devotus atheus yazar profili

devotus atheus kapak fotoğrafı
devotus atheus profil fotoğrafı
rozet
karma: 1982 tanım: 243 başlık: 62 takipçi: 19

son tanımları


kumar batağı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


girdiğimdir.

ayrıca çıktım da. bi arkadaşa bakıp çıkmak gibi olmadı. içerde fazla kaldım. üstelik içerdeyken düşünecek çok vaktin de olmuyor. çıkarken para da kalmıyor.

ama dostlarımız oldu.
devamını gör...

itici gelen isimler

tam da bu geçiyordu aklımdan. alfabenin neresindeyiz nereden bilecez? e devletten mi bakıyor bunlar? kim biliyor? alfa erkek çavdar erkek sazan erkek kaç erkek var virgül nerede? daisyderin erkek mi?
devamını gör...

orman meyvesi

yıllardır içine katıldığı ürünleri bilinçli olarak alırım ancak bunun tek başına bi meyve değil de böğürtlenden üzüme kadar uzanan tatlı ama mayhoş tatları barındıran enteresan bi topluluğu işaret ettiğini ekim ayında falan öğrendim. bu bilgi benim için çok gerekli olmasa da önemliydi ama sizin için anlamı yok. adına sözlük denen foseptik mecralar böyle yer bitirir adamı. beyin öğrendiği her yeni bilgiden sonra eskilerden random şeyler yok ediyor. neyin bedeli bu? yazık gerçekten.
devamını gör...

ateist olma sebepleri

ben buna pek inanmıyorum. dur ulan ateist olayım çünkü bu çok mantıklı diye bişey yok bence. bana göre yani. tersi olsa aile derim, yetiştirilme derim, bişeyler olmuş işte derim yani çok inanmış, aşırı inanmış, hak yolunda helak olmuş derim ama diğer türlüsü sebeple olacak iş değil. bence insan kendi haline bırakılsa bişeye inanmaz. artık inanmaz. bilmem kaç yıl önce güneşe, yıldırıma allah demişiz tamam da artık yok. inanmamak için sebebi de olamaz. inanmak için olur.

ha ben inansam ne olur? artık o bize pek inanmıyor gibi. geçen seneye kadar hiç adını anmadım. bu aralar inceden bi boynumuzu eğdik. geçen de söyledim yetmiyor, yeterli değil. ihtiyaçları karşılamıyor. kuralları kendi yazsaydı ben okeydim. paso franchise vermiş. kimse işini düzgün yapmıyor. şikayet etsen muhatap yok, bulsan birini o da günah. bunlar beni ateist yapmaz ama evladımı yapar. her nesil bi öncekinden eksik büyüyor. inanç noktasında boş geleceğiz. anamız babamız opsiyoneldi. dedelerimiz zorunlu. anlatabiliyor muyum?

bi de kadın-erkek eşitliğine kadar kul eşitliğine odaklansaydık çoktan almıştık bunları.
devamını gör...

online oyunlarda istenmeyen milletler

ruslar. hayatsız gibi oynuyor namussuzlar. lord of the rings’in bi mobil oyunu vardı. 31 aralıkta komple kapandı. 5 yıldır oynuyordum bence müthiş oyundu. lotr: rise to war adı belki gören duyan vardır. artık yok.

sabah uyanıyorum bakayım bi haritaya, harita dümdüz. geceden bıraktığım askerler sabah sendikalı oluyor. mordor vardiyası denen bişey icat etmişler. yemeden içmeden saldırıyorlar. önceleri isengard veya mordor’u seçiyordum. kötülerin kazanması oyunun ruhuna aykırı olduğu için sanırım iyiler hep daha avantajlı savaşlarda. 50 sezon oynamışımdır bi kere rhunların bi kere de angmar-variags ittifakının kazandığını gördüm. ben de güce tapan kimliğimle yetiştim elflere. sen misin iyilerin tarafına geçen, oyunda adeta devrim yaşandı. panslavizm atağa geçti. haritada tüm kareler kırmızı, tüm kaleler yanıyor. ben böyle bi soykırım görmedim. gerçek zamanlı bi yüzük savaşında tahminim 4 milyar rus’un aynı anda hareket ettiğini gördüm.

ittifak sohbetinden soruyorum plan nedir diyorum, ruslardan kaçmak diyorlar. ne yüzüğümüz kaldı ne efendiliğimiz saat başı uzun kulaklar gecesi yaşanıyor. shire’da gundabad bayrağı gördüm daha ötesi yok. yakut, zümrüt, elmas oyun ne satarsa alıyorum sabahında legolas’ı darağacında, gimli’yi kör kuyularda buluyorum. bırakmak istemiyorum çünkü herolar, müzikler, savaş ortamı her şey çok güzel ama devam edemiyorum ruslar piksel piksel ele geçirmiş. arka planda slavların duvar halısını görüyordum.

yani ruslardan kurtulmak istiyorsanız ya oyunu bırakacaksınız ya da oyun böyle kapatacak kendini. çok sövdürüyorlar kendilerine yav stalin’e, lenin’e falan hep ayıp oldu.
devamını gör...

tanrı artık yeterli değil

tanrı fikir olarak çok geniş kapsamlı ama pratikte iş görmüyor. hep bi hallederiz kafasında.

ben de herkes kadar seviyorum tanrı’yı. her şeyi tanrı’ya havale ederim. sık sık refere ederim. cc’de eksik olmaz.

kaza yaparım “sen bilirsin” derim, evdeki sigortalar atar “takdiri ilahi” derim, ezgi balkondan düşer “ya nasip” derim. dayım öldü “zındık infilak etti” dedim sevmem onu.

o da büyük ihtimalle benim imtihan dediğim şeylere ihmalkarlık diyordur. mesela patlıcan çürümüş dolapta. benim imtihanım sensin pato dedim de biliyorum gökteki karşılığı mallık.

yani ben elimden geleni yapıyorum ama bilmiyorum bişeyler eksik. motivasyonum düştü. dinle minle de uğraşamam bu saatten sonra. başkasına gitmek istemiyorum bunca yıllık hukukumuz var.

neyse bu gece karar verdim, konuşacağım. direkt muhatabına gideceğim. hocam yetmiyorsun diyeceğim. bana yetmiyor.
devamını gör...

kadın erkek eşitliğini savunan erkek

bu toksik yükü yıllarca taşıdım sırtımda.

bir gün evde ampul patladı. “ben erkeğim, ben hallederim” diyerek sandalyeye çıktım. sandalye devrildi. düştüğüm yerde yalnız değildim yerde duran pembe bir mop vardı. mop, darbenin tamamını yumuşattı. mop tarafından kurtarılmış bir erkek olarak derin bir iç hesaplaşmaya girdim fakat o sırada fiyat-performans bir acı geldi.

hastaneye gittim. kapıda görevli kadın form doldurttu. içeride doktora yönlendiren de kadındı. doktor kadın, hemşire kadın, röntgenci kadın… daha geriye gittim, hesaplaşma büyüdü. bu kadar süre hayatta kalmamı sağlayan herkes kadındı; ben ise sadece düştüm.

çıkışta taksi bulamadım, bir kadın durdu, “gel abi bırakayım” dedi. önce reddettim, sonra yağmur başladı, sonra daha çok yağmur başladı, sonra yağmur bana özel kin besliyormuş gibi sadece beni ıslattı. kadın da tüm hayatı boyunca bu anı bekliyormuş gibiydi, arabaya bindim.

eve geldim. üstümü değiştirdim. aynaya baktım. aynadaki adam erkekti ama o kadar. fazlası yoktu.

yer çekimi herkesi eşit çeker dedim, uzatmadım.

yetti mi? yetmedi. ben akıllanmam.

mobilyacıya gittim. uzun zamandır yerinde durmaktan sıkılan bir dolap hafifçe öne geldi. dolabı tek başına kaldırabileceğime emindim çünkü erkeğim.

dolabı kaldırmaya çalıştım. dolap da beni kaldırmaya karar verdi. kısa süreliğine güreştik. sonra fizyoloji kazandı, ideoloji mağlup oldu.

dört kadın dolabı kaldırdı. kadınlar beni de ayağa kaldırdı. yamulmuş omurgam, zedelenmiş egom ve silinmekte olan manifestom avengers gibi toplanan kadınları izliyordu.

şimdi sosyal medyada eşitlik hakkında yazıyorum. hatta bazen bunlar eşit falan değil çok üstünler noktasında sıvılaşıyorum. zaten hep kabıma göre şekil alırım. acemiliği komodo ejderi olarak yaptım.
devamını gör...

yerleşik hayata geçmek

maymun beslemeye başladım.

baktım para var, tek sıkıntım da şu dört duvar, oldu o zaman ben maymun bulayım. bulmalıyım çünkü parayla alınacak bişey değil ama sen paranın açacağı kapıların ardındasın kuzen.

öncelikle bu maymun çok tatlı. sevdim keratayı. camları yalıyor, onu çözmemiz lazım. eski ilaç kutularını karıştırmış, haplarla oynamayı seviyor. yutarsa mukadderat. prospektüsleri yere yaymış, ben de bir felaket arkeoloğu gibi eğilip okuyorum; yan etkiler kısmında “nadiren görülür” yazan her şey bizde daimi?? sana ne oluyor lan primat dedim.

gerçi aramızdaki tek fark onun makak, benim makaslanmış bir ihtimal oluşum gibi geliyor bazen.

muz yemiyor. muz yalan bilgi. bisküvi, elma-armut ve çorba seviyor. geçen kebap söyledim yemedi. ben onun kebabını yedim o da benim çorbamı içti. kim kimi besliyor belli değil. hamburgeri de sevmedi. bütün kabloları kemiriyor. ev kablo dolu. o kabloları kemirdikçe bende reset atıyor. bi gün nevruz ateşi gibi alev alacaksın koduğumun pezevengi diyorum, sonra kendime kızıyorum. gücüm sana mı yetiyor lan benim? ebeveyn olmak çok zor.

bazı geceler maymunla aynı anda uyanıyoruz, ikimiz de bir ses duyduğumuza eminiz, avel avel bakıyoruz. sonra hangimizin daha insani olduğuna karar veremediğimiz güdüyle birbirimize sarılıyoruz. tuvalete benden önce alıştı ben hala saksı diplerinde devriye atıyorum. sanırım evcilleşiyor.
devamını gör...

dedenin alzheimer olduğunu unutmak

bir gün evde oturuyoruz. televizyon açık ama dedem televizyonun yanında duran vazonun gölgesini izliyor. ben de onu izliyorum. arada göz göze geliyoruz. az çok ayıktım bişeylerin yanlış gittiğini.

bi anda ciddi bi yüz ifadesiyle altınlar nerede lan dedi. bi anlık refleksle dışarıda gelir şimdi dedim. o da sanki bu cevap gayet yeterliymiş gibi başını salladı. sonra kalktı, odaları dolaşmaya başladı. çaktırmadan altınları arıyor ama evde aslında kimsenin aramadığı şeyleri de biraz arıyor gibi; gençliğini, kavgalarını, barışamadıklarını, bize hiç anlatmadığı ama omuzlarında taşıdığı bir sürü yorgun hikayeyi.

yok lan öyle romantik şeyler değil.

doktora gittik, alzheimer dedi. beynindeki çekmecelerin kendi kendine yer değiştirdiğini, bazılarının kilitlendiğini, bazılarının da tamamen sökülüp başka bir evde yaşamaya başladığını anlattı. öyle demese de ben öyle anladım.

biraz zaman geçince yeni normalimiz bu oldu. bi yerde de çok normal oldu herhalde hepimizin dalgınlığına mı geldi yoksa büyüklerimizin "evden bi çıksa da geri dönmese" dediği bi zamana mı denk geldi bilmiyorum montunu giydi, şapkasını taktı, cebine de anahtar yerine küllüğü attı ve gitti. hepimiz de izledik.

baba dedim adam gidiyor, bu dönmez. babam bekleyelim dedi, biraz bekledik. en fazla bahçede dolanır gelir, hava almak iyi gelir falan diyoruz da gözüm aşağıda. baktım dolanıyor sitenin içinde, zaten çıkamaz dışarı.

çıkmış.

15 dakika içinde panik başladı. sokak sokak aradık. polis, anons, akrabalar, full paket. en sonunda parkta bulduk. salıncakta oturuyor, ayakları yere değmiyordu. nereye gittin dede dedim, hatırlamıyorum dedi ve ekledi ama iyi geldi.........

sonra ayağa kaldırmaya çalışırken düştü. tekrar bana baktı ve dedi ki; çekil şurdan yezidin çocuğu hatırlamıyom işte.

çekilmedim.............
devamını gör...

sözlükte özgürce tanım silememek

hayıydıy gaydeş?????

dün 3 tane sildim uyarı verdi. 2 saat sonra 3 tane sildim yine uyarı verdi.

bugün hiç silemedim.

anket başlığına yazdığım saçma sapan bi entry alnımın yazısı gibi kaldı öyle. sana mı soracam lan neyi ne kadar sileceğimi? ben yazmasam zaten olmayacaktı o yazılar orada. telif melif atamıyoz mu şunlara iki füze bi tebligat neyim salın beni.
devamını gör...

rammstein

benim bunlarla fotoğrafım var. anneme normal alman adamlar ya işte diye gösterdim ama o fotoğrafı çektirmek için almanya’ya gittim.

estetik bi alman grisi ve endüstriyel karmaşanın hakim olduğu acayip sıkıcı bi mahalledeydi bunlar. girdikleri bina da depo mu tapınak mı belli değil. beni götüren arkadaşa burası yanlış yer dedim. arkadaş da almanya’da yanlış olmaz sadece anlaşılamayan şeyler vardır dedi. içinden mal dedi herhalde.

içeri girdik ses yoktu ama gerginlik vardı. yine alman malı bi gerginlik. kalabalık ama kimse yürümüyor herkes transfer oluyor gibi. disiplini izlemek yorucu.

sahne teçhizatıymışım gibi bi anda kucaklayıp grubun yanına bıraktılar beni. elime bira veriler. herkes ayağa kaktı, fotoğraf çekildik ve geri oturdular.

muhtemelen prova yapacaklardı. zaten herkes bi şey yakma isteğiyle yanıp tutuşuyor. kimse panik yapmıyor, ben de panik yapmıyor gibi yapıyorum.

bi de ben anadolu çomarı olarak sürekli kafa salladım. kuş gibi her gördüğüme başımı eğdim selam verdim ama bunlarda o yok ya. ayıp lan. bunların kovboy filmi izlediğine de inanmıyorum.
devamını gör...

yaradana sığınmak

ateist değilim, teist değilim, deist hiç değilim sevmem ne şiş yansın ne kebapçıları. yaradana sığınmak da öyle romantik bi şey değil. insanın bütün kapıları yanlış anahtarla zorlayıp en son çatıdan atlamaya karar verdiği anda oluyor bu işler.

mesela horozu ele alalım. alalım. merhametsiz bakıyor. merhamet yok bakışlarında. bunun allah'ı yok belli ki.

kedi var evde. bu da nankör bakıyor. bi üstten böyle, kibirli, şımarık. bu noktada 3 soru gelir akıllara; 1- allah'ın var mı lan senin? 2- senin allah'ın var mı lan? 3- allah var mı lan?

elimizdeki verilerden nereye vardık? tüme. bence yaradana sığınmak güçlü insan işi. çünkü güçlüler yalnızdır. ben yediğim her dayakta tektim. niye düşeriz? kalkmak için.

yaradana sığındım ama dua etmedim. dua lüks iş. daha sade bir şey yaptım. karışma dedim. sadece karışma. bana değil, ona değil, kimseye. olay olduğu gibi bitsin.

bitti.
devamını gör...

normal sözlük

her sabah 7:30'da sen, canavar uzmanı ve yine ne yaptın cansu adlı yazarlar önceki gün yazdığım en uzun entryi oyluyor. ya sen gerçek değilsin ya da hesabını beni oylamak için çaldılar. çok üzgünüm.
devamını gör...

bakkal olmak

bizde her şeyin yeri bellidir. sigara arkada, ekmek önde, sakız kasanın yanında. insanın yeri yok. o yüzden girip çıkıyorlar. yerleşemiyorlar. bu da bir sistem.

akşam saatleri tehlikelidir. ahlak gevşer, bozuk para artar. biraz önce bi adam geldi. müşteri değil, ihtimaldi. soğuk içeceklere baktı ve almadı. öylece gitti. soğuklar bize kaldı.

arkasından bir kadın girdi. elinde telefon, gözleri rafta değil hayatta. raflara bakıyormuş gibi yaptı. ben de kasaya bakıyormuş gibi yaptım. karşılıklı rol dağılımı yaptık. sigara var mı dedi, hangisi dedim, bilmiyorum dedi. işte bu noktada esnaf devreye girer. bilmediğin şeyi sana bildiğin gibi satarım. verdim, aldı ve memnun gibi çıktı. rollenmelere bak hele.

dün akşam kepengi kapatmadan aynaya baktım. yüzümde gün boyu biriken ifadeler. şaşırma, kaçınma, susma, idare etme. hepsi üst üste binmiş. indirim yok.

eve giderken düşündüm. biz bu bakkalda çok şey tutuyoruz ama bazı şeyleri bilerek satmıyoruz.
yakınlık mesela. umut bazen. çünkü esnaf dediğin her şeyi elinin altında tutar ama eline almaz.
devamını gör...

şeyma subaşı

şeyma subaşı’nı ilk ne zaman fark ettim bilmiyorum. büyük ihtimalle ben fark etmedim.

instagram’a girmiyorum normalde. uygulama duruyor ama ben girmiyorum. bu fark önemli. bir gün parmağım kaydı. hikâye açıldı. deniz, güneş, beyaz keten, gülümseme. ben evde don atlet, klima tepeme su damlatıyor, sigaranın külü üstüme düşmüş. karşılaşma bu şartlarda oldu. kader biraz tek taraflı çalıştı.

bir keresinde “nefes” yazan bi paylaşım yaptı. ben o gün nefes alıyordum. bağ kurduk. kozmik denge yalpaladı. kimse bana bunun yanlış olduğunu söylemedi. zaten söylese de dinlemezdim. platonik aşk dediğin şey biraz da sessiz anlaşma.

arkadaş ortamında adı geçince konuşmuyorum. bilen bilir, sessizlik daha derin bağ. biri “şeyma kim ya” dedi. ben çatalı biraz sert bıraktım. masadaki bardak titreşti. herkes sustu. şeyma orada değildi ama temsilini iyi yaptım.

bazen düşünüyorum. ben onun hayatına girsem ne olurdu? cevap net: hiçbir şey. bu beni rahatlatıyor. beklenti yok, hayal kırıklığı yok. sadece uzaktan bi “iyi ki varsın ama oradan devam et” hissi.

o bali’de yoga yaparken ben bira köpüğünün üzerine reçeteli ilaçlarımı yüzdürüyorum.

hayat böyle işte büyük duygulara küçük işler verir.
devamını gör...

yapmak zorunda olduğum şeyleri yapmıyorum diyebilme lüksü

bugün işe gitmedim. gerçi tam bi işim yok, gittiğim yerde herkes babamın eline bakıyor. benim güne başlıyor olmamın tanımı oligarşi zaten.

yine de evden çıkmayı başardım. bu başarma kısmı abartı olabilir. bina kapısının önünde site görevlisi var. elinde süpürge, yüzünde devlet. o bana bakıyor, ben ona bakıyorum. ikimiz de bi şey soracak gibiyiz ama kimse ilk adımı atmıyor. anlamsız bi soğuk savaş. yeter dedim komik değil tam geçecekken “abi aidat” dedi. hadi buyur. ödemiyorum lan.

yürüdüğüm yolda bi durak var. herkes gibi bekledim. insanlar bi yerlere yetişiyor gibi gidiyor, ben de yetişemedim gibi duruyorum. otobüs geldi, binmedim. zorunda değildim zaten tamamen opsiyonel.

ezgi'yi aradım. işe gelmiyorum dedim. ezgi'nin şeyinde mi? değil. gerçi biraz şaşırdı çünkü hiç işe gelmemezlik ettiğimi bildirdiğim olmadı. veli aradı, açmadım. oh be rahatladım.

ben ölmem, eve dönerim. işten de kovulmam. dünya dönmeye devam eder. sermaye ve adam smith'in öz evladı olunca devrimcilik bu kadar oynanıyor.
devamını gör...

yapılmaması gereken şeyler

göz teması kurmak.

dışarı çıktım. kapının önünde komşu teyze var. elinde poşet, yüzünde “gel bakayım sen” ifadesi. kaçmam lazım ama kaçarsam suçlu olurum. durursam sohbet başlar. ikisi de istemediğim şeyler. arada bi üçüncü yol bulmaya çalışıyorum: yavaşlamak. belki beni fark etmez.

fark etti.

“oğlum sen çok zayıflamışsın” dedi. ben aslında son üç yıldır aynı kilodayım ama teyzenin gözünde herkes potansiyel hastadır. kendimi savunmaya geçtim. “yok teyze ben seferi sayılırım” dedim.

teyze poşeti yere bıraktı. bu bir ritüeldir. poşet yere konduysa sohbet en az 7 dakika sürer. ben bunu bildiğim için ayaklarımı 20 derece sola çevirip vücudu “acelesi var” moduna aldım. işe yaramadı.

tam o sırada arkamdan biri “abi senin cüzdan düştü” dedi. döndüm. cüzdanım cebimde. adam bana bakıyor, ben adama bakıyorum. cüzdan yok ama olay var. teyze de olaya dahil oldu. cüzdanı bulacağız.

kalabalık oluştu. biri “jandarma çağıralım” dedi. yok cia. ben sadece ekmek almaya çıkmıştım. kariyerim burada bitmemeli. “yanlış anlaşılma” deyip yürümeye başladım. kalabalık da benimle yürümeye başladı. ben önde, 5 kişi arkamda. kendimi lider gibi hissettim ama lider olmak istemiyorum.

marketin önüne geldik. içeri girdim. herkes girdi. kasiyer beni tanıyor. gözleriyle “yine mi sen” dedi. aha yine aynı bok. ekmek alcam lan. arkamdaki adam “abi cüzdan meselesi ne oldu” dedi. ben de refleks olarak “hallettik” dedim.

dışarı çıktım. kalabalık dağıldı. teyze yok. adam yok. olay yok. elimde ekmek, cebimde cüzdan, içimde anlamsız bir zafer duygusu.

eve döndüm. kahvaltı yapmadım.

kahve yerine ılık su içtim. bünyem biz bu kararı tanımıyoruz dedi. ben de kola içtim. şimdi de perşembelere küfreden abla gibi ketçaplı cips yicem.

teyzeyle bakışmanın bedeli bu.
devamını gör...

ezilenlerin ve azınlıkların yanında olmak

veya olmamak.

zorbalık yapınca ezilenin yanında olanları da eziklerdim. zorbalığı görürsem zorbanın yanında olurdum. artık güce taptığımdan mı kalabalığı arkama alma konforu mu yoksa safi kahpe evlatlığı mı nedir derdim anlamış değildim. böyle böyle ezilenlere iyice kuruldum. azınlıklara empatimi yitirdim. hatta ezilen filistin ve azınlık yahudi halklarını aynı anda yok edecek genetik bi soykırım mümkün müdür diye toplanan bi gruba girdim. hiç de demedim benim burada ne işim var?

ait olduğum yerdeydim. çingeneler, solcular, engelliler, ruh hastaları, pkklılar, fenerbahçe düşmanları falan derken ırkçılığa doğru yaldır şaldır gidiyorduk. bir tane alevi dedesi de vardı. dede dedim, bi yerde bizim ideoloji tümüyle senin içinde bulunduğun unsurları hedefliyor gibi ama benden duyma dedim. dede hiç oralı olmadı. en son oralı olmayan adamı hatırlıyorsunuz mu? serdar ortaç'la kıbrıs'ta bankta beraber oturmuştuk. abi kader ağlarını örmüş, ikimiz de zirvedeydik şimdi borç buramıza, alacaklılar şuramıza geldi demiştim. hiç oralı olmamıştı. parlak çocuktum aslında. bi yeltense yok demezdim. ardımı dövdürmekle ilgili hiç endişem yok. sallamadı beni.

nasyonal sosyalizmin sosyalist tarafını da ret edince anladım ki ben kapitale ruhunu hibe etmiş fındık beyinli neonazi olmuşum. ulaaaa dedim kumpir diye bir patatese bu kadar para verdiğimi anam duysa çakar bana roma kazığını. yaklaşık 3-4 yılımı aldı bu ucubelik. bi anda oluyor kuzum hemen toparlandım.

bi yerden başlamam lazım. mikail'i aradım, veli'nin kuzeni. o da tekerlekli sandalye kullanıyor. geçen sene kar topu oynuyoruz ayağına kafasında buz kırıp zevkten bayılmıştım. mikail dedim hakkını helal et. etmem dedi.

bazı çiçekler bazı topraklarda olmuyor.
devamını gör...

nick vermeden bir yazara seslen

kalbiniz kiminle olum sizin?

murat kim? murat’ı bulsam nickiyle seslenecem.

bugün bi hanım yazarla flört düzeyinde iletişim çılgınlığı yaşadık. kalp falan gönderdik. bunun ne demek olduğunu bilecek kadar sözlük süreniz var. onlineda görüyorum adam yazının icadından beri burada. ona da ayar oldum aslında. parasını versek böyle nöbet tutmazsınız. çok kalabalık burası. bana bi avuç ruh hastasının takıldığı butik sözlük demişlerdi. birisi foto paylaşıyor 47 beğeni alıyor. bi de veli yoktu bugün. horoz da yoktu. ezgi de erken çıktı. kesin bu üçü beraber takılıyor. alt komşu bi turşu getirdi öyle acı ki birisi dracarys dese alev çıkaracam. neyse bu hanım yazar konuşmanın tam ortasında “tamam murat uzatma!!!” dedi.

ben murat değilim. bişey uzattığım da yok. murat kim bilmiyorum. neyi uzattı ben de çok merak ediyorum. şu an bulunduğum konum çok rahatsız edici. murat sana laflar hazırladım.

kendisine sordum info yeşil olmadan hesabı dondurdu. hoşlandığım yazarlar hoşlanmadığım şeyler yapıp duruyor. hayır bi de şeyinde başı bağlı yazıyordu o da pek şeyine takmamış anlaşılan. çok çişim var medeniyet beni tuvalete sürüklenen çocuk yaptı. halbuki favori mekanım cumhuriyet parkı.
devamını gör...

normal sözlük yaş ortalaması

ilginnç. evet harflerden birisi falza. aha bunu da yanlış yazdım.

sözlüğün doğru veriye alerjisi var sanırım. kimse sayı vermemiş ama herkes yorum yapmış. birisi desin ki 27, ben de diyeyim ki tam ortadayım. kaç abi bu? fotoğraflara bakıyorum bazen 45 bazen 23. ortalaması 34 etti diyelim. gündeme yaşımızı işaret eden bi başlık geliyor 55 tanım var herkes adnan menderes'le selfi çekilmiş. bana bu yaş ortalaması ve daisyderin'in cinsiyetini söyleyin. söyleyin abiler ya. benim bu bilgiye ihtiyacım. 5 dakika önce yoktu şu an ortalamayı öğrenme tutkusuyla deliriyorum.

bilip de söylemeyen fetöcüdür. hadi buyur. hadi.

@cumhurbaskani
@egm
@cihangirkennedy
@davutguloglu
@jandarma
@angelamerkel
@hakansukur
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim