kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
özlendi*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zamanında tinderda geçmiş olan über bir cümle.
kahramanımız, kadın kişisinin başının kapalı olduğunu görünce en muhafazakar yoldan hayvani duygularını dışarı vurmak istemiş.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazı yazarların profiline bakıyorum normal bir şekilde tanımlarını girerken birden yazmayı bırakıyor ve uzun süre yazmıyor. bazılarının işleri yoğun olabilir , sıkılmış olabilir veya merhum bile olmuş olabilir bir sürü sebep var.
devamını gör...

hayatta sadece siyah ve beyazın olduğunu düşünen dar görüşlü insanların anlayışıdır. ikisinden biri olmakla beraber ikisinin arasında da olabilir ve hatta ikisinin tamamen dışında da olabilirsin. bu şey gibi, bir şeyi seviyor olmamak onu sevmiyor olduğun anlamına gelmez. seviyor ya da sevmiyor olmak zorunda değilsin, nötr olabilirsin. ya da bir düşünceye sahip değilsen illa onun tam zıttı olan düşünceye sahip olduğun anlamına gelmez. zıtlıkların birbirini doğuruyor olması birinden birine illa sahip olmanızı gerektirmez. hiçbir şey bu kadar basit değil.
devamını gör...

bazı bölgelerde şeklinden dolayı kuzukulağı da denilen bitki. erik bulamadıysanız kuzukulağı yiyin denebilecek kadar lezzetli bir ekşiliktedir. yukarıda bahsedilenler haricinde üzerine tuz serpilerek balık yanında enfes olur. merak edenler için şuraya bi yere görsel ekliyorum:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu an nickaltı duvarında bulunduğum kıymetli yazar arkadaşıma #1007349iletisinden sonra iade-i ziyaret yapacağımı söylememe rağmen ,inatla nickaltımın pencerelerine taş şeklinde ileti #1058341 atmak suretiyle kırma çabaları içinde olmasına istinaden bu iletiyi girmek zorunda hissettim.

siz camı pencereyi indirene kadar, içinde bulunduğum durumu ve ortamı anlatayım

kıymetli yazar arkadaşım.
açmışım sertab erener'i son ses, evimde uzanmışım şezlong gibi koltuğuma, tv den sahil videosu açmışım ayaklarımı uzatmışım sanki tatildeymişim gibi ayak ve kitap özçekimi paylaşıyorum.ayrıca şu sözleri kafamda tekrarlıyorum.
"uzanmışım kumsala, güneş damlar yüzüme"




peki sonra ne oluyorr bir ses duyuyorum evin ortasında kocaman bir taş.hayır sizden önce başka bir arkadaşıma söyledim bu durumumu ne güzel anlayışla karşıladı ama siz hemen taş atın camı indirin. efendim kibarlıkta bir yere kadar aaa. artık gerçek hikayenizi paylaşma zamanımız geldi de geçiyor.

öncelikle "sen hayırdır kızım aloo" durumunu açıklayayım.

o zamanlar 20'li yaşlardayım üniversitenin 3.senesindeyim.* troll avcılığı bölümü okuyorum.sizin anlayacağınız hızlı olduğumuz dönemler.erasmus ile far far away krallığı enstitüsüne gitmeye hak kazanmışım.nasıl mutluyum nasıl mutluyum havalarda uçuyorum kanatsız bir şekilde. ah gitmez olaydım oraya, sizi kurtarmaz olaydım o kuleden de bugünleri görmez olaydım.neyse öncelikle krallığı tanıtan bir iki resim bırakıyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


böyle güzel bir krallıkta her gün bir köşeyi geziyorum,farklı türden yaratıklar ve büyülü şeylerle tanışıyorum. çok tatlı arkadaşlar edinmişim ki sormayın onlarla birlikte olduğumuz bir resim karesini şuraya bırakıyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir gün krallıktan haber geldi enstitüdeki tüm avcıları kral çağırıyormuş.

haydaa koskoca kral çağırıyor gitmesen atar vallahi krallıktan.oflayıp puflayıp
krallığa gittik arkadaşlarla. yok efendim bir kızları varmış dünya güzeliymiş, kulede uyuyormuş ,ejderhaa koruyormuş. dedim ben bu kızı tanıyorum adı "aurora" mı ? yok dediler prensesimizin ismi fiona banu. o nasıl isim ? böyle prenses ismi mi olur dedim.kral ben koydum oldu itirazın mı var diyince kellem vücuduma ağır gelmediği için ses çıkaramadım.

toplandık pikniğe gider gibi elimizi kolumuzu sallaya sallaya prensesi kurtarmaya gidiyoruz.karşımıza şöyle bir manzara çıktı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

takımın yarısının korkudan kapleri durdu.içinde bulunduğum diğer yarısından ise ben ve iki arkadaşım kaldı.claire,toby ve ben jimbo. claire bir gölge geçit açtı ejderha durumu anlamadan kuleye girmiş olduk. ne görelim efendim prenses horul horul uyuyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o sırada karşımıza prensesin evcil sevimli dostu çıktı.uyandırmayalım diye önce biraz dil döktü, "olmaz dedim", tırnaklarını gösterdi yine "olmaz dedim" en son şöyle bir bakış attı ki neredeyse bizi kandırıyordu yine "olmaz dedim".

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



dürtüyorum uyanmıyor, bağırıyorum uyanmıyor, türlü türlü şeyler denedik yok efendim uyanmıyorum sanki ölüm uykusuna yatmış. oturdum kara kara düşünüyorum nasıl uyandırsam diye. aklıma annemden kalma taktikler geldi. çok kibar biri olduğum için istemeden bunu yapmak zorunda kaldım.

"sen hayırdır kızım aloo, kalk yerine yat bak sırtın tutulacak orada" dediğim gibi bunun gözler bir anda açılmasın mı? meğer anne tarafından hemşehriymişiz tabi bunu sonradan öğrendik.efendim uyandı ama karşıma adeta bir seda sayan çıktı.bir atarlı giderli konuşmalar işte efendim yok prens gelecekmiş yok öpecekmiş bir ton hikaye saydı. dedim bana değil hanımefendi kral olacak babanıza anlatın bunları.

efendim krallığa dönene kadar dır dır dır bir susmadı.kendi kendimde şunu dedim
"keşke erasmusla öğrenci olmaz olaydım ,susmayıpta o kuleye inmez olaydım"


hayır gündüz başka gece başka biri çıkmasın mı bir de.hanımefendi görünür ama içinden bir başka prenses çıkabilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


efendim geleyim çamur olayına. kendisi geceleri bir acayip hallere girdiği için shrek kardeşimi evinden kovdurmuş yerine geçmiş ve bataklıkta çamur banyoları yapar olmuş. yetmezmiş gibi beni çağırıyor çay içelim çamurdan kale yaparız. ya efendim diyorum ben anlamam çamur işlerinden sonra nasıl temizlerim üstümü başımı. bu zırh öyle kolay kolay temizlenmez masrafı çoktur diyorum
dinletemiyorum. babamın parası çok temizletiriz diyor. baba parasıyla övünmesine çok kızdım ve hemen yanından ayrıldım.

hayır ben memlekete geri döndüm arkamdan atıp tutuyormuş. "sen bana hayır dedin kala kala bu shrek devine kaldım seninle şöyle olabilirdik zalımın oğlu"

neyse hikayemiz böyleydi kusura bakma ama siz zorladınız efendim. o kadar yolu tepmiş gelmişsiniz sırf nickaltı penceremi kırmak için.

şimdi gelelim asıl fiona'yı tanıtmaya.

silivri'nin soğukluğundan korkmadan alttan alttan sağlam muhafelet yapan,kedilerini canı kadar seven, goy goy ise goy goy, siyaset ise siyaset, gitar ise gitar ne ararsanız azar azar ama her şeyden var.tam bir şoför nebahat abladır.isterse en tatlı hanımefendi olur isterse eli maşalı bir kavgacı.adeta bir mevsim salata gibidir. iletilerinden ne kadar samimi olduğunu zaten anlayacaksınız.kedili kadın olduğu için tanımlarını okurken genelde ekranıma kedi tüyleri gelir. karikatür paylaşmayı ve onlardan alıntılar yapmayı çok sever.bu paylaşımları ve alıntıları ile beni çok güldürür. bir ara kendisinden ters yapma eğitimi alacağımı bilmektedir.iletilerinden tersinin nasıl olduğunu çok net anlayabilirsiniz ki her an nickaltınıza bir levye ile saldırabilecek izlenimi vermektedir. ayrıca fırsatı olsa sözlükte kayıtlı her yazara nickaltı iletisi yazabilecek kadar sevgi dolu bir kalbe sahiptir. hepsi mutlu olsun yazmaya hevesli olsunlar diye defalarca nickaltı iletisi girebilir. keşke camları indirmese ama ne yapalım o da böyle biri.efendim beni tehdit ediyor ama bu kadar sevimli şekilde tehditte edilmez ki insan. kedilerini üstüme salmadan ben kaçayım artık. ziyaretim yeterlidir diye düşünüyorum. esen kalın efendim. elinize, ruhunuza, aklınıza sağlık.


takipteyiz şoför nebahat abla.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaz doneminde kullandığimiz yol. konya ovası gibi yol yapmışlar sözlük!! git git bitmiyor geniş mi geniş uzun mu uzun pahalı mı pahalı ama arabayı yormuyor bu yüzden yakıt tüketimi açısından da tasarruflu gibi. dinlenme merkezleri de temiz ve sakindi. öyle çelik ve sertab erener kasetleri alıp, hasır sepetler ile kurutulup boyanmış su kabakları arasında devasa peluş ayilara bakarak hayatı sorgulayacaginiz cinsten değil ama çok da uygun fiyatlar yok yani. bildiğin modern ve minimal. temassız tuvaletler falan var. yalnız bir noktadan sonra yol o kadar tenha geliyor ki gerçeklik alginiz bozulmaya başlıyor. gerilim filminde gibi hissediyorsunuz kendinizi.
devamını gör...

belalı püskevit (bkz: devlet bahçeli)
devamını gör...

#83452 şu tanımımda az da olsa bahsettiğim durum.

bilimsel olarak sebebi bilincimizin sorumluluklara karşı gösterdiği dirençtir. halk arasında garfield'a döndüm de derler. *
devamını gör...

bugün kadınlara mı yükleniyoruz? akışta kadınlar ile ilgili başlıklar fink atıyor resmen. kadın evlilik istemese, cinsel hayatını evlenmeden özgürce yaşasa bu sefer yollu diyeceksiniz lan! şu kadınlar erkeklere ne yapsa yaranamaz o yüzden başlığı pas geçelim.

kadınlar aşağı kadınlar yukarı, ama bıktık yeter!
devamını gör...

ışınsal simetridir. vücudu boydan ikiye böldüğünüzde her iki tarafın eşit şekilde bölündüğü simetri. deniz anası ve hidra bu simetriye sahip canlılardır.

edit: maple uyardı. eğer olur da karıştıran olursa diye vikipediden asıl tanımı da koyuyorum.

vücuttan diklemesine (yere paralel olarak) geçen tüm düzlemlerin, vücudu eşit iki parçaya ayırdığı simetri tipi, ışınsal simetri. bazı derisi dikenliler ve sölenterelerde görülür.

burada bilateral simetri de var ama onu başka zaman açıklarım ya da beni beklemeyin siz araştırın.
radyal simetri
devamını gör...

her nefes alıp verişte ağzından çıkan dumana bakıyordu genç kadın. buz gibi hava ciğerlerine dek işlemişti. gözünden akan yaşların farkında değildi.
yanına biri oturdu. başını bile çevirmedi. konuşmaya başlayınca onun da bir kadın olduğunu fark etti.
- neden ağlıyorsun? dedi kadın.
sustu. içinden yanıtlamak gelmiyordu. ağladığını da o anda fark etti zaten. korkmuştu. ilk kez bu kadar çaresiz hissetmişti kendini. ve yapayalnız. içinden geçenleri anlatacağı kimsesi de yoktu. hem böylesine bir acı nasıl dillendirilir, hangi sözcük tarif edebilir bunu da bilmiyordu.
kadın tekrar konuştu.
- üzülme yavrum, bu hayatta geçmeyecek dert yoktur.
susmaya devam etti. dışarıdan nasıl göründüğünün farkında değildi. açıkçası umursamıyordu da.
"geçmeyecek dert yoktur." cümlesi kafasında dönmeye başladı. cümle bir uzaklaşıyor, aniden hızlıca dönüp üzerine çullanıyordu sanki. vardı işte.
fiziksel hiçbir acısının olmamasına rağmen bütün vücudunu sızlatan bir ağrısı varmış gibi geliyordu. en çok da kalbini... sanki bir el sıkıyor, sıkıyor, nefes almasını da engelliyordu. oysa nefes de alıyordu işte. ağzından çıkan duman bunun kanıtıydı.
elini karnına götürdü. bastırdı. acıyı hissedene dek bastırdı.
"tüm bunlar neden başıma geldi ki? bu kadar aptal nasıl olabildim. yüzüne bakamıyorum. kimsenin yüzüne bakamıyorum. biriyle yüz yüze gelsem içimi okuyacaklar diye ödüm kopuyor. başka yolu yok. hayır, başka yolu yok. beni anlamayacaklar. sadece suçlayacaklar. utanacaklar. hem de benim adıma utanacaklar. annem, babam da utanacak. insan içine de çıkamayacaklar. hele annem, üzüntüden ölebilir. bunu ona yapamam. peki bebek? ben utanmayayım diye, hayal ettiğim hayatı yaşayayım diye... bebek! sus, sus! bebek değil, o. henüz değil. sus!"
kendisiyle olan kavgası bitmiyordu. zihninde kelimeler uçuşuyor. hissettiği acı artıyordu. bir karara varması lazımdı artık. ellerini sıkıca bastırdığı karnına baktı. yavaşça kalktı oturduğu banktan. yürüdü. tabelaya baktı. muayenehane 3. kattaydı. isteksiz ama kararlı bir adım attı ilk basamağa doğru.
devamını gör...

yetiştiğim evde gördüğüm, benim de devam ettirdiğim gelenektir. inanıyorum ki, bu memlekette, dar ve orta gelirli evlerin çoğunda böyle bir gelenek vardır. hele günümüzde mutlaka devam ettirilmeli, hiçbir sabun az kaldığı için çöpü boylamamalıdır.
şimdi diyeceksiniz ki, biz sıvı sabun kullanıyoruz. kullanmayın, kullandırtmayın lütfen. içindeki binbir türlü kimyasaldan geçtim, aldığınız her plastik kutunun doğaya verdiği zararı, yalnızca sıvı sabun kaplarının bir araya geldiğinde oluşturacağı çöp yığınlarını düşünün.
yine diyebilirsiniz ki, biz tek bir plastik şişe kullanıyoruz, bittikçe ona dolduruyoruz. eğer sıvı sabunu da kendiniz yapıyorsanız buna bir diyeceğim yok. ama yok bir litrelik, yok iki litrelik.....bilmem kaç litrelik bidonlarda alıyorsanız, yine aynı şey. zamanı uzatıyorsunuz ama çöpü azaltmıyorsunuz!
hele o antibakteriyelsabunlar. sözde mikrop kırıcı ama ben onlara cilt aşındırıcı adını taktım. yok böyle bir zarar. resmen eli kurutup, kösele gibi yapıyor. hemen ardından el kremi süreyim, zararı telafi edeyim deseniz, bu sefer de el kremi elinizde kuruyana kadar dünyanın zamanını kaybediyorsunuz, bir de 'elimi şimdi kremledim, aman kirlenmesin' diye bir işin ucundan tutamıyorsunuz, hep zarar!
evet, sabunları birleştirmeye devam. piyasadaki ucuz pahalı hemen her türlü sabunu denemiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, dove hariç diğer bütün sabunlar, bitmeye yakın yeni sabun kalıbıyla gayet güzel birleşiyor. dove, reklamını yaptıkları gibi çok yumuşak bir sabun. çabuk eriyor ve yeni kalıp 'dove'la öldür allah birleşmiyor.
ama şöyle bir güzelliği var, bu sabunu tamamen eriyip yok olana kadar kullanabiliyorsunuz.
bu pazar akşamında üşenmeyip böyle bir konuda uzun uzadıya yazı döşendim. eminim ki, yine hiç dikkati çekmeyecek ve diğer popüler başlıklar arasında kaybolup gidecek. oysa 'ehonomi çoh götü' derken, bir yandan da 'ev ekonomimiz için neler yapabiliriz' konusunda bir alternatif düşünce sundum. herkes kendi başına bir takım çözüm yolları bulabilir. bulsun da.
devamını gör...

leyla kim?*
devamını gör...

bunu eniştene sorsana delikanlı.
devamını gör...

saygı, kişilerin birbirine saygı duyması. birbirine özel alan tanımaları. birbirine saygı duyan her ortam güzelleşir, aynı görüş olmayabilir, huylar birbirine uymayabilir ama çiftlerin birbirine tanıdığı özel alan ve saygı ile her şeyin üstesinden gelinir.
devamını gör...

pi’ye de mi zam geldi?
devamını gör...

başlık hatalı, devlet o adamın memuru olmuş.*
devamını gör...

nickini yanlis secen reklamci yazarimsi.

ucuruldu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim