susan sontag'ın meşhur kitabı. kitap hakkında makale yazmıştım, bir kısmını burada paylaşıyorum. öğrenci arkadaşlarımız yararlansın. konuşmak isteyen varsa beklerim.
*
"fotoğraf toplamak dünyayı biriktirmektir."
ilk kez 1839’da oluşmaya başlayan fotoğraf, günümüze dek şekil ve amaç değiştirerek sürmekte. fotoğraflar bize bir öğreti sunmakta. biz insanoğlu gördüklerimizi veya gözlemlemeye hak iddia ettiğimiz her kadrajı ölümsüz kılmayı ve nesilden nesile aktarmayı tercih ettik. sıkıca tutunduğumuz ölümsüz kılma eylemi aslında ilk çağlardan itibaren varoluşumuzun yegâne ham maddesi olan, insanların yok olma korkusunun pansumanı, soyu sürdürme çabasıdır. bir gün yaşamı sonlandıracağımız gerçeği o denli üzücüdür ki bunu örtbas edecek tüm yeniliklere açığız. bu sebeple önce -aynadaki yansımamıza atıfta bulunarak- tüm insanlığın bilinçaltında yatan narsistliği portre fotoğrafları ile noktaladık. kendimizi çerçevelere sığdırma arzumuz evrenle olan mücadelemizin ilk top atışıydı.
‘’bir şeyin fotoğrafını çekmek, fotoğraflanmış şeyi ele geçirmektir.’’
peki ya ele geçirdiğimiz görüntü kendini ne denli yansıtmaktadır? gözümüz ile gördüğümüz tüm atmosfer fotoğraflandığı an aynı hissiyatı verebilir mi? yoksa yalnızca anlık bir bilgi midir?
anlamlandırmaya çalışmak ve anlamdan yeni kavramlara gitmek için çekilen her fotoğraf bir başka kapının açılmasını sağladı. bizler, soyutu somutlaştırmaya olan gayretimizin içindeyken, soyutun somutlaştırdığımız hali ile ne derece benzerliği olduğunu, ‘gerçek’ diye nitelendirdiğimizi aslında kendi ‘bakış açımız’ ile bozduğumuzu ve her kadrajda başka bir anlam kattığımızı fark edemedik.
ya da ettik.
kendi parçalarımızı dünyaya katma gayesi ve anlam arama çabamız, bizi dünyada tutmaya yetti. bizler, kendimizi bu dünyaya yabancılaştırmak yerine katmak isteriz. dünya ile olan savaşımızı devamlı kaybetmemizin tek sebebi budur. yarışa durduğumuz şey akan zamandır ve hiçbir parametre ile bunu geri alamayacağımızın bilincinde olmalıyız. oysa bu çabamızı bir kenara bıraktığımız an, en başından beri fotoğrafın içinde olduğumuzu fark ederiz.
"fotoğraflar, insanların içinde güvende hissetmedikleri bir mekânı ellerinde tutmalarına yardımcı olur. bu yüzden fotoğraf sanatı, modern faaliyetlerin en karakteristik olanlarından biriyle -turizmle- yan yana gelişecektir."
fotoğraflar eğlencenin kanıtı olarak öne sürülmeye başladığından beri; artık bir sanat mıdır yoksa bir statü göstergesi mi? eski zamanlardan beri yapılmış bu diğer insanlar için yaşama mevzusu günümüzde halen daha sürmekte. bunun en önemli örneği ise instagram uygulaması ile karşımıza çıkıyor. çünkü fotoğrafları çekenler kendileri için değil başkaları için deklanşöre basıyor. ve bunun farkına oldukça iyi varmış olan kapital dünya, turizm sektörünü canlı tutmanın yolunu, insanların arzularını harekete geçirerek buluyor.
‘’boşa çıkmış umutlar, gençlik delilikleri, sömürge savaşları ve kış sporları, hepsi birbirine benzerdir. fotoğraf makinesi hepsini eşitlemiştir.’’
yaşadığımız her olay gündelik hayatımızın rutinleri haline gelirken ve bunu normalleştirirken farkına varamadığımız şeyler oldu. geçirdiğimiz dakikalar yüzeyselleşmeye ve önemini kaybetmeye ne zaman başladı? insanlar doyumsuz olmanın tadını ilk ne zaman tattı? bizi bu hale getiren geçmişimizin fotoğrafları mıdır? yoksa dünyanın her yerini bilmemize ve çekmemize rağmen hala daha başka bir arayışın içinde olduğumuzu fark eden markaların; bize yeni sunduğu, daha net olduğunu iddia ettiği kameralarla oyuncak gibi oynayıp, son kış tatilimizdeki fotoğrafı biraz daha kaliteli çıkarmayı amaç haline mi getirdik? gerçekten tüm gaye bu mudur?
araçları amaç ettiğimiz gün, yıkımın fotoğrafını çektiğimiz ilk andı.
devamını gör...