değersizlik hissi
insanı yiyip bitiren bir his. kişinin kendisine dair inancıyla ilgili bir şey.
kendini değersiz gören insanlar herkesten aşağıda görür kendisini. sürekli eksik olduğuna inanır. olumlu taraflarını göremez. hep olumsuzluklara odaklanır. olumlu tarafları görebilse bile onun değerini düşürmeye çalışır. [bir şeyi iyi yapsa bile bunu yapamayan da ne bileyim yani gibi sözleri dilinden düşürmez]. kendisine karşı acımasız bir dil kullanır. başkasından ilgi görmek için küçüldükçe küçülür.
bu hisse sahip insanlarda iki tip davranış biçimi gözlenir. birincisi başkasının onayını almak için kendinden taviz vermeye başlar. hayır diyemez. kendi düşüncelerini rahatça ifade edemez. karşı tarafın düşüncelerine göre hareket eder. her kalıba girer. ama bunları yaparken de içinde birikir birikir ve karşısındakine karşı bilinçaltında bir düşmanlık/nefret besler. *
ikinci tipte ise aşırı özgüvenli görünerek altta yatan değersizlik hissini kapatmaya çalışır. bir yerden sonra artık kendini o kadar değersiz bulur ki kendi değersizliğini kapatmak adına başkasını değersizleştirmeye başlar.
kendini değersiz gören insanlar herkesten aşağıda görür kendisini. sürekli eksik olduğuna inanır. olumlu taraflarını göremez. hep olumsuzluklara odaklanır. olumlu tarafları görebilse bile onun değerini düşürmeye çalışır. [bir şeyi iyi yapsa bile bunu yapamayan da ne bileyim yani gibi sözleri dilinden düşürmez]. kendisine karşı acımasız bir dil kullanır. başkasından ilgi görmek için küçüldükçe küçülür.
bu hisse sahip insanlarda iki tip davranış biçimi gözlenir. birincisi başkasının onayını almak için kendinden taviz vermeye başlar. hayır diyemez. kendi düşüncelerini rahatça ifade edemez. karşı tarafın düşüncelerine göre hareket eder. her kalıba girer. ama bunları yaparken de içinde birikir birikir ve karşısındakine karşı bilinçaltında bir düşmanlık/nefret besler. *
ikinci tipte ise aşırı özgüvenli görünerek altta yatan değersizlik hissini kapatmaya çalışır. bir yerden sonra artık kendini o kadar değersiz bulur ki kendi değersizliğini kapatmak adına başkasını değersizleştirmeye başlar.
devamını gör...
bilgisayar
bilgisayar önce masaüstüne, sonra dizimize daha sonra da cebimize girdi. bir sonra gireceği yerin düşüncesi bile beni ürkütüyor.
devamını gör...
şal var mı diye soran kıza şalvar mı diyen garson
içten ve saf olup asgari ücretle çalışan emekçi garsondur.
kısacası candır.
kısacası candır.
devamını gör...
rope
rope, 1948 yapımı bir alfred hitchcock filmi. the man from earth adlı filme benzer filmler ararken bulduğum ve iyi ki izledim dediğim bir film. eski filmlere, oyunculuklara olan görüşümü değiştirmiş ve kısa, akıcı, heyecanlandıran, geren ve size insan psikolojisini başarılı bir şekilde gösteren bir film.
bunu tanımlarken hangi kelimeyi kullanmak istersiniz, kendiniz seçin: psikoloji, ruh hali, his, duygu, dışa vurum, mimik ve hareket, jest, ima, beyan... nasıl tanımlarsanız tanımlayın bu filmin içinde gördüğüm en başarılı yansımalarına tanık oldum. özellikle john dall ve james stewart'dan sonra farley granger'i altını çizerek belirtmek istiyorum. bu üç aktörün, yaklaşık bir buçuk saatlik bir filmde tek bir odada yaptıkları, hissettirdikleri gerçekten izlemeye değer.
mükemmel cinayet işlenebilir mi? sorusuna yanıt arayan film, konusu itibari ile düşündürücülüğünü bence filmden sonraya saklamış. çünkü izlerken, sahnelere odaklanmaktan alt yazıyı takip etmeyi bırakın okumadığım zamanlar oldu. bunu pek sık yaşamadığım için de abartarak ve uzatarak yazıyorum. sanırım, bunları da hak ediyor. hem konu, hem işleniş hem de oyunculuk olarak etkileyici bulduğum bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
bunu tanımlarken hangi kelimeyi kullanmak istersiniz, kendiniz seçin: psikoloji, ruh hali, his, duygu, dışa vurum, mimik ve hareket, jest, ima, beyan... nasıl tanımlarsanız tanımlayın bu filmin içinde gördüğüm en başarılı yansımalarına tanık oldum. özellikle john dall ve james stewart'dan sonra farley granger'i altını çizerek belirtmek istiyorum. bu üç aktörün, yaklaşık bir buçuk saatlik bir filmde tek bir odada yaptıkları, hissettirdikleri gerçekten izlemeye değer.
mükemmel cinayet işlenebilir mi? sorusuna yanıt arayan film, konusu itibari ile düşündürücülüğünü bence filmden sonraya saklamış. çünkü izlerken, sahnelere odaklanmaktan alt yazıyı takip etmeyi bırakın okumadığım zamanlar oldu. bunu pek sık yaşamadığım için de abartarak ve uzatarak yazıyorum. sanırım, bunları da hak ediyor. hem konu, hem işleniş hem de oyunculuk olarak etkileyici bulduğum bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
devamını gör...
gönül
eski türkçede ''göğüs'' anlamına gelen ''köŋül'' kelimesinden türeyen ve sevgi, arzu, kalp anlamlarına gelen; mecazi olarak da düşünüş, anma, hatır gibi mânâlara sahip çok fonksiyonlu bir kelimedir. gönül vermek, gönül koymak, gönül kırmak, gönül işleri, gönlü olmak, gönül aynası, gönüllü, gönülsüz, ayran gönüllü gibi birçok söz ve söz öbeklerine analık etmiştir. bana göre dilimizdeki en güzel kelimedir.
türkçemizdeki bilinen en eski kullanımı 735 tarihli orhun yazıtlarındadır: közde yaş kelser tıda köŋülde sıgıt kelser (gözden yaş gelse gönülden ağıt gelse)
türkçemizdeki bilinen en eski kullanımı 735 tarihli orhun yazıtlarındadır: közde yaş kelser tıda köŋülde sıgıt kelser (gözden yaş gelse gönülden ağıt gelse)
devamını gör...
daddy (yazar)
güzel yazıyor, yazıyor da.*
ama cumartesi günü ya ben onu, ya da o beni çıldırtacak.
ama cumartesi günü ya ben onu, ya da o beni çıldırtacak.
devamını gör...
vücuda krem sürmekten nefret etmek
nedeni anlaşılamayan nefret . kesinlikle severim, vücudunuzu seviyorsanız, deri sağlığınıza önem veriyorsanız mutlaka uygulayın. hatta en güzeli duş sırasında sürülen kremlerdir. ben onlardan tercih ediyorum. size de tavsiye ederim.
devamını gör...
1 şubat 2021 özel okullarda yüz yüze eğitimin başlaması
ülke olarak herhalde virüsü yendik diye düşünmeye başlamama sebep olan haber.
ya da facebook paylaşımı.
bu ziya selçuk isimli zat birilerine yaranmak için ne yapacağını şaşırdı.
www.facebook.com/ortacacozu...
ya da facebook paylaşımı.
bu ziya selçuk isimli zat birilerine yaranmak için ne yapacağını şaşırdı.
www.facebook.com/ortacacozu...
devamını gör...
söğüt dalına yuva yapan mandanın aklından geçenler
artık 30 yaşında oldum, ailemle yaşamam ayıp olurdu. bundan sonra daldan dala daldan dala dal dal dal.
devamını gör...
ezilenler
içimi karartan bir dostoyevski kitabı daha. bu adamın hiç normal, akışkan bir kitabı yok.
yazı biraz sürprizbozan içerebilir ama o kadar da içermeyecektir gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz.
hikayemiz zamanının rusya’sında bir pastahane (ya da cafe)’de bilinmeyen yaşlı bir adamın ölümüyle başlıyor. bu ölüme paralel ilerleyen olay örgüsü bir yerde birleşiyor( sabrın sonu selamettir). sıkıcı bir şekilde başlayan kitap dönemin toplumsal kişilerinin üzerinden mesaj vermeye başladığı anda sıkıcılıktan çıkıyor. esas karakterler anlatıcı olan ( ki muhtemelen dostoyevski’nin kendisi bu) kişinin üzerinden anlatılıyor yani onların duyguları ve düşünceleri gözlemlenerek aktarılıyor okuyucuya. ben şöyle bir şey hissettim (bilmiyorum okuyan diğer kişiler paylaşır mı bu düşüncelerimi); olaylarda ve diyaloglarda biraz tiyatro abartılıcılığı var. yani sanki bir sahne kurulmuş ve o tiyatro sahnesini betimliyor yazar bizlere. mimiklerini, tepkilerini abartılı şekilde kullandırıp bize o duyguyu vermeye çalışıyor. bu da biraz zorlama gibi geliyor okuyucuya. konu üzerinden bir şeyler söylemek istemiyorum drama tadında bir olay mevcut. beni bir kitapta genel olarak edebi kısmı ilgilendirdiği için bunlara çok takılmadım.
genel olarak beğendiğim bir kitap diyebilirim. günümüz dünyasından artık sıyrılıyor bu klasikler. bu gözle de okumakta fayda var. döneminin çok iyisi olabilir ancak bir yüz yıl sonra o kadar da değerli olmayabiliyor.
yazı biraz sürprizbozan içerebilir ama o kadar da içermeyecektir gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz.
hikayemiz zamanının rusya’sında bir pastahane (ya da cafe)’de bilinmeyen yaşlı bir adamın ölümüyle başlıyor. bu ölüme paralel ilerleyen olay örgüsü bir yerde birleşiyor( sabrın sonu selamettir). sıkıcı bir şekilde başlayan kitap dönemin toplumsal kişilerinin üzerinden mesaj vermeye başladığı anda sıkıcılıktan çıkıyor. esas karakterler anlatıcı olan ( ki muhtemelen dostoyevski’nin kendisi bu) kişinin üzerinden anlatılıyor yani onların duyguları ve düşünceleri gözlemlenerek aktarılıyor okuyucuya. ben şöyle bir şey hissettim (bilmiyorum okuyan diğer kişiler paylaşır mı bu düşüncelerimi); olaylarda ve diyaloglarda biraz tiyatro abartılıcılığı var. yani sanki bir sahne kurulmuş ve o tiyatro sahnesini betimliyor yazar bizlere. mimiklerini, tepkilerini abartılı şekilde kullandırıp bize o duyguyu vermeye çalışıyor. bu da biraz zorlama gibi geliyor okuyucuya. konu üzerinden bir şeyler söylemek istemiyorum drama tadında bir olay mevcut. beni bir kitapta genel olarak edebi kısmı ilgilendirdiği için bunlara çok takılmadım.
genel olarak beğendiğim bir kitap diyebilirim. günümüz dünyasından artık sıyrılıyor bu klasikler. bu gözle de okumakta fayda var. döneminin çok iyisi olabilir ancak bir yüz yıl sonra o kadar da değerli olmayabiliyor.
devamını gör...
son ada
bir zülfü livaneli kitabıdır.
ege’de emekli olmayı beklerken birden darbe söylentilerinin çıkması ile tuhaf bir şekilde yolu açılan ve genelkurmay başkanlığına yükselen bir orgeneral bu terfinin ardından darbe yaparak kendini devlet başkanı ilan eder.
atatürkçü olduğunu iddia eden, hatta atatürk uluslararası barış ödülünü bile kazanan bu asker siyasetçi ülkeyi babasının çiftliği gibi yönetmekle kalmaz, üstüne üstlük ülkeyi düze çıkaracağı iddiasıyla insanların kesilip biçilmesine, işkencelerle can vermesine de zemin hazırlar.
ortaya çıkarttığı ucube bir anayasa ile baskıcı rejimini güçlendiren asker siyasetçiye halk da büyük bir destek verir, ister gerçek bir sevgiden deyin, ister korkudan, isterse yalakalıktan.
kötü resimler yapan asker siyasetçi, ne kadar yeteneksiz olduğunun farkına asla varamaz çünkü herkes resimlerine bayılır, hatta yaptığı atatürk resmi rekor bir fiyata satılır ve ülkenin yaşayan en pahalı ressamı bile olur. kötü ressamlardan neler çekti bu dünya! sanırım başka bir ülkede başka bir asker daha vardı hem kötü ressam hem de diktatör olan.
yıllar sonra artık güçten düştüğünde hakkında yapılan suçlamalar sonucunda müebbet hapis cezasına çarptırılan ve rütbesi erliğe kadar düşürülen bu zat öldüğünde cenazesinde sadede bir avuç insan bulunur. ne kadar yüksekten düşerse insanoğlu şiddeti o kadar büyük olur elbet düşüşün.
velhasıl, zülfü livaneli bu romanında benzer bir hikaye anlatır. belki rütbeler birbirini tutmamaktadır ama hikaye çok benzer. benim güzel ülkemde gerçeklik kurgudan daha tuhaftır her zaman.
ege’de emekli olmayı beklerken birden darbe söylentilerinin çıkması ile tuhaf bir şekilde yolu açılan ve genelkurmay başkanlığına yükselen bir orgeneral bu terfinin ardından darbe yaparak kendini devlet başkanı ilan eder.
atatürkçü olduğunu iddia eden, hatta atatürk uluslararası barış ödülünü bile kazanan bu asker siyasetçi ülkeyi babasının çiftliği gibi yönetmekle kalmaz, üstüne üstlük ülkeyi düze çıkaracağı iddiasıyla insanların kesilip biçilmesine, işkencelerle can vermesine de zemin hazırlar.
ortaya çıkarttığı ucube bir anayasa ile baskıcı rejimini güçlendiren asker siyasetçiye halk da büyük bir destek verir, ister gerçek bir sevgiden deyin, ister korkudan, isterse yalakalıktan.
kötü resimler yapan asker siyasetçi, ne kadar yeteneksiz olduğunun farkına asla varamaz çünkü herkes resimlerine bayılır, hatta yaptığı atatürk resmi rekor bir fiyata satılır ve ülkenin yaşayan en pahalı ressamı bile olur. kötü ressamlardan neler çekti bu dünya! sanırım başka bir ülkede başka bir asker daha vardı hem kötü ressam hem de diktatör olan.
yıllar sonra artık güçten düştüğünde hakkında yapılan suçlamalar sonucunda müebbet hapis cezasına çarptırılan ve rütbesi erliğe kadar düşürülen bu zat öldüğünde cenazesinde sadede bir avuç insan bulunur. ne kadar yüksekten düşerse insanoğlu şiddeti o kadar büyük olur elbet düşüşün.
velhasıl, zülfü livaneli bu romanında benzer bir hikaye anlatır. belki rütbeler birbirini tutmamaktadır ama hikaye çok benzer. benim güzel ülkemde gerçeklik kurgudan daha tuhaftır her zaman.
devamını gör...
normal sözlük'teki en iyi profil fotoğrafı
(bkz: eyluling) istisnasız en iyi profil fotoğrafı kendisine ait diye düşünüyorum. ne zaman görsem tebessüm etmeme sebep oluyor.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
modernist neandertal
iki üstü hatta üç üstüne bile çıkar.
iki üstü hatta üç üstüne bile çıkar.
devamını gör...
daniska
albüm kapakları sayesinde tesadüfen keşfettiğim, sonrasında da ara ara açıp dinlediğim, şarkılarını sevdiğim, iyi müzik yaptıklarını düşündüğüm bir müzik grubu.
bazı şarkılarda canınızı yakarlar hem de öyle böyle değil, isimlerinin hakkını veriler. bazı şarkılarıyla da o hüznü dağıtırlar. değişik bir enerjileri var.
ben ayıramıyorum hangi şarkılarını daha çok seviyorum, hepsini çok seviyorum. şimdiye kadar duymamış olan ve dinleyince sevecek birilerine vesile olurum umarım.
daniska
grubun resmi web sitesi, şarkılarını da buradan dinleyebilirsiniz *
bazı şarkılarda canınızı yakarlar hem de öyle böyle değil, isimlerinin hakkını veriler. bazı şarkılarıyla da o hüznü dağıtırlar. değişik bir enerjileri var.
ben ayıramıyorum hangi şarkılarını daha çok seviyorum, hepsini çok seviyorum. şimdiye kadar duymamış olan ve dinleyince sevecek birilerine vesile olurum umarım.
daniska
grubun resmi web sitesi, şarkılarını da buradan dinleyebilirsiniz *
devamını gör...
ankara'nın en güzel yanı
anitkabir en guzel yanidir tabii ki...
devamını gör...
sevabına nickaltı girmek
çok hayır göreceğine inandığım başlık.
bazıları sözlüğü anabritanica *sanıyor
az tanıdığın yazara nick altı gir ne olacak.
müsait olunca keyif alarak yapıyorum.
yazmanın zekatı sayıyorum, diyomuşum.
rica edene de yazarım.
bana da yazabilirsiniz.
keyif kaçıracak şeyler yazanı bozarım baştan yazayım.
edebiyat edeple yapılır.
bazıları sözlüğü anabritanica *sanıyor
az tanıdığın yazara nick altı gir ne olacak.
müsait olunca keyif alarak yapıyorum.
yazmanın zekatı sayıyorum, diyomuşum.
rica edene de yazarım.
bana da yazabilirsiniz.
keyif kaçıracak şeyler yazanı bozarım baştan yazayım.
edebiyat edeple yapılır.
devamını gör...
215 çocuğun cansız bedeninin okul bahçesinde bulunması
kanada'daki yatılı okuldur.
kanada'da 1874'ten itibaren 150 bin yerli çocuk, ailesinden ve kültürlerinden kilise evlerine yerleştirilip, beyaz çoğunluk topluluklara entegre edilmek için zorla uzaklaştırıldı. çoğunun kötü muameleye maruz kaldığı, cinsel tacize uğradığı en az 3 bin 200 çocuğun ise verem nedeniyle hayatını kaybettiği belirtiliyor.
www.odatv4.com/okul-bahcesi...
kanada'da 1874'ten itibaren 150 bin yerli çocuk, ailesinden ve kültürlerinden kilise evlerine yerleştirilip, beyaz çoğunluk topluluklara entegre edilmek için zorla uzaklaştırıldı. çoğunun kötü muameleye maruz kaldığı, cinsel tacize uğradığı en az 3 bin 200 çocuğun ise verem nedeniyle hayatını kaybettiği belirtiliyor.
www.odatv4.com/okul-bahcesi...
devamını gör...
evlenilecek kadın
'evlenilecek kız - evlenilmeyecek kız' diyen erkekleri baltayla kovalayan kızdır.
devamını gör...

