ya ben ne zaman bu tarz başlıklara tanım girsem, ben yazana kadar biri yazmış oluyor.
e haliyle üstteki yazar da değişmiş oluyor.
e doğal olarak yanlış anlaşılmalara gebe oluyor.
şimdi ben buraya mortelle hakkında bir şeyler yazsam yine teğet geçip başka bir yazara yazmış olacağım.
kadro öyle böyle değil. hep beraber bir masaya otursanız, sen sadece susup çayını içsen yine keyif alırsın. bir kişi hariç tabi. haluk bilginer, serkan keskin, ali atay, erdem şenocak, mehmet özgür, çağlar çorumlu.. ve sonra evet, o da var. hazal kaya. yönetmenin eşi olmanın oyunculuk üstü bir yetenek olduğuna inanmak istiyorum ama olmuyor. olmuyor hazal hanım. bazen bazı şeyleri zorlamamak gerekir. bu da onlardan biri.
dizinin konusu fena değil. ilgi çekici mi? evet. vay beee dedirtiyor mu? hayır. mantık hatalarına çok takılırsan keyfin kaçar, o yüzden takılmıyorsun ok? zaten konudan da bağımsız oyuncuların bireysel performanslarını izliyorsun. beklentiyi everest’te tutmazsan gayet eğlenceli. zaten ülke olarak hiçbir şeyi beğenmeme konusunda dünya lideriyiz, ona hiç girmiyorum. memnuniyetsizliğin olimpiyatları olsa bayrak taşırız hem de en önde b.k yesin usa.
küfür var. argo var. ama öyle ''bak biz ne kadar marjinaliz'' diye bağıran bir küfür değil. günlük hayatta duyduğun, hatta bazen istemeden ağzından çıkan cinsten. küfürden rahatsız olanlar için bu dizi zaten baştan kayıp. onlar için zaten bu hayat da zor olmalı.
karakterler detaylı, katmanlı, hatta yer yer sinir bozucu. ama ben şimdi tek tek anlatıp yazıyı uzatmayacağım. uzun tanım okuyamayan yazarları da üzmek istemem. gerçi buraya kadar okuyanlar zaten sağlamcı tayfa. devam edelim.
müzikler çok iyi. cidden iyi. bazen ''lan acaba yanlışlıkla yabancı dizi mi açtım?'' hissi geliyor. çekimler de aynı şekilde. mekanlar, kadrajlar, atmosfer..
şundan eminim; bu dizi başka bir ülkede çekilseydi ki bu haiti bile olabilir, abartmıyorum iki röportaj, üç festival lafıyla bizde ''offf ne dizi yapmışlar be'' diye konuşulurdu. ama biz yapınca olmaz. çünkü biz yapınca mutlaka bir kusur bulmak zorundayız.
spoiler vermeyeyim ama çağlar çorumlu’nun oynadığı akif karakterini özellikle izleyin. oyunculuk dersi gibi. hazal kaya’yı ayrı bir klasöre koyarsak, geri kalan herkes rolünün hakkını veriyor.
dizideki sohbetler tam anlamıyla kaos. hani aile toplanır, konu bir yerden açılır, üç dakika sonra herkes başka bir şey konuşur ya aynı o. ali atay varsa absürt komedi de var tabi. adam artık kendi dilini oluşturdu bence. ölümlü dünya, cinayet süsü, şimdi sekizinci aile, hepsinde parmağı var. özellikle araç içinde geçen sahneler. minibüs, karavan, araba.. bu sahnelerde diyaloglar daha bir gerçek, daha bir samimi. bunun sinemada bir adı var mı bilmiyorum. varsa da ben bilmiyorum. bunu bilse bilse insan olun biraz bilir, bu yazıdan sonra da kendisiyle bu konuda hasbihal edeceğim.
uzattım farkındayım. ama uzun yazı okuyan daha doğrusu okuyabilen yazarlar için yazıyorum sonuçta, rahatım.
velhasıl kelam kamuoyunun aksine ben beğendim. eğlenmek için, oyunculuk izlemek için, ''bir şeyler farklı yapılmış'' demek için izlenir. ikinci sezon için de bir giriş yapılmış platform devam derse izleriz. izlersek yine yazarız. uzun uzun. çünkü bazı diziler kısa yazıya gelmez. bu da onlardan biri.
sözlükte belirli dönemlerde bazı kavgalar çıkıyor; taraflar belli, argümanlar belirsiz.
aynı cümleleri farklı nicklerle tekrar eden mi dersiniz, birbirini parlatırken kendini önemli sanan küçük dijital topluluklar mı dersiniz..
gerçek hayatta selam vermeye çekinen insanlar, burada ideolojik lider, ahlak bekçisi ve entelektüel gladiyatörlere dönüşüyorlar..
herkes birbirini yalıyor ama burada adına dayanışma diyorlar, dışarıdan bakınca ise o kadar komik gözüküyor ki kahkahalarla entry okuyorum.
tartışmanın kendisi değil, taraf tutmak önemli; haklı olmak değil, kalabalıkta kaybolmamak mesele.
odak olabilmek, gündemde kalabilmek..
sonunda kimse bir şey öğrenmiyor ama herkes egosunu biraz okşayıp dağılıyor.
bu sözlüğün en tuhaf yanı bu galiba; ses yükseldikçe içerik azalıyor, kalite düşüyor.
çünkü yükselen sesin mahalle kavgalarından hiç bir farkı yok..
balkonda çekirdek çitleyip bu anlamsız kavgaları izleyen tüm yazarlara selam olsun..
kutup soğukları biter karı başlar.
karı biter fırtınası başlar.
fırtınası biter ayazı başlar.
ayazı biter dolusu başlar.
dolusu biter buzlanması başlar.
hiç bir şey tam olarak başlamıyor - tam olarak bitmiyor.
matmazel'i tanıyorum hem de çok iyi tanıyorum, yaklaşık 5 senedir aramız çok iyiydi. metro kullandığım günler mutlaka eve kadar takip ederdi beni. kısa mesafe de olsa konuşurduk, o kuyruğunu sallayarak cevap verirdi sadece.
esnaf da çok severdi, mahalle sakinleri, apartman görevlileri.. hepsi için önemliydi. saldırganlığı asla yoktu, çocukları görünce hemen sırt üstü yatıp göbeğini açardı..
galatasaray şampiyonluklarını caddede kutlarken en önde o olurdu. bazen omuzlara çırakılıp havlarayak tezahürat etmişliği bile vardı.
kimseye zararı olmayan kendi halinde bir çocuktu.
metroya yakın bazı apartmanlarda matmazel'e özel olarak yapılmış mama su yerleri vardı. kendisine özel de olsa bu yerler diğer arkadaşlarıyla her zaman paylaşırdı.
soğuk ankara ayazında her kış metro istasyonunun içine girer orada ısınırdı, uyurdu.
yazları da istasyonun girişindeki hava perdesinin tam altına yatardı serinlemek için..
artık yok..
en son 1 hafta önce havalar ankara'da -12 gösterdiğinde yine metroda battaniyenin altında yatarken rastlaştık; ben bir makas aldım yanağından o göz kırptı..
bugün saat 13:00 demetevler metrosunda büyük bir kalabalık toplanacak, üzüntüler paylaşılacak, matmazel anılacak, hesap sorulacak..
lakin bu sorulan hesap ahlaki değerler açısından sadece tepki olarak kalacak.
ama..
matmazel'e bu kötülüğü yapan o iki görevliden hesap ayrıca sorulacak. çünkü burası demetevler..
önceleri adı azâzîl idi. gururlu ve onurlu bir melekti. allah'ın emrini ilk sorgulayan ve karşı çıkan varlıktı. devrimci ruha sahipti. tüm meleklere adem'e secde edin emri gelince etmedi.
cennet'ten kovuldu, meleklikten men edildi. adı şeytan oldu, iblis oldu.
sonra şeytan, insanoğlunu meleklerden üstün gördüğünü düşündüğü allah'tan insan neslini doğru yoldan ayırmak için mühlet istedi. haklı olduğunu, neden secde etmediğini kanıtlamak istedi. allah da onun bu isteğini insanlığın imtihanı için kabul etti.
adem yer yüzüne gönderildi, imtihan başladı.
tam zamanı bilinmese de adem'in yer yüzüne ayak basmasının üzerinden yaklaşık 6000 ila 10000 yıl geçti.
günümüze kadar dünya ayakta kaldı.
ve insanoğlu doğru yoldan saptı, şeytan haklı çıktı. allah'ın çok güvendiği ve önünde secde edilmesini istediği insanoğlu bu imtihanda başarılı olamadı.
bu imtihan bitti mi bilmiyoruz ama artık şeytan'ın kılını kıpırdatmasına bile gerek kalmadığı açıkça ortada.
insanoğlu bu kainata gelmiş en kötü varlık olduğunu her dakika göstermeye devam ediyor, edecek de..
umarım vakti geldiğinde şeytana iade-i itibar yapılır.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.