beğenime dokunma
okumadan beğenen yazarlara yönelik bir tedbir . diğer bakış açısı ile bakıldığında ise doğru bir tespit ne yazık ki.bu seri beğenmeyi suistimal edilmemesi adına alınan bir tedbir, sabah uyandığınızda 200 bildirim görmek şaşırtıcı ve pek mantıklı değildi.
edit:imla
edit:imla
devamını gör...
sabah yapılan ilk iş
nereye attığımı bilmediğim telefonumu bulup, gelen bilirimlere bakmak.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
instagramdan keşfettiğim
takip ettiğim
bir müzisyenden gelsin
hem müziği güzel
hem şovu
hem kendisi.
takip ettiğim
bir müzisyenden gelsin
hem müziği güzel
hem şovu
hem kendisi.
devamını gör...
hayattan soğutan durumlar
metroya binenlerin metrodan inenlere öncelik vermediğini gördüğüm an
yürüyen merdiven sırasına girmeden soldan gelip öne geçildiği an
kitabın ıslanması, baskısında hata olması, sayfasının kıvrılması
teşekkürler, kolay gelsin, iyi akşamlar, günaydın dediğimde cevap alamadığım an
yürüyen merdivenlerde solda bekleme yapılması
şu an aklıma gelmeyen bir çok şeyle beraber genel olarak yazılı olmayan toplumsal kurallara uyulmadığı herhangi bir an
yürüyen merdiven sırasına girmeden soldan gelip öne geçildiği an
kitabın ıslanması, baskısında hata olması, sayfasının kıvrılması
teşekkürler, kolay gelsin, iyi akşamlar, günaydın dediğimde cevap alamadığım an
yürüyen merdivenlerde solda bekleme yapılması
şu an aklıma gelmeyen bir çok şeyle beraber genel olarak yazılı olmayan toplumsal kurallara uyulmadığı herhangi bir an
devamını gör...
tez yazarken yapılmaması gerekenler
ertelemeyin, yapmayı planladığınız şeyi planlanan tarihte yapın, en azından aynı hafta içinde yapın.
tez danışmanınıza ulaşın, mail atın, mail atın gerekirse bir kez daha mail atın.
maymun iştahlı olmayın, proje taslağınızı oluşturduktan sonra her gördüğünüz yeni teknolojiye acaba mı demeyin.
aynı zamanda çalışıyorsanız, yüksek lisansınızın hobi olarak görüldüğünün farkında olun. akademide de olsanız bu durum değişmiyor, genelde akşam mesai sonu ve haftasonlarınızı kullanmanız gerekecektir.
sizinle aynı yaşta olan, yüksek lisans öğrencisinin hayatını sorgulayıp herşeyin anlamsız geldiğini farketmez üzerine işini ve yüksek lisansı bıraktığı "naif. süper." isimli kitabı okumayın. son paragrafım fazla spesifik olmuş olabilir, ama siz yine de tezinizi bitirene kadar okumayın.
yukarıda yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerime dayanmaktadır. ve tezim hala bitmemiştir.
edit: hiçbir şey olmadıysa bile bir şeyler oldu ve tezimi teslim ettim. neredeyse uykusuz geçen son iki ayı referans alarak şunu söyleyebilirim, yazdıklarımı uygulayabilirsiniz ama yaptıklarımı asla uygulamayın :))
tez danışmanınıza ulaşın, mail atın, mail atın gerekirse bir kez daha mail atın.
maymun iştahlı olmayın, proje taslağınızı oluşturduktan sonra her gördüğünüz yeni teknolojiye acaba mı demeyin.
aynı zamanda çalışıyorsanız, yüksek lisansınızın hobi olarak görüldüğünün farkında olun. akademide de olsanız bu durum değişmiyor, genelde akşam mesai sonu ve haftasonlarınızı kullanmanız gerekecektir.
sizinle aynı yaşta olan, yüksek lisans öğrencisinin hayatını sorgulayıp herşeyin anlamsız geldiğini farketmez üzerine işini ve yüksek lisansı bıraktığı "naif. süper." isimli kitabı okumayın. son paragrafım fazla spesifik olmuş olabilir, ama siz yine de tezinizi bitirene kadar okumayın.
yukarıda yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerime dayanmaktadır. ve tezim hala bitmemiştir.
edit: hiçbir şey olmadıysa bile bir şeyler oldu ve tezimi teslim ettim. neredeyse uykusuz geçen son iki ayı referans alarak şunu söyleyebilirim, yazdıklarımı uygulayabilirsiniz ama yaptıklarımı asla uygulamayın :))
devamını gör...
sohbet ederken keyif duyulan insan tipi
birbirimize bir şeyler katabiliyor, ortak ilgi alanımız olan konularda fikir teatisinde bulunabiliyor ve birbirimizi dinlemekle kalmıyor anlamaya çalışıyorsak mis gibi keyif alırım o insanla sohbet etmekten.
ama bilin bakalım ne eksik heheh.
ama bilin bakalım ne eksik heheh.
devamını gör...
kısa şiirler
"seni bana getirdikçe güzel
götürdükçe nasıl da acımasız ve soğuk
adımlarını öperim çocuk
öyle uzak durma ne olur."
(bkz: şükrü erbaş)
götürdükçe nasıl da acımasız ve soğuk
adımlarını öperim çocuk
öyle uzak durma ne olur."
(bkz: şükrü erbaş)
devamını gör...
hem çok zor hem çok kolay olan şeyler
ölmek.
devamını gör...
porfiria kutanea tarda
üroporfirinojen dekarboksilaz eksikliği sonucu oluşan, en sık görülen porfiria hastalığıdır.
ışığa hassasiyet vardır.
hastalarda üroporfirin düzeyleri yüksektir.
ışığa hassasiyet vardır.
hastalarda üroporfirin düzeyleri yüksektir.
devamını gör...
korku iklimi
içinde yaşamakta olduğumuz iklimdir.
her anı sert ve kurak geçtiği içindir ki kavruk yüzleri ile dolaşan insanlar ülkelerini sevmekten bile çekinirler. içten gelerek sevmek isterler, tüyleri diken diken olsun isterler bu sevgiyle, gözleri dolsun isterler bu sevginin şiddetiyle. ama olmaz.
evden çıktığın an başına ne geleceğini bilemediğin için o iklimi gömlek cebinde taşır gibi hisseder insan. her an bir adaletsizliğin faili meçhulü olabileceği gibi aklına bile gelmeyen bir suçtan ötürü kamu vicdanını yaralayarak mapus damlarında çizgilerden duvar kağıdı yaparak gün sayabilir.
eleştirinin ne olduğu unutulmuştur bu iklimde. çünkü eleştirirsen ya birinin yandaşı olursun ya da vatan haini. hakkını aramak ise söz konusu bile değildir zira herkes hak ettiğini aldığın konusunda hemfikirdir.
anayasal olarak güvence altına alınmış bütün hakların ikinci bir genelgeye kadar askıya alınmıştır. beklersin ki birileri askıda adalet kampanyası başlatsın.
ölmek bile hak değildir, küçük yaşta ölünce binlerce insana seni yuhlatabilir o ülkede kim sorumluysa iklim mühendisliğinden.
korku iklimi içimizde eriyen buzulların çıkardığı sestir.
her anı sert ve kurak geçtiği içindir ki kavruk yüzleri ile dolaşan insanlar ülkelerini sevmekten bile çekinirler. içten gelerek sevmek isterler, tüyleri diken diken olsun isterler bu sevgiyle, gözleri dolsun isterler bu sevginin şiddetiyle. ama olmaz.
evden çıktığın an başına ne geleceğini bilemediğin için o iklimi gömlek cebinde taşır gibi hisseder insan. her an bir adaletsizliğin faili meçhulü olabileceği gibi aklına bile gelmeyen bir suçtan ötürü kamu vicdanını yaralayarak mapus damlarında çizgilerden duvar kağıdı yaparak gün sayabilir.
eleştirinin ne olduğu unutulmuştur bu iklimde. çünkü eleştirirsen ya birinin yandaşı olursun ya da vatan haini. hakkını aramak ise söz konusu bile değildir zira herkes hak ettiğini aldığın konusunda hemfikirdir.
anayasal olarak güvence altına alınmış bütün hakların ikinci bir genelgeye kadar askıya alınmıştır. beklersin ki birileri askıda adalet kampanyası başlatsın.
ölmek bile hak değildir, küçük yaşta ölünce binlerce insana seni yuhlatabilir o ülkede kim sorumluysa iklim mühendisliğinden.
korku iklimi içimizde eriyen buzulların çıkardığı sestir.
devamını gör...
suyun fotolizi
yukarıda yazılanlara ilave olarak; prokaryotlar ve siyanobakteriler yani tek hücreli canlılar ve daha sonra fotosentez yapan deniz ve göl sularında bulunan bu canlı planktonların ürettiği oksijen, atmosferde birikmeye başladı. bu, yerkürede oksijenli yaşamın ortaya çıkışının ilk adımıydı.
devamını gör...
kimsesizlerinkimiraikkonen
az ve öz tanım girer.
severiz, okuması pek bir zevklidir.
severiz, okuması pek bir zevklidir.
devamını gör...
hala hayattan zevk almayı başaran insan
takdir edilesi insandır. hayata küstürülmemeli ve unesco miras listesine alınmalıdır.
devamını gör...
cem adrian
gerçek adı cem filiz’dir. yugoslav kökenli türk müzisyen, söz yazarı, yapımcı ve yazardır.
devamını gör...
leyla aydemir'in öldürülmeden önce cinsel istismara uğraması
eğer ki bu olaya yorum yaparsam, ben bu sözlükten atılırım arkadaşlar....
devamını gör...
alice in absurdland
pazartesi sabahı kendimi akışta görmem şoku cem uzan'a hapis şokundan büyüktü bence.
ne kaçışı? işimiz var, laf dalaşına girelim diye mi bekleyecektim?
ne engeli? sadece kendim gibi düşünen insanları okumak istesem burada ne işim var?
ne ayıbı? ayıp konusunu hiç açmasak daha iyi değil mi?
bir şey söylerken tepkiye de hazır olmak gerek.
ne kaçışı? işimiz var, laf dalaşına girelim diye mi bekleyecektim?
ne engeli? sadece kendim gibi düşünen insanları okumak istesem burada ne işim var?
ne ayıbı? ayıp konusunu hiç açmasak daha iyi değil mi?
bir şey söylerken tepkiye de hazır olmak gerek.
devamını gör...
yerdeniz
"bir insan kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa, tehlike de o kadar büyük olurdu."
yerdeniz büyücüsü'nün en sevdiğim bölümünden. carl gustav jung, insanların topluma uyum sağlamak için personalar kullandıklarını ve bu personaları kullanmanın gerekli olduğunu ifade eder. ancak bu tehlikeli bir süreçtir. çünkü personalar uzun süre kullanıldıklarında bireylerin yüzleriyle bütünleşir. tıpkı ursula'nın söylediği gibi, bireyler benlikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. çünkü bu süreçte kişi benliğini -başkalarına iyi görünmek için aslında istemediği ne kadar şey varsa içine aldığı- bir çöplük gibi kullanır. bu çöplüğün içinde başkalarının beklentileriyle, organizmik olanlar harmanlanır. buradan iyi bir şey çıkmayacağı açık ama yine de en azından şunu ifade etmek gerekir: kişi için karar almak artık bir işkencedir. çünkü biz karar alırken kendi içimize bakarız.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının anlamı
gözyaşlarıyla sulanan kutsal kayın ağacı.
devamını gör...
ülgen
gök gürültüsü ve yıldızların efendisidir. altay ve yakut yaratılış destanlarına göre mevcut dünyayı yaratan tanrıdır.
yerin ve göğün olmadığı zamanlarda dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tengri ülgen bu suların içinde süzülüyor. bir nevi hiçlikte varlığını sürdürüyordu.
kayra han'ın sesi çınladı kulaklarında...
artık yaratma zamanı gelmişti. şu kelimeler döküldü ağzından;
bir dünya istiyorum, bir soy ile yaratayım
bu dünya nasıl olsun, ne boy ile yaratayım
bunun çaresi nedir, ne yol ile yaratayım
sonra ak ana geldi suların içinden süzülerek, duymuştu ülgen'in sesini...
şöyle seslendi ona; ''yarat ve de ki; yaptım oldu. başka hiç bir şey söyleme.''
yarattı yeri, göğü ve insanları... seslendi insanlara; '' varlığa yok deyip de yok olup gitmeyin!''
işte bu öğütle başladı insanın yeryüzünde yürüyüşü.
sonrasında ülgen üç büyük balık yaratmış. insanoğlu'nun yürüdüğü dünyayı bu balıkların üzerine koymuş.
balıklar hareket ettikçe dünya suların üzerinde salınmasın diye de , balıkları denetlemek için iyiliğin kadim hizmetkarı mandışire'yi görevlendirmiş.
böylece suların üzerinde salınmaz olmuş artık dünya.
yaratma işinin bittiğini düşünen ülgen, 7. günde ''altın dağ''ın en tepesine çıktı, yarattığı alemi seyreylemekti niyeti. ancak yorgunluktan uyuya kaldı.
uyandığında şöyle bir baktı eserine. ay ile güneşten başka tam dokuz dünya bir de cehennem yaratmış olduğunu gördü.
denizde yüzen bir toprak parçası ilişti gözüne. aklına bir fikir geldi. insanoğlunun kabuğuna, en son şekli bu toprak parçası ile verecekti. seslendi babasına ''insanoğlu bundan olsun!'' diye haykırdı. toprak birden ete ve kemiğe büründü...
kayra han ülgen'e kötü bir sürpriz hazırlamıştı. karşısındaki insan sureti, kardeşi ''erlik'' idi. böylece indi işte yeryüzüne erlik han...
ve kötülük kol gezmeye başladı dünyada. erlik kıskanıyordu kardeşi ülgen'in yarattığı insanları. babası tarafından kendisine bu güç bahşedilmemişti. yaratılan ilk yedi insana saldırdı önce. ülgen onun karşısında durdu. yardımına mandışire yetişti. ülgen erliği tamu'ya sürgün etti. böyle başladı ikizlerin arasında bitmek tükenmek bitmeyen kavga.
ve ülgen maytereyi dünyanın koruyucusu ilan ederek insanların han'ı yaptı. ve altındağ'a geri döndü.
sonrasında insanoğlu iyiye dair ne varsa ondan talep eder oldu. ak kamların yakardığı ve gücünü aldığı türk tanrısı bizzat kendisidir. kara kamların ise güçlerini erlikten aldığına inanılır.
zeus ve odin kadar ünlü olmadığına bakmayın ülgen'in. kendi milleti sahip çıkmamıştır ona. türk mitolojisi tu kaka ilan edilmiş, ülgen'de bu karmaşa da unutulup gitmiştir. oysa semavi dinlerin, milletlerin kendi mitolojilerine sahip çıkmak noktasında bir engel teşkil etmediğini özellikle ''iskandinav'' ve ''yunan'' mitolojisinde görüyoruz. bu toplumlar hristiyan olsalar dahi mitolojilerine sahip çıkıyor ve dünya nezdinde tanınması için ellerinden geleni yapıyorlar.
peki biz ne yapıyoruz ? ülgen'i zeus ve odin'e kurban ediyoruz.
oysa bu duruma en güzel gönderme ''harbiye marşı''nda gizlidir. ne der marşın başlangıcı ?
''yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...''
türk mitolojisinde yıldırımları yaratan ülgen'in ta kendisidir.
elin zeus'unun şimşeği için türlü güzellemeler yapılırken, ülgen'in yıldırımlarının sönük bir anı olarak kalması ve böyle küçük ayrıntılarda gizleniyor oluşu da bizim ayıbımızdır.
yerin ve göğün olmadığı zamanlarda dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tengri ülgen bu suların içinde süzülüyor. bir nevi hiçlikte varlığını sürdürüyordu.
kayra han'ın sesi çınladı kulaklarında...
artık yaratma zamanı gelmişti. şu kelimeler döküldü ağzından;
bir dünya istiyorum, bir soy ile yaratayım
bu dünya nasıl olsun, ne boy ile yaratayım
bunun çaresi nedir, ne yol ile yaratayım
sonra ak ana geldi suların içinden süzülerek, duymuştu ülgen'in sesini...
şöyle seslendi ona; ''yarat ve de ki; yaptım oldu. başka hiç bir şey söyleme.''
yarattı yeri, göğü ve insanları... seslendi insanlara; '' varlığa yok deyip de yok olup gitmeyin!''
işte bu öğütle başladı insanın yeryüzünde yürüyüşü.
sonrasında ülgen üç büyük balık yaratmış. insanoğlu'nun yürüdüğü dünyayı bu balıkların üzerine koymuş.
balıklar hareket ettikçe dünya suların üzerinde salınmasın diye de , balıkları denetlemek için iyiliğin kadim hizmetkarı mandışire'yi görevlendirmiş.
böylece suların üzerinde salınmaz olmuş artık dünya.
yaratma işinin bittiğini düşünen ülgen, 7. günde ''altın dağ''ın en tepesine çıktı, yarattığı alemi seyreylemekti niyeti. ancak yorgunluktan uyuya kaldı.
uyandığında şöyle bir baktı eserine. ay ile güneşten başka tam dokuz dünya bir de cehennem yaratmış olduğunu gördü.
denizde yüzen bir toprak parçası ilişti gözüne. aklına bir fikir geldi. insanoğlunun kabuğuna, en son şekli bu toprak parçası ile verecekti. seslendi babasına ''insanoğlu bundan olsun!'' diye haykırdı. toprak birden ete ve kemiğe büründü...
kayra han ülgen'e kötü bir sürpriz hazırlamıştı. karşısındaki insan sureti, kardeşi ''erlik'' idi. böylece indi işte yeryüzüne erlik han...
ve kötülük kol gezmeye başladı dünyada. erlik kıskanıyordu kardeşi ülgen'in yarattığı insanları. babası tarafından kendisine bu güç bahşedilmemişti. yaratılan ilk yedi insana saldırdı önce. ülgen onun karşısında durdu. yardımına mandışire yetişti. ülgen erliği tamu'ya sürgün etti. böyle başladı ikizlerin arasında bitmek tükenmek bitmeyen kavga.
ve ülgen maytereyi dünyanın koruyucusu ilan ederek insanların han'ı yaptı. ve altındağ'a geri döndü.
sonrasında insanoğlu iyiye dair ne varsa ondan talep eder oldu. ak kamların yakardığı ve gücünü aldığı türk tanrısı bizzat kendisidir. kara kamların ise güçlerini erlikten aldığına inanılır.
zeus ve odin kadar ünlü olmadığına bakmayın ülgen'in. kendi milleti sahip çıkmamıştır ona. türk mitolojisi tu kaka ilan edilmiş, ülgen'de bu karmaşa da unutulup gitmiştir. oysa semavi dinlerin, milletlerin kendi mitolojilerine sahip çıkmak noktasında bir engel teşkil etmediğini özellikle ''iskandinav'' ve ''yunan'' mitolojisinde görüyoruz. bu toplumlar hristiyan olsalar dahi mitolojilerine sahip çıkıyor ve dünya nezdinde tanınması için ellerinden geleni yapıyorlar.
peki biz ne yapıyoruz ? ülgen'i zeus ve odin'e kurban ediyoruz.
oysa bu duruma en güzel gönderme ''harbiye marşı''nda gizlidir. ne der marşın başlangıcı ?
''yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...''
türk mitolojisinde yıldırımları yaratan ülgen'in ta kendisidir.
elin zeus'unun şimşeği için türlü güzellemeler yapılırken, ülgen'in yıldırımlarının sönük bir anı olarak kalması ve böyle küçük ayrıntılarda gizleniyor oluşu da bizim ayıbımızdır.
devamını gör...
