#ödüllü filmler
2007 yılında seyirci ile buluşan danny boyle yönetmenliğinde filmdir.
dünya'yı eskisi gibi ısıtmayan güneş'i tekrardan canlanmasını sağlamak için özel bir ekip oluşturulur. yola çıkan uzay aracının dünya ile bağlantısı birden gider. içerisinde olan sekiz kişi acaba amaçlarına ulaşabilecek miydi ?
dünya'yı eskisi gibi ısıtmayan güneş'i tekrardan canlanmasını sağlamak için özel bir ekip oluşturulur. yola çıkan uzay aracının dünya ile bağlantısı birden gider. içerisinde olan sekiz kişi acaba amaçlarına ulaşabilecek miydi ?
*ingiliz bağımsız film ödülleri (2007) / en iyi teknik başarı
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "son of artemis" tarafından 14.02.2021 11:36 tarihinde açılmıştır.
1.
2007 yapımı gerilim, bilimkurgu filmi. türkçesi gün ışığı.
2057 yılında artık güneş ölmeye bu sebeple dünyada yaşam için elverişsiz olmaya başlar. bunun üzerine güneşteki enerji döngüsünü tekrar güçlendirmek adına dünyadaki bütün nükleer silahları güneşin çekirdeğine atmaya karar verirler. ve ıkarus 1 isimli proje başlar. fakat ıkarus 1 gemisi görevi tamamlayamadan kaybolur bunun üzerine 7 yıl sonra ıkarus 2 görevi başlar ve filmde ıkarus 2 mürettebatının yaşadıkları anlatılır. araç yolda iken merkür yakınlarında tuhaf bir olay yaşanır, bir sinyal alırlar...
bireysel olarak kesinlikle izlenmesini tavsiye ettiğim bir bilimkurgu filmidir. ölmeden izlenmesi gereken filmler listesine eklenebilir.
2057 yılında artık güneş ölmeye bu sebeple dünyada yaşam için elverişsiz olmaya başlar. bunun üzerine güneşteki enerji döngüsünü tekrar güçlendirmek adına dünyadaki bütün nükleer silahları güneşin çekirdeğine atmaya karar verirler. ve ıkarus 1 isimli proje başlar. fakat ıkarus 1 gemisi görevi tamamlayamadan kaybolur bunun üzerine 7 yıl sonra ıkarus 2 görevi başlar ve filmde ıkarus 2 mürettebatının yaşadıkları anlatılır. araç yolda iken merkür yakınlarında tuhaf bir olay yaşanır, bir sinyal alırlar...
bireysel olarak kesinlikle izlenmesini tavsiye ettiğim bir bilimkurgu filmidir. ölmeden izlenmesi gereken filmler listesine eklenebilir.
devamını gör...
2.
yıl 2057, insanlık güneşin her geçen gün giderek yok olmasını izlemektedir… bu insanlığın da yok olması demektir. dünya’nın son umudu ıcarus ıı adlı bir uzay gemisindeki sekiz kişilik erkek ve kadınlardan oluşan kaptan kaneda liderliğindeki ekiptedir. görevleri güneşi tekrar hareket geçirmesi ve beslemesi beklenen bir nükleer başlığı taşımaktır. bu yolculuk sırasında dünya ile radio bağlantıları kesilir. ekip bundan 7 yıl once aynı amaçla göreve çıkarılan ıcarus ı’den değişik sinyaller almaya başlarlar. yaşadıkları garip bir kaza onları görevlerini bir yana bırakıp hayatları için savaşmak zorunda bırakacaktır. peki ya hepimizin geleceği...
gerçek bilim-kurgu hayranları bu filmi kesinlikle kaçırmamalı.sunshine h.g.wells tarzında felsefik bir bilim kurgu filmi olmuş. çok düşündürücü bir yapım, bayağı da gerildim izlerken.
bilimkurgu filmi dediğin böyle olmalı. filmin özellikle ikinci bölümü tempoyu yükseltiyor. daha çok gerilim üzerine kurulmuş.
50 milyon dolar bütçeyle güneşe yolculuğun fantastik hikayesini drama soslu servis etmişler. bize de bu görsel şölenin tadını mideye indirmek kalır.
devamını gör...
3.
genelde " gözden kaçırılmış" olarak lanse edilen mükemmel filmlerden biridir. uzay temalı bilim kurgulara biraz mesafeliyimdir aslında. çünkü iyi işlenemediğini düşünürüm. haliyle oyuncu kadrosu ne kadar iyi olsa da bu yapım içinde " bakarız bir ara " diyordum. lakin inanamadım. çok etkilendim.
filmin konusunu özet geçeyim hiç uzatmadan. şimdi olay şu; güneş ışığını kaybediyor bir nedenden dolayı. insanlık da diyor ki gidelim bir tane nükleer çakalım buna. hoop kendine gelsin. bu yani. tabi ki böyle bakmayın olaya bunu öyle şeylerle anlatıyor ki inanılır gibi değil.
şimdi biraz açalım olayı;
8 kişilik bir ekip ikarus 2 isimli bir uzay gemisi ile bu göreve gidiyor. geminin ismi ise ikarus efsanesine dayanıyor. efsaneye göre babası ve ikarus bir gün bir kuleye hapsedilir. ikarus'un babası balmumundan ve kuş tüyünden kanat yapar oğlu için. sonra der ki; " ey oğul çok alçaktan uçma deniz tüyleri ıslatır. çok yüksekten de uçma güneş balmumunu eritir." fakat uçmanın verdiği özgürlük ve kibirle ikarus babasının uyarılarını unutur ve güneşe yaklaşır. sonra balmumu erir ve düşer ege denizinde ölür. haliyle ne anlıyoruz?
aşırı hırsın ve kibirin insana felaket getirebileceğini ve insan sınırlarını zorlamanın hem yücelik hem tehlike taşıdığını. işte sunshine bunun üstüne kurulmuş.
bu efsaneyi de anlattığımıza göre devam edelim. ekibimiz güneşe doğru yol alırken bir önceki geminin neden görevi tamamlayamadığını da merak eder. o da ikarus 1 idi çünkü. yolculuk esnasında türlü sıkıntılar çekerler. ama bir şekilde güneşe varmayı başarırlar. olaylar işte tam bu anda kopmaya başlıyor. bilim - inanç - fedakarlık - toplumsal bilinç - kişisel hırs.... her şey birbirine giriyor ve kaos başlıyor.
öncelikle çok sağlam twist olması beni benden aldı. " bilime ne kadar güvenmeliyiz?" - " tanrı'nın işine karışılmalı mı?" gibi soruları sorgulatıyor yapım. hatta şunu sorgulatıyor " körü körüne inanmak tanrının takdiri için yeterli mi? belki o da bağnazları sevmiyordur?"
sahte peygamber ve gerçek peygamber kavramları arasında gidip geliyoruz. bu filmin dinsel boyutu. kesinlikle doyurucu.
diğer bir kısım ise insanın evrende insanın çok küçük olması durumunu iyi kullanmışlar. sürekli tedirginlik yaşatıyor. büyük objeler yanında küçükleri sürekli göstermesi etkileyici idi. bunu bilerek yaptıkları aşikar. büyüklüğün, görkemin insan üstündeki baskısını vermeye çalışıyorlar. güneşin o ihtişamını o kadar iyi bir görsellikle yansıtmışlar ki ağzım açık izledim.
insan doğasını da bence çok yalın bir dille anlatmışlar. toplum için fedakarlık bilinci ile yola çıkan insanların anlık durumlarda nasıl da bencilce hareketler yapabildiğini gözümüze sokuyorlar. bazılarının da toplumu her şeyin önünde tuttuğunu görüyoruz. idealizm ve bireyselliğin savaşını bağnazlık ile bilime olan güvenin çatışmasını sert şekilde izliyoruz.
görüldüğü gibi 3 ayrı daldan film bir şeyler veriyor insana. hangi kısmına odaklanırsanız odaklanın oradan memnun ayrılıyorsunuz.
oyuncu kadrosu çok iyi zaten. hemen bahsedelim;
capa rolünde cillian murphy
kaneda rolünde hiroyuki sanada ( gemi kaptanı kendisi bu arada )
cassie rolünde rose byrne
mace rolünde chris evans
corazon rolünde michelle yeoh ( kaplan ve ejderhadan bilirsiniz)
harvey rolünde troy garity
searle rolünde cliff curtis
trey rolünde benedict wong
işte bu ekip. haliyle oyunculuklar asla sırıtmıyor. gerçekçi, ciddi.
interstelları'da sevmiştim yalan yok. ama sunshine bambaşka.
filmin müziği requiem for a dream'i andırıyor. hatta bazı editler de ikisini aynı anda kullanıyorlar. fan trailerı oluşturuyorlar. bir tane aşağıya bırakayım.
uzun lafın kısası; sunshine benim unutmak istemeyeceğim ve tekrar izleme isteği duyduğum bir yapım oldu.
filmin konusunu özet geçeyim hiç uzatmadan. şimdi olay şu; güneş ışığını kaybediyor bir nedenden dolayı. insanlık da diyor ki gidelim bir tane nükleer çakalım buna. hoop kendine gelsin. bu yani. tabi ki böyle bakmayın olaya bunu öyle şeylerle anlatıyor ki inanılır gibi değil.
şimdi biraz açalım olayı;
8 kişilik bir ekip ikarus 2 isimli bir uzay gemisi ile bu göreve gidiyor. geminin ismi ise ikarus efsanesine dayanıyor. efsaneye göre babası ve ikarus bir gün bir kuleye hapsedilir. ikarus'un babası balmumundan ve kuş tüyünden kanat yapar oğlu için. sonra der ki; " ey oğul çok alçaktan uçma deniz tüyleri ıslatır. çok yüksekten de uçma güneş balmumunu eritir." fakat uçmanın verdiği özgürlük ve kibirle ikarus babasının uyarılarını unutur ve güneşe yaklaşır. sonra balmumu erir ve düşer ege denizinde ölür. haliyle ne anlıyoruz?
aşırı hırsın ve kibirin insana felaket getirebileceğini ve insan sınırlarını zorlamanın hem yücelik hem tehlike taşıdığını. işte sunshine bunun üstüne kurulmuş.
bu efsaneyi de anlattığımıza göre devam edelim. ekibimiz güneşe doğru yol alırken bir önceki geminin neden görevi tamamlayamadığını da merak eder. o da ikarus 1 idi çünkü. yolculuk esnasında türlü sıkıntılar çekerler. ama bir şekilde güneşe varmayı başarırlar. olaylar işte tam bu anda kopmaya başlıyor. bilim - inanç - fedakarlık - toplumsal bilinç - kişisel hırs.... her şey birbirine giriyor ve kaos başlıyor.
öncelikle çok sağlam twist olması beni benden aldı. " bilime ne kadar güvenmeliyiz?" - " tanrı'nın işine karışılmalı mı?" gibi soruları sorgulatıyor yapım. hatta şunu sorgulatıyor " körü körüne inanmak tanrının takdiri için yeterli mi? belki o da bağnazları sevmiyordur?"
sahte peygamber ve gerçek peygamber kavramları arasında gidip geliyoruz. bu filmin dinsel boyutu. kesinlikle doyurucu.
diğer bir kısım ise insanın evrende insanın çok küçük olması durumunu iyi kullanmışlar. sürekli tedirginlik yaşatıyor. büyük objeler yanında küçükleri sürekli göstermesi etkileyici idi. bunu bilerek yaptıkları aşikar. büyüklüğün, görkemin insan üstündeki baskısını vermeye çalışıyorlar. güneşin o ihtişamını o kadar iyi bir görsellikle yansıtmışlar ki ağzım açık izledim.
insan doğasını da bence çok yalın bir dille anlatmışlar. toplum için fedakarlık bilinci ile yola çıkan insanların anlık durumlarda nasıl da bencilce hareketler yapabildiğini gözümüze sokuyorlar. bazılarının da toplumu her şeyin önünde tuttuğunu görüyoruz. idealizm ve bireyselliğin savaşını bağnazlık ile bilime olan güvenin çatışmasını sert şekilde izliyoruz.
görüldüğü gibi 3 ayrı daldan film bir şeyler veriyor insana. hangi kısmına odaklanırsanız odaklanın oradan memnun ayrılıyorsunuz.
oyuncu kadrosu çok iyi zaten. hemen bahsedelim;
capa rolünde cillian murphy
kaneda rolünde hiroyuki sanada ( gemi kaptanı kendisi bu arada )
cassie rolünde rose byrne
mace rolünde chris evans
corazon rolünde michelle yeoh ( kaplan ve ejderhadan bilirsiniz)
harvey rolünde troy garity
searle rolünde cliff curtis
trey rolünde benedict wong
işte bu ekip. haliyle oyunculuklar asla sırıtmıyor. gerçekçi, ciddi.
interstelları'da sevmiştim yalan yok. ama sunshine bambaşka.
filmin müziği requiem for a dream'i andırıyor. hatta bazı editler de ikisini aynı anda kullanıyorlar. fan trailerı oluşturuyorlar. bir tane aşağıya bırakayım.
uzun lafın kısası; sunshine benim unutmak istemeyeceğim ve tekrar izleme isteği duyduğum bir yapım oldu.
devamını gör...
