günahlanmak.

kristal konağımda oturmuş seyrediyordum burjuvazinin o varlığı meçhul huzuruna imrenerek. her şey olağan, olağan olduğu ölçüde de sıra dışıydı benim için. rahattım. hiçbir şeye sahip olamamanın verdiği o şeytani dürtüye yenik düşmüş bedenim, acı içinde kıvranan ama acısını son ana değin söndürmeyi akıl edemeyen zihnim ve hiçbir şeyin öneminin olmadığını bilen ama her şeye yine de sonsuz ve anlamsız bir tutkuyla tutunan kahrolası zihnim -evet- hiçbir şeyi anlamak istemiyor ve hiçbir şeye de merak duymuyor; anlamsızlıkla perçinlenmiş o tutku, aşk, heyecan bir anda tüm yaşama istencini kaybediyor, beni iliklerime değin sarsıyor ama asla ölmeme izin vermiyor. ne dediği hakkında en ufak fikrim olmasa da bu anlaşılması gerekmez yazının, bir anlam parçası yaratmak için didinen yalnız bir ruhu bir süre daha yaşatacağının temsilini barındırdığını düşünürüm. süslü kelimelerle anlamı derinden çıkarmak ve onu masaya yatırıp öldüresiye sarsmaksa amacım, bunu pekala başaramıyorum. yazıklanmaktan başka yaptığım bir şey yok. esasında bunu söylemek bile gereksiz.

insan doğasının ne kadar dehşet verici olduğunu anlayan atinalılar dionysos tapınağında katlediliyor. bir spartalı kadın soruyor savaşta oğlunun ölüp ölmediğini merak etmeksizin: "savaşı kazandık mı?" asker yüzü yere teslim olmuş: "hanımefendi! oğlunuzu kaybettik!" tabii asker afallar ve zevkten dört köşe olmuş anaya bakıp bir iç geçirir. spartalı doğmuş olsa da aklı sicilya'da kalmıştır. bulunduğu yerden nefret etse de yaşamaya devam etmiş. zihnini kemiren o bütün düşüncelere ve çevresinde güle oynaşa gezinenlerle, kendi adlandırdığı üzere katliamcılarla dostluklar kurmaya çabalamış. insan doğasını görmüş o. peloponez'i görmüş ve korkmuş. babaların evlatlarını nasıl da öldürdüğünü görmüş. ve...

ve'si yok. bir bedbaht insanın okunmaya değmez yazısının ve'si yok. yazım, yazıklanmak kavramının vücut bulmuş hali olamayacak belki. yine de yazıklanabilir bir taraf da olacaktır mutlaka. bir anlamda günahlanıyorum.

edebiyatın günahı olmaz! çığlıklarım duyulmuyor. nice zamandır bu kadar mesut olmamıştım. görülmüyor hiçbir şey. önemi olmayan bir kimsenin önemi olmayan bir konuşma yapması kimler tarafından önemli görülebilir? cevap: hiç kimse. işte asıl günahlanacak durum da budur... ya da sizin deyiminizle hanımefendi: yazıklanacak.

ama varlığı meçhul biri ben olsa da bu tabloda, bir şey var anlaşılması gereken. hiç kimse için yaşamaya değmez. hele de kendiniz için! yaşamaya değmez, biliyorum. acıyla bezeli ince ruhumun yalnızlığını görmüyor musunuz? hayır, hayır!.. bunu yazmıştım ben daha önce! sözler bile tekrar ediyor kendini. yapılacak ne vardır geriye? yeraltına inmek mi? yoksa yürümeye devam etmek mi? ikisi de ölüm değil mi ya!

hayır, sorulması gereken sorulmadı henüz. biliyorum. hiç kimse duyamayacak beni. hiç kimse katlanamayacak bana! bedenime! zihnime! hanımlar, beyler... kendimi acındırdığımı görmüyor musunuz? sanırım görmüyorsunuz. o halde görün! o kutlanası riyakarlığınızı bilmiyor değilim, yüce gönüllü bir davranıştır yaptığınız şüphesiz. yine de görmüyorsunuz. görmüyordunuz ve göremeyeceksiniz! ileri bir gerçekte yaşadığınızı sanıp yalnızca kendinize hizmet edeceksiniz! kahrolası birisi olduğumu göremeyeceksiniz! ve ben yapayalnız öleceğim!

bu metnin altındaki gerçek anlaşılamayacak hiçbir zaman. yazıklanıp duracağız. ölüp ölüp dirileceğiz ve her şeyde bir hayır olduğu hakkında konuşacağız. her şeyin hayırlı olduğundan ve başımıza gelen felaketlerin bile aslında bir iyiye hizmet ettiğinden ve gerçeğin sürekli şekil değiştirdiğinden bahsedeceğiz. yiyip içeceğiz. insanlarla olacağız. onlara yalanlar söyleyeceğiz. onları aldatacağız. yalnızlıkla mücadele edeceğiz. bir insan bulmayı ve ona sımsıkı tutunmayı ümitsiz edeceğiz. kaostan uzaklaşmayı, huzura ermeyi isteyeceğiz. fakat yaş olmuş yetmiş. henüz umut var. halen var. olduğuna iman edip sürdüreceğiz bu ömrü. bir şeyler karşımıza çıkar diye düşüneceğiz. ve hakikatin bizi bulacağına... hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayacağız. yaş olunca seksen beş, hayra daha da sıkı tutunacağız. her şeyde bir hayır vardır. evet, elbette... o yumuşak ve nemli ellerimizle kapı kolunu çevirirken arkamızda bıraktığımız koltuğa derin derin bakacağız. usul usul çıkarken kapıdan havayı ciğerlerimize çekeceğiz ve... ve'si yok.

uzun bir yazı oldu sevgili okur ve ben halen yazıklanmak ile ilgili yazıyorum. onu var etmeye çalışıyorum. aslında temel amacım çoktandır belli oldu... yalnız kalmamak için yazıyormuşum meğerse! aman ne şaşırtıcı... yine de okunmayacak bu yazı, adım gibi eminim. ben bile okumazdım. öyle de huysuz bir adamım ben. bir nevi herkesim.

ama inanın kalemimin mürekkebi bitiyor. ve ben de hemen kaçıp gitmek istiyorum buralardan! bir otelin önünde diz çöküp yakaracağım sanırım tanrı'ya. ardına da şakağımdan vururum. "nereye?" diye soracaklar bana. "amerika'ya!" hayır, oraya da değil... svidrigailov görse gülerdi.

gecelerim gündüzlerime karıştı ve ben halen zayıflamaya devam ediyorum. her şeyden soğudum. yemiyor, içmiyorum. okumuyor, çalışmıyorum. duvarları bile seyrettiğim günleri özlüyorum.

ben isa değilim. ben pavlus'um. ya da pavlus bile olamayacak kadar bedbahtım. ama bu kadar kötülemek yeter. yazık, yazık... yazıklanıyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim