yazarların şu an merak ettikleri bir şey
yarın ne olacağıdır.
cidden tek merakım ve yaşama sebebim bu; yarın ne olacağını merak etmek...
meraktan kalıyorum yani; yoksa dünya çekilecek yer değil alüminyum.
cidden tek merakım ve yaşama sebebim bu; yarın ne olacağını merak etmek...
meraktan kalıyorum yani; yoksa dünya çekilecek yer değil alüminyum.
devamını gör...
şişme bebek
mucidi, akıl edeni bizzat adolf hitler olan talihsiz bebek.
ikinci dünya savaşı döneminde, nazi askerleri onla bunla düzüşüp hastalık kapmasın; yok etme ideolojilerini son tahlilde devam ettirebilsinler diye şişme bebek fikrini ortaya atan hitler, hemen emrindeki bilim adamlarına vs talimat veriyor ve bebeğin üretimine başlanıyor.
asıl olarak dönemin savaş günlerinde pek çok nazinin fransız fahişeleriyle birlikteliği sonucunda ölüm oranları artmaya başlayınca hitler bu ''gereksiz ölüme'' dur demek istemiş ve projenin başına dr. joachim mrurgowsky’i getirmiş. projenin adı ''geheime reichssache'', yani ''en gizliden daha gizli''ymiş.
teknik ekibe istenenler net bir biçimde bildirilmiş: ''üretilen bebeklerin sentetik tenleri tamamen gerçek insan teni hissi uyandıracak. bedenleri gerçek insan bedeni gibi esnek ve hareket edebilir olacak, cinsel organlarıysa uyandırdıkları his bakımından gerçek kadın cinsel organından ayırt edilemeyecek.''
böylece borghild adını taşıyan dünyanın ilk şişme bebeği 1941'de alman bilim adamları tarafından üretilmiş. kamuoyu da psikiyatr dr. rudolf chargeheimer'ın kaleme aldığı şu demeçle bilgilendirilmiş: ''şişme bebeklerin varoluş amacı askerlerimizi rahatlatmaktır. zira onların asli görevi savaşmak, gittikleri yerlerdeki kadınlarla oynaşmak değil.''
seks ve faşizmin benzer yanları o kadar fazla ki... işin içinde hitler'in olduğunu öğrenince şaşırmadığıma şaşırmadım. bu arada söz konusu bebeklerin ilk'lerinden hiçbiri günümüzde bulunmamaktaymış. bu sebeple nasıl bir şey ürettiklerini tahmin etsek de kestirmek tam anlamıyla mümkün değil.
ikinci dünya savaşı döneminde, nazi askerleri onla bunla düzüşüp hastalık kapmasın; yok etme ideolojilerini son tahlilde devam ettirebilsinler diye şişme bebek fikrini ortaya atan hitler, hemen emrindeki bilim adamlarına vs talimat veriyor ve bebeğin üretimine başlanıyor.
asıl olarak dönemin savaş günlerinde pek çok nazinin fransız fahişeleriyle birlikteliği sonucunda ölüm oranları artmaya başlayınca hitler bu ''gereksiz ölüme'' dur demek istemiş ve projenin başına dr. joachim mrurgowsky’i getirmiş. projenin adı ''geheime reichssache'', yani ''en gizliden daha gizli''ymiş.
teknik ekibe istenenler net bir biçimde bildirilmiş: ''üretilen bebeklerin sentetik tenleri tamamen gerçek insan teni hissi uyandıracak. bedenleri gerçek insan bedeni gibi esnek ve hareket edebilir olacak, cinsel organlarıysa uyandırdıkları his bakımından gerçek kadın cinsel organından ayırt edilemeyecek.''
böylece borghild adını taşıyan dünyanın ilk şişme bebeği 1941'de alman bilim adamları tarafından üretilmiş. kamuoyu da psikiyatr dr. rudolf chargeheimer'ın kaleme aldığı şu demeçle bilgilendirilmiş: ''şişme bebeklerin varoluş amacı askerlerimizi rahatlatmaktır. zira onların asli görevi savaşmak, gittikleri yerlerdeki kadınlarla oynaşmak değil.''
seks ve faşizmin benzer yanları o kadar fazla ki... işin içinde hitler'in olduğunu öğrenince şaşırmadığıma şaşırmadım. bu arada söz konusu bebeklerin ilk'lerinden hiçbiri günümüzde bulunmamaktaymış. bu sebeple nasıl bir şey ürettiklerini tahmin etsek de kestirmek tam anlamıyla mümkün değil.
devamını gör...
ümit özdağ
akademik kariyeri çok sağlam olan bir siyasetçidir. kimi sever kimi sevmez.
devamını gör...
yeşil mahlasın 6162 karma puan olması
yeşil mahlasın artık fakir yazarlarımıza ferrari kadar uzakta olduğunun göstergesidir.
artık çoluk çocuğun rızkını mağazada yemekte yetmiyor, dededen kalan tarlaları da satmamız lazım.
artık çoluk çocuğun rızkını mağazada yemekte yetmiyor, dededen kalan tarlaları da satmamız lazım.
devamını gör...
yazarların fakirlik tanımları
hastalık, taşınma, acil ihtiyaçlar için kenarda bir miktar paran yoksa fakirsindir. öyle ay sonunu iyi denk getiriyorum falan demekle olmuyor. aylık gelirinin dişe dokunur bir oranını kenara ayıramıyorsan fakirsindir.
hele hele (bkz: tüik) aldatmaları ile hiç açıklanmaz. ülkenin yarısından çoğu fakirdir. istediğin zaman nutella almakla, yıllık 2 hafta tatil yapmakla içinden çıkılmaz.
hele hele (bkz: tüik) aldatmaları ile hiç açıklanmaz. ülkenin yarısından çoğu fakirdir. istediğin zaman nutella almakla, yıllık 2 hafta tatil yapmakla içinden çıkılmaz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
ahmet hamdi tanpınar - (bkz: huzur)
fernando pessoa -(bkz: huzursuzluğun kitabı)
carl gustav jung - (bkz: dört arketip)
fernando pessoa -(bkz: huzursuzluğun kitabı)
carl gustav jung - (bkz: dört arketip)
devamını gör...
bir daha asla yapmam dediğiniz yanlışlar
başta sevmediğim bir insanla arkadaş olmak. bir kere yaptım bunu sonrasında hayatımda yaşadığım en büyük pişmanlıklardan birini yaşadım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
sökük çorap gibiyim, dolaşık ve kıvır kıvır.
devamını gör...
17 şubat 2021 cumhurbaşkanımızın kabine toplantısı sonrası açıklamaları
at yalanı, seveyim inanı demişler.
reyiz yine güzel sallamış, ak koyunlar yalan duymaya hazır zaten.
devam böyle aynen devam.
reyiz yine güzel sallamış, ak koyunlar yalan duymaya hazır zaten.
devam böyle aynen devam.
devamını gör...
yaz mevsimi için yapılan planlar
korona bebeğim izin verirse* ölene kadar gezmek istiyorum. istanbul'da doğup büyüdüm ama gezdiğim yerlerin sayısı bir elin parmağını geçmez.* o yüzden bu yaz için biraz heyecanlıyım, bakalım artık.
devamını gör...
yazarların gününü özetleyen kelime
yaşanmasaydı da olurdu.
devamını gör...
yalnızlar rıhtımı
1959 yapımı, ciddi manada melankolik bir yeşilçam filmi. başrollerini çolpan ilhan ve sadri alışık paylaşıyor. filmi kendimce yorumlamadan önce filmi zamanında araştırdığım için-sadri alışık filmografisinden izlemediğim nadir filmlerden, fakat içeriğe ve film ile ilgili magazine erişmek filme erişmekten daha kolaydı bir ara, o yüzden araştırmıştım-bir kaç yanlış bilgiyi düzeltmekte fayda var.
öncelikle bu filmi ilk başta atilla ilhan yazıyor, senaryoyu o çıkarıyor. ali kaptanoğlu mahlasıyla. zaten daha önce de bir bu mahlasla kaç film yazmış kendisi. ((gbkz: şöför nebahat) fakat sonra senaryoya lütfi akad dahil oluyor, işte işler burada birazcık değişiyor. film gösterime girdikten sonra, hatta bugün bile atilla ilhan'ın yazdığı düşünülüyor, fakar sadece hikayenin ana hatları ona ait kalmış. tüm içerik, diyaloglar, sahneler ve son lütfi akad tarafından değiştirilmiş. zaten orjinal senaryoda da lütfi akad ismi geçiyor. internette atilla ilhan ismini görebilirsiniz, ama işin aslı şöyle;
film gösterime girdikten sonra film eleştirmeni ve yönetmen tuncan okan zehir zemberek bir eleştiri düzüyor yazısında ve ali kaptanoğlu mahlasının da atilla ilhan'a ait olduğunu söylüyor. tuncan okan'ın filmi beğenmeme sebepleri ve eleştirmesinin temel sebepleri ise atilla ilhan'ın edebiyatı ve şiiri katarak getirdiği tarzın ve melankoninin yapay durması ve gelenekler sinemadan uzaklaşılması. fakat atilla ilhan tuncan okan'a bir ret yazısı göndererek olayı açıklığa kavuşuturuyor;
aslında bu filmin ilk senaryosu atilla ilhan'a ait ancak bu proje lütfi akad'ın da dahil olmasıyla değişiyor, ve lütfi akad senaryoyu ana hikaye-karakterler, giriş, gelişme ve sonuç kısmı-hariç her şeyi değiştiriyor. hatta bu atilla ilhan'ı çok sinirlendirmiş ve yeni versiyondan nefret ettiğini de satır aralarında çok net bir biçimde belli ediyor. bir de bununla yetinmeyip lütfi akad'a da laf sokmayı ihmal etmiyor ve eleştirileri kabul etmiyor. çünkü teknik olarak bakarsanız fikir atilla ilhan'ın, senaryo değil. ve bence adam da gayet haklı. eğer yazıyı ve sonrasında olanları merak ediyorsanız bilgi edindiğim makaleye buradan göz atabilirsiniz. makalede bu filmin tipik bir fransız film taklidi olduğu da söyleniyor bu arada. hatta marcel carné'nin sisler rıhtımı filminden de ''ilhamlar'' alındığı sölyeniyor fakat onun da takdirini size bırakıyorum. (filmi ben izledim bu arada, içindeki melankoli temaları, şiirsel anlatım ve kötü son dışında meh, çok bir benzerlik yok. bu tarz filmlerde zaten belli bir şablon kullanılıyor zaten. bir ara da şiiri de işin içine katmışlar sadece. sisler rıhtımı da güzel film, tavsiye ederim.)
neyse filme gelecek olursak;
film gerçekten çok fazla durgun ve bence oturmayan bir kaç şey var. yani senaryonun el değiştirdiği çok belli. nasıl bir buçuk saatlik bir filmde bu kadar kopuk olaylar yaşanır anlamıyorum. filmi ilk izlerken de zaten kim napıyor pek anlamıyorsunuz. tüm her şey filmin ortasında oturuyor. bu, bar, konteslik, gibi temaların da darbe öncesi türkiye'nin modernleşme sancılarının bir ürünü olduğunu düşünürsek, aslında çok bir türk filmi izlemedim gibi. ama film sona doğru gayet toparlanıyor ve 1959 türkiye'si için bu kadar abidik gubidik olaya rağmen gayet iyi bir iş başarmış. belki ben 2022 gözüyle 63 yaşını devirmiş bir filmi izlerken zorlanmış olabilirim fakar çolpan ilhan'ın beyaz elbisesini, oyunculuğunu ve diksiyonunu, sadri alışık'ın role girmesini ve gerçekten yalnız kendi halinde bir kaptanı, içindeki tükenmişlik ve boşluk hislerini iyi verdiğini düşünmekteyim. ayrıca mehtap karakterini oynayan hanımefendiyi de çok sevdim, fakat ismini bulamadım. ama maalesef bu film de tipik bir yeşilçam filmi gibi fazla ağlaktı, biraz içimi baydı, fakat sadri alışık ve çolpan ilhan aşkının başlangıcını step-by-step izlemek güzeldi. ve filmde eski istanbul manzaralarını görmek ise ayrı bir keyfti, sırf onun için bile izlenebilecek bir film diyebilirim, kıyafetler, dekor, mekanlar ve filmin şarkısı benim gözümde 10/10 diyebilirim. bu temalardaki filmlerin ömrünün kısa olması ise beni birazcık üzüyor. ayrıca film bitti hala ali ve güner in tuhaf ilişkisini, kaptan'nın yalnızlığının temel sebebini ve güner'in akordiyoncu sapığının temellerini anlamadım. neyse.
film hakkında diyebileceklerim bu. türk sinemasının kıymetli arşiv eserlerinden de diyebiliriz. herkese tavsiye edebilirim diyebileceğim türden bir film. keyifli seyirler dilerim herkese şimdiden.
öncelikle bu filmi ilk başta atilla ilhan yazıyor, senaryoyu o çıkarıyor. ali kaptanoğlu mahlasıyla. zaten daha önce de bir bu mahlasla kaç film yazmış kendisi. ((gbkz: şöför nebahat) fakat sonra senaryoya lütfi akad dahil oluyor, işte işler burada birazcık değişiyor. film gösterime girdikten sonra, hatta bugün bile atilla ilhan'ın yazdığı düşünülüyor, fakar sadece hikayenin ana hatları ona ait kalmış. tüm içerik, diyaloglar, sahneler ve son lütfi akad tarafından değiştirilmiş. zaten orjinal senaryoda da lütfi akad ismi geçiyor. internette atilla ilhan ismini görebilirsiniz, ama işin aslı şöyle;
film gösterime girdikten sonra film eleştirmeni ve yönetmen tuncan okan zehir zemberek bir eleştiri düzüyor yazısında ve ali kaptanoğlu mahlasının da atilla ilhan'a ait olduğunu söylüyor. tuncan okan'ın filmi beğenmeme sebepleri ve eleştirmesinin temel sebepleri ise atilla ilhan'ın edebiyatı ve şiiri katarak getirdiği tarzın ve melankoninin yapay durması ve gelenekler sinemadan uzaklaşılması. fakat atilla ilhan tuncan okan'a bir ret yazısı göndererek olayı açıklığa kavuşuturuyor;
aslında bu filmin ilk senaryosu atilla ilhan'a ait ancak bu proje lütfi akad'ın da dahil olmasıyla değişiyor, ve lütfi akad senaryoyu ana hikaye-karakterler, giriş, gelişme ve sonuç kısmı-hariç her şeyi değiştiriyor. hatta bu atilla ilhan'ı çok sinirlendirmiş ve yeni versiyondan nefret ettiğini de satır aralarında çok net bir biçimde belli ediyor. bir de bununla yetinmeyip lütfi akad'a da laf sokmayı ihmal etmiyor ve eleştirileri kabul etmiyor. çünkü teknik olarak bakarsanız fikir atilla ilhan'ın, senaryo değil. ve bence adam da gayet haklı. eğer yazıyı ve sonrasında olanları merak ediyorsanız bilgi edindiğim makaleye buradan göz atabilirsiniz. makalede bu filmin tipik bir fransız film taklidi olduğu da söyleniyor bu arada. hatta marcel carné'nin sisler rıhtımı filminden de ''ilhamlar'' alındığı sölyeniyor fakat onun da takdirini size bırakıyorum. (filmi ben izledim bu arada, içindeki melankoli temaları, şiirsel anlatım ve kötü son dışında meh, çok bir benzerlik yok. bu tarz filmlerde zaten belli bir şablon kullanılıyor zaten. bir ara da şiiri de işin içine katmışlar sadece. sisler rıhtımı da güzel film, tavsiye ederim.)
neyse filme gelecek olursak;
film gerçekten çok fazla durgun ve bence oturmayan bir kaç şey var. yani senaryonun el değiştirdiği çok belli. nasıl bir buçuk saatlik bir filmde bu kadar kopuk olaylar yaşanır anlamıyorum. filmi ilk izlerken de zaten kim napıyor pek anlamıyorsunuz. tüm her şey filmin ortasında oturuyor. bu, bar, konteslik, gibi temaların da darbe öncesi türkiye'nin modernleşme sancılarının bir ürünü olduğunu düşünürsek, aslında çok bir türk filmi izlemedim gibi. ama film sona doğru gayet toparlanıyor ve 1959 türkiye'si için bu kadar abidik gubidik olaya rağmen gayet iyi bir iş başarmış. belki ben 2022 gözüyle 63 yaşını devirmiş bir filmi izlerken zorlanmış olabilirim fakar çolpan ilhan'ın beyaz elbisesini, oyunculuğunu ve diksiyonunu, sadri alışık'ın role girmesini ve gerçekten yalnız kendi halinde bir kaptanı, içindeki tükenmişlik ve boşluk hislerini iyi verdiğini düşünmekteyim. ayrıca mehtap karakterini oynayan hanımefendiyi de çok sevdim, fakat ismini bulamadım. ama maalesef bu film de tipik bir yeşilçam filmi gibi fazla ağlaktı, biraz içimi baydı, fakat sadri alışık ve çolpan ilhan aşkının başlangıcını step-by-step izlemek güzeldi. ve filmde eski istanbul manzaralarını görmek ise ayrı bir keyfti, sırf onun için bile izlenebilecek bir film diyebilirim, kıyafetler, dekor, mekanlar ve filmin şarkısı benim gözümde 10/10 diyebilirim. bu temalardaki filmlerin ömrünün kısa olması ise beni birazcık üzüyor. ayrıca film bitti hala ali ve güner in tuhaf ilişkisini, kaptan'nın yalnızlığının temel sebebini ve güner'in akordiyoncu sapığının temellerini anlamadım. neyse.
film hakkında diyebileceklerim bu. türk sinemasının kıymetli arşiv eserlerinden de diyebiliriz. herkese tavsiye edebilirim diyebileceğim türden bir film. keyifli seyirler dilerim herkese şimdiden.
devamını gör...
şubat 2022 sözlük yenilikleri ve iş ilanları duyurusu
ayy bunlar ne güzel haberler. aman tanrım bu bir rüya mı? boş beleş tanımların canı cehenneme. bundan sonra kitap tanımlarını yazarken ekrana daha şevkle dokunacağım. devrim gibi yenilikler. zaman bizim zamanımız.
devamını gör...
yunan alfabesi
çocukluğumdan beri kiril okuyabildiğim için lise yıllarımdayken elime fono yayınlarının yunanca sözlüğünü almamla yarım saat içerisinde okumayı söktüğüm alfabedir. ama dili bilmeyip sadece okumanın hiçbir esprisi yok.
(bkz: okuyabiliyorum ama bilmiyorum)
ama şöyle güzel bir tarafı da olmuştu. 2012 yılında amasya müzesini gezerken rehberimiz ''yunanca olduğunu'' iddia ettiği lahitlerin önüne geçip ''işte bu zeus'un, bu afrodit'in'' gibisinden poz kesiyordu. ben de lahitlerin üzerindeki yazıtlara şöyle bir göz gezdirdim, hiç afrodit mafrodit değil yani. bildiğin maşallah, allah filan yazıyor. sonra daha dikkatli bakınca, adının daha sonrasında karamanlıca olduğunu öğreneceğim, türkçe ile yazılmış olduğunu fark ettim. sonrasında da ''sen kimi yiyon, burada türkçe yazıyor. al bak burada maşallah yazıyor, şurada şu yazıyor'' gibisinden adamı herkesin ortasında rezil kepaze etmiştim. şu alfabeyi bilmesek mezar taşlarını zeus diye yutturacaktı.
(bkz: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz)
(bkz: okuyabiliyorum ama bilmiyorum)
ama şöyle güzel bir tarafı da olmuştu. 2012 yılında amasya müzesini gezerken rehberimiz ''yunanca olduğunu'' iddia ettiği lahitlerin önüne geçip ''işte bu zeus'un, bu afrodit'in'' gibisinden poz kesiyordu. ben de lahitlerin üzerindeki yazıtlara şöyle bir göz gezdirdim, hiç afrodit mafrodit değil yani. bildiğin maşallah, allah filan yazıyor. sonra daha dikkatli bakınca, adının daha sonrasında karamanlıca olduğunu öğreneceğim, türkçe ile yazılmış olduğunu fark ettim. sonrasında da ''sen kimi yiyon, burada türkçe yazıyor. al bak burada maşallah yazıyor, şurada şu yazıyor'' gibisinden adamı herkesin ortasında rezil kepaze etmiştim. şu alfabeyi bilmesek mezar taşlarını zeus diye yutturacaktı.
(bkz: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz)
devamını gör...
ev telefonu kullanmış nesil
çevirmeli telefonumuz bile vardı. ben de tarihi eser olmuşum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
içimdeki çocuk uzun bir zamandır depresyonda kendine bir şey yapmasından korkuyorum.
devamını gör...
türkiye'de uzun isim furyası
kendi egolarını tatmin eden ebeveynler,
valla istediğiniz kadar isim koyun, verdiğiniz terbiye , aldığı eğitim önemli gerisi ya anıları ile ya anası ile anılır.
valla istediğiniz kadar isim koyun, verdiğiniz terbiye , aldığı eğitim önemli gerisi ya anıları ile ya anası ile anılır.
devamını gör...
demet evgar'ın iyi niyet elçisi ilan edilmesi
demet evgar'ın birleşmiş milletler kadın birimi tarafından türkiye'nin ilk iyi niyet elçisi ilan edilmesi olayıdır. hayırlı olsun.
(link: turkey.un.org/tr/174338-bas...
(link: turkey.un.org/tr/174338-bas...
devamını gör...

