femmeamoureuse yazar profili

femmeamoureuse kapak fotoğrafı
femmeamoureuse profil fotoğrafı
rozet
karma: 40700 tanım: 3368 başlık: 206 apolet: 2 takipçi: 77
Vivi e lascia vivere.

son tanımları


ingiltere'de hristiyanların oranının % 46'nın altına düşmesi

amerika'da son yıllarda kadim dinlere( paganizm) olan eğilim baya arttı. amerika'nın dini inancını( hristiyanlık) kaybetmeye başladığına dair haber dahi görmüştüm. aslında bu husus gerçekten düzenin farkında olan kesimi rahatsız ediyor.

su anda global olarak insanları dini inançlarından koparma ve onları toplu manipule ederek kukla gibi oynatma derdinde olan bir yapı var. insanları kontrol etmenin ve onlara istenilen her şeyi yaptırmanın yolu inançlarını ve umutlarını söküp almaktır. bir insanın dayandığı ve güvendiği şeyleri ondan koparırsanız, amaçsız bir beden(nesne) haline gelir. bu yüzden inancını kaybetmek, insanın en büyük yıkımlarından biridir ( çünkü insanın neden yaratıldığına ve neden bu hayatı yaşadığına hatta kim olduğuna dair bütün cevaplarını anında siler). bu bir kayboluş hatta nefret dalgası yaratır. işte bu sistem için miss gibi kullanılacak kobayların yaratıldığı noktadır.

inanmak kurtuluştur arkadaşlar. inanmak sizi piyon olmaktan korur. inancınızı vermeyin. dünyanın tepe noktasında var olan yüksek kesimin( elitlerin ) kafayı son derece yemiş insanlar olduğu ortada. epstein dosyaları ile beraber ne haltlar karıştırdıkları biraz basına sızdı. garip garip satanist tapınmalar, anlamsız ritüeller, kurban verilen ayinler, tecavüzler derken... tamamen insanlıktan çıkmış durumdalar. bu yüzden dalga halinde bilhassa medya- popüler kültür üzerinden yayılan hiçbir şeye itibar etmeyin, bunlar üzerine düşünmeyin dahi. gerçeklikten bağımsız, saçma bir alternatif yalan dünya kurarak( teoriler- iddialar üzerinden) insanları dinlerinden, ahlak anlayışlarından, adalet duygularından, sadakatlerinden hatta kendi cinsiyetlerinden dahi vazgeçirmeye başladılar. dönüp lütfen bakın toplumlarda doğru işleyen ne var? - adım adım insanlardan her şeyi çalıp, herkesi kendilerine dönüştürme peşlerinde olduklarını düşünüyorum. bu kadar pohpohlanan saçmalığın başka bir anlamı olamaz.

doğru bir tanedir. o da şaşmaz. uyanık kalın.
devamını gör...

sözlük yazarlarının kahveleri

genellikle en büyük zevkim sütlü- şekersiz filtre kahve içmektir. evde daha çok türk kahvesi tüketiyorum ama kendisiyle olan bağımı sonlandırmam gerekiyor. gün boyu kupalarca olmak suretiyle fazla tükettiğim için kabızlık problemi yaşamaya başladım. buradan bu bilgiyi vermeden geçmek istemiyorum. türk kahvesini rutin şekilde, fazla tükettiğinizde direkt kabızlık yapıyor. yapmaması için şişelerce su içmeniz lazım.

türk kahvesi bağırsaklardaki suyu çektiği için dışkının sertleşmesine sebep oluyor. sertleşen dışkı bağırsakta takılı kaldığı için çıkamıyor. bu da ciddi fiziksel sıkıntılar yaşamanıza sebep oluyor( karın şişliği, gaz, ağrı, karın basıncı vb). bu yüzden genelde ishal durumunda türk kahvesi içilmesi önerilir.

normal şartlarda, günlük 1 adet, küçük fincanda içilmesi sorun değildir. aşırı tüketmediğinizde, metabolizmanızı çalıştırır ve bazı insanlarda tuvalete çıkmayı kolaylaştırabiliyor. bu kısım tamamen sizin bağırsak sisteminizin duyarlılığı ile alakalıdır. not etmeden geçmek istemiyorum. herkesin bağırsak sistemi kendisine özeldir. bu yüzden kıyaslamaya açık bir durum söz konusu değildir. deneme yanılma yöntemi dahilinde sizi kabız/ ishal yapan besinleri/ içecekleri öğrenebilirsiniz. bağırsaklarınızın neye- nasıl tepki gösterdiği önemlidir.

bu husus bazen alerji ile karıştırılıyor. besin alerjisi vücutta benzeri tepkileri oluşturabilir fakat hiç alerjinizin olmadığı besinlerle de bu tarz sıkıntıları yaşayabilirsiniz. bu tamamen sizin boşaltım sisteminizin nasıl çalıştığı- dışkılama alışkanlığınızın nasıl olduğu ile alakalıdır. komik gelebilir ama insanın dışkısını bile incelemesi gerekir. lavaboya çıkma sıklığınız, dışkınızı yapma şekliniz/ süreniz, dışkınızın rengi, kıvamı ve kanama olup olmaması çok önemlidir. dışkı sizi bir çok konuda uyaran ana mühim çıktıdır. vücudunuzun içinden gelir, size çok şey anlatır.

tıp dilinde dışkıya "gaita" denir. bu yüzden bir çok önemli hastalığın teshisinde sizden test olarak dışkı talep edilir. size aşağıda gaita'nın nasıl okunacağı ile alakalı 2 adet görsel bırakıyorum. aklınızın köşesinde kalsın.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


not: kahveden dışkıya olan yolculuğun temel sebebi aslında kahve alışkanlıklarımızın nasıl bağırsak sistemimizi etkilediğini göstermekti. birçok insan tükettiği kahve dolayısıyla bozulmuş sindirim sistemine sahip olduğunun farkında değil veya sindirim sisteminin çalışma biçimini bozduğunun farkında değil. laktoz alerjisi, aşırı kahve tüketimi, yüksek miktarda yapay tadlandırıcı derken bağırsakların etkilenmesine sebep olan liste uzuyor. dikkatli olmakta ve vücudu dinlemekte fayda var.
devamını gör...

müşteri her zaman haklıdır sloganı

bu zihniyetin kesinlikle değişmesi gerekiyor. insanları (sadece para vererek içinde bulunduğunuz iş koluna destek sağladıkları için) kral/kraliçe gibi hissettirmeye çalışmanın gereksiz olduğu kanısındayım. etik kodlar parayla çalışmaz. kimseye sağladığı maddi destek sebebiyle biat etmeye de gerek yoktur.
devamını gör...

yaş aldıkça kilo almak

bu biyolojik bir gerçekliktir. vücut yaş olarak ileri gittikçe, sistem yavaşlar. bu fonksiyonel olarak bir sağlık sorunu değil, normal bir süreçtir. bu tartıya nasıl yansır?

çocukken ve gençken vücudunuzun besinleri yakım hızı ve buna ek olarak sayılabilecek sizin gün içi hareket totaliniz, bazal metabolizmanız farklıdır. yani vücut gençken daha dinamiktir ve yediğiniz tüm besinleri daha hızlı yakar. vücut yaş aldıkça, sistem dinginleşir ve kilo almak( eğer spor yapmıyorsanız), kolay hale gelir.

burada beslenme biçimi çok değerlidir. sadece akdeniz usulü beslenen insanlar( sebze ve yer yer et) zaten kilo almazlar fakat hayatınızda fazlasıyla karbonhidrat ( hamur işleri, fast food, tatlılar) varsa, kilo almanız kaçınılmazdır. dengeli beslenen insanlarda kilo çok oynamaz. vücuda düzenli ve fazla porsiyonlarda şeker- hamur girdiğinde, süreç kaçınılmazdır.

kilo almamanın + kiloyu sabit tutmanın tek yolu vardır: dengeli beslenmek ve aşırı karbonhidratı kesmek. kilo fazlalığı için ise, profesyonel destek almak faydalıdır. internette gördüğünüz abuk subuk şeyler vad eden diyetleri lütfen denemeyin. iyi bir diyetisyene giderek sürecinizi yönetin.

ayrıca mide ameliyatını kesinlikle önermiyorum. kısa sürede, aşırı hızlı biçimde kilo verdiğiniz için, tüm değerleriniz alt üst oluyor. üstüne, açlığınızı terbiye etmeyi öğrenmediğiniz için( diyet size irade kontrolünü ve açlığı terbiye etmeyi öğretir), ameliyattan sonra kilolar belirli bir süre içerisinde geri alınıyor. çektiğiniz acılar ve dikişleriniz işin işkence kısmı olarak kalıyor

bu işin tek bir silahı var : iştahı kontrol:)
devamını gör...

millet alkole parayı nereden buluyor sorunsalı

herkes kredi kartına dayanıyor ve sadece kartın asgarisini ödeyerek hayatını devam ettirmeye çalışıyor. malum 3 kuruş zam veriliyor, 2-3 gün sonra toplu taşımaya %20-25 zam geliyor mesela. marketlerdeki etiketler inisiyatife bağlı olarak düzenli değişiyor. 1 peynir, bir kutu sakız dahi 10 markette farklı fiyata satılıyor. market market gezmek zorunda kalıyorsunuz "en az şekilde kazıklanmak" amacıyla. ülkecek kazıklanmayı kabul ettik, en azı nasıl olur derdine düştük.

bu süreçte insanların alkole düşmesini aşırı normal bulduğumu dile getirmek istiyorum. davranış hatalı mıdır? - evet.

davranışın ortaya çıkma sebebine odaklanırsak, psikolojik açıdan çok tutarlı. insanlar psikolojik olarak kötü şartlarla baskılandıklarında, çareyi kendilerini gevşetmek- zihinsel olarak esnetmekte bulurlar. zihin öyle garip bir mekanizmadır ki fonksiyonel çalıştığında, sizi asla rahat bırakmaz. anksiyete- depresyon insanın zihnindedir. zihin , sizinle sürekli konuşur ve susmaz. bunu gerçeği hatırlatarak, olası felaket senaryoları üreterek, sizi kötüye şartlayarak , hayatınızla ilgili korkutarak yapar. zaten yaşam kaygısı duydugunuz bir ülkede, sürekli olarak size bunları dikte eden bir zihinle yaşamak büyük bir savaştır. insanlar bunu hafifletebilmek için içerler. içki zihni geçici olsa da susturur- işlevsiz bırakır.

bu yüzden alkol kullanımının artması şaşırılacak bir şey değildir. ülkede her anımız kaygı. insanlar sadece kendileri için değil, kurdukları aileleri- cocukları- kardeşleri- ebeveynleri... sahip oldukları her şey için korkuyorlar. hatalı ama şu anormal şartlarda bu davranış normal değil mi?
devamını gör...

akın gürlek'in yeni adalet bakanı olarak atanması

şaşırmadığım bir husustur. çağlayanda girdiği sorgulardan sonra kendisine mutlaka bir ödül tanımlanacağı açıktı. bu bana bir vatandaş olarak şunu gösteriyor : türkiye'de artık "hukuk" yoktur.
devamını gör...

kış biterken gelen yeterince karnabahar yemedim hissi

düzenli yediğim hatta az önce dahi tükettiğim sebzedir ama biraz riyakardır kabul etmek gerekir. kocaman bir kütle halinde satın alırsınız, pişirdiğinizde avuç kadar kalır. pişince hacmi fazlasıyla küçülen sebzelerden biridir ama doğru baharatlarla ve düzgün pişirebilirseniz, inanılmaz lezzetlidir.

not: bağırsak problemi( şişkinlik, gaz, kabızlık vb) olan kişilerin dikkatli porsiyonlarda tüketmesi gereken bir sebzedir. yapısı sebebiyle acayip gaz yapar.
devamını gör...

mandıra filozofu

bence amacına ulaşamamış bir filmdir. verdiği mesajlar çok değerli ama filmin türü komedi olduğu için insanların ciddiyeti dağılıyor. seyircinin odaklanması gereken ortaya atılan fikirlerken, yersiz komedi sahneleri oluyor. algı fazlasıyla yön değiştirdiği için, film tozlu raflara karıştı bile. bir çok kişinin sırf adından ve afişinden kaynaklı dahi izlemediğine eminim. dışarıdan anlamsız bir absurd komedi gibi izlenim veriyor. tamam, yoğun bir felsefi tarafı olduğunu söyleyemem ama içinde yaşadığımız rutin hayata dair güzel farkındalıklar yaratıyor. şahan gökbakar'ın herhangi bir yapımını izlemekten iyidir diye düşünüyorum. toplumun 26737384 farklı açıdan telaffuz edilen küfür biçimlerini öğrenmesindense, biraz düşünmesini isterim.

böyle yapımlar daha ciddi tonda sunulmalı.
devamını gör...

karısı çalıştığı halde evde yardım etmeyen erkek

direkt "türk erkeğidir."

türk kültüründe erkekler yanlış yetiştirildiği için, kadının görevi erkeği "eylemekmiş" gibi bir algı var. sanki kadın sadece erkeği memnun etmek için yaratılmış, kadının erkeği tatmin etmek( her anlamda) dışında görevi yokmuş gibi bir algı manipülasyonu var.

yabancı erkekler gayet evlerini temizleyip, kendi yemeklerini yapabiliyorlar. her türlü kişisel ihtiyaçlarını karşılayıp, kendi bireysel ihtiyaçlarını partnerlerinin üzerine "yıkmıyorlar." eğer erkeklerin sorumluluk algısı ve kadına bakış açısı coğrafyadan coğrafyaya değişkense, bu tamamen "kültür farklılığıdır." kültürü ise, maalesef toplum inşa eder. yeni jenerasyonları yetiştirerek ve onlara kendi acayip kurallarını öğretip üstüne itaat etmelerini bekleyerek.

azınlık var mı? tabii ki! bu toplumda yetişen müthiş adamlarda var ama geldikleri ailelere baktığınız zaman neden algısal olarak bozulmadıklarını anlıyorsunuz. iyi ailelere doğan çocukların sınıf farklılığının getirdiği sayısız güzel standartlara sahip olduğunu görmek iç yakıyor. türk toplumunda sınıf farkı maddiyatın ötesinde "zihniyet farkı" anlamına geliyor. bu yüzden toplumdaki normal bir adamla yaşadığınız ilişkiyle, yüksek sınıftan biriyle yaşadığınız ilişki arasında entelektüel açıdan çok fark var.

şu sıralar teyzem sırf bu tarz hususlar yüzünden kendi eşini boşuyor. bakın "boşanıyorlar" demiyorum. davanın açılmasını isteyen teyzem. 2.5 ay önce evlendi ve 3-4 gün önce eşine ayrılmak istediğini, kendisiyle kafa yapısı sebebiyle uyuşamadığını söyledi. eşine ayrılmak istediğini söyledikten 1-2 gün sonra evini ayırdı. boşanma dilekçesi oluşturuldu, daha dava açılmadığı halde teyzem ayrı yaşamaya başladı. eşi ve tüm ailesi arayı bulmaya çalışsa da, teyzem sınırı çizdi ve asla bu konuda geri adım atmıyor. öyle bir keskinliği var ki, o taraftan kimse yeni evinin adresini dahi bilmiyor.

bu örneği şu sebeple size vermek istedim: kimse bosanmak için evlenmez. aslında az önce size 2.5 ayda teyzemi canından bezdirmiş narsist, kontrol manyağı, ciddi problemleri olan bir adamı anlattım ve bu adamın toplum tarafından pohpohlandığı bir sistemde yaşıyor olduğumuzu yinelemek istedim. hastalıklı bir insan olmasına rağmen, tüm saygısızlıkları "normalize" ediliyor çünkü o bir erkek :) :) :) :)

teyzemin ayrılma kararı ataerkil zihniyet tarafından( maalesef adı akraba bunların) çok saçma yerlere çekildi fakat teyzem başı dik şekilde hepsine hadlerini bildirdi, tüm bağlarını kopardı da. kimseyle muhattap olmuyor, dava gününün belirlenmesini bekliyor.

bu toplumda kadın olmak bir sınav ama çok güzel bir sınav. özgürlüğün için savaş verdiğin bir toplumda büyüdüysen, çok güçlü olmayı öğreniyorsun. farkındalık pahalı bir erdemdir. deneyimle kazanılır. bu coğrafyanın kadını diğer coğrafyalarda ( batı) yaşayan kadınlara nazaran bu konuda +10 öndedir.

teyzemin durumundan örnek vermek istiyorum. bu ülkede kadın okumak zorunda. okumuyorsa dahi, mutlaka çalışıp; kendi parasını kazanmalı. yoksa bu geri zihniyet içerisinde hayatta kalma ihtimali çok zor. teyzemin kimseye eyvallahı yok çünkü cebinde parası ve kendi standartlarını kurabilmesini sağlayan bir gücü var. olmasaydı? evlendiği deliye mahkum kalacaktı ve kim bilir psikolojisi ne hale gelecekti. bunun yerine, zaten kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olduğu için, bazı şeyler ters geldiği anda resti çekti ve eşini boşuyor.

final sözü: kızlar okuyun, kadınlar mutlaka çalışın. bu ülkede hayatınız kendi ellerinizde.
devamını gör...

hoşlanılan erkeğe mesaj atma taktikleri

taktik kullanmam. genelde direkt söylerim. yaşasın dürüstlük. duygularını ifade etmeye cesareti olmayanın, hissetmeye hiç cesareti olmamalı.

bir sevdalı insan için ilk ve en önemli sınav sevgisini ne kadar sahiplenebildiğidir. aşık olduğun insana "ben sana aşığım" diyemiyorsan, sıkıntı büyüktür.
devamını gör...

zuhal olcay’ın z ve alfa kuşağına kendisini tanıtamaması

bence onu sanatçı yapan da bu. medyada özellikle var olma çabası bulunmuyor. haber olmak için abuk subuk hallere girdiğini asla göremezsiniz. kadın doğuştan asil. sesine uyumlu sert çene hattı kendisine inanılmaz bir duruş sağlıyor. medyada bozulmadan kalabilen sayılı kadın sanatçıdan biri olduğunu düşünüyorum.

hala şaşırıyorum haluk bilginer kendisini nasıl aldattı. afrodit gelse, bu kadın aldatılmaz. bir tane kız evladı bulunmaktadır. kızını medyadan uzak tutuyor.

elegant zevkleri olan, müthiş bir seçicidir. kendisine her gelen teklifi kabul ettiğini düşünmüyorum. kendisi için inşa ettiği saygınlık, oynadığı rollerden tutun, seslendirdiği parçalara kadar her projesiyle örtüşüyor. kendisini öyle abuk subuk partilerde- davetlerde de göremezsiniz. medyaya bir tane rezilliğinin yansıdığını görmedim. haluk bilginer tarafından aldatılmasına rağmen, kendisine olan saygısını hiç bozmaz. bir ara beraber sahne aldıkları bir tiyatro oyunu dahi vardı.

kadının duruşu var. "zuhal olcay" dediğinizde zemin titriyor.
devamını gör...

büyü yapmak

bunun üzerine derin derin konuşabilirim fakat herkesin anlayabileceği seviyeye indirgemenin daha doğru olduğu kanısındayım.

sezgileri kuvvetli ve hisleri açık bir kadın olarak şunu söyleyebilirim: felsefi görüşünüz, dini inancınız ne olursa olsun bazı ruhani gerçekliklerin olduğunu kabul etmek gerekiyor. - inancınız olmasa dahi, bilimin ortaya attığı tanımı ile "metafizik" olgusuna karşı " %100 uydurulmuş, öteki varlıkların yaşamadığı ve hiç olmayan bir taraf" şeklinde yaklaşılmamalıdır. bu sizi psikolojik ve duygusal açıdan zayıflatır ve bilinmeyene karşı savunmasız hale getirebilir.


insanların görmekle yükümlü olduğu somutla, göremediği soyut taraf vardır. bazı insanlar somut ile soyut arasında dengede durur, iki tarafıda allahın verdiği izin dahilinde görebilir. bunlara genelde toplum "pşisikler- medyumlar- hocalar- hüddamlar vb" der. her kültürde bu tarz geçirgen insanların adı ve tanımı farklıdır ama sonuç değişmez. "görebilenler."


şimdi büyü maalesef ki varlığı kutsal kitabımızda açıkca onaylanmış bir olgudur ve affedilmeyecek günahlar listesindedir.

"büyüyü yapanında - yaptıranında çok ciddi günaha girdiği ve affının olmadığı" ifade edilir. sebebi şudur: büyü genelde bu yukarıda bahsettiğim "görebilenler" grubuna dahil insanların, sahip oldukları bu yeteneği kötüye kullanmaya karar vermesiyle ortaya çıkar. büyüyü yapabilmek için her iki tarafıda belirli düzeyde bilen, büyünün tüm süreçlerine hakim biri gerekir. bu kişiye başvuran aptal insanlar( çünkü birinin kişisel iradesine ve kaderine zorla el koymak, direkt tanrı'nın kuluna tanıdığı iradeyi bağlamaktır. kimse başkasının kaderini ele geçirmeye hakkı olduğuna inanacak kadar şuursuz olmamalıdır) büyüyü yaptırırlar.

büyü çok günahtır çünkü genelde somut olanla( burası gördüğümüz dünya) metafizik boyut denilen( herkesin görmesine izin verilmemiş o ruhani tarafın) birbirine bağlanmasına olanak tanır. iki dünya arasında kötülükle kurulan bir köprü görevi görür ve çoğu büyü şeytani duygularla yapıldığı için( kin- kıskançlık- nefret- sevenleri ayırma- aileyi dağıtma- öldürme isteği vb) kötü varlıklar aracı olarak kullanılır. çoğu zaman bu kötü varlıklar hedefte olan kişiye bağlanır ve batı buna "possed ve haunted" derken biz "musallat" deriz.

süreç büyünün tipine, yapılış amacına göre değişir fakat bir varlık bilinçli musallat edilirse( musallat edilen bu varlığa batı veya hristiyan toplumlar "şeytan" , biz "cin" deriz), kişiye kimsenin görmediği bir takım şiddetli dadanmalar başlar.

rüyalar- uyanıkken görülen varlıklar- tehditler ve daha bir çok sadece büyünün yapıldığı kişinin görebildiği ekstra korkutucu deneyimler ortaya çıkmaya başlar hatta bazen büyü için hedef gösterilen ve musallata maruz kalan kişinin bedeninin ele geçirildiği durumlar ortaya çıkabilmektedir. hristiyan toplumlar buna "possession" diyerek kiliselerden "şeytan çıkartma" talep ederler. bizde ise, usul bilen bir hocaya gidilir ve "cin çıkartma" talep edilir.


bu bir üst paragrafta bahsettiğim nokta ateistler / daha gözle görülebilene inanmayı tercih eden toplumlar ile dindar kesimi/ dinlerin içeriğini bilen standart / seküler insanları / psişikler dediğimiz ama yeteneğini kötülüğe kullanmayan insanları genelde karşı karşıya getirir çünkü bilime inanan taraf bunu "psikolojik bozukluk( genelde şizofreni veya dengi bir bozukluk)" olarak tanımlarken dindarlar ve din tarihini bilen insanlar " hedef gösterme sebebiyle( büyü) gelişen musallat" olarak tanımlar.

genelde, çoğunlukla ikincisi çıktığını düşünüyorum. büyüyü yapan kişi- yaptıran kişi bir şekilde ortaya çıkartıldığında veya büyünün muskası bulunduğunda, büyü bir hoca tarafından çözülür ve gerekli diğer işlemler yapılarak kişi tüm hayatına sıkıntısız geri kavuşur.( islam inancında)

hristiyanlıkta kilise süreci farklı yönetir ama amaç yine musallatın bitirilmesidir.

fakat... mağdur taraf için süreç böyleyken, hem büyüyü yapan hem de yaptıran için hayat ve ölüm soru işaretidir. tanrı'nın onlar için getireceği adalet konusunda tir tir titremek gerekir.

size kur'an-ı kerim'de büyü ile alakalı var olan ayetler- hadisleri toplu olarak ekte yönlendiriyorum. okuduğunuzda, ne kadar büyük günah olduğunu anlarsınız.

link : www.kuranvemeali.com/buyu-b...

kısaca: uzak durun. size kısmet edilmeyen, sizin değildir. zaaflarınız( kötü duygularınız) sizin sınavınızdır. kontrol etmeniz gerekir, aracı bularak işkence çektirtmeniz değil.

not: "madem büyü bu kadar günah, tanrı neden yapılmasına izin veriyor? " diye sorabilirsiniz. kendimce şöyle düşünüyorum:

şeytanla var olan savaş, dünyanın sonuna kadar sürecek. bu yüzden insana ölümüne kadar seçim hakkı sunulur. her konuda kötülüğe yönelmek bir seçimdir. insan açıkca kurallarla uyarılır. buna rağmen, kötülük yapması bir seçimdir. yani büyü bir seçimdir. affının olmadığı bilindiği halde yapılması yine bir seçimdir.

tanrı sizi her türlü seçimi yapmanız için özgür bırakır. bu kadar derin özgürlükte, günahı seçmemeniz gerekir. ayrıca, tanrı büyünün yapıldığı kişiyi korur. büyüye maruz kalan kişi sadece tanrı'nın varlığına sığınmalıdır. hiçbir büyü tanrı'nın gücünün üstünde değildir.


tanrı'ya karşı , şeytan bir hiçtir.
tanrı'nın sizi koruduğu bir savaştan sadece siz sağ çıkarsınız.

büyüden korkmayın ama yapan ve yaptıranın sonundan korkun.
devamını gör...

su içmeyenlere öneriler

bu başlığı açma sebebim gün içerisinde çok fazla su içmeyen ya da içmeyi sevmeyen yazar arkadaşlarıma alternatif çözümler sunabilmektir. boşuna açtığım bir başlık değildir, keza bu durumda olan arkadaşlarımla aynı döngüyü paylaştığımı ve bu döngüyü yeni yeni kırmaya başladığımı ifade etmek istiyorum.

çocukken inanılmaz şu içen bir kadın olarak, bilhassa iş hayatına girdikten sonra bu alışkanlığımı bıraktığımı fark ettim. günlük su içiş miktarımın can sıkıcı şekilde azaldığını ve yerine maksimum kahve içmeye başladığımı vücudum bana uyarılar vermeye başladığında anladım. en büyük uyarı bağırsaklarımdan geliyordu. susuzluğun en sadık partneri kabızlık hayatıma düzenli dadanmaya başladıktan sonra su içme rutinime geri dönmek zorunda kaldım.

kendimi su içmeye fazlasıyla zorluyorum. düzenli olarak 2 litreye yakın ( minimum) tüketiyorum. suyun tadını her ne kadar sevmesem de, kendisiyle derin ilişki içerisindeyim.

su içmeyen insanların genelde temel problemi "suyu sevmemesidir." su tadsız ve içtiğinizde mideniz hayli şişiren bir sıvı olduğu için insanlar sevmeyebiliyor. bu yüzden bende buna alternatif çözümler geliştirdim. vücudumun suyu istemesini sağlayacak besinler tüketmeye başladım ve bu suyu içişimi inanılmaz kolay hale getirdi.

özellikle geceleri uyumadan çok susatacak besinler tüketiyorum. sabaha kadar ve ertesi gün boyu deli gibi su içmemi sağlıyor. ( bu noktada sevmemeniz sorun olmuyor.)

bu noktada en işe yarayanlar kesinlikle :

süzme beyaz peynir. --uyumadan önce büyük bir parça yediğinizde sabaha kadar su içiyorsunuz.

cici bebe-- uyumadan önce çerez niyetine biraz tükettiğinizde sonuç inanılmaz. dozunu kaçırıp, paketin tamamını tüketenler oluyor. onlar genelde 1-2 damacana su tüketmek zorunda kalıyorlar.

tuz içeriği yüksek kuruyemiş- ayçekirdeği - akşam tv karşısında tükettiğinizde sonuç inanılmaz.

doritos bilhassa baharatlı olan ürünü. ( günün hangi saati olursa olsun fark etmez.)

nutella / bal/ kaymak ( sabah kahvaltı dopingi olarak alınmalıdır. günün geri kalanını su içimi konusunda garantiler)

kızartılmış sucuk ( hangi öğünde yenirse yensin, su tüketimi garantidir.)

çikolataların bir çoğu ama özellikle yoğun kakao aroması bulunanlar.

şerbetli tatlıların tamamı inanılmaz su tüketimine zorlar.

tahin ve pekmez karışımı inanılmaz susatır.



var mı arttıran?
devamını gör...

mideme saygım yok yiyecek ve içecekleri

kesinlikle "kola".

bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. kendisine olan düşkünlüğüm sebebiyle reflü oldum. neredeyse 10 yıldır hayatımda bulunmuyor. yokluğuyla daha mutluymuşum. uzak durun- uzak tutun.

aynı duruşu "rakı-tekila- viski- vodka-likör- cin tonik" altılısına da gösteriyorum. bunlar insanın daha içerken dahi genzini cayır cayır yakan içkiler.. genzi bu kadar yakan içkileri mideye doldurmak sağlıklı gelmiyor. benim için en sağlıklı içki (illa içilecekse) şaraptır. o da bünyenize göre değişiklik gösterir. sağlık sorununuz yoksa, kırmızı güzeldir. bünyeniz hassas ise, beyaz temiz bir çözümdür.

tat versin diye şampanya ( tek başına) denenebilir.

sağlık sorununuz varsa, asla içmeyin.
devamını gör...

sizi sevmeyen yazarlara söylenmek istenenler

kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. sevilmemek çok normal bir olgudur. dolayısıyla, sizin duygunuzun başka birinin hayatında yer edinebildiğini düşünmek saçmalıktır. istediğinizi düşünebilirsiniz hatta konuşabilirsiniz.
devamını gör...

saç uzatan erkeklere tavsiyeler

cinsiyetçi ve bağnaz biri değilim fakat maalesef uzun saçı erkeğe çok yakıştırmıyorum. evet, belirli bir seviyeye kadar uzun saç modern ve entelektüel duruyor fakat omuzun altına inmiş hatta bele kadar uzatılmış saçlar benim için fazlasıyla feminen bir görüntü yaratıyor. böylesine saç uzatmak bana fazlasıyla dişil enerji imajı veriyor.

bu algıyı ve duruşu çok sevmiyorum bilhassa popüler kültürün cinsiyetler üzerinde oluşturduğu hasarı ve içine doğduğunuz bedeni kabul ettirmeyip, onu diğerine dönüştürme motivasyonu üzerine yarattığı ivmeyi baz alırsak, şu aralar ekstra sevmiyorum. erkeklerde bu iş saçla başlıyor, ojeye kadar uzanıyor. sanat camiasında sahne makyajı- dekor kıyafet- stil derken, populer kültürde sevdiğim grup- solist- karakter derken bir bakıyorsunuz aslında baya feminen hale büründürülmüşsünüz. baştan hayır demek gerekiyor. en başında limit çizilmeli.

şu görselde ekli olan kesimin dışında kalan uzatma biçimlerini ciddi feminen buluyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkiye'de gençlerin yüzde 77'sinin işinden memnun olması

memnun değil, memnun görünen desek daha doğru olur. insanlar psikolojik açıdan sürekli işleriyle tehdit edildiği için, haksızlıklara ses çıkartamıyorlar. " en kötü bir gelirimiz var. her ay kötü de olsa bir para geliyor" mantığıyla bakıldığı için, kimse var olan zorbalık silsilesini dile dökemiyor.

bu devirde türk insanının başına en bela kurumlar kesinlikle bankalardır. ödeme konusunda asla afları yok. gelir kesilmesi sonucunda, hayatınızı anında mahvederler. bu yüzden insanlar için asıl korku işsiz kalmak değil, bankalara olan borçları ödeyememektir. su dönemde özellikle en büyük batış aracı kredi kartı + eksiye düşmüş hesaplar+ kredilerdir. bankalar bu üçünden eiffel kulesi uzunluğunda faiz alıyor. allahtan yeni yılla birlikte biraz faizler düşürüldü ama zaten olması gerekenin kat kat üstünde olan faiz sistemi bir tık normalleştirildi diye sevinir hale geldik. bakın bu öğrenilmiş çaresizliktir. hayatta kalmak için savaşıyoruz. yani bu bir infial. çöküşün eşiğinde değiliz, sosyolojik olarak çöktük ve travmalar açığa çıkmaya başladı. toplum bozuldu, herkeste psikolojik olarak hasar var. allah sonumuzu hayır etsin. şu an harita pek hayıra giden bir son göstermiyor.
devamını gör...

yazarların en sevdiği padişah

ben inkilapçıyım. dolayısıyla, güzellediğim bir padişah yoktur. tek kişiye dayanan ve herkesin haklarının- özgür iradesinin hiçe sayıldığı bir yönetim biçimini desteklemiyorum. örnek aldığım tek lider atatürk'tür. amerikan tarihinde ise, george washington, thomas jefferson, abraham lincoln'dur.
devamını gör...

lise hocalarına yıllar sonra söylemek istenenler

bu konuda herhangi bir biriktirdiğim kinim yok. lise hocalarım tarafından zorbalanmadım. aksine, zorbalanmış insanları görünce şaşırıyorum biraz.

bu bahsedilen ego sapması genelde üniversitede çok yaygın ve baskın biçimde karşımıza çıkıyor. benim dahi böyle bir hocam olmuştu ve lisans eğitimimiz boyunca sınıf olarak hiç bütünlemeye kalmamamıza rağmen, kendisi dersimize girdiğinde, sınıfın %90'nını bütünlemeye bırakmıştı. ben bütünlemeye kalanlardan biri değildim ama bu dilinin ve tavırlarının yanlış olduğu gerçeğini maalesef değiştirmiyor. inanılmaz sancılı egosu ve garip bir kibiri vardı. iletişim biçimi fazlasıyla hasarlıydı. sorunlu insanlarla baş etmekten zevk aldığım için dişi bana hiç geçemedi. sadece güz döneminde dersimize girdi ve sınıfın tamamını bütünlemeye bıraktıktan sonra bölüm başkanına yığılan şikayetler sonucunda, kendisine veda ettik.

kim kazandı? - haklı olanlar.
yaptığı ile kaldı ve yıllar geçmesine rağmen hala aynı olumsuz tutumuyla hatırlanıyor. çok başarılı bir kadın olmasına rağmen, kendi başarısını kontrolsüz egosu sebebiyle zedeledi. şu an bunu okuma şansı olsaydı şunu yazardım : çok iyi yerlere gelen bir kadın olarak, egosunun onda birine sahip değilim. yani bu başarının bir sonucu değil, zaafları kontrol edememenin ( kişisel yetersizliğin) bir sonucuydu. keşke bunca başarıyı doğru sindirebilseydi. hayat, herkesin sınavı ayrı yerden oluyor. belli ki onunda sınavı kendi kibiriydi.
devamını gör...

nil karaibrahimgil

nedense bana hiçbir zaman sempatik gelemedi. çocukluğum kendisinin reklam filmleri ve kendisiyle fazlasıyla geçmesine rağmen parçalarını inanılmaz anlamsız buluyorum. gerçekten anlamlı tek tük parçası vardır. şöyle oturaklı, insanın kalbine- ruhuna hitap eden, yazdığı bir şarkı yok.

kulağıma anlamsız gelen şeyleri bir türlü sevemiyorum. sanat dünyası içerisinde kendisini de bir yere konumlandıramıyorum. kişisel olarak iyi biri olabilir fakat burada tartıştığım bireysel hayatında nasıl biri olduğu değil, sanata ne kattığıdır. benim gibi dinlediği şeylerde anlam arayan bir birey için, sanatı çok meşru değil. tabii, bu sanatçı olmadığı ve yaptıklarının sanat sayılmadığı anlamına gelmez. bireysel açıdan, benim için sanat değil.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim