doping yaparken hamile kalan pesmerge
bana (bkz: alamancı çikolatası) ve rakı borcu olan yazar. kendisiyle arada konuşuruz, bulaşmayı ve sataşmayı sevdiğim nadir yazarlardan. severim kendisini. sen muğla tabelasının önüne bırak ben alırım*. şimdiden teşekkürler efenim.
devamını gör...
yael mallan
ara sıra rüyalarıma yael giriyor... yael mallan.
ucuz, çok ucuz bir romanın kahramanı. romanı, tozlarla kaplı bir sahaf rafında bulmuştum, arka sıralarda. üzerine dokunurken, "evet, bunu okumalıyım." diye iç geçirerek, 5 liraya aldığım bir romanın kahramanı kendisi.
önce izlendiğini fark ediyor evinde, sonrasında kendilerine gölgeler ismini veren şeylerin ona verdiği şifreleri çözmeye başlıyordu romanın başlarında.
romanın ortasında ise, gölün dibinde dedesinin cesedini buluyordu, dahası da, komplo teorileriyle kafayı bozmuş paranoyakların arasında buluyordu kendisini ve kendisine yol boyunca eşlik eden yoldaşı, thomas ile birlikte.
sonrası mı? her şeyi kontrol eden gölgelerden birini buluyor ve onunla konuşuyordu. o gölge, ona bakıp gülümsüyor ve savaşı kaybettiğini söylüyordu. diyordu ki, "yarın gösteride kazanan olarak ilk sırada olacaksın." ertesi gün, tarih 11 eylül 2001'i gösterirken, ikiz kulelerin en son katında, bir restaurant'ta thomas'ı bekliyordu. thomas'ın ona ihanet ettiğini haykırmaya başlamıştı thomas yanına gelir gelmez.
sonrası daha da tuhaf. çünkü thomas, yael'e neden onu buraya çağırdığını sormuştu. ama yael, thomas'a "asıl sen beni neden buraya çağırdın, aptal!" demeden önce, gerçeği anlamıştı.
tam bu andan sonrası rüyalarıma giren yerler işte. bazen thomas gibi yael'e eşlik ediyorum, bazen de yael oluyorum bir anda.
bulundukları kulenin alt katlarından birine uçak bindirdikten hemen sonra camlar parçalanırken, bazen yere oturup ağlayan bir kadını yerden kaldırıp, zaten çökmüş olan merdivenlerin oldugu bölüme sürüklemeye çalışıyorum.
bazen de o kadın ben oluyorum. umutsuzluk, kaybetmişlik... o kadar içimde hissettiriyorlar ki kendilerini... yere bağdaş kurup dumanların henüz boğmadığı camlardan birinden gökyüzüne bakıyorum.
baktığım son şeyin bu olmasını istiyorum. mavi gökyüzü
ucuz, çok ucuz bir romanın kahramanı. romanı, tozlarla kaplı bir sahaf rafında bulmuştum, arka sıralarda. üzerine dokunurken, "evet, bunu okumalıyım." diye iç geçirerek, 5 liraya aldığım bir romanın kahramanı kendisi.
önce izlendiğini fark ediyor evinde, sonrasında kendilerine gölgeler ismini veren şeylerin ona verdiği şifreleri çözmeye başlıyordu romanın başlarında.
romanın ortasında ise, gölün dibinde dedesinin cesedini buluyordu, dahası da, komplo teorileriyle kafayı bozmuş paranoyakların arasında buluyordu kendisini ve kendisine yol boyunca eşlik eden yoldaşı, thomas ile birlikte.
sonrası mı? her şeyi kontrol eden gölgelerden birini buluyor ve onunla konuşuyordu. o gölge, ona bakıp gülümsüyor ve savaşı kaybettiğini söylüyordu. diyordu ki, "yarın gösteride kazanan olarak ilk sırada olacaksın." ertesi gün, tarih 11 eylül 2001'i gösterirken, ikiz kulelerin en son katında, bir restaurant'ta thomas'ı bekliyordu. thomas'ın ona ihanet ettiğini haykırmaya başlamıştı thomas yanına gelir gelmez.
sonrası daha da tuhaf. çünkü thomas, yael'e neden onu buraya çağırdığını sormuştu. ama yael, thomas'a "asıl sen beni neden buraya çağırdın, aptal!" demeden önce, gerçeği anlamıştı.
tam bu andan sonrası rüyalarıma giren yerler işte. bazen thomas gibi yael'e eşlik ediyorum, bazen de yael oluyorum bir anda.
bulundukları kulenin alt katlarından birine uçak bindirdikten hemen sonra camlar parçalanırken, bazen yere oturup ağlayan bir kadını yerden kaldırıp, zaten çökmüş olan merdivenlerin oldugu bölüme sürüklemeye çalışıyorum.
bazen de o kadın ben oluyorum. umutsuzluk, kaybetmişlik... o kadar içimde hissettiriyorlar ki kendilerini... yere bağdaş kurup dumanların henüz boğmadığı camlardan birinden gökyüzüne bakıyorum.
baktığım son şeyin bu olmasını istiyorum. mavi gökyüzü
devamını gör...
sözlük yazarlarının telefon rehberlerinde kayıtlı en garip isim
tusmer kadın.
devamını gör...
insan neden okumalı sorunsalı
insan katiyen eğitilmez kategorisine girmemek için okumalı, okutmalı, öğrenmeli ve dahi öğretmelidir. insan düşününce insandır, nefes almak insan olmak için yetmemektedir.haddini bilmeyi öğrenmek için şarttır. aksi halde maalesef google mezunu olmamak elde değil. sonra bunlardan nasihat dinleriz. *
devamını gör...
flört evresinde kıza bakire misin diye sorma süreci
nöbetçileeer! derdini s***yim butonunu getirin.
devamını gör...
şimdiye kadar hiç kimsenin güllü lokum yerken ölmemiş olduğu gerçeği
az önce knut hamsun'un açlık kitabını okurken aklıma gelen düşünce.
bilen bilir, mezarlıklar müdürlüğünde işçiyim. günde nereden baksan 15-20 cenaze gelir önce sisteme geçirir, sonra yıkar sonra mezar eşip merhumu defnederiz.
hani derler ya sattığın malı bileceksin. arıcı sattığı balı bilir, terzi atlas kumaş nedir, hangi ketenin evsafı iyidir bilir, doktor hastasını muayene eder hiç değilse ve bilir...
bizler de gelen naaşları sorguluyoruz. birçok ölüm nedeniyle karşı karşıya geliyoruz. yaralama, boğulma, çatışma...
fakat fark ettim ki, aralarında hiçbiri güllü lokum yerken ölmemiş? nasıl olabilir yahu? nasıl?
bakın bugün worldometers istatistik sitesinde 152 bin kişinin rahmetli olduğu belirtiliyor. hadi diyelim ki bunlardan 100 bini eceliyle ölmüş olsun, geriye kalan 52 binin 30 bini de hastalık, kaza, cinayet vs. gibi sebeplerden ölsün. kalır sana 22 bin kişi. bu 22 bin kişinin tamamı potansiyel olarak güllü lokum yerken ölme adayıdır. ayrıca yine aynı sitede gördüğümüz bugün dünyaya gözlerini açan dünyalı sayısı 211 bin... bunlar da potansiyel olarak güllü lokum kurbanı olabilir.
peki istatistiklerde bulamadık diyelim. peki veritabanları?
yine bulamıyoruz. hiçbir veritabanında güllü lokum yerken öldüğü bilgisine yer verilmemiş. yani birçok kanalda "boğazına kaçan bir şeyden ötürü falanca saatte ex olmuştur" diye ifade geçiyorlar. aradığımız bu değil, bilakis yerken ölmeli.
araştırmalarıma devam ettim. internetin derin katmanı olan deep web'e girmekte karar kıldım. burada bilenler bilir istihabarat siteleri vardır. lanet olası federallere yakalanmamak için internetimin proxy ayarlarını değiştirdim. bu arada aklıma unuttuğum bir husus geldi ve oturduğum koltuktan yıldırım gibi fırlayarak yanlışlıkla elimdeki jack daniels blue label viskimi yerlere döktüm. yerlere paspas atarak hemen pc başına geçip akşamdan hazırladığım 6'lı kuponumu doldurdum. sağlam oran yaptık anasını satim, jokey muharrem abi rochester "son ayakta birinci gelmezse kasaba satıcam bu namıssızı ehhehe" demişti dalga geçerek, umarım yarınki ayakta kazanır, annemin emekli maaşının tamamını yatırdım anasını satim büyük girdik öyle böyle değil.
neyse deep web'te de istihbarat sitelerinde arşivleri karıştırdım. çıkan sonuçlar genelde "viski içerken ölenler, yemek yarışmasına katılıp ölenler" gibi basit şeylerdi. burada da bulamadım. yok ulan yok.
artık kabul etmeliyim. çünkü bir acı gerçekle yüzleşmek için, öncelikle kabul etmek gereklidir. inkar, öfke, pazarlık ve depresyon evrelerini aşmıştım. son evreye geldim, kabullenmeye.
bu acı gerçekten sizin de haberiniz olsun istedim, başınızı ağrıttımsa affola dostlar.
bilen bilir, mezarlıklar müdürlüğünde işçiyim. günde nereden baksan 15-20 cenaze gelir önce sisteme geçirir, sonra yıkar sonra mezar eşip merhumu defnederiz.
hani derler ya sattığın malı bileceksin. arıcı sattığı balı bilir, terzi atlas kumaş nedir, hangi ketenin evsafı iyidir bilir, doktor hastasını muayene eder hiç değilse ve bilir...
bizler de gelen naaşları sorguluyoruz. birçok ölüm nedeniyle karşı karşıya geliyoruz. yaralama, boğulma, çatışma...
fakat fark ettim ki, aralarında hiçbiri güllü lokum yerken ölmemiş? nasıl olabilir yahu? nasıl?
bakın bugün worldometers istatistik sitesinde 152 bin kişinin rahmetli olduğu belirtiliyor. hadi diyelim ki bunlardan 100 bini eceliyle ölmüş olsun, geriye kalan 52 binin 30 bini de hastalık, kaza, cinayet vs. gibi sebeplerden ölsün. kalır sana 22 bin kişi. bu 22 bin kişinin tamamı potansiyel olarak güllü lokum yerken ölme adayıdır. ayrıca yine aynı sitede gördüğümüz bugün dünyaya gözlerini açan dünyalı sayısı 211 bin... bunlar da potansiyel olarak güllü lokum kurbanı olabilir.
peki istatistiklerde bulamadık diyelim. peki veritabanları?
yine bulamıyoruz. hiçbir veritabanında güllü lokum yerken öldüğü bilgisine yer verilmemiş. yani birçok kanalda "boğazına kaçan bir şeyden ötürü falanca saatte ex olmuştur" diye ifade geçiyorlar. aradığımız bu değil, bilakis yerken ölmeli.
araştırmalarıma devam ettim. internetin derin katmanı olan deep web'e girmekte karar kıldım. burada bilenler bilir istihabarat siteleri vardır. lanet olası federallere yakalanmamak için internetimin proxy ayarlarını değiştirdim. bu arada aklıma unuttuğum bir husus geldi ve oturduğum koltuktan yıldırım gibi fırlayarak yanlışlıkla elimdeki jack daniels blue label viskimi yerlere döktüm. yerlere paspas atarak hemen pc başına geçip akşamdan hazırladığım 6'lı kuponumu doldurdum. sağlam oran yaptık anasını satim, jokey muharrem abi rochester "son ayakta birinci gelmezse kasaba satıcam bu namıssızı ehhehe" demişti dalga geçerek, umarım yarınki ayakta kazanır, annemin emekli maaşının tamamını yatırdım anasını satim büyük girdik öyle böyle değil.
neyse deep web'te de istihbarat sitelerinde arşivleri karıştırdım. çıkan sonuçlar genelde "viski içerken ölenler, yemek yarışmasına katılıp ölenler" gibi basit şeylerdi. burada da bulamadım. yok ulan yok.
artık kabul etmeliyim. çünkü bir acı gerçekle yüzleşmek için, öncelikle kabul etmek gereklidir. inkar, öfke, pazarlık ve depresyon evrelerini aşmıştım. son evreye geldim, kabullenmeye.
bu acı gerçekten sizin de haberiniz olsun istedim, başınızı ağrıttımsa affola dostlar.
devamını gör...
geçmiş
boşuna "miş"li olmayan, her detayının akılda kalmaması gereken zaman dilimi.
...............
miş'li geçmişte sorunlar saklanır
aya dokunmanın tam zamanıdır
...............
(bkz: bozburun)
(bkz: bülent ortaçgil)
...............
miş'li geçmişte sorunlar saklanır
aya dokunmanın tam zamanıdır
...............
(bkz: bozburun)
(bkz: bülent ortaçgil)
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
self control-laura branigan
devamını gör...
kitap okuma aşkını kazandıran kitabın ismi
harry potter serisi
devamını gör...
günaydın sözlük
devamını gör...
pembe fili düşünme
beyne bir şeyi "unut" demek ve "unutma" demek aynı kapıya çıkar. neyi unutması gerektiğini hatırlar, ne unutmaması gerektiğini de.
devamını gör...
türkiye'de yaşamaktan nefret etme sebepleri
-her gün katlanarak artan cinsel tacizler
-diktatör rejimi ve inanılmaz boyutlardaki yolsuzlukların göstere göstere yapılması
-hemen hemen herkeste görülen aşırı materyalist kültür, muazzam boyutlardaki mal mülk hırsı
-büyük şehirlerin yaşanılmaz hale gelmesi
-insanları haftada 6 gün çalıştıran, beş kuruş vermeden saatlerce fazla mesai yaptıran sömürgen patronlar
-her yerde torpil gerekmesi, torpilsiz hiç bir şey yapılamaması
-çocuk tecavüzcüleri ve katilleri
-diktatör rejimi ve inanılmaz boyutlardaki yolsuzlukların göstere göstere yapılması
-hemen hemen herkeste görülen aşırı materyalist kültür, muazzam boyutlardaki mal mülk hırsı
-büyük şehirlerin yaşanılmaz hale gelmesi
-insanları haftada 6 gün çalıştıran, beş kuruş vermeden saatlerce fazla mesai yaptıran sömürgen patronlar
-her yerde torpil gerekmesi, torpilsiz hiç bir şey yapılamaması
-çocuk tecavüzcüleri ve katilleri
devamını gör...
fernando muslera
rekabet anlamında türk futbol tarihinin kaderini etkileyen üst düzey galatasaray kalecisidir. üstelik diğer takımlar tarafından da sevilir.
tam bir profesyoneldir. iş ahlakı üst düzeydir.
allahın lütfudur lan bu adam. direkt bir kaç şampiyonluk getirmiştir galatasaraya.
tam bir profesyoneldir. iş ahlakı üst düzeydir.
allahın lütfudur lan bu adam. direkt bir kaç şampiyonluk getirmiştir galatasaraya.
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
iyileşmeye yüz tutan yaranın kabuğunu koparmak.
devamını gör...
bursa'da türk bayrağına basan suriyeli
pek muhterem din kardeşlerimizden! olan suriyeli bir namussuz artığının yaptığı hayvanlık.
yanından geçip gidenlere ise acıyorum. bir tane adam gibi adam varmış ki vurmuş iki tane.
hükümetin başımıza bela ettiği bu arap artıklarının bilmem kaçıncı vukuatı bu. ülkemde suriyeli istemiyorum deyince kabahatli oluyoruz. yeryüzünden kazınması gerekenler işte bunlardır.
yazık, şu hale yazık.
twitter
yanından geçip gidenlere ise acıyorum. bir tane adam gibi adam varmış ki vurmuş iki tane.
hükümetin başımıza bela ettiği bu arap artıklarının bilmem kaçıncı vukuatı bu. ülkemde suriyeli istemiyorum deyince kabahatli oluyoruz. yeryüzünden kazınması gerekenler işte bunlardır.
yazık, şu hale yazık.
devamını gör...
yunus emre aşkın yolculuğu
2015-2016 yılında trt 1'de yayınlanmış, yunus emre'nin hayatını anlatan bir dizi. şu anda netflix'te mevcuttur.
--! spoiler !--
yunus emre, nallıhan kazasına (ilçe) kadı olarak atanır ve orada şeyh taptuk emre ile karşılaşır. başlangıçta tamamen medresedeki bilgilerine güvenen, hafif kendini beğenmiş biridir. ancak taptuk ile konuştukça bir değişim başlar. sonunda kadılığı bırakır ve taptuk emre dergahına mürit olur. burada nefsiyle büyük bir savaş vermeye başlar. zaman zaman mücadelesinden vazgeçer ve büyük yanlışlar yapar. yine de sonunda bu kıldan ince kılıçtan keskin yolda büyük bir azim ile devam eder ve nefs mertebelerini sırasıyla geçer. sonunda taptuk kendisine "artık senin için yola çıkma vakti" der. yunus emre artık pişmiştir, çiğ değildir.
dizi bu bağlamda oldukça güzel bir konuyu (seyr-i süluk) işlemektedir. dizi 1. sezon, konuyu izleyiciye sindirterek ilerlese de, 2. sezonun sonlarına doğru oldukça hızlanır ve bazı yerleri atlamaya başlar. öyle ki yunus nefs mertebelerinin son 4 tanesini yaklaşık 5 bölümde falan atlamış olur. keşke 2 sezon daha gitseydi de biraz daha açsalardı şu konuları.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
yunus emre, nallıhan kazasına (ilçe) kadı olarak atanır ve orada şeyh taptuk emre ile karşılaşır. başlangıçta tamamen medresedeki bilgilerine güvenen, hafif kendini beğenmiş biridir. ancak taptuk ile konuştukça bir değişim başlar. sonunda kadılığı bırakır ve taptuk emre dergahına mürit olur. burada nefsiyle büyük bir savaş vermeye başlar. zaman zaman mücadelesinden vazgeçer ve büyük yanlışlar yapar. yine de sonunda bu kıldan ince kılıçtan keskin yolda büyük bir azim ile devam eder ve nefs mertebelerini sırasıyla geçer. sonunda taptuk kendisine "artık senin için yola çıkma vakti" der. yunus emre artık pişmiştir, çiğ değildir.
dizi bu bağlamda oldukça güzel bir konuyu (seyr-i süluk) işlemektedir. dizi 1. sezon, konuyu izleyiciye sindirterek ilerlese de, 2. sezonun sonlarına doğru oldukça hızlanır ve bazı yerleri atlamaya başlar. öyle ki yunus nefs mertebelerinin son 4 tanesini yaklaşık 5 bölümde falan atlamış olur. keşke 2 sezon daha gitseydi de biraz daha açsalardı şu konuları.
--! spoiler !--
devamını gör...
nazar boncuğu
nazar boncuğunun tarihi bilinen insanlık tarihi ile beraber yürümektedir..
ilk olarak eski mısırda rastlanan bu göz bir gözü ay diğer gözü güneşi temsil eden horus'a aittir. horus seth ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra yaşamın krallığına yerleşmiştir ve bu sebeple kötü bakışları alt edebileceği inancı eski mısırda yerleşmiş bir gelenektir.

mısırın o dönemde ticaretin kalbi olması dolayısı ile bu göz ticaret rotalarını takip ederek fenikeliler ve asurluların sayesinde anadoluya giriş yapmıştır..
fakat türklerin nazar boncuğu kullanımı mısır etkisinden ziyade orta asya kökenli şamanik etkilerden kaynaklanmaktadır ve orta asyadaki eski türk toplumlar nazar boncuğuna munçuk, moncuk, monşak, monçak, monçok, muyınçak gibi isimler vermişlerdir. aynı zamanda şamanik kültürdeki gök tanrı yaklaşımı sebebiyle tengri'nin rengini anımsatması sebebiyle bu rengin benimsenmiş olabileceğine dair yorumlar bulunmaktadır. * (bkz: mısır öncesi dünya tarihi) (bkz: atlantis)

bu bakış açısı ile çok geniş bir coğrafyada kendini koruma simgesi olarak gösteren nazar boncuğunu sadece bir süs eşyası olarak görmek altında yatan tarihe haksızlık olacaktır. bu küçük koruyucu simge insanlık tarihi ile yaşıt şekilde derin ve kalıcı adetler oluşturmuş şekilde toplumdaki yerini korumaktadır..
ilk olarak eski mısırda rastlanan bu göz bir gözü ay diğer gözü güneşi temsil eden horus'a aittir. horus seth ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra yaşamın krallığına yerleşmiştir ve bu sebeple kötü bakışları alt edebileceği inancı eski mısırda yerleşmiş bir gelenektir.

mısırın o dönemde ticaretin kalbi olması dolayısı ile bu göz ticaret rotalarını takip ederek fenikeliler ve asurluların sayesinde anadoluya giriş yapmıştır..
fakat türklerin nazar boncuğu kullanımı mısır etkisinden ziyade orta asya kökenli şamanik etkilerden kaynaklanmaktadır ve orta asyadaki eski türk toplumlar nazar boncuğuna munçuk, moncuk, monşak, monçak, monçok, muyınçak gibi isimler vermişlerdir. aynı zamanda şamanik kültürdeki gök tanrı yaklaşımı sebebiyle tengri'nin rengini anımsatması sebebiyle bu rengin benimsenmiş olabileceğine dair yorumlar bulunmaktadır. * (bkz: mısır öncesi dünya tarihi) (bkz: atlantis)

bu bakış açısı ile çok geniş bir coğrafyada kendini koruma simgesi olarak gösteren nazar boncuğunu sadece bir süs eşyası olarak görmek altında yatan tarihe haksızlık olacaktır. bu küçük koruyucu simge insanlık tarihi ile yaşıt şekilde derin ve kalıcı adetler oluşturmuş şekilde toplumdaki yerini korumaktadır..
devamını gör...



