şarkı koleksiyoncusu
bir sagopa kajmer albümüdür.
2009 yılında yayınlanmıştır. albüm sagopa kajmerin tek tek saldığı nefis şarkıları topladığı bir albümdür. o yüzden albüm içerisinde bulunan şarkıların hemen hemen hepsi çok güzeldir.
bu dönem olduğu gibi o dönemde iki tip sagopa kajmer dinleyicisi vardı.
bir taraf eski sagopa kajmer nerede alooo diye serzenişte bulunurdu.
diğer taraf ise sagopa kajmerin popüler olan şarkılarını seviyordu.
bu albüm daha çok iki tarafın ortasında bulunuyor.
ateşten gömlek şarkısı da var. cümle mühendisi şarkısı da var.
albüm melankolia müzikten çıkıyor. 19 şubat 2009 yılında yayınlanıyor.
albüm sagopa kajmer albümleri arasında pek tutulan bir albüm olmadı bence bunun sebebi şarkıların hepsinin bilinmesiydi. cidden hepsi çok sevilen şarkılardı.
benim albümde favori şarkılarım ateşten gömlek, muamma, hep taaruz var, cümle mühendisi, şikayetname ve kırık çocuk şarkıları.
albümde 13 şarkı bulunuyor. benim 6 tane favori şarkım var. bu bir rap albümü için gayet iyi bir sayı.
diğer şarkılar kötü değil tabii sadece eh işte şarkılar.
bu arada o dönem sagopa kajmerin yaptığı bu işi ben çok sevmiştim. bir sanatçı olsam aynısını yapardım. internette yayınlanan veya başka albümlerde bulunan şarkılarımı tek albümde toplamak gayet mantıklı. kariyerine baktığın zaman orada öyle duracaklar. güzel iş.
albümün şarkı listesini aşağı yazacağım. sagopa kajmer dinleyenler albüme tekrar göz atabilir veya dinleyebilirler. eskilere gidiyoruz hesabı.
1- ateşten gömlek
2- muamma
3- hep taaruz var
4- fırtına ve şimşek
5- cümle mühendisi
6- aşk yok artık
7- şikayetname
8- kırık çocuk
9- dil yaratmakta en asil silahları
10- marifetname
11- droppin’em
12- kırık çocuk (mickolodium mix)
13- drama turnz
haa bu arada yazımı bitirmeden albümün kapağı rezalet kötüydü.
2009 yılında yayınlanmıştır. albüm sagopa kajmerin tek tek saldığı nefis şarkıları topladığı bir albümdür. o yüzden albüm içerisinde bulunan şarkıların hemen hemen hepsi çok güzeldir.
bu dönem olduğu gibi o dönemde iki tip sagopa kajmer dinleyicisi vardı.
bir taraf eski sagopa kajmer nerede alooo diye serzenişte bulunurdu.
diğer taraf ise sagopa kajmerin popüler olan şarkılarını seviyordu.
bu albüm daha çok iki tarafın ortasında bulunuyor.
ateşten gömlek şarkısı da var. cümle mühendisi şarkısı da var.
albüm melankolia müzikten çıkıyor. 19 şubat 2009 yılında yayınlanıyor.
albüm sagopa kajmer albümleri arasında pek tutulan bir albüm olmadı bence bunun sebebi şarkıların hepsinin bilinmesiydi. cidden hepsi çok sevilen şarkılardı.
benim albümde favori şarkılarım ateşten gömlek, muamma, hep taaruz var, cümle mühendisi, şikayetname ve kırık çocuk şarkıları.
albümde 13 şarkı bulunuyor. benim 6 tane favori şarkım var. bu bir rap albümü için gayet iyi bir sayı.
diğer şarkılar kötü değil tabii sadece eh işte şarkılar.
bu arada o dönem sagopa kajmerin yaptığı bu işi ben çok sevmiştim. bir sanatçı olsam aynısını yapardım. internette yayınlanan veya başka albümlerde bulunan şarkılarımı tek albümde toplamak gayet mantıklı. kariyerine baktığın zaman orada öyle duracaklar. güzel iş.
albümün şarkı listesini aşağı yazacağım. sagopa kajmer dinleyenler albüme tekrar göz atabilir veya dinleyebilirler. eskilere gidiyoruz hesabı.
1- ateşten gömlek
2- muamma
3- hep taaruz var
4- fırtına ve şimşek
5- cümle mühendisi
6- aşk yok artık
7- şikayetname
8- kırık çocuk
9- dil yaratmakta en asil silahları
10- marifetname
11- droppin’em
12- kırık çocuk (mickolodium mix)
13- drama turnz
haa bu arada yazımı bitirmeden albümün kapağı rezalet kötüydü.
devamını gör...
sonsuzluğun mesajı
bir önceki kitabı ''bir çift yürek'' ile bizleri bambaşka bir serüvene çıkarmış, farklı bir konuya değinmiş ve adlarını daha önce hiç duymadığımız aborijinlerle tanıştırmıştı marlo morgan. kitapları her zaman başka bir bakış açısı yaratır yazarımızın. bu ikinci kitabı olan ve bir aborijin bilgeliği yazısıyla yayınlanan ''sonsuzluğun mesajı'' adlı kitabından bahsetmek istiyorum. (bkz: bir çift yürek)
sonsuzluğun mesajı yine bizi bambaşka bir evrene götürüp,derinlik kazandıran bir kitap oldu.
kitaptaki karakterimizin adı beatrice ve bir ikiz kardeşi var.ikiz kardeşi erkek. annesi doğum yaptıktan sonra ikisini de beyaz insanlar alıp bambaşka yerlere götürürler.
avustralya'nın gizli sakinleri olarak da adlandırılan aborijinler kendi tabirleriyle beyaz insanlar tarafından toprakları keşfedilince birçok zorluğa maruz kalmışlardır.
kitaptaki ikizlerimizin biri amerika'ya gönderilir bir diğeri de yetimhanede kalır. beatrice köklerini bulmaya girişir ve yolculuk da orada başlar çünkü ruhunda hissettiği kendi köklerine ulaşma ihtiyacından alıkoyamaz kendini ve aborijinlere kendi insanına ulaşmayı başarır. bilge aborijinlerle kurduğu diyaloglar,onların öğrettikleri hem beatrice'in hem de biz okuyucuların ruhunda sonsuzluğun mesajına doğru bir yolculuğa çıkartır.
yani bir aborijin bilgeliği romanı denmesinin hakkını sonuna kadar vermiş bir kitap. kitaptaki aborijin bilgelerinin söyledikleri adeta kendi ruhumuzda sanki hiç keşfetmemişiz gibi bir yolculuğa çıkarıyor. hislerimize dokundukça ruhumuzu arındırıp içimizdeki güzelliğin farkındalığını yaratarak kendimizi insanlığımıza iyi gelecek bir değişime uğramış olarak buluyoruz.o yüzden bana kattıkları özel olan bir kitap.
okumaktan keyif alacağınız ,okudukça huzur bulacağınız bir kitap.
şimdi size kitaptan birkaç kesit paylaşacağım.
''kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür, kalbin konuşması sonsuzluktan gelir.''der kitapta. en sevdiğim cümlelerden biri oldu.
altını çizdiğim yerlerden biri de ölümle ilgili çok farklı bir bakış açısı kazandıran aşağıdaki paragraf oldu.sen kimseyi öldüremezsin aslında ya da kimse ölmez. ölen sadece bedendir ve ruh sonsuzdur yine sonsuzluğa gider der.
''değişime uğramış olanların,mutantların dünyasında dini bir ilke vardır.bu 'öldürme'dir. bu yeterince açıktır ama yine de onlar savaşlarda,ulaşımda,yapılan tıbbi deneylerde kendi mallarını ya da yaşamlarını korurken,kızgınken hatta yalnızca ödeşmek için bile birbirlerini öldürürler.basit 'öldürme' ilkesinin yorumu kişinin farklı koşullar altındaki düşüncelerini haklı çıkarmak için değiştirilir.eğer toplum bu biçimde düşünmeyi seçerse bu kabul edilir ama gerçek 'öldürme' değil 'öldüremezsin!'dir.bunun koşullarla ,izinle ya da yapılmış olan edimlerin incelenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.sözler gayet açıktır.öldürmek olanaksızdır.o ruhu sen yaratmadın,onu sen öldüremezsin.insan biçimine son verebilirsin ama bu yalnızca ruhu sonsuzluğa geri gönderir.ruhlar durup başlamazlar,onlar süreklidir.ölüm bir sonuç değildir.ölüm sonsuzluk dünyasında değişik bir biçimde var olmaktır.bir yaşama son vermek kişiye kesinlikle sorumluluk getirir;yaşam çok değerli bir deneyimdir.''
bir diğeri de koşulsuz sevgiden bahsettiği kısımdır.
''bizim seçme şansımız vardır. bizim özgür irademiz vardır ve bizler bunun farkındayız. ne kadar disiplinli olacağımıza yalnızca biz karar veririz ve bundan dolayı sorumluyuz. bizler yaratıcı varlıklarız. sınırsız yaratıcılığa ulaşabiliriz. biz burada bir diğerimiz için, yardım etmek, geliştirmek, eğlendirmek, karşılıklı ilişkide bulunmak için bulunuyoruz. bizler burada bu gezegene bakmak için bulunuyoruz. enerjinin bilgisi ve bu bilginin idare edilmesi bilincimizle birlikte gelir. birçok duygumuz vardır ve bizler sonunda anahtarın çok basit olduğunu anlayacağız. bu anahtar yargısız, koşulsuz sevgidir. eğer bir şey karmaşık gibi görünüyorsa, bu, sevgi değildir; başka bir şeydir. sevgi, duruma göre hangi rol daha fazla yardımcı oluyorsa, yardım edici, verici ya da alıcı olabilir. insanlar bilgeliğe ulaşabilirler, ama diğer canlılara bu fırsat verilmemiştir. duygusal bilgeliğe ulaşmak bizim yeryüzündeki görevlerimizden biridir.''
(bkz: marlo morgan)
sonsuzluğun mesajı yine bizi bambaşka bir evrene götürüp,derinlik kazandıran bir kitap oldu.
kitaptaki karakterimizin adı beatrice ve bir ikiz kardeşi var.ikiz kardeşi erkek. annesi doğum yaptıktan sonra ikisini de beyaz insanlar alıp bambaşka yerlere götürürler.
avustralya'nın gizli sakinleri olarak da adlandırılan aborijinler kendi tabirleriyle beyaz insanlar tarafından toprakları keşfedilince birçok zorluğa maruz kalmışlardır.
kitaptaki ikizlerimizin biri amerika'ya gönderilir bir diğeri de yetimhanede kalır. beatrice köklerini bulmaya girişir ve yolculuk da orada başlar çünkü ruhunda hissettiği kendi köklerine ulaşma ihtiyacından alıkoyamaz kendini ve aborijinlere kendi insanına ulaşmayı başarır. bilge aborijinlerle kurduğu diyaloglar,onların öğrettikleri hem beatrice'in hem de biz okuyucuların ruhunda sonsuzluğun mesajına doğru bir yolculuğa çıkartır.
yani bir aborijin bilgeliği romanı denmesinin hakkını sonuna kadar vermiş bir kitap. kitaptaki aborijin bilgelerinin söyledikleri adeta kendi ruhumuzda sanki hiç keşfetmemişiz gibi bir yolculuğa çıkarıyor. hislerimize dokundukça ruhumuzu arındırıp içimizdeki güzelliğin farkındalığını yaratarak kendimizi insanlığımıza iyi gelecek bir değişime uğramış olarak buluyoruz.o yüzden bana kattıkları özel olan bir kitap.
okumaktan keyif alacağınız ,okudukça huzur bulacağınız bir kitap.
şimdi size kitaptan birkaç kesit paylaşacağım.
''kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür, kalbin konuşması sonsuzluktan gelir.''der kitapta. en sevdiğim cümlelerden biri oldu.
altını çizdiğim yerlerden biri de ölümle ilgili çok farklı bir bakış açısı kazandıran aşağıdaki paragraf oldu.sen kimseyi öldüremezsin aslında ya da kimse ölmez. ölen sadece bedendir ve ruh sonsuzdur yine sonsuzluğa gider der.
''değişime uğramış olanların,mutantların dünyasında dini bir ilke vardır.bu 'öldürme'dir. bu yeterince açıktır ama yine de onlar savaşlarda,ulaşımda,yapılan tıbbi deneylerde kendi mallarını ya da yaşamlarını korurken,kızgınken hatta yalnızca ödeşmek için bile birbirlerini öldürürler.basit 'öldürme' ilkesinin yorumu kişinin farklı koşullar altındaki düşüncelerini haklı çıkarmak için değiştirilir.eğer toplum bu biçimde düşünmeyi seçerse bu kabul edilir ama gerçek 'öldürme' değil 'öldüremezsin!'dir.bunun koşullarla ,izinle ya da yapılmış olan edimlerin incelenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.sözler gayet açıktır.öldürmek olanaksızdır.o ruhu sen yaratmadın,onu sen öldüremezsin.insan biçimine son verebilirsin ama bu yalnızca ruhu sonsuzluğa geri gönderir.ruhlar durup başlamazlar,onlar süreklidir.ölüm bir sonuç değildir.ölüm sonsuzluk dünyasında değişik bir biçimde var olmaktır.bir yaşama son vermek kişiye kesinlikle sorumluluk getirir;yaşam çok değerli bir deneyimdir.''
bir diğeri de koşulsuz sevgiden bahsettiği kısımdır.
''bizim seçme şansımız vardır. bizim özgür irademiz vardır ve bizler bunun farkındayız. ne kadar disiplinli olacağımıza yalnızca biz karar veririz ve bundan dolayı sorumluyuz. bizler yaratıcı varlıklarız. sınırsız yaratıcılığa ulaşabiliriz. biz burada bir diğerimiz için, yardım etmek, geliştirmek, eğlendirmek, karşılıklı ilişkide bulunmak için bulunuyoruz. bizler burada bu gezegene bakmak için bulunuyoruz. enerjinin bilgisi ve bu bilginin idare edilmesi bilincimizle birlikte gelir. birçok duygumuz vardır ve bizler sonunda anahtarın çok basit olduğunu anlayacağız. bu anahtar yargısız, koşulsuz sevgidir. eğer bir şey karmaşık gibi görünüyorsa, bu, sevgi değildir; başka bir şeydir. sevgi, duruma göre hangi rol daha fazla yardımcı oluyorsa, yardım edici, verici ya da alıcı olabilir. insanlar bilgeliğe ulaşabilirler, ama diğer canlılara bu fırsat verilmemiştir. duygusal bilgeliğe ulaşmak bizim yeryüzündeki görevlerimizden biridir.''
(bkz: marlo morgan)
devamını gör...
virginia woolf
şu an kullandığım kitap ayracının üzerinde bir resmi ile beraber şu sözü bulunan yazar:
“başkalarının gözleri bizim zindanlarımız, başkalarının düşünceleri bizim kafesimiz.”
“başkalarının gözleri bizim zindanlarımız, başkalarının düşünceleri bizim kafesimiz.”
devamını gör...
karanfil
şiire ve şaire en fazla yakışan çiçektir.
hemen hemen bütün şairler, yakalarında karanfil taşırlar veya ağızlarının kenarında karanfil çiğnerler.
hemen hemen bütün şairler, yakalarında karanfil taşırlar veya ağızlarının kenarında karanfil çiğnerler.
devamını gör...
hafta sonunun çok hızlı geçmesi
her gariban işçi ve emekçinin düşündüğü yürek burkan realite.
hafta içi mesai günleri kaplumbağa hızında ilerlerken cuma gününden sonra tavşana bağlıyor bu günler.
hele bir de hafta sonunun 2 gününden birinde çalışıyorsanız, evde olduğunuz gün yatsam mı kalksam mı? çıkıp dolaşsam mı? tv karşısında pineklesem mi? sözlükte mi sürtsem diye düşünürken bir bakmışsın gün bitmiş.
zalımsın hayat.
hafta içi mesai günleri kaplumbağa hızında ilerlerken cuma gününden sonra tavşana bağlıyor bu günler.
hele bir de hafta sonunun 2 gününden birinde çalışıyorsanız, evde olduğunuz gün yatsam mı kalksam mı? çıkıp dolaşsam mı? tv karşısında pineklesem mi? sözlükte mi sürtsem diye düşünürken bir bakmışsın gün bitmiş.
zalımsın hayat.
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
netflix bence. evet çok güzel filmleri kaliteli izleyebiliyorsun tam olarak rahatına düşkün insanlar için ama olmasa da olur. aynı şeyi internette farklı sitelerde de izleyebiliyoruz. ayrıca bir dönem netflix hesabı olması ayrıcalık sayılıyordu. günümüzün getirdiği insanların garip abartmaları.
devamını gör...
30 ağustos zafer bayramı
zafer bayramımız kutlu olsun. ebedi başkomutan mustafa kemal atatürk ve silah arkadaşlarına sonsuz sevgi, saygı ve minnetle...bu kutlu zaferi en güzel anlatan kişilerden nazım'ın dizelerini paylaşmak istiyorum.
"ateşi ve ihaneti gördük."
"dağlarda tek tek ateşler yanıyordu
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtırlar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
o, saati sordu.
paşalar "üç" dediler.
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu
bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
kocatepe'den afyon ovası'na atlayacaktı.
dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim."
atam izindeyiz....
"ateşi ve ihaneti gördük."
"dağlarda tek tek ateşler yanıyordu
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtırlar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
o, saati sordu.
paşalar "üç" dediler.
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu
bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
kocatepe'den afyon ovası'na atlayacaktı.
dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim."
atam izindeyiz....
devamını gör...
askerlik anısı
askerliğin bitmesinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin asla bitmeyen anıdır. askerlik ne kadar sürerse sürsün anılar asla bitmez. anlattıkça anlatasın gelir insanın. on sekiz gün bedelli yapan adamların 5 yıl anı anlatmışlığına şahit olunmuştur.
o yüzden anlatan içim eğlenceli dinleyenlerin çoğu içinse anlamsız ve sıkıcıdır. anlatılmamasında fayda vardır.
kurayı çekip gemlik askeri veteriner okulunda asteğmen olarak gönderildiğimde sade ve heyecansız bir askerlik geçireceğime inanmıştım, öyle olmalıydı. ama olmadı.
yüzlerce anı arasında en büyük kahramanlık gösterdiklerimden birini ömrüm boyunca unutmam mümkün olmayacak. askerliğimin bitmesine iki ay kala artık domino taşı asteğmen olmaktan kurtulmuş ve bir aydır yıldız taşıyan bir teğmen olmuştum.
veteriner hekim olan komutanım klinikte görevlendirilince de dünyalar benim olmuştu, çünkü o an itibariyle kısım amiri olmuştum ve yapacağım tek şey her fırsatta arazi olmaktı. ben de bunu layıkıyla yaptım.
bir gün gezip tozma fırsatı yakalayamadan bir emri imzalatmak için komutanımın yanına gitmem gerekti ve hemen kliniğe doğru yola çıktım. kliniğe geldiğimde askere binbaşının nerde olduğunu sordum:
iob: komutanım nerde?
asker: içeride komutanım.
iob: tamam ben onu bir göreyim.
asker: komutanım, şu an görmeyin isterseniz.
iob: oğlum işim gücüm var aç kapıyı.
asker-: komutanım, girmeyin bence içeri.
iob: oğlum sinirlendirme beni, aç kapıyı.
asker: emredersiniz komutanım.
bu saçma sohbetin üzerine asker kapıyı açtı ve ben içeri girince kör olmak istedim, askerliğe lanet ettim, beynime peş peşe balyoz darbeleri yedim. çünkü komutanımın kolu nerdeyse omzuna kadar ineğin makatında idi.
ben bayılmamak için kendimi tutmaya çalışırken komutanım kahkaha atıyordu bir yandan:
komutan: ne oldu teğmen?
iob: komutanım ne yapıyorsunuz?
komutan: ineği muayene ediyorum.
iob: komutanım, kolunuz hayvanın içindeydi.
komutan: ne yapayım, hayvana neyi olduğunu mu sorayım teğmen?
iob: haklısınız komutanım.
komutan: iyi misin teğmen?
iob: iyiyim komutanım.
bunun üzerine komutanım çok da şakacı olduğu için “ seni çok üzdüm, gel el sıkışıp barışalım” diyerek elimi sıkmasaydı belki anı bu kadar kötü kokmazdı.
ama komutan böyle bir şaka yapınca ben durur muyum? yapıştırdım cevabı:
“ emredersiniz komutanım!”
o yüzden anlatan içim eğlenceli dinleyenlerin çoğu içinse anlamsız ve sıkıcıdır. anlatılmamasında fayda vardır.
kurayı çekip gemlik askeri veteriner okulunda asteğmen olarak gönderildiğimde sade ve heyecansız bir askerlik geçireceğime inanmıştım, öyle olmalıydı. ama olmadı.
yüzlerce anı arasında en büyük kahramanlık gösterdiklerimden birini ömrüm boyunca unutmam mümkün olmayacak. askerliğimin bitmesine iki ay kala artık domino taşı asteğmen olmaktan kurtulmuş ve bir aydır yıldız taşıyan bir teğmen olmuştum.
veteriner hekim olan komutanım klinikte görevlendirilince de dünyalar benim olmuştu, çünkü o an itibariyle kısım amiri olmuştum ve yapacağım tek şey her fırsatta arazi olmaktı. ben de bunu layıkıyla yaptım.
bir gün gezip tozma fırsatı yakalayamadan bir emri imzalatmak için komutanımın yanına gitmem gerekti ve hemen kliniğe doğru yola çıktım. kliniğe geldiğimde askere binbaşının nerde olduğunu sordum:
iob: komutanım nerde?
asker: içeride komutanım.
iob: tamam ben onu bir göreyim.
asker: komutanım, şu an görmeyin isterseniz.
iob: oğlum işim gücüm var aç kapıyı.
asker-: komutanım, girmeyin bence içeri.
iob: oğlum sinirlendirme beni, aç kapıyı.
asker: emredersiniz komutanım.
bu saçma sohbetin üzerine asker kapıyı açtı ve ben içeri girince kör olmak istedim, askerliğe lanet ettim, beynime peş peşe balyoz darbeleri yedim. çünkü komutanımın kolu nerdeyse omzuna kadar ineğin makatında idi.
ben bayılmamak için kendimi tutmaya çalışırken komutanım kahkaha atıyordu bir yandan:
komutan: ne oldu teğmen?
iob: komutanım ne yapıyorsunuz?
komutan: ineği muayene ediyorum.
iob: komutanım, kolunuz hayvanın içindeydi.
komutan: ne yapayım, hayvana neyi olduğunu mu sorayım teğmen?
iob: haklısınız komutanım.
komutan: iyi misin teğmen?
iob: iyiyim komutanım.
bunun üzerine komutanım çok da şakacı olduğu için “ seni çok üzdüm, gel el sıkışıp barışalım” diyerek elimi sıkmasaydı belki anı bu kadar kötü kokmazdı.
ama komutan böyle bir şaka yapınca ben durur muyum? yapıştırdım cevabı:
“ emredersiniz komutanım!”
devamını gör...
hiçlik
bazen neyin var? sorusunun cevabı; bazen neyin yok? sorusunun cevabı olabilen kelime/durum/şey. var olan her şeyin tüm zıtlıklarını bünyesinde barındırdığını düşünüyorum. ne güzel kelime, hiç...
ha bir de, farid farjad'ın güzide eserlerinden birinin adıdır.
ha bir de, farid farjad'ın güzide eserlerinden birinin adıdır.
devamını gör...
mazoşizm
acı çekmekten cinsel tatmin sağlama durumu. herkes biraz mazoşist ve biraz sadisttir aslında, yalnızca bazıları uçlardadır. (bkz: kıça şaplak)
devamını gör...
ben hep haklıyım insanı
yalnızca kendini düşünen, bağnaz, bencil aynı zamanda her daim mutsuzluğa gebe insandır.
devamını gör...
alıştığın en kötü şey
gece yemek yemek. ıstisnasiz her gece bakın.
yemek yemeyi çok seven biri olduğum için yatana kadar yemek yiyorum. yatağa girip gurulduyan/acıkan karnımı ya susturacagim ya da ses etmesine izin verip uyuyacağım. telefonu alıyorum elime. eğer o sira saatin sonu çift bir sayı ise yemek söylüyorum dışarıdan ya da buzdolabına koşuyorum. tek sayı ise mide gurultusunu/acıkan karnımı bi kenara bırakıp sesi bastırsın diye kulaklığımı takıp uykuya dalıyorum.
bu yüzden her geceeee ben, her gece acıkmışııım, o yüzden her gece bu açlığın dibini görmüşüüüm.
ağır yaşamlara konuk olan mirkelam'ın yemek sepeti sipariş notuna düştüğü kelam'lar*
yemek yemeyi çok seven biri olduğum için yatana kadar yemek yiyorum. yatağa girip gurulduyan/acıkan karnımı ya susturacagim ya da ses etmesine izin verip uyuyacağım. telefonu alıyorum elime. eğer o sira saatin sonu çift bir sayı ise yemek söylüyorum dışarıdan ya da buzdolabına koşuyorum. tek sayı ise mide gurultusunu/acıkan karnımı bi kenara bırakıp sesi bastırsın diye kulaklığımı takıp uykuya dalıyorum.
bu yüzden her geceeee ben, her gece acıkmışııım, o yüzden her gece bu açlığın dibini görmüşüüüm.
ağır yaşamlara konuk olan mirkelam'ın yemek sepeti sipariş notuna düştüğü kelam'lar*
devamını gör...
evlilik kurumunun çok saçma olması
arkadaş bir bitemediniz ya.
evlilik kurumu saçma değildir. bir insanla ömrün boyunca, dünya yıkılsa, efendime söyleyeyim yerçekimsiz ortamda muz yesek ama çilek tadı gelse falan beraber olacaksın demek de değildir. evlilik iki insanın birlikteliklerini yasal düzlemde tanıtmak istemesidir ki bu da birçok iş ve işlemin kolaylaşması anlamına gelir.
taşınırsın, ikametin otomatik olarak taşınır.
vizeye başvurursun, bunun eşi ülkede, illa ki geri gelecek, vereyim ben buna vize der konsolosluk.
oy kullanacaksındır "piştt hangi sandığa gidiyoruz yaa" diyeceğin biri olur.
kredi çekeceksindir, kredibiliten düşüktür, eşininkini gösterirsin.
bürokratik bir sürü işlem tek kişi için yapıldığında iki kişilik olmuş olur kendiliğinden.
çocuk yaparsın evrak kürek falan uğraşma işin olmaz olm en basiti, deli misiniz acaba?
anlıyorum evlenmek zorunda olmak ya da böyle hissettirilmesi mevzusuna gider yapılmaya çalışılıyor. bu konuda onlara ben de çok kırgınım. ama yani buna atarlanmak için evlilik kurumu çok saçma demek de ne bileyim... değil ya valla değil. bak evlendim boşandım ben bile diyorum yani. evlilik hayatı kolaylaştırmak için var ya. ötesi değil.
olmuyor mu boşanırsın? hayret bir şey. hiçbir evlilik boşanmak için gerçekleştirilmez evet ama hiçbir ilişki de öyle. sizin için öyle değil mi? hmm...
evlilik kurumu saçma değildir. bir insanla ömrün boyunca, dünya yıkılsa, efendime söyleyeyim yerçekimsiz ortamda muz yesek ama çilek tadı gelse falan beraber olacaksın demek de değildir. evlilik iki insanın birlikteliklerini yasal düzlemde tanıtmak istemesidir ki bu da birçok iş ve işlemin kolaylaşması anlamına gelir.
taşınırsın, ikametin otomatik olarak taşınır.
vizeye başvurursun, bunun eşi ülkede, illa ki geri gelecek, vereyim ben buna vize der konsolosluk.
oy kullanacaksındır "piştt hangi sandığa gidiyoruz yaa" diyeceğin biri olur.
kredi çekeceksindir, kredibiliten düşüktür, eşininkini gösterirsin.
bürokratik bir sürü işlem tek kişi için yapıldığında iki kişilik olmuş olur kendiliğinden.
çocuk yaparsın evrak kürek falan uğraşma işin olmaz olm en basiti, deli misiniz acaba?
anlıyorum evlenmek zorunda olmak ya da böyle hissettirilmesi mevzusuna gider yapılmaya çalışılıyor. bu konuda onlara ben de çok kırgınım. ama yani buna atarlanmak için evlilik kurumu çok saçma demek de ne bileyim... değil ya valla değil. bak evlendim boşandım ben bile diyorum yani. evlilik hayatı kolaylaştırmak için var ya. ötesi değil.
olmuyor mu boşanırsın? hayret bir şey. hiçbir evlilik boşanmak için gerçekleştirilmez evet ama hiçbir ilişki de öyle. sizin için öyle değil mi? hmm...
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
hoşt kelimesinin köpek kovucu etkisi olabileceği.
hayır nasıl buldun? köpekler üzerinde tüm kelimeleri deneyip "aa, en verimlisi bu" diye karar mı verdin?
hoşt ne?
anlamı ne?
bulduğun şey genelde işe de yaramıyor haberin olsun. yeni bişi bul ama bu sefer daha çok çalış, daha çok dene.
hayır nasıl buldun? köpekler üzerinde tüm kelimeleri deneyip "aa, en verimlisi bu" diye karar mı verdin?
hoşt ne?
anlamı ne?
bulduğun şey genelde işe de yaramıyor haberin olsun. yeni bişi bul ama bu sefer daha çok çalış, daha çok dene.
devamını gör...
la luna
tebrik ettiğim çok hafif kıskandığım yazardır.
ünlü olmuşsun dostum tebrik ederim el salla.
ayrıca imzalı bir tanım hediye edersin artık.
ünlü olmuşsun dostum tebrik ederim el salla.
ayrıca imzalı bir tanım hediye edersin artık.
devamını gör...
türk kızının merhaba sözüne vereceği yanıtlar
çok çılgın bir cevap vericem şimdi bakın… hazır mısınız…
merhaba?
merhaba?
devamını gör...



