2 temmuz 1993 madımak katliamı, 12 eylül sonrası solu etkisizleştirmek için gericiliğin yolunu açan tarihi bir dönemeçtir türkiye yakın tarihinde. yitirdiğimiz aydınlarımızın anısına sahip çıkarak gericiliğe karşı aydınlanma, eşitlik, bağımsızlık ve örgütlü bir cumhuriyet mücadelesi içinde yarınları inşa etmeliyiz.
içki markalarına ait isim, logo, amblem ve ambalaj görsellerinin iş yerlerinin içinde, dışında, vitrinlerinde, etkinlik alanlarında ve tekel bayilerinin sarı/mavi renkli tabelalarında kullanımı tamamen yasaklanmış. dünya kupasından elenme şoku ile gözden kaçmış yasa, detaylar için link
abd ve israil’in aylardır sürdürdüğü askeri operasyonlar, suikastler ve ablukayla iran’a dayattığı savaşın iran'ın zafer ilanıyla sona ermesi; askeri ve teknolojik üstünlüğüne, nato ateş gücüne ve desteğine rağmen emperyalizmin yenilmez olmadığını bir kez daha tüm dünyaya kanıtladı. dünyanın ve bölgemizin kaderinin yalnızca uluslararası güç odaklarının masalarında ya da işbirlikçi iktidarların siyasi hesaplarında şekillendirilemeyeceğini gösteren bu tarihi direniş karşısında emperyalizme boyun eğmeyen iran halkını selamlayalım.
chp’ye yapılan müdahaleyi yargı kararı olarak değil, siyasi bir karar olarak okumak gerekir. iktidarın seçme ve seçilme hakkını kısıtlama hamlelerine partilerin iç işlerine müdahalesi de eklendi. chp kurultayının mutlak butlan ile yok sayılması; sadece bir partinin iç meselesi değil, türkiye’deki seçme-seçilme hakkının gaspıdır. bugün yapılması gereken iktidarın başka partileri yönetme ve dizayn etme hamlesinin karşısında durmaktır.
19 mayıs’ın 107. yılında, emperyalizme ve saltanata karşı verilen büyük mücadelenin izinde, bugün ülkemizi kuşatan holdinglerin, tarikatların ve nato’nun yarattığı karanlığa karşı tam bağımsızlık ve sömürüsüz bir düzen için mücadeleye devam ediyoruz.
kurtuluşu yaratan halkımıza, mücadeleye destek veren kadrolara ve mücadeleye önderlik eden mustafa kemal atatürk'e saygıyla; 19 mayıs atatürk'ü anma ve gençlik spor bayramımız kutlu olsun!
türkiye büyük millet meclisi’nin kuruluşunun 106. yılında, cumhuriyetin en temel kazanımlarının tasfiye edildiği bir karanlıktan geçiyoruz. halkımızın yoksulluğa, çocuklarımızın tarikatlara ve gerici eğitime mahkum edildiği; sömürünün ve şiddetin kol gezdiği bir düzende
23 nisan’ın bağımsızlık, laiklik ve millet egemenliği olduğunu hatırlamakta fayda var. kuruluş amacından saptırılmış meclisin tekrar işlevsel olacağı, çocuklarımızın yüzünün güldüğü; eşit, özgür ve bağımsız bir ülke kurma inancıyla 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız kutlu olsun!
yoksulluğun, şiddetin, işsizliğin ve adaletsizliğin üzerlerine karabasan gibi çöktüğü bu düzene boyun eğmeden meydan okuyan tüm kadınlar, siz hep var olun.
bölge halklarının anti-emperyalist tutumları ve küba'nın emperyalizme karşı güçlü duruşu nedeniyle abd bölgeyi istediği gibi dizayn edemediği için aylardır karayipler'de gerilimi artırmakla meşguldü. bugün venezüela'ya yapılan bu saldırı, abd'nin bölgeyi gerçekten istediğinin ve yayılmacı politikasını devam ettirmek adına savaştan kaçınmayacağının tekrar eden bir göstergesi olarak okunabilir.
yeni yıla sahte bir neşeyle değil; dostluktan, mücadeleden, umuttan ve aşktan gelen inançla giriyorum. çürüyen bu düzenin ayakta kalamayacağı günler çok uzak görünmese de yeni yılda çökmekte olan binanın enkazının altında kalmamak için geleceği ellerimizle kuracak iradeye ve güce sahip olduğumuza inanıyorum. bu umut ve kararlılıkla, yeni yılımız kutlu olsun!
kadına ve çocuğa yönelik cinayet ve tecavüz suçlarına da düzenleme yapılacaktı ancak kamuoyu tepkisi sonucunda yasa kapsamından çıkarıldı. çıkarıldı ancak; ısrarlı takip, eziyet, reşit olmayanla cinsel ilişki, intihara yönlendirme gibi suçlar paket kapsamında bırakıldı. kadınların sistematik şekilde korunmadığı, cezasızlık politikasının bilinçli olarak uygulandığı, kadınların sığınacağı alanların daraltığı, çeşitli uygulamalarla çocukların şiddet ve istismar sarmalı içine itildiği, ana akım medyada her gün silahlanma güzellemesinin yapıldığı günlere uyanmak çok yorucu sözlük.
1845'te yazdığı ingiltere'de emekçi sınıfın durumu kitabında asgari ücret için şunları yazmıştı f. engels: "işçiler hayatta kalabilmek için küçük bir lüksünden vazgeçmeyi tercih eder; barınaksız kalacağına bir ahırda yaşamayı, çıplak dolaşmaktansa paçavralar içinde gezmeyi, açlıktan ölmektense patates perhizini uygulamayı tercih edecektir. hiçbir işi olmayan birçokları gibi sokağa düşüp dünyanın gözleri önünde ölmektense, yarım bir ücret ve iyi günlerin umuduyla yetinecektir. hiçbir şeyin biraz fazlası demek olan bu küçük şey, asgari ücrettir." bu cümlelerin yazıldığı günden bu yana bir asırdan fazla geçmiş olmasına rağmen geçerliliğini koruyor olması da sistem analizinin ne denli haklı olduğunun kanıtıdır. asgari ücret bugün de 'hiçbir şeyin biraz fazlası.'
gelelim ülke koşullarında gelecek yıl açıklanan asgari ücrete. 50 milyar doların konuşulduğu yasa dışı bahis ve miktarını bilemediğimiz uyuşturucu gibi devasa boyutlara ulaşan kayıt dışı ekonominin yarattığı karanlık zenginleşme ile milyonlarca emekçinin açlık sınırının dahi altındaki asgari ücrete mahkûm edilmesi arasındaki derin adaletsizliği görebiliyoruzdur umarım. toplumun yarısının geçimini sağlayamadığı, barınma kriziyle boğuştuğu * ve gelecek umudunu yitirdiği bu düzen, çalışanın hakkını almak yerine illegal yapıların güçlendiği bir sosyal çürümeye kapı aralamakta; siyasi söylemlerin aksine zengini daha zengin, işçiyi ise daha çaresiz bırakan sürdürülemez bir ekonomik uçurum içinde ülke tam olarak kara para cennetine çevrildi.
istismarı, tacizi, tecavüzü sıradanlaştırmak için 'orada ne işi varmış, o saatte neden dışarıdaymış, o kadar kısa giymeseymiş...' gibi akıl dışı cümleler kuran siyasetçilerden yorum yapan oldu mu konuyla ilgili acaba? ülkenin meclisinde, ülkenin bu tarz durumları önlemek için çalışması gereken kurumunda, milletin vekillerinin gözleri önünde kız çocukları istismar edilmiş sözlük. gerçi bu son konu meclisteki ilk olay değil. biraz hafıza tazelemek gerekirse; kadın öğrencilere taciz ve şiddet suçlaması bulunan kişilerin danışman olması, başka bir danışmanın intihar etmesi ki şüpheli bir ölüm, uzaklaştırma kararına rağmen tbmm çalışanın eşi tarafından katledilmesi de yaşandı bu mecliste. mekan ve kişilerden bağımsız şu yaşanılanların özeti toplumsal çürümedir. yasa koyucu, yasa uygulayıcı kurumlar da dahil olmak üzere toplumun neredeyse bütün bileşenleri her geçen gün etikten uzaklaşmakta. bir ülke günbegün nasıl kaosa, bu kaosun sonunda nasıl yıkıma sürüklenirin dersini görüyoruz sözlük.
liselerde mesleki eğitimi yaygınlaştırıyoruz, sektörde ara eleman ihtiyacını karşılıyoruz diye övünüyorlar bu arada. sermaye daha çok kazansın diye sektöre ucuz ve güvencesiz iş gücü sağlayıp bu cinayetlere ortak oluyoruz diyemiyorlar tabii.
mustafa kemal atatürk'ün en kıymet verdiği eseri cumhuriyet'in temel taşları olan; laiklik, bağımsızlık, meclis, millet egemenliği gibi değerler bugün karşı devrim sürecinde yok ediliyor. 10 kasım anmalarının dahi engellenmeye çalışıldığı bu karşı devrim günlerinde atatürk'e karşı olan sorumluluğumuz ve borcumuzun bilincinde, cumhuriyet kazanımlarını tekrar ayağa kaldırmamız için mücadele etmemiz gerekliliğin de farkında olarak mustafa kemal atatürk'ü saygıyla anıyorum.
sebebi belirlenemeyen nedenle cümlesinin içi kullanılan her haberde nasıl dolu dolu değil mi ülkemizde? soruşturmanın sonucunu bekleyelim elbette ama aklıma gelenlerden farklı bir sonuç çıkmayacağını tahmin ediyor olmak da üzülmeme ayrı bir sebep. belirlenemeyen neden, maliyeti artıracağı için alınmayan önlemler olabilir mi mesela? hani tahmin ediyorum; ulaşılacak yerde olmayan yangın söndürme tüpleri olabilir mi, cihazların vakti gelen bakımlarının yaptırılmamış olması olabilir mi ya da merkezi bir yangın söndürme sisteminin olmayışı gibi mesela ya da haber almalarına rağmen çok ama çok sonra olay yerine ulaşan sağlık ve itfaiye personeli olabilir mi, yani bunların hepsi tahmin tabii ki. umarım soruşturma sonucunda ben yanılmış olurum sözlük.
bilgi editi: soruşturma sonucunu beklemeye gerek kalmayacak gibi sözlük; sigortasız işçi çalıştırdığı, iş sağlığı ve güvenliğine dair hiçbir önlem almadığı için şirket hakkında geçen sene zaten şikayette bulunulmuş. buradan
ekim devrimi'ne farklı bir açıdan yaklaşıp hakkındaki eleştiri ve çarpıtmalara ilişkin yazmaya çalışacağım.
çarpıtmalardan ilki ekim devrimi'nin kanlı bir devrim olduğu yönünde. devrimler nesnenin tabiatı gereği zora dayanır zira gücü elinde tutan hiçbir egemen sınıf, iktidarı güle oynaya sömürülen sınıfa bırakmaz. ekim devrimi'nde de böyle oldu; iktidar şiddet ve silah kullanılarak alındı. burada önemli olan nokta şu; kullanılan şiddetin meşru bir zemine oturup oturmadığır ki ekim devrimi'nde bu zemin gayet meşru idi.
diğer bir çarpıtma ise; eylemin niteliği bağlamında yapılıyor. bolşevikler gibi genç bir örgüt nasıl olur da böyle kısa sürede devrim yapabilirdi? devrim değil de darbe miydi yapılan bu eylem? bolşeviklerin 1917'nin başında 15 yıllık genç bir örgüt olduğu bir gerçek ancak bolşevikler 1917'nin başından itibaren devrime giden süreçte oldukça hızlı büyüyerek sanayi bölgelerinde, önemli fabrikalarda ve askerler arasında çoğunluk olmayı başarmıştı. şubat 1917'de petrograd'da 2 bin bolşevik varken haziran ayında bu sayı 32 bine yükselmişti. yine haziran ayının sonunda 6 bine yakın asker bolşeviklere katılmıştı. bu arada toplamam 2.sovyet kongresi'ndeki 673 delegenin 390'nın bolşevik olması, kongrede de çoğunluk olduklarının göstergesidir. sonuç itibariyle ekim devrimi küçük bir zümrenin değil, halkın da desteğini alıp kriz anında iktidarı ele geçirebilecek yeterlilik ve büyüklüğe ulaşmış bir örgütün başarısıdır.
bir diğer çarpıtma ise lenin'in alman ajanı olduğu iddiasıdır. 1917 öncesi devrimi savunan kadroların birçoğu hapiste, sürgünde ya da tutuklanma tehdidiyle yurtdışındaydı. çar'ın devrilmesi sonrasında yurtdışında bulunanlar için ülkeye dönme fırsatı doğmuştu. lenin de bu fırsatı değerlendirip isviçre'den dönüş için almanya üzerinden bir rota belirledi ve petrograd'a ulaştı. bu rota üzerinden yapılan yolculuğu monarşi yanlıları ve rus burjuvazisi bolşevikler'i karalamak için kullandı. onlara göre lenin bir alman ajanıydı ve devrim de almanya'nın desteği ile yapılmıştı. bu karalamanın amacını tahmin etmek her gün farklı bir iftira kampanyasına şahit olduğumuz ülkemizde çok da zor olmasa gerek.
brest-litovsk'un imzalanması da eleştirilen diğer bir başlık. 1917 sonrası kurulan sovyet iktidarı almanya'nın da içinde olduğu ittifak cephesine, iç savaşta beyaz orduya ve itilaf devletlerine karşı bir savaşın içinde buldu kendisini. savaştan sıkılmış ve yorulmuş halk barış istiyordu. kurulan sovyet iktidarının yaşaması için de bu barış zaten zaruriydi. sovyet iktidarı, ilk olarak imzaladığı 'barış kararnamesi' ile tüm ülkelere tazminatsız ve ilhaksız bir barış teklif etti. bu teklif itilaf devletleri tarafından kabul edilmediği için sovyet hükümeti almanya ve müttefikleriyle ayrı barış görüşmeleri yapmak zorunda kaldı. almanların ağır barış şartları bolşevikler arasında ciddi tartışmalara sebep oldu. parti içinden bir grup almanlara karşı bir savaşın başlatılması gerektiğini, bunun almanya'da bir devrim ile sonuçlanacağını savunuyordu fakat partide çoğunluk tam tersini düşündüğü için barış kararı çıktı. ancak barış görüşmelerine başkanlık eden troçki, almanların teklifini reddetti ve almanların saldırmayacağını varsayarak sovyet ordusunu terhis etti. terhisin hemen akabinde almanlar büyük bir atakla petrograd'a ilerlemeye başlayınca sovyet hükümeti daha ağır şartlarla barış antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. günün sonunda brest-litovsk sovyet iktidarının kendisini hem dışarıda hem de içeride korumak için imzalamak zorunda kaldığı bir antlaşmadır.
lenin, sosyalist bir devrim için acele etti eleştirisi var bir de. marx ve engels komünist manifesto'da devrimin, kapitalist düzenin geliştiği avrupa'dan başlayacağını ancak her ülkenin de özgün koşulları olduğunu kaleme almıştı. kimi marksistler, işçi sınıfının azınlıkta olduğu kapitalizmin henüz gelişmediği ve avrupa'da olmayan bir ülkede gerçekleşen ekim devrimi'nin marksizme aykırı bir devrim olduğunu iddia ettiler. ancak lenin farklı düşünüyordu. lenin, kapitalizmin dünyanın her yerinde yayılarak emperyalizm aşamasına çoktan geçtiğini ve tam olarak bu sebepten sosyalizmin dünyanın her yerinde güncel olduğunu düşünüyordu. çoğu marksist'in gözardı ettiği her ülkenin özgün koşullarının olabileceği öngürüsünü lenin gözardı etmeyerek rusya'da işçi sınıfı ve köylü ittifakını oluşturup devrimin başarıya ulaşmasını sağlamıştır.
1917 devrimi, komünist manifesto'da da geçtiği üzere 'katı olan her şeyin buharlaştığı' bir çağın meyvesidir. tam da bu yüzden başarıya ulaşmış bir devrimi bugünden değerlendirirken kitabına aykırıydı, teori ve pratik tutarsızlığı vardı bağlamında eleştirmek bir süreden sonra anlamsızlaşıyor.
mamdani trump ve birçoğunun nitelendirdiği gibi sosyalist/komünist falan değil, * önce bu konu netleşsin. seçimi kazanmasını da ideolojisi üzerinden değil, abd'deki derin toplumsal-ekonomik krize ve düzen siyasetine karşı oluşan memnuniyetsizliğin bir sonucu olarak okunabilir. mamdani kapitalizmin reformlarla iyileştirilebileceğini savunan biri olarak sistemi direkt olarak tehdit etmiyor ancak bu söylemle abd'nin önemli bir kentinde kazanmış olması abd'nin konfor alanındaki siyasetini telaşlandırmak için yeterli olmuş gibi görünüyor. bu telaşın sebebi de sistemde bir sorun yaratacağı için değil * mamdani'yi destekleyen yüzbinlerin düzen siyasetinden kopuşunun süreklilik kazanma ihtimalidir.
yerel gündem editi: kendini atatürk sevdalısı olarak tanımlayıp sanki evladı kazanmış gibi sevinen yurdum insanını da anlamak zor. neyse ki arşiv unutmuyor, atatürk'ün mirasının sürdürülmesine kuşkuyla yaklaşan mamdani için bu sevinç sizce de fazla değil mi?
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.