1.
yalnızlığın en çok dokunduğu an
şu an. bazen kendimi atasım geliyor camdan. klima tam da bana vuruyor. serin bir hava var içeride. dışarıdaki dünya benim şu an içinde bulunduğum dünyadan habersiz. dahası bu dünyayı anlamıyorlar. ben de zavallı gibi buraya yazıyorum. niçin? muhtemelen sesimi duyurmak için. insanların anlamadığını biliyorum, sanki ayrı bir dili konuşuyoruz, evet, ve bu, birçok insanın dediği gibi bir yanılsama değil. uzun uzun yazıp da bunu anlatmaya üşeniyorum açıkçası lakin dünyanın şu anki durumuna ve insanların birbirleriyle olan iletişimlerine bakıldığında durum daha iyi anlaşılacaktır. insanlar birbirini anlamaya çalışmıyor bile. ve asıl anlamadıkları şey de anlamaya çalışmalarının gerekmesi. elbet gerekmeyebilir de, herkesin felsefesi aynı olacak diye bir şey yoktur ama insan zaten kendisinin anlaşılmasını isteyen bir varlık. insan doğası budur. fakat kendi istediğini başkalarından esirgemesi, işte bu korkunçtur.
ekolojik sistem bozuluyor gün gittikçe, yapacak bir şey yok. devletler adeta koca bir kabus insanların dehşetini gösteren. adalet yok. evrensel adalet yok. uluslararası adalet yok. kıtlık var. kaos var.
kendimizi avutabiliriz. bir buda olabiliriz ve bütün bu korkunçluğun farkına vardığımızı ama aynı zamanda yaşamı şu anda yaşamamız gerektiğini savunabiliriz. şu anda hayattan zevk almaya zorlarız kendimizi.
ama hanımlar, baylar. piyanist çok yoruldu. bazen, öyle geceler oluyor ki, ağlama nöbetleriyle uyanıyorum. çeşitli nedenleri var elbette. etki eden şeyler. son bir yıldır yaşadığım korkunç süreç. ama ondan önce de böyleydi. insanlarca ötekileştirilen ben, hep yalnızdı.
yapayalnız oturur, düşünürdüm. ne yapacağım bu yalnızlıkla? insanlardan apayrı bir canlıyım adeta, derdim. "ama biliyorum da insan olduğumu en az onlar kadar. yine de benim anladıklarımı anlayamıyorlar. anlayamamaları önemli değil, sadece bu olsa keşke, önemli olan tevazu göstermeleri!"
hayır. bay piyanist insanlara çok anlam yüklüyor. aslında neresinden bakarsanız bakın, yalnızlık ve mutsuzluk çok abartılıyor. insanların esas iki problemi ha? kim diyor bunu? sokrates mi?
yine de, belki abartılsa da, bu kadar acıtmamalı. acısı bu kadar derin ve keskin olmamalı. gerçek bir acı sanki. belki de gerçektir, bilmiyorum.
gelgelelim bu gerçek acıdan bir kurtuluş yolu yok. kaderim bu düzlemin içinde sıkışmış sanki. başkalarına akıl verebiliyorum da kendime veremiyorum bir. ve bana verilen akıllar silikleşip toz oluyor sonunda. kitaplar okuyorum, ne işime yarıyor? kitaplar avuntu değil midir? yani genel çerçevede bilgi avuntu değil midir?
hayır. hiç de değildir. gerçeği bizler bilemeyiz. insan inanır. gerçek ise bilinemez ki. işte bu, hanımlar, baylar, bu yorucu. ve ben çok yoruldum. içime ağladığım suları da içtim, az önce.
ekolojik sistem bozuluyor gün gittikçe, yapacak bir şey yok. devletler adeta koca bir kabus insanların dehşetini gösteren. adalet yok. evrensel adalet yok. uluslararası adalet yok. kıtlık var. kaos var.
kendimizi avutabiliriz. bir buda olabiliriz ve bütün bu korkunçluğun farkına vardığımızı ama aynı zamanda yaşamı şu anda yaşamamız gerektiğini savunabiliriz. şu anda hayattan zevk almaya zorlarız kendimizi.
ama hanımlar, baylar. piyanist çok yoruldu. bazen, öyle geceler oluyor ki, ağlama nöbetleriyle uyanıyorum. çeşitli nedenleri var elbette. etki eden şeyler. son bir yıldır yaşadığım korkunç süreç. ama ondan önce de böyleydi. insanlarca ötekileştirilen ben, hep yalnızdı.
yapayalnız oturur, düşünürdüm. ne yapacağım bu yalnızlıkla? insanlardan apayrı bir canlıyım adeta, derdim. "ama biliyorum da insan olduğumu en az onlar kadar. yine de benim anladıklarımı anlayamıyorlar. anlayamamaları önemli değil, sadece bu olsa keşke, önemli olan tevazu göstermeleri!"
hayır. bay piyanist insanlara çok anlam yüklüyor. aslında neresinden bakarsanız bakın, yalnızlık ve mutsuzluk çok abartılıyor. insanların esas iki problemi ha? kim diyor bunu? sokrates mi?
yine de, belki abartılsa da, bu kadar acıtmamalı. acısı bu kadar derin ve keskin olmamalı. gerçek bir acı sanki. belki de gerçektir, bilmiyorum.
gelgelelim bu gerçek acıdan bir kurtuluş yolu yok. kaderim bu düzlemin içinde sıkışmış sanki. başkalarına akıl verebiliyorum da kendime veremiyorum bir. ve bana verilen akıllar silikleşip toz oluyor sonunda. kitaplar okuyorum, ne işime yarıyor? kitaplar avuntu değil midir? yani genel çerçevede bilgi avuntu değil midir?
hayır. hiç de değildir. gerçeği bizler bilemeyiz. insan inanır. gerçek ise bilinemez ki. işte bu, hanımlar, baylar, bu yorucu. ve ben çok yoruldum. içime ağladığım suları da içtim, az önce.
devamını gör...