gevheri yazar profili

gevheri kapak fotoğrafı
gevheri profil fotoğrafı
rozet
karma: 5125 tanım: 389 başlık: 74 takipçi: 127

son tanımları


normal sözlük yazarlarının karalama defteri

bu gün bazı şeyleri fark ettim, burada dursun,
merhameti anne babamdan öğrendiğimi fark ettim. onların gerçekten anne baba olduklarını. içlerinde, çeyrek asrı çoktan devirmiş olan evlatlarına iki yaşındaki bebeğe gösterdikleri merhameti göstermelerinden, içimde çok ince bir yer cız etti. sızladım. bilirdim allah'ın gayretullahı olur hani bazı şeyler oraya dokunur. bencileyin de zülf-ü yâr vardır. bir yare bir saç teli vasıtası kadar incelikli bir yerden dokunmak.. uzun ettim yine, öyle dokundu içimde bir yere. gerçekten yanmak gibi bir histi farkındalığım.

yağmur yağıyordu, bey babam, -ki beydir, babadır- ona yardım edeyim diye gittiğim yerde aman sen çıkma, üşürsün, aman sen kenarda dur ıslanırsın ihtimamını gösterdi. ben ki kaç yaşındayım.. yardıma gitmiştim oysa. meğerse yola azık etmiş, katık etmiş beni, allah ebeden razı olsun. içimde bir yer cızladı. bu merhamete.. bir insana ihtimam göstermek insanüstü bir merhametten ileri gelir olsa gerek. rahman olanın tecelli ettiği kimseden..

ben de evlâdım işte, hâlâ nazlı. hâlâ kırılgan. hâlâ zayıfçayım hem onlar nezdinde hem gönlümde onlarlayken. ben sevmeyi anamdan babamdan öğrenmişim anlıyorum. üşürsem babam ellerimi avuçlarına alır ısıtır. cebine sokar ısıtır, hoh yapar ısıtırdı. annem aç bırakmaz, gururumuzu kimsenin kırmasına izin vermez, savaşsa her şeyi hizaya dizer, kendi de bir tek allah'ın önünde hizaya geçerdi.

ben birine yoldaş olmayı da onlardan öğrenmişim. annem istemese bile o yollarda hiç yalnız bırakmadı onu. biliyorum küstüler ama biri diğeri için evlatlarına dedi, annenize de çay götürün. babanızı da yemeğe çağırın, aç kalmasın. küslüklerinde bile beraberlerdi. ben kimseyi yarı yolda bırakmamayı onlardan öğrenmişim. kimseyi gidilmez yollara bi başına göndermemeyi, annem gidilmez dese bile o yollarda babamı yalnız bırakmadığından öğrenmişim.

benden insanlar giderdi, ben kalırdım. hep önce insanlar gitmiştir çoktan. o yüzden hiç gitmeyecek olanı seçmeye çalışmışım ömrümce.

bu yüzden evi dışında her yere sığan bir adamın, evinden doğru düzgün hiç ayrılmamış bir eşi oldu şimdi. çünkü yürüyen ev olurmuş meğer. insan, ev de olurmuş.

evlat dedikleri bizler, hep ana babamızın damıtılmış sözleri, yaşam biçimleriymişiz. allah yarası olanların yarasını sarsın.

bu hayatta fark ettiren şey, iyi bir insan olmakmış. iyi olmaya niyet edip, iyi kalmak..
devamını gör...

kavvam

eşlerini koruyan, gözeten, idare edebilen, yönetebilen erkeklerin sıfatı olan, arapça bir kelimedir.
eşiyle kazancını ve her şeyini paylaşan, eşinin onun iyi kötü her şeyini muhafaza edip sakladığı kimseler için yapılan bir tanım.
devamını gör...

dost kitabevi

dediğim gibi,

buradan bakınca köklüyü geçtim, listede adı bile yok.

teknik olarak 50 yaşında falanmış ama şu an 50 yaşındakiler emekli bile olamıyor. üzülebilirsiniz ama, gerçek.
devamını gör...

dost kitabevi

cringe tabiri ile hayat bulmuş kitabevi.
entelektüel -miş- görünen fakat satın almak için sorulduğunda bazı ülkelerin -pek çok türkçe çevirisi olmasına rağmen- eserlerinden 'bihaber' olduklarını ileri süren kitabevimsi şey. 'şey' iyi bir ifade. çünkü 'köklü' kitabevinin kökü sağlam değil demek ki. hatta öyle ki, iddia edilen köklerinin dayandığı tarihe dair antik kazılarda ellerinde tek bir kanıt bile yok. bilmem anlatabildim mi.*
devamını gör...

03.10.2026 normal sözlük darbesi

başlığın aldığı kendi çapında sansasyonel ama ulusal ve uluslararası çapta oldukça minik bir etkileşime bak.

buraya kaydolduktan kısa süre sonra buranın küçük bir köy olduğunu anlıyorsun.
her çeşit köylü de bulmak mümkün*
bu kadar kişiyi aynı anda online bile görmedim*

karşılıklı atışıyorlar da wow. aşık atışması ama, işte edebi özelliği yok.
devamını gör...

nick vermeden bir yazara seslen

bu gün de üç sayfa okudum.(13. eylüldü, okumak başlamaktı ama ben bitiyordum hissiyle baş başaydım. dümdüz okudum sadece. yazdığım gibi.)
14 eylül; üç sayfa daha okudum ve bir ineğin detaylıca sorulması, her seferinde bize dua et iyi olalım yaklaşımının bulunması günümüzdeki yahudilerin sistem bug'ını arayan bakış açısını çok net göstermekle beraber, insanın kendinde de her bug'ı bulup akışına bakan bir yön olduğunu anımsattı.

bu gün biraz da ilk bahar okudum. güzeldi.

15 eylül; bu gün de 4 sayfa okudum. aslında üç sayfa okuyacaktım sayfa sonuna doğru kendimi beğendiğimi fark ettim. iki gün peş peşe üç sayfa düzeni beğendiğimi fark ettim ama hemen sonra bir süre sonra bunun da bana külfet gibi görünebileceğini -üç sayfacık, evet- fark ettim. çünkü zamanla bir şeyler böyle böyle eksildi benden. savaşın ortasında bazı şeyler lüks görünüyor insana ve bırakıyorsun. o yüzden dört sayfaya çıksın dedim. bir gün bana külfet gelirse dönebileceğim üç sayfam olsun diye... sonra şunu fark ettim garipti, okuyunca sanki zaman genişliyor gibi? tabi bazı günler dümdüz okuduğum o gün zamanda sıkışmıştım gibiydi ama.. bilemiyorum henüz ama keşfetmeye değer.

16 eylül: bu gün birinci bölümün kalan kısmını da okudum. bu gün yağmurun yağacağına dair biraz umut kırıntısı vardı içimde ve okumaya başladıktan kısa bir süre sonra yağmur yağmaya başladı. o kokuyla beraber okudum. güzeldi. yağmuru da rahmetten sayıyormuşum onu fark ettim. yağmur yağınca allah'ın merhametini hissediyorum. iki sayfada onlar gelip geçen bir milletti, geldiler geçtiler vurgusu vardı. dualar vardı hem de. ibrahim peygamberin dilinden dualar... bir yerde ibadetlerin öldükten sonra kendimiz için götürdüğümüz şeyler olduğu yazıyordu. bu dünyada anlamını arasak da bulamayacağımı fark ettim. aklımın karşılıksız bırakacağı bir nokta. el değmeyecek, düşünce, göz değmeyecek, iz bırakmayacak.. ibadet kulu ile rabbi arasında. ne kadar özel. izlenmeyen şeylerin her şeye dönüşebilme imkanı var. dolayısıyla mükafatı, yani tartıdaki karşılığı bilinmeyen şey çok güçlü bir el oluyor...

17 eylül, bu gün üçüncü bölümün ilk sayfasına başladım. sinirli oturmuştum zaten okumaya, odaklanamadım okurken. okuduğum sayfayı bitireyim en azından diye sayfa sonunda pes ettim. -iki günkü rutine sevinmenin bedeli gibi- iki elimi de yüzüme kapattım, zorlanan halimi hayal ettim. bu, yaşayan ben oldu. sonra da zorlanan halimi izleyen halimi hayal ettim. bu da bu hikayeyi doğmadan bile bilen ben oldu. iki ben arasında şunu müşahede ettim; bilen olarak dedim ki, zorlanıyor. yaradana döndüm dedim ki, yardım et ona... zorlanıyor. çabalıyor ama görüyor musun... sen yardım etmezsen oradan çıkamaz. bu hikayenin nasıl devam edeceğini düşünmeyi denedim. bilmiyordum ama o an istemeye başladım, bir sürü salih amel istedim. döndüm yine, çünkü zorlanıyordu hayatta. okuyor ama o da biliyor kendinde kayıp olan manevi güzellikleri. okuyor ama biliyor aklının aldıklarını hayata aktaramadığını... aktarabilme gücü de istedim. dedim ki, sen yardım etmezsen çıkamaz...
okumaya devam edip, kendimi zorlayıp diğer sayfayı açtım. en başta yazıyordu ki; allah inananların dostudur onları karanlıktan aydınlığa çıkarır.....
burada bu defa yağmur benim yüzümden yağdı. kalktım dağıttıklarımı topladım. kendimi de. toplam üç sayfa okudum yine. neredeyim biliyor musun bir adam ibrahim peygambere geldi ve onu dinledi. ibrahim peygamber rabbim öldürür ve diriltir dedi. adam da dedi ki ben de öldürür ve diriltirim. sonra akıllı ibrahim peygamber dedi ki o güneşi doğudan getiriyor haydi sen de batıdan getirmeyi dene dedi. ve adam şaşkına döndü. yani kabaca dumura uğradı. sonra o adamın hikayesini iletiyor allah. diyor ki; o adam aslında eski bir yere gitti. sonra merak etti nasıl olacak buralar diye.. o soruya binaen allah 100 yıl onu öldürüp dirilterek vaziyeti ona gösterdi. geçenlerde passengers filmini izledim. güzeldi. orada yolcular 100 yıl uyuyordu. aynısı taa ibrahim peygamber döneminde var.
sonraki sayfada kuşlar bahsi var. ibrahim peygamber ve kuşlar bahsi. ilginç noktalar orada da vardı ama şu an anımsayamadım. okurken not almıyorum, günlük rapor da bu kadar işte. *

18 eylül, 3 sayfa okudum, infak vardı konu olarak.
19 eylül, 3. bölümü yarıladım sanırım bu gün. imran ve ailesi kısmındayım. allah kendinin ilah olduğuna şahitlik etti yazıyordu o unutamadığım yerde..

20 eylül bu gün planladığım hiçbir şeyi yapamadım ancak üç sayfa okuyabildim. çok şükür. çok tatlı bir yere denk düştüm; imran diye bir zâtın hanımı karnında henüz cinsiyetini bilmediği bebeğini allah'a nezir etti. adadı yani. allah'ım ben karnımdakini sana adadım, bunu benden kabul buyur dedi. kadın, bebek kız olunca şaşırdı. belli ki erkek evlat adadığını umuyordu. kız doğunca allah'a dönüp ya rabbi bu, kız oldu dedi. allah onun ne olduğunu annesinden iyi biliyordu halbuki. onun adağını güzel bir kabulle kabul etti. burada aklıma yakup peygamberin güzel bir sabır ifadesi geldi. burada da güzel bir kabul var, hoş buldum bu ifadeyi. bu güzelce kabul edilen güzel adağın ismi meryem oldu. meryem ihtiyarlamış olan zekeriyya peygamberin gözetimine verildi. zekeriyya peygamber onu ne zaman ziyaret etse, yanında yiyecekler görüyordu. meryem'e sordu nereden bunlar diye, o da allah katından dedi. bundan sonra meryem'i gerçekten ideal evlat olarak görmüş olacak ki, allah'tan salih bir evlat istedi. allah onu temiz, pak, asil bir evlat olan -senin adaşın- yahya ile müjdeledi. fakat zekeriyya peygamber de ibrahim peygamber gibi, delil istedi. allah da 3 gün, işaret dışında konuşamaman işaretindir dedi. ve sabah akşam tesbih et dedi. sonra meryem'e dönmeden evvel oradaki ibareden anlıyorum ki birileri meryem'i almak için yarış yapıp kalem fırlatmış. buradaki kalemin mahiyetini, fırlatılma biçmini ve sonuçları bilemiyorum ama oradaki bir adet olduğunu düşünüyorum. sonra allah meryem'e vahyediyor. konuşuyor onunla. çok ilginçtir. tıpkı diğer erkek peygamberler gibi vahiy alıyor. üçüncü sayfamın sonu onun bir kelime ile müjdelenmesi ile bitiyordu. kelime şu: meryem oğlu isa mesih. baba adı yok, annesine nisbetle anılan bir isim. ki meryem bile annesi onu adamasına rağmen babası olduğunu sandığım imran adı ile anılıyor..
sonraki bölümü okurken aklımda ona risalet görevi de verilecek mi sorusuyla okuyor olacağım sanırım.
tane tane okumak. tane tane. okuduğunu hem gör hem duy hem de oku. kendime diyorum, okumayı da öğrenmeye çalışıyor gibiyim. selametle.

23 eylül, bu gün üçüncü bölüm bitti. meryem'e dair isim müjdesinin ardından müjdenin devamı olan bir kısım geliyor, orada diyor ki isa gençliğinde de beşiğinde de konuşacak. sonra diyor ki çamurdan kuş yapıp üfleyerek onlara hayat verecek, deri hastalıklarını iyileştirecek, âmâ olanların gözlerini iyileştirecek ve allah'ın izniyle (bu kısım önemli) ölüleri diriltecek. diyor. bu ifadelerde beşik kelimesi mehdi olarak yazılmış. daha önce de görmüştüm bunu. bu müjde detaylarının ardından 'meyem oğlu isa" isminden meryem anlamış olacak ki, kendisine bir evlat müjdelendiğini akıllı biri gibi bana bir beşer dokunmamışken bu nasıl olabilir diyor. buradaki beşer ifadesi de ilginç, daha sonra nerede karşıma çıkacak onu da izlemek lazım. sonra allah meryem'in tertemiz olduğundan ve isa'nın yaradılışının adem ile eş değer olduğundan, allah'ın ol dediğinde oldurduğundan bahsediyor. önceki bölümde de bu ol der ve olur ifadesine rastlamıştım. bu kısımda bizim manidar bir tebessümle bakacağımız bir ifade de gördüm, diyor ki, allah dilediğine rahmet eder.*

sonra hikaye meryem'den çıkıyor ve isa'nın hayat fragmanına dönüşüyor. isa tebliğ ediyor, ona inanmayanlar oluyor, allah onu katına alıyor. arada havariler var, tuzak kurma ifadesinin hemen öncesi. havariler mi isa'ya tuzak kuruyor yoksa hepsine mi tuzak kuruluyor bilemedim. bunun dışında hristiyan ve yahudi olanlardan inançlarında güvenilir olanlar için allah'a inanamak, müslüman olmak ve gerçekten onlara bu söylenenin allah katından olduğunu kabul etmek düşüyor. burada müslüman olmak tanımı için geriye gidiliyor ve ibrahim peygamberin müslüman olduğu söyleniyor. dolayısıyla islam, gelen ve geçen inançların eğilip bükülmemiş hâli oluyor. şu kısım bir farkındalık oluşturdu bende: hristiyan inancıyla büyüyen biri allah'a inanıyor ve onu bir insan olarak kabul etmiyor, isa peygamberi peygamber olarak biliyor, muhammed peygamberin de gerçekten peygamber olduğunu kabul ediyor ise o kişi müslüman olmuş oluyor. isa peygamberi daha çok sevebilir. sorun yok. (it is okay)

bu müslüman olduğunu kabuleden bizlerin diğer inananlara biraz tepeden baktığımızı kabul etmeme sebep oldu. halbuki onlara doğrudan pek çok ileti var... bu gün de böyleydi işte...

24 eylül; sanırım bu gün de 4 sayfa okudum. evlilik şartlarını gördüm, diyordu ki talip olacağınız kadın evli olmasın, nikahsız bir ilişkiniz olmasın, namuslu yaşayın, mehirlerini verin.
sonraki sayfalardan birinde de adam gibi adam tanımını gördüm. diyordu ki kavvamdır yani eşini himaye etmede idareci konumundadır. bu yapısı bakımından eşine üstün özelliktedir. sonra eşine malından infâk eder diyordu. yani zaten eşiyle her şeyini paylaşır. adam böyle olunca hanımı da duruş sahibi bir kadın ise, ona uyum sağlar, saygı duyar, onunla beraber olan mahremiyet alanını korur diyordu..
bir de geçimsiz kadınlar hakkında diyordu ki, önce onlarla konuşun, onlara hitap edin. sonra uymazsa ayrı ayrı yatın, sonra da onlara vurun diyordu. ama bu sizden ayrılmayı isteyen değil de fenalık yapan kadınlar içindi. çünkü önceki bölümde evlenmelerine rağmen kötü işler yapan kadınlardan da bahsedilmişti. yine de eşlerine onları bırakın, terk edin denmemiş de sözlü ve fiili onları bırakmamak için elinizden geleni yapın denmiş gibi. son olarak ayrılığa düşerseniz karşılıklı, her iki tarafın da ailesinden birer hakem ile oturup konuşulsun diyordu.

aklımda kalanlar bu şekilde.. beşinci bölüm başlangıcı bir meseleye ortasından dalmak gibi oldu. ama ilerlediğini görmek de ayrı bir hoş his. şükür.

26 eylül, bölümün ortalarına geldim, kendimce ilginç bir ifadeye de rastladım; diyordu ki kendilerine kitaptan yani inandıkları şeylerden nasip verilenlere bakınca onların aşırıya giden şeylere ve madde ile ortaya koymaya çalıştıkları saçma sapan şeylere inanıyorlar. ve diyorlar ki, bunlar inanan insanların gittiği yoldan daha doğru yoldadırlar. işte böyle kimseler lanetlenmiş insanlardır diyor.

yani s. hawking gibi tiplemelerin adını bilmediğin bir köydeki inançlı ayşe teyze ile aynı kulvarda olamayacak kadar aşağı bir seviyede olduğu ifade ediliyor. ne kadar da gerçek öyle değil mi?

3 ekim, bu bölüm de bitti çok şükür. yerde ve gökte ne varsa hepsinin sahibi olduğunu detaylıca tekrar etmesi dikkatimi çekti nedense. birkaç seferdir ol der, olur emrine tevafuk ettim. yetim kızlardan bahsetti bir de. yetim kız çocukları veya yetim çocuklara adaletle hakkını teslim etmek ne kadar önemliymiş..

bir ara bölüm almam gerekecek, 25. bölümü biri için okumam istendi, tamam dedim. sanırım üç kez olacak aynı bölüm farklı zamanlarda farklı kşilerce istendi, oradan nasibimiz var demek ki.. gidip alalım. sonra 7. bölümden içinde araf'ı da anlatan bölümden sanırım devam edeceğim. seve seve inşallah.

bu gün sanırım 4 sayfa okudum(6 da olabilir), 7. bölümde de araf yokmuş onu da teyid ettim.

şunu dinliyorum şu an; " dünyayı tuz kadar sevmek " belki yolun düşer. bu efendi'yi çok severim nedense. açıkladığı mesele de çok güzelmiş. selamlar.
devamını gör...

tefvîznâme

marifetnâme yazarı erzurumlu ibrahim hakkı hz. kaleme aldığı şiirdir. osmanlı türkçesi ile yazılmıştır. içerisinde arapça ve farsça kökenli kelimeler bulunmaktadır. nitekim; tefvîz yetki anlamına gelen arapça kökenli bir kelimedir. başlığı tefvîznâme ise yetkilendirme belgesi anlamındadır. ancak okuyunca aslında başlığı şöyle çevirmenin uygun olduğunu söyleyebilirim: havale olma belgesi.

tefviznâme

hak, şerleri hayr eyler,
zannetme ki ğayr eyler,
ârif ânı, seyr eyler,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

sen hakk'a tevekkül kıl
tefvîz edüb râhat bul,
sabr eyle ve râzı ol,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

kalbin â’na berk eyle,
takdîrini derk eyle,
tedbîrini terk eyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hallâk-ı rahîm ol'dur,
rezzâk-ı kerîm ol'dur,
fe'âl-i hakîm ol'dur,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bil kâdî-i hâcâtı,
kıl â’na münâcâtı,
terk eyle murâdâtı,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bir işi murâd etme,
olduysa inâd etme,
hak'tandır o, reddetme,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hakkîn olicak işler,
boştur gâm u teşvişler,
ol, hikmetini işler,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hep işleri fâyıktır,
birbirine lâyıktır,
neylerse, muvâfıktır,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

dilden gâmı dûr eyle,
rabb’inle huzûr eyle,
tefvîzi umûr eyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

sen adli zulüm sanma,
teslim ol oda yanma,
sabret, sakın usanma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

deme; şu niçin şöyle?
bir nicedir ol öyle?
bak sonuna, seyreyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hiç kimseye hor bakma,
incitme, gönül yıkma,
sen nefsine yan çıkma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

mü'min işi reng olmaz,
âkıl huyi ceng olmaz,
ârif dili teng olmaz,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hoş sabr-ı cemîlimdir,
takdîr-i kefîlimdir,
allah ki vekîlimdir,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her dilde â'nın adı,
her canda â'nın yâdı,
her kuladır imdâdı,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

nâçâr kalacak yerde,
nâgâh açar, ol perde,
derman eder ol derde,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her kuluna her ânda,
geh kahr u geh ihsânda,
her anda o bir şânda,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh mu'tî u geh mânî',
geh darr u gehi nâfî',
geh hâfid u geh râfî'
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh abdin ider ârif,
geh emîn u geh hâif,
her kalbi o’dur sârif,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh kalbini boş eyler,
geh hulkını hoş eyler,
geh âşkına dûş eyler,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh tab’ın eder sengîn,
geh sade vü geh rengîn,
geh hurrem ü geh gamgîn,
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler...

az ye, az uyu, az iç,
ten mezbelesinden geç,
dil gülşenine gel göç,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bu nâs ile yorulma,
nefsinle dahi kalma,
kalbinden ırağ olma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geçmişle geri kalma,
müstakbele hem dalma,
hâl ile dahî olma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her dem â’nı zikreyle,
zîrekliği koy şöyle,
hayrân-ı hak ol, söyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

gel hayrete dal bir yol,
kendin unut â'nı bul,
koy gafleti hâzır ol,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her sözde nasîhat var,
her nesnede zînet var,
her işde ganîmet var,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hep remz ü işarettir
hep gâmz ü beşâretdir,
hep aynı inâyetdir,
mevlâ görelim neyler,
neylerse güzel eyler...

her söyleyeni dinle,
ol söyleteni anla,
hoş eyle kabûl cânla,
mevlâ görelim neyler,
neylerse güzel eyler...

bil elsine-i halkı,
aklâm-ı hakk ey hakkı!
öğren edebi hulkı,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

vallahi güzel etmiş,
billahi güzel etmiş,
tallahi güzel etmiş,
mevlâ görelim netmiş,
netmişse ezel etmiş...
devamını gör...

eşin elini öpmek

aşıksın, hayransın, çok doğru kişi olduğuna şahit oluyorsun, ona hem saygı duyuyor hem hürmet gösteriyor hem de yüceltiyorsun. sen biliyorsun kendini, kıymetli olduğunu. ben çok kıymetliyim sana da çok kıymet veriyorum diyorsun elini öperek...

elini öpmek sadece, alnına koymak değil. ha tabi bu duyguları hisseden insan bayramda seyranda alnına da rahatça koyar tabi.

bazı şeyler şükür meselesi dostlar.
devamını gör...

en ikizler özelliğin

parlak zeka,
rahat iletişim,
kolay sosyalleşme*
devamını gör...

24 haziran 2026 gece 3.26'da acıkmam sorunsalı

bu saatte acıkmak insanı perişan ediyor. hep o günün menüsü başlığı yüzünden. okuya okuya acıktım.
devamını gör...

sözlük kapanırsa en çok etkilenecek yazarlar

35 yaş üstü yazarlardır.
devamını gör...

mecnunum leylamı gördüm

aytekin ataş yorumunu etkileyici bulduğum bir türküdür.

"sandım ki zühre yıldızı,
şavkı beni yaktı geçti.."
devamını gör...

muhyiddin şekur

(muhyiddin shakoor)

kendisine o denli hürmet besliyorum ki, giriş cümlesi ne olsun bilemedim.

şekur, 1944 abd, cleveland - ohio doğumlu psikoterapist, akademisyen, tasavvufçudur. abd'ye köle olarak getirilen, müslüman afrikalılardandır. inancı ile yaşadığı bir dönüm noktası sonucu daha derin bağlar kurmuş ve islam nimetinin hayatındaki ve hayatlarımızdaki olası etkilerini gözler önüne eserleri ile sermiştir.

kendi enfüsi alemini bizlere ışık tutacak şekilde yazıya dökmesiyle; özellikle manen kendimi anlayamadığım, çevrem tarafından anlaşılamadığım dolayısıyla dünyadaki eğreti duruşumun psikolojik buhranlara götürdüğü noktada beni aydınlatmıştır. allah razı olsun.

enfüsi alemini, gelişim sürecini anlattığı üç tane kitabı vardır:
su üzerine yazı yazmak
gölgeler koridoru
mercan resiflerinin ötesi
bunlara ek olarak anlayamadığımız noktaları örneğiyle anlamamızı sağlayan bir de romanı vardır:
yazdan kalan son gül

kitaplarının ingilizce versiyonları da bulunmaktadır.
devamını gör...

ana-yol vs refah-yol vs anasol-d hükümetleri

basit üç adımla anlatılabilir:
öncelikle merkezde rol alan şu detayı bilmek lazım: toplumun görmezden gelinen değerlerine saldırı ayyuka çıktığı için, bu sıkıntılara karşı dik duracak bir parti refah partisi olarak necmettin erbakan öncülüğünde kurulmuştur.

53. hükümet: seçimlerden lider çıkan refah partisi'nin tek başına hareket etmemesi için kurulmuş tampon hükümettir. anlaşmazlıklardan ötürü başarısız olmuştur.

54. hükümet : malumun ilanı niteliğinde yine refah partisi genel seçimlerde birinci çıkmıştır. ancak kendini 'aydın'(!) olarak niteleyen kesimin adil bir seçimi kabul etmemesi ve milletvekili dağılım şartı sebebiyle koalisyon oluşturulmuştur.

55. hükümet(?): tarihe post modern darbe olarak geçen darbeyle halkın seçimini askeri güçle yok sayan bir hükümettir. cumhuriyete sahip çıktığını iddia ederek cumhur çiğnemiş bir darbe rejimidir. o yüzden hükümetten sayılır mı bilemedim.

bu hükümetlerden sosyoloji alanına oldukça fazla mesele çıkar bana kalırsa. özellikle 'millet', 'kutsal', kutsalın çiğnenmesi, darbe rejimlerinin toplumdaki travmatikliği gibi meseleler...

sol kesimin anlayamadığı çok önemli bir mesele var hâlâ: aynı ülkede yaşadığın vatandaşın kutsalını çiğneme hakkının olmadığının bilinci. (nitekim güncel hükümet bu bilinç eksikliğinin nimetinden istifade etmektedir.) kimsenin kimseye bir şey dayatmadığı ve kendi halinde yaşadığı bir dönem de mümkünmüş. ancak iyi ve kötü insan her süreçte kendini belli etmiştir.
aynı şeyleri yaparak farklı sonuç beklemek akıllı olmayanların yapacağı bir şeydir. yani, bu toplumda her kesim ile beraber yaşamanın bir yolunu bulmalıyız.

toplumun korkuyla seçmek zorunda kalmadığı bir ülke olması temennisiyle...
devamını gör...

sözlük yazarlarının gece çektiği fotoğraflar

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendini sevilmeye layık hissetmeyen insan

kendi kendini sevsin, kendi kendine baksın, kendi kendine bol bol yatırım yapsın.

böyle devam ederse her zaman ve zeminde kaliteli bir seveni olur.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

sevgili kalbim,
her yazımı kendime yazdığımı bilmiyordum. beni o boşluğun ardında bekleyenin yine kendim olduğunu hiç bilmiyordum.
sevgili canım, güzelim, güzidem,
biliyorsun ki salt romantik bir yaklaşım değil bu. bütün varlıklarla bütünleştiğin o bilge parçana bu hayranlığın, hasretliğin.
insan anlayamıyor bir parçası tamamlanmadan esas tamamlanmanın ne olduğunu.

uzakken bile sadık olduğun bir "bilinç"miş tamamlanmak.
devamını gör...

kadınlar neden pembe rengi çok seviyor sorusu

çünkü soft hissettirir. masum hissettirir. keskinlikten, resmiyetten, ciddiyetten, soğukluktan uzaktır çoğunlukla.
içinde bolca feminenlik barındıran kırmızı ile masumiyet barındıran beyaz karışımıdır.

kız çocukları daha çok sever.
devamını gör...

yazarların en sevdiği ekşi meyve

vişne
devamını gör...

biber dolmasının biberini yemeyen insan

dolma içi acı olmamasına rağmen, biberinde acı, damaktaki yumuşaklığı burkan bir tat vardır. bu sebeple zaman zaman bazı insanlar yememeyi tercih etmektedir.

ancak elbette ki burada da bir püf nokta var: içini doldurmadan önce biberlerin içine bir miktar tuz ve karabiber atarak bir tur sallıyoruz.(biberin iç yüzeyine ağırlıklı olarak temas etsin diye)
bu işlem biberin piştikten sonra acı olmasını engelliyor.

ince kabuklu minik sevimli biber bile bu yöntem uygulanmadıkça acı kalır.

bu yöntemle yapılan biber sıcak, soğuk, sabah, akşam mis gibi yenilebilir. soğuk versiyonu ekstra gece yemek yineler için idealdir.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim