kabullenildiğinde olgunlaştıran acı gerçekler
insanlar yanınızda olmak isterlerse bir yolunu bulur.istemezlerse bir çok bahane...
devamını gör...
ölü dil
belirli bir dönemde kullanılırken, kullanan toplumun diğer bir dili de kullanmaya başlamasıyla ve sonradan kullanılmaya başlanan dilin daha geçerli hale gelmesiyle, önce ki dilin işlevini yitirmesi ve konuşulmamaya başlanması sonucu körelip unutulmuş dillerdir.
grekçe, akadca, frigce, göktürkçe, hititce, fenikece, urartuca, sümerce yaşamları sona ermiş dillerden sadece bir kaçıdır. allah rahmet eylesin.
günümüzde can çekişen ve yok olmaya yüz tutmuş bazı diller de vardır, son demlerini yaşayan bu diller; lazca, zazaca, hemşince, abhazca ve çerkezcedir. allah şifa versin.
grekçe, akadca, frigce, göktürkçe, hititce, fenikece, urartuca, sümerce yaşamları sona ermiş dillerden sadece bir kaçıdır. allah rahmet eylesin.
günümüzde can çekişen ve yok olmaya yüz tutmuş bazı diller de vardır, son demlerini yaşayan bu diller; lazca, zazaca, hemşince, abhazca ve çerkezcedir. allah şifa versin.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
devamını gör...
başka şirkete geçeceğim tehdidi
aramızda gezinen donanım haber ölücülerini ortaya çıkarabilecek olan başlık*
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
engelli bir bireye ya da yanında engelli bir birey olan insana bön bön acıyarak bakılmaması.
devamını gör...
17 oy ve 3 fav alan mutfaktaki sarı bez entrysi
iki tip insana cok guluyorum, biri stockholm sendromu terimini ogrenip hemen yerli yersiz kullanan, digeri de streisand effect deyimini bir yerden duyup google'a bakmadan yapistiramayan.
ufak bir üst edit( entryi görmek isteyenler lütfen hafif aşağıya kayarak yazdığım asıl entrye geçiş yapsınlar.)
öncelikle şunu söylemek isterim. ekşi sözlük'ten gelen bir bebeyi anında tanırım. bu bebenin şöyle bir profiline göz gezdirdim ve tahminim boşa çıkmamış oldu.
buraya bir ekşi sözlük kültürü olan "başlığın içinde bir yazar bulayım, ona çakayım da entrym yürüsün" tarzını getirmek isteyen bu bebe, ben streisand etkisi yazdım diye zırıl zırıl ağlamış. işin tuhaf tarafı, bu durumu anlatmak için streisand etkisi demeden anlatmanın aslında bir yolu yok. bu şekilde anlatım yapmak ta bir kısayol. yazdığım entry hoşuna gitmedi ise, rahatlıkla beni engelleyebilir, böylelikle benim entrylerimi görüp ağlama seanslarına girme ihtimalini düşürmüş olabilirsin, ta ki başka bir yazara bulaşıp onun üzerinden bir kene gibi popülarite üretip kendini önplana çıkarana kadar...
kendince zırıl zırıl ağlayıp "ama benim bilmediğim bir şeyi kullanmış hemen çıkıp laf çakayım da namım yürüsün" diyen bu ekşici yarı cahil kardeşimiz, bana laf çakıp amacına ulaşmış. peki ne oldu?
şöyle bir entrynin devamına göz gezdirdim. tam da tahmin ettiğim gibi "eksi oy gelmeli" diyen, linç kültürü bütün vücudunu kanser hücresi gibi saran bir tip olduğunu kanıtlamış olduğunu gördüm. bu tiplerin en büyük özelliği, toplum içerisinde belli bir konuma gelememiş, ya da bu tip platformlarda kendisini önplana çıkaramamış olmaları ve kısayoldan dikkat çekme çabası içerisinde olmaları.
entrysini gördüğümde şaşırdım çünkü ben bu sözlüğü ekşi sözlük gibi değil, normal sözlük gibi kullanma amacı taşıyorum. ve ekşici bir boş beyini onlarca km öteden tanırım. şimdi aşağıya inerek başlık özelinde yazdığım entrye göz gezdirebilirsiniz sevgili ergen olmayan normal sözlük yazarları...
-----üst editin sonu-----
streisand effect*
sözlükte birçok insanın ilkokul seviyesinde eğitime sahip olduğunu düşünüyorum. şunu yaparken daha çok ses getireceğini, daha çok beğenileceğini bilmemek için eğitimsiz olmak lazım. ya da entry sahibi fake hesaptan milleti kekliyor daha fazla beğenilsin diye(ihtimaller dengesi. kuşkucu bir insanımdır)
tahmin ettiğim gibi rekor beğeniye doğru gider o entry.
seni beni ne ilgilendirir? beğenen beğenmiş işte? beğenmedin mi? yazarı engelle geç. bu kadar sorun edecek bir sebep yok ortada. binlerce kişinin yazdığı bir yerde herkes memnun olacak diye bir zorunluluk yok.
sözün özü normal, sıradan, kimseye zararı olmayan bir entrydir.
devamını gör...
ingilizce öğretmeni
çoğunluğu 30-35 yaşında kadınlardır. genellikle uzun çizme giyerler ve tabii ki.. hamile kalırlar.
devamını gör...
chrysalism
fırtınalı ve yağmurlu bir havada güvenli bir mekanda olmanın verdiği huzurdur chrysalism.
hele gök delinmiş, yağmur sağanak halinde yağarsa…o şiddetli yağmurun sesi, görüntüsü ve kokusu huzur verir ruhumuza masalımsı bir şatoda.
”ya dışarıda olsaydık, şükür ki kapalı yerdeyiz” deriz yedinci dem’in getirdiği demli çaydan içerken ve onun #426878 güzel şiirini dinlerken.
uzat sarı saçlarını rapunzel iyilik perisi gibi şatodan ipek saçlarını uzatıp yardımcı olur fırtınada kalan temiz kalpli canlılara.
kuzguncuktaki vişne ise enfes vişneli pastasını getirir neşeli şarkılarıyla.
biz una nocte, evernevergreen, 01 var dahası yok, robnaja ve blackeyes’in enfes portakallı tanımlarını okurken;
şair küçük bir zebellah şiir yazarken;
sergisinin açılışını yapar ressam la luna.
kafa sözlük radyosunda
chrysalism’in forget me şarkısı çalarken ork, uruk-hai, troller fırtınadan korkup sığınmak isterler şatoya.
bir anda ışıklar gider.
ölmedim ama hafif sürünüyorum "bu minik şişenin içinde, earendil'in yıldızının ışığı zapt edilip benim çeşmemin sularına sindirilmiştir. karanlık yerlerde, diğer bütün ışıklar söndüğünde ışık olur bu” diyerek kristal bir şişeyi havaya kaldırır, ışıklar gelir…
ork, uruk-hai, troller ağlayarak kaçar gider.
psy active “sinik shelob’a bakın, ıs ıs ıs” diye zırlıyor” diye seslenir.
elf okları kendisine doğrultulunca shelob topuklamak ister.
arkasına yediği oklarla rahvan gidişi ile bizleri ilk defa güldürür.
o esnada uzak bir diyarda ateist kaplumbağa büyük bir habercilik başarısına imza atmak üzeredir.
yoldaş benjamin franklin’in profil resmindeki baltanın baltacı mehmed paşa’nın baltası olduğu söylentileri üzerine moskova’ya gitmiştir.
1710 yılında erzağı ve cephanesi tükenmiş bitik rus ordusuna karşı son darbe indirilecek iken çariçe katerina ile çadırda baş başa bir görüşme yapıp, rusları yok olmaktan kurtaran mehmet paşa’nın o meşhur baltası.
putin’in bu balta karşılığında yoldaşa büyük paralar teklif ettiğini öğrendiğimizde "yazar maaşlarına zam yapılacağı düşüncesiyle" yürüyen şatomuzdaki chrysalism daha da artar.
hele gök delinmiş, yağmur sağanak halinde yağarsa…o şiddetli yağmurun sesi, görüntüsü ve kokusu huzur verir ruhumuza masalımsı bir şatoda.
”ya dışarıda olsaydık, şükür ki kapalı yerdeyiz” deriz yedinci dem’in getirdiği demli çaydan içerken ve onun #426878 güzel şiirini dinlerken.
uzat sarı saçlarını rapunzel iyilik perisi gibi şatodan ipek saçlarını uzatıp yardımcı olur fırtınada kalan temiz kalpli canlılara.
kuzguncuktaki vişne ise enfes vişneli pastasını getirir neşeli şarkılarıyla.
biz una nocte, evernevergreen, 01 var dahası yok, robnaja ve blackeyes’in enfes portakallı tanımlarını okurken;
şair küçük bir zebellah şiir yazarken;
sergisinin açılışını yapar ressam la luna.
kafa sözlük radyosunda
chrysalism’in forget me şarkısı çalarken ork, uruk-hai, troller fırtınadan korkup sığınmak isterler şatoya.
bir anda ışıklar gider.
ölmedim ama hafif sürünüyorum "bu minik şişenin içinde, earendil'in yıldızının ışığı zapt edilip benim çeşmemin sularına sindirilmiştir. karanlık yerlerde, diğer bütün ışıklar söndüğünde ışık olur bu” diyerek kristal bir şişeyi havaya kaldırır, ışıklar gelir…
ork, uruk-hai, troller ağlayarak kaçar gider.
psy active “sinik shelob’a bakın, ıs ıs ıs” diye zırlıyor” diye seslenir.
elf okları kendisine doğrultulunca shelob topuklamak ister.
arkasına yediği oklarla rahvan gidişi ile bizleri ilk defa güldürür.
o esnada uzak bir diyarda ateist kaplumbağa büyük bir habercilik başarısına imza atmak üzeredir.
yoldaş benjamin franklin’in profil resmindeki baltanın baltacı mehmed paşa’nın baltası olduğu söylentileri üzerine moskova’ya gitmiştir.
1710 yılında erzağı ve cephanesi tükenmiş bitik rus ordusuna karşı son darbe indirilecek iken çariçe katerina ile çadırda baş başa bir görüşme yapıp, rusları yok olmaktan kurtaran mehmet paşa’nın o meşhur baltası.
putin’in bu balta karşılığında yoldaşa büyük paralar teklif ettiğini öğrendiğimizde "yazar maaşlarına zam yapılacağı düşüncesiyle" yürüyen şatomuzdaki chrysalism daha da artar.
devamını gör...
normal sözlük fenerbahçeliler kulübü
her güne fenerbahçe marşları ve haberleriyle başlanan, tüm branşlar üzerine konuşulan, birlikte maç izlenip yorumlanan, nostalji bölümünde belki hiç görmediğiniz fotoğraf ve videoların paylaşıldığı, hülasa sarı lacivert tutkumuzu sözlükteki yazarlarla doyasıya yaşadığımız, paydaşı olmaktan çok keyif aldığım kulüp.
siz de discord.com/invite/vYRBKKPsMz adresinden bekleme odasındaki kuralları onaylayıp ''orta sahasında dünya yıldızı mesut özil olan takım''ı desteklediğinizi belirterek aramıza katılabilirsiniz.
siz de discord.com/invite/vYRBKKPsMz adresinden bekleme odasındaki kuralları onaylayıp ''orta sahasında dünya yıldızı mesut özil olan takım''ı desteklediğinizi belirterek aramıza katılabilirsiniz.
devamını gör...
osmanlı torunuyum diyen insan
kiminle konuşmamam gerektiğine dair önbilgi verdiği için minnettar olduğum insandır.
sessizce sohbetten uzaklaşarak kendini kurtarmaya imkân verir.
sessizce sohbetten uzaklaşarak kendini kurtarmaya imkân verir.
devamını gör...
rum ateşi
bizans ateşi, roma ateşi, grejuva ateşi, yunan ateşi, vahşi ateş, sıvı ateş gibi kavramlarla da anılan rum ateşi kızgın kömür, kükürt ve zift karışımından oluşan bir silahtır. sonradan içine zift, reçine, kükürt, nafta, kireç ve güherçile gibi maddeler de eklenerek zenginleştirilmiş içeriğinin özelliği içine su kattıkça alevinin artmasıdır.
su üzerinde sönmeyen bu ateş özellikle deniz savaşlarında kullanılmış ve birliklere büyük zarar vermişti. deniz ateşi olarak anılan bu silah, farklı devletlerce farklı zamanlarda kullanılmıştı. 7. yüzyılın 2. yarısına tekabül eden bir zaman diliminde heliopolisli callinicus adlı bir mimara ve kimyacıya atfedilen bu icattan ayrı olarak ateşli silahlar geçmişte de kullanılmıştı.
ıv. konstantin zamanından bizans'a gelen bu mimarın bizans'a bu sıvı ateş formülünü öğrettiği ve orijinal formülün dikkatle korunarak günümüzde bilinmeyen bir sır olduğu düşünülür. reçine, asfalt, kükürt, nafta, ince sönmemiş kireç gibi olası bileşenlerden bahsedilir. theofanis (theophanes the confessor) kaynaklarına göre 672 yılında icat edilmiştir ve kallinikos (callinicus)'a atfedilir.
kaynakta olay şu şekilde geçmektedir:
''at that time kallinikos, an artificer from heliopolis, fled to the romans. he had devised a sea fire which ignited the arab ships and burned them with all hands. thus it was that the romans returned with victory and discovered the sea fire''
''o sırada heliopolis'ten bir zanaatkar olan kallinikos, romalılara kaçtı. elinde tüm arap gemilerini yakan bir deniz ateşi vardı. (tasarlamıştı) böylece romalılar zaferlerle döndüler ve deniz ateşini keşfettiler.''
fakat bu kaynakların doğruluğu ve tarihi sıralaması tartışmaya açıktır. tarihten daha önceye kayıtlı başka yazılarda bu tür silahlar kullanan gemilerden bahsedilir, kallinikos'un var olan bir silahın farklı bir tasarımını getirdiği veyahut bu aletin tek bir kişinin eseri olmadığı gibi söylenceler de bulunur. farklı tarihçiler için olayın kaynağı kallinikos iken bazı tarihçilere göre bu tamamen yanlıştır.
gelelim rum ateşine. bizans'ın sasaniler ile yaptığı uzun savaşlar sonucu yıprandığı ve müslüman fetihlere dayanamadığı bir dönemde bu olaylar gerçekleşti. constantinople (istanbul)'un da içinde olduğu bu dönemlerde deniz ateşinin kullanılması bizanslılara çok yardımcı olmuştu.
uzun bir süre imparatorlardan, varislerine bir sır olarak saklanan bu formül yaklaşık 7 yüzyıl boyunca sadece bizanslılar tarafından kullanılmıştı. tarihi kayıtlarda düşmanların korkudan titrediği, yanarak ölmektense denize atlayarak boğulmayı tercih ettikleri yazıyordu. bizans tarihinde rum ateşi'nin önemi yadsınamayacak kadar büyüktü. su ile daha da alevlenen ve söndürülemeyen bu ateş zamanla kara silahlarında da kullanılmaya başlanmıştı. el bombaları şeklinde kullanılan ve farklı devletleri, savaşları etkileyen silahlar bir süre sonra sebebi bilinmeyen bir şekilde kullanılmadı. dördüncü haçlı seferleri’nden (13. yüzyıl) sonra tarihi kayıtlarda izlerine rastlanmadı.
kaynakça ve daha fazlası: gorgondergisi.com, historyextra, wikipedia, newscientist.com
su üzerinde sönmeyen bu ateş özellikle deniz savaşlarında kullanılmış ve birliklere büyük zarar vermişti. deniz ateşi olarak anılan bu silah, farklı devletlerce farklı zamanlarda kullanılmıştı. 7. yüzyılın 2. yarısına tekabül eden bir zaman diliminde heliopolisli callinicus adlı bir mimara ve kimyacıya atfedilen bu icattan ayrı olarak ateşli silahlar geçmişte de kullanılmıştı.
ıv. konstantin zamanından bizans'a gelen bu mimarın bizans'a bu sıvı ateş formülünü öğrettiği ve orijinal formülün dikkatle korunarak günümüzde bilinmeyen bir sır olduğu düşünülür. reçine, asfalt, kükürt, nafta, ince sönmemiş kireç gibi olası bileşenlerden bahsedilir. theofanis (theophanes the confessor) kaynaklarına göre 672 yılında icat edilmiştir ve kallinikos (callinicus)'a atfedilir.
kaynakta olay şu şekilde geçmektedir:
''at that time kallinikos, an artificer from heliopolis, fled to the romans. he had devised a sea fire which ignited the arab ships and burned them with all hands. thus it was that the romans returned with victory and discovered the sea fire''
''o sırada heliopolis'ten bir zanaatkar olan kallinikos, romalılara kaçtı. elinde tüm arap gemilerini yakan bir deniz ateşi vardı. (tasarlamıştı) böylece romalılar zaferlerle döndüler ve deniz ateşini keşfettiler.''
fakat bu kaynakların doğruluğu ve tarihi sıralaması tartışmaya açıktır. tarihten daha önceye kayıtlı başka yazılarda bu tür silahlar kullanan gemilerden bahsedilir, kallinikos'un var olan bir silahın farklı bir tasarımını getirdiği veyahut bu aletin tek bir kişinin eseri olmadığı gibi söylenceler de bulunur. farklı tarihçiler için olayın kaynağı kallinikos iken bazı tarihçilere göre bu tamamen yanlıştır.
gelelim rum ateşine. bizans'ın sasaniler ile yaptığı uzun savaşlar sonucu yıprandığı ve müslüman fetihlere dayanamadığı bir dönemde bu olaylar gerçekleşti. constantinople (istanbul)'un da içinde olduğu bu dönemlerde deniz ateşinin kullanılması bizanslılara çok yardımcı olmuştu.
uzun bir süre imparatorlardan, varislerine bir sır olarak saklanan bu formül yaklaşık 7 yüzyıl boyunca sadece bizanslılar tarafından kullanılmıştı. tarihi kayıtlarda düşmanların korkudan titrediği, yanarak ölmektense denize atlayarak boğulmayı tercih ettikleri yazıyordu. bizans tarihinde rum ateşi'nin önemi yadsınamayacak kadar büyüktü. su ile daha da alevlenen ve söndürülemeyen bu ateş zamanla kara silahlarında da kullanılmaya başlanmıştı. el bombaları şeklinde kullanılan ve farklı devletleri, savaşları etkileyen silahlar bir süre sonra sebebi bilinmeyen bir şekilde kullanılmadı. dördüncü haçlı seferleri’nden (13. yüzyıl) sonra tarihi kayıtlarda izlerine rastlanmadı.
kaynakça ve daha fazlası: gorgondergisi.com, historyextra, wikipedia, newscientist.com
devamını gör...
nickaltı girmek
lise yıllığına yazmak gibi bir durumdur.
devamını gör...
dünyanın en kısa korku hikayesi
dünyadaki son adam bir odada yalnız oturuyordu. ve kapı çaldı.
fredric brown
fredric brown
devamını gör...
birkaç dolar için

bir sergio leone filmidir. dolar üçlemesinin ikinci filmidir. birinci film için (bkz: bir avuç dolar).
film 1965 yapımıdır. spagetti western türündedir. 2 saat 12 dakikadır. filmin senaryosunu sergio leone yazmıştır. filmin yönetmenliğini yine sergio leone yapmıştır.
filmin başrollerini clint eastwood ve lee van cleef üstlenmiştir. oyuncular şu şekildedir. gian maria volontè, luigi pistilli, rada rassimov,
enzo petito, claudio scarchilli, john bartha, livio lorenzon, antonio casale, sandro scarchilli, benito stefanelli, angelo novi ve antonio casas.
filmin müziklerini ilk filmde olduğu gibi ve sergio leone filmlerinde olduğu gibi ennio morricone yapmıştır. ilk film için söylediğim gibi efsane bir insan. efsane bir sanatçı. gerçekten müzikleri olmasa bu filmler böyle olmazdı. acayip bir adam. filmden aldığım keyfi çok fazla arttırıyor. muhteşem müzikler yapmış. sahnelerle uyumu ve kullanılış biçimleri nefis. sağ olsun. o olmasaydı bu filmler bu kadar kaliteli olmazdı.
filmin konusu iki ödül avcısı, kötüleri yakalamaya çalışıyorlar. clint eastwood ve lee van cleef ayrı ayrı sürekli suçluları yakalarlar. bir gün filmin kötü karakteri gian maria volontè hapisten kaçar ve başına 10.000 dolar ödül koyulur. ödül avcılarımız onun peşine düşer ve olaylar başlar. burada gian maria volontè abiye bir parantez açmak istiyorum. son zamanlarda gördüğüm en iyi kötü karakterlerden birisiydi. çok karizma ve iğrençti. olması gerektiği gibi. adamı seyrederken sinir oldum müthişti. iyi performans sergilemiş. ayrıca bir hikayesi olan kötü karakterleri seviyorum ve bir hikayesi vardı. hoşuma gitti. filmin sonuna gelene kadar zevkle izledim.
clint eastwood ve lee van cleef çok güzel oynamışlar. birbirleriyle çok uyumluydular. ikisi de karizmatik ödül avcılarıydılar. eastwood abi önceki filmde nasılsa öyle oynamış. kostümlere ve puroya kadar her şey aynıydı. ağzında puro olmadığı kısımlar çok azdı ve öyle olması gerekiyor. bu adamı purosuz görünce çıplak görmüş gibi hissediyorum.
spoiler içeren kısımlara geçmeden önce bu filmi tavsiye ediyorum. sinema severler izlemişlerdir ama izlemeyenlere şiddetle tavsiye ederim. ayrıca bu film bir üçleme ve ilk filmin üzerinde bir filmdi. giderek güzelleşen bir seri. umarım diğer film bu filmden daha güzel olur.
ilk film için (bkz: bir avuç dolar).
evet sahnelere ve spoiler veren kısımlara gelecek olursak. clint eastwood ve lee van cleef şapka uçurma sahneleri gördüğüm en güzel ve en ilginç sahnelerden biriydi çok keyifliydi.
gian maria abinin hapisten kaçırılma sahnesi de çok güzeldi. ayrıca geriye dönüş sahneleri hüzünlü ve güzeldi. karaktere ısınmamızı sağladı. saat imgesi güzeldi. saat ve olayların albay ile birleşmesi hoş bir detaydı. filmde bulunan bütün karakterlerin racona uyması çok hoşuma giden bir detaydı. şerefsiziz, adam öldürürüz ama kurallarımız var dercesine racon sahibiydiler.
son olarak ise filmin son sahnesi muhteşemdi, inanılmazdı. aşırı iyiydi. o müzik o mekan. nefisti. oyuncuların yaptığı her hareket sahneyle uyumluydu. düello dediğin böyle olur. bu film için sergio abiye harbiden teşekkür ederim huzur içinde uyusun.
devamını gör...
karşı cinsi çekici kılan detaylar
zeka, özgüven ve kibarlık. kadın erkek fark etmeksizin bir insana en çok yakışan üç şey budur bence.
devamını gör...
yüksek sadakat
"belki üstümüzden bir kuş geçer" isimli parçası günümüzde halen dinlenen bir müzik grubu. başka ne şarkıları var cidden bilmiyorum, arada o şarkıyı açıp bi dinliyorum o kadar.
devamını gör...
natacha atlas
avrupa ve ortadoğu köklerinden açığa çıkan çok kültürlülüğünü müziğine de yansıtmış, bazen işveli bazen çok hüzünlü sesin sahibi, dünyaca tanınmış kadın şarkıcı.
atlas’ ı güney koreli yönetmen kim ki-duk’un filminde gafsa parçasıyla da duyarsınız, “groove alla turca” albümünde burhan öçal darbukası eşliğinde katibim şarkısını seslendirirken de...
(bkz: kingdom of heaven (film)) müziği “light of life” ile mistisizmi hissedersiniz. müziğiyle bir kuzey afrika otantiği “feres” i dinlerken, çöl esintileriyle petra’ ya gidersiniz.
ya da yorumladığı en sevdiğim iki parçası, balkan halk şarkısı “ajde jano”ile neşelenir, françoise hardy parçası mon amie la rose ile kederlenirsiz.
özetle kendisi müzikte kültürlerin bileşkesinin en güzel örneklerinden biridir.
atlas’ ı güney koreli yönetmen kim ki-duk’un filminde gafsa parçasıyla da duyarsınız, “groove alla turca” albümünde burhan öçal darbukası eşliğinde katibim şarkısını seslendirirken de...
(bkz: kingdom of heaven (film)) müziği “light of life” ile mistisizmi hissedersiniz. müziğiyle bir kuzey afrika otantiği “feres” i dinlerken, çöl esintileriyle petra’ ya gidersiniz.
ya da yorumladığı en sevdiğim iki parçası, balkan halk şarkısı “ajde jano”ile neşelenir, françoise hardy parçası mon amie la rose ile kederlenirsiz.
özetle kendisi müzikte kültürlerin bileşkesinin en güzel örneklerinden biridir.
devamını gör...
genel kültürün ortamlarda hava atmak dışında hiçbir işe yaramaması
peki trigonometri bizim hayatımızda ne işe yarayacak gibi bir bakış açıdır bu.
yürüyen bilgi yumağı olmak gibi bir amacım da yok her bilgi bir tık uzağında. ama her öğrendiğin şey sana bir bakış açısı katar. geleceği öngörme, geçmişi değerlendirmeni sağlar. yani düşünme becerilerini geliştirir. bunun hayatta ne işe yarayacağını ise burada anlatacak değilim.
t. salt, kuru bilginin insana bir katkısı olmadığını düşündüren iddia.
yürüyen bilgi yumağı olmak gibi bir amacım da yok her bilgi bir tık uzağında. ama her öğrendiğin şey sana bir bakış açısı katar. geleceği öngörme, geçmişi değerlendirmeni sağlar. yani düşünme becerilerini geliştirir. bunun hayatta ne işe yarayacağını ise burada anlatacak değilim.
t. salt, kuru bilginin insana bir katkısı olmadığını düşündüren iddia.
devamını gör...
