evet intiharı düşündüm...
öyle ergenliğinden beri intihar eğilimli biri falan da değilim üstelik. yavaş yavaş ilerledi bu durum. başka çarem kalmamıştı..
o dönem yaşadığım dağ evinde bulunan tüfeği bir kaç kez dayadım çeneme.. evet parmağım tetikteydi son ana kadar. kendimle mücadelem bittiğinde uzun uzun titredim.. ölümü hissetmek garip.
tezatlarla dolu hayat.
güçlü olduğum için yalnız bırakıldım. o yapar nasıl olsa denildi hep. sonra bir gün yapamadım. arkamı döndüğümde kimse yoktu. birileri elini uzatmak istediğinde ise artık çok geçti... artık yalnızlık kronik bir durumdu benim için. istesem de adapte olamazdım cevremde birilerinin olmasına.
yatak odası olan evimin salonunda kanepede uyumamın sebebi bu sanırım.
çünkü hicbir yere ait değilim. misafirim her yerde.
sığamıyorum.. boğuluyorum. yalnız kalmak istemiyorum artık. ama kimseye de tahammül edemiyorum.
evet bir yanım o tetiği çekti sanırım..
diğer yanımsa geç kalmış olsan da tutun diyor.
aynı anda 3 4 kursa gidip eşşek gibi çalışıyor bir yanım. diğer yanımsa ne önemi var ki diyor.
insanın kendinden korkması ne acı...
evet.. ne yaparım bilmiyorum.
birşeyleri toparlayabileceğime dair inancımı kaybettim sanırım...
devamını gör...

insanoğlunun en saf ve masum ihtiyacıdır bu arzu. yalandan sevişirsin ama yalandan sarılmazsın, sarılamazsın.

“insanlık kadar eski olan bu hareket iki vücudun kavuşmasından çok daha fazlasını ifade eder. sarılmanın anlamı şudur: sende bir tehlike sezmiyorum, yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlayabilir, kendimi yuvamda hissedebilirim, beni koruyan ve anlayan birisi var. birine isteyerek her sarıldığımızda ömrümüzün bir gün uzadığına inanılır. lütfen, şimdi sarıl bana.”

(bkz: paulo coelho)
devamını gör...

bu benim arkadaşlar, biraz flu çıkmış olabilir ama olsun fotoğraf fotoğraftır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


geceyi bu muazzam şarkı ile kapatalım! "çare gelmez ağlamaktan" dostlar..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

içinde bulunduğum nesil. hoş geldin sonrası, bir keresinde de başlığımın silindiğine dair attıkları bir ponçik mesajı da almış bulunmaktayım.
ne kadar kibar, naif, hoşgörülü modsunuz siz öyle ya, çok sevdim sizi.allah başımızdan eksik etmesin. amin.
devamını gör...

bir tür öğrenme bozukluğu diyebiliriz...
açılın dislektik birey geldi. hala saat kaç sorusuna cevap veremem mesela. yol tarif etmek benim için bir ölüm. sağa git diyorsam büyük ihtimalle sola git demek istiyorumdur. bağcıklı ayakkabı giymem. çünkü bağlayamıyorum. p, b ve d aynı harf değil mi yani şimdi? :(
devamını gör...

manga:


manga'nın şarkısından bir cümle: "ne kadar farklı olduğumuz önemli değil. ''

lena:


lena'nın şarkısından bir cümle: ''yeni iç çamaşırı aldım, mavi.''
devamını gör...

dün gece gururla forrest gump rozetimi alarak (bkz: yazarların kafa store'dan ilk alışverişleri) grubuna dahil olmuş bulunmaktayım.*
zengin oldum mu acaba?
devamını gör...

fenerbahçe’nin zorlanarak kazanacağı müsabakadır.

zor olacak. hem adana deplasmanı. taraftarlar. karşıda güçlü bir ekip var. belhanda, balotelli gibi isimler kağıt üstünde güçlü görünüyorlar ama bu takımın birbirine uyumu zor olacaktır. ilk haftada adana direnecektir ama fenerbahçe kazanacaktır. umarım güzel bir maç olur. maç 21.45 de başlayacak.


edit: dediğim gibi oldu. hem zor oldu hem fenerbahçe zorlanarak kazandı.
devamını gör...

"çıkmak" sözcüğünün yaklaşık 60 kadar anlamı vardır.
devamını gör...

diyet kafalara vurmuş
göbek almış götürmüş
lafla peynir gemisi yürütmüş
marifet diye de duyurmuş
devamını gör...

finlandiya'yı yönetiyorlar şu anda. merak ediyorsanız bir inceleyin derim.
devamını gör...

daha çok çalışıp evden uzaklaşma ve iyi bir üniversiteye gidip hayatını yaşama hayalini kurdurtan ailedir . kurtulanamaığı zaman yavaş yavaş kanser yapar öldürür mazallah
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

islam'da kabaca üç temel akım var:

1- mutezile: bunlar akılcıdır. kuran'ı dahi akla uygun yorumlamayı savunur. bunlar islam'ın daha güçlü akımları tarafından kafir ilan edilip kanlı bir şekilde yok edilmiştir. günümüzdeki modernist ya da tarihselci denilen ilahıyatçıların bu akımın devamı olduğu söylenebilir. halkta karşılığı kalmamıştır.

2- hariciler: bunlar islam'ı en katı yorumlayan gruptur. ne yazıyorsa o kardeşim düsturundadır. bilim ve sanata "dini" sebeplerle karşıdırlar ve bütün modern değerlere de kafirlik olduğu gerekçesiyle karşıdırlar. günümüzdeki selefilik, vahhabilik buradan gelir. en güncel örneği de ışid.

3- ehl-i sünnet: bunlar ise ikisinin arasında orta yolcu. aman ağzımızın tadı kaçmasın ali rıza efendi modunda takılırlar. bu akım aklı küçümsemese de itikad konularında haricilere daha yakındır. akıl konusunda da sorgulayıcı değil teslimiyetçidirler. yani "allah öyle yaptıysa öyledir, sorgulamak gereksiz hatta tehlikelidir" anlayışı var. en önemli kolu da eşarilik.

işte bu üçüncü akım, gazzali ve selçukluların nizamiye medreseleriyle islam dünyasında hakim akım haline geldi. diğer akımlar ya tebliğle asimile edildi ya da şiddet kullanılarak bastırıldı. bu akımdan önce anadolu'daki islam orta asya gelenekleriyle harmanlanmış, özünde iyi insan olma felsefesi olan kucaklayıcı bir müslümanlıktı. bunların temsilcileri bektaşilik, mevlevilik falandır. bilim ve sanata karşı olmadıkları gibi icra da ederlerdi. yunus emre gibi halk ozanlarında dahi bu tarz müslümanlığın esaslarını görürsünüz. hatta şanslıysanız dedenizde ninenizde bile bunu görebilirsiniz. fakat özellikle 80 darbesi sonrası köyler dahi nakşibendi tarikatlarına adeta teslim edildi. o insan sevmeyen, kötü bakışlı, çıkar cep telefonunu diyen dayılar işte o neslin ürünü. maalesef.

fakat bu kapsayıcı, bilimle, sanatla, hayatla kavgacı değil kucaklayıcı olan bu anlayış, maalesef nizamiye medreseleri üzerinden yayılan ehl-i sünnet anlayışıyla yok oldu. bugün mevlevilik deyince mevlana'nın bir iki sözü ya da turistik olarak yapılan sema gösterisinden başka bir şey aklımıza gelmiyor fakat bir zamanlar bu anlayışın anadolu'ya hakim olduğu unutulmasın. ben bu akımı 12. asır rönesansı'nda dini temelli de olsa bilgi ve sanat üreten kiliseye çok benzetiyorum. o birikim sayesinde avrupa'nın rönesans yapabildiği unutulmasın. islam dünyasında neden çıkmadığı da şimdi belki daha iyi anlaşılır.

ek bilgi için bkz:

imam gazzali
septem artes liberales

gazzali'nin yayılmasında önemli katkılarda bulunduğu ehl-i sünnet anlayışı* ise tamamen teslimiyetçi ve kadercidir. isyan ve sivil itaatsizlik yoktur. devletin bekası için din korunmalıdır anlayışı hakimdir. haliyle iktidarlar açısından da son derece faydalı bir araç olarak görülmüştür. bu akımın anadolu'ya yerleşmesi çok hızlı olmadı aslında fakat özellikle 19. yy'dan itibaren nakşibendilik ile birlikte kırsal kesimlere kadar nüfuz etmeye başladılar.

hakkını her daim arayıp osmanlı'ya dahi ayaklanmış anadolu köylüsü gitti, yerine kaderci, isyanı günah sayan, devlet büyükleri için ölen-öldüren, uslu mu uslu adeta "vur kafasına al ağzından lokmayı" diyebileceğimiz bir halk geldi. özellikle son dalga olan nakşibendilik, mantar gibi türemesi, biraz da ulaşım-iletişim araçlarının gelişmesiyle çok kısa zamanda tümden zehirledi bu coğrafyayı. zehirlemekle de kalmadı, devletin içine de çöreklendiler. bugün ülkücüler kendini nimetten saysa da devlette, bürokraside borusu öten grup nakşibendilerdir. said nursi'nin kendisinin de bir nakşi olduğunu belirteyim. onun kurduğu nurculuk da nakşiliğin bir koludur aslında. fethullah gülen cemaatinin de nurcuların bir kolu olduğunu unutmayın. milli mücadele sırası ve sonrasındaki dini isyanların alayının nakşibendiler tarafından yapıldığını da ekleyeyim. bunların en önemli taktiği ise kendilerine yapılan saldırıları islamiyete yapılıyormuş gibi göstermektir. sözlükte iki gündür avaz avaz bağıran cemaat destekçilerinde bile bu nevaleyi görebilirsiniz. hani diyorsunuz ya "yine mi mağdursunuz" diye, evet işte bunların taktiği budur. ne kadar tehlikeli olduklarını anlatmaya gerek yok, tarih yazıyor.

işte kaderci, teslimiyetçi, şarlatanların para, oy ve emek deposu haline gelmiş olan anadolu halkının kısa tarihidir bu.
devamını gör...

ünlü yunan filozofu, sokrates'in öğrencisi ve aristoteles'in hocası olan platon tarafından yazılmış kitap.


sokrates'in bir grup atinalı tarafından şehir tanrılarına inanmayışı vae gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanışını (idama mahkûm edildiği süreç hakkında), atina demokrasisi tarafından yargılanışını ve cezalandırılmasını konu alan diyaloglardan oluşur.



sokrates'e göre stina’da adının çıkmasının bir sebebi vardır: bilgeliği. ancak bunu kendini beğenmişlik olarak değil, bir olgu olarak sunar. bilgeliğini ise delfi’deki kahinin sözlerine dayandırarak şu olayı anlatır:



sokrates'in arkadaşlarından khairephon delphoi'a gider ve dünyada sokrates'ten daha bilge biri olup olmadığını sorar. aldığı yanıt ise olmadığıdır. bu kehaneti kabullenemeyen sokrates kendinden daha bilge olabileceğini düşündüğü devlet adamları, ozanlar ve zanaatkârlar ile konuşmak ve kehaneti çürütmek için yollara koyulur. sokrates, bilge olduğunu sandığı ya da kendini bilge sanan bu insanların aslında bilge olmadıklarını anladıktan sonra, onlara bilge olmadıklarını ispatlamaya başlar. böylece kendine birçok düşman edinir. hiçbir şey bilmediği halde kendini bilge sanan bu insanlardan tek farkının “hiçbir şey bilmediğini bilmesi" olduğunu söyler. işte onun gerçek bilgeliği bu bilinçtir. ancak bu tutum bilgeliklerini çürüttükleri insanlar tarafından bir bilge olarak sanılmasına yol açar. edindiği düşmanlıkların sebebi de budur.


--! spoiler !-- (spoiler olup olmadığı konusunda çok kararsız kaldım.)


sokrates mahkeme karşısında savunmasını yapar. hayatının geri kalan kısmını felsefeden yoksun veya sürgünde geçirmektense; başlangıçta kimsenin idam etmeyi düşünmediği, sadece susturulması ve af dilemesi hedeflenen filozof, prensiplerine ters düşmeyerek ölümü tercih eder. sokrates, baldıran zehrini kendi isteğiyle içerek hayatına son vermiştir.


--! spoiler !--

kaynak
devamını gör...

4 yıl önce youtube da eric bugenhagen adlı bir arkadaşı keşfettim. saygıdeğer ağırlıklar kaldırıyor arka planda çalan hardcore metal parçası eşliğinde ağzından salyalar saçarak headbang yapıyor, damardan 100 gr kafein almış gibi kendinden geçiyordu. neyse bu deli simdi wwe güreşçisi oldu ayrı mesele. diyeceğim şu ki eric düzenli olarak her gün 1 baş sarımsak yiyen ve sarımsağın faydalarını saymakla bitiremeyen her iki lafından biri ''garlic!'' olan biriydi. kendisiyle birlikte ben de günlük sarımsak yemeye başladım ve 2 yıldır yiyor 1 yıldır düzenli olarak yiyorum. sarımsağı oldum olası aşırı seven bir insan olarak çiğ yerken bile keyif alıyorum ama faydaları (özel olarak yaptırdığım arıvital polen arı sütü propolis vs karışımı dışında) bugüne kadar yediğim hiç bir besinde olmadığı kadar sansasyoneldir.
kanlı canlı bir denek olarak tecrübelerim şunlar ki, düzenli yemek şartıyla her gün 1-3 büyük diş sarımsak, vücuttaki yenilenmeyi doruğa çıkartıyor. nedir bu yenilenme fiziksel olarak ağır bir işle uğraşıyorsanız ertesi gün yine aynı yoğunlukta yapabilecek bir yenilenme sağlıyor. nasıl sağlıyor yorulmuş bitap düşmüş merkezi sinir sisteminizin her yerine işleyip güçlendiriyor. yumuşak doku ve kaslardaki tahribin rejenarasyonunu hızlandırıyor.
2. si; stres seviyesini düsürüyor. ve vucudu sakinleştiriyor. ne melisa ne papatya ne kedi otu ben de bu etkiyi yapmıyor.
3.sü; bekar bir adam olarak benim bir işime yaramasa da evlilerin yarar, libidoya nitro oksit bağlamış seviyeye getiriyor. insan her gün azgın olur mu düzenli sarımsak yersen oluyorsun.
4.sü; bağışıklık sistemi üzerinde bariz bir şekilde etkisini gördüğüm yukarıdaki saydığım karışım dışında doğrudan etki yapan tek besin kaynağıdır. özellikle anne sütü emmemiş tiplere ısrarla tavsiye ediyorum, bakın ikide bir hasta oluyorsanız sarımsak sizin devanız ilacınızdır.

bunlar, iki yıldır yiyen ve son 1 yılda etkilerini ciddi şekilde gören benim şahsi tecrübelerimdir.bu zorlu dönemde benim gibi doğal eslenme sevdalı arkadaşlara bir tavsiyemdir.

yeme şekli olarak ise, çiğneyerek yemenizi ve direkt su içmenizi tavsiye ederim. yutmaya kalkmayın midenizi duman eder, garanti ederim ki ağrısından kusarsınız, o yüzden ısırarak ağzınızda parçalayıp sonra suyla direkt yutun.
devamını gör...

anlamlandıramadığım insan grubudur.

aslında tabi ki kendileri için bir fikrim mevcut. neyse ki böyle bir olaya denk gelmedim; ama kendi halinde bir şeyler yazarken birinin size diş bilemesi hoş bir durum olmasa gerek.

tahminimce gerçekten mutsuz olan ve gerçek hayatında ezilen( patronuna, ailesine , çevresine sinirlenip ses çıkarmayanlar) kişiler , aynı durumu başkalarına yaşatarak kişisel bir tatmin sağlamaya çalışırlar. sanırım psikolojide yansıtma deniyordu bu olaya. bir tatmin sağlar mı bilmiyorum; ama böyle saldırıların genel olan mutsuzluklarına çare olacağını sanmıyorum.

hepimiz bir iki bir şey karalayıp çıkıyoruz. gereksiz huzursuzluklara ne gerek var?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim