zaman tüneli
öpüşürken içimize mi çekiyoruz yoksa üflüyor muyuz sorunsalı
yapış yapış ıyyy
devamını gör...
sözlük yazarlarının en gereksiz uzmanlık alanı
motorsiklet sürücü ekipmanları
devamını gör...
ı say a little prayer for you
şarkı.
i say a little prayer for u-şarkının hikayesi:
vietnam savası. kamuoyunda yogun karsı cıkıs var. ve askerdeki sevgilisine kadın diyor ki:
in the morning before ı put on my make-up ı say a litlle prayer for u to protect u!
good mooorning vietnam!
i say a little prayer for u-şarkının hikayesi:
vietnam savası. kamuoyunda yogun karsı cıkıs var. ve askerdeki sevgilisine kadın diyor ki:
in the morning before ı put on my make-up ı say a litlle prayer for u to protect u!
good mooorning vietnam!
devamını gör...
öpüşürken içimize mi çekiyoruz yoksa üflüyor muyuz sorunsalı
gittiğim bir kitap kafenin sahibi şöyle demişti, "her zaman kolay değil sevmeden sevişmek ve tanımak o vücudu." yani karşılıklı sevgi olduktan sonra içine mi çektin dışına mı üfledin bir önemi yok. öpüşme karşılıklı sevgi ve saygı işidir. mesela dersiniz aşkım çok içimize çekiyoruz biraz da dışına üfleyelim bir orta yol bulunur. insanlara akıl vermek de doğru olmaz. öpüşme kişiye özeldir kısaca...
devamını gör...
düzelmek
kendini kapatıp bir aç bakalım. düzeliyor musun?
devamını gör...
nicki uzun olanın şeyinin kısa olması
benim kaçtır mesela hehe..*
devamını gör...
öpüşürken içimize mi çekiyoruz yoksa üflüyor muyuz sorunsalı
(bkz: dudak tiryakiliği)
devamını gör...
abdullah çatlı
uyuşturucu ve silah kaçakçısı, bir bilim insanı ve 7 üniversite öğrencisinin katili, birçok faili meçhulün müsebbibi devlet teröristi.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en gereksiz uzmanlık alanı
memleketin genel durumu dolayısıyla masmaalesef felsefe olandır... yoksa asoiaf evrenine gereksiz derecede hakimliğim de sayılabilirdi.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en gereksiz uzmanlık alanı
çok absürt olmayan bir şarkıyı bir kere dinleyeyim, 10 dakika sonra çalabilirim.
formenlik yaptığım dönemde metre kullanmadan hemen hemen her şeyi 2-3 santim farkla ölçebiliyordum.
formenlik yaptığım dönemde metre kullanmadan hemen hemen her şeyi 2-3 santim farkla ölçebiliyordum.
devamını gör...
yazarları bir anda sinirlendirecek küçük detaylar
vardır illaki aramızda ota boka sinirlenen. onlardan birisi de benim galiba. şöyle sıralayabilirim.
1- yüksek sesle konuşmak.
2- şapır şupur yemek yemek.
3- ayağını yere sürterek yürünmesi.
4- kablolu kulaklığın kablosunun her türlü birbirine dolanması.
5- erken gitmene rağmen otobüsü/minibüsü/serivisi kaçırmış olman.
6- topluluk içinde nasıl davranılacağını bilmeyen insanlar.
bu saatte bunlar geldi aklıma...
1- yüksek sesle konuşmak.
2- şapır şupur yemek yemek.
3- ayağını yere sürterek yürünmesi.
4- kablolu kulaklığın kablosunun her türlü birbirine dolanması.
5- erken gitmene rağmen otobüsü/minibüsü/serivisi kaçırmış olman.
6- topluluk içinde nasıl davranılacağını bilmeyen insanlar.
bu saatte bunlar geldi aklıma...
devamını gör...
çocukken sahip olunan saçma korkular
elm sokağındaki abiden çok korkardım ben. yatağımın içinden kolları çıkacak gibi gelirdi yattığım zaman. bir de sürekli gittiğimiz annemin arkadaşlarında uzun bir koridor vardı. koridorda bulunan odaların oradan zıplayarak geçerdim, elm sokağında öyle bir sahne de var. ulan robert englund alacağın olsun, bir neslin rüyalarına girdin köpek herif.
devamını gör...
yazarların kendi kendine yaptığı saçma hareketler
ben uyurken sol kolum yatağın altında olur ve yüzüstü yatarım. sol elimde de nah işareti yaparım. neden bilmiyorum öyle daha rahat ediyorum gibi geliyor.
devamını gör...
graveworm (yazar)
allah aşkına şu fake hesap muhabbetinizi ve aranızdaki deli saçması tartışmaları benden uzak tutun efem.
devamını gör...
saint anger
bu albümden sonra metallica'ya sevgimin, saygımın tamamen bitti bir gerçektir.
bu arada hoşgelmiş. umarım kadındır. :)
bu arada hoşgelmiş. umarım kadındır. :)
devamını gör...
hakan fidan
isa ilyasoğlu denen tinercinin açıklamalarını ciddiye almak için ya tinerci ya da 3 iqlu olmak lazım.
mit'in almanya'da kerhane işlettiğini iddia eden biri, darbeci kenan evren faşosunu öve öve yere göğe sığdıramayan, kızılelma uçağı için "bunlar maket lan uçamaz lan bunlar muhahja" diyen müptezelin teki.boyle modellerin tamamen kendi gotu kaynaklı üfürizmalarina inanacak kadar da saf olmayın karşim.
mit'in almanya'da kerhane işlettiğini iddia eden biri, darbeci kenan evren faşosunu öve öve yere göğe sığdıramayan, kızılelma uçağı için "bunlar maket lan uçamaz lan bunlar muhahja" diyen müptezelin teki.boyle modellerin tamamen kendi gotu kaynaklı üfürizmalarina inanacak kadar da saf olmayın karşim.
devamını gör...
alzheimer
genellikle yaşlı insanlarda ortaya çıkan ve hastanın yavaş yavaş her şeyi unutmasını sağlayan lanet bir hastalıktır. ve bilinenin aksine bu hastalığın bir ilacı yoktur, tedavisi yoktur. ilerlemesini engelleyici bir ilaç var, o da kişiden kişiye değişir. hee eğer çok zenginseniz amerika'da kutusu 25.000$'a deneysel ilaçlardan alabilirsiniz.
babama ilk 4-5 sene demans teşhisi konuldu. o zamanlar yine iyiydi geziyorduk, eğleniyorduk, konuşuyorduk falan. ondan sonra biraz ilerlemeye başladı ve doktorumuz "eşiniz için daha iyi olduğunu düşündüğüm için söylüyorum, biraz daha küçük, az kalabalık olan bir şehire taşınma ihtimaliniz varsa taşınmanızı isterim" dedi ve biz de dediğini yaptık. istanbul'dan şu an bulunduğum ile taşındık. fakat taşınma işleri, kafa karışıklığı, ailedeki sürekli yorgunluk ve stres babamı da kötü etkiledi. biraz daha ilerlemeye başladı. geceleri kalkıp dolaşmalar, sabahları tuvalet yerine balkona küçük tuvaletini yapmalar falan...
o taşındığımız evdeki ev sahibimiz sağolsun ilk sene %50 ikinci sene %125 zam yapınca oradan da taşınmak zorunda kaldık. bu sefer babamı daha da etkiledi. artık çok fazla yürüyemeyen, cümle kuramayan, yatağa işeyen bir adam haline geldi. annem yatakları ayırdı, ikili yatak vardı onu sattık, 2 tane tekli yatak aldık. her gün özel çarşaf, su geçirmez bir şeyler falan sermeye başladık, çünkü her gece oluyordu bu olay. bu olaylar yaşandığında dayımı kaybettik. o da babamı çok etkiledi, 40'ına gittiğimizin ertesi günü ayaklarının üzerine basamadı. 15 gün yatalak kaldı. ona özel yataklar alındı, yatak yanığı için kremler alındı, yatalak insanların yattığı yerde temizlenmesi için üretilen bezler alındı, tekerlekli sandalye alındı vs... neyse ki geçici bir durumdu ve yine ayaklandı. fakat bu sefer de eskisi gibi yemek yiyemiyordu, çok fazla çiğniyordu ve yutamıyordu, sürekli yere paralel oturuyordu (yani kafası sürekli yerdeydi), o şekilde yemek yedirmeye çalışıyorduk.
bunlardan sonra sindirim sistemi de durmaya başladı. büyük tuvaletine çıkarabilmek için 2 gecede bir özel ilaç veriyorduk, o da yetmiyordu lavman yapıyorduk. her gece bezliyorduk falan. evde tekerlekli sandalyeyle sağa sola götürüyordum, oradan düşüyordu. koltuğa oturtuyordum oradan yere düşüyordu. artık dik oturamıyordu yani anlayacağınız.
en sonunda da 26 mart 2026'da kahvaltıdan sonra kollarımda vefat etti.
yani demem o ki; çok lanet bir hastalık. hastaya zor, bakana daha da zor. eğer tanıdığınız varsa lütfen sabırlı olsunlar. tekrardan allah kimseye böyle bir hastalık vermesin...
babama ilk 4-5 sene demans teşhisi konuldu. o zamanlar yine iyiydi geziyorduk, eğleniyorduk, konuşuyorduk falan. ondan sonra biraz ilerlemeye başladı ve doktorumuz "eşiniz için daha iyi olduğunu düşündüğüm için söylüyorum, biraz daha küçük, az kalabalık olan bir şehire taşınma ihtimaliniz varsa taşınmanızı isterim" dedi ve biz de dediğini yaptık. istanbul'dan şu an bulunduğum ile taşındık. fakat taşınma işleri, kafa karışıklığı, ailedeki sürekli yorgunluk ve stres babamı da kötü etkiledi. biraz daha ilerlemeye başladı. geceleri kalkıp dolaşmalar, sabahları tuvalet yerine balkona küçük tuvaletini yapmalar falan...
o taşındığımız evdeki ev sahibimiz sağolsun ilk sene %50 ikinci sene %125 zam yapınca oradan da taşınmak zorunda kaldık. bu sefer babamı daha da etkiledi. artık çok fazla yürüyemeyen, cümle kuramayan, yatağa işeyen bir adam haline geldi. annem yatakları ayırdı, ikili yatak vardı onu sattık, 2 tane tekli yatak aldık. her gün özel çarşaf, su geçirmez bir şeyler falan sermeye başladık, çünkü her gece oluyordu bu olay. bu olaylar yaşandığında dayımı kaybettik. o da babamı çok etkiledi, 40'ına gittiğimizin ertesi günü ayaklarının üzerine basamadı. 15 gün yatalak kaldı. ona özel yataklar alındı, yatak yanığı için kremler alındı, yatalak insanların yattığı yerde temizlenmesi için üretilen bezler alındı, tekerlekli sandalye alındı vs... neyse ki geçici bir durumdu ve yine ayaklandı. fakat bu sefer de eskisi gibi yemek yiyemiyordu, çok fazla çiğniyordu ve yutamıyordu, sürekli yere paralel oturuyordu (yani kafası sürekli yerdeydi), o şekilde yemek yedirmeye çalışıyorduk.
bunlardan sonra sindirim sistemi de durmaya başladı. büyük tuvaletine çıkarabilmek için 2 gecede bir özel ilaç veriyorduk, o da yetmiyordu lavman yapıyorduk. her gece bezliyorduk falan. evde tekerlekli sandalyeyle sağa sola götürüyordum, oradan düşüyordu. koltuğa oturtuyordum oradan yere düşüyordu. artık dik oturamıyordu yani anlayacağınız.
en sonunda da 26 mart 2026'da kahvaltıdan sonra kollarımda vefat etti.
yani demem o ki; çok lanet bir hastalık. hastaya zor, bakana daha da zor. eğer tanıdığınız varsa lütfen sabırlı olsunlar. tekrardan allah kimseye böyle bir hastalık vermesin...
devamını gör...

