femmeamoureuse yazar profili

femmeamoureuse kapak fotoğrafı
femmeamoureuse profil fotoğrafı
rozet
karma: 43116 tanım: 3585 başlık: 222 apolet: 2 takipçi: 78
Vivi e lascia vivere.

son tanımları


35 yaşında, bakir ve dindar erkek

neden insanları sürekli "öteki" konumuna koyarak aşağılıyorsunuz? çok fazla kadınla beraber olmak, seks yapmak ne ara matah bir özellik haline geldi de ağız dolusu savunuyorsunuz ve bunun acayyip havalı bir şey olduğunu iddia ediyorsunuz?

ben seks ile böbürlenen, geçmişinde fazla kadın olan erkeği kafadan elerim mesela.

burada konumuz seksin kendisi değil. burada konumuz seks yapma eylemini çok büyük bir şeymiş gibi gören ve sürekli diğer insanlara pazarlayan şuursuz insanların bu toplumdaki varlığı. bu insanları kimler yetiştiriyor, nasıl terbiye alıyorlar şaşkınım. beni de bir adam yetiştirdi. babamda hiç böyle ahlaki defolar görmedim - hala görmüyorum. bu yüzden bu bana "seçili bir ahlaksızlık" gibi geliyor. seçili olan her şey sorgulanır çünkü büyük karakter eksikliğidir.

neyse konumuza geri dönelim. sürekli seksle övünen, istikrarlı biçimde partner değiştiren erkeklerin sorunlu bir iletişim türü ve karakteri vardır.

şunu özellikle belirtmek istiyorum: bazı insanları kandıramazsınız. onlar sizde, sizin dahi göremediğiniz şeyleri görürler. dolayısıyla, siz hesapta gururla o geçmişlerinizden bahsederken, nitelikli bir kadın tarafından anında çöp edilirsiniz.

benim için geçmişinde fazla kadın olan , seks hayatını dile döken, seksi matah bir şey olarak başkalarına pazarlayan ve seks yapmamış hemcinslerini aşağılayan erkek otomatikman elenir. saygıyı, sadakati ve doğru iletişimi esas alan erkekler tarafından büyütüldüm. onurlu bir adam nedir kendi dedemden, babamdan ve amcamlarımdan biliyorum. bu yüzden nefisinin kölesi olmuş, düşkün adamla, gururlu , ahlaklı ve disiplinli adam nedir çok rahat ayırabiliyorum. benim ailemden böyle adamlar geçmez. bizim ailenin erkekleri böyle adamları kişiliksiz olarak gördükleri için, ailenin kadınlarına böyle adamlarla iletişim kurma alanını çok açmazlar. görüşebiliriz ama asla evlenemeyiz. görüşebiliriz ama asla duygusal ilişkiye dönemez. ancak arkadaş olabiliriz o da limitli düzeyde.

bu yüzden ağzınızı yaya yaya bazı şeyleri anlatmayın. kendinizdeki noksanlıkları dışarıya patır patır döküyorsunuz.

seks üzerinden kimsenin niteliği ölçülemez. insan ister bakir kalır, insan dindar olmayı seçer. size ne? beraber olduğunuz kadın sayısı üzerinden, yatak odanız üstünden prim kasma amacınız nedir?
- şahsiyetsizlik.

daha da kötüsü, yaşı sizden büyük hemcinsleriniz siz konuşmasanızda, sizi okuyorlar. bir kadınla veya kızla görüşmek istediğinizde, ailesinden veto yemenizin sebebi bu. bir çok ailede babaların, dedelerin , amcaların, dayıların sizlere onay vermiyor olmasının altındaki dinamik sizi anında karakteristik olarak çözebiliyor olmaları. babam "bunun kumaşı bozuk- sütü bozuk" der ve konu bir daha açılmaz mesela. biz biliriz ki o adam için onay söz konusu değildir. kız istediğini yapsın, o adamla bir hayatı olamaz. eniştem halamla evlenene kadar akla karayı seçmiştir mesela. doğru- ahlaklı biri olmasaydı, asla evlenemezdi orası ayrı. :)

o yüzden kendinizi nasıl yetiştirdiğinizi, kendinize nasıl karakter biçimlendirdiğinizi iyi kontrol edin. bu da içeriden bilgi olsun size. :)
devamını gör...

yazarların itiraf köşesi

türk halkının çok cahil olduğunu düşünmeye başladım. tabii azınlık olan bir çoğunluk illa ki var fakat bahsettiğim genel bağnazlığın yüksekliği...

burada bir çok şey birbirine girecek. bu yüzden açıklamak istiyorum: bağnazlık dini inancı olan insanlara yönettiğim bir kalıp değil.

bağnazlık, her konuda içler acısı halde olmamıza rağmen hala halka yapılan haksızlıkları görmeyen ya da zengin kalabilmek- olabilmek için içinde bulunduğu gerçekliğe gözlerini kapatan insanları kapsıyor. buna bencillik mi dersiniz, para hırsımı dersiniz yoksa liyakatsizlik- sadakatsizlik.. siz seçin.

bu insanlarla aynı coğrafya içinde ve aynı ulusal kimliğin altında yaşamak beni fazlasıyla üzüyor. iletişim kuramıyorsunuz, hiçbir şeyi gösteremiyorsunuz, anlatsanız da anlamıyorlar... daha da kötüsü anlamak işlerine gelmiyor... korudukları düşünceleri var.. ( çoğu gerçek bile değil)

gerçekten batı'dan çok gerideyiz.

atatürk doğru söylemiş: " en büyük düşmanınız cehalettir, onu yok ediniz" ve "en büyük savaş, cehalete karşı yapılan savaştır."
devamını gör...

oralet'e inanıyom ben

bence popüler olmasının sebebi sadece bir repliğin içerisinde kulağa güzel gelmesidir. "oralet" lezzetli bir içecek türü değildir. ağız tadı tabi ki bireyseldir ama her türlü farklı içeçek türüne açık biri olarak, onun tadını beğenmem.

ilk olarak 1960'da eczacıbaşı tarafından, portakal aromasıyla piyasaya sürülmüştü. o günden beridir toplumumuzda adıyla ve tadıyla bilinir.

yine de.. bir oraleti bir de lohusa şerbetini hiç sevemedim.
devamını gör...

hayatının hangi dönemindesin sorusu

açıkcası üniversite bittikten sonra ciddi bir hayal kırıklığı yaşadım. hayatın, hayal ettiğim gibi olmadığını çok sert ve hızlı şekilde algıladım. bu farkındalığın bedeli ağır oldu tabi..

içinde yaşadığımız ülkede sosyal- ekonomik koşullar hep felaketti. bunun getirdiği kolektif buhranla beraber, türkiye'de birey olmanın ve birey kalabilmenin ne kadar zor olduğunu anladım. asla özgür değiliz. sürekli hayatta kalabilmek için borca batıyoruz çünkü her şeyin fiyatı 1 ay boyunca çalışıp kazandığımızın minimum 2 katı. hayatta kalabilmek için borca gömüldükçe, çalışmak bir "zorunluluk" haline geliyor. ne kadar acı değil mi? doyabilmek- giyinebilmek hatta en iyi teknolojik cihazları alabilmek için borca batıyorsun..

avrupa ve amerika'da işler daha farklı.. insanlar keyif için çalışıyorlar çünkü hayat kaygıları yok.. bu yüzden bize göre daha umutlu ve daha sakin insanlar. keşke sadece keyiften ve kaygısız çalışabildiğimiz bir ülkeye doğabilseydik.

üzgünüm ama coğrafya kader değildir. sadece o coğrafyadaki insanların yönetilmek adına kendilerini seçtikleri kişi kaderinizi etkileyen dinamik haline gelir. maalesef ki donanımlı olmayan( eğitimli olmayan , haklarını bilmeyen, farkındalığı yüksek olmayan, manipülasyona kapalı olmayan, adil olmayan) bir halkla yaşamak zorundaysan, sonuçlar felaket oluyor.
devamını gör...

the lord of the rings

fazla fantastik bir seridir ve nedense yüzüklerin efendisinin evreni bana çok itici gelir. zamanında, tüm filmleri birer ikonik olgu haline geldiğinde, hepsini izlemiştim ve bende hiçbir hayranlık etkisi uyandırmamıştı. serinin herhangi bir filmini dönüp bir daha izlemedim.

genel anlamda seri çok garip bir kurguya sahip ve gereksiz uzatılmış, asla bitmeyen bir "savaş" süreci var. bütün seri boyunca kahramanların sadece savaşmalarını ve sırasıyla ölmelerini izliyorsunuz ve bir yerden sonra bu döngü fazlasıyla sıkıyor. film aslında inanılmaz toksik bir senaryoya sahip. sembol ettiği evren de herkese hitap etmiyor. yine de , hayranı olan insanları da es geçmemek lazım.

benim için filmin en iyi yani kesinlikle net verdiği subliminaldir. bu subliminal ise sauron, saruman, gandalf üzerinden verilir. aslında serinin evreni kurgusal bir evren olmasına rağmen, bütün problem hırstan ileri gelir. "her şeyi ve herkesi yönetme hırsı."

sauron ile saruman bu hırsın etrafında harcanırken, gandalf yaratıcısına hizmet etmeyi tercih eder ve ödüllendirilir. bu süreçte adım adım saruman'ın saf değişimi gözler önüne sunulur. sadakatsizliği sonucunda beyaz rengini kaybetmesi, gandalf'ın ölümden dönmesi ve griden- beyaz ( ak) büyücüye yükseltilmesi derken... anlamlar çok derin hale geliyor...

sauron- saruman- gandalf arasında ki güç/ etik ve sadakat ilişkisi siyasi olarak da fazlasıyla okunabilir. keza aralarındaki ilişkinin dinamiği aslında çok sert bir dille veriliyor. "güce tapanlar, güce hayranlığı için tarafını satanlar ve her koşula rağmen sadık kalanlar"

müthiş bir gönderme. bu seride sevdiğim tek alt mesaj bu.
devamını gör...

klima alacaklara tavsiyeler

klimayı genel anlamda çok tavsiye etmiyorum çünkü yaz boyu inanılmaz sık hasta ediyor ama mecbur olduğunuzu da biliyorum. bu yüzden premium ve uzun ömürlü markalar olarak genellikle

1.daikin
2.toshiba
3. mitsubishi
bunların hepsi japon teknolojisidir. kolay kolay yarı yolda bırakmaz


daha orta halli ve servis ağı geniş markalar isterseniz,

1. bosh
2. samsung
3. lg

daha portatif bir şey olsun derseniz, philips öneririm. kule tipi ısıtıcı- soğutucu görevi gören vantilatörleri var. cüzzi miktarlarda üstelik. bir klima fiyatına 4-5 adet philips vantilatör alabilirsiniz. klimadan daha uyguna gelir ve her odaya da bir adet koymuş olursunuz. sizinle iki adet güncel fiyat görseli paylaşıyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiç yapılmadığı için gurur duyulan şeyler

sigara ve uyuşturucu kullanmadım hatta denemedim bile. ( bireysel tercihimdir).

tiktok ve facebook kullanmadım. ( bu platformların geliştirici olduğuna inanmıyorum)

ehliyetsiz araba asla sürmem ( arabayla dışarı çıkmadığım gün dahi, ehliyetim hep yanımdadır).

dışarıda alkol tüketmem (bireysel tercihimdir. halka açık alanlarda, mekanlarda eğlenmek için alkol alacak kadar topluma güvenmiyorum hele şu an her türlü suçun meşrulaştırıldığı bir dönemde, türkiye'de alkollü mekanlarda zaten eğlenilmez).

one night stand yapmam hatta tenezzül dahi etmem. hızlı tüketilen partnerlik furyasına karşıyım.

sadığım, aynı anda birden fazla kişiyle sevgili olmam.

komşularımızın ve aile dostlarımızın çocuklarıyla asla duygusal ilişki yaşamam.

akraba evliliklerini onaylamam. bu tarz ilişkileri normalleştirmem. kendi öz ailemde çıksın, duruşum nettir. bu konuda katıyım. ensest ilişki mantığına inanılmaz ters bir fıtratım var.

kimseyi dini inancı, etnik kökeni ve cinsel eğilimi sebebiyle yargılamam. herkese eşit saygı duyarım.

objektif olmaya çalışırım hem de her konuda.

kötü bir insan olmayı seçmem. kötülük yapabilecek gücüm varken dahi, uğraşmam. hep iyi bir insan olmaktan yanayım. tanrı'dan adaletini göstermesi için dua ederim ve genelde kötülük yapanlar gözümün önünde helak olurlar. tanrı çok güçlüdür. temiz kalple ettiğiniz hiçbir dua geri çevrilmiyor.
devamını gör...

yazarların uyumama sebepleri

herkeste stress çok fazla özellikle siyasi gerilimlerin getirdiği müthiş bir buhran var. ülkede hiçbir dinamik stabil değil. dakikalar içerisinde hayatlar yüceliyor veya alt üst oluyor. o kadar fazla haksızlık var ki.. acaba hangisi kapımı çalacak diye düşünmekten saçlarınızın derisini kaldırıyorsunuz.

türkiye'de sayılı insan işinden memnundur çünkü abartılı seviyelerde mobbing var. sektör ayırt etmeden, bir sürü manyağın size yaptığı haksızlıklarla ya da başkasına yaptığı kıyaklarla ( torpil) uğraşıyorsunuz. ekonomik şartlar, sosyal dinamikler de ortada.. ülkede elle tutulur ne var?

ee tabi buna inanılmaz seviyelerde etkisini gösteren yaz ayının sıcağı da eklendi. yeri gelmişken söyleyeyim: yaz mevsimini seven insanları anlamıyorum. sürekli "yaz gelsin artık" diyerek başımıza ölüm sıcaklarını getirdiniz. bu havaların neyini özlüyorsunuz idrak edemiyorum. çalışan insan için, yaz ayı işkencedir. hele ki temizliğe önem veren insanlar için berbat bir mevsimdir. insanı oluk oluk terletir ve hijyensiz hissettirir. sırf yaz ayının verdiği bu histen uzak durabilmek için duşta mesai yapıyorum. yıkanmaktan saçlarım ve cildim kuruyor.

en güzel mevsimler sonbahar ve kıştır çünkü üşümenin çaresi var, sıcağın yok. mesela yeterli kalınlıkta giyinirseniz, üşümeyi kesersiniz ama yaz ayında istediğiniz kadar ince giyinin berbat biçimde etkisini gösteren "sıcak basması" hissinden kurtulamıyorsunuz. yazın herkesin buz ile doldurduğu küvetinin içinde, home office çalışması lazım. yaz ayı başka türlü çekilmez hele ki istanbul'da..

yani yazında sıcağı eklenince.. hiç uyuyamıyorsunuz.. klimayı açtığınız zaman, sabaha zatürre geçirmiş biçimde kalkıyorsunuz.. vücut hareketsizken üşümeye aşırı meyilli olduğu için, klimanın yaydığı soğuk havadan etkilenip, hastalanıyor. yani uyurken klimayı açmakta sağlıklı değil.. (not: klimayı açıp karşısında uyuyorsanız, yaydığı soğuk havadan üşüyüp, ishal olma ihtimaliniz çok yüksek. eğer durup dururken ishal oluyorsanız, klimadan üşüttüğünüz için olabilir. vücut üşüdüğünde, bağırsaklar bozulur. )

klima normal şartlarda da sağlıklı değildir. klima sayesinde vücudu anormal bir soğuk havanın içerisinde tutuyorsunuz fakat vücut sürekli aynı soğukluğa maruz kaldıkça, hastalanıyor. dışarıdaki havanın sıcağı ile odalarda çalışan klimanın yaydığı soğuk hava dalgası birbiriyle çarpışıyor resmen.. vücut 2 uç sıcaklık arasında dengeyi kaybediyor ve yazın ortasında üşütüyorsunuz veya grip oluyorsunuz.

son olarak.. haşeratlar.. evet! yaz ayının en sevilmeyen promosyonları.. birçok şehirde yazın artan haşerat problemi var. bilhassa karafatma.. bilirsiniz kendisi yaz sıcağını çok sever ve hemen ortalığa dökülür.. mesela evin içerisinde haşerat göreyim, sabaha kadar uyuyamam. "acaba başka var mı? evin içerisinde yumurtlamış mıdır? başka bir yerden çıkar mı?" derken.. kaygıdan uyuyamıyorsun zaten..

kısaca uyumamak için sebepleri anlatırken bile sabah oldu. nasıl uyuyalım şimdi?
devamını gör...

çiftini arayan çoraplar

her şey bir kenara, son zamanlarda kaygısından kurtulduğum olaydır. modanın iyice sapıtmış olması, işimi fazlasıyla kolaylaştırdı. eskiden çorapların aynı olması bir gereklilikken, şu an farklı renk olmaları marjinallik olarak görülüyor. tekini bulamadığınız her çorabınızı farklı bir çorapla kombinleyin. "kasıtlı böyle giydim. tarzım bu" dersiniz. acayip çalışıyor.
devamını gör...

ezan sesi

açıkcası böyle bir başlığı kendi adıma yersiz buluyorum. ezan sesinden rahatsız olan insanlara saygı duyuyorum fakat dünyanın neresine giderseniz gidin, ibadet saatleri kendisine has biçimde duyurulur.

yurt dışında, kiliseler çanlarını çalar, müslüman ülkelerde camilerde ezanlar okunur. bunlar doğal durumlardır. insanların dinlerini yaşama biçimlerine karışamayız. ayrıca bir günde sadece 5 kez, 1-3 dakika aralığında duyduğunuz bir ezan sesinden neden rahatsız oluyorsunuz bunu anlamıyorum. herkesin yaşayışına / dini inancına saygı duymak gerekiyor.

türkiye cumhuriyeti laik bir ülke olarak inşa edildi. kimsenin dini inancına ve bunu yaşama biçimine karışamayız. ben bu dünyada görebileceğiniz en seküler insanlardan biriyimdir. ailevi olarak böyle büyütülüyoruz. buna rağmen, ne beni ne ailemi günde 5 kez duydugumuz ezan sesi veya kilisenin çalan çanları hiç rahatsız etmez. siyasetle, dini inancı karıştırmamak gerekiyor. ülke yönetimiyle, dini inancı bağdaştırmamak gerekiyor.

din ve devlet işleri bu yüzden birbirinden ayrıldı. laik bir ülke olmamız, ezan sesini kıstıracağımız ya da kapattıracağımız anlamına gelemez. aynı şey kiliselerin çanları için de geçerlidir. paganların veya farklı dini toplulukların ibadet biçimleri / dönemleri dahi buna dahildir.

işin özü: kimsenin dini inancına ses edemeyiz. bu hem saygısızlık hemde insani anlamda had aşımıdır. insanın başkasıyla ilgili laf edebileceği konuların bir sınırı vardır. "ben rahatsız oluyorum, benim gibi rahatsız olan insanlar da var. hadi bu işi değiştirelim." mantığı bencilcedir. siz rahatsız olabilirsiniz ama bu sesi seven ve buna göre ibadet eden sayısız insan var. onların söz hakları neden hiçe sayılıyor? dahası siz nasıl kendi bakış açınızı daha üstün görüyorsunuz?

bir şeyi ortadan atmadan önce enine boyuna düşünmek gerekiyor. siz ezanlara laf ederken, karşı tarafta size " bizde sizin ulu orta bangır bagır dinlediğiniz müziklerinizden, kamuda yapılan konserlerden rahatsızız. onlarda yüksek sesli ve herkes dinlemek zorunda kalıyor. o zaman kamusal alanda müzikte dinlenmesin, konserlerde yapılmasın. biz bu müzikleri dinlemek zorunda değiliz." diyebilir. o zaman ne yapacaksınız?

böyle bir argümanla gelen herkesin son derece hakkı var. siz ezan sesinden rahatsız oluyorsunuz, karşı tarafta bangır bangır 7/24 cafelerin/ barların/pubların mahallelere dinlettiği müziklerden rahatsız olabilir. o zaman kamusal alanlarda hiçbir şekilde müzik açılmaması gerekir.

bunca yanlış davranışı sergilemek yerine, orta yolu buluyoruz. ne yapıyoruz?

ezan okunurken, müzikleri kapatıyoruz ya da seslerini kısıyoruz. ezan bitince geri açıyoruz. böylelikle farklı kesimlerinde yaşam biçimlerine ve bakış açılarına saygı duymuş oluyoruz. herkes birbirini tolere ediyor ve yıllardır mutlulukla yaşıyoruz.
bunun dışında, tek taraflı bir düzen talep etmek fazlasıyla bencilliktir.

demek istediğim bu işin sonu yok. herkes birbirine saygı duyabildiği sürece bir toplum olarak var olabiliriz.

dozunu rica ediyorum kaçırmayın.
tek yol: saygı göstermeyi öğrenmek.
devamını gör...

the conjuring last rites

korku seansı, paranormal araştırmacı olarak kabul edilen özellikle amerika'nın kuzeydoğu eyaletlerinde ortaya çıkan doğaüstü olayları çözen, ed ve lorraine warren çiftinin tuttuğu kayıtlarından derlenen bir korku filmi serisidir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ed ve lorraine warren , vera farmiga ve patrick wilson tarafından canlandırılır. beni bu seriye hayran bırakan aslında vera ve patrick'in uyumudur. rollerini oynamaz, adeta üstlerine giyerler. öylesine derin bir duygusallık sergiliyorlar ki, gerçekten evli olduklarına inanıyorsunuz.

seriyi paranormal konuları baz aldığı için çok seviyorum. filmin konusunu kısaca vermek gerekirse: ed ve lorraine kiliseye "musallat" vakasıyla başvuran ailelerin evlerine yardıma giderler. bu işlem tamamen ücretsizdir. ed ve lorraine'in amacı evlere veya ailelere musallat olan varlıkları temizlemektir. lorraine tanrısal bir yeteneği olan, iblisleri görebilen bir kadındır. eşi ed ise, iblisin ele geçirdiği kişiye şeytan çıkartmayı yapar. yani lorraine iblisleri gören, sayılarını saptayan, hikayelerini öğrenen tarafken, ed dini anlamda müdahale eden taraftır. bu yüzden beraber çalışırlar. ( seriyi vurucu yapan burasıdır zaten).

ayrıca seri çok önemli bir argümanı da izleyiciye verir. ed ve lorraine hikayelerini soran herkese şunu söyler " bana inanan tek kişiyle evlendim." yani ikiside birbirini hiçbir zaman deli olarak görmez ve birbirlerine güvenerek vaka çözmeye başlarlar. kısa zamanda da kilisenin dahi kabul ettiği ve onayladığı paranormal araştırmacılar haline gelirler.

burada izleyiciye şu mesaj verilir : ruhani şeyleri hissedebilen, imgeler görebilen insanlar deli değildir. tanrısal yeteneği, sezgileri olan insanlar olabilir. bu tarz insanları psikolojik herhangi bir rahatsızlıkla yaftalamak doğru değildir. çoğu zaman inanmak ve güvenmek gerekir.

bu ve daha bir çok sebepten, conjuring ( korku seansı), amerika'da çekilen, sayılı kaliteli korku serilerinden biridir fakat neden olduğunu anlamadığım şekilde 4. filmiyle ana finali gerçekleştirdi. ben ed ve lorraine'in gerçekte baktığı vaka sayısını düşününce, seri rahat 7-8 film olur diye düşünüyordum. bu şekilde erkenden bitirilmesi beni üzdü.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

zaten filmin adı korku seansı: son ayin olarak geçiyor. fragmanında'da "neden son ayinleri olduğunu öğrenin" şeklinde bir argüman vardı.

üzüldüm. hollywood iyi bir seriyi kaybetti. senaristlerin ve yönetmenlerin güzel giden her şeyi neden mahvetmek zorunda olduklarını bilmiyorum ama seriyi severler olarak mutsuzluğa boğulduk.
devamını gör...

yazarların rusça seviyeleri

neredeyse eksi.

çok dikkatimi çeken bir dil olmadığı için, öğrenmeye karşı bir heves duymadım. karadenizli olmama rağmen, rusça konuşma pratiğim yok. karadeniz'in rusya ve gürcistanla ticareti olduğu için, halk gürcüce ve rusça bilir. yan bilgi olarak ekleyeyim: karadeniz dil konusunda çeşitliliğe fazlasıyla sahip bir bölgedir. lazca, yunanca, romeika, ingilizce bilenleri rahatlıkla bulabilirsiniz.
devamını gör...

türk kahvesi

tadını başlı başına çok sevmem. aslında gereksiz acı ve itici tadı olan bir kahve türüdür. bu yüzden küçük fincanda, tadımlık sunulur. fazlası insanın ağız tadını bozar.

inanılmaz bir bağırsak düzenleyicidir. türk kahvesi bağırsakların çalışma biçimini hızlandırarak lavaboya çıkartır. içtikten sonra bol bol su için ve hareket edin. - aşırı tüketimi kabızlık yapabilir. dozunu çok kaçırmayın.
devamını gör...

kafanın içinde konuşan bir düzine ses

buna "vesvese" denir.

psikoloji buna "yönetilemeyen kötü düşünceler" daha ileri versiyonuna "okb ( obsesif kompulusif bozukluk) " der. okb'nin açılımı insan iradesi tarafından yönetilemeyecek seviyeye gelmiş , kişinin hayatını ve davranışlarını etkileyen takıntılardır. burada önemli olan kişinin bundan ne kadar etkilendiği ve kontrolü ne kadar sağlayabildiğidir. kontrolün sağlanamadığı ve bireysel iradenin yetersiz kaldığı durumlarda, kişi, psikiyatr üzerinden ilaç ve terapiyle desteklenir.

vesvese herkeste vardır. islami açıdan da incelerseniz, vesvesenin herkese geldiğini görürsünüz. yani o sesler normal. sadece kafaya takmamanız, standart rutininize devam etmeniz gerekiyor. kafanızın içerisinde dönen dünya gerçek değil. düşündüğünüz şeyler, siz hareket edene kadar gerçekliğiniz olamaz. zihninize "yav he he" diyerek geçin. aklınızdan geçen hiçbir kötü düşünceye aldanmayın ve bu düşünceden korkarak hayat yaşamayın.

zihin her zaman olasılık ölçerdir. size kötü olasılıkları, seçenekleri sunabilir. siz olumlu şeylere odaklanarak, olumlu şeyler yaşanması adına aksiyon alın. herkesin zihni sayısız şey konuşuyor. zihin aynı anda milyarlarca düşünceyi üretebilmeye kapasitesi yeten bir olgudur. zihinin ne düşüneceğini- nasıl düşüneceğini yönetemezsiniz ( bu zihninizin çalışma fonksiyonuna müdahale etmektir. bunu henüz hiçbir insan başaramadı) ama ne kadar takıp- takmayacağınız elinizde. bireysel irade burada devreye giriyor. ciddiye almayın.

bu arada lütfen karıştırmayalım insan zihninin ne düşüneceğini yönetemez ama olumlu şeyler düşünmeye kendisini itebilir. yani kendinizi olumlu düşünmeye itmekle, zihninizin ne düşüneceğini yönetmek arasında fark var.


hepinize günün anlam ve önemini korumak adına bedük- koyver gitsin parçasını hediye ediyorum. tam olarak "boşverin gitsin."

bedük- koyver gitsin( youtube)
devamını gör...

kadın çantasında bulunanlar

kadınına göre çok değişir. erkeklere bir ip ucu vereyim: bir kadını çantasından direkt tanıyabilirsiniz çünkü çantasına koyduğu her şey, kendi karakterinin yansımasıdır.

mesela: görselliğine çok düşkün, görsellik takıntısı olan bir kadının çantasından sadece makyaj malzemesi, tarak hatta bazen düzleştirici dahi çıkıyor( şaka değil. yeni nesil genç kadınlar çantalarında taşımaya başladılar. ilk fırsatta kadınlar lavabosunda prize takıp, saçlarını düzeltiyorlar.) bunlara ek, telefonlarının şarjlarının bitmemesi adına extra powerbank'ler, sigara paketleri çıkar.

daha entelektüel, kendisini geliştirmeye açık, kendi kendisini dış görünümü ile var etme çabası olmayan bir kadının çantasından roman veya ders kitabı çıkar, kahve termosu çıkar, not defteri/ ajanda , gözlük, ıslak mendil( her kötü durum için) , acil durumlara karşı açlığını giderebilecek paket bisküvi çıkar. her aksi duruma karşı, yedek bir iç çamaşırı çıkar. yani çantada her şeyin sağlıklı bir orantısı vardır. böyle bir kadın için çanta gün boyu yaşanabilecek olası aksiliklerin önlemlerini aldığı ve gün boyu ihtiyacı olan her şeyi stoklayabildiği bir taşıma aracıdır.

hijyen takıntısı olan kadınlar için çanta tam bir dezenfektan deposudur. içinden her türlü temizlik malzemesi çıkar. minik kolonyalar, ıslak mendiller, ph derecesi yüksek el jelleri, covid maskeleri ve plastik, ince cerrahi eldivenler( toplu taşımalarda hastalık geçmemesi için), kuru mendiller ve daha niceleri.. bu tarz birini gördüğünüzde dikkat kesilin, okb olma şansı dahi var.

salaş ve dünyayı çok umursamayan, herhangi bir kaygısı olmayan kadın genelde çanta taşımaz veya tüm kartlarını ve kimliğini içine topladığı minik bir kartlıkla gezer, telefonunu jean'in arka cebinde taşır.
devamını gör...

hayal dünyasında yaşamak

türkiye şartlarında, kendinizi mutlu etmeniz için uygulayabileceğiniz ücretsiz ve zararsız tek eylemdir. tabi aşırıya kaçmamak önem arz ediyor. beyin sürekli aynı şeyi tekrar etmesi/ imgelemesi sonucunda aslında hayal ettiğiniz anı/ olayı gerçekten yaşanmış gibi kodlayabilir. hayal ile gerçek sınırını bulanıklaştıracak kadar kaptırmamak gerekiyor. sadece kendinizi motive edici bir unsur olarak kullanın.
devamını gör...

sabah aç karnına kahvaltı yapmak

açlığınızı kontrol edebilen biriyseniz, hiçbir sakıncası yok fakat acıktığınızda, kontrolsüz besin tüketiyorsanız; acıkmış olma hali sorundur.

beslenme güdüsünü kontrol edemeyen, tıka- basa yiyen insanlar için sunu önerebilirim: öncelikle sabah kalktığınızda, 1-2 bardak ılık su için. su, midenizin o aşırı boş hissini alacak, dolayısıyla nefes almadan yeme eğiliminize biraz engel olacaksınız. sabah kahvaltısını mümkün olduğunca domates/ salatalık/ kırmızı biber ve haşlanmış yumurta üzerinden yapmayı deneyin. tokluk hissini fazlasıyla verirler.

her şeyin aşırısı zararlıdır. acıkınca temkinli ve yavaş yemek gerekir. türk insanı genelde tüm masayı yiyip sonra şişkinlikten/ hazımsızlıktan şikayet ettiği için, " gözün açlıktan dönme" olayına bir el atmamız gerekiyor.
devamını gör...

öldürme videoları seyretmek

objektif açıdan bende 2 seçenek uyandırır:

iyi niyetli olmadığı kasıtlı seçtiğim versiyon:

1. kişi olası patolojik insan tiplerini ve nasıl saldırdıklarını öğrenmeye çalışıyor ki buna uygun kendisini savunma sistemi geliştirebilsin. ( öldürme odaklı değil, kendisini korumak ve kurtulmak odaklı)

2. en güçlü seçeneğim:

birine zarar vermeyi planlıyor, zaten zarar verme güdüsü var ve kendisini eğitiyor- teknik öğreniyor. bu tarz insanlar için bilhassa psikolojik açıdan yakından takip çoğu zaman şarttır.
devamını gör...

yatak odasında olması gereken eşyalar

bence "ne olmaması gerekiyor?" konusu üzerine eğilmeliyiz. türk modern şehir- mimari yapısında maalesef ki evlerimiz hap kadar. diğer toplumlarda olduğu gibi, ferah ve geniş evlerde oturma eğilimimiz yok çünkü evler bu şekilde tasarlanmıyor. dolayısıyla, bize hareket alanı olarak bırakılmış minimal alanı da gereksiz tonlarca eşyayla dolduruyoruz. bunlardan en önemlisi kesinlikle yatak odasıdır.


evlenen- evli olmayan herkes bilir ki "yatak odası takımı" var. baya set halinde odayı dolduran eşya yığını satın alıyorsunuz. fiyatı hakkında konuşmak istemiyorum. işlevselliği kesinlikle konuşmaya açık. - pardon işlevsizliği...

bu kadar alakasız eşyalarla odayı doldurduğumuz için, asıl ihtiyacımız olan ve koymamız gereken şeyleri odaya yerleştiremiyoruz( burası tamamen kişisel tercih meselesi).

türkiye'de son zamanlarda bir çok lüks segment evde bu sorun çözüldü. buna ek olarak, fazlasıyla geniş evler için rezidans ve loft kültürü oluşturuldu. yani belirli bir seviyenin üstü için, evler inanılmaz geniş tasarlanıyor. en minimum olarak evler 150 -200m2 arası inşa ediliyor fakat bu işin bir de diğer açısı var..

çakal müteahhitler, toplumun genel kesimine satmak amacıyla inşa ettikleri evleri daha fazla kâr edebilmek için aşırı ufak ve asitmetrik yapıyor. 1 daire yapılması gereken alana, 3 daire sığıştırıldığı için, evler artık eşya alamıyor.

neyse konumuza dönelim. bu gereksiz eşya yükü hususu "giyinme odası" yapma eğilimiyle çoğunlukla çözüldü. giyinme odası mantığı sebebiyle bu yüksek fiyatlara satılan "yatak odası seti" fikrine büyük ölçüde zeval geldi( şükürler olsun). hala geleneksel ailelerde bu 36 kapılı gardrop satın alma eğilimi devam etse de, modern şehir insanı çoğunlukla bu konuya karşı farkındalık geliştirdi. artık çoğu insan yatak odalarını gereksiz eşyalarla doldurmuyor.

normalde yatak odası setleri minimum 5 kapılı gardrop, yatak ve yatak başlığı, makyaj masası( şifonyer), 2 adet komodin'den oluşuyor. gördüğünüz üzere ne kadar gereksiz, paket eşya yığını..

bunları odaya tıktığımız için, kişisel ihtiyaçlarımıza yer haliyle kalmıyor. bunların olmadığı bir oda hayal edin? - içeride her şey mübah!

benim yatak odası anlayışım "free space( boş alan)" mantığına dayanıyor. king boy bir yatak - çoğunlukla yere yakın-, duvara monte edilmiş minimum 165 ekran hd televizyon, duvara monte, duvar boyu bir kitaplık( kişisel zevk meselesi kısmı). teorik olarak zeminde yer kaplayan hiçbir eşya yok( yatak dışında).

yatak odasında mini bar olmasına biraz karşıyım. alkol yatak odasında stoklanmamalı. ayrıca kesinlikle yatak odasında oyun konsolu bağlanabilen bir düzenek olmamalı. özellikle oyuna fazla düşkün erkekler, yattıkları yerden sürekli oyun oynayabiliyor. dolayısıyla, onlarla uyumaya çalışan partnerlerine sadece yazık oluyor. bu tarz kişisel hobiler için, extra oda veya salona tasarlanacak bir alan lazım.
devamını gör...

kabak çekirdeği

çocukluğumdan beri yemekten zevk almadığım tek kuruyemiş olabilir. asla kabuğundan ayıklayamadığım için, onu yemeye çalışmak benim adıma felaket oluyordu- çoğunlukla yiyemiyordum zaten.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ayçekirdeği gibi, hemen yenmeye - kolaylıkla açılmaya hazır bir yapısı yok. ayrıca nedense bana tadı da çok yavan geliyor. kabak ile ayçekirdeği arasında kalsam, anında ayçekirdeğine yönelirim. genelde kabak çekirdeği almayı tercih ettiğim kuruyemişlerin arasında bile bulunmuyor. dikkat ediyorum, karışık paket kuruyemiş ambalajlarının içerisinden de kendisi çıkmıyor. özellikle paket halinde satılan versiyonları tadım, bahçeden ve heybetli markalarında mevcut ama marketlerde yaygın değil. kuruyemiş standında bu ürünü çok görmüyorum. bence herkes fazlasıyla değişik bir kuruyemiş olduğunun farkında. insanı yerken sinir ediyor.

kendisi kuruyemiş kültüründe en büyük red flagtir.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim