karışım unla iyice karıştıktan sonra kestiğiniz çikolataları ekleyin. çikolatalar çok ufalıp dağılmasın diye en son ekliyoruz. kolay şekil alıp elinize yüzünüze bulaşmaması için bir süre buzdolabında bekletin. sonrasında kaşık, dondurma kaşığı vb yardımıyla -tercihen fırın kağıdı serilmiş- tepsiye yuvarlak yuvarlak yerleştirin. (merak etmeyin sonra yayılıp yassı bir şekil alacak) önceden 180 derecede ısıtılmış fırında 15-20 dakika kadar pişirin. çok hızlı yanıyorlar gözünüzü fırından ayırmayın. afiyet olsun.
devamını gör...

gününüz aydın olsun sevgili sözlük ahali.*
devamını gör...

mezarlıklar.
devamını gör...

bir süredir devlet kurumları vesair halkın vergileriyle yapılan alınan şeyleri ve onları korumamız gerektiğini anlatıyorum. (tamam, ilginç bu yaşta ama soruyor napim)
bu sabah hastanenin önünden geçerken
- anne, bu hastane devletin mi?
- evet paşam, ihtiyacı olan para vermeden gidebilsin diye.
- ama para kazanmıyorlar mı?
- devlet maaş veriyor.
- peki geçen hafta gittiğimiz hastane?
- oraya biz para ödedik. okul gibi düşün, benim maaşımı devlet veriyor. senin okulununsa patronu var, oranın sahibi maaş veriyor.
bir beş dakika sessizlik ve günün bombası
- anne bizim ev bizim ev mi?
- ahhaaahhhaaa evet bizim.
- devletin değil di mi? sadece bizim di mi?
- evet oğlum, taksit taksit ödedik parasını verdik.
- oh, sevindim.
kamu malına zarar vermemeyi öğrendi ama korkarım ev bizim diye aklına eseni yapabilir:)
devamını gör...

ticareti para eder mi bilmem, ama erkek olmak da bazen en az kadın olmak kadar zordur; en azından türkiye'de.

bir kere, en errrrrrrrrrrrkek senin olman gerekir her vakit. her zaman, ama her zaman *bir çük yarışı vardır. hem gerçek hem metaforik anlamda. bir ton kız tavlamak gerekir, sonra, hiçbirine bağlanmamak. tavladığın kız sayısı kaç kuruşluk erkek olacağına dair mühim bir değer meselesidir. kesinlikle duygusal olamazsın, yasaktır, errrrrrrrrrkekliğin kanununa aykırıdır. hep erkek en erkek olmalısındır. en önemli üçlemen; kahvehane siyaseti, dittiri boktan spor ve borsa olmalıdır. paradan daha fazla hiçbir şeye değer veremezsin. kendi evin, iyi bir araban, son model telefonun olması gerekir. faça hep sağlam olacak! çünkü errrrrrrrrkek olmak bunu gerektirir. allah'ın, evrenin, evrimin; artık size göre hangisiyse bitirdiği saçı uzatamazsın, karıya benzersin çünkü. erkeklik her daim kaybedilebilir bir meseledir. dikkat etmek gerek, en azından türkiye'de.
devamını gör...

sözlük esra erol olmuş haberimiz yok, diyoruz ki niye akmıyor sözlük, kimin nereye aktığı belli...
devamını gör...

terk etmedi sadece okundu bildirimini kapattı evet.
devamını gör...

umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

çok fazla para harcayan, çok fazla tüketim yapan insanlar için kullanılan sıfattır.
devamını gör...

burada dizi hakkında pek birşey yazmıyor. spoiler ya da sıkıcı dizi film yorumu yok. ona göre okuyunuz.

harika final, hariiiiikaaaaaaaaaaaaaaa.

sanırım bu diziyi ilk izlediğimde 2. bölümü yeni yayınlanmıştı. lise 2 veya 3'e gidiyordum. o zamanda bayılmıştım kendisine. zaten başrolde bulunan rami malek abiyi müzede bir gece filminden biliyordum. dünya'nın en iyi filmi olduğu için değil bu arada evde cd'si vardı. çevirip çevirip izlerdim. o filmi kaç defa izlemişimdir hatırlamıyorum bile. pardon ilkokuldaydım ortaokulda bizim eve net gelmişti.

2. sezonun ortalarında filan biranda izlemeyi bıraktım ben bu diziyi. neden bıraktığımı bilmiyorum. galiba sıkılmıştım.

geçen gün netflixte görünce tekrar izleyesim geldi. kaldığım yeri hatırlamadığım ve görsel hafızama (isimleri, okuduğum yazıları çok rahat unuturum ama gördüğüm birşeyi asla ama asla unutmam) aşşırı derecede güvendiğim için son sezonu izlemeye başladım. harikaydı.

şimdi burda uzun uzun dizi eleştirisi yapacak değilim. zaten dizi biteli 2 seneden fazla olmuş. yazılan yazılmış, okunan okunmuştur ama...

sonunu bu kadar iyi toparlamalarını beklemiyordum. son zamanlarda klişe olmayan diğerlerinden ayrılan bir son olmuş. belirli bir sayıda film izlemiş herkes bilir. taa yunan tragetyasından beri tüm hikayeler aslında aynıdır. o yüzden hikayeden çok anlatıcının hikayeyi anlatma şekli için dizi film izleriz. yönetmenler işte bu yüzden önemlidir. film ve dizileri hikayesi, oyuncuları veya görsel efektleri için değil yönetmenin anlatma şekli için izleriz. çoğu kişi bunu bilmez. zaten sinefillik denilen kavramda diğer izleyicilerden burda ayrılıyor. neyse sinema ve televizyon dersi verecek değilim.

kısaca finali mükemmel olan dizi.
devamını gör...

aşkın üç rengi
bölüm 2
kısım 2

prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.

yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.

prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.

prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?

prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.

bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...

melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?

ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.

prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.

melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.

dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.

melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.

prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.

melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.

bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.

prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...

edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
devamını gör...

abi isterseniz tc kimlik numarasını da buraya atalım? sözlük yazarlarının yaşadığı yer, sözlük yazarları an itibariyle ne yapıyor, sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar. sözlük yazarlarının okuduğu bölümler. lan yeter, verelim bütün bilgilerimizi bitsin bu işkence…

forum sitesine geldik de bizim mi haberimiz yok anasını satıyım.
devamını gör...

rahatsız edici durumdur. iki şekilde oluyor bu durum, birinci durum mecbur olduğunuz içindir ikinci durumdaysa istek sonucudur.
ilki çok kötü bir durum ve harcadığınız yılların boşa gittiğine yanıyorsunuz . bu durumda kişinin hiç mi suçu yok ben kesinlikle olduğunu düşünüyorum zamanında gerekeni yapmadığı için o duruma düşmüştür ama bazı insanlar gerçekten hiçbir çaresi kalmadığından dolayı istemediği bir meslek yapmak zorunda kalıyor. onu da yapmasa aç kalacağını biliyor bu da onu istemediği mesleği yapmaya itiyor.
ikinci durumda yani isteğiniz doğrultusunda aldığınız bir kararsa bu durumda da aslında istemediğiniz bir mesleği okumuşsunuz manasına geliyor çünkü daha o yaşlarda çoğu insan tam olarak ne istediğini bilemiyor olabilir ve bunun sonucunda yanlış tercihler yapabiliyor bunda ailenin de etkili olduğunu söyleyebiliriz ya da önüne bir fırsat çıkmıştır onu değerlendirip başka bir alana yönelmiş olabilir, ki böyle çok fazla insan var. bulduğu fırsatı kaçırmayan. girişimci olmayı seçtiği için olabilir daha sonra aile şirketinde çalışmak için olabilir ve ya kendine ait bir yer açtığı için olabilir sonuçta en şanslı gruptur ve bulduğu fırsatları tepmek yerine iyi değerlendirmiştir.
devamını gör...

adını yörüngesini hesaplayan edmond halley'den alan, çıplak göz ile görülebilenler arasında bir insan ömrüne sığacak sürede yörüngesini tamamlayabilen tek kuyruklu yıldızdır. dünyamızı 75 yılda bir ziyaret eden halley en son 1986 yılında yakınımızdan geçmiştir.

son görüldüğü tarihte dünya ile birlikte ülkemizde de ilgi odağı olmuştur. ülker çıkardığı çikolata kaplı bisküviye halley adını vermiştir. 1986 eurovision şarkı yarışmasında candan erçetin ve seden gürel'in de içinde olduğu "klips ve onlar" grubunun seslendirdiği şarkının ismi ise halleydir.

çok ilginçtir şarkının yarışmada 9. olması sebebi ile inönü stadında turgut özalın da katıldığı bir kutlama yapılmış. diyenin yalancısıyım
devamını gör...

sonradan şapşik olmadığımı defaatle belirtmiştim. ne var da bu kadar mutlusun acaba??*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

filtreleri dışında hiç bir nanesi olmadığını düşünerek katıldığım gerçek. bir şekilde farklılık arayışı içindeki gençliğin facebooktaki yaşlı akrabalardan kaçmak amacıyla gittiği bir yerdi. facebook kendisini baltalaması konusundaki tehlikeyi zamanında doğru hamle yaparak yok etti ve instagramı satın aldı.
devamını gör...

birkaç gündür sözlükten uzak olsak da pame daima yanıbaşımızda. içerdeyiz.
devamını gör...

2002 dünya kupası ve baba ronaldo'nun über salak saç stili. aynı zamanda şenol güneşin berbat kıyafet seçimleri. *
devamını gör...

bir işe, çok büyük bir zenginliğe kavuşmuş gibi büyük bir coşkuyla atlamak anlamında kullanılan deyim.
devamını gör...

uzun bir aradan sonra yeğenimi görüp onla vakit geçirmek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim