bol giyimli kukla yazar profili

bol giyimli kukla kapak fotoğrafı
bol giyimli kukla profil fotoğrafı
rozet
karma: 14209 tanım: 2764 başlık: 681 takipçi: 180
never a master. always a student.

son tanımları


ülkede hiçbir sorumlu olmaması

her şeyin sahibi olanlar hiçbir şeyin sorumlusu değiller. ne onlar kendini sorumlu görüyor ne de halk. iktidar ve devlet birbirine o kadar girmiş durumda ki kutsal gibi davranılıyor. ekonomi kötü çünkü esnaf fırsatçı, okullar taranıyor çünkü yeni nesil dizi ve filmlerden etkileniyor, depremde yüzbinler ölüyor asrın felaketi oluyor. kimsenin aklına "bizim canımızı ve malımızı koruması gerekenler neden bunları yapmaktan aciz?" sorusu gelmiyor.
devamını gör...

yataktan dayak yemiş gibi kalkmak

kaburgamı zedelemişim 2 haftadır her gün aynı terane. sabah yataktan kalkarken sanki gece boyu sol yanıma yumruk yemişim gibi hissediyorum. atlatacağız, bunu da atlatacağız...
devamını gör...

the crown

3. bölümdeyim. izlerken çok sigara içtiğimi fark ettim malum herkesin elde bi sigara dönüyor. ikinci sezona doğru ciğerleri yere bırakacağız herhalde lol.
devamını gör...

onu çok özlemek

ne alakaysa başlığı "ortaçağı özlemek" olarak okudum. ortaçağı özleyin onu özleyip ne yapacaksınız, sallayın.
devamını gör...

30 yaşında ailemle yaşıyorum diye ağlayan hırbo

bu arkadaşa kusulan nefreti anlamıyorum. birine yol göstermek ya da fikir vermek istiyorsanız, bunu daha merhametli şekilde yapabilirsiniz. karşınızda zaten mental olarak çökmüş bir adam var. bu noktaya bir günde gelmediğine hepimiz hemfikiriz herhalde? ben de okuduğu alanda iş bulamayanlardanım. okuldan mezun olduktan sonra barmenlik yapmaya başladım hala ekmeğimi oradan kazanıyorum. mutlu muyum? eh işte ama hala kendi alanımla ilgili ne yapabilirim diye mücadele ediyorum bir şekilde ve kimsenin eline bakmamak için, bağımsız bir birey olabilmek için de bu sömürü düzeninde ucuz iş gücü olarak emeğimi satıyorum.
evet gidip bi işe çalışabilir, evet bir işin ucundan tutup bir şekilde kendini sıfır noktasından bir noktasına getirebilir ama nefret kusmak neden, hadi nefret kusmak istiyorsunuz bu çocuğa neden? nefret kusacaksak toplanıp şu iğrenç düzene nefret kusalım. bize bunları yaşatan hükümete karşı iki söz söyleyelim. onu yapanı neden göremiyoruz?
devamını gör...

4 nisan 2026 trabzonspor galatasaray maçı

galatasaray yenilginisi doğum günü hediyesi sayar trabzonspor’a teşekkür ederim. galatasaraylılar mutsuz, kukla mutlu. *
devamını gör...

1.90 erkek 1.55 kız ilişkisi sürer mi sorunsalı

bu ilişki erkek isterse devam eder gibi ya. erkek arkadaş çok salak bi tip değilse kız bitirmez. bazı kadınlar arasında son yıllarda bi' boyla hava atma işi çıkmaya başladı. tamam bence de uzun boy erkeğe yakışıyor. kabul ediyorum. ama 1.80 altı "kesinlikle olmaz" kriterine sahip kadınlar görmeye başladım. yeni tanıştığı bir erkekten bahsederken "kanka biliyor musun boyu 1.93" flexi falan atmaya başladılar. hani iç güzellikti? iyi niyetti? sevmek, sevilmek, karakter, duruş, onur falandı bi ara?? eskiden kriterler bunlardı sanki.*
devamını gör...

allah'ın baş harfini büyük yazmak

yapan niye yapıyor anlıyoruz ama çok göstermelik bi "saygı" ya. hani kanka yüce yaradan takılmıyordur gibi böyle şeylere. sanki?
devamını gör...

sözlük yazarları padişah olsaydı hangisi olurdu sorunsalı

ii. selim olurduk ya. atalardan gelme prestij, zenginlik, saray hayatı vs. takılırdık. işleri idare edecek adam var (bkz: sokollu mehmed paşa), mis.
devamını gör...

knightfall

bir history channel dizisi, ikinci sezonda final yapmıştır. tapınak şovalyelerinin hikayesini anlatan dizi 14.yüzyıl ortaçağ fransası'da geçer.

senaryosunu başarılı bulduğum, oyunculukları "eh idare eder" dediğim dönem dizisi. bir vikings değil ama bu konsepti seven benim gibi bünyelerin beğense de beğenmese de izlemekten kendini alıkoyamadığı dizi türündendir.

bu diziyi izleyecek olanlar bilsinler ki, "tema" olarak ortaçağ'a doyacaksınız. fakat tam olarak içinizdeki ortaçağ vahşetini ve gizemini ortaya çıkarabilecek türden bir dizi değil. maalesef... dizi kutsal kase'yi bulmuş olan bir tapınak şovalyesinin ölmesi ile başlıyor. bu şovalye, kutsal kaseyi bulmuş fakat kötü kişilerin (mesela papa...) eline geçmesini istemiyor. bu nedenle kaseyi korunaklı bir yere, güvenilir şekilde bırakmış.

bizim lider ölünce idare onun daha önceden belirlediği sir landry isimli şovalyeye geçiyor. landry, dinine ve tapınağına bağlı bir kişi olmasına rağmen bir keşiş sayılamaz çünkü kutsallığa zarar verecek bir harekette bulunmuş. "sevişmiş..."

daha sonra landry kasenin peşinden gidiyor. kaseye mistizm vs. katmışlar tabii. dizi böyle sürüyor. daha fazla detay verirsem spoilera girer. son olarak eklemek istediğim: dizi istemeden de olsa aceleyle bitirildiği için biraz kötü bi sona sahip. ama karakter geçişleri ve gelişimi gerçekten güzel. 20 bölümde karakterler o kadar değişiyor ki. başarılı bir doğallık gerçekten.
devamını gör...

kendime düşünceler

marcus aurelius tarafından kaleme alınmış eser. çevirip türkçe'ye kazandırdıkları için son derece minnettarım, okumuş olduğuma en memnun olduğum eserlerden biridir. ne zaman okusam beni etkileyen ilk ve en önemli şey, günümüzden yaklaşık 1900 yıl önce yaşamış birinin notlarını bu kadar kolay okuyabilmek oluyor. ve bu kişi bir roma imparatoru tabii.* dönemin en büyük imparatorluğunun başındaki isim.

o satırları yazan koca cihana hükmeden bir roma imparatoru evet ama içeriğe bakınca sanki sıradan bir vatandaşı dinliyormuş gibi hissediyor insan. olayın asıl büyüsü burda. aurelius ün hakkında, evren hakkında, doğa, insan, ölüm ve yazgı hakkında çok şey anlatıyor. bunları defalarca okumuşumdur. başucu kitaplarımdan biri çünkü. ilk okuduğumda kısacık dediğim şeyi okumam epey zaman almıştı, çünkü cümleler üzerine uzun uzun düşünerek gitmem gerekmişti. hala daha öyle roman okur gibi hızlı okumam. okuyana çok şey katacaktır.
devamını gör...

elveda güzel vatanım

ahmet ümit'in muhtemelen en beğendiğim kitabı ya. ahmet ümit'in romanları uzun tutması ve diyaloğa çok fazla yer vermesi beni kitaplarındaki karakterlerle her zaman samimiyet kurmaya itiyor. sade bir anlatımı da olduğundan okurken sıkılmıyorum ve romanın uzunluğu keyifli bir hale geliyor.

söz konusu roman, 1908 yılından başlayarak ittihat ve terakki cemiyeti'nin faaliyetlerini, iç durumunu, imparatorluğun durumunu ve genel atmosferi çok güzel yansıtıyor. fakat romanın geneli kitabın baş karakteri olan şehsuvar sami'nin, hayatının aşkı diyebileceğimiz ester adındaki yahudi bir kıza olan özlemi üzerine kurulu.

selanik'te başlıyor ikilinin hikayesi. ester, asil ruhlu bir kadın (bencesi yani), bir kerecik geldiği bu dünyada, iktidarların ya da iktidar olmak isteyenlerin emrinde, bir ömrü heba etmenin anlamsız olduğunu düşünüyor, edebiyatı çok seviyor ve buna sığınıyor. ayrıca başkahraman şehsuvar sami'nin de bir romancı olabilecek yetenekte olduğunu, şehsuvar'ın da yazmaktan hoşlandığını biliyor, ve kendisini buna yöneltmeye çalışıyor. imparatorluğun batı kısmı iç isyanlarla çalkalanırken, şehsuvar'a paris'e gitmeyi, sanatla uğraşmayı, özgür düşünce ortamında hayatlarını mutlu bir şekilde sürdürmeyi vadediyor. fakat genç ve ateşli karakterimiz, bunu kesin ve net bir tavırla reddediyor. vatanı için savaşması gerektiğini düşünüyor, böyle bir dönemde kendi hayatının ve aşkının önemsiz olduğu kanısında. bunda tabii ki, dönemin padişahı ıı. abdülhamid'e duyduğu nefretin etkisi büyük, çünkü şehsuvar'ın babası; abdülhamid'in yanlış politikaları sonucu gittiği bir görevde şehit oluyor. şehsuvar sami'nin cemiyete katılması ve inkılap mücadelesini seçmesiyle birlikte, ester ile yolları ayrılıyor. ester paris'e, şehsuvar ise dersaadet'e.

yıllar yıllar sonra, tüm bu meseleler bitmiş, genç cumhuriyet kurulmuş, yeni bir vatan inşa edilmişken, her şeyin anlamsızlığının farkına varan şehsuvar, sevdiğine gerçek hislerini ve yaşadıklarını aktarmak için o sıralar kaldığı meşhur pera palas otelinde, hem mektubu yazdığı sıralarda yaşadıklarını, hem cemiyete katıldıktan sonra yaşadıklarını, hem de ilişkileri hakkında düşündüklerini, hissettiklerini kaleme alıyor ve bu roman ortaya çıkıyor. roman bu sayede sürekli geçmiş ve bugün arasında (yani 1920li yıllarda) gidip geliyor.

beni romanın asıl cezbeden yanı tarihle ilgili olması tabii ki. kitapta yazarımız şehsuvar sami adındaki karakter ile bizi önce selanik'e, meşrutiyetin yeniden ilan edildiği 23 temmuz 1908 gününe götürüyor, sonra orada yapılan suikastleri, cemiyetin selanikte kurduğu yapıyı gösteriyor, daha sonra da şehsuvar'ı dersaadet'e götürüyor, cemiyetin başındaki isimlerle buluşturuyor (enver paşa, talat paşa ve cemal paşa). şehsuvar sami, talat paşa ile çok yakın, onu neredeyse babası yerine koyuyor ve roman boyunca kendisiyle diyalogları sürüyor. enver paşa'dan çok haz etmiyor, bunun sebebini romanda iyice öğreniyoruz. cemal paşa ile ilgili ise çok fazla detaya girilmemiş. nötr diyebiliriz... şehsuvar dersaadette iken, 31 mart vakası yaşanıyor ve abdülhamid tahttan indiriliyor. babasının ölümüne sebep olan kişiyle başkahramanımız sohbet imkanı da buluyor. romanda en beğendiğim şeylerden biri buydu. şehsuvar sami bütün bu olanların yanında, karakterlerle tanışıyordu. bunun edebiyatın bir sihri olduğunu düşünüyorum. bir karakter yaratıyorsunuz ve dönemin bütün siyasi aktörleriyle kendisini tanıştırıp diyalog yaratabiliyorsunuz, ve bu diyaloglar okuyucuya heyecan veriyor. zaten maharet burada...

kitapta önce bu meşhur cemiyetin liderleriyle, sonra meşhur padişah ıı. abdulhamid ile, daha sonra trablusgarp'ta mustafa kemal atatürk ile konuşma imkanı buluyor, bu insanlarla diyaloğa giriyor ve bunun tarihi kurgusunu doğru olarak yapıyor.

beni dönemin atmosferi ve bu durum kitabı okurken çok heyecanlandırdı, sizi de heyecanlandıracağına eminim. bu kadar uzun yazdığıma göre kitabı tavsiye ediyorum tabii ki*. okumak için tarih bilmeniz gerekmez, bilseniz daha ayrı bir zevk alırsınız o ayrı. ama kesinlikle tarihi süreci daha öncesinden biliyor olmanız gerekmiyor. bir tavsiye; kitap hacim olarak biraz büyük ve sayfa sayısı da yüksek. o yüzden boş bir vakitte, ara vermeden bir kaç güne yayılarak okunması gerektiğini düşünüyorum. bu kitabı okuyacak herkese, şimdiden, kitabın sonundaki sürprize hazırlıklı olmalarını da tavsiye ediyorum. iyi okumalar!

not: agatha christie detayının da çok hoşuma gittiğini söylemeliyim. sahneye çıktığı ilk anda o kadının agatha christie olduğunu anlamıştım, çünkü meşhur pera palas hikayesini ben de okumuştum.

"şimdi farkına varıyorum ki, benim için bir tek vatan varmış, o da sensin…"
devamını gör...

chandler bing

friens dizisindeki favori karakterim. benim için bunun birkaç sebebi olsa bile, en önemli sebebi kendisinin dizinin en düşünceli karakteri olması.

chandler, phoebe ile birlikte dizinin en derinlikli karakteri. anne ve babası muazzam sorunlu bir çocuk. hatta baba ileride trans bir kadın oluyor ve durumlar daha da garipleşiyor kendisi için. anne ve babasının boşanması gibi travmatik durumlar ile baş edebilmek için de kendisine savunma yöntemi olarak mizahı seçmiş. kendisinin de söylediği gibi, zor durumlarda şaka yaparak sıyrılmaya çalışır kötü ruh hallerinden. ayrıca küçük yaşta sigaraya başlamış ve bu bağımlılığı onu çok zorlamaktadır. onu canlandıran matthew perry de uzun süre ilaç ve uyuşturucu bağımlılığı ile mücadele etmiş.

chandler, dizide komik esprileriyle hepimizi güldüren, yeri geldiğinde yaran bir karakter. fakat aynı zamanda çok hassas kalpli, narin biri. arkadaşları için fedakarlık yapmaktan asla çekinmeyen, aksine bunu kendi akıl edebilen biri. örneğin joey'in evinden ayrıldığı zaman ona çaktırmadan para vermeye çalışması, ross evsiz kalınca ona kendilerinde kalmayı ilk teklif eden kişi olması ve monica'nın bütün temizlik ve düzen hastalığına isyan etmeyip ayak uydurmaya çalışması, devamlı kendinden ödün vermesi vesaire uzar gider.

gayet yakışıklı ve zengin bir genç olmasına rağmen kızlarla arası hiç iyi değildir aynı zamanda. küçüklüğünde yaşadığı travmalar, ona özgüven sorunu olarak dönmüştür. joey ondan çok daha acınası bir karakter olmasına rağmen kadınlar ile arası her zaman chandlerdan daha iyi olmuştur.
devamını gör...

youssef en-nesyri

bu sezon özelinde konuşuyorum samatta kadar kötü.
devamını gör...

hayatın boka sarmaya başladığı yıl

2020 ya. pandemi benim hayatımın bütün dengelerini bozdu, sonrası zorluk seviyesi gittikçe yükseldi.
devamını gör...

iyi türk kahvesi yapan erkek

askerde çaycı olmamı sağlayan özellik.

içtimada rahat otur pozisyonunda bağdaş kurmuş oturuyor, ensemden vuran yakıcı güneşe lanetler ediyordum. ibrahim komutan sıradakilere ne iş yaptıklarını soruyordu, cevapların hiçbirinden tatmin olmuyordu. sıra bana gelince sordu.
"sivilde necisin oğlum?"
"barmenlik yapıyorum komutanım"
"iyi türk kahvesi yapabiliyon mu sen?"
"evet komutanım"
"tamam, bölük çaycısısın".
devamını gör...

kendinden iki yaş büyük birine abi demek

bu biraz y kuşağında kalmış bi alışkanlık ya. z kuşağı 6-7 yaş büyüğüne bile abi/abla demeyebiliyor.
devamını gör...

mert hakan yandaş

bu kardeş neden hala fenerbahçe'de oynuyor anlayabilmiş değilim ben. yıllardır formayı hak etmemesine rağmen - takıma saha dışında pozitif bir katkısı olduğunu da katiyen düşünmüyorum - kendisine kaptanlık verildi ve taraftarlarca komutan diye benimsendi. ali koç dönemi rezilliklerinden biridir. artık gitsin ki ali koç dönemi rezilliklerinden biri olarak kalsın.
devamını gör...

şaka maka aralık ayının gelmesi

aralık benim için ajanda ayıdır. yılın sadece 1-2 ayı düzenli kullanacağımı bilmeme rağmen gider kendime ajanda alırım. hayata ancak böyle küçük mutluluklarla tutunabiliyorum. *
devamını gör...

whisper (yazar)

sözlükte kendisine denk gelmek burayı hala güzel kılan nadir detaylardan. iyi ki doğdun sevgili whis. yeni yaşın sana ve çevrendekilere sağlık, sevgi ve mutluluk getirsin!
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim