arıcılık
oldukça zor ve meşakkatli iş.
ayrıca yapanların çoğunluğunun farklı seviyelerde ballarının içine şeker karıştırdığı meslek. en büyük sahtekârlıklardan biri de burada dönüyor o sebepten.
bazıları da yüz liraya doğal bal aldığını zannediyor beş kilo. üzücü.
ayrıca yapanların çoğunluğunun farklı seviyelerde ballarının içine şeker karıştırdığı meslek. en büyük sahtekârlıklardan biri de burada dönüyor o sebepten.
bazıları da yüz liraya doğal bal aldığını zannediyor beş kilo. üzücü.
devamını gör...
ölmek
biyolojik yaşam süresinin dolması ile gerçekleşen doğal ve sakin versiyonunu ve sonrasında neler olacağını çok merak ettiğim durum.
her şey yerinde ve zamanında güzel tabii.
edit: bu konuyla ilgili olarak flatliners adında ilginç bir bir film keşfettim. izlemedim ama muhakkak ilgilenenler olacaktır. izleyince ilgili başlığa yazacağım.
her şey yerinde ve zamanında güzel tabii.
edit: bu konuyla ilgili olarak flatliners adında ilginç bir bir film keşfettim. izlemedim ama muhakkak ilgilenenler olacaktır. izleyince ilgili başlığa yazacağım.
devamını gör...
kavuğun kadın oyunculara verilmemesi
hiç büyük kadın yazar olmaması ile aynı olan durum. müsaade etmiyorlar.
kadınlar kadın cinayetlerinde nesne olarak, güzel olarak, bakımlı olarak anılsın istiyorlar sadece.
kalan her yerde erkekler anılsın istiyorlar.
tiyatrocusu da aynı sokakta yürüyen adamı da aynı.
kadınlar kadın cinayetlerinde nesne olarak, güzel olarak, bakımlı olarak anılsın istiyorlar sadece.
kalan her yerde erkekler anılsın istiyorlar.
tiyatrocusu da aynı sokakta yürüyen adamı da aynı.
devamını gör...
normal sözlük'teki ittihat ve terakkiciler
ii. abdülhamit'i benim kadar okuyup bilseler, küfür kıyamet homurdanacaklar tarafından eleştirilen insanlardır. ha; mevcut şartlarda ittihatçılık diye bir şey kalmış mıdır ? hayır. ancak son 200 yıldır osmanlı-türk siyasetinde iki kanat vardır. muhafazakarlar ve genç türkler. isimler ve kişiler değişse de bu böyledir. yalnız kaderin bir cilvesi mi desek bilemiyorum ancak abdülhamit gerçekten batıya yüzü dönük, imparatorluğun kurtarılabilmesi için gerekli reformları yapabilmiş bir devlet adamıdır. ha, abdülhamid'i bitiren şey, şahsi paranoyasının sebep olduğu baskıcı yönetimiydi. düşünsenize... abdülhamid'in temelini attığı modern askeri okullardan mezun olan genç subaylar abdülhamid'i devirdiler... bu noktada da böyle bir dilemma var. yani tüm gün sherlock okuyan, klasik batı müziğine meftun, modernist bir vizyonu olan adamın muhafazakarlar tarafından sahiplenilmesi de garip bir dilemma.
birinci dünya savaşı'na gelirsek... bu biz türklerin kaçamayacağı bir kıyametti. berlin konferansından beri parça pinçik olmuşsun... batı avrupalı hasımların seni ''şark sorunu'' diye görüyor. son 200 sene ruslarla savaşmışsın karadeniz senin süs havuzunken adamlar çatalca hattına kadar seni itmiş, kaç sefer batı avrupalıların el uzatmasıyla uçurumun kıyısından dönmüşsün... bütün cendere senin etrafında dönerken savaştan irlandalı nötralizmi gibi kaçman mümkün değildi. coğrafya kader. burada var olmak istiyorsan savaşacaksın. bu açıdan ittihatçılar biraz da battı fish yan going prensibi ile savaşa girmişlerdir. ha yanlış olanları konuşalım. mesela yazlık üniforma ile doğuda ruslarla savaşmak. mesela afedersin bir tarafında ayı böğürürken iran'a ve bakü'ye asker yollamak... bunlar yanlışlardı... ingiliz senden petrol kuyularını kapmış sen hala romantik bir hayal ile bakü'ye girmenin derdindesin. o da olsun.. o da olmalıydı ama önce kendi cephe hattını bi durdur sonra bakü'ye gir değil mi ? neyse nerelerdeeeen nerelere geldik...
ittihat ve terakki 1918'de kurumuş bir ağaçtır. ha ağacın kütüğünden yeni filiz çıktı türkiye oldu. yarın gene kocaman ağaç oluverir. bu işler böyle...
edit: ek olarak, enver talat ve cemal paşaları aldıkları yanlış kararlardan ötürü eleştirebilirsiniz. ancak günün sonunda hepsi ülkesine aşık vatanperver askerler ve devlet adamlarıydı.
birinci dünya savaşı'na gelirsek... bu biz türklerin kaçamayacağı bir kıyametti. berlin konferansından beri parça pinçik olmuşsun... batı avrupalı hasımların seni ''şark sorunu'' diye görüyor. son 200 sene ruslarla savaşmışsın karadeniz senin süs havuzunken adamlar çatalca hattına kadar seni itmiş, kaç sefer batı avrupalıların el uzatmasıyla uçurumun kıyısından dönmüşsün... bütün cendere senin etrafında dönerken savaştan irlandalı nötralizmi gibi kaçman mümkün değildi. coğrafya kader. burada var olmak istiyorsan savaşacaksın. bu açıdan ittihatçılar biraz da battı fish yan going prensibi ile savaşa girmişlerdir. ha yanlış olanları konuşalım. mesela yazlık üniforma ile doğuda ruslarla savaşmak. mesela afedersin bir tarafında ayı böğürürken iran'a ve bakü'ye asker yollamak... bunlar yanlışlardı... ingiliz senden petrol kuyularını kapmış sen hala romantik bir hayal ile bakü'ye girmenin derdindesin. o da olsun.. o da olmalıydı ama önce kendi cephe hattını bi durdur sonra bakü'ye gir değil mi ? neyse nerelerdeeeen nerelere geldik...
ittihat ve terakki 1918'de kurumuş bir ağaçtır. ha ağacın kütüğünden yeni filiz çıktı türkiye oldu. yarın gene kocaman ağaç oluverir. bu işler böyle...
edit: ek olarak, enver talat ve cemal paşaları aldıkları yanlış kararlardan ötürü eleştirebilirsiniz. ancak günün sonunda hepsi ülkesine aşık vatanperver askerler ve devlet adamlarıydı.
devamını gör...
dünya solaklar günü
1 gün farkla olsa da: yüce aristoteles günümüz kutlu olaaa..
+fotoğraftaki bebişlerim ve ben: 'uğursuz' diyenlere ve sözde solak diye eşini boşayan*japona katılıyoruz ama gülmekten*

"dünyaca ünlü solaklar; filozof aristoteles, sezar, ressamlar leonardo da vinci, michelangelo, napolyon, abd başkanı barack obama, deha fizikçi ve bilim adamı einstein, sinema oyuncuları marilyn monroe, tom cruise ve lionel messi vs…"
solaklıkla ilgili bilmedikleriniz:
* ağustos 13'ü solaklar günüdür.
* solaklık erkeklerde daha fazla karşılaşılan bir durumdur.
* dünyada yaklaşık 500 milyon solak olduğu biliniyor.
* solaklık ikizlerde daha fazla görülür.
* vaktinden önce dünyaya gelen çocukların çoğu solak olur.
* japonlar eşlerinin solak olduğunu fark ettiklerinde onu boşuyor.
+fotoğraftaki bebişlerim ve ben: 'uğursuz' diyenlere ve sözde solak diye eşini boşayan*japona katılıyoruz ama gülmekten*

"dünyaca ünlü solaklar; filozof aristoteles, sezar, ressamlar leonardo da vinci, michelangelo, napolyon, abd başkanı barack obama, deha fizikçi ve bilim adamı einstein, sinema oyuncuları marilyn monroe, tom cruise ve lionel messi vs…"
solaklıkla ilgili bilmedikleriniz:
* ağustos 13'ü solaklar günüdür.
* solaklık erkeklerde daha fazla karşılaşılan bir durumdur.
* dünyada yaklaşık 500 milyon solak olduğu biliniyor.
* solaklık ikizlerde daha fazla görülür.
* vaktinden önce dünyaya gelen çocukların çoğu solak olur.
* japonlar eşlerinin solak olduğunu fark ettiklerinde onu boşuyor.
devamını gör...
konseri bedava olsa bile gidilmeyecek şarkıcı
şarkıcılar olsa daha doğru olurdu:
(bkz: demet akalın)
(bkz: kibariye)
(bkz: hande yener)
(bkz: aleyna tilki)
(bkz: alişan)
(bkz: kalben)
(bkz: sinan akçıl)
(bkz: aydilge)
(bkz: irem derici)
(bkz: nihat doğan)
ve daha niceleri, evlerden ırak.
(bkz: demet akalın)
(bkz: kibariye)
(bkz: hande yener)
(bkz: aleyna tilki)
(bkz: alişan)
(bkz: kalben)
(bkz: sinan akçıl)
(bkz: aydilge)
(bkz: irem derici)
(bkz: nihat doğan)
ve daha niceleri, evlerden ırak.
devamını gör...
merdumlar baskında radyo yayını
gece programlarında yemek konuşmayı yasaklayın lütfen.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
"...
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili.
...
yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var."
attila ilhan
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili.
...
yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var."
attila ilhan
devamını gör...
keşke doğmadan önce senaryoyu bir okusaydım
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
yazarların yaşadığı en utanç verici anı
6. sınıfın yazında yaşadığım bir olaydır.
bilenler bilir bir zamanlar trt'de 19 mayıs günü ankara 19 mayıs stadyumunda gösteriler olurdu. senee, geçen sene. gösteri yapacak okullardan biri bizim okul, 3 sınıftan biri de bizim sınıf seçildi. neyse çalışma şöyle oluyordu: bizim ellerimize kare şeklinde dışı renklere boyanmış mukavvalar ve numaralar veriyorlardı. stadyuma gidiyorduk, aşağıdan bir adam hoparlörden şu numaralar kaldırsın dediğinde tak diye kaldırıyorduk. öyle indir kaldır şeklinde çalışıp dönüyorduk.
bir sorun vardı ki; 6. sınıfta benim boyum 1 metre civarında, kilom da 30 kg civarındaydı heralde. gerçekten çok ufak ve zayıf olduğumu hatırlıyorum. ben de lisede boy atanlardanım. o zamanlar çok küçüktüm ve bu kartonları bize 4 5 ayrı renkte veriyorlardı. hepsini taşıyamadığımız için boynumuza asıyorduk. diğer arkadaşlarımın bununla bir sorunları yoktu ama benim vardı. maalesef bunları boynuma taktığımda hem 4 5 tanesi ağırlık yapıyordu hem de diz kapağımdan daha aşağıya kadar iniyorlardı ve bunlarla yürümekte zorlanıyordum. yavaş yavaş, diz kapağımla ittirerek yürüyordum ya da ellerimle biraz havaya kaldırarak yürüyordum.
neyse 19 mayıs günü geldi, sabah istiklal marşından sonra biz yola çıkacağız. tüm okul toplanmış, biz de sırada en sağ taraftayız. neyse müdür bey anons geçti: "19 mayıs için stadyuma gidecek arkadaşlar sıra halinde otobüslete geçsin" dedi. en baştan yavaş yavaş yürümeye başladılar, tüm okulun önünden yürüyoruz. ben de yavaş yavaş, imparator penguenleri gibi yürüyorken bir anda, hayatım boyunca unutamayacağım, anlat istanbul'da altan erkekli'nin özge namal'ı fotoğrafçıyla bastığı sahneyle aynı derecede korkunç bir olay yaşandı.
her şey güzel giderken, öndeki yavşaklardan bir tanesi, sebebini anlamadığım bir şekilde koşmaya başladı. o koşunca hemen arkasındaki de koşmaya başladı, onun arkasındaki derken sıra hızla bana geliyordu ancak ben bir penguen gibi, diz kapaklarımla kartonlara vura vura ilerliyordum. ve o korkunç an geldi; önümdeki de koşunca aramızda bir boşluk oluştu. bu boşluğu gören arkamdaki kansız, sırtıma vurarak bana baskı yapmaya başladı: "koşsana lan şerefsiz" diyerek.
inanılmaz bir andı; koşamayacağımı biliyordum ama koşarsam başıma neler geleceğini kestiremiyordum. arkamda baskı vardı, solumdan tüm öğrenciler bizi izliyordu, sağımızda müdür kürsüden bizim gitmemizi ve konuşmasına devam etmeyi bekliyordu ve önümdekiyle aramız iyice açılmıştı. evet, o anda baskılara yenildim ve hayatımın en büyük hatasını yaptım; koşmaya karar verdim.
bir anda koşmaya çalışınca ayaklarım kartonlara takıldı ve ağırlığı vücudum kaldırmadı. ağırlık merkezinin yer değiştirmesi sonucu öne doğru yalpaladım, kendimi kurtarmaya çalışsam da olmadı ve yüz üstü yere yapıştım. tüm okul bana gülüyordu, hemen hocam gelip kaldırdı beni ama inanılmaz rezil olmuştum. o kadar utanıyordum ki sıyrılan avuç içlerimin acısını hissetmiyordum. sağa geçip yavaş yavaş devam ettim yoluma. arkamdaki şerefsizin kahkahası giderek uzaklaşıyor, arkadan gelenler de meraklı gözlerle bana bakıyorlardı.
o gün, hayatımın en kötü günlerindendi. o günden sonra herhangi bir etkinliğe katılmamaya dikkat ettim. bir deluğanlının özgüvenini iki kartona harcatmıştık.
bilenler bilir bir zamanlar trt'de 19 mayıs günü ankara 19 mayıs stadyumunda gösteriler olurdu. senee, geçen sene. gösteri yapacak okullardan biri bizim okul, 3 sınıftan biri de bizim sınıf seçildi. neyse çalışma şöyle oluyordu: bizim ellerimize kare şeklinde dışı renklere boyanmış mukavvalar ve numaralar veriyorlardı. stadyuma gidiyorduk, aşağıdan bir adam hoparlörden şu numaralar kaldırsın dediğinde tak diye kaldırıyorduk. öyle indir kaldır şeklinde çalışıp dönüyorduk.
bir sorun vardı ki; 6. sınıfta benim boyum 1 metre civarında, kilom da 30 kg civarındaydı heralde. gerçekten çok ufak ve zayıf olduğumu hatırlıyorum. ben de lisede boy atanlardanım. o zamanlar çok küçüktüm ve bu kartonları bize 4 5 ayrı renkte veriyorlardı. hepsini taşıyamadığımız için boynumuza asıyorduk. diğer arkadaşlarımın bununla bir sorunları yoktu ama benim vardı. maalesef bunları boynuma taktığımda hem 4 5 tanesi ağırlık yapıyordu hem de diz kapağımdan daha aşağıya kadar iniyorlardı ve bunlarla yürümekte zorlanıyordum. yavaş yavaş, diz kapağımla ittirerek yürüyordum ya da ellerimle biraz havaya kaldırarak yürüyordum.
neyse 19 mayıs günü geldi, sabah istiklal marşından sonra biz yola çıkacağız. tüm okul toplanmış, biz de sırada en sağ taraftayız. neyse müdür bey anons geçti: "19 mayıs için stadyuma gidecek arkadaşlar sıra halinde otobüslete geçsin" dedi. en baştan yavaş yavaş yürümeye başladılar, tüm okulun önünden yürüyoruz. ben de yavaş yavaş, imparator penguenleri gibi yürüyorken bir anda, hayatım boyunca unutamayacağım, anlat istanbul'da altan erkekli'nin özge namal'ı fotoğrafçıyla bastığı sahneyle aynı derecede korkunç bir olay yaşandı.
her şey güzel giderken, öndeki yavşaklardan bir tanesi, sebebini anlamadığım bir şekilde koşmaya başladı. o koşunca hemen arkasındaki de koşmaya başladı, onun arkasındaki derken sıra hızla bana geliyordu ancak ben bir penguen gibi, diz kapaklarımla kartonlara vura vura ilerliyordum. ve o korkunç an geldi; önümdeki de koşunca aramızda bir boşluk oluştu. bu boşluğu gören arkamdaki kansız, sırtıma vurarak bana baskı yapmaya başladı: "koşsana lan şerefsiz" diyerek.
inanılmaz bir andı; koşamayacağımı biliyordum ama koşarsam başıma neler geleceğini kestiremiyordum. arkamda baskı vardı, solumdan tüm öğrenciler bizi izliyordu, sağımızda müdür kürsüden bizim gitmemizi ve konuşmasına devam etmeyi bekliyordu ve önümdekiyle aramız iyice açılmıştı. evet, o anda baskılara yenildim ve hayatımın en büyük hatasını yaptım; koşmaya karar verdim.
bir anda koşmaya çalışınca ayaklarım kartonlara takıldı ve ağırlığı vücudum kaldırmadı. ağırlık merkezinin yer değiştirmesi sonucu öne doğru yalpaladım, kendimi kurtarmaya çalışsam da olmadı ve yüz üstü yere yapıştım. tüm okul bana gülüyordu, hemen hocam gelip kaldırdı beni ama inanılmaz rezil olmuştum. o kadar utanıyordum ki sıyrılan avuç içlerimin acısını hissetmiyordum. sağa geçip yavaş yavaş devam ettim yoluma. arkamdaki şerefsizin kahkahası giderek uzaklaşıyor, arkadan gelenler de meraklı gözlerle bana bakıyorlardı.
o gün, hayatımın en kötü günlerindendi. o günden sonra herhangi bir etkinliğe katılmamaya dikkat ettim. bir deluğanlının özgüvenini iki kartona harcatmıştık.
devamını gör...
her zaman yanındayım
büyük yalanlardan birisidir.
yalan sıralamasında ilk sıralarda yerini alır bence.
yalan sıralamasında ilk sıralarda yerini alır bence.
devamını gör...
çirkin olduğu halde öz güven patlaması yaşayan kadın
çirkinlikle güzellikle öz güvenin ne ilgisi var dedirten başlıkta tanımlaması yapılan kişidir.
devamını gör...
tıbbın çare bulamadığı hastalıklar
genetik hücresel bozukluklar. mesela, alport syndrome. hücre yapısındaki anormallik ve bu durumun nesillere yayılması. tıb direkt hücrelere müdahale yapabilecek duruma geldiğinde bu tür genetik hastalıklar ortadan kalkacak ama belki bir yirmi yıl sonra. neden olmasın.
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
insanlığın en önemli icatlarından birinin vida olması. evet şimdi arkana yaslan ve düşün.. vida olmasaydı halimiz ne olurdu?
devamını gör...
aşı karşıtlığı
solcular küresel sermaye baronlarının elinde diye karşı çıkarken islamcılar katolik tıbbı denilen modern tıbba "oyşş her şey allah'tan alında yazılan neyse o gelir başa" diyerek karşı çıktığı "ben aşı olmam kimse de olmasın" gerzekliğidir.
devamını gör...



