filistinli yönetmen elia suleiman’ın yönettiği 2009 yapımı yarı biyografik, siyasallaştırılmış bir komedi filmi. suleiman ailesinin gözünden 1948’den günümüze uzanan israil-filistin çatışmasının dört dönemini ele alıyor.


ilk bölümde genç fuad’ın* israil’in filistinlilere uyguladığı zulme verdiği tepkiye tanık oluruz. fuad muhtemelen bir isyan için silah üretir, ardından hayatını riske atarak yaralı bir sivile yardım eder. tam bir kahramandır aslında. ve çabucak sindirilir tabii güzelce dayak yer filan.

ikinci bölümde (1970’ler) elia’nın çocukluğu gösterilir. babası artık devrimci değil, ailesini geçindirmeye çalışan, içine kapanık, gri saçlı bir figürdür. bu bölümde tekrarlayan motifler dikkat çeker: sarhoş komşunun savaşı bitirmek için absürt “mantıklı” fikirler üretmesi, teyzenin mercimek yemeklerini çöpe götürüşleri, balık kontrol sahneleri, televizyonda aile bireyini görmesi, elia’nın okulda amerikan emperyalizmini eleştirdiği için dayak yemesi. en önemlisi ise baba fuad’ın rutinlere sıkışmış, umudunu kaybetmiş hali.

üçüncü bölümde, babasının ölümünden sonra elia evine döner. yeni nesil için baskı artık olağanlaşmıştır; gençler kimi askerleri görmezden gelip dans etmeye çalışır, kimi çaresizlik içinde direnir. elia ise yalnızca bir “izleyici”dir ve babasından bile daha kaybolmuş görünür. her dönem benzer biçimde kopuşlarla biter, ama giderek daha uğursuz bir his bırakır.


filmin posterinde elia’nın öğretmeninin önünde eğilen bir çocuk olarak resmedilmesi, otoriteye karşı duyulan baskı ve umutsuzluğu özetler. tekrarlanan olaylar, minimalist beden dili ve donuk kamera hareketleri, “hareket edememe” ve “zaman-mekânda kaybolma” duygusunu pekiştirir. özellikle elia bir seyirciye dönüştüğünde bu duygu daha da belirgindir. film, “stayin’ alive”ın tekno-remiksiyle sarsıcı ama tuhaf biçimde uyumlu bir şekilde sona erer. şarkı sözleri ve başlık birlikte düşünüldüğünde, kimlik kaybı ve sessizlikle gizlenmiş kimliklerin yok oluşu vurgulanır.

suleiman’ın sessizlik kullanımı, jacques tati ve buster keaton’un etkilerini taşırken aynı zamanda onların ötesine geçer. komedinin içinde gizlice büyüyen bir şefkat ve melankoli vardır; sonunda ise umut kaybı ağır basar. bu sessizlik, filmin şiddet içermeyen epik anlatısıyla birleşerek belki de şunu ima eder: kafanı bulutlarda tutmak, sokakta taş ve molotof atmaktan daha iyidir. ancak film, bayrağı yırtıp emperyalizme karşı çıkan bir karakteri asla sahneye çıkarmaz; bulutlarda yaşam fikri de eksik kalır.

gizli şiddetiyle film, duygularda da kaybolabileceğimizi gösterir. yönetmenin kurduğu mesafe, seyircinin filistinlilerin yaşadıklarına dair şiddet dolu fanteziler kurmasına yol açar. yani şiddet göstermez ama yönetmenimiz anlatımıyla o şiddeti sizin beyninizde tamamlar zaten. ancak hikâye ilerledikçe şiddet komediye dönüşür ve en sonunda “yurt” kavramı anlamını yitirir. arka plan ışıklandırmasıyla kendisini vatanından ayrı göstermeyen yönetmen, annesinin ve babasının ölümünün ardından da karakterlerini çevrelerinden koparmadan anlatır. film, bu birleşme çabası içinde aslında bir ayrışmayı, kaybolmayı ve umudun tükenişini kayda geçirir. bir halkın umuduyla beraber onurunu da kaybedişini izleriz.

bir ortodox hristiyanın gözünden ve kaleminden çıkması, kesinlikle şiddet/kahramanlık içermemesi, yalnızca ve yalnızca çaresiz filistin halkının inatla yaşamaya devam etmeye çalışmasını anlatması bu muazzam filmin uluslararası alanda önemli bir anti-israil propagandası olmasını sağlamıştır. romantizmle, hamasetle uzaktan yakından ilgi kurmadan, dibine kadar realizm izletir seyirciye.

israil harekatları her geçen yıl daha da çığrından çıktığı için tabii, böyle bir propaganda ciddiyetsiz gelebilir. ama bu haliyle ben çok daha vurucu olduğunu düşünüyorum. yani bazıları ister ki filistin halkının haklı mücadelesi görünsün, kahramanlar olsun, allahu ekberler havada uçuşsun. buna müslümanın müslümana propagandası denir arkadaşlar bir boka da yaramaz.

eğlenirken ağlamak isteyenler için tavsiye edilir. bir bakıma hayat güzeldir* gibi yani. çünkü orada da gizli şiddet var göz önünde değil.

ama o kadar da ağlamalı değil daha hafif.

fragman da bırakalım tam olsun:
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"the time that remains" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim