kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

binlerce yıl önce, birisi ateş yakmayı keşfetti. herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye, o ateşte yakmışlardır onu.

ayn rand-hayatın kaynağı
devamını gör...

kuzey yarımkürede ılıman ormanlarda yetişen bir mantar türü. bilimsel tür adı polyporus squamosus. bir ağacın gövdesine tutunarak ağacın gövdesinden içeri doğru büyüyen ipliksi yapısıyla odun içinden besinini sağlayarak ağaca büyük ölçüde zarar verir. yumuşak süngerimsi yapısı sayesinde kolay tutuşabildiği için eskiden ateş tutuşturmak için kullanılırırmış. adını da ateş tutuşturma için kullanılan kavdan alır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arayışta olan bireyin anlamakta zorlandığı durumdur.
devamını gör...

(bkz: aşı kartını gösterene bedava kebap)
bu kampanyadan sonra bile ikna olmadılarsa boşu boşuna dil dökmemize gerek yok bence.
devamını gör...

eurovision'a tekrardan katilmayacagimiz aciklandiktan sonra 11 yildir hala devam eden kanayan yaramiz tekrardan kanadi. sadece turk insanini degil, dunyayi da sarsan bir konudur manganin birinci olmasina izin verilmemesi. neredeyse her ay we could be the same acar, videoyu izler, altindaki turk yabanci yorumlari okurum. buyuk haksizlik. unutursak kalbimiz kurusun.

devamını gör...

yaklaşık kırk dakika yürüdük akşam, dudaklarım aralanmadı.düşünür müsünüz!?
iki kadın..ve konuşmuyorlar!

sanki benim yanımda o
onun yanında ben..
yoktuk.
devamını gör...

kurulduğu sıralarda altın orda devletine bağlı olan rus devletidir. altın orda devleti dağılıp hanlıklara ayrılınca bağımsız hareket edebilme imkanına kavuşmuş ve yayılma alanları bulmuştur. sınırları moskova dışına genişlemiş ve zamanla çevredeki hanlıkları ve diğer knezlikleri bir bir yutarak, korkunç ivan zamanında* rusya çarlığına dönüşmüştür.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1960'larda kurulan ve 1990'lı yıllarda eren ve fatih özmen tarafından satın alınan, amerika birleşik devletleri'nin nevada eyaletinde bulunan teknoloji şirketi. ulusal güvenlik, uzay sistemleri gibi farklı alanlarda hizmet veriyorlar.

resmî siteleri için link

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin alındığı kaynak
devamını gör...

bugün benim için teyzemin oğludur bu kişi. kendisi dün itibarıyla 18 e girdi, ergenliğin verdiği asabiyet halini sonuna kadar yaşıyor.* az önce devamsızlık ve okulun bitişi hakkında aramızda geçen konuşmada, "ne bu ya, eskiden haziranın başında biterdi okul, şimdi ortasına kadar gidiyoruz" dedi. teyzemlerin "öğrencisin gideceksin tabi" cevabına da, "nasıl gideyim ayakkabımın altı eriyor sıcaktan, arkadaşımın da burnu kanıyordu" diye çemkirdi.* ama nasıl dolmuş, görmeniz lazım. "yazın okul olmasın, kışın tatil yapmasınlar hep kış gidelim okula" diyor. bence de çok haklı.* yazın adana'da yaşamak zaten zor, albino olarak yaşamak işkence olsa gerek. yetkililerden rica ediyoruz, adana'da mayıstan sonra okulları kapatalım, evde sinirli bir ergen var, altı eriyen ayakkabılarıyla okula saldırarak eylem falan yapabilir haberiniz olsun.*
devamını gör...

el öpenlerin karması bol olsun sıraya girin evlatlarım. hepinize yetecek kadar karmam var.
devamını gör...

talihsiz olay.

yengeç sepeti olayını bilir misiniz arkadaşlar? bir sepete yengeçleri doldurursanız sepetin kapağını kapatmanız gerekmez çünkü ne zaman içlerinden biri sepete tırmanıp dışarı çıkmaya yaklaşsa, diğerleri tutup onu aşağı çeker. bu ülkede de durum budur.

bir ortama girersiniz. kalabalıktır. güzelseniz yahut yakışıklıysanız birileri sırf bunun için size gıcık olabilir, onlara en ufak bir zararınız olmasa da. bilgiliyseniz birileri sizden nefret edebilir, bilginizle onları ezmeye çalışmasanız da. eğlenceliyseniz birilerinin hedefi olabilirsiniz, onlarla alay etmediğiniz halde. neden? işte bu sorunun çeşitli cevapları olabilir ama kesin olan tek şey var ki böyle biri varsa mutlaka sizi hedef alıp size saldıracaktır.

sıkıntı, bir insanda gördüğünüz ve kıskandığınız özellikleri kendinize edinmeye çalışmıyor oluşunuzda sevgili kötü kalpliler! siz saldırınca o insanın fiziksel güzelliği yok olmaz. siz saldırdınız diye o insan aklındaki bilgileri unutmaz. siz saldırdınız diye o insan sıkıcı birine dönüşmez ama siz kıskançlığı imrenmeye dönüştürüp ucunu törpüler ve kendinizi geliştirirseniz siz de çekici, bilgili, eğlenceli biri olabilirsiniz. insanlara saldırmak yerine kendinizde bir şeyleri değiştirin bence. hangi ortama giderseniz gidin sizin yararınıza olur bu.
devamını gör...

kimsenin yapmaması gereken bir eylemdir.

tutkuyla yaşa, tutluyla öl. tutkuyla sev, tutkuyla seviş. tutkuyla nefret et ve vs. vs. her şeyi tutkuyla yapmak gerektiğini söyleyen kimselere kanmayın; gerçekte hiçbir şeyi tutkuyla yapamıyorlar. dahası tutkuyla hareket edecek içselliğe sahip de değiller. tutkuyla instagram hikayesi paylaştıklarını öne sürerler veyahut tutkuyla aşık olduğunu, işe tutkuyla gidip geldiğini... lakin üzerine düşünülmesi gereken birkaç sorun var. birkaç gündür uyumuyorum ve bu sabah ansızın kafamda yer ediniverdi böyle sorucuklar.

tutku denilen şey bir derinliği ifade etmek zorundadır. seçimlik değildir bu. illaki derin olmak zorundadır ve bu bir geçmişe dayanabileceği gibi sizin içselliğinizle de doğrudan ilişkili olabilir. kesin konuştuğuma bakmayın... akıl yürütmenin bir ürünü yalnızca.

bir sonsuzluk evreninin içine girmek zorundadır tutku için. bu tutku dünyası aynı zamanda korkutucu ve yerinde dehşet verici olmak zorundadır. bir şeyi tutkuyla yapmak, ihtiras da diyebiliriz, o şeyi yaşamak anlamına gelir ki yaşamak da tam anlamıyla yaşamı ifade eder. yaşam ise içinde bulunduğumuz her şeyi. örneğin bir durumu, duyguyu, olayı vs. o halde tutku yaşamın ta kendisidir diyebilir miyiz? şüphesiz hayır. fakat yaşam tutkuyu ifade eder. tutku da yaşamı. birbirlerini çağrıştırırlar ve beslerler. beraber büyürler. tutku yaşam içerisinde var olur ve ondan beslenir. yaşam ise ikame edilemeyecek bir varlıktır.

pekala, ne diyorduk? tutku için bir sonsuzluk evrenine giriş yapmak gerekir demiştik. pasparlak gerçek bize o evrende görülür ama korkutucudur da. o evrenden çıkmak için çabalarız. tabii önce o evreni çok sever ve güzelliğinin gerçek hayatta bulunamayacağını anlarız. ne gibi? aşk ihtirası gibi. ancak gün gelir o evrenden çıkmak için didinir dururuz. kurtulmak isteriz o gerçekten, o tutkudan ve kendimizi yeni tutkulara bırakmak isteriz.

böylesine bir derinlik korkutucu değil de nedir? belki tanımlama konusunda biraz ileri gidiyorum ve genel tanımdan uzaklaşıyorum. ama benim tutku tanımımın tasviri az çok göze görünmüştür diye düşünüyorum. genellikle insanların ulaşamayacağı bir yerdir bu boyut. boyut dediğime bakmayın, gizemli konuşmaya çalışmıyorum.

her şeyi tutkuya dönüştürmek. bunu ancak budalalar yapabilse gerek. kendilerini derinliğin içine salıvermiş ahmaklar veyahut... kendilerine zarar vermekten başka ne yapıyorlar? yaşamın güzelliğini esen rüzgarın dokusundan anlayabilen bir insan - ki buna güzellik diyor- bir insan, evet, nasıl olur da diğerleri gibi yaşayabilir hayatı?

yaşayamaz! aşkı da sevgisi de nefreti de; hepsi tutkuyladır ve sonsuzluk evreninde ışıl ışıl parıldar! ama acıdır bu! insan parçalanır bu sonsuz bilinmezlikte! insan doğasının derinliklerine değin inen tutku insanı yer bitirir!

peki madem ne yapmalı? asla tutkuya kapılmamalı belki de. dahası her şeyi tutkuya dönüştürecek bir potansiyel zihinden acilen uzaklaşmalı. bakın, ben yapamıyorum. ne oldu? pek mutlu sayılmam.

her şeyi tutkuyla yaşamak tanrılara özgüdür. ve bizler hiçbir şeyi tutkuyla yaşamayıp körlükle ölmeliyiz.
devamını gör...

daha önce sahip olduğum cilt tipi. yıllarca ne yapsam kurtulamadım. güvenilir bulduğum bir güzellik merkezine başvurduktan sonra hydrofacial işlemiyle birlikte, kullandığım yanlış ürünlerden vazgeçerek cilt tipimi de normal olarak değiştirmiş oldum.

öncelikle cildin yağlı olması nemli olduğu anlamına gelmiyor. cilt nem ihtiyacını gideremediği için yağlanıyor olabilir. bu nedenle cildin neme doyması gerekiyor.

tercih edilen ürün içeriği çok önemli. ben gittiğim güzellik uzmanının önerisiyle yüz bakımım için sadece eczaneden satın aldığım ürünleri kullanıyorum. maalesef kozmetik markaların ürünleri uzun vadede çözüm getirmiyor, çoğunun içeriği berbat. onun dışında garnier gibi markaların kağıt maskelerini yine tercih ediyorum.

cildi içten de beslemek çok önemli, su içmenin, iyi beslenmenin ihmal edilmemesi gerekiyor.

o makyaj güzel temizlenmeli yoksa o güzel emekler o güzel nemleri itip çöp olabiliyor*.

önceden kozmetik markaların üreticisi olduğu asla derdime deva olmayan çeşit çeşit maske, krem, temizleyici kullanırken şu an kullandığım* ürünler: yağlı ciltler için jel temizleyici, yağlı ciltler için tonik, yağsız güneş kremi, yağsız (su bazlı) bir nemlendirici krem (nadiren kullanıyorum). güneş kremi kullanmak cildi korumak için özellikle çok önemli. çeşit çeşit ürüne gerek yokmuş.

yağlı cilt kader değilmiş (bkz: ben bugün bunu öğrendim).
devamını gör...

(bkz: hız cezası)
devamını gör...

cerrahi bir müdahale öncesinde vücuttaki bir bölümün ya da tüm vücudun, hastanın yapılacak işlemlerin bilincinde olmayacak şekilde uyuşturulması. eğer vücudun bir bölümü için yapılırsa lokal anestezi, tüm vücut için yapılırsa genel anestezi olarak adlandırılır. hangi yöntemin uygulanacağına ameliyatın türüne bağlı olarak karar verilir.

çok eski çağlardan beri çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilen anestezi işlemleri sırasında hasta herhangi bir his duyma şansına sahip değildir. anestezik farkındalık durumu bunun dışındadır.

lokal anestezi esnasında vücudun iğneyle ya da spreyle uyuşturulan bölümünün, sinir sistemi aracılığıyla beyne sinyal göndermesi engellenmiş olur. böylece yapılan işlemlerden kaynaklanan acı ve ağrılar hissedilmez. hasta operasyon süresince uyanıktır ve bilinci yerindedir.

lokal anestezinin bir versiyonu olan bölgesel anestezide vücudun çok daha büyük bir kısmı uyuşturulur. hastanın bilinci yine yerindedir.

genel anestezi solunum yoluyla ya da damardan yapılabilir. bu kez tüm sinir sistemiyle beraber beyin de işin içine dahil edilir. anestezi için gerekli olan uçucu kimyasalların yanında hastaya kas gevşetici de verilir ve hasta solunum cihazına bağlanır. uzman bir anestezist sürekli olarak hastanın durumunu kontrol eder.

ameliyat bitiminde antidotlar aracılığıyla hasta uyandırılır, solunum cihazından ayrılır ve bilinci yerine geldiğinde ameliyat masasından alınır.

tıbbın en güzel buluşlarından biridir anestezi. çok büyük bir şanssızlık sonucunda işlerin yolunda gitmediği durumlar dışında, son derece acı verici süreçleri çok dinlendirici bir uykudaymış gibi atlatmanızı sağlar.

anesteziden uyandıktan sonra, farkında olmadan saçma sapan konuşarak etrafındakileri güldürenler de işin bonusu bu arada*.
devamını gör...

--- alıntı ---

* yere düşen her şey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır.
* ne zaman arabamı yıkasam yağmur yağar, yağmur yağacağı için arabamı yıkamadığımda yağmur yağmaz.
* reçelli ekmek ne zaman yere düşse reçelli kısmı hep yere gelir.
* özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.
* uyuyan bir bebek, anne babası uykuya dalınca uyanır.
* bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.
* insanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.
* yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.
* patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.
* gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.
* sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.
* duşa girip ıslandığında telefon çalar.
* birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.
* bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.
* kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.
* sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.
* ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.
* herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.
* bir şeye ulaşmak istediğinizde ve ulaşamayıp umudunuzu kestiğiniz anda,bir yerden bir şekilde size gelir.
* işler yolunda gittiği zaman mutlaka bir terslik vardır.
* aradığınız şeyi baktığınız en son yerde bulursunuz.(aranılan bir şey birkaç yere bakılarak bulunur ve bulma eylemi zaten en son bakılan yerde gerçekleşir.)
* herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.
* bir teklifin gerçek olması güvenilir olmasını gerektirmediği gibi, güvenilir bir teklifin de gerçek olması gerekmez.
* telefon çalmasını beklediğin süreler boyunca çalmayacak, ancak başından ayrılıp başka bir işle meşgul olduğun anda çalıp seni bölecektir.
* siz sınavlara istediğiniz kadar çalışın, sonunda her zaman çalışmadığınız bir yerden çıkacaktır!
* ne zaman sınavlara çalışacak olsanız uykunuz gelir, sınavdan sonra uykunuz açılır.
* dakikalarca beklediğin otobüs sen tam sigara yaktığında gelecektir.
* sigara dumanı her zaman sigara içmeyen kişiye doğru gelir.

--- alıntı ---
devamını gör...

orhan pamuk'un 1998 yılında yayımladığı bir romandır. kitabın arka kapağında "pamuk'un en en iyimser ve en renkli romanı" olarak tanıtılmış. daha önce okuduğum (bkz: kafamda bir tuhaflık), (bkz: veba geceleri), (bkz: kar (kitap)) romanları icinde gerçekten en iyimser olanı buydu.

kitabın konusu malum, osmanlı döneminde nakkaslar ve aralarında yaşanan cekismeden dolayı yaşanan cinayetler. tabi ki bu arada doğan bir aşk.

şimdi efendim, bu kitabın dış yapi özelliklerine baktığımızda ben 1998 yılında iletişim yayınevi tarafından basılan 476 sayfalık olanını okudum. sonra zamanla kapak değişmiş o da yetmemiş yayınevi değişmiş.ancak benim okuduğum basımda yazılar gerçekten çok küçük, kağıt kalitesi oldukça eskiydi ve okuma zevkini artıracak, sayfa kenarına bölüm aralarına bir kaç nakış vs konsaymış daha mı güzel olacaktı acaba diye düşündürdü.

iç yapı ozelliklerine gelince; ilginç şekilde bu kitabında ben burdayım diye bağıran dilbilgisi hataları ile yersiz uzun cümlelerin oluşturduğu anlam bozuklukları daha azdı.
yine bir orhan pamuk klasiği olarak ask ve şehvet bir arada yansıtılmışdı.

12 yıl aşkının kahrını çeken kara, sekure'yi görür görmez ilk düşündüğü şey erotik dahi olamayan acıkmış bir cinsellik oluyor !?



bilmiyorum bana mı öyle denk geliyor ama sanki orhan pamuk kitaplarında kadın karakterler kararsız, gelenekler ile hormonları arasında sıkışıp kalmış, hani nerdeyse yakaladığı avını gagası ya da pençesi ile tutup da yemeye kiyamayan yırtıcı gibi gösteriliyor. duygudan, romantizmden eser yok. yine karakterler hakkında derinlemesine bir bilgi ya da birbirinden ayırtedici bir özellik bu kitapta da bulunmamakta.

mesela biz her bir nakkaşın özelliklerini kendi agizlarindan okumuş olsak da katilin neden o diğerleri değil de o olduğuna dair bir ipucu ve sonucunda bir tatmin edici bir neden bulamıyoruz.


kitabın dili ise benim için tam bir hayalkırıklığı. bu ülkede osmanlı devleti zamanında yaşanmış bir roman yazıyorsanız bir zahmet ya iskender pala ya ihsan oktay anar tadinda bir yoldan geçmek zorundasiniz diye düşünüyorum. günümüz türkçesi ile yazılmış tarihi bir roman benim için inandırıcılığını daha ilk andan kaybediyor.hani sene 1800'ler ya da 1900'lerin başı bile degil. 1600'lu yıllarda geçen kitapda hiç mi eski kelimelere, ahenkli ve sanatsal bir dile o donemin giyim kuşamı kültür hayatına yer verilmez. bir gelin alayı ile gecistirilmis. ya hu bari muskulpesent ya da münzevi gibi bir iki kelime sıkıştır araya! yani öyle bir dil ile yazılmış ki; nakkaş başta olmak üzere kitabın konusu ile ilgili terimleri çıkaralım herhangi bir zaman ve mekâna oturtabileceğiniz hiç de siritmayacak gündelik bir roman da olabiliyor.
netice itibari ile bir daha orhan pamuk okumama gerek kalmadığına beni ikna eden roman. iki alıntı ile noktalayalım.


bazen mantıkla düşünüyorum diye haftalar, yıllar boyunca hayal kurduktan sonra, bir gün bir şey görürüz. bir yüz, bir elbise, mutlu bir insan ve bir anda hayallerimizin
gerçekleşmeyeceğini, mesela o kizı bize hiç vermeyeceklerini
mesela filanca mevkiye hiç getirilmeyeceğimizi anlayıveririz. benim adım kırmızı 145


bu kırmızının anlami nedir?" diye yine sordu ati ezberden çizmiş kör nakkaş.
"renklerin anlamı orada karşımızda olmaları ve onları görmemizdir" dedi öteki. "görmeyene kirmizi anlatılamaz."
"münkirler, zındıklar, inançsızlar da allah'i inkär etmek için onun gózükmediğini söylerler," dedi atı çizen kör nakkaş
oysa o görene gözükür," dedi öteki usta. "kuran-ı kerim bu
yuzden gorenle görmeyenin hiç bir olmayacağıni söyler."
guzel çırak, atın eğerinin örtüsüne beni yavaş yavaş sürmüştu.
güzel bir nakşın siyah beyazına kendi doluluğum, gücùm ve calılığimi yerleştirmek óyle hos bir duygudur ki, kedi kılından firça beni kagida yayarken sevinçten gidıklanırim. böylece ben renklendirdikce sanki aleme 'ol' derim ve âlem benim kan rengimden
olur. görmeye inkâr eder, ama her yerde ben varım. benim adım kırmızı 217

devamını gör...

nicolino calyo 1799 - 1884 yılları arasında yaşamış italyan bir sanatçıydı. doğduğu şehirde, napoli akademisi'nde resmi sanat eğitimi aldı. 1820-21 mücadelelerinden sonra napoli'den kaçan nicolino 1829'da malta'daki bir italyan sürgün topluluğunun parçasıydı. sanatsal bir yaşam arayışında olan calyo malta'yı terk etti ve 1834'te atlas okyanusu'nun karşı tarafına, amerika'nın maryland eyaletindeki en büyük şehir; baltimore'daydı. 16 nisan 1835 baltimore american sayısında çizimler yaptı. gauj boya kullanan sanatçı tanıdık yerlerin tasvirlerini, avrupa akademik eğitimli bir sanatçıdan beklendiği gibi yapıyordu. amerikalıların aradığı şey, onları avrupa'ya gitmeye iten şey de buydu.

16 haziran 1835'te baltimore cumhuriyetçisi, calyo'nun kuzeye, philadelphia ve new york'a, bu şehirlerin manzaralarını boyamak için yolda olduğunu bildirdi. aralık 1835'te çıkan yangını resmetmek için de doğru yerde, new york'taydı. 1838'den 1855'e kadar calyo, new york city rehberlerinde “portre ve manzara ressamı” veya “resim profesörü” olarak listelenmişti. new york'tan sahneler ve karakterler içeren cries of new york eserleri ile dikkat çekti. new york'taki evi, gelecekteki napolyon ııı (1808-1873) de dahil olmak üzere, sürgündeki avrupalılar için bir buluşma yeri oldu. bunlar dışında meksika savaşı'ndan (1846-48) sahneler sergiledi ve kraliçe maria christina'nın saray ressamı olarak ispanya'da zaman geçirdi. 1874 yılında amerika'ya döndü. ölene kadar da burada kaldı.

steven h. jaffe onun hakkında hiçbir zaman sofistike bir ressam olmadığını; manzaralarının, yüzlerinin ve insan figürlerinin genellikle halk sanatının veya karikatürün kalıplaşmış kalitesine yaklaştığını söylemiştir.


''calyo was never a particularly sophisticated painter; his landscapes, faces, and human figures often approach the formulaic quality of folk art or caricature.''

steven h. jaffe, cries of the city - nicolino calyo and his street characters adlı makalesinden

kaynakça ve daha fazlası: hirschlandadler.com, schwarzgallery.com, metmuseum.org, artnet.com, artvee.com, ephemeralnewyork.wordpress.com, madelinemuse.com - steven h. jaffe'nin makalesi, collections.mcny.org
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim