pişmanlık garantili tavsiyeler
sığ insana bir şeyler anlatmaya çalışın. bir süre çabaladıktan sonra sığ ve saplantılı düşüncelerini değiştiremeyeceğinizi görünce boşa giden vaktiniz ve emeğiniz için pişman oluyorsunuz.
devamını gör...
muhammed
ahmed, mahmud, mehmed isimlerinde olduğu gibi hamd kökünden mufa''al vezniyle türetilmiş arapça isimdir.
devamını gör...
yeni türkü
bir çok parçası ile gönüllere taht kurmuşlardır.
eminim kendilerini tanımayanlar bile şarkılarını bilir, benim favorim birçok parçası var ama murathan mungan'ın şiirinin şarkıya dönmüş halini buraya bırakıyım.
haberiniz olsun dinlediğiniz zaman bağımlılık yapıyor.
eminim kendilerini tanımayanlar bile şarkılarını bilir, benim favorim birçok parçası var ama murathan mungan'ın şiirinin şarkıya dönmüş halini buraya bırakıyım.
haberiniz olsun dinlediğiniz zaman bağımlılık yapıyor.
devamını gör...
ivanmilinski
sözlüğün ilk yazarlarından, şaka maka bir seneye yakındır tanıdığım adam gibi adam yazar.
kimler geldi kimler geçti de neler gördük, değil mi dostum? üzüldük, ağladık ama buradayız. *
velhasıl iyidir, hoştur, aramızda olmaya devam etsindir. bir de bana bir şarkı önersindir.
geçen baktım bir başlıkta şarkılardan birini övmüş, sevmezseniz küfredin demiş. edecektim kıyamadım, nasıl olsa eski dosttan düşman olmamalı. *
kimler geldi kimler geçti de neler gördük, değil mi dostum? üzüldük, ağladık ama buradayız. *
velhasıl iyidir, hoştur, aramızda olmaya devam etsindir. bir de bana bir şarkı önersindir.
geçen baktım bir başlıkta şarkılardan birini övmüş, sevmezseniz küfredin demiş. edecektim kıyamadım, nasıl olsa eski dosttan düşman olmamalı. *
devamını gör...
dil bilincine sahip olmak
montaigne'in dil bilinci hakkındaki şu kanaati altın değerindedir:
"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"
dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.
dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.
halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.
batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.
sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"
dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.
dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.
halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.
batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.
sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
devamını gör...
allah'ını seven anket başlığı açmasın
forum başlıklarıyla sol frame'i coşturan yazarlar için kullanabileceğimiz haklı yakarış nidasıdır.
(bkz: yapmayın etmeyin)
(bkz: yapmayın etmeyin)
devamını gör...
normal sözlük kelimelik turnuvası
merhabalar sevgili portakallar!
geleneksel olarak düzenlemek istediğimiz kafa sözlük kelimelik turnuvasının ilk kura sonuçları belli oldu.
toplamda 27 kişiyiz. 3 gruba ayırarak her grupta 9 kişi olacak şekilde düzenleme yaptık.
-oyun süresi olarak 12 saatlik oyunu seçiyoruz.
-her grup üyesi yazar diğer 8 kişi ile lig usulü 2 şer maç yapacak.
-galibiyet 3, beraberlik 2, yenilgi 1 puan olarak puanlanacak.
-en yüksek puanı alan her gruptan ilk üç kişi süper lige çıkacak.
-toplamda 9 kişi süper ligde yine kendi arasında kura ile ikişer maç yapacak.
-yine aynı şekilde galibiyet 3, beraberlik 2, yenilgi 1 puan olarak puanlanacak.
-veee en sonunda en yüksek puanı toplayan ilk üç kişi kelenderis'in vaadi olan ödülü alacak.
atladığımı düşündüğünüz ya da aklınıza takılan herhangi bir şey varsa bir mesaj uzağınızdayım. olur da bir hatam eksiğim olursa şimdiden affınıza sığınıyorum. keyifli turnuvalar diliyorum.
ps: kullanıcı isminde oluşan bir hata için düzeltme; bozkurto_1071 kelimelik kullanıcı ismi arada tire değil alt çizgi.
geleneksel olarak düzenlemek istediğimiz kafa sözlük kelimelik turnuvasının ilk kura sonuçları belli oldu.
toplamda 27 kişiyiz. 3 gruba ayırarak her grupta 9 kişi olacak şekilde düzenleme yaptık.
-oyun süresi olarak 12 saatlik oyunu seçiyoruz.
-her grup üyesi yazar diğer 8 kişi ile lig usulü 2 şer maç yapacak.
-galibiyet 3, beraberlik 2, yenilgi 1 puan olarak puanlanacak.
-en yüksek puanı alan her gruptan ilk üç kişi süper lige çıkacak.
-toplamda 9 kişi süper ligde yine kendi arasında kura ile ikişer maç yapacak.
-yine aynı şekilde galibiyet 3, beraberlik 2, yenilgi 1 puan olarak puanlanacak.
-veee en sonunda en yüksek puanı toplayan ilk üç kişi kelenderis'in vaadi olan ödülü alacak.
atladığımı düşündüğünüz ya da aklınıza takılan herhangi bir şey varsa bir mesaj uzağınızdayım. olur da bir hatam eksiğim olursa şimdiden affınıza sığınıyorum. keyifli turnuvalar diliyorum.
ps: kullanıcı isminde oluşan bir hata için düzeltme; bozkurto_1071 kelimelik kullanıcı ismi arada tire değil alt çizgi.
devamını gör...
imha etmek
"kökünü kurutmak" anlamında da kullanılan bir deyimdir.
devamını gör...
gençlerin sürekli isyan etmesi
satırla gördükleri yaşlıları dövmediklerine dua edin. ülkenin sefasını siz sürdünüz cefasını biz çekiyoruz diyerek bunu yapsalar çok da haklı olurlar.
devamını gör...
muharrem ince’nin yeni parti logosu
milliyetçi demokrasi partisi'nin logosundan bu yana gördüğüm en ilginç logo bu oldu. es kaza muharrem bey'in partisine oy verecek olsam, gülerken mührü kesin yanlış yere vururum ve oyum geçersiz sayılır. bu riske giremeyeceğim için muharrem bey beni affetsin. bir oyum var onu da kabinde gülerken zayi etmek istemiyorum.
devamını gör...
dindar olan kişi ahlaklı mıdır sorunsalı
eğer dini kendi işine geldiği kesip biçmeden yaşıyorsa evet ahlaklıdır, semavi dinler esasında güzel ahlak üzerine kurulmuştur.* * din zaten bir yaşam biçimidir, insanın fıtratının gerektirdiği şeylerle bir anahtar kilit uyumu içerisindedir.
dini yani en azından islam'ı *günümüzde verilmek istenen şekle göre değil, aslına göre değerlendiriniz. ülkede oluşturulan müslüman algısının inanın hakiki müslümanlıkla uzaktan yakından alakası yok. islam "şekilden" * değil amel ve niyetten ibarettir.
dini yani en azından islam'ı *günümüzde verilmek istenen şekle göre değil, aslına göre değerlendiriniz. ülkede oluşturulan müslüman algısının inanın hakiki müslümanlıkla uzaktan yakından alakası yok. islam "şekilden" * değil amel ve niyetten ibarettir.
devamını gör...
4 kişiyle pazar kahvaltısı yapma şansınız olsa
annem, babam ve iki amcam.
anneme "doğumda ölme riskin olduğunu bile bile ilaçlarını neden içmedin?"
babama "annem öldükten sonra neden sahip çıkmadın?"
amcalarıma "öldürmekten beter edecek kadar kötü yaşattınız?" diye soracağım enfes bir kahvaltı olurdu. düşünsene yıllardır acı çekmişsin, her pazar yalnız ve başkasına hizmet ederek.
bu kez de hayat sana bir pazar vermiş felekten. bu pazar sana güzel ötekilere cehennem.
var bir hayalimiz anamı mezardan kaldırabilirsem. :d
anneme "doğumda ölme riskin olduğunu bile bile ilaçlarını neden içmedin?"
babama "annem öldükten sonra neden sahip çıkmadın?"
amcalarıma "öldürmekten beter edecek kadar kötü yaşattınız?" diye soracağım enfes bir kahvaltı olurdu. düşünsene yıllardır acı çekmişsin, her pazar yalnız ve başkasına hizmet ederek.
bu kez de hayat sana bir pazar vermiş felekten. bu pazar sana güzel ötekilere cehennem.
var bir hayalimiz anamı mezardan kaldırabilirsem. :d
devamını gör...
exxen
haluk bilginer ve tolga çevik’in beni çok düşündürttüğü platform. netflix vardı iptal ettik, blu tv vardı iptal ettik exxen’in de tadına bir bakarız gibi.
devamını gör...
bir şeyin ondan vazgeçince gerçekleşmesi
arzu ettiğin şeyler, beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. bu, hayatın ''sen bakarken soyunamıyorum.'' deme şeklidir.
- shutter ısland.
- shutter ısland.
devamını gör...
zülfü livaneli
"bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. sanki içimde derin bir hiçlik var."
huzursuzluk-zülfü livaneli
huzursuzluk-zülfü livaneli
devamını gör...
400 bin liraya alınabilecek en iyi araba
öneri veren dostlar 400 bin lira nasıl kazanılır onu da tavsiye ederse memnuniyetle okurum dediğim başlıktır.
devamını gör...
sevmediğin yiyecekleri sevmeye başlamak
yaş ilerlemesine bağlı olarak tat tomurcuklarının (bkz: dil papillaları) zamanla azalmasıyla meydana gelen şey. yaşlandıkça tat kaybınız artıyor ve bu yüzden yiyemediğiniz bir yiyeceği zaman geçtikçe yemeye başlıyor ve sevmeye başlıyorsunuz.
devamını gör...
normal sözlük premium üyelik
saçma başlıkları görmenizi engelleyen üyeliktir.
cüzi bir rakamı yoldaşın ibanına yatırarak ulaşacağız.
ayrıca haftada bir bölüm seçtiğimiz bir exxen dizisini izleyebileceğiz.
cüzi bir rakamı yoldaşın ibanına yatırarak ulaşacağız.
ayrıca haftada bir bölüm seçtiğimiz bir exxen dizisini izleyebileceğiz.
devamını gör...

