silahlı fotoğraf paylaşan din kültürü öğretmeni
bu adam öğretmen işte.rezalet. şu kutuplaşmaya bakar mısınız. buradaki problem hükümetin lehine olduğunda bunlar gözükmezken birisi aynısını onlara yapsın bakalım ne olurdu. fetöcü olurdu terörist olurdu. adaletsizlik burada.iki taraf için de yanlış bir hareket olması da ayrı bir konu
devamını gör...
hacı anesti
tam adı yeoryos hacıanestis' tir.
1863 te atina' da doğdu. 1897 osmanlı yunan savaşlarında tugay komutanlığı kurmay subay, ve balkan savaşlarında tümen kurmay başkanı olarak görev yaptı. sakarya meydan muharebesinde büyük hayallerle kurulan yunan küçük asya ordusunun türk ordusu karşısında yenilgisi üzerine yunan hükümeti tarafından alınan kararla general anastasias populas yerine 19 mayıs 1922'de başkomutan ünvan ve yetkisiyle küçük asya ordusu (asia minor) başkomutanlığına getirildi.
26 ağıstos 1922 cumartesi sabaha karşı türk batı cephesi 1. ve 2. ordusunun ani taarruzuyla başlayan türk hücumunun ön cephedeki yunan hatlarını dağıtarak süratle yunan ordusunun bozguna uğramaya başlaması üzerine yunanistan' a kaçarak istifasını sundu. bu sırada kendisinin istifası üzerine yunan başkomutanlığına getirilen general nikolaos trikopis, trajikomik olarak yeni yunan başkomutanı olarak görevlendirildiğini yunan ordu muhabere unsurlarından değil, kendisini esir alan 4. kafkas tümenine ait türk askerleri tarafından haberdar edildi.
istifa eden yunan orduları başkomıutanı yeorgos hacıanestis ise savaşın bitiminde 28 kasım 1922 yılında atina' da kurulan bir altılı askeri mahkemede yargılanarak başbakan ve adalet bakanı dimitrios gunaris, nikolaos stratos (başbakan), georgios baltatzis( dış işleri bakanı), petros protopapadakis (maliye bakanı), ulaştırma bakanı kesenofon stradigos, tümamiral michael goudas ve nikolaos theotokis (savunma bakanı) ile birlikte idama mahkum edilerek infaz edildi.
not: infazlar yunan ordusuna yaşatılan küçük düşmeye bir aşağılama sembolü olarak ters sandalyeye oturtularak sırtından vurulmak suretiyle gerçekleştirilmiştir.
1863 te atina' da doğdu. 1897 osmanlı yunan savaşlarında tugay komutanlığı kurmay subay, ve balkan savaşlarında tümen kurmay başkanı olarak görev yaptı. sakarya meydan muharebesinde büyük hayallerle kurulan yunan küçük asya ordusunun türk ordusu karşısında yenilgisi üzerine yunan hükümeti tarafından alınan kararla general anastasias populas yerine 19 mayıs 1922'de başkomutan ünvan ve yetkisiyle küçük asya ordusu (asia minor) başkomutanlığına getirildi.
26 ağıstos 1922 cumartesi sabaha karşı türk batı cephesi 1. ve 2. ordusunun ani taarruzuyla başlayan türk hücumunun ön cephedeki yunan hatlarını dağıtarak süratle yunan ordusunun bozguna uğramaya başlaması üzerine yunanistan' a kaçarak istifasını sundu. bu sırada kendisinin istifası üzerine yunan başkomutanlığına getirilen general nikolaos trikopis, trajikomik olarak yeni yunan başkomutanı olarak görevlendirildiğini yunan ordu muhabere unsurlarından değil, kendisini esir alan 4. kafkas tümenine ait türk askerleri tarafından haberdar edildi.
istifa eden yunan orduları başkomıutanı yeorgos hacıanestis ise savaşın bitiminde 28 kasım 1922 yılında atina' da kurulan bir altılı askeri mahkemede yargılanarak başbakan ve adalet bakanı dimitrios gunaris, nikolaos stratos (başbakan), georgios baltatzis( dış işleri bakanı), petros protopapadakis (maliye bakanı), ulaştırma bakanı kesenofon stradigos, tümamiral michael goudas ve nikolaos theotokis (savunma bakanı) ile birlikte idama mahkum edilerek infaz edildi.
not: infazlar yunan ordusuna yaşatılan küçük düşmeye bir aşağılama sembolü olarak ters sandalyeye oturtularak sırtından vurulmak suretiyle gerçekleştirilmiştir.
devamını gör...
robnaja
tanıştığımız andan beri, sevgili (bkz: robnaja)’ya nickaltı yazmak istiyorum ama yazacaklarım onu anlatmaya kâfi gelmeyeceğinden, özene bezene yazmak istediğimden bekliyordum. sonra anladım ki ne kadar beklersem bekliyim kelimeler onu anlatmaya kifayetsiz kalacak, bende elimde klavye nasıl yazsam acaba diye düşünerek yaşlanacaktım. gün bu gündür dedim ve hemen işe koyuldum.
#196560 nolu “ evde spor yapmak” tanımını inceleyin. o profilde ki karın kasları o incecik bel aman tanrım kıskanıyorum!!! ancak o tanım ile bize de çok güzel bir yol göstermiş, ben olsam kendime saklardım mesela.(swh) o paylaşımcı...
edebi yönünü, dilini, detaylı güzel tanımlarını yazmayacağım zaten onları okuyan herkes farkediyor asıl benim yazacaklarım; duyarlı, sevgi dolu, sıcacık ve samimi bir çiçek. evet çiçek... “çiçekler beni renklendiriyor.” demişti, kabul etmiyorum. çiçekleri renklendiren senin doğallığın, ve güzelliğin robnaja.
#196560 nolu “ evde spor yapmak” tanımını inceleyin. o profilde ki karın kasları o incecik bel aman tanrım kıskanıyorum!!! ancak o tanım ile bize de çok güzel bir yol göstermiş, ben olsam kendime saklardım mesela.(swh) o paylaşımcı...
edebi yönünü, dilini, detaylı güzel tanımlarını yazmayacağım zaten onları okuyan herkes farkediyor asıl benim yazacaklarım; duyarlı, sevgi dolu, sıcacık ve samimi bir çiçek. evet çiçek... “çiçekler beni renklendiriyor.” demişti, kabul etmiyorum. çiçekleri renklendiren senin doğallığın, ve güzelliğin robnaja.
devamını gör...
şu edebiyat denen şey
bir nicholas royle kitabıdır.
şu edebiyat denen şeyi nasıl açıklasak? dünya üzerinde, yaşayan her canlıya dair her hikaye edebiyatın menziline girer. hatta bazen cansız varlıklar bile edebiyatın ilgi alanı dahilinde kendilerine yer bulabilirler. sakın yatağın altına bakma
yel değirmeni ile savaşan şövalye don quixote, dev kütüphanesini yakan profesör körleşme, dev bir böceğe dönüşen memur dönüşüm, bir yüzüğü yok etmek için uzun bir yolculuğu çıkan arkadaşlar yüzüklerin efendisi , bir çiftlikten öbürüne gezip karınlarını doyurmaya çalışan iki arkadaş fareler ve insanlar, elmas yüzük satarak kendine sermaye yapan anthealı dünyaya düşen adam... hepsi edebiyata dair...
edebiyat, bir konuya ihtiyaç bile duymaz bazen, sadece anlatır; anlatırken anlaşılmaya beklemez bile. edebiyat, bir zaman geçirme aracı de değildir ayrıca, onun için özel bir zaman ayırmak gerekir. edebiyat, kör bir yazarın hayal ettiği cennetin biriktiği yerdir, delirmemek için yazan bir öykücünün yaşadığı histeri krizleridir, fildişi kulesinde denemeler yazan günahkar azizin verdiği derslerdir. ülkesinden sürgün edilen bir aforizma yazarının peşinden koştuğu virgüldür.
edebiyat denen şey açıklanamaz ama birçok şeyi açıklayabilir.
şu edebiyat denen şeyi nasıl açıklasak? dünya üzerinde, yaşayan her canlıya dair her hikaye edebiyatın menziline girer. hatta bazen cansız varlıklar bile edebiyatın ilgi alanı dahilinde kendilerine yer bulabilirler. sakın yatağın altına bakma
yel değirmeni ile savaşan şövalye don quixote, dev kütüphanesini yakan profesör körleşme, dev bir böceğe dönüşen memur dönüşüm, bir yüzüğü yok etmek için uzun bir yolculuğu çıkan arkadaşlar yüzüklerin efendisi , bir çiftlikten öbürüne gezip karınlarını doyurmaya çalışan iki arkadaş fareler ve insanlar, elmas yüzük satarak kendine sermaye yapan anthealı dünyaya düşen adam... hepsi edebiyata dair...
edebiyat, bir konuya ihtiyaç bile duymaz bazen, sadece anlatır; anlatırken anlaşılmaya beklemez bile. edebiyat, bir zaman geçirme aracı de değildir ayrıca, onun için özel bir zaman ayırmak gerekir. edebiyat, kör bir yazarın hayal ettiği cennetin biriktiği yerdir, delirmemek için yazan bir öykücünün yaşadığı histeri krizleridir, fildişi kulesinde denemeler yazan günahkar azizin verdiği derslerdir. ülkesinden sürgün edilen bir aforizma yazarının peşinden koştuğu virgüldür.
edebiyat denen şey açıklanamaz ama birçok şeyi açıklayabilir.
devamını gör...
marcus licinius crassus
ölümü hakkında doğruluğu tartışılan iki kaynak mevcut: plutarch the parallel lives'ın xviii. bölümü olan the comparison of nicias and crassus'da başka bir şey anlatır cassius dio ise dio's rome xl*'ın v. bölümünde* daha sembolik bir ölümden söz eder. bu iki kaynağın hangisinin gerçeğe daha yakın olduğunu tartışmadan önce crassus kadar manipülatif bir politikacı ve askeri anlamda güçlü bir stratejist olan bir figürün nasıl bu kadar basit hatalar yapıp kendi sonunu getirdiğini anlamak gerekir. bunun için ise part'lar ile olan savaşından çok daha öncesine, hırslarının temel kaynağı olan rekabete göz atmak lazım geliyor.
söylenenin aksine crassus kariyerine köle ayaklanmalarından çok daha önce başlamış, ilk kayda değer başarısını collina kapısı muharebesinde yakalamıştır fakat bu muharebe onu hırsları yüzünden ölüme götürecek olan marcus licinius crassus - gnaeus pompeius magnus rekabetinin de görünen başlangıcı olarak tarihte yer alır çünkü bu muharebenin sonucunda lucius cornelius sulla felix ile pompeius arasında gelişen akrabalık ilişkisi - sulla'nın üvey kızının pompeius ile evlenmesine onay vermesi- crassus'u iyiden iyiye genç pompeius'a karşı kışkırtmıştır. köle ayaklanmalarındaki başarısı ise askeri olarak gerçek bir başarı olsa bile kariyeri açısından hüsrandan başka bir şey getirmemiştir. bunun üzerinde de kısaca durmam gerekecek çünkü konu yine pompeius ile bağlantılı.
pompeius başarıları ile yükselmeye devam ederken bu süreçte spartaküs'ün ön ayak olduğu köle isyanını bastırmak ile görevlendirilen crassus isyanı bastırmayı başarsa bile görünürde bitirici hamleyi yapan pompeius pastadan daha büyük bir pay almıştır ve bu durum crassus'un daha da hırslanmasına sebep olur çünkü açıkça isyan birliklerinin direncini kıran crassus olsa bile isyanı tam olarak sonlandıran pompeius'un lejyonları olmuştur ve bu durum crassus'un ondan daha az ödüllendirilmesine ve başarısının gölgelenmesine sebep olur. crassus bunu açıkça itibar saldırısı olarak görse bile içten içe hırslanmaya devam etmiş fakat görünürde bir şey yapmamıştır.
burada ek bir bilgi vermek gerekirse eğer, crassus'un appian yolunda çarmıha gerdiği köleler george r.r. martin'e esin kaynağı olmuş ve a song of ice and fire serisinde meeren'de çarmıha gerilen köleler roma birliklerinin bu uygulamalarından yola çıkılarak yazılmıştır.
bu süreçten sonra pompeius doğu'ya yaptığı seferler ile gittikçe askeri anlamda adından söz ettirmeye devam etti ve daha sonrasında bu iki rakip gaius julius caesar'in ön ayak olması ile beraber first triumvirate ittifakında bir araya geldi ama crassus ne kadar çıkarlarına uyduğu için bu ittifakta yer alsa da içten içe pompeius'a karşı bilenmeye devam eder.
en sonunda kendini kanıtlama çabası, pompeius'a karşı içinde kök salmış olan kıskançlık ve hırs ile gözlerini part imparatorluğuna dikti. düşünülenin aksine crassus rakibini küçümsemiyordu, eğer küçümseseydi bu zaferi istemez ve hiç gerek olmadığı halde partlara saldırmazdı. o pastadaki büyük payın peşinde olduğu için gözlerini bu imparatorluğa dikmişti zaten. asıl mesele kendini olduğundan daha büyük görmesi veya diğerlerinin onu böyle görmesini istemesiydi. neticede hırslarının kurbanı oldu ve hiç lüzumu olmayan bu savaşta kral ii. orodes'in emrinde olan komutan spahbod surena tarafından katafrakt'ların da ezici gücüyle beraber hüsrana uğradı. sırf hırslarından ve pompeius'dan daha yetkin olduğunu kanıtlama çabasından ötürü armenia'nın göndermeyi talep ettiği birlikleri reddetmesiyle beraber de partların oldukça ezici bir zaferle carrhae muharebesi'nden çıkması kaçınılmaz bir hale geldi. plutarch bu muharebenin detaylarını çok anlatmasa bile part'ların nasıl ezici bir üstünlük kurduğundan söz etmiştir.
crassus'u ölüme götüren yol hırslarıydı ama ölümü nasıl gerçekleşti? tanımın başında ele aldığım konuya bu noktada girmek daha uygun olur çünkü öncesi için aktardığım bilgiler kafi. baştan belirtmek gerekirse crassus'un ölümü yüksek ihtimalle plutarch'ın anlattığı biçimde; kafası ve elleri kesilip part kralı ii. orodes'e gönderilmesi ile gerçekleşmiştir ama bu dio'nun anlatısını yanlış veya yalan olarak adlandırmaya yetmez. plutarch ve/veya plutarkhos daha genç yaşında akhaia prokonsülüne elçi olarak gönderilmesinden itibaren roma'da pek çok bilgiye erişebilme şansını elde etmiştir ve eserlerinde de ne inançlarının ne kişisel düşüncelerinin ne de bir millete duyulan yakınlığın izleri görünmez. olabildiğince gerçekçi bir anlatım sunmayı amaçlamış ve tarihi çarpıtmamaya özen göstermiştir. elbette bu demek değil ki birebir bir aktarım söz konusu. edward hallett carr'ın what is history eserinde de altını çizdiği gibi tarihsel gerçekliği objektif bir biçimde aktarabilmek kısmen mümkün değildir bundan ötürü tarih, tarihçinin yazdığıdır yani kısmi bir gerçekliktir yalnızca. yine de plutarch'ın tutumu, roma'da bulunan kaynaklara erişimi ve crassus'un dönemine cassius dio'dan daha yakın olması sebebi ile crassus'un ölümüne dair aktardıkları bu kısmi gerçekliğe en uygun düşen anlatıdır ama dediğim gibi bu cassius dio'nun hatalı bir bilgi verdiğini göstermiyor.
cassius dio'ya baktığımızda görünürde olmayan bir gerçeklikle beraber daha öğütvari bir anlatı ile aktarıyor crassus'un ölümünü ama bu sembolizmde ufak bir yanlışlık söz konusu ama ondan daha sonra bahsedeceğim. dio'nun anlatımına göre crassus boğazına altın dökülerek öldürülmedi, bu başlıktaki yanlış bilgilendirmelerden bir diğeri. cassius dio dio's rome xl - 26. bölümde açıkça belirtir ki crassus ya canlı bir biçimde düşmanın eline geçmesin diye kendi lejyonerlerinden biri tarafından öldürülmüştür ya da oldukça ağır yaralandığından ötürü düşman tarafından öldürülmüştür. yani dio boğazına altın dökülerek öldürüldü diye bir ifade kullanmamış ölümü hakkında kesin bir bilgi olmadığını belirterek öldürüldükten sonra boğazına erimiş altın döküldüğünden söz etmiştir yani iki tarihçi birbirinin söylediğine zıt bir şey dile getirmemiştir esasında sadece dio fazladan bir detay aktarır crassus'un ölümüne dair. bu ise iki ihtimali ortaya çıkarır:
birinci ihtimal dio ve plutarch'ın anlatısı birbirinin uzantısı olabilir yani crassus öldürüldükten sonra gerçekten boğazına erimiş altın dökülmüş ve daha sonra kafası ve elleri kesilerek kral ii. orodes'e gönderilmiş olma ihtimali olasıdır.
ikinci ihtimal ise cassius dio'nun aktardığı bilgi tarihi bir gerçekliği ifade etmese bile carrhae muharebesi sonrası partların veya romalıların arasında dolaşmaya başlayan söylentilerden ileri geliyor olabilir ki bu ihtimal ilkine göre daha olasıdır bana kalırsa. yani dio bir söylentiyi gerçekmiş gibi aktarmış olabilir. eğer romalıların arasında yayılan bir söylenti ise bunun esas sebebi crassus'un pek çok dost edindiği gibi pek çok düşman edinmesinden kaynaklanıyor çünkü crassus yanan evleri söndürmek için sahiplerinden o evleri düşük bir ücrete alıp yeniliyor ve daha yüksek fiyata satıyordu ki zaten zengin bir aileden gelmeyen crassus bu şekilde zenginleşmeye başlamıştır ve savaş ganimetlerini paylaşmaktan sık sık kaçındığı da belirtilir bundan ötürü kendi halkı arasında düşmanlar edinmesi kaçınılmazdı. yine de tarih bize aynı zamanda crassus'un oldukça iyi bir hitabet yeteneğine sahip olduğundan, ne kadar pinti olsa da zaman zaman işine yarayacaksa oldukça cömert davrandığından ve alt tabakada bulunan insanlara dahi muazzam bir kibarlık ile yaklaştığından da söz eder. gerçek bir manipülasyon ustası olduğundan ötürü edindiği düşman sayısı yüksek ihtimalle dost edindiklerinden oldukça azdı. bu yüzden bu söylentilerin partlar arasında yayılması çok daha olası. orduların zaman zaman güç gösterisinde bulunmak için yersiz katliamlar yaptıkları, etrafa ve düşmanlara korku salmak için bunları abartarak aktardıkları bir gerçek. ve yine şu var ki partların krali ii.orodes'in bu savaşı anlamsız bulup crassus'a elçiler gönderdiğini de aktarıyor bize tarih. yani üstünlükle kazandığı savaşı aslında hiç istemiyordu orodes ve böyle büyük bir zaferden sonra; part imparatorluğuna saldırmakta ısrarcı olmuş zengin romalının trajik ölümü söylentisinin yayılması tam bir kazan-kazan durumu oluşturuyordu. eğer tarihi anlatı bir söylentinin ürünü ise belirttiğim sebeplerden ötürü muhtemelen partlardan çıkmış bir söylentiden ileri geliyordur.
ama yine başa dönecek olursak ve dio'nun sembolizm kaygısı ile uydurma bir tarih yaratmaya çalıştığından söz edersek -ki dio her ne kadar roma sevgisinden ötürü objektif kalmayı başaramasa bile bu tarz öğütvari bir üslup hiç benimsememiştir- bu sembolizmin başlı başına hatalı olduğunu söylemekte fayda var. crassus için para yalnızca hırslarının bir uzantısıydı, kendi yıkımını getiren şey paraya olan tutkusu değil hırslarının gözünü boyamasaydı. para onun için amaçtan ziyade araç oldu çünkü o zamanlar roma'da bir roma vatandaşının statüsü ona bağlılığı bulunanların sayısı ile ölçülüyordu ve crassus doğru yerde parayı doğru bir biçimde harcayarak -bağışlar ve yüksek mevkide olan veya olma ihtimali olan kişilere verilen borçlar ile- kendi mevkisini sağlamlaştırma amacı güdüyordu. para onu hırslarının yönlendirdiği yolda daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir taşıttan farksızdı.
o yüzden böyle sembolik bir ölüm daha başından hatalıdır çünkü crassus paranın değil hırslarının kölesiydi ve daha 60 yaşında ona tarihe hüsranla geçecek olan bir ölümü getiren de bundan başka bir şey değildi.
yani esasında demek istediğim şu ki, tarih; senin, benim veya onun anlattığı değildir. tarih kısmi bir gerçeklik olarak sunulur ve verilen bu kısmi gerçeklik ile mevcut veriler ışığında gerçekliğe en yakın olan senaryoyu yaratmaktan ileri gelir ama bu yine de onu gerçek kılmaya yetmez. bu sadece gerçeğe en yakın senaryoyu bulma oyunundan ibarettir hepsi bu. crassus'un ölümü hakkında olası gerçek nedir ne değildir -şayet zamanda belirli bir tarihe istemli bir biçimde yolculuk yapabilmek mümkün olmaz ise- hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecek bir gizemden ibarettir. ne tarihçilerin tamamen objektif ve tarafsız olduğu kesindir ne de yazılı kaynakların birebir gerçeği hiç çarpıtmadan aktarmış olduğu.
söylenenin aksine crassus kariyerine köle ayaklanmalarından çok daha önce başlamış, ilk kayda değer başarısını collina kapısı muharebesinde yakalamıştır fakat bu muharebe onu hırsları yüzünden ölüme götürecek olan marcus licinius crassus - gnaeus pompeius magnus rekabetinin de görünen başlangıcı olarak tarihte yer alır çünkü bu muharebenin sonucunda lucius cornelius sulla felix ile pompeius arasında gelişen akrabalık ilişkisi - sulla'nın üvey kızının pompeius ile evlenmesine onay vermesi- crassus'u iyiden iyiye genç pompeius'a karşı kışkırtmıştır. köle ayaklanmalarındaki başarısı ise askeri olarak gerçek bir başarı olsa bile kariyeri açısından hüsrandan başka bir şey getirmemiştir. bunun üzerinde de kısaca durmam gerekecek çünkü konu yine pompeius ile bağlantılı.
pompeius başarıları ile yükselmeye devam ederken bu süreçte spartaküs'ün ön ayak olduğu köle isyanını bastırmak ile görevlendirilen crassus isyanı bastırmayı başarsa bile görünürde bitirici hamleyi yapan pompeius pastadan daha büyük bir pay almıştır ve bu durum crassus'un daha da hırslanmasına sebep olur çünkü açıkça isyan birliklerinin direncini kıran crassus olsa bile isyanı tam olarak sonlandıran pompeius'un lejyonları olmuştur ve bu durum crassus'un ondan daha az ödüllendirilmesine ve başarısının gölgelenmesine sebep olur. crassus bunu açıkça itibar saldırısı olarak görse bile içten içe hırslanmaya devam etmiş fakat görünürde bir şey yapmamıştır.
burada ek bir bilgi vermek gerekirse eğer, crassus'un appian yolunda çarmıha gerdiği köleler george r.r. martin'e esin kaynağı olmuş ve a song of ice and fire serisinde meeren'de çarmıha gerilen köleler roma birliklerinin bu uygulamalarından yola çıkılarak yazılmıştır.
bu süreçten sonra pompeius doğu'ya yaptığı seferler ile gittikçe askeri anlamda adından söz ettirmeye devam etti ve daha sonrasında bu iki rakip gaius julius caesar'in ön ayak olması ile beraber first triumvirate ittifakında bir araya geldi ama crassus ne kadar çıkarlarına uyduğu için bu ittifakta yer alsa da içten içe pompeius'a karşı bilenmeye devam eder.
en sonunda kendini kanıtlama çabası, pompeius'a karşı içinde kök salmış olan kıskançlık ve hırs ile gözlerini part imparatorluğuna dikti. düşünülenin aksine crassus rakibini küçümsemiyordu, eğer küçümseseydi bu zaferi istemez ve hiç gerek olmadığı halde partlara saldırmazdı. o pastadaki büyük payın peşinde olduğu için gözlerini bu imparatorluğa dikmişti zaten. asıl mesele kendini olduğundan daha büyük görmesi veya diğerlerinin onu böyle görmesini istemesiydi. neticede hırslarının kurbanı oldu ve hiç lüzumu olmayan bu savaşta kral ii. orodes'in emrinde olan komutan spahbod surena tarafından katafrakt'ların da ezici gücüyle beraber hüsrana uğradı. sırf hırslarından ve pompeius'dan daha yetkin olduğunu kanıtlama çabasından ötürü armenia'nın göndermeyi talep ettiği birlikleri reddetmesiyle beraber de partların oldukça ezici bir zaferle carrhae muharebesi'nden çıkması kaçınılmaz bir hale geldi. plutarch bu muharebenin detaylarını çok anlatmasa bile part'ların nasıl ezici bir üstünlük kurduğundan söz etmiştir.
crassus'u ölüme götüren yol hırslarıydı ama ölümü nasıl gerçekleşti? tanımın başında ele aldığım konuya bu noktada girmek daha uygun olur çünkü öncesi için aktardığım bilgiler kafi. baştan belirtmek gerekirse crassus'un ölümü yüksek ihtimalle plutarch'ın anlattığı biçimde; kafası ve elleri kesilip part kralı ii. orodes'e gönderilmesi ile gerçekleşmiştir ama bu dio'nun anlatısını yanlış veya yalan olarak adlandırmaya yetmez. plutarch ve/veya plutarkhos daha genç yaşında akhaia prokonsülüne elçi olarak gönderilmesinden itibaren roma'da pek çok bilgiye erişebilme şansını elde etmiştir ve eserlerinde de ne inançlarının ne kişisel düşüncelerinin ne de bir millete duyulan yakınlığın izleri görünmez. olabildiğince gerçekçi bir anlatım sunmayı amaçlamış ve tarihi çarpıtmamaya özen göstermiştir. elbette bu demek değil ki birebir bir aktarım söz konusu. edward hallett carr'ın what is history eserinde de altını çizdiği gibi tarihsel gerçekliği objektif bir biçimde aktarabilmek kısmen mümkün değildir bundan ötürü tarih, tarihçinin yazdığıdır yani kısmi bir gerçekliktir yalnızca. yine de plutarch'ın tutumu, roma'da bulunan kaynaklara erişimi ve crassus'un dönemine cassius dio'dan daha yakın olması sebebi ile crassus'un ölümüne dair aktardıkları bu kısmi gerçekliğe en uygun düşen anlatıdır ama dediğim gibi bu cassius dio'nun hatalı bir bilgi verdiğini göstermiyor.
cassius dio'ya baktığımızda görünürde olmayan bir gerçeklikle beraber daha öğütvari bir anlatı ile aktarıyor crassus'un ölümünü ama bu sembolizmde ufak bir yanlışlık söz konusu ama ondan daha sonra bahsedeceğim. dio'nun anlatımına göre crassus boğazına altın dökülerek öldürülmedi, bu başlıktaki yanlış bilgilendirmelerden bir diğeri. cassius dio dio's rome xl - 26. bölümde açıkça belirtir ki crassus ya canlı bir biçimde düşmanın eline geçmesin diye kendi lejyonerlerinden biri tarafından öldürülmüştür ya da oldukça ağır yaralandığından ötürü düşman tarafından öldürülmüştür. yani dio boğazına altın dökülerek öldürüldü diye bir ifade kullanmamış ölümü hakkında kesin bir bilgi olmadığını belirterek öldürüldükten sonra boğazına erimiş altın döküldüğünden söz etmiştir yani iki tarihçi birbirinin söylediğine zıt bir şey dile getirmemiştir esasında sadece dio fazladan bir detay aktarır crassus'un ölümüne dair. bu ise iki ihtimali ortaya çıkarır:
birinci ihtimal dio ve plutarch'ın anlatısı birbirinin uzantısı olabilir yani crassus öldürüldükten sonra gerçekten boğazına erimiş altın dökülmüş ve daha sonra kafası ve elleri kesilerek kral ii. orodes'e gönderilmiş olma ihtimali olasıdır.
ikinci ihtimal ise cassius dio'nun aktardığı bilgi tarihi bir gerçekliği ifade etmese bile carrhae muharebesi sonrası partların veya romalıların arasında dolaşmaya başlayan söylentilerden ileri geliyor olabilir ki bu ihtimal ilkine göre daha olasıdır bana kalırsa. yani dio bir söylentiyi gerçekmiş gibi aktarmış olabilir. eğer romalıların arasında yayılan bir söylenti ise bunun esas sebebi crassus'un pek çok dost edindiği gibi pek çok düşman edinmesinden kaynaklanıyor çünkü crassus yanan evleri söndürmek için sahiplerinden o evleri düşük bir ücrete alıp yeniliyor ve daha yüksek fiyata satıyordu ki zaten zengin bir aileden gelmeyen crassus bu şekilde zenginleşmeye başlamıştır ve savaş ganimetlerini paylaşmaktan sık sık kaçındığı da belirtilir bundan ötürü kendi halkı arasında düşmanlar edinmesi kaçınılmazdı. yine de tarih bize aynı zamanda crassus'un oldukça iyi bir hitabet yeteneğine sahip olduğundan, ne kadar pinti olsa da zaman zaman işine yarayacaksa oldukça cömert davrandığından ve alt tabakada bulunan insanlara dahi muazzam bir kibarlık ile yaklaştığından da söz eder. gerçek bir manipülasyon ustası olduğundan ötürü edindiği düşman sayısı yüksek ihtimalle dost edindiklerinden oldukça azdı. bu yüzden bu söylentilerin partlar arasında yayılması çok daha olası. orduların zaman zaman güç gösterisinde bulunmak için yersiz katliamlar yaptıkları, etrafa ve düşmanlara korku salmak için bunları abartarak aktardıkları bir gerçek. ve yine şu var ki partların krali ii.orodes'in bu savaşı anlamsız bulup crassus'a elçiler gönderdiğini de aktarıyor bize tarih. yani üstünlükle kazandığı savaşı aslında hiç istemiyordu orodes ve böyle büyük bir zaferden sonra; part imparatorluğuna saldırmakta ısrarcı olmuş zengin romalının trajik ölümü söylentisinin yayılması tam bir kazan-kazan durumu oluşturuyordu. eğer tarihi anlatı bir söylentinin ürünü ise belirttiğim sebeplerden ötürü muhtemelen partlardan çıkmış bir söylentiden ileri geliyordur.
ama yine başa dönecek olursak ve dio'nun sembolizm kaygısı ile uydurma bir tarih yaratmaya çalıştığından söz edersek -ki dio her ne kadar roma sevgisinden ötürü objektif kalmayı başaramasa bile bu tarz öğütvari bir üslup hiç benimsememiştir- bu sembolizmin başlı başına hatalı olduğunu söylemekte fayda var. crassus için para yalnızca hırslarının bir uzantısıydı, kendi yıkımını getiren şey paraya olan tutkusu değil hırslarının gözünü boyamasaydı. para onun için amaçtan ziyade araç oldu çünkü o zamanlar roma'da bir roma vatandaşının statüsü ona bağlılığı bulunanların sayısı ile ölçülüyordu ve crassus doğru yerde parayı doğru bir biçimde harcayarak -bağışlar ve yüksek mevkide olan veya olma ihtimali olan kişilere verilen borçlar ile- kendi mevkisini sağlamlaştırma amacı güdüyordu. para onu hırslarının yönlendirdiği yolda daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir taşıttan farksızdı.
o yüzden böyle sembolik bir ölüm daha başından hatalıdır çünkü crassus paranın değil hırslarının kölesiydi ve daha 60 yaşında ona tarihe hüsranla geçecek olan bir ölümü getiren de bundan başka bir şey değildi.
yani esasında demek istediğim şu ki, tarih; senin, benim veya onun anlattığı değildir. tarih kısmi bir gerçeklik olarak sunulur ve verilen bu kısmi gerçeklik ile mevcut veriler ışığında gerçekliğe en yakın olan senaryoyu yaratmaktan ileri gelir ama bu yine de onu gerçek kılmaya yetmez. bu sadece gerçeğe en yakın senaryoyu bulma oyunundan ibarettir hepsi bu. crassus'un ölümü hakkında olası gerçek nedir ne değildir -şayet zamanda belirli bir tarihe istemli bir biçimde yolculuk yapabilmek mümkün olmaz ise- hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecek bir gizemden ibarettir. ne tarihçilerin tamamen objektif ve tarafsız olduğu kesindir ne de yazılı kaynakların birebir gerçeği hiç çarpıtmadan aktarmış olduğu.
devamını gör...
insana mutluluk veren kokular
taptaze demini yeni almış çay kokusu.
devamını gör...
yazar mahlaslarının öteki dünya versiyonu
diyerek noktaladım.
devamını gör...
ayasofya
milattan sonra 6. yüzyılda yapılan dünya kültürünün ortak mirası olan muazzam yapıdır. yapıldığı tarihten islamiyet ortaya çıkana kadar son semavi dinin mabediydi. 15. yüzyılın ortalarında fatih sultan mehmed'in istanbulu alması ile camiye çevrildi. her iki dine de hizmet etti.
yıllardır düzenli bir şekilde ziyaret ederim. yaşanmışlıkları hayal ederim. dokunurum. kim bilir kimler dokundu. cami ya da müze olması konusunda takıntılı olunması gerekmiyor. başına bir şey gelmesin yeter.
yıllardır düzenli bir şekilde ziyaret ederim. yaşanmışlıkları hayal ederim. dokunurum. kim bilir kimler dokundu. cami ya da müze olması konusunda takıntılı olunması gerekmiyor. başına bir şey gelmesin yeter.
devamını gör...
geceye bir kemal sunal repliği bırak
-meraba mülayim abi
-meraba canım.
bu herifi de hiç sevmem.
-meraba canım.
bu herifi de hiç sevmem.
devamını gör...
snapchat
ilk sürümü eylül 2011 tarihinde yayınlanmış amblemi hayalet emojisi olan sarı renk konseptli sosyal meyda platformu. hikaye ve filtre özellikleri ile bir dönem çok özel olan ama sonrasında neredeyse bütün sosyal medya platformlarına hikaye ve filtre özelliği gelmesi ile yüksek popüleritesini kaybetmiş uygulama. amerikan ve ingilizler konsepti sevdiği için bolca kullanıyor. son dönemde büyük bir arap kullanıcı yoğunluğu olduğunu düşünüyorum. türkiye içinde bile tek story atanlar çoğunlukla arap kesim oluyor. türkiye içinde büyük popüler değil son dönemlerde. kullanıcı sayısı dünya üzerinde diğer platformlardan az olmasına rağmen varlığını sürdürmektedir. hikaye özelliği diğer platformlar tarafından kullanılmasaydı kesinlikle bu durumlarda olmayacaktı. umarım kafa sözlük asla hikaye özelliği getirmez diye umuyorum.
devamını gör...
normal sözlük'teki gruplaşmanın hissedilmeye başlanması
hocam hocam, ben açıkta kaldım bana bir el atın dedirten durumdur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sevmediği özellikleri
kendim dışımda herkese yardım edebilmem.
devamını gör...
palla
isveççe bir kelimedir. kişilerin komşularının veya hiç tanımadığı insanların bahçelerine girip meyve çalmasına denmektedir.
-genel olarak yol üstünde ya da köye gidildiği zaman yapılan eylemlerdir.
-genel olarak yol üstünde ya da köye gidildiği zaman yapılan eylemlerdir.
devamını gör...
gutta cavat lapidem non vi sed saepe cadendo
latin atasözüdür. “taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir” anlamına gelir.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
osman hamdi bey’in hocası jean-léon gérôme'a ait osmanlı başıbozuk askeri (1869)

new york metropolitan sanat müzesi’nde sergilenmektedir.
başıbozuk askerleri ordudan bağımsız takılan cesur askerlerdir. deliler olarak bilinirlerdi. ıslak mermerleri tokatlayarak antrenman yaptıkları için düşmana silahsız olarak saldırıp tokatları ile onları yere yıktıkları söylenir. osmanlı tokadı tabiri buradan gelmektedir. kavalalı mehmet ali paşa eski bir başıbozuk komutanıdır.

new york metropolitan sanat müzesi’nde sergilenmektedir.
başıbozuk askerleri ordudan bağımsız takılan cesur askerlerdir. deliler olarak bilinirlerdi. ıslak mermerleri tokatlayarak antrenman yaptıkları için düşmana silahsız olarak saldırıp tokatları ile onları yere yıktıkları söylenir. osmanlı tokadı tabiri buradan gelmektedir. kavalalı mehmet ali paşa eski bir başıbozuk komutanıdır.
devamını gör...
bir şey içerken her şeyin düzeleceğini sanmak
mesela yağmuru izlerken bir çay içiyorsun, sanki dünya yeni kurulmuş gibi, her şey sıfırdan başlayabilirmiş gibi. sonra çay bitiyor yağmur diniyor. her şey eski haline geri dönüyor.
devamını gör...
tanım girecek başlık bulamamak
evet daralıyorum sözlük! bu konudan başka şekillerde daha önce de veryansın ettik. ama şu an en tepe noktaya ulaştığını düşünmekteyim. işten aşırı yorgun dönüyorum, bir bölüm dizi izliyorum o da zorla! akabinde az sözlüğe sığınayım kafam boşalsın diyorum ama yok yok yok! saçma sapan başlıklar ciddi bir tatsızlık var! son zamanlarda türeyen kafatasında beyin yerine yumurta akı bulunan iki üç kalitesiz aktrollden bahsetmiyorum bile! illa ki uğraşlara devam da can sıkmıyor değil bu mevzular.
devamını gör...
akıl bağımsız irade mi yoksa şartlı refleks mi sorusu
devamını gör...
türkiye'nin genel sorunları
1) eğitim.
2) ekonomi.
3) dinin siyasete alet edilmesi.
4) ahlak.
5) çıkarcı yöneticiler.
6) eleştiriye tahammülsüzlük.
7) kitap okumamak.
8) yöneticileri kutsal görmek.
daha çok örnek verilebilir sayın yazarlar.
tanım: türkiye'nin genel sorunlarını paylaştığımız başlıktır.
2) ekonomi.
3) dinin siyasete alet edilmesi.
4) ahlak.
5) çıkarcı yöneticiler.
6) eleştiriye tahammülsüzlük.
7) kitap okumamak.
8) yöneticileri kutsal görmek.
daha çok örnek verilebilir sayın yazarlar.
tanım: türkiye'nin genel sorunlarını paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
yolda yürürken bir anda durup sohbet etmeye başlayan teyze grubu
genellikle pazardan ya da ev oturmasından dönüyorlardır. 3 ya da 5 kişiden oluşurlar. yolun ortasında aheste aheste yürüyüp konuşurlarken birden tam kaldırımın orta yerinde durup daha hararetli konuşmaya başlarlar. o anda dünya umularında değildir. sen arkadan geçmeye çabalarsın, pardon bir saniye dersin ama nafile çünkü teyzeler duymazlar çünkü teyzeler için o an hayat durmuştur. sesini biraz daha yükseltip pardon geçebilir miyim dediğin an seni duyarlar ve sanki yolu kapatmamışçasına, kendi yaptıkları çok normalmiş gibi sert bir ifadeyle geç geç derler ve ters ters bakarlar. ılginç.
devamını gör...