cinsel arzuları aşk ile karıştırmak
başlık "antrasit" tarafından 29.11.2025 02:04 tarihinde açılmıştır.
1.
türk erkeklerinin genelinde görülen bir özelliktir.
"iki nude memeye aşığım abi" diyerek müslüm gürses dinlemekle başlayan ve çoğu zaman önce nikah masası, sonra boşanma davasıyla sonuçlanan bir süreçtir.
"iki nude memeye aşığım abi" diyerek müslüm gürses dinlemekle başlayan ve çoğu zaman önce nikah masası, sonra boşanma davasıyla sonuçlanan bir süreçtir.
devamını gör...
2.
abaza olmak zor bea
devamını gör...
3.
devamını gör...
4.
saat 02,07 olmuş kirve . tam olarak ne diyelim şimdi anlamadık biz . herkes ekmeğinde olur bu saatte . sorun ne ??
devamını gör...
5.
bu tür ayrımlar bana, ‘aşk’ denilen şeyin lüzumsuz yüceltilmesine ve hatta muğlaklaştırılmasına hizmet ediyor gibi geliyor. edebi olarak bir sakıncası yok tabi ama güncel pratik, bir tanımlama gerektiriyor. (ki, aforizma türünden tanımlama girişimlerinden şahsen zerre hazzetmem.)
tdk buna, güçlü sevgi ve bağlılık’tan öte bir mana vermemiş.
sevgi ve bağlılık, doğası gereği arzuyla ilişkilidir, hatta arzu’ya neden olması beklenir ve hatta arzu bunun delilidir.
bunu tinsel, cinsel, duygusal versiyonlarına ayırmak çok akıl karı değil, zira insan zihni bunları birbirinden bağımsız işlemeye pek müsait değil. ancak bunlardan birinin yokluğunu fark etmek mümkün.
mevzu bahis bildiğimiz beşerse ve ona arzunun içeriğinde cinsellik (beşeri özelliklere ilişkin her türlü beğeni de bunun safhasıdır) yoksa muhtemelen karşıdaki kişiye yönelik tanımlama problemi vardır.
karşı cinse yönelik arzunun merkezinde şefkat/merhamet olabilir yahut ulvi bir altyapı olabilir. (başka olasılıklar da var ama sanırım en sık rastlanan temalar bunlar)
ilki aşırı korumacı bir yaklaşımla tezahür eder. zira şefkati merkeze alan (genelden erkekten kadına) arzunun temelinde içsel şefkat ihtiyacını karşıya yansıtma söz konusudur. kişi, karşısındakini şefkat/merhamet ihtiyacını karşılama rolüne bürünerek kendi benliğine yönelik değersizlik algısını baskılamaya çalışır. kurtarıcı rolüyle bir yandan kendine yönelik değersizlik algısının aksine delil üretmeye çalışır, diğer yandan şefkat ve merhamete ihtiyaç duyan benliğinin ihtiyacını dolaylı yoldan karşılamaya çalışır. ancak bu tür bir ilişkilenme biçimi benlik sorunlarını temelde çözmez, sadece üzerini örter. bu tür bir arzuda bir diğer problemse, ebeveynvari aşırı korumacılığın, aşırı müdahale bonusuyla gelmesidir. dolayısıyla karşı taraf için adaptasyonu zor bir ilişkidir. şefkat gördüğü kimliğin bazı durumlardaki tavizsiz tutumunu kavrayamaz ve aşırı kıskançlık gibi algılar. aşırı kıskançlık da bir zaaf sinyalidir ancak burada asıl zaaf; başkalarının tehdit unsuru olarak algılanmasından değil, kişinin kendine yönelik değersizlik kabülünün yarattığı tehlike algısından kaynaklıdır. arzu duyulan kişinin öncül ihtiyacı şefkat ise (kaygılı bir kişilikse veya karşı tarafın ebeveyn rolüne ihtiyaç duyuyorsa yahut onu yüceltmişse) ilişkide bir tür denge oluşabilir ancak bu tür bağlanma biçimleri her zaman başka komplekslere gebedir.
ikincisi, karşı tarafı aşırı yüceltmekten kaynaklanır ki, bu da liyakat problemi demektir. ya kendini küçük görme yahut karşı taraf kadar değerli görememek manasına gelir. böylesi bir tutum ilişkide yüceltilen lehine, yücelten aleyhine rol dağılımına sebep olur. yüceltenin zamanla küçümseneceği (kendini gerçekleştiren kehanet), yüceltileninse ister istemez arzusunu yitireceği bir süreç mukadder gibidir. zira bu dengeli bir beşeri ilişkinin doğasına aykırıdır. yüceltme eğilimi, temelde var olan içsel bir değersizlik yahut o kişi karşısında tezahür eden bir değersizlik hissiyle ilişkilidir.
her iki ‘aşk’ versiyonu da sağlıksız ilişkiler üretir. zira bir anlamda psikolojik bir anomalinin muğlak bir aşk tanımına yedirilmesiyle start alırlar.
tabi burada problem, arzu’nun içinde şefkat veya yüceltme olması değil, bunların ana motivasyon kaynağı, bir diğer deyişle arzunun asli kaynağı olmasıdır. yoksa insan elbette ki, sevdiğini (diğerlerine göre) yüceltir/özelleştirir ve ona karşı şefkat/merhamet besler.
işte tam da burada, fiziki özelliklere yönelik beğeni ve akabinde gelen arzu ayırıcı kriterlerden birisidir. bunun olması doğal ve hatta gereklidir. bunu yekten seks açlığına indirgemek yanıltıcı olabilir, zira, bir kadının erkeğin ses tonu ve davranışlarından etkilenmesi yahut bir erkeğin kadının zarafetinden etkilenmesi de arzunun cinsel yönünün yansımalarıdır.
(gelgelelim, diğer unsurlar gibi bunun da kök neden ve motivasyon kaynağı olması, bir diğer deyişle; birikmiş cinsel ihtiyacı tatmin güdüsünün merkezileşmesi ilişki için sağlıksızdır.)
başa dönersek; sevgi/bağlılık/aşk vs doğası gereği zaten arzuyla tezahür eder, o arzunun birden fazla unsuru vardır ve öyle olmalıdır. bunlardan birinin veya birkaçının hiç olmaması yahut birinin tek başına kök neden olması çoğunlukla sakıncalıdır. (bazı durumlarda karşılıklı anomalinin birbirini dengelemesi uyum getirebilir.)
hasılı, aşk denilen ve sürekli olarak edebi/romantik bir bağlamda muğlaklaştırılan olgunun tezahürlerinden birisi de cinsel arzudur. öyle olması beklenir. öyle olması, makul olmak kaydıyla, iyidir. öyle olmaması, ortalama bir ilişki için çoğunlukla hayra alamet değildir.
tdk buna, güçlü sevgi ve bağlılık’tan öte bir mana vermemiş.
sevgi ve bağlılık, doğası gereği arzuyla ilişkilidir, hatta arzu’ya neden olması beklenir ve hatta arzu bunun delilidir.
bunu tinsel, cinsel, duygusal versiyonlarına ayırmak çok akıl karı değil, zira insan zihni bunları birbirinden bağımsız işlemeye pek müsait değil. ancak bunlardan birinin yokluğunu fark etmek mümkün.
mevzu bahis bildiğimiz beşerse ve ona arzunun içeriğinde cinsellik (beşeri özelliklere ilişkin her türlü beğeni de bunun safhasıdır) yoksa muhtemelen karşıdaki kişiye yönelik tanımlama problemi vardır.
karşı cinse yönelik arzunun merkezinde şefkat/merhamet olabilir yahut ulvi bir altyapı olabilir. (başka olasılıklar da var ama sanırım en sık rastlanan temalar bunlar)
ilki aşırı korumacı bir yaklaşımla tezahür eder. zira şefkati merkeze alan (genelden erkekten kadına) arzunun temelinde içsel şefkat ihtiyacını karşıya yansıtma söz konusudur. kişi, karşısındakini şefkat/merhamet ihtiyacını karşılama rolüne bürünerek kendi benliğine yönelik değersizlik algısını baskılamaya çalışır. kurtarıcı rolüyle bir yandan kendine yönelik değersizlik algısının aksine delil üretmeye çalışır, diğer yandan şefkat ve merhamete ihtiyaç duyan benliğinin ihtiyacını dolaylı yoldan karşılamaya çalışır. ancak bu tür bir ilişkilenme biçimi benlik sorunlarını temelde çözmez, sadece üzerini örter. bu tür bir arzuda bir diğer problemse, ebeveynvari aşırı korumacılığın, aşırı müdahale bonusuyla gelmesidir. dolayısıyla karşı taraf için adaptasyonu zor bir ilişkidir. şefkat gördüğü kimliğin bazı durumlardaki tavizsiz tutumunu kavrayamaz ve aşırı kıskançlık gibi algılar. aşırı kıskançlık da bir zaaf sinyalidir ancak burada asıl zaaf; başkalarının tehdit unsuru olarak algılanmasından değil, kişinin kendine yönelik değersizlik kabülünün yarattığı tehlike algısından kaynaklıdır. arzu duyulan kişinin öncül ihtiyacı şefkat ise (kaygılı bir kişilikse veya karşı tarafın ebeveyn rolüne ihtiyaç duyuyorsa yahut onu yüceltmişse) ilişkide bir tür denge oluşabilir ancak bu tür bağlanma biçimleri her zaman başka komplekslere gebedir.
ikincisi, karşı tarafı aşırı yüceltmekten kaynaklanır ki, bu da liyakat problemi demektir. ya kendini küçük görme yahut karşı taraf kadar değerli görememek manasına gelir. böylesi bir tutum ilişkide yüceltilen lehine, yücelten aleyhine rol dağılımına sebep olur. yüceltenin zamanla küçümseneceği (kendini gerçekleştiren kehanet), yüceltileninse ister istemez arzusunu yitireceği bir süreç mukadder gibidir. zira bu dengeli bir beşeri ilişkinin doğasına aykırıdır. yüceltme eğilimi, temelde var olan içsel bir değersizlik yahut o kişi karşısında tezahür eden bir değersizlik hissiyle ilişkilidir.
her iki ‘aşk’ versiyonu da sağlıksız ilişkiler üretir. zira bir anlamda psikolojik bir anomalinin muğlak bir aşk tanımına yedirilmesiyle start alırlar.
tabi burada problem, arzu’nun içinde şefkat veya yüceltme olması değil, bunların ana motivasyon kaynağı, bir diğer deyişle arzunun asli kaynağı olmasıdır. yoksa insan elbette ki, sevdiğini (diğerlerine göre) yüceltir/özelleştirir ve ona karşı şefkat/merhamet besler.
işte tam da burada, fiziki özelliklere yönelik beğeni ve akabinde gelen arzu ayırıcı kriterlerden birisidir. bunun olması doğal ve hatta gereklidir. bunu yekten seks açlığına indirgemek yanıltıcı olabilir, zira, bir kadının erkeğin ses tonu ve davranışlarından etkilenmesi yahut bir erkeğin kadının zarafetinden etkilenmesi de arzunun cinsel yönünün yansımalarıdır.
(gelgelelim, diğer unsurlar gibi bunun da kök neden ve motivasyon kaynağı olması, bir diğer deyişle; birikmiş cinsel ihtiyacı tatmin güdüsünün merkezileşmesi ilişki için sağlıksızdır.)
başa dönersek; sevgi/bağlılık/aşk vs doğası gereği zaten arzuyla tezahür eder, o arzunun birden fazla unsuru vardır ve öyle olmalıdır. bunlardan birinin veya birkaçının hiç olmaması yahut birinin tek başına kök neden olması çoğunlukla sakıncalıdır. (bazı durumlarda karşılıklı anomalinin birbirini dengelemesi uyum getirebilir.)
hasılı, aşk denilen ve sürekli olarak edebi/romantik bir bağlamda muğlaklaştırılan olgunun tezahürlerinden birisi de cinsel arzudur. öyle olması beklenir. öyle olması, makul olmak kaydıyla, iyidir. öyle olmaması, ortalama bir ilişki için çoğunlukla hayra alamet değildir.
devamını gör...