genç nüfusun yüzde 68'inin türkiye'den gitmek istemesi
en az %80 olmuştur.
devamını gör...
muhabbet kuşu
insanın köpekten sonraki en iyi dostu olan canlı.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
ben pastaların ustasıyım
sen gibi çaylakların kalfasıyım
varsın sana gezegen insanı desinler
ben laf sokmaların hastasıyım
sen gibi çaylakların kalfasıyım
varsın sana gezegen insanı desinler
ben laf sokmaların hastasıyım
devamını gör...
yazarların şu an bulunmak istedikleri yer
en sevdiğim iki dostumla bir uçakta.. yine.. yeni bir seyahat.. belki de o seyahate yolda geçen eğlenceli vakitler için gidiyoruzdur..
sizi çok özledim çook..
sizi çok özledim çook..
devamını gör...
bayramı buruk geçen yazarlar
eski bayramlar diye diye şimdiki bayramlar da kalmadı.
normal günden tek farkı annemlerle bayramlaşmam.
kurban bayramı'nda her şeyin düzelmesi dileyiyle.
herkese iyi bayramlar.
normal günden tek farkı annemlerle bayramlaşmam.
kurban bayramı'nda her şeyin düzelmesi dileyiyle.
herkese iyi bayramlar.
devamını gör...
ter
kokusu tüketilen gıdalara göre değişim gösterebilen bir salgı. fazla baharatlı besinler ve hayvansal gıdaları daha yoğun tüketen insanların daha kötü ve yoğun bir ter kokusu olabilir.
nereden öğrendiğini hatırlamadığım ve kaynağını bulamadığım bir bilgiye göre, insanların iğrenmeyi sonradan öğrendiği kokudur. bir bebek ter kokusundan rahatsız olmaz ancak her insan ceset, leş benzeri kokulardan iğrenir. büyüdükçe gerek gözlem yoluyla öğrenerek gerekse toplumsal hayatın kuralları gereğince öğretilerek ter kokusunun iğrençliğinde karar kılınır.
nereden öğrendiğini hatırlamadığım ve kaynağını bulamadığım bir bilgiye göre, insanların iğrenmeyi sonradan öğrendiği kokudur. bir bebek ter kokusundan rahatsız olmaz ancak her insan ceset, leş benzeri kokulardan iğrenir. büyüdükçe gerek gözlem yoluyla öğrenerek gerekse toplumsal hayatın kuralları gereğince öğretilerek ter kokusunun iğrençliğinde karar kılınır.
devamını gör...
aytaç doğan
kanunu çalarken kendinden geçen, dinleyeni de kendinden geçiren bir kanun sanatçısı.
beğendiğim bir videosunu buraya bırakayım.
beğendiğim bir videosunu buraya bırakayım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
virginia woolf - deniz feneri
devamını gör...
sadaka
"(mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. iyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. yoldan taş, diken gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır. "(tirmizî, birr, 36) hadisini anlatan tanım.
hadis kitaplarında islam'ın beş şarti dışında sayısının çokluğu ile dikkatimi çeken ibadet.
maddi sadaka için pek çok dükkanda ,dolmuşta, olur olmadık her yerde gördüğüm sadaka kutuları beni çok rahatsız ediyor. at üzerinde da hi olsa sadaka isteyeni boş cevirmeyelim sünnetine mi uyalim nereye gideceği belli olmayan yerlere cebimizdeki bozuklukları mi verelim sorunsalı yaşatmaktadır.
hadis kitaplarında islam'ın beş şarti dışında sayısının çokluğu ile dikkatimi çeken ibadet.
maddi sadaka için pek çok dükkanda ,dolmuşta, olur olmadık her yerde gördüğüm sadaka kutuları beni çok rahatsız ediyor. at üzerinde da hi olsa sadaka isteyeni boş cevirmeyelim sünnetine mi uyalim nereye gideceği belli olmayan yerlere cebimizdeki bozuklukları mi verelim sorunsalı yaşatmaktadır.
devamını gör...
geceye yaşamak için bir sebep bırak
çünkü henüz karşılaşmadık.
devamını gör...
geceye bir şerefsizlik bırak
paketteki son dalın başkası tarafından içilmesi.
devamını gör...
bakire olmayan kadınla evlenilir mi sorunsalı
insan seviyorsa tabıkıde evlenır.sokaklarda her önüne gelen kızla yatmaya çalışan bir milletin evleneceğim kız illaki bakire olması demeside bir garip zaten. evlılıklerı genelde bacak arasına baglayan insanlar karşına çıkan ilk kadınla eşini aldatmasıda ayri bir tezat.
devamını gör...
normal sözlük diş hekimleri topluluğu
şu dakikadan itibaren sözlükteki diş hekimlerinin dayanışması ve kaynaşması için kurduğum, uzm, dr, msc, stj ayrımı yapılmaksızın koşulsuz sevgi ile hareket eden topluluktur.
devamını gör...
19 yaşındaki kadının 32 yaşındaki adamla çıkması
kanunen sıkıntı yaratmayacak bir durumdur.
19 yaşında ki kadın isterse 32 değil 62 yaşında adamla da çıkabilir.
insanların niyetlerini okuyamayız, o yüzden yargılamamamız gerekir.*
19 yaşında ki kadın isterse 32 değil 62 yaşında adamla da çıkabilir.
insanların niyetlerini okuyamayız, o yüzden yargılamamamız gerekir.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
güne bir film repliği bırak
“çünkü başına gelen ilk şey onu sevmesi gereken kişiler tarafından terk edilmek oldu. insanları kendisine yaklaşmaya fırsat vermeden uzaklaştırıyor. buna savunma mekanizması denir.”
can dostum (1997)
can dostum (1997)
devamını gör...
tanımı artı almadı diye sözlüğe küsen yazar
ben de küsüyorum bazen yalnız değilsin tatlısu... küsülgen insanlarız biz de napalım...
düşünsene bi ortamda espri yapıyorsun ama kimse gülmüyor aval aval bakıyorlar... öyle bi şey...
düşünsene bi ortamda espri yapıyorsun ama kimse gülmüyor aval aval bakıyorlar... öyle bi şey...
devamını gör...
demagoji
bir grubun, kesimin, kişinin duygularını şahlandırıp onları gerçek dışı sözlerle kandırmak, avutmak ve kendi tarafına çekmeye çalışmak, halk avcılığı.
tanıdık geldi mi? evet, bildiniz. siyaset.
ilgili olarak: retorik
tanıdık geldi mi? evet, bildiniz. siyaset.
ilgili olarak: retorik
devamını gör...

