üst not: uzun tanımdır
t: yazarların yaşama tutunma sebepleri.
evet güldük eğlendik, şimdi biraz geceyi ciddi kapatmak lazım. sen mesela muhtemelen ölmeyi çok defa düşündün, yaşamak bir sefillik, sen de belki intiharı denedi, hatta birkaç kez. yada sen intihardan korktun ve geceleri ölmeyi diledin. evet oluyor öyle. varsa içinde dürten şeyler iyi oku, durumun yoksa okumaya banane.
herkesin derdi, hastalığı kendinedir. burada ne dert anlatacağım ne de hastalık. epeydir düşündüğüm bir konu, belki defalarca pes etmiş biri olarak, sürekli depresif gezen bir korkak olarak bu motivasyonu irdelemesi gereken son insanım.
*
ancak samimi şekilde söylüyorum ki ölmek istediğim zamandan
#183289 ölmek istediğim mekana kadar herşeyi epeyce uzun bir zaman düşündüm.
intihar kararı
bence iki şekilde alınıyor. ilki aniden gelen bir karar. aniden gelen kafana gelen bir imge. tam şuanda gelen ölme isteği. birikmiş değil. öylece, durduk yere.
tam şuan gebermelisin yarasa. bence bu histe bir sakınca yok, biraz düşünmeye teşvik eder, eğer gerçek bir yılmışlardansanız ancak o zaman sıkıntı teşkil edebilir. aniden kendini öldüren insanların bu kararı aniden aldığını düşünürsünüz ama aslında onlar bu gruba dahil değildir.
"ama nasıl yaaa, hiç sorunu bile yoktu, daha dün gülüyordu!" hayır bu insanlar bu gruba dahil değil.
ikinci gruba dahiller.
uzun süreçte alınan intihar kararı. işte en tehlikelisi, bu insanlar aniden intihar ederler, gözü karartmışlardır. anlamazsınız bile nedeni nasılı, o kadar kafaya koymuşlardır ki belli bile etmezler ki.
bu iki hissi de tattım. oturup aylarca en etkili, en acısız intiharı düşündüm durdum. araştırma dahi yaptım
* mekan seçtim, kıyafet bile seçtim, mektup da yazdım.
yada tam kahkaha atarken gözümün önüne intihar sahneleri geldiği de oldu. öylece, yok yere. durduk yere.
uzun uzun yıllar, idrak edemeyeceğiniz kadar derin bir inziva, içe dönüş artık ne bok derseniz onu deyin, hah işte girdim ben ona, tüm bu kayıtsızlığın içinde kafamda değişmeyen tek şey yaşamanın bir sefillik olduğu ve derhal son bulması gerektiğiydi. her genç gibi gelecek kaygım vardı, sevdiklerimi arkamda bırakmaktan hiçbir zaman çekinmedim, ailemi de düşünmedim. bunlar bi yaşama motivasyonu değildi. güzel bir meslek yaşama motivasyonu değildi. çok sevdiğim babam değildi, yakışıklı bir sevgili değildi. para değildi, içki değildi, lezzetli yemekler değildi, gezdiğim şehirler, yaptığım tatiller, güldüğüm her şey. hiçbiri bir motivasyon değil, motivasyonun bana kazandırdığı mini hediyelerdi bunlar.
yemek, içmek, çalışmak, sevişmek için var olabilir misiniz? bunlar birer motivasyon olabilir miydi?
merak ettiklerimi düşündüm, saçma sapan birkaç şey dışında hiçbir şeyi merak etmediğimi farkettim. dünyayı merak ediyor muydum, kitapları, sanatı, bilimi, insanları? hayır. merak etmiyordum. bir kafes gibi düşünün bunu, kendi kendinizi kilitlemişsiniz ve anahtarı da yutmuşsunuz. nasıl kurtulabilirdim bundan? niye ben böyledim, siz de çok sordunuz bu soruyu biliyorum.
anlamı var mıydı bir araba almanın, her gün mesai yapmanın, oraya buraya para saçmanın, günün sonunda bel ağrısıyla yatmanın? aslında hiç yoktu. ancak bunun motivasyonu neydi?
içgüdü. yaşamak için her zaman bir içgüdü var. intihar ederken bile bu içgüdü var hatta.
bu da motivasyon sayılmazdı.
evet merak kısmına bir daha geleyim. buhran döneminden intihar etmeden sağ salim çıkıldıysa eğer insanın içinde birşeyler kalıyor. en büyük yer kaplayan da
"neden intihar etmedim?" merağı.
neden intihar etmedin? işte ilk merağını buradan yakalamış oluyorsun.
bunu keşfettikçe aslında içinde bulunan diğer merakları da keşfediyorsun yabaş yavaş. ölüm arzusu dahil buna. bu ölüm merağı tam olarak nereden geliyordu? nerede ölecektim? nasıl ölecektim? acır mıydı? ağlar mıydım? ağlarlar mıydı? yaşasam ne olurdu? nereye gideceğim? intihar etmesem nasıl ölürüm acaba?
çok ciddi hastalıklarla boğuşan insanların motivasyonunu merak ettim. ne olabilirdi? acaba acı çekmedikleri bir yaşamın nasıl olabileceğini merak ediyor olabilirler miydi?
acı çekmediğin bir yaşamın nasıl olabileceğini hiç merak ettin mi? aslında pek etmedim ben, yani biraz ettim evet. sonra acılarıma çok bağımlı olduğumu farkettim, büyük ihtimalle ölüm arzusu da acıya bağımlılıktan geliyordu.
dünyaya gelişimi hiçbir zaman bir sebebe bağlamadım ancak yaşadığım ve hissettiğim, hatta aniden çöken her duygunun bile bir sebebi olduğuna inandım. yaşıyorum, bu bir motivasyon mu gerektiriyor yoksa sadece yaşıyor muyum pek emin değilim. elle tutulur bir motivasyonum var o da
merak. bazen hikayenin sonunu epey merak ediyorum, zaman geçtikçe ne kadar meraklı olduğumu böyle keşfettim zaten. aslında durup öylece herşeyi izliyorsam da sebebi meraktır. yaşamak için yeterli mi? aslında evet. oturup 2 ay ölüm kurgulayabilir, kafada herşeyi bitirebilir, meraklarınızı çöpe atabilir ve şak diye hayatınızı sonlandırabilirsiniz. bu, bir kurtuluş mu emin değilim. ya kurtuluş değilse? hiç bunu merak ettiniz mi?
aslında biraz polyannacılık gibi geliyor size bu merak meselesi, gözünü karartan insan bunları düşünmez gibinize geliyor, hayır efendim hayır. herkesin hikayesi farklı ancak buluştuğumuz nokta aynı. sabah kalkıp işe gitmeye, trafikte beklemeye, ay sonunu getirmeye motivasyonumuz yok. motivasyon yok, eğlenceler de yok. yok oğlu yok. döne dolaşa ölüme göz kırpıyoruz. hayatımızda kesin olduğu bilinen birşey için can atıyoruz. çok garip değil mi aslında?
devamını gör...