adamın filmlerine bakıyorum, herkes birbirine aşık, herkes birbirinden nefret ediyo... herkesin hayatında açıklanması gereken bi kriz var... ortada cinsel yönelimini tanıyan gençler var, araba var, bi de benim otuzlu yaşlarımın başında olmanın verdiği toylukla neden bu kadar çok insanın duygusal olarak iflas ettiğini anlamaya çalışmam var... yoruyo beni...

bi de bu adamın renk paleti var tabii... her şey pembe, mor, mavi... sanki dünya büyük bi felaketin eşiğinde değil de bütün insanlık yanlışlıkla alışveriş merkezinin gençlik katına ışınlanmış gibi... adam dünyanın sonunu bile neon ışıkları altında çekiyo... görüntü yönetmeni konusunda çok iyi, laf edemeyeceğim kadar iyi yani bu konuda önünde saygıyla eğiliyorum...

unutulmaması gereken en büyük detay adamın müzik kullanımı... shoegaze desen var, dream pop desen var, endüstriyel rock falan var da var... insanın hayatını sorgularken arka planda çalmasını isteyeceği ne kadar şarkı varsa toplamış koymuş filmlerine... slowdive'lar, ride'lar, smithsler falan havada uçuşuyo, karakterler birbirinin hayatını mahvediyo, herkesin psikolojisi darmadağın, ortada çözülmesi gereken bi sürü mesele var ama arkadan öyle bi gitar giriyo ki insan kimin kime ne yaptığını unutup şarkının adını aramaya başlıyo... gençliğimin baharında sağ olsun çok nine inch nails şarkısı keşfettim sayesinde...

şimdi gelelim benim gregg araki'yle neden kavga etmek istediğime... öncelikle ortada şahsi bir husumetim yok. adamın sinemasını severim, hatta çok severim yanlış anlaşılmasın. ama insan bazen sevdiği yönetmene karşı da sebepsiz yere fiziksel/psikolojik üstünlük kurmak istiyo. nedenini bilmiyorum, belki de yıllardır bağımsız sinema izlemekten dolayı birikmiş bir öfke var içimde. belki de adamın bir filminde daha herkes birbirinin hayatını mahvederken arka planda şahane bir şarkı çalmasına tahammül edemiyorum. kardeşim, insanlar perişan olmuş, sen haşa müzik zevkinle hava atıyorsun. biraz da kötü şarkı koy da rahatlayalım diyesim geliyo izlerken...

ben bu adamı nasıl tokatlarım oraya geleyim... bazen filmleri birbirini tekrar ediyo, kendine benzeyen fare dişli bi eleman var hemen her filminde ölüyo, hah işte bu tekrar eden senaryolara girişmezdim ben... okay, queer sinemasının baş tacısın ama bi kere de queer olmayan birini öldür ya, ben mesela tek kişiyi öldürmem, bütün karakterlere acı bi son yüklerim, six feet under finali tadında damakta iz bırakırım, bi anlık şoktan çok drama şova dönüştürürüm, sinir ve şok yerine daimi hüzün ve ağlamaklı olur izleyen...

ayrıca bi filmi tek bi tonda götürmem mesela... adamın filmi mor başlıyo mor bitiyo, olmaz... her tondan azar azar kullanırım filmlerimde, bu konuda benim gibi denemeleri var ama çok sarmamış olsa gerek bi sonraki filmlerde hep bildiği safe şeyine dönüyo, yapmasa keşke bunu...

devam ediyorum nasıl tokatlayabilirim diye düşünüyorum ve aklıma farklı bir şey daha geliyo... mesela ben bi filmde herkesin hayatını mahvedip sonra arka plana slowdive koyup estetik bi intihara çevirmem arkadaşlar. ben o karakterlerin hepsini tek tek alır, hayatlarını mahveder, sonra da hiçbirine düzgün bi kapanış vermem. biri tam mutlu olucak gibi olur, başına alakasız bi felaket gelir, diğeri hayatını düzene sokar ama bu sefer de düzene soktuğu hayatın aslında yaşamak istemediği hayat olduğunu fark eder. seyirci filmin sonunda kimin öldüğünü değil, kimin yaşadığına pişman olduğunu düşünür. six feet under finali gibi insanın içine oturması lazım bazı şeylerin. film biticek, jenerik akıcak, millet koltuğunda öylece kalıcak. sonra eve gidip bulaşık yıkarken bile karakterlerin başına gelenleri düşünüp durucak. benim sinema anlayışım biraz da insanın gündelik hayatına musallat olmak üzerine yani.

gerçi gregg araki'nin hakkını da yemeyelim, adamın kendine ait bi dünyası var ve bunu kurmayı biliyo. benim itirazım da zaten burdan çıkıyo. insan bi noktadan sonra kendi kurduğu dünyanın içinde fazla rahat ediyo. aynı renkler, benzer karakterler, benzer felaketler... bi süre sonra filmi izlerken olayların nereye varacağını değil, hangi şarkının çalacağını tahmin etmeye başlıyosun. ben yönetmen olsam kendimi böyle bi rahatlığa asla bırakmazdım. bugün pembe çektiysem yarın bok rengi çekerim, ertesi gün cam göbeği çekerim, sonraki gün de filmi yanlışlıkla televizyonun ayar menüsüne bakıyomuşuz gibi bi renkte çekerim. yeter ki seyirci benim ne yapacağımı önceden bilmesin... gregg araki'nin sorunu bu işte, en baştan filmi biliyosun...

sonuç olarak gregg araki'yi tokatlarım. adamın sinemasını seviyorum diye her yaptığına da eyvallah çekecek birisi değilim... zaten kavga dediğin biraz da sevdiğin insanın yüzüne karşı birikmişlik değil midir ya?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"teke tek kavgada gregg araki'yi tokatlarım" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim