femmeamoureuse yazar profili

femmeamoureuse kapak fotoğrafı
femmeamoureuse profil fotoğrafı
rozet
karma: 41499 tanım: 3436 başlık: 214 apolet: 2 takipçi: 78
Vivi e lascia vivere.

son tanımları


kan aldırırken acıtan hemşire

damar yolunu bulamayan, sayısız kez iğneyi saplayıp, benden kan almaya çalışan hemşire versiyonunu da gördüm- yaşadım. bu yüzden hemşirelerin kanı alırken acıtması çok dert değil. kolunuza 50 kere iğneyi saplamalarından iyidir. - çünkü belirli bir yerden sonra içiniz o kadar iğne yapılmasını kaldırmıyor. bayılabiliyorsunuz dahi. tıp deneme- yanılma alanı değildir. bir de şu ülke öğrenebilse bunu...
devamını gör...

otobüste koltuğu yatırmak

arkanızda biri oturmuyorsa ( arkanızdaki koltuk satın alınmadıysa), uykunuza yatırım olacak, iyi bir çözüm yoludur. arkanızda bulunan koltuk satın alınmış olursa, maalesef hareket etmemenizi gerektirecek zorunluluklar doğar.

her halükarda koltuğunuzu çok oynatmadan uyumaya alışmalısınız. kendinize bebek battaniyesi( extra yumuşak olur) ve ufak yastık alın. uzun yollarda kullanırsınız.
devamını gör...

kadınlar neden pembe rengi çok seviyor sorusu

bu bir "cinsiyet bazlı, öğretilen, kültürel kodlama" biçimidir. kız cocuklarına kendi cinsiyetlerinin renginin pembe olduğu doğdukları ilk andan itibaren empoze ediliyor. aslında bu "sınıflandırma hatta kategoriye sıkıştırma" eğilimi, annemizin rahminde büyürken, cinsiyetimizin ilk açıklandığı anda başlıyor.

cinsiyetiniz tanımlandığı anda, tüm hayatınız buna göre organize ediliyor ve doğduğunuz an hastane odasındaki kapı süsünden tutun, giyeceğiniz tulumlara, odanızın boyanmış duvarına ve diğer dekorlarına, size alınan oyuncaklara kadar her şey cinsiyetçi ayrımı odak alacak şekilde planlanıyor çünkü cinsiyetinizin farkıdanlığı renkler üzerinden zihninize kazandırılıyor. biraz düşünürseniz hızlıca hak vereceksiniz. cinsiyet bazlı ayrımın en bariz rengidir pembe ile mavi. hastanede yeni doğan ünitesinde dahi kız bebeklere pembe, erkeklere mavi giydiriliyor. yani bazı şeylerin üzerine çok düşünmek değişiklik yaratmaz. bu toplumun oturmuş bir algısıdır. değişmesi belki yüzyıl alır.


ayrıca yine de, %100 genellemeye dayalı çıkarım yapılmaması gerekiyor çünkü ben, bir kadın olarak, pembe rengini sevmem. her şeyim çocukken pembe olmasına, barbie bebeklerle büyümeme rağmen( bilirsiniz barbie pembe rengiyle bilinir), pembe renk hayatımda çok önemli bir yere sahip değildir.

dolayısıyla bu iş toplumsal cinsiyet bazlı düşünülmesi gereken bir iştir. sorgulayacaksanız, toplumun gelenekselliğini sorgulamalı ve kültürü üzerine araştırma yapmalısınız.
devamını gör...

yazarların entel görünmek için yaptıkları

benim "entelektüel" gibi görünebilmek için bir çabam yok fakat çabası olanlara sıklıkla denk geliyorum. nedense "bilgili" insanın karakteristik açıdan çok kolay ayırt edilebildiğine dair gelişmiş bir yargı mekanizması var. bu saptamanın ise kolaylıkla "dress code" üzerinden yapılabildiğine inanılıyor. bu yüzden "entelektüel" insanlarla eşleştirilmiş bir giyinme kültürü veya tarzı var. mesela fular takmak, optik gözlük kullanmak( cogu insan gözü bozuk olmamasına rağmen, numarasız gözlük takıyor), mutlaka bir kitap taşımak( okumasanızda. maksat görünüm- imaj), bilgisayar çantasıyla gezmek, blazer ceket veya takım elbiseyle gezmek, kamusal alanda hesapta açıp bilgisayardan iş yapmaya çalışmak( cogunlukla - kullanamasalar dahi- bilgisayar mac'tir çünkü prestij sağlayan bir logosu var) vb.

gördüğünüz üzere , bu toplumda herkes sahip olmadığı her şeye sahipmiş rolünü oynuyor. her şey "mışş gibi."
devamını gör...

yapılmış en aptalca dalgınlık

yetişkin oldukça, dalgınlıkların sayısı ve tekrarı artıyor. hayat kaygısı ve baskısı ayrıca hayatta kalma savaşınızın verdiği ağır zihinsel yük tüm bunlar için büyük etken oluyor.

türk insanı rahat bir zihinle yaşamaz çünkü hayat adına ciddi kaygılarımız var. psikolojik olarak baskı altındayız. zihniniz aynı anda 500 parçaya bölünüyorsa, dalgınlık kaçınılmaz bir sonuçtur.
dalgınlığı yok etmek için zihni boşaltmak lazım. bu ülkede mümkün değil. bu yüzden yaptığınız her şey a'dan z'ye saçmalık olmaya açıktır.

mesela: toplu taşımada ineceğiniz durağı kaçırmak, arabanızla sapacağınız kavşağı kaçırmak/ yanlış yola sapmak, kulağınızda kulaklık uyuyakalmak, gözünüzde olmasına rağmen her yerde gözlüğünüzü aramak, arabayı park ettiğiniz yeri anımsayamamanız, toplantı saatlerinizi/ özel günlerinizi ( bildiğiniz halde) atlamak, tarih- gün hatta saati karıştırmak, telefon konuşmasını bitirip aslında aramayı sonlandırmayı atlamak, insanların isimlerini yanlış hatırlamak hatta partnerlerinize eski sevgililerinizin isimleriyle seslenmek... bakın liste böyle uzaya kadar uzar... hepsi ne kadar tanıdık değil mi?
devamını gör...

bu saatte yazıyor olmanın bahanesi

her iletişimin iyi/kötü bir nedeni vardır. yetişkin bir kadın haline geldikçe, iletişim kurmamayı seçtiğimi fark ettim. aslında "seçilmiş yalnızlık" çok kaliteli bir şey. yalnızlık, insanın hayat konforunu yükseltiyor çünkü kalibre olmayan, çıkarcı, yalancı ve daha bir sürü farklı kategoride insanı hayatınıza direkt almamanıza sebebiyet veriyor.

bakın bunu içtenlikle söylüyorum: bu dünyada en riskli insanlar kesinlikle yalnız kalmaktan korkan ve yalnız kalmamak adına çabalayan insanlardır. bu insanlar yalnız kalmak istemedikleri için her türlü ilişkiyi- her türlü arkadaşlığı kabullenirler. etraflarında ses olması adına, hiç olmayacak insanlarla arkadaşlık kurarlar ve toksik biçimde birbirlerine hatalar yaparak, birbirlerine geri dönerler. üstüne birbirlerini sürekli aklarlar. bu tarz insanlarda bireysel disiplin + katı prensip idealizmi yoktur.

şu aralar iş yerimde böyle bir arkadaş grubu var. birbirlerine akla hayale sığmayacak her türlü hatayı yapıyorlar ama birbirleriyle arkadaşlığı kesmiyorlar. biraz kaba olacak fakat birbirlerine atmadıkları kazık, etmedikleri hakaret yok. görünce, "ne yaşıyorlar? bu nedir?" diyorsunuz.

kısaca, dürüst olsun olmasın, herkesin iletişim için bir nedeni vardır. nedenlerini dümdüz açıklayabilenleri seçin ve sevin.
devamını gör...

satranç

zor bir oyundur. sayısal zekaya fazlasıyla hizmet eden bir oyun kurma biçimi vardır. aynı anda tüm değişkenleri ve olasılıkları - iki taraf adına da- hesaplayabiliyor olmanız gerekiyor. öngörüsüz veya şans eseri yaptığınız hamle ile sadece 1-2 kez zararsız kurtulabilirsiniz. oyunu çıkarma şansınız olmaz.

erkek arkadaşım defalarca anlatmasına rağmen, sistemini bir türlü çözemediğim oyundur. sanatsal ve yaratıcı bir zekaya sahip olduğum için, fazla sistem gerektiren oyunlara adapte olamıyorum. oyun benim için inanılmaz çok bilinmeyenli denkleme sahip. satrançın içerisinde, her an, tüm olasılıklar, karşınızdaki kişinin hamlesiyle değişiyor ve strateji yeniden kuruluyor. aslında dehşet zihin yoran bir oyundur. oynamaya başladığınız an odağınız sadece karşınızdaki kişi ve satranç tahtası olmalıdır. anlık bir dalgınlık size tüm oyunu kaybettirebilir.

bu oyunu kazanmanın %50'si oyunu ve stratejiyi kurmayı iyi bilmek + %50'si rakibini iyi izlemek ve tahmin etmektir.
devamını gör...

suç yüzyılı

eminim ki hepimiz özellikle son 4-5 aydır neyin içerisine sürüklendiğimize hayretle bakıyoruz. zihnin alabileceğinin çok ötesinde tarikatlar, ritüeller, uluslararası fuhuş ve global olarak kolları çok güçlü pedofili ağının ifşası ile sarsıldık. maalesef, durmadan bunlara yenileri ekleniyor.

hepimiz ünlü olmanın bir bedeli olduğunu az çok kendi medya sistemimizden ve yine medyaya yansıyan haberlerden biliyorduk fakat günümüz dünyasının ifşaları gösteriyor ki : modern dünyada ünlü olmanın bedeli düşünülenlerin ötesinde, zincirleme suç ağlarına doğrudan ilintili olmakla alakalıdır. özellikle türkiye bazında, medyatik simaların çoğunun çöküşüne tanık oluyoruz.

şu ana kadar haberlerin gösterdiğine göre konuşmak gerekirse, uyuşturucu(gizli partiler vb), fuhuş olayın merkezinde bulunuyor. bunun kronik- düzenli bir döngü olması ise işin ayrı can sıkıcı yanı. her suç örgütü ifşa olduğunda, listelerden çıkan ünlü isimler beni şaşkınlığa uğratıyor. ne iş dünyasında ne medyada saygı duyabileceğimiz insan kalmadı.

üzülerek söylüyorum ama dünyanın hiçbir yerinde ( eğer gerçekten maddi gücü olan, temiz bir aileden gelmiyorsanız) sanat meslek olarak seçilmez çünkü mesleğin kurumsallaştırılma sistemi açıkca ifşalandı. "sadece yeteneğimi kullanacağım ve bu işten para kazanacağım" mantığıyla direkt harcanıyorsunuz. zaten maddi sıkıntınız yoksa, sektöre baş kaldıracak gücünüz oluyor. kendi markanızı kurup, sanatınızı dünyaya zaten kendi paranızla tanıtabiliyorsunuz. dolayısıyla, sektör size bulaşamıyor. kendi kendinizi finanse ettiğiniz için, menajerler veya aracılar olarak tanımlanan sistemin seçili kişileriyle muhattap olup, kirli işlere bulaşmıyorsunuz. öbür türlü, meşhur olabilmek için sistemin sizi zorla içine soktuğu çirkinliklerden sıyrılmak mümkün değil.

eleştirmekten veya kınamaktan değil fakat bu kadar kötü bir dünyanın içerisinde "iyi ki hayatlarımız sıradan kalmış" diyorum. bu yüzyılda insanın büyük paralara - ün'e sahip olmaması gerekiyor çünkü bunların bedelini belli ki ağır ödüyorsun. sektör bu olduğu için, kötülüğe bulaşmadan kalabilme şansın çok düşük duruyor. ben hala çok şaşırıyorum, bu kadar kötülüğün içerisinde nasıl yaşıyoruz? daha bilmediğimiz neler var? ve bence en önemlisi : bunca süre sıkıntısız sürdürülen ve bir şekilde korunan bu sistemler / bağlantılar/ ilişkiler neden şu an arka arkaya ifşalanıyor?
devamını gör...

mart ayını şaka maka geçerken kedilerden hâla ses çıkmaması

bence çıkmaması da gerekiyor. belediyeler ve diğer devlet güçleriyle köpekleri sokaklardan kasıtlı topladıklarından beri, kedilerin sayısında müthiş bir artış var. sokaklar inanılmaz seviyelerde kedi dolu. bunda biraz kedilerin hızlı üreyebilmesinin de ciddi etkisi var. dişi sokak kedileri düzenli olarak hamile kalıyorlar. her doğum minimum 7-8 yavru ile sonuçlanıyor. bu üreme biçimi (özellikle sokak kedileri arasında) inanılmaz patolojik bir döngü haline geldi.

kedilere antipatik yaklaşmıyorum. ciddi bir hayvanseverim fakat doğal döngünün bozulduğuna inanıyorum. kedi sayısında bu kadar artış ve köpek sayısında da bu kadar azalma doğal değil. inşallah bu durum şu an ön göremediğimiz işleri başımıza açmaz çünkü doğal denge kendi içinde hasar aldığında, mutlaka bir geri dönütü oluyor.
devamını gör...

covid kapamasıyla ilgili özlenilen şeyler

hastalığın kendisinin asla övünülecek bir yanı yok. felaketler kesinlikle meşrulaştırılamaz fakat covid kapamalarının getirdiği bazı pozitif etkileri olan standartlar oldu demek yanlış olmaz.

bunların kesinlikle en büyüğü çalışma düzeniydi. kapitalist dünyayı dize getiren ve insanları "yol - yemek masrafından" kurtaran muntazam bir süreçti. insanların "home office" çalışma sistemine geçmesi, ciddi ferahlık sağladı. nefret ettiğiniz veya anlaşamadığınız sorunlu iş arkadaşlarınız- yöneticileriniz ile diyalogunuzun azalması ve araya ciddi bir sınır gelmesi işin en iyi yanlarından ilkiydi. ayrıca, insanların uyku düzenlerinin bozulmamış olması ve mesai saatlerinden sadece 10-15 dakika önce uyanabilmeleri ciddi bir lükstü. her şeyi geçtim, kendi güvenli alanlarımızla, kendi pijamalarımızı çıkarmadan çalışabildik... şimdi içine yeniden sürüklendiğimiz kurumsal sisteme bakınca.. ne yaşamışız.. nasıl bir süreçmiş diyorum.
devamını gör...

yoğurtlu mantının üzerine dökülen tereyağı

lezzetli gibi gelse de, nitekim yediğiniz "yağdır."
yağın fazlası ve tüketimde ki aşırılığı genelde iyi sonuçlara sebep olmaz. kalp damar sağlığı ve kilo kontrolü için, yağsız yemenin daha hayırlı olduğu kanaatindeyim. yağ , yediğiniz her şeyin kalorisini *3 yapan inanılmaz bir kalori bombasıdır. masum bir yemeği dahi katile dönüştürebilir.
devamını gör...

sevgiliyi cinsel olarak çekici bulmamak

bu noktada özellikle erkekler büyük yalan söylerler. nedenini açalım:

duygunun var olduğu her düzlemde, cinsel istek doğrudan var olur. cinsel istek, duygunun getirdiği yüksek dozlu "fiziksel paylaşım ve yakın temas isteğidir." dolayısyla, sevdiğinizde otomatikman bu yakınlaşmayı istersiniz ve aşık olduğunuz kişi ile yaptığınız seks inanılmaz iyi hissettirir.

biri sizi çekici bulmuyor ama sevdiğini söylüyorsa, muhtemelen yalan söylüyordur. iki ayrı duygu, aynı düzlemde var olamaz. sevdiğiniz birini - zaten sevdiğiniz için istersiniz. doğrudan gelen bir çekicilik vardır. ilişkiyi mantıkla ya da az duygu yoğunluğu ile kuran insanlarda bu sorun cok rastlanılabilirdir. bu sebeple, partnerinizi sorgulamanız veya diyalogu direkt bitirmeniz gerekir.
devamını gör...

kirlenmek güzeldir

yanlış anlaşılmaya inanılmaz açık bir slogandır. her ne kadar omo'nun reklamlarında kastedilen üstünüzün kirlenmesi olsa da, cümle sembolik olarak gayet çarpıtılabilir. cocukluğumun anımsadığım sayılı reklamlarından biridir. çok uzun yıllardır duruşunu ve satış tekniğini değiştirmemiş deterjan firmasıdır. değişime veya mutasyona uğramamış olması, insana kendisini iyi hissettiriyor. güvenilir bir marka olarak görüyorum.

üstü çamur içinde kalmış çocukların olduğu görselleri ikoniktir. "dokunma o pistir, aman annecim oynama üstün pislenir vb" şekillerde çocuğunun gelişimini kısıtlayan annelere inat oluşturulmuş bir vizyonu var gibi geliyor. özellikle çocuklara kıyafetlerini doyasıya kirletebilmeleri için alan vermesi ve bu fikrin etrafında şekillenen bir deterjan firması yaratmaları muazzam. bunca sapığın yaşadığı dünyada, çocuklara özgürlük alanını iyi niyetle tanıyan bir markanın varlığı iyi hissettiriyor. şu ana kadar hiçbir rezilliğe alet olduklarını görmedim. umarım böyle de devam eder.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kış ortasında baharı anımsatan şeyler

güneş gözlüğü takabilecek ve deri ceket giymenizi sağlayacak bir hava sıcaklığına inebilmek. istanbul son 1-2 aydır bu konuda muazzam başarılı. neredeyse her günümüz ilkbahar gibi. bir süredir istikrarla ince giyiniyoruz, güneş gözlüğü takar gibiyiz.. tabii, ertesi sabah dümdüz bır kış ayına uyanabildiğinizi veya akşama doğru çivi gibi betona çakan bir soğukla muhattap olabileceğinizi göz ardı etmeden. - çünkü hepsi oluyor. aynı gün içerisinde, 3 ayrı mevsim yaşayabildiğiniz günler de oluyor.

ekoloji iyice bozuldu.
devamını gör...

türklerin her şeyi çok iyi bilip hiçbir işi düzgün yapmaması

yorgunluk ve bıkkınlıkla alakalı olduğunu düşünüyorum. kapitalist şartlar ülkede çok ağır. bu sebeple insanlar inanılmaz çalışıyorlar. bu çalışmanın verdiği bir bezginlik, bıkkınlık ve sıkılganlık var. en ince erdemleri dahi yitirir olduk. kimse selam vermeye, hal-hatır sormaya istekli değil. içsel problemler dağ olmuş, kaygılar köprü gibi uzuyor. kimin gerçekten sağlıklı bir ruh hali ile yaşamasını sağlayabilirsiniz ki? bu kendinizi veriyor olmanın sağladığı bir refahta yok. hepsi birleşince, iyi hiçbir şey çıkmıyor.
devamını gör...

bir kadına yaptığı yemeği beğenmediğini söylemek

kibar bir yaklaşım değildir. en basit yemek dahi yapımıyla saatler alır. size bir şey hazırlamak adına saatlerini harcamış ama bir sebeple başaramamış insani hakir görmek ahlaki bir tavır değildir. kimsenin gönlünü 2 kap yemek için kırmamak gerekir.

ben ayıp olmasın diye tadı ne kötü yemekleri yedim. kimseyi kurduğu masa üstünden aşağılamayın.
devamını gör...

smeg ürünleri

türkiye'de abartılı fiyatlara satılan, mutfak aletlerini odak almış, bir elektronik eşya markasıdır.

kettle'nın 14 bin bandından başladığını görmeniz çok mümkündür. nitekim bir kettle ne sebeple 14 bin olabilir diyorsanız, marka adına ücret ödediğiniz gerçeğini masaya oturtmak gerekiyor diye düşünüyorum. setlerine göre 41-71 hatta 95 bin'e varan ücretleri bulunuyor.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

influencerların abartılı biçimde önerdiği markadır. acaba bu gereksiz önermenin karşılığında ne kadar ücret alıyorlar.

işin kısacası: çok daha uygun fiyatlara, çok daha işlevsellerini bulabilirsiniz. medyada promote edilmesine bakmayın. bu ürünlere bu bütçe ayrılmaz.
devamını gör...

geceye psikolojik bir tespit bırak

insanlar kötüdür. hepsi çıkarını koruyabildikleri sürece hayatında var olurlar. bu yüzden insanın en büyük sırdaşı kendisi olmalıdır. insanı sadece kendisi vurmaz.

her şeyinizi herkese anlatmayın. dostunuz dahi olsa, kimseyi hanenizin içerisine - bu devirde- sokmayın. insanlar en başta sizi, sizin özel hayatınızı, rutinlerinizi ve ailenizi öğrenemesin çünkü bunlar hep size karşı kullanılabiliyor. dünya çıkar- pozisyon(mevki) çatışmaları üstüne dönüyor. kim ne yapar- ne zaman yapar belli olmuyor.

ne kadar az bilirseniz, o kadar az tehdit unsuru ile uğraşırsınız.
devamını gör...

askere gidince kilo mu verilir kilo mu alınır sorusu

bana kalırsa verilir. normal şartlarda, askeri düzen, disiplini gerek kılan ve fiziksel olarak fazlasıyla aktif tutulduğunuz bir süreci kapsar.


son 10 yılı aşkın süredir, gönderildiğiniz bölge ve ekipte çok önem arz ediyor. eğer şehir içinde bulunan, riski bulunmayan bir askeri birliğe gönderildiyseniz, şartlar rahat ve esnek olduğu için kilo alma şansınız olabiliyor. doğu bölgelerine ya da sınır hatlarına gönderiliyorsanız, imkansız.

kuzenim karadenizli olmasına rağmen, doğu'ya gönderildi. sanırım birazda fiziksel özellikleriniz önem arz ediyor. kuzenimin uzun boylu- fit ve yapılı olması, kronik bir hastalığı olmaması sebebiyle doğuya atanması daha kolay oldu diye düşünüyorum. acemi birliği ıspartaya çıktı, acemi birliğini tamamladıktan sonra çekilen kurada kendisine doğu hattı - şemdinli çıktı.

tabii, şartları çok sempatik değildi. o dönemler standart askerlik 12 aydı. uzun dönem susuz kaldığı, doğru düzgün yıkanamadığı, yemek yiyemediği, dağ hattında çatıştığı bir askerlik yaptı. o süreçte teröristlerin sık atak yaptığı, gergin bir dönemdi. teyzem haberleri izleyerek sabahlıyordu. işin sonucunda kuzenim sağ salim geri dönsede, geri döndüğünde 2-2.5 yıl kendisine gelemedi.

mesela o döndüğünde gayet zayıftı. dağ karakolunda şartlar ortalamanın altında olduğu için, istesenizde yiyemiyorsunuz.

acemiliğinizden sonra, gönderileceğiniz asıl birlik önem arz ediyor.
devamını gör...

tarayıcı geçmişini silip tövbe istiğfar etmek

iş yeri bilgisayarım için rutin alışkanlığımdır. ne olursa olsun, kurumsal bir düzlemde takip edilebilirliği minimal'e indirmek gerekiyor. çok büyük kişisel rahatsızlık sebebi hatta bana kalırsa çalışan hakkı ihlalidir.

güvenmiyorsanız, işe almazsınız.
güvenmiyorsanız, eline elektronik cihaz vermezsiniz.

kurumun yönettiği bir işletim sistemi ne demek? ne günlere kaldık!
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim