1.
osmanlı
osmanlı’yı türk’e zulüm söylemiyle değerlendirmek, tarihsel bağlamı ideolojiye feda etmektir.
osmanlı, türk devlet geleneğinin ulaştığı en yüksek kurumsallık ve süreklilik düzeyidir. bu, osmanlı’nın her döneminin sorunsuz olduğu anlamına gelmez; farklı evrelerden geçmiş, kimi zaman güçlü, kimi zaman ciddi yapısal problemler yaşamıştır. ancak bu çok katmanlı tarihi tek bir “zulüm” anlatısına indirgemek, tarihsel analiz değil, ideolojik indirgemedir.
asıl mesele, kendini komünist olarak tanımlayan bir bakışın osmanlı’yı ideolojik sertlikle yargılayıp, cumhuriyet ve mustafa kemal atatürk söz konusu olduğunda eleştiri dozunu belirgin biçimde düşürmesidir. marksist teoriye göre mustafa kemal atatürk, bir sınıf devriminin lideri değil; burjuva karakterli bir ulus-devlet kurucusudur. bu nedenle komünist bir perspektifin mustafa kemal’i eleştirmesi bir tercih değil, teorik bir zorunluluktur. eleştiriden muaf tutulan her tarihsel figür, ideolojik tutarlılığı bozar.
mustafa kemal atatürk’ün ekonomi politikası da bu noktayı açık eder. cumhuriyet’in ilk yıllarında liberal eğilimler benimsenmiş, özel girişim teşvik edilmiş; ancak sermaye yetersizliği ve küresel ekonomik krizler nedeniyle devletçiliğe yönelinmiştir. bu yönelim sosyalist bir tercih değil, kalkınma ihtiyacının dayattığı pragmatik bir çözümdür. bu gerçek kabul edilirken, osmanlı’nın uygulamalarını tamamen bağlam dışına itmek, tarihsel ölçünün bilinçli biçimde çarpıtılmasıdır.
not: doğan avcıoğlu’nun devlet merkezli ve anti-emperyalist sol okuması dahi, osmanlı’yı tek boyutlu bir “türk’e zulüm” anlatısına indirgemeyi meşrulaştırmaz. hangi ideolojik referans öne sürülürse sürülsün, bu tür indirgemeler tarihsel açıklama değil, söylemsel basitleştirmedir.
osmanlı, türk devlet geleneğinin ulaştığı en yüksek kurumsallık ve süreklilik düzeyidir. bu, osmanlı’nın her döneminin sorunsuz olduğu anlamına gelmez; farklı evrelerden geçmiş, kimi zaman güçlü, kimi zaman ciddi yapısal problemler yaşamıştır. ancak bu çok katmanlı tarihi tek bir “zulüm” anlatısına indirgemek, tarihsel analiz değil, ideolojik indirgemedir.
asıl mesele, kendini komünist olarak tanımlayan bir bakışın osmanlı’yı ideolojik sertlikle yargılayıp, cumhuriyet ve mustafa kemal atatürk söz konusu olduğunda eleştiri dozunu belirgin biçimde düşürmesidir. marksist teoriye göre mustafa kemal atatürk, bir sınıf devriminin lideri değil; burjuva karakterli bir ulus-devlet kurucusudur. bu nedenle komünist bir perspektifin mustafa kemal’i eleştirmesi bir tercih değil, teorik bir zorunluluktur. eleştiriden muaf tutulan her tarihsel figür, ideolojik tutarlılığı bozar.
mustafa kemal atatürk’ün ekonomi politikası da bu noktayı açık eder. cumhuriyet’in ilk yıllarında liberal eğilimler benimsenmiş, özel girişim teşvik edilmiş; ancak sermaye yetersizliği ve küresel ekonomik krizler nedeniyle devletçiliğe yönelinmiştir. bu yönelim sosyalist bir tercih değil, kalkınma ihtiyacının dayattığı pragmatik bir çözümdür. bu gerçek kabul edilirken, osmanlı’nın uygulamalarını tamamen bağlam dışına itmek, tarihsel ölçünün bilinçli biçimde çarpıtılmasıdır.
not: doğan avcıoğlu’nun devlet merkezli ve anti-emperyalist sol okuması dahi, osmanlı’yı tek boyutlu bir “türk’e zulüm” anlatısına indirgemeyi meşrulaştırmaz. hangi ideolojik referans öne sürülürse sürülsün, bu tür indirgemeler tarihsel açıklama değil, söylemsel basitleştirmedir.
devamını gör...

