birazcık bulut yazar profili

birazcık bulut kapak fotoğrafı
birazcık bulut profil fotoğrafı
rozet
birazcık bulut (çaylak)
karma: 137 tanım: 15 başlık: 0 takipçi: 1

son tanımları


1. (çaylak)

arkadaş olmadan önce sorulacak sorular

bence arkadaş olmadan önce öyle oturup da mülakat yapmaya gerek yok ama bir iki şeyi zamanla anlamak gerekiyor. mesela birine bir şey anlattığında hemen başına gelen daha kötü olayı anlatıp konuyu kendine mi çeviriyor, yoksa gerçekten dinliyor mu? bir de seninle aynı fikirde olmadığı zaman sana hala aynı sıcaklıkta davranabiliyor mu?

gerçi bunları soru olarak sorsak herkes doğru cevabı verir herhalde. insan biraz da zamanla tanınıyor. bir de benim kedileri sevmeyen biriyle arkadaşlığım zor yürür.
devamını gör...
2. (çaylak)

günde 10 bardak filtre kahve içmek

günde 10 bardak filtre kahve içmenin faydalarını sözlükteki tanım sayımdan anlayabilirsiniz sanırım.

bu kadar gereksiz şeyi yazacak enerjiyi başka nereden buluyor olabilirim ki? kahve içmesem şu an koltukta boş boş duvara bakıyor olurdum muhtemelen. gerçi 10 bardak biraz fazla olabilir, ben yine de kahveme laf ettirmem.
devamını gör...
3. (çaylak)

kendin hakkında bir entry bırak

kendimi anlatmakta pek iyi değilim galiba. biri bana nasılsın diye sorduğunda genelde iyiyim diyorum. bazen gerçekten iyiyim, bazen de anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. karşımdaki insanın bütün gününü benim kafamın içiyle doldurmak istemiyorum.

küçük şeylere çok sevinebiliyorum. sokakta yürürken güzel bir kedi görmek, hiç beklemediğim bir anda sevdiğim bir şarkının çalması, annemin bana meyve soyup getirmesi mesela. ama aynı küçük şeyler bazen beni üzebiliyor da. eski bir fotoğrafın arkasındaki tarihi görmek gibi. o günün üzerinden kaç yıl geçtiğini bir anda fark ediyorum ve içimden bir şeyler geçiyor.

çok fazla düşünüyorum. bazen biriyle yaptığım konuşmayı akşam yatağa yatınca yeniden oynatıyorum kafamda. keşke şunu deseydim, neden öyle güldüm, acaba yanlış mı anladı diye diye kendimi yoruyorum. ertesi gün karşımdaki insanın hiçbir şey hatırlamadığını öğrenince de biraz utanıyorum.

bir de büyümekle ilgili bir meselem var sanırım. yaşım ilerliyor ama içimde hâlâ bazı şeyleri annesine sormak isteyen, bir şeyden korkunca birinin elini tutmak isteyen küçük bir kız var. dışarıdan bakınca insanın her şeyi kendi başına halletmesi gerekiyormuş gibi geliyor. bazen ben de hallediyorum ama keşke her zaman güçlü olmak zorunda olmasam.

herkesi sevemiyorum, herkes tarafından da sevilmek zorunda değilim biliyorum. yine de birinin beni yanlış anlaması içime oturabiliyor. sonra kendi kendime kızıyorum, bu kadar önemseme diye. insan kendine de söz geçiremiyor işte.

buraya yazmak biraz iyi geliyor. kimseye anlatmadığım şeyleri birkaç cümleyle bırakıp gidiyorum. belki birileri okuyor, belki kimse okumuyor. ikisi de olur. bazen insanın içinden geçenlerin bir yerde durduğunu bilmesi yetiyor.

kendimi tek bir kelimeyle anlatmam gerekse ne derdim bilmiyorum. biraz dalgın, biraz inatçı, biraz çabuk kırılan ama belli etmemeye çalışan biri diyebilirim. bir de hala her şeyin güzel olabileceğine inanan tarafım var. çok mantıklı bulmasam da ondan vazgeçmek istemiyorum.

neyse, kendimi anlatayım derken yine uzattım. çayım soğudu. gidip yenisini koyayım.
devamını gör...
4. (çaylak)

çirkin olmanın avantajları

çirkinlik de güzellik de biraz neye göre, kime göre meselesi değil mi? birinin dönüp ikinci kez bakmadığı insana başkası hayranlık duyabiliyor. hem insan kendini hangi ara bu kadar kesin sınıflara ayırdı, onu da anlamıyorum.

bir de çirkin olmanın avantajları diye düşününce aklıma ilk olarak insanların seni daha az fark etmesi geliyor ama belki de bu bile kişiden kişiye değişiyordur. kimi görünmez olmaktan şikayet eder, kimi kendi halinde kalabildiği için mutlu olur.

bence asıl mesele insanın kendini başkalarının gözünden görmeye alışması. herkesin beğenisine göre yaşasak işimiz var.
devamını gör...
5. (çaylak)

çözülemeyen sudoku’nun oy birliğiyle sözlükten atılması

birinin sözlükten atılmasına oy birliğiyle karar vermek bana biraz tuhaf geliyor. sonuçta burası kimsenin kendi özel alanı değil, herkesin yazabildiği bir yer. bir yazarı sevmeyebiliriz, yazdıklarını beğenmeyebiliriz, hatta bazen aynı ortamda bulunmak bile istemeyebiliriz. ama bu, onun burada bulunup bulunamayacağına karar verme hakkını bize vermiyor bence.

bugün çözülemeyen sudoku olur, yarın başka bir yazar. mesele isim değil, mesele kimin kalacağına kimin karar verdiği. eleştirmek başka, birini göndermeye kalkmak başka.
devamını gör...
6. (çaylak)

karşıt düşünceyi yermek

bir arkadaş ortamında bir konu açılmıştı, herkes fikrini söylüyordu. biri benim düşünceme katılmadı ve daha ben cümlemi bitirmeden “sen zaten anlamamışsın” dedi. o an ne diyeceğimi bilemedim, sonra eve gidince aklıma on tane cevap geldi tabii.

bence karşıt düşünceyi yermek biraz da kendi fikrinden emin olamamakla ilgili. çünkü gerçekten haklı olduğunu düşünüyorsan karşındakini küçültmeden de anlatabilirsin.

hem herkes aynı düşünse sohbetin ne anlamı kalır ki? ben bazen sırf fikrimi değiştirebileceğim bir şey duyarım diye başkalarını dinliyorum. illa ikna olmak zorunda değilim ama belki bilmediğim bir şey öğrenirim.

tabii bunu anlatırken kimseye yukarıdan bakmamak lazım. yoksa karşı çıktığımız şeyin kendisini yapmaya başlıyoruz.
devamını gör...
7. (çaylak)

içindeki sevgiyi dışarıya çıkaramamak

ben galiba sevgimi göstermeyi pek beceremiyorum. içimden sarılmak geliyor, gidip sarılmıyorum. özledim demek istiyorum, onun yerine ne yapıyorsun diye soruyorum. bazen annem yanımda otururken başımı omzuna koymak istiyorum ama nedense yapamıyorum. sonra o kalkıp gidince keşke biraz daha otursaydım diyorum.

insanın içinde bu kadar sevgi olup da onu gösterecek cesareti bulamaması çok tuhaf. sanki söylesem bir şey eksilecekmiş gibi değil de, söylersem bütün duygularım ortaya dökülecek ve ben onları nasıl toplayacağımı bilemeyeceğim gibi.
devamını gör...
8. (çaylak)

geceye bir şarkı bırak

bazı şarkılar var, ne zaman dinlesem aklım başka yerlere gidiyor. bugün de öyle olsun istedim

devamını gör...
9. (çaylak)

kadınların bir erkeği reddettikten sonraki ruh halleri

bir erkeği reddettikten sonra bende önce hafif bir rahatlama oluyor. hani zor bir telefon görüşmesini bitirmişsin de sonunda derin bir nefes almışsın gibi. sonra acaba çok mu kaba davrandım diye düşünüyorum. ardından neden kaba davranmış olayım ki, istemiyorsam istemiyorum diyorum. kendi kendime tartışıp yine kendimle barışıyorum.

bir keresinde bir çocukla konuşmak istemediğimi söylemiştim. gayet kibarca reddettiğimi düşünüyordum ama akşam yatakta konuşmayı kafamda tekrar tekrar oynattım. sanki sabah mahkemem var da savunma hazırlıyorum. çocuk muhtemelen o sırada ne yiyeceğini düşünüyordu, ben hala üçüncü cümlemdeki noktalama işaretlerini sorguluyordum.

bence kadınların bir kısmı reddettikten sonra erkeğin kalbini kırmamış olmayı umuyor. çünkü karşımızdaki insanın üzülmesini istememekle onunla birlikte olmak istemek aynı şey değil. keşke bu ikisini birbirinden ayırmak bu kadar zor olmasa.

ama bir de şu var. insanı reddettiğim için değil de, kendimi açıklamak zorunda kaldığım için yorulduğum zamanlar oluyor. bazen sadece istemiyorumdur işte. bunun arkasında gizli bir sebep, çözülmesi gereken bir bilmece yoktur.

sonra vicdan yapmayı bırakıp çayımı koyuyorum. hayat devam ediyor. umarım onun için de güzel şeyler olur, benim için de diyerek vicdanımı rahatlatıyorum iyice.
devamını gör...
10. (çaylak)

en fingirdek burç

bence fingirdekliğin burçla değil, biraz da insanın içindeki sebepsiz neşeyle ilgisi var. ama illa bir burç seçeceksek ben terazi derdim.

daha merhaba demeden saçını düzelten, gülerken karşısındakinin koluna dokunan, kasada sıra beklerken bile biriyle göz göze gelip gülümseyen bir tanıdığım var. burcu terazi. kadın ekmek almaya gidiyor, eve dönene kadar mahallede üç kişiyle samimi olmuş oluyor.
devamını gör...
11. (çaylak)

fiyatı pahalı gelince mağazada uydurulan yalanlar

geçen gün bir hırka beğendim mağazada. öyle bir beğenmek ki dokusuna bakıyorum, kolunu düzeltiyorum, aynada kendime tutup nasıl duracağını düşünüyorum. sonra etiketi çevirdim.
neyse, hırkayla aramızda güzel bir şey başlamadan bitti.

annem yanımda olsa kesin “bunun aynısını evde öreriz” derdi. halbuki ikimiz de öremiyoruz.

ben de mağaza çalışanına dönüp “çok güzelmiş ama ben aslında başka rengini arıyordum” dedim. kadın da hangi renk diye sordu. bir an durdum, aklıma hiçbir renk gelmedi. “ daha koyu bir renk olabilir ama ben bir dolanıp geleyim bulamazsam bu da güzel ” dedim ve hırkayı yerine bıraktım.

sonra mağazadan çıkınca kendime kızdım. sanki pahalı bulduğumu söylesem ayıp olacakmış gibi boşu boşuna yalan atmış oldum. halbuki insanın bazen bir şeyi çok beğenip almamaya da hakkı var. keşke fiyatlara bakarken içimiz bu kadar burkulmasa.

hırkayı almadım tabii. ama eve dönerken aklım hala ondaydı. insan bazen bir kıyafeti değil de, onu hiç düşünmeden alabilecek kadar rahat olduğu bir hayatı istiyor galiba.
devamını gör...
12. (çaylak)

zengin olmanın ucundan dönmek

babamın bir zamanlar zengin olmanın ucundan döndüğünü düşünüyorum bazen. aslında zengin olmak dediğim de öyle yatlar katlar değil. annemin yıllarca ertelediği şeyleri ertelemek zorunda kalmadığı, babamın bir şey alırken önce fiyatına bakmadığı, benim de büyürken bazı şeyleri istemeye utanmadığım bir hayat.

bir ara babamın eline güzel bir fırsat geçmiş. herkes olacak gözüyle bakmış ama son anda olmamış. nedenini şimdi tam hatırlamıyorum. çocukken büyüklerin para konuşmalarını anlamazdım zaten. yalnızca o günlerde babamın biraz daha sessiz olduğunu hatırlıyorum.

sonra hayat devam etmiş. faturalar ödenmiş, alışveriş yapılmış, biz büyümüşüz. kimse dönüp de o fırsat olsaydı nasıl bir hayatımız olurdu diye konuşmamış. belki babam unutmuştur bile.

ama ben bazen düşünüyorum. belki annem bir gün kendine almak isteyip de vazgeçtiği o şeyi alırdı. belki babam bu kadar yorulmazdı. belki bazı akşamlar eve geldiğinde yüzündeki yorgunluk yerine başka bir şey görürdüm.

en çok da bunu bilmemek üzüyor beni. insan hiç yaşamadığı bir hayatı nasıl özler ki? o evde hiç oturmadık, o rahatlığı hiç görmedik. ama sanki bir zamanlar bize de ait olabilecek bir şey, çok yakınımızdan geçip gitmiş.

babamın o fırsatı kaybettiği gün ne hissettiğini bilmiyorum. keşke bir kere sorsaydım. şimdi sorsam da belki hatırlamaz. belki de hatırlar ama bana belli etmez.

bazı şeyler insanın elinden bir kere kaçıyor. geriye de yalnızca, acaba hayatımız nasıl olurdu diye düşünmek kalıyor.
devamını gör...
13. (çaylak)

sözlükte popüler olmanın bedelini ödemek

enüz tabii ki bana çok uzak bir durum ama insan yine de düşünüyor. bir gün yazdıklarımı daha çok kişi okusa, tanımadığım insanlar gelip anlattığım küçücük şeylere yorum yapsa nasıl hissederdim acaba? biraz utanırdım galiba.

gerçi ben burada öyle büyük laflar etmek için değil, aklıma gelenleri bir yerlere bırakmak için yazıyorum. arada birinin okuyup gülümsemesi bile yeter bana. yine de bir gün başıma böyle bir şey gelirse heyecandan yanlışlıkla herkese papatya dağıtabilirim.
devamını gör...
14. (çaylak)

sözlük yazarlarının çocuklarına vermek istedikleri isimler

erkek olursa bulut koymak istiyorum. küçükken bulutları izlemeyi çok severdim, hâlâ da severim. hem insanın çocuğuna gökyüzünden bir şey vermesi gibi geliyor bana. biraz hafif, biraz özgür, kimsenin elinde tutamayacağı bir şey olsun istiyorum.

kızım olursa adını lila koyardım sanırım. çiçek gibi bir isim geliyor kulağıma, söylerken bile insanın içi yumuşuyor. gerçi daha doğmamış çocukların isimlerini düşünüp duruyorum ama insan bazen böyle küçük hayaller kurmayı seviyor işte.
devamını gör...
15. (çaylak)

kolay idare edilebilir erkek seçen kadın modeli

geçen yaz bir arkadaşım sevgilisinden bahsederken “ya hiç uğraştırmıyor beni” demişti. o zaman pek üzerinde durmamıştım ama sonradan düşündüm de insanın birini anlatırken kullandığı kelimeler bile çok şey söylüyor bazen.

ben galiba kolay insan diye bir şey olduğuna pek inanmıyorum. herkesin alıngan olduğu bir yer, anlatamadığı bir derdi, bazen de çekilmez olduğu bir günü var. mesele bunların hiç ortaya çıkmaması değil de birbirinin yanında rahatça var olabilmek sanırım.

bir de sırf idare etmesi kolay diye birini seçmek var tabii. sonra insan kendi sesini bile kısmaya başlarsa, evdeki çiçekleri kim sulayacak diye kavga etmemek için bile susarsa ne anlamı kalıyor ki o ilişkinin? ne bileyim, ben sevdiğim insanın yanında biraz da kendim olabilmek isterdim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim