zaman tüneli
aynı ayakkabıyı senelerce giyen insan
minyon ya da durağan insan işi.
47 numara ayak, hareketli de bir yaşam tarzı ve bu cüsseyle hiçbir marka 1 yıldan fazla dayanmıyor.
ayakkabıyı da anlıyorum, ben de bu yükü çeksem ben de eeeehh yeter ulan diye bir yerden yırtarım kendimi*
terrex bile dayanamıyor bana öyle hesaplayın.
he çok alakasız bir kar botu çok dayandı.
aceleyle gidilen bir tatil öncesi kar botumu dolaptan alırken deforme olduğunu fark edip hemen decathlon'dan uyduruk bir şey(bilek üzeri, öyle çizme tarzı değil) aldım.
aman aman, ne soğuk geçirdi ne ayaklarım ıslandı ne kayma yaptı... taş gibi ayakkabı.
sonra tatilden geldim, kış aylarında yaptığım her balık tutma, tekne ve kamp işlerinde onu giydim.
yok, hala ilk günkü gibi.
sonra onun gazıyla gidip o markadan başka ayakkabı aldım 3 ay dayandı*
demek ki o bot üretim hatası, yanlışlıkla çok iyi üretmişler.
47 numara ayak, hareketli de bir yaşam tarzı ve bu cüsseyle hiçbir marka 1 yıldan fazla dayanmıyor.
ayakkabıyı da anlıyorum, ben de bu yükü çeksem ben de eeeehh yeter ulan diye bir yerden yırtarım kendimi*
terrex bile dayanamıyor bana öyle hesaplayın.
he çok alakasız bir kar botu çok dayandı.
aceleyle gidilen bir tatil öncesi kar botumu dolaptan alırken deforme olduğunu fark edip hemen decathlon'dan uyduruk bir şey(bilek üzeri, öyle çizme tarzı değil) aldım.
aman aman, ne soğuk geçirdi ne ayaklarım ıslandı ne kayma yaptı... taş gibi ayakkabı.
sonra tatilden geldim, kış aylarında yaptığım her balık tutma, tekne ve kamp işlerinde onu giydim.
yok, hala ilk günkü gibi.
sonra onun gazıyla gidip o markadan başka ayakkabı aldım 3 ay dayandı*
demek ki o bot üretim hatası, yanlışlıkla çok iyi üretmişler.
devamını gör...
son hikaye
annemin yüz hatlarını hatırlamaya çalıştım. gözlerinin rengini, gülüşünü, ses tonunu... zihnimi zorladım. zihnimin derinliklerine indim ama anneme dair hiçbir şey bulamadım. hiçbir anı, hiçbir ses, hiçbir duygu yoktu. fotoğraftaki kadının yüzü tıpkı babamın klasöründeki o fotoğraflar gibiydi. odak dışı kalmış, bulanıklaşmış, kimliği silinmiş bir leke.
hayır diye fısıldadım kendi kendime. hayır bu imkansız.
cüzdanımı çıkardım. içindeki eski vesikalık fotoğraflara baktım. annemin vesikalık fotoğrafının üzerindeki renkler solmuştu. derisi pürüzsüzleşmiş, gözleri ve burnu kağıdın dokusu içinde eriyip gitmişti.
süreç çoktan başlamıştı.
kasaba sadece haritalardan silinmiyordu. oraya ait olan, o vadiyle bir şekilde bağı bulunan herkesin geçmişi, anıları ve yakınları yavaş yavaş dünyadan kazınıyordu. babam bu yüzden o odada tek başına ölse bile kimseyi aramamıştı. çünkü dış dünyada onu hatırlayacak, ona dokunacak kimse kalmamıştı.
dehşet duygusu içimi bir zehir gibi kapladı. eğer o vadiye gitmezsem, eğer o siyah karalamanın altındaki sırrı çözmezsem, birkaç gün içinde kendi adımı, yüzümü ve kim olduğumu da unutacaktım. bir gün uyanacaktım ve aynada gördüğüm yabancının kim olduğunu bile bilmeyecektim.
hayır diye fısıldadım kendi kendime. hayır bu imkansız.
cüzdanımı çıkardım. içindeki eski vesikalık fotoğraflara baktım. annemin vesikalık fotoğrafının üzerindeki renkler solmuştu. derisi pürüzsüzleşmiş, gözleri ve burnu kağıdın dokusu içinde eriyip gitmişti.
süreç çoktan başlamıştı.
kasaba sadece haritalardan silinmiyordu. oraya ait olan, o vadiyle bir şekilde bağı bulunan herkesin geçmişi, anıları ve yakınları yavaş yavaş dünyadan kazınıyordu. babam bu yüzden o odada tek başına ölse bile kimseyi aramamıştı. çünkü dış dünyada onu hatırlayacak, ona dokunacak kimse kalmamıştı.
dehşet duygusu içimi bir zehir gibi kapladı. eğer o vadiye gitmezsem, eğer o siyah karalamanın altındaki sırrı çözmezsem, birkaç gün içinde kendi adımı, yüzümü ve kim olduğumu da unutacaktım. bir gün uyanacaktım ve aynada gördüğüm yabancının kim olduğunu bile bilmeyecektim.
devamını gör...
izmir"de güzellik merkezi skandalı
bizim sözlükten biri sanırım
devamını gör...
son hikaye
eve dönüp yolculuk hazırlıklarına başlamam gerekiyordu. karadeniz'in o dik vadisine, gps koordinatlarının gösterdiği o kör noktaya gitmek artık bir merak değil, bir zorunluluktu. çünkü zihnimin köşesinde beliren o garip görüntüler, şakaklarımda solucan gibi atan o mor damar ve odamın eşiğinde sürüklenen o gölge, bana zamanımın azaldığını fısıldıyordu.
eve vardığımda saat öğleden sonra üçü geçiyordu. evin içi dışarıdan daha soğuk, daha karanlıktı. koridordan geçerken ayağımın altındaki tahtaların gıcırtısı sanki tek bir kelimeyi tekrarlıyordu. git... git... git...
yatak odamdaki büyük seyahat çantasını dolaptan çıkardım. içine kalın giysiler, su geçirmez bir mont, fenerler, yedek piller, küçük bir ilk yardım çantası ve babamın kaset çalarını koydum. yanıma alabildiğim kadar konserve gıda aldım. gideceğim yer haritalarda bile görünmeyen bir orman denizinin ortasıydı. orada beni karşılayacak bir otel ya da bir insan topluluğu bulup bulamayacağımı bilmiyordum.
çantayı hazırladıktan sonra salona geçtim. duvarda annem, babam ve benim çocukluğuma ait tek bir aile fotoğrafı asılıydı. 1990'ların başında, bir yaz günü çekilmişti.
fotoğrafa doğru yaklaştım. resme her gün bakardım ama bu kez garip bir şey vardı.
fotoğraftaki annemin yüzüne baktım.
nefesim boğazımda düğümlendi.
eve vardığımda saat öğleden sonra üçü geçiyordu. evin içi dışarıdan daha soğuk, daha karanlıktı. koridordan geçerken ayağımın altındaki tahtaların gıcırtısı sanki tek bir kelimeyi tekrarlıyordu. git... git... git...
yatak odamdaki büyük seyahat çantasını dolaptan çıkardım. içine kalın giysiler, su geçirmez bir mont, fenerler, yedek piller, küçük bir ilk yardım çantası ve babamın kaset çalarını koydum. yanıma alabildiğim kadar konserve gıda aldım. gideceğim yer haritalarda bile görünmeyen bir orman denizinin ortasıydı. orada beni karşılayacak bir otel ya da bir insan topluluğu bulup bulamayacağımı bilmiyordum.
çantayı hazırladıktan sonra salona geçtim. duvarda annem, babam ve benim çocukluğuma ait tek bir aile fotoğrafı asılıydı. 1990'ların başında, bir yaz günü çekilmişti.
fotoğrafa doğru yaklaştım. resme her gün bakardım ama bu kez garip bir şey vardı.
fotoğraftaki annemin yüzüne baktım.
nefesim boğazımda düğümlendi.
devamını gör...
bir incecik duman tüter bacadan
küçük guzu çünkü o...
devamını gör...
son hikaye
giriş amacının yazılması gereken sütuna babam kendi dik, keskin el yazısıyla tek bir cümle yazmıştı: izleri kağıttan silmek kolay. ama topraktan ve zihinden silmek zaman alıyor.
o satırı okurken şakaklarımdaki ağrı ani bir darbeyle geri döndü. zihnimin içinde bir şeylerin kırıldığını, bir camın çatlamasına benzer bir sesin beynimin kıvrımlarında yankılandığını hissettim. burnuma yine o aynı koku doldu. çürümüş çam yaprakları, nemli toprak ve yanık ahşap kokusu.
kütüphaneden nasıl çıktığımı, merdivenleri nasıl tırmandığımı hatırlamıyorum. dışarıya, gün ışığına çıktığımda gökyüzü daha da kararmıştı. ince bir yağmur çiselemeye başlamıştı. yağmur damlaları yüzüme çarptıkça buz gibi bir ürperti tüm bedenimi sarıyordu.
arabaya bindim. direksiyonu kavrayan ellerim titriyordu. torpido gözünden babamın o deri klasörünü ve 1974 tarihli topoğrafik haritayı çıkardım. haritadaki o kapkara karalamaya bir kez daha baktım. babanın notu zihnimde yankılanıyordu: burada kimse doğmadı. burada kimse ölmedi.
ama kayıtlara göre orada bir şeyler yaşanmıştı. bir şeyler yapılmıştı ve sonra o yapılan şeyin üzeri hem bürokrasiyle hem arşivlerle hem de fiziksel gerçekliğin kendisiyle örtülmüştü.
o satırı okurken şakaklarımdaki ağrı ani bir darbeyle geri döndü. zihnimin içinde bir şeylerin kırıldığını, bir camın çatlamasına benzer bir sesin beynimin kıvrımlarında yankılandığını hissettim. burnuma yine o aynı koku doldu. çürümüş çam yaprakları, nemli toprak ve yanık ahşap kokusu.
kütüphaneden nasıl çıktığımı, merdivenleri nasıl tırmandığımı hatırlamıyorum. dışarıya, gün ışığına çıktığımda gökyüzü daha da kararmıştı. ince bir yağmur çiselemeye başlamıştı. yağmur damlaları yüzüme çarptıkça buz gibi bir ürperti tüm bedenimi sarıyordu.
arabaya bindim. direksiyonu kavrayan ellerim titriyordu. torpido gözünden babamın o deri klasörünü ve 1974 tarihli topoğrafik haritayı çıkardım. haritadaki o kapkara karalamaya bir kez daha baktım. babanın notu zihnimde yankılanıyordu: burada kimse doğmadı. burada kimse ölmedi.
ama kayıtlara göre orada bir şeyler yaşanmıştı. bir şeyler yapılmıştı ve sonra o yapılan şeyin üzeri hem bürokrasiyle hem arşivlerle hem de fiziksel gerçekliğin kendisiyle örtülmüştü.
devamını gör...
kimin hayatını yaşıyorsun sorusu
ebeminkini...
devamını gör...
son hikaye
11 ekim ile 31 ekim arasındaki tam yirmi günlük yayın periyodu basitçe yoktu. kasım ayının ilk gününe ait sayfaya geldiğimde ise gazete hiçbir şey olmamış gibi gündelik siyasi haberlerle, hava durumu raporlarıyla ve küçük ilanlarla devam ediyordu. sanki o üç hafta bu dünyada hiç yaşanmamıştı.
bunu daha önce fark eden başka biri oldu mu diye sordum. sesim kütüphanenin bodrum katındaki taş duvarlarda boğuk bir yankı yaptı.
adam zayıf, damarlı elini çenesine götürdü. kuru derisini ovuştururken çıkan hışırtı sesi odadaki kasveti daha da artırdı. yıllar önce dedi fısıltıyla. ben henüz burada genç bir memurken, 1980'lerin başında bir adam gelmişti. tıpkı senin gibi uzun boylu, soğuk bakışlı biri. günlerce bu cildin başında oturdu. sayfaların eridiği yeri saatlerce inceledi.
göğsüme sıkı bir düğüm atıldı. babam dedim, dudaklarımdan dökülen kelimeye kendim bile inanmakta zorlanarak.
adını bilmiyorum dedi adam başını sallayarak. kimseyle konuşmazdı. ama gitmeden önce ziyaretçi kayıt defterine bir şeyler yazmıştı. o defter hala arşiv odasının girişindeki dolapta durur.
hızla arkamı dönüp deponun girişine doğru yürüdüm. yaşlı adam arkamdan aksayarak geliyordu. girişteki paslı metal dolabın kapağını açtım. içeride deri ciltleri soyulmuş, hamur kağıda basılmış onlarca eski kayıt defteri üst üste yığılmıştı. 1982 yılına ait olan defteri bulup masanın üzerine koydum.
sayfaları hızla çevirdim. sararmış yaprakların arasından geçmişin tozlu isimleri geçiyordu. ekim 1982 sayfasına geldiğimde parmağım bir satırın üzerinde durdu.
imza ve isim netti, babamın adıydı.
bunu daha önce fark eden başka biri oldu mu diye sordum. sesim kütüphanenin bodrum katındaki taş duvarlarda boğuk bir yankı yaptı.
adam zayıf, damarlı elini çenesine götürdü. kuru derisini ovuştururken çıkan hışırtı sesi odadaki kasveti daha da artırdı. yıllar önce dedi fısıltıyla. ben henüz burada genç bir memurken, 1980'lerin başında bir adam gelmişti. tıpkı senin gibi uzun boylu, soğuk bakışlı biri. günlerce bu cildin başında oturdu. sayfaların eridiği yeri saatlerce inceledi.
göğsüme sıkı bir düğüm atıldı. babam dedim, dudaklarımdan dökülen kelimeye kendim bile inanmakta zorlanarak.
adını bilmiyorum dedi adam başını sallayarak. kimseyle konuşmazdı. ama gitmeden önce ziyaretçi kayıt defterine bir şeyler yazmıştı. o defter hala arşiv odasının girişindeki dolapta durur.
hızla arkamı dönüp deponun girişine doğru yürüdüm. yaşlı adam arkamdan aksayarak geliyordu. girişteki paslı metal dolabın kapağını açtım. içeride deri ciltleri soyulmuş, hamur kağıda basılmış onlarca eski kayıt defteri üst üste yığılmıştı. 1982 yılına ait olan defteri bulup masanın üzerine koydum.
sayfaları hızla çevirdim. sararmış yaprakların arasından geçmişin tozlu isimleri geçiyordu. ekim 1982 sayfasına geldiğimde parmağım bir satırın üzerinde durdu.
imza ve isim netti, babamın adıydı.
devamını gör...
son hikaye
yaşlı adamın elindeki fenerin sarı, zayıf ışığı devasa gazete cildinin üzerine düştü. masaya doğru eğildim. ahşabın üzerine çökmüş toz bulutu genzimi yaktı, kısa bir öksürük nöbetiyle sarsıldım.
parmaklarım, 1974 yılının eylül ayının son günlerine ait sayfaların üzerinde gezindi. kağıt sararmıştı, dokundukça ufalanacakmış gibi duruyordu. sayfaları yavaşça, nefesimi tutarak çevirdim. 30 eylül... 1 ekim... 2 ekim...
ve sonra, gazete cildinin ortasında birdenbire bir uçurum belirdi.
yaşlı adamın söylediği doğruydu. ekim ayının ikinci haftasına girildiğinde sayfalar jiletle ya da makasla kesilmemişti. sayfa sırtında kalan kağıt lifleri, sanki üzerlerine bir kimyasal dökülmüş ya da organik bir çürüme sürecinden geçmiş gibi erimişti. kenarları tiftiklenmiş, kararmış ve lif lif ayrılmıştı. tıpkı bir cesedin çürürken sıvılaşması gibi, kağıdın selüloz dokusu orada kendi kendine yok olmuştu.
parmaklarım, 1974 yılının eylül ayının son günlerine ait sayfaların üzerinde gezindi. kağıt sararmıştı, dokundukça ufalanacakmış gibi duruyordu. sayfaları yavaşça, nefesimi tutarak çevirdim. 30 eylül... 1 ekim... 2 ekim...
ve sonra, gazete cildinin ortasında birdenbire bir uçurum belirdi.
yaşlı adamın söylediği doğruydu. ekim ayının ikinci haftasına girildiğinde sayfalar jiletle ya da makasla kesilmemişti. sayfa sırtında kalan kağıt lifleri, sanki üzerlerine bir kimyasal dökülmüş ya da organik bir çürüme sürecinden geçmiş gibi erimişti. kenarları tiftiklenmiş, kararmış ve lif lif ayrılmıştı. tıpkı bir cesedin çürürken sıvılaşması gibi, kağıdın selüloz dokusu orada kendi kendine yok olmuştu.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
gözüm bir yerlerden ısırıyor ama bilemedim. hep örnek olması ümidiyle.
devamını gör...
son hikaye
adam bana biraz daha yaklaştı. yüzündeki kırışıklıklar gölgede daha da derinleşti. ağzından çıkan nefes, çürümüş tütün ve eski kağıt kokuyordu.
yıllar önce, ben burada işe ilk başladığımda, o ciltleri düzenlerken fark etmiştim dedi fısıltıyla. 1974 yılının ekim ayına ait tam üç haftalık gazete nüshaları ciltlerden jiletle kesilip çıkarılmış. sadece bir gazeteden değil. buraya gelen tüm yerel yayınların o üç haftalık kısımları yok. göğsümdeki baskı daha da arttı. kim kesmiş? bir resmi görevli mi?
hiçbir kayıt yok dedi yaşlı adam, başını iki yana sallayarak. sayfalar öylece yok olmuş. ama daha garip olan ne biliyor musun? cevap vermedim, sadece gözlerinin içine baktım.
sayfaların kesildiği yerlerdeki kağıat kalıntılarına baktığımda dedi ve duraksadı. sanki söyleyeceği şeyden kendi de korkuyordu. kağıt kesilmemiş gibiydi. tıpkı o sayfalar hiç basılmamış, cildin ortasında hiç var olmamış gibi kağıdın dokusu oralarda erimişti. git bak kendin gör.
yıllar önce, ben burada işe ilk başladığımda, o ciltleri düzenlerken fark etmiştim dedi fısıltıyla. 1974 yılının ekim ayına ait tam üç haftalık gazete nüshaları ciltlerden jiletle kesilip çıkarılmış. sadece bir gazeteden değil. buraya gelen tüm yerel yayınların o üç haftalık kısımları yok. göğsümdeki baskı daha da arttı. kim kesmiş? bir resmi görevli mi?
hiçbir kayıt yok dedi yaşlı adam, başını iki yana sallayarak. sayfalar öylece yok olmuş. ama daha garip olan ne biliyor musun? cevap vermedim, sadece gözlerinin içine baktım.
sayfaların kesildiği yerlerdeki kağıat kalıntılarına baktığımda dedi ve duraksadı. sanki söyleyeceği şeyden kendi de korkuyordu. kağıt kesilmemiş gibiydi. tıpkı o sayfalar hiç basılmamış, cildin ortasında hiç var olmamış gibi kağıdın dokusu oralarda erimişti. git bak kendin gör.
devamını gör...
son hikaye
arabaya bindiğimde hava kurşun gibi ağırdı. gökyüzü gri, alçak bulutlarla kaplıydı. sanki üzerime çökmeye hazırlanan devasa bir tavan gibiydi. şehir merkezine doğru sürerken sokaklardaki insanlara baktım. otobüs duraklarında bekleyenler, kaldırımda yürüyenler, arabalarının içinde oturanlar... hepsinin yüzleri bana garip bir şekilde yabancı gelmeye başladı. sanal bir dünyanın içindeki ifadesiz figürler gibiydiler. kimsenin kimseyle gerçekten konuşmadığı, herkesin kendi içindeki boşluğa baktığı bir simülasyonun içinde sürükleniyordum sanki.
şehir merkezindeki o rutubetli, taş binaya ulaştım. il kütüphanesinin alt katındaki gazete arşivi, yerin iki kat altında, havalandırması yetersiz, loş bir depodaydı. arşiv görevlisi, yüzü kırışıklıklarla kaplı, kalın camlı gözlükler takan yaşlı bir adamdı. adımlarımı takip eden gözlerinde derin bir bıkkınlık ve şüphe vardı.
1974 yılının doğu karadeniz yerel gazetelerini görmek istiyorum dedim. sesim depodaki küflü rafların arasında boğuk çıktı.
yaşlı adam gözlüklerinin üstünden bana baktı. hangi gazete? karadeniz sesi mi, doğu ekspres mi?
ikisi de dedim. özellikle 1974 yılının sonbahar aylarına ait olanlar. eylül, ekim, kasım.
adam derin bir iç çekti, oturduğu ahşap tabureden gıcırtıyla kalktı ve deponun en karanlık, tozlu arka raflarına doğru ilerledi. onu takip ettim. ayaklarımızın altındaki çimento zeminde biriken tozlar hafif hışırtılar çıkarıyordu. rafların arası o kadar dardı ki, omuzlarım devasa gazete ciltlerine sürtünüyordu.
adam en arkadaki rafın önünde durdu. siyah, bez kaplı devasa bir cildi raftan çekip çıkardı. masanın üzerine bıraktığında havaya koca bir toz bulutu kalktı.
1974 cildi bu, dedi adam soğuk bir sesle. ama aradığını bulabileceğinden emin değilim. o yılın arşivlerinde garip bir eksiklik var.
parmağım gazete cildinin sert kapağında donup kaldı. nasıl bir eksiklik?
şehir merkezindeki o rutubetli, taş binaya ulaştım. il kütüphanesinin alt katındaki gazete arşivi, yerin iki kat altında, havalandırması yetersiz, loş bir depodaydı. arşiv görevlisi, yüzü kırışıklıklarla kaplı, kalın camlı gözlükler takan yaşlı bir adamdı. adımlarımı takip eden gözlerinde derin bir bıkkınlık ve şüphe vardı.
1974 yılının doğu karadeniz yerel gazetelerini görmek istiyorum dedim. sesim depodaki küflü rafların arasında boğuk çıktı.
yaşlı adam gözlüklerinin üstünden bana baktı. hangi gazete? karadeniz sesi mi, doğu ekspres mi?
ikisi de dedim. özellikle 1974 yılının sonbahar aylarına ait olanlar. eylül, ekim, kasım.
adam derin bir iç çekti, oturduğu ahşap tabureden gıcırtıyla kalktı ve deponun en karanlık, tozlu arka raflarına doğru ilerledi. onu takip ettim. ayaklarımızın altındaki çimento zeminde biriken tozlar hafif hışırtılar çıkarıyordu. rafların arası o kadar dardı ki, omuzlarım devasa gazete ciltlerine sürtünüyordu.
adam en arkadaki rafın önünde durdu. siyah, bez kaplı devasa bir cildi raftan çekip çıkardı. masanın üzerine bıraktığında havaya koca bir toz bulutu kalktı.
1974 cildi bu, dedi adam soğuk bir sesle. ama aradığını bulabileceğinden emin değilim. o yılın arşivlerinde garip bir eksiklik var.
parmağım gazete cildinin sert kapağında donup kaldı. nasıl bir eksiklik?
devamını gör...
son hikaye
topoğrafik hata ibaresini okurken alt çenem seyirdi. yüzlerce ahşap evin, sokakların, bir çeşmenin ve insan yaşamının olduğu bir vadi, tek bir harita dairesi kararıyla hiç var olmamış sayılamazdı. bir köy yanabilirdi, bir heyelan altında kalabilirdi ya da salgın hastalık yüzünden tahliye edilebilirdi. ama o zaman arşivlerde bir afet raporu, bir tahliye kararı veya bir askeri karantina kaydı bulunurdu.
burada ise hiçbir şey yoktu. insanlar, binalar ve toprak, bir silgiyle kağıttan kazınır gibi resmi tarihten kazınmıştı.
bilgisayarın başından kalkıp şehir merkezindeki eski il kütüphanesine ve devlet arşivleri bölge müdürlüğüne gitmeye karar verdim. babamın klasöründeki o yüzsüz insanların fotoğrafları ve teyp kasetindeki o korkunç kırılma sesi zihnimde dönüp duruyordu. eğer orada fiziksel bir şey yaşandıysa, o dönemin yerel gazeteleri mutlaka bir şeyler yazmış olmalıydı.
burada ise hiçbir şey yoktu. insanlar, binalar ve toprak, bir silgiyle kağıttan kazınır gibi resmi tarihten kazınmıştı.
bilgisayarın başından kalkıp şehir merkezindeki eski il kütüphanesine ve devlet arşivleri bölge müdürlüğüne gitmeye karar verdim. babamın klasöründeki o yüzsüz insanların fotoğrafları ve teyp kasetindeki o korkunç kırılma sesi zihnimde dönüp duruyordu. eğer orada fiziksel bir şey yaşandıysa, o dönemin yerel gazeteleri mutlaka bir şeyler yazmış olmalıydı.
devamını gör...
zamanımı alma beni al
(bkz: albeni)
devamını gör...
kimin hayatını yaşıyorsun sorusu
tamamen kendi hayatımı yaşıyorum.
ne istediysem onu yaptım bugüne kadar ve o kararlarımın getirileriyle mutluyum.
zaten başka türlüsü de bana gelmezdi.
he istediklerimi yapabilmek için ebemle çok cinsel ilişkiye girdiler ama yapacak bir şey yoktu.
havadan gelen olmayınca neylesin kral?
ne istediysem onu yaptım bugüne kadar ve o kararlarımın getirileriyle mutluyum.
zaten başka türlüsü de bana gelmezdi.
he istediklerimi yapabilmek için ebemle çok cinsel ilişkiye girdiler ama yapacak bir şey yoktu.
havadan gelen olmayınca neylesin kral?
devamını gör...
son hikaye
gün ışığında her şey daha mantıklı görünmeliydi, değil mi? ama görünmüyordu. aksine, babamın bıraktığı izler gündüzün çıplaklığı altında daha da korkunç bir hal alıyordu.
önce internette araştırma yapmaya karar verdim. içişleri bakanlığının ve nüfus ve vatandaşlık işleri genel müdürlüğünün açık arşiv sistemlerine girdim. eski işim gereği bu sistemlerde arama yapmayı iyi biliyordum.
haritadaki koordinatları ve babamın kasetinde bahsettiği olası eski idari isimleri sisteme girdim. arama yapılıyor...
sistem sonuç bulunamadı uyarısı verdi.
farklı bir yöntem denedim. doğu karadeniz bölgesi için 1970 ile 1980 yılları arasındaki tüm köy, belde ve idari birim değişikliklerini gösteren resmi harita arşivlerini taradım. karadenizin o vadi yatağı, 1970 öncesindeki haritalarda ormanlık vadi alanı olarak geçiyordu. ancak 1974 yılına ait resmi haritalara geldiğimde garip bir durumla karşılaştım.
1974 yılının altıncı ayına ait kadastro haritasında o vadide k-44 kodlu bir yerleşim alanı görünüyor, altında ise nüfus: kayıtsız ibaresi yer alıyordu.
fakat aynı sistemde 1974 yılının on birinci ayına, yani sadece beş ay sonrasına ait haritayı açtığımda k-44 kodu tamamen silinmişti. yeri sadece beyaz bir boşluk olarak bırakılmıştı. haritanın dipnotunda ise bürokratik dilde yazılmış tek bir soğuk cümle vardı: topoğrafik hata sebebiyle haritadan çıkarılmıştır.
önce internette araştırma yapmaya karar verdim. içişleri bakanlığının ve nüfus ve vatandaşlık işleri genel müdürlüğünün açık arşiv sistemlerine girdim. eski işim gereği bu sistemlerde arama yapmayı iyi biliyordum.
haritadaki koordinatları ve babamın kasetinde bahsettiği olası eski idari isimleri sisteme girdim. arama yapılıyor...
sistem sonuç bulunamadı uyarısı verdi.
farklı bir yöntem denedim. doğu karadeniz bölgesi için 1970 ile 1980 yılları arasındaki tüm köy, belde ve idari birim değişikliklerini gösteren resmi harita arşivlerini taradım. karadenizin o vadi yatağı, 1970 öncesindeki haritalarda ormanlık vadi alanı olarak geçiyordu. ancak 1974 yılına ait resmi haritalara geldiğimde garip bir durumla karşılaştım.
1974 yılının altıncı ayına ait kadastro haritasında o vadide k-44 kodlu bir yerleşim alanı görünüyor, altında ise nüfus: kayıtsız ibaresi yer alıyordu.
fakat aynı sistemde 1974 yılının on birinci ayına, yani sadece beş ay sonrasına ait haritayı açtığımda k-44 kodu tamamen silinmişti. yeri sadece beyaz bir boşluk olarak bırakılmıştı. haritanın dipnotunda ise bürokratik dilde yazılmış tek bir soğuk cümle vardı: topoğrafik hata sebebiyle haritadan çıkarılmıştır.
devamını gör...
son hikaye
elime komodinin üzerindeki ağır feneri aldım. ayağa kalkarken dizlerimin titremesine engel olamadım. kapı kolunu aniden aşağı indirip kapıyı dışarıya doğru ittim. fenerin parlak, beyaz ışığını koridora doğrulttum.
hiçbir şey yoktu. koridor boştu.
ama fenerin ışığı babamın öldüğü yerdeki o siyah, kurumuş lekenin üzerine düştüğünde, lekenin üzerindeki toz tabakasının taze bir şekilde kenara sıyrıldığını gördüm. tıpkı az önce oradan çıplak, sürüklenen bir beden geçmiş gibi.
sabahın ilk ışıkları pencereye vurduğunda hiç uyumamıştım. gözlerimin arkasında çekiçle vuruyorlarmış gibi zonklayıcı bir ağrı vardı. aynadaki yüzüme baktım. yanaklarım çökmüş, göz altlarım morarmış, derim gri bir kadavra rengini almıştı. ama en garibi, sağ şakğımda belirip kaybolan o ince, mor damardı. zihnim her o vadideki siyah karalamaya kaysa, o damar bir solucan gibi derimin altında atmaya başlıyordu.
mutfakta kendime koyu, acı bir kahve yaptım. kahvenin tadı bile metalik ve paslıydı. sanki ağzımın içi kan dolmuş gibi. telefonumu, babamın deri klasörünü ve o yıpranmış haritayı masaya serdim.
hiçbir şey yoktu. koridor boştu.
ama fenerin ışığı babamın öldüğü yerdeki o siyah, kurumuş lekenin üzerine düştüğünde, lekenin üzerindeki toz tabakasının taze bir şekilde kenara sıyrıldığını gördüm. tıpkı az önce oradan çıplak, sürüklenen bir beden geçmiş gibi.
sabahın ilk ışıkları pencereye vurduğunda hiç uyumamıştım. gözlerimin arkasında çekiçle vuruyorlarmış gibi zonklayıcı bir ağrı vardı. aynadaki yüzüme baktım. yanaklarım çökmüş, göz altlarım morarmış, derim gri bir kadavra rengini almıştı. ama en garibi, sağ şakğımda belirip kaybolan o ince, mor damardı. zihnim her o vadideki siyah karalamaya kaysa, o damar bir solucan gibi derimin altında atmaya başlıyordu.
mutfakta kendime koyu, acı bir kahve yaptım. kahvenin tadı bile metalik ve paslıydı. sanki ağzımın içi kan dolmuş gibi. telefonumu, babamın deri klasörünü ve o yıpranmış haritayı masaya serdim.
devamını gör...
son hikaye
çalışma odasından çıkıp kapıyı tekrar kilitlediğimde, anahtarın cebimdeki ağırlığı bacağıma bir külçe gibi basıyordu. yatak odama geçtim, üzerimdeki giysileri bile çıkarmadan yatağın kenarına iliştim. karanlık odada tek ses, göğsümün içinden yükselen o düzensiz, yırtıcı kalp atışlarımdı. tavana diktiğim gözlerim, sokak lambalarının perdeden içeri süzülen soluk sarı ışığında şekillenen hayali siluetleri takip ediyordu.
saat gecenin üçünü geçtiğinde evin içindeki tahtalar esnemeye başladı. sıradan bir ahşap gıcırtısı değildi bu. koridordan, tam da babamım öldüğü o noktadan başlayan ritmik bir sürtünme sesi geliyordu. tıpkı ağır, ıslak bir çuvalın parke üzerinde yavaşça sürüklenmesi gibi.
nefesimi tuttum. yatakta milim kıpırdamadan kulağımı kapıya kabarttım. ses yavaşça ilerledi, yatak odamın kapısının önünde durdu. eşiğin altındaki boşluktan içeriye buz gibi bir hava akımı sızdı. burnuma yine o koku geldi. rutubetli toprak, çürümüş çam yaprakları ve sönmüş ahşap yangını kokusu.
saat gecenin üçünü geçtiğinde evin içindeki tahtalar esnemeye başladı. sıradan bir ahşap gıcırtısı değildi bu. koridordan, tam da babamım öldüğü o noktadan başlayan ritmik bir sürtünme sesi geliyordu. tıpkı ağır, ıslak bir çuvalın parke üzerinde yavaşça sürüklenmesi gibi.
nefesimi tuttum. yatakta milim kıpırdamadan kulağımı kapıya kabarttım. ses yavaşça ilerledi, yatak odamın kapısının önünde durdu. eşiğin altındaki boşluktan içeriye buz gibi bir hava akımı sızdı. burnuma yine o koku geldi. rutubetli toprak, çürümüş çam yaprakları ve sönmüş ahşap yangını kokusu.
devamını gör...
son hikaye
şakaklarıma saplanan şiddetli bir ağrıyla gözlerimi kapattım. zihnimin karanlığında bir anlığına bir görüntü belirdi. sisle kaplı, dik bir vadide duruyordum. çamurlu bir yolun kenarında siyah ahşap evler yükseliyordu. ve o evlerin kapılarından çıkıp bana doğru yürüyen, yüzleri olmayan, eklemleri ters bükülmüş figürler vardı. bana bakmıyorlardı çünkü gözleri yoktu ama beni hissediyorlardı
gözlerimi dehşetle açtım. masadaki lambanın ışığı titredi ve söndü. odayı kapkaranlık bir sessizlik kapladı.
artık kaçış yoktu. babamın neden tüm hayatını bu odada geçirdiğini, bana neden bir yabancı gibi baktığını anlamaya başlıyordum. o, zihninde o kasabayla yaşamıştı. ve şimdi o kasaba, haritadaki siyah karalamanın altından çıkıp beni çağırıyordu.
ayağa kalktım. telefonumu, babamın deri klasörünü ve o eski haritayı çantama tıkıştırdım. yarın sabah gün doğmadan yola çıkacaktım. çünkü biliyordum ki, eğer bu evde bir gece daha kalırsam, tavan arasındaki gölgeler ve perdelerin arkasındaki o karaltı beni hiç var olmamışım gibi bu dünyadan silecekti.
gözlerimi dehşetle açtım. masadaki lambanın ışığı titredi ve söndü. odayı kapkaranlık bir sessizlik kapladı.
artık kaçış yoktu. babamın neden tüm hayatını bu odada geçirdiğini, bana neden bir yabancı gibi baktığını anlamaya başlıyordum. o, zihninde o kasabayla yaşamıştı. ve şimdi o kasaba, haritadaki siyah karalamanın altından çıkıp beni çağırıyordu.
ayağa kalktım. telefonumu, babamın deri klasörünü ve o eski haritayı çantama tıkıştırdım. yarın sabah gün doğmadan yola çıkacaktım. çünkü biliyordum ki, eğer bu evde bir gece daha kalırsam, tavan arasındaki gölgeler ve perdelerin arkasındaki o karaltı beni hiç var olmamışım gibi bu dünyadan silecekti.
devamını gör...
