femmeamoureuse yazar profili

femmeamoureuse kapak fotoğrafı
femmeamoureuse profil fotoğrafı
rozet
karma: 44218 tanım: 3672 başlık: 227 apolet: 2 takipçi: 83
Vivi e lascia vivere.

son tanımları


afet durumunda çantada olması gerekenler

kesinlikle 5-6 paket bisküvi( altınbaşakların light krakerlerini cok tavsiye ederim. lif ve besleyicilik açısından zengin)

paket karışık kuruyemiş( en yüksek kalori. uzun süreli açlık anında enerjiden düşmenizi engeller ve vücut ihtiyacınızı toplar)

küçük boy barlar( züber, nesfit vb. - kan sekerinizi kontrol etmek için)

paket galetalar.. ( ideal tercihtir. tok tutar)


mutlaka 3-4 şişe su.

her ihtimale karşı ağrı kesici , kas gevşetici ve ilk yardım çantasında bulunacak temel ihtiyaçlar( yara bandı, sargı bezi, bepanthen krem, makas vb)


powerbank dolu biçimde en az 2 adet...
kendi şarj aletleriniz( adaptör ve kablolarıyla)
bilgisayarınız ( telefonların sarjı biterse, bilgisayardan whatsapp yönetilir)


her ihtimale karşı 1 kalın hırka/ ceket...

her duruma karşı roll on/ deodorant

temiz 1-2 adet tshirt/ iç çamaşırı.

tabi bunların önceden hazırlanması ve kenarda bekletilmesi gerekiyor. afet sonrası sürecin ne kadar süreceğini bilemediğimiz için en maksimum süreyi göz önüne alarak hareket etmelisiniz.
devamını gör...

öpüşmeden önce sakızın kaderini düşünmek

ben öpüşürken sadece hissettiğim şeye odaklanırım. diğer şeyleri düşünmek gereksiz kaygı durumu doğurur ve kaygı, o an hissedeceğiniz duyguyu sizden çalar.

insanlar birçok şeyi fazla takar hale geldiler. insan her haliyle var olur bu hayatta. yediğiniz bir yemekten ötürü soğan kokabilir, aldığınız alkoldan ötürü alkol kokabilirsiniz.. ya da karşınızdaki kişi kokabilir fark etmez.

karşınızdaki kişiden bu kadar kolay tiksinmenin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. hayatımızdaki hiçbir dinamiği kontrol edemeyiz. karşımızdaki kişiyi her haliyle sevmeye odaklanmalıyız.

bu şekilde düşüncemi geliştiren şey aslında anatomiye gereksiz hakim olmam oldu. mide problemleri olan insanlar( reflü, ülser, gastrit vb), istemsizce ağız kokusu problemine sahipler. bu ne yapılırsa yapılsın çözülemeyen bir durum. 7/44 diş fırçalasanızda, agız gargarası kullansanızda, sorun stabil kalmaya devam ediyor. bu tarz insanların günlük hayat rutinleri mesela çok zor oluyor.
reflü vb hastalıklar stresle tetiklendiği için, hastalık kontrol edilmesi zor bir hale geliyor.

o yüzden herkesi en ufak bir şeyle yargılamamak lazım. bazı insanların kontrol edemedikleri durumları var. bazı şeyleri de hoş görmeyi öğrenmek lazım. hijyen tabi ki önemli. bu konuda asla istisnam olamaz ama zaten hijyenli bir insanın kontrol edemediği ve düzeltmediği bir hususu varsa, onu hoş görmeyi öğrenmek gerekiyor. insan kontrol edebildiği şeyden sorumludur. düzeltemediği şeylerden değil.

sakız meselesine gelince, bir peçeteyi ağızınıza götürüp sakızınızı anında içine atabilirsiniz. bir göz açıp kapaması kadar süre alıyor. ben çok yaptım. kolaylıkla iş görüyor.
devamını gör...

çocuk yapmadan önce konuşulması gereken konular

bence türk toplumunun en önemli ve kronik sorunu budur. ben bunu tek cümle ile şöyle özetlerim:

anne veya baba olmaya uygun olup olmadığınızı bilmeden, çocuk yapmak.

evet, annelik ve babalık öğrenilir burada haklısınız ama duygusal, psikolojik ve bilişsel olarak ebeveyn olmaya uygunsanız, bunu öğrenebilirsiniz.

anne veya baba olmayı başaramayacak insanların çocuk sahibi olması, toplumda travmalı karakterlerin fazlalaşmasına sebep oluyor. düzgün yetişememiş her çocukta, genelde başka birinin canını yakıyor. bu yüzden anne veya baba olmadan önce konuşulması gereken konular olduğunu düşünüyorum çünkü aslında kimse çocuk yapmak zorunda değil. "ya büyür bir şekilde! biz nasıl büyüdük?!" diye safsatayla çocuk yapılmaz. böyle büyütülen çocukların hali ortada..

bence kadın ve erkek adına temel sorular şöyle olmalı:

kadınlar için,

1.ben anne olmaya uygun muyum? limitsiz derece fedakar, özverili ve tüm hayallerini askıya alacak ve bundan asla mutsuz olmayacak biri miyim?

(- çünkü cocuk doğurmak tüm önceliği çocuk haline getirmek anlamına gelir. bu, çogu zaman hedeflerden feragat veya hedefleri ertelemek anlamına gelir. )

2. bu durum uzun vade de beni mutsuz eder mi? dahası, cocugumu zamanla hayatımı yaşamama engel olmuş bir varlık gibi görür müyüm? ve ona olan yaklaşımımı bu duygular değiştirir mi?

( biliyorsunuz, cocugunu kendisine yük gören veya doğmasını istemediğini söylemeyen hatta hayatını çaldığını iddia eden çok patalojik anne figürü var. )

3. bir anne olarak, vücudumdaki değişikliklere hazır mıyım? kilo alacağım, gögüslerim sarkacak, catlaklarım oluşacak belki bir sürü dermatolojik deformasyonum olacak. doğum sonrası kendimi kabul edebilecek miyim?

( çünkü bunlar için yine çocugun suçlanma şansı var.)

erkekler için,

1.ben baba olmaya hazır mıyım? hayatım boyunca bir cocugun maddi ve manevi yükünü gögüsleyebilir miyim? onu hayallerimin ve hedeflerimin ötesine yerleştirebilir miyim?

( biliyorsunuz, cocugunu istemeyen, kabullenmeyen hatta ortada bırakıp giden çok tip var.)

2. çocuguma sağlıklı ve düzgün davranabilir miyim? onu eğitirken ve büyütürken hassas olabilir miyim?

( bu soru önemlidir çünkü çocuguna siddet uygulayan, küfür eden ve dayakla eğitebileceğine inanan sorunlu babalar var.)


iki taraf içinde en büyük ve tek soru:

ben ebeveynlik için doğru partneri seçtim mi? bir ömür boyu, bir canlıyı beraber, mutsuz olmadan büyütebilir miyiz?

bu ve daha diğer bir sürü soruyu- sorgulamayı yapmadan kimsenin ebeveyn olmaması gerekiyor. özellikle bu devirde gördüğüm çoğu çocuga üzülüyorum. çoğu öyle veya böyle aile içi istismar mağduru.

sonuç: doğru ve sağlıklı ebeveyn olamayacaksanız, lütfen korunun.
çok kolay bir yöntemdir kendisi.
devamını gör...

çocuklar duymasın vs avrupa yakası

çocuklar duymasın dönemin en ikonik aile dizilerinden biridir. aslında haluk ve meltem inanılmaz önemli karakterlerdir. kurgu olmalarına rağmen, yıllarca insanlara nasıl ebeveyn olmaları gerektiğiyle ilgili dersler verdiler.

meltem ve haluğa baktığınız zaman, daima anlayışlı, çocuklarına şiddet uygulamayan, psikolojik ve duygusal açıdan asla istismar etmeyen birer anne ve baba figürü görürsünüz. ben gerçekten algısı açık ve kendisini ebeveynlik konusunda geliştirmek isteyen her insana inanılmaz iyi anne- baba örneği olduklarını düşünüyorum. şaka değil. gerçekten tüm türkiye yıllarca onlar üzerinden aile terapisi aldı.

sadece meltem ve haluğu izleyerek, çocuklarınıza nasıl davranmanız gerektiğini düpedüz öğreniyordunuz. çocuklar duymasın, bir ailenin her halini ama ebeveyn olmanın her gününü ve her yaşını öğretiyordu. çocuk havuç, ergen havuç, yetişkin havuç , ergen duygu, yetişkin duygu, anne duygu derken.. bir çocuga tepeden tırnağa nasıl rehberlik edilir öğrendik.

ben hala çok net hatırlıyorum. hep meltem'i ideal anne olarak görmüş ve kendime anne olarakta istemişimdir. özellikle 2000'li yıllarda oynadığı dönemler, benim ilk ve ortaokul yıllarıma denk geldiği için, onun annelik yaklaşımına çok özenirdim. bence bu dizi hem pınar altuğ'u hem de tamer karadağlıyı çok geliştirdi. ikisi de harika ebeveynler oldular. özellikle bu dizide canlandırdığı meltem karakteri sebebiyle, pınar altuğ'a acayip bir sempatim var. düzenli olarakta takip ediyorum. gerçekten kendi orijinal karakteri, meltem ile çok uyuyor. kızı su'ya muhteşem annelik yapıyor. çok doğru, çok saygılı bir yerden sergilediği anneliği var. bu yüzden kızı cıvıl cıvıl yetişmiş bir genç kadın oldu.


bence ebeveyn olmakla ilgili sorun yaşayan, çocuğuyla doğru iletişim kuramadığını düşünen, çocuğuna yaklaşım konusunda aklı karışık olan herkes düzenli diziyi izlemeli. çocukları küçük olan ebeveynler için dizinin ilk yıllarını kapsayan ( 2002-2004-2005 ) bölümlerini, çocukları yetişkin olmuş aileler içinse 2010 yılı ve sonrası çekilen bölümlerini öneririm.

avrupa yakası ise tamamen absürt bir komedidir. aşırı uç hayatlar bilerek abartılı komik şekilde verilir. bu dizinin altında ki tek amaç
" toplumu eğlendirmektir."

aynı kategoride bu yüzden değiller.
gülmek isterseniz, avrupa yakası
ebeveynlik konusunda davranış eğitimi isterseniz, çocuklar duymasın izlemelisiniz.
devamını gör...

yolculuk yapmamız gereken konular var

her yola, herkesle çıkılmıyor ne yazık ki...
daha doğrusu, herkes , her yolun insanı değil...

şafağı beraber göreceğiniz kişiyi iyi seçin.
devamını gör...

sevgiliniz varken başkasının gönderisini beğenmek

insanlar artık kendi zaaflarını kontrol etmekte çok zorlandıkları için, sergilenen her hareketi "aldatmak" olarak tanımlıyorlar. arkadaşın, dostun veya bakış açısını , pozunu beğendiğin birinin resimlerini beğenebilirsin. her şeyi "aldatmak" olarak tanımlamaktan vazgeçilmesi gerekiyor. o zaman hiçbirimiz toplumsal hayata karışmayalım, kimseyle iletişim kurmayalım. nasıl kafalar yaşıyorsunuz siz?

medeniyetler ileri gideceğine, iyice ilkelleşiyor. insanlık bu kadar da düşemez yani.

"onun resmine beğeni atmışsın, beni kesin aldatıyorsun!"
"ona selam verdin, demek ki hoşuna gidiyor"
"onu sosyal medyana eklemişsin, demek ki potansiyel olarak görüyorsun!"

bu kafada olan sayın arkadaşlar, hasta mısınız siz? kusura bakmayın fakat hepinizi hasta olarak görüyorum. sosyal iletişim denilen bir şey var farkındasınız değil mi? her selam- sabah verdiğimizi arzuluyor olsak, başımıza neler gelirdi!

sizin gibi insanların ben izole kalması ve izole yaşaması gerektiğini düşünüyorum. hepinizde hastalıklı bir "yalnızca bana ait olsun, onu tamamen kendime kapatayım" saplantısı var. kendinize evcil hayvan almanızı tavsiye ederim. keza hiçbir insan, sosyal hayattan ve iletişimden koparılamaz. kendi küçük dünyanızda sıfır insanla yaşayabilirsiniz fakat iletişim halinde olduğunuz insanı buna zorlayamazsınız. bu yaklaşım hukuki açıdan da suçtur. biraz neye hakkınız olduğunu ve neye olmadığını bilin. sonra adliye kapılarında sürünüp duruyorsunuz.

kadın veya erkek fark etmez, sizin gibilerin kesinlikle ilişki yaşamaması gerekiyor. lütfen, insanlardan uzak durun.

not: burada karıştırılmaması gereken bir husus var. insanlarla sosyalleşmek, onlarla normal niyetlerle diyalog kurmakla, beklentiyle kurmak arasında tabi ki fark var.

sevgili başlığı açan yazar arkadaşım,

sosyal iletişim ahlakı gereği, istediğin insanın fotografını beğenebilir, görüşebilir ve mesajlaşabilirsin fakat bunların hiçbiri özel beklenti barındırmamalı. biriyle sadece arkadaşça iletişimde kalmak ile, flörtleşmek için iletişim kurmak arasında tabi ki fark var. birini çekici bulduğun için beğeniyorsan, bu kesinlikle sorundur fakat kişisel duygu barındırmayan bir beğeni yaptıysan, neden sorun olsun?

benim sorunum karşı cinsle kurulan her iletişimi "aldatma" olarak tanımlayan insanlarla. iletişim kurmak, aldatmak değildir. aldatma için "özel bir duygu ile yanaşmak/ yaklaşmak" gerekir. attığın beğeniyi hanımefendiyi tanıdığın için attıysan veya dosthane bir açıyla attıysan sorun yok. "bundan bana iş çıksın, cok cekici, ilgimi fark etsin" diye attıysan, ilk işin kız arkadaşından ayrılmak olsun çünkü sadık bir adam değilsin. en azından bekarken istediğini yaparsın, kimsenin de canını durup dururken sıkmazsın.
devamını gör...

hayal edilen ölüm şekli

bence ölüm hayal edilmemeli. ölümün üzerine düşünülmemeli dahi. tanrı'nın size bağışladığı hayatın içerisinde, ölümü planlayarak yaşamak vakit kaybetmektir. ölüm insanın mutlak sonudur. hayat ise, yaşanması adına verilmiştir. zaman ileri yönlü, tek çizgide akar. yaşanması adına verilen hayatı yaşamak gerekir - doğru ve ahlaklı şekilde .
devamını gör...

yazarların kafasını koyduğunda yastığın düşündükleri

eskiden ne olursa olsun kolayca uyuyabilirdim hatta bununla övünürdüm de fakat yetişkin olduktan sonra işler şekil değiştirmeye başladı.


sanırım çocukluğun ve gençliğin(20'li yaşlar) en güzel özelliği kafayı hiçbir şeye kolay kolay takmıyor olmaktır. iş dünyasına girdiğinizde ve asıl kirli dünyanın kocaman yüzünü gördüğünüzde, uykularınız fazlasıyla eksilmeye başlıyor. kapitalist sistemde, rahat rahat uyuyabilen bir insan olduğunu düşünmüyorum.

hele türkiye'de... kafanızı yastığa emekli olduğunuzda dahi huzurla koyamıyorsunuz... rahat uykunun tek yolu sinir sistemini dış müdahale ile gevşetmek oldu.. psikiyatr ve psikologlar buna "anti-depresan" diyorlar .... çünkü insanlık olarak öyle bir noktadayız ki kendi kendimizi sakinleştiremiyoruz. üzerimizde olan baskının ağırlığı o kadar fazla ki.. duygusal açıdan kontrolü kaybetmiş durumdayız. hepimizde stress, kaygı hatta takıntı nirvana.. bu yüzden çoğu kişi uzun yıllarca terapi alıyor hatta bir profesyonelle ilerlerken dahi, iyileşmek yıllar alabiliyor... gerisini siz düşünün.


bu arada asla anti- depresan kullanmaya teşvik etmiyorum ve önermiyorum da. onun yerine uzun vadeli terapi alın. anti-depresan sağlıklı bir şey değil. şeker veya sakız gibi tüketen insanlar var. bu yoldan dönün. onlar ilaç, tatlandırıcı değil.
devamını gör...

anlatınca geçer mi sandın

anlatılınca geçmez. aksine, siz anlatmaya devam ettikçe büyür.

siz anlatırken, zihniniz olayı tekrar açar ve anlattığınız ölçüde olayı yaşamaya devam edersiniz. böylelikle:

his tekrar eder,
anı sürekli hatırlandığı için bilinçaltında daha fazla yer eder,
olayı sayısız kez yeniden canlandırırsınız
ve negatif duygularınız daha da büyür hatta üzerine fazlası eklenir.

ben bu yüzden, bu tarz olayları hiç düşünmemeye gayret ediyorum. "yaşandı ve bitti" şeklinde kodlayarak, olayı umursamıyorum çünkü sevmediğiniz veya size zarar vermeye çalışan birinden bahsederek, ona aslında değer vermiş oluyorsunuz ve sizde yaratmaya çalıştığı hasarı kalıcı kılıyorsunuz.

dille her tekrar, travmayı derinleştirir.
gerek yok ki..

3 kuruş insanlar niye travmanız olsun?
devamını gör...

kız arkadaşa alınabilecek hediyeler

yetişkin bir kadın olduktan sonra aslında "hediyenin" çok anlamsız olduğunu fark ettim. çocukken hediyenin bir anlamı var çünkü kendi ayaklarınızın üzerinde durabilen bir birey olmadığınız için, isteklerinizi başkalarının karşılaması gerekiyor. bu noktada "hediyeler" iyi çalışıyorlar çünkü aslında hediyeler sizin sahip olmak istediğiniz şeyleri oluşturuyorlar.

fakat yetişkin olmuş ve her istediğini zaten kendisi alabilen bir birey için "hediyenin" çokta bir anlamı olmuyor. manevi olarak anlamı tabi ki ayrı çünkü size "'önemsendiğinizi" hissettiriyor ama yetişkin bir insana alınacak hediyenin günlerce, haftalarca ince ince düşünüp- tasarlanılması gerekecek bir olgu olduğunu düşünmüyorum. maksat değerse, hediyenin küçüğü- büyüğü olmaz. bir çiçekte aynı etkiyi uyandırır, bir kalemde. - eğer dürüstçe beklenti sadece önemsenildiğinizi hissetmekse.

sipariş edilen ürünlerin veya talep edilen herhangi bir şeyin satın alınmasını "hediye veya değer biçimi" olarak görmüyorum.

"bana iphone/macbook/ watch al"
"arabamı yeniler misin?"
"bana şu yakut yüzüğü/ şu elmas kolyeyi alır mısın?"
"chanel/ celine çanta istiyorum"
"tatile amerikaya gidelim" ve niceleri....

bunların hediyenin kendi mantığıyla alakası yoktur. bunu iyi ayırmak gerekir. hediyeye bir bedel biçiliyorsa veya size almanız için bir liste veriliyorsa uzaklaşın. bir şeyler ters gidiyor demektir. insan bir demet, kese kağıdına sarılı, sarı laleye bile düşer. eğer maksat gerçekten sevildiğini hissetmekse.

kız arkadaşlar içinde durum aynıdır. büyük markalardan, büyük ücretlere ürünler almanıza gerek yoktur. gerçek dostluk bir kahve,
iş yerine gönderilen şık bir çikolata veya çiçekle gayet pekişebilir. şu ekonomide bunlara bütçe ayırmak bile gayet önemli bir davranıştır. büyük beklentilerde olan kız arkadaşlarınızla arkadaşlık ilişkilerinizi gözden geçirin. hiçbir arkadaşlık kutlama ve hediye sistemini dayatamaz.

tavırları ve niyetleri iyi analiz etmek önemlidir.
devamını gör...

hintli kızları seksi bulmamak

tamamen kültürel farktan ileri gelir. birincisi türk toplumu olarak odağımız daha çok "batı" tutuldu. genelde hep avrupa veya amerika yapımı dizileri- filmleri izleyerek büyüdük.

ben hatırlıyorum. çocukluğumda, (1999 yılı) ana kanalların gündüz kuşağında meksika yapımı rozalinda ve yine 1998-99 yıllarında arjantin yapımı, natalia oreiro'nun oynadığı diziler yayınlanırdı. rozalinda atv, natalia'nın dizileri ise kanal d'de yayınlanırdı. en maksimum gördüğümüz alternatif kültürler bunlardan ibaretti.

günümüzde kanal 7 ve benzeri kanallar hint dizilerini verse de, ana kanallarda hiç gösterilmediler. bu yüzden kültürü hafif garipsiyoruz çünkü aşina değiliz. kadınların garip gelmesinin de bu aşina olmamaktan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. hint kültürü bize göre daha geleneksel ve daha kapalı bir kültür. ayrıca ataerkillik çok fazla. içinde bulunduğumuz toplumsal kodlarla da çoğunlukla çelişiyor. evet, bizde ataerkil zihniyetle savaşıyoruz ama kadınların hindistanda bulunduğu konumda değiliz. bu yüzden kurgular da , kadın hakları açısından biraz rahatsız edici geliyor.

kısacası bu insanların pis, çirkin, kötü olduklarını düşünmüyorum. kültürlerine hakim olmadığımız için öyle geliyor. yaptıkları her şey, kendi dini inanışları ve kültürel değerleri bağlamında son derece tutarlı. yani kültürel çalışma yaptığınız zaman, kendi çekirdek değerlerini koruyan bir toplum olduğunu görüyorsunuz. doğru- yanlış diye tartışmıyorum. sadece bir kültürü direkt yaftalamamak gerektiğini savunuyorum.

hiçbir insan adına ön yargılı olmamak lazım. her toplum dış dünyaya farklı gözüküyor. öz önemli.
devamını gör...

en iyi yaz içeceği

kesinlikle meyveli sodalar. özellikle kınık karadut ve frenk üzümlü ile kendisine çok denk olmasa da, sırma'nın karadut ve frenk üzümlüsü efsanedir. buzdolabına soğuması adına bırakmanızı tavsiye ederim ve maksimum 1 saat sonra, kalorisi gerçekten minimum bir içeçek elde etmiş oluyorsunuz.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kınık (200ml) 16 kaloridir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sırma (200ml) 34 veyahut 36 kaloridir.

starbucks veya alternatif bir kahve markasının hazırladığı kahveden aldığınız kaloriye ( filtre / americano içmiyorsanız veya bunların buzlu versiyonlarını almıyorsanız) bu iki ürününde 1 kasasını( 6'lı) içiyorsunuz. kilo almak istemeyen ama içeçek alternatifi isteyen kişiler için idealdir. yine de 1 günde bir kasa içmeyin. kalorisi düşük olsa dahi, total şeker oranı önemlidir. günlük şeker limitinizi 3 tanesi karşılar. (24-25gr)

yine de günde 2 adet veya fazla kremalı kahve içmekten iyidir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

buna ek olarak, akşamları serinlik hafif çöktüğünde sıcak kahve opsiyonumu kullanıyorum. nescafe mocha( tek içimlik) içiyorum. babama ise nescafe latte( tek içimlik paket) yapıyorum. mocha 58 , latte 70 küsür kaloridir. yine standart bir kahveciden alınan, tüm yapay tadlandırıcıları barındıran kahvelere nazaran masum ürünler. en azından şeker/ karbonhidrat ve kalori değerleri belli.
devamını gör...

musa'nın kızıldeniz'i ikiye ayırması

gerçekliğini sorgulamadığım anlatıdır.

bunun için biraz teolojiye( din bilimine) gireceğim.

kutsal metinlerde (kur'an, tevrat ve incil) tasvir edilen hz. musa dönemindeki firavun, tiranlığın, kibrin, acımasızlığın ve mutlak adaletsizliğin evrensel sembolüdür. hem bir üvey baba (musa'yı sarayda büyüten) hem de azılı bir düşman olarak karşımıza çıkar. diğer firavunlardan en ayırıcı özelliği( mısır'da firavun tek kişi değildi. genel mutlak gücü elinde tutan ve mısırı yönetenlere firavunlar denirdi), kendisini sadece tanrıların yeryüzündeki bir gölgesi değil, doğrudan en büyük ilah ilan etmesidir.

bununla ilgili kur'an-ı kerim'den şöyle referanslar verebilirim:

kur'an-ı kerim'de onun halkına "ben, sizin en yüce rabbinizim!" (naziat suresi, 24) ve "sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum" (kasas suresi, 38) diyerek kibirde sınır tanımadığı anlatılır.

zalimlikte sınır tanıyan bir yapısı yoktur. limitlerin ötesine geçerek,
iktidarını kaybetme korkusuyla akılalmaz bir gaddarlık sergilemiştir. kahinlerin kendisine "israiloğullarından doğacak bir erkek çocuk senin saltanatını yıkacak" demesi üzerine, ülkede doğan tüm ibrani erkek bebeklerin öldürülmesini, kız çocuklarının ise sağ bırakılmasını emretmiştir.

daha da ötesi, mısır toplumunu sınıflara bölmüş ve yerli halk olan kıptileri üstün tutarken, göçmen olan israiloğullarını (yakup peygamber'in soyu) en ağır işlerde, piramit ve şehir inşaatlarında boğaz tokluğuna çalışan köleler haline getirmiştir. onların nüfusunun artmasını bir ulusal güvenlik tehdidi olarak görmüştür.

hem tevrad'da hem kur'an-ı kerim'de hz. musa'nın asasının yılana dönüşmesi anlatılır. hz. musa'nın asasının dönüşümünü ve "yed-i beyza" (beyaz el) gibi büyük mucizeler göstermesini sadece basit birer "sihirbazlık oyunu" olarak nitelendirmiştir. ülkesine gönderilen kurbağa istilası, kan yağması ve çekirge felaketleri gibi büyük musibetler (on bela) sırasında her sıkıştığında hz. musa'ya "tanrına dua et bunu kaldırsın, söz halkını serbest bırakacağım" demiş, ancak tehlike geçince sözünden dönerek inadına devam etmiştir.

olayların en finalinde de:

hz. musa ve israiloğullarının mısır'dan kaçış (exodus) gecesinde, ordusuyla birlikte onların peşine düşmüştür. kızıldeniz'in hz. musa'nın asasıyla ikiye ayrılmasının ardından kibirle denizin ortasına dalmış, ancak sular üzerlerine kapanırken boğazına kadar gelen suyun içinde son anda "musa'nın ve harun'un ilahına inandım" demiştir. ancak ölüm anındaki bu pişmanlık (ye's imanı) kabul edilmemiş ve ordusuyla birlikte boğularak can vermiştir. yunus suresi 92. ayette, onun cesedinin arkasından gelenlere bir ibret olması için korunacağı belirtilir.

kısaca kutsal kitaplarda ibareler çok nettir. çok sevilesi bir kral değildir. firavun, bence mısır'ın tarihindeki en büyük insani kıyamettir. sonu da, bu yüzden kendi gaddarlığına doğru orantıda korkunç olmuştur.
devamını gör...

kimse gerçek değil

peki, gerçeğin kendisi nedir?

bence fazlasıyla ön görülebilir hatta standart sonu olan bir kitaptı. spoiler vermek istemiyorum fakat psikoloji bölümü öğrencisi ışıl'ın farkındalığının okuduğu bölüm sebebiyle artması bence fazlasıyla klişeydi. oflaz'la tanışma biçimi ve oflaz'ın karakter olarak finaldeki konumu daha da klişeydi.

bence yeterli seviyede yaratıcı olmayan bir olay örgüsüne sahip. kitabın adı dahi aslında olay örgüsünü fazlasıyla tahmin edebilebilir kılıyor. uzmanlık alanı edebiyat olan bireyler( edebiyatçılar) için çerezlik bir kurgu kendisi.

yine de yazarı emeği için takdir ediyorum. orası ayrı.
devamını gör...

bir mesajı saatlerce okumak

alt mesajları anlamak için uzun uzadıya okunabilir. insanlar kinaye ve laf sokmanın bir iletişim biçimi olduğuna inandığından beri( popüler kültür sağ olsun), bütün metinler aşırı derecede anlamsız hale geldi. insanlar birbirlerine söylemek istedikleri şeyleri açıkca ifade etmek yerine, argo/ küfür hatta kinaye kullanıyorlar. dolayısıyla, bir mesajı 300 kere okuyarak "bu gerçekten ne demek istiyor?" diye düşünebiliyorsun. tabii, o mesaja göndereceğin cevabında bir düşünme süresi var.

ben eminim bu tarz mesajları önce chatgpt'ye atıp, yorumlatanlar bile vardır.. cevapları yazdıranları dahi biliyorum.
devamını gör...

bir yazara bir ayet bırak

bakara suresi, 194. ayet:

"haram ay, haram aya karşılıktır; hürmetler (de) karşılıklıdır. oyleyse kim size saldirirsa, onun saldirdigi gibi siz de ona saldirin.
allah tan korkup-sakinin ve bilin ki allah, muhakkak ki korkup-sakinanlarla beraberdir."

saygının ve meşru müdafaanın sınırlarını belirleyen harika bir ayettir.
devamını gör...

para getirisi olabilecek fikirler

başından beri aynı şeyi söyleyip duruyorum "online eczane" acilen getirilmeli. insanlar yemek/ market siparişi verebildiği gibi, eczanelerden de sipariş verebilmeli. hepimiz, her an eczaneye gitmeye uygun olmayabiliyoruz. online sipariş opsiyonu eczane için bir gerekliliktir.

özellikle nöbetçi eczane arama ve bulma işi tamamen zulümdür. reçeteli- reçetesiz satılan tüm ilaçlar online olarak kişilere getirilebilinir. reçete gerektiren ilaçlar için insanlar sisteme reçete numaralarını girebilir veya reçetelerinin resimlerini çekerek siparişlerine ekleyebilir. çok kolay çözülebilecek işler için, gereksiz yoruluyoruz.

bu ülkeye devir atlatacak en büyük icat bu olur.
devamını gör...

sosyoloji bölümünde okumak

çok güzel bir alan fakat türkiye için asla işe yarayacak bir sosyal bilim olduğunu düşünmüyorum.. sosyoloji, devlet kurum ve kuruluşlarının birbirleriyle ilişkilerini inceleyen ve halkıda kolektif açıdan mercek altına alan bir disiplindir. bu ülkede okursanız, psikolojik sağlığınızı yitirirsiniz çünkü bu ülkede var olan her şey, alanın kendi kurallarına ve etik değerlerine ters.
devamını gör...

mitolojik bir şey olmak isteseydin ne olurdun sorunsalı

herhangi bir mitolojik figür olmak istemezdim. tüm tanrı ve tanrıçaların aslında yaşam döngüsü yer yer fazlasıyla trajik hale geliyor ve hepsinin kendi içerisinde açmazları var. bireysel olarak düşünüyorum da, insan olmak daha az uğraş gerektiren bir yaşam biçimi. inandığımız bir tanrı var ve bilgeliğin + sınırsız gücün sembolü olarak bizi her şeyden koruyor.

insan kendi zaaflarını yönetmekte başarısız bir varlıktır. herhangi bir faniye atanacak büyük çaplı gücün, kesinlikle kontrol edilemeyeceğini düşünüyorum çünkü insanın fani tarafı doyumsuzluk, kibir, kıskançlık ve bütün negatif duygulardan hızlıca beslenir. güç ne kadar büyürse, insan onunla o kadar büyük felaketlere sebep olabilir. insanın limitli kalması bence bu yüzden gereklilik.

günümüzde bunun örneklerini fazlasıyla görüyoruz. siyasi güç/ diplomatik güç/ ekonomik güç / sınıfsal güç / tarikatlar bazlı güçler ve daha niceleri mutlaka diğer insanların hayatlarını etkileyen büyük çaplı krizlere neden oluyor. bunun mitolojik açıdan tanımlanan "inanılmaz büyük güçlerle" eşleştiğini düşünemiyorum bile. bence biz standart hayatlarımızla gayet idealiz.
devamını gör...

saç mumu kullanmak

bilmeyenler için öncellikle konuyu açmak istiyorum.

çok uzun bir süredir kadınların saçlarını topladıklarında, saçlarının önündeki minik saçları yatıştırmak ve saçların elektriklenmesini önlemek için kullandıkları bir ürün var. buna "saç mumu( wax)" deniyor. gratis ve benzeri bakım marketlerinde satılan, aslında eski zamanların jölesi... saçı yapıştırarak, bebek saçlarının veya kısa saçların yanlardan çıkmasını engelliyor. uyguladıktan sonra, parıl parıl parlayan bir kafaya sahip oluyorsunuz fakat işin kötü tarafı aslında fazlasıyla hijyensiz duruyor..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

temiz bir saça uyguladığınızda, saçınızı fazlasıyla yağlı bir görünüme kavuşturuyor. ayrıca saçınıza sürdüğünüz bu ürün sebebiyle saçınızı mecburen yıkamak zorunda kalıyorsunuz çünkü sabitleyicinin saçın dokusunda bıraktığı his korkunç.. teorik olarak saçınızı beton haline getirmekte kullanılan bir ürün.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aslında bir çok kadın özellikle topuzları ve at kuyrukları için bu ürünü kullanıyor . kişisel olarak hiç kullandığım bir ürün değil, aksine kullanılmasını da saçın kendi kimyası açısından sakıncalı buluyorum hatta görsel estetik için doğamızla fazla oynadığımızı düşünüyorum. jöle/ briyantin / wax bunlar saçların kimyasına zararlı şeyler. zamanında erkekler için jöle ve briyantin modayken, tüm kimyacılar saç dökülmesine sebep olduğunu şiddetli şekilde belirtiyorlardı. amcam da dahil olmak üzere, kaç tane erkeğin saç kaybetmesine sebep oldu bu ürünler...

genel olarak bırakalım da saçlarımız rüzgarda elektiriklensin, bebek saçlarımız kenardan çıksın. saçımızın dokusunu bozmaktan daha mı iyi?

ah sosyal güzellik standartları.. sen neler kadirsin..
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim