zaten hiç geri çevirilmeye kıyılamayanlardandı. nazlı, güzel, saf.
hayat dışarıda akmıştı ama o, kalmıştı.
hayat onun için akmamıştı. orada ölümler biriktirmişti. ödenmemiş yaslar gözlerinin altına çizilmişti.
geçmişti, her şey artık yas tutulmayacak bir yere taşınmıştı. olan, olmuştu. olan ona olmuştu. ne olduysa, o, olmuştu.
yaşananların ardından kendine şöyle bi baktı,
artık sert değildi, yumuşacıktı.
artık soğuk da değildi, sımsıcaktı.
istenen kıvama gelmişti,
köz olmuştu artık.
ne âsice davranıp yayılan bir ateş gibi yakıyordu,
ne de sertliğiyle duvarlar oluyordu.
nihayet istenen kıvamda, o geçiş noktasında, közdeydi.
her şeyi vardı ama,
her şeyi de kendi gibi kimsesizdi.
artık köz dışarıdan tutuşturulmuyordu.
artık yakan tükenmez bir kaynaktı.
yeryüzü çok genişti ama sığamıyordu.
yanmayı istemişti, yanmıştı ama sevmemişti yanmayı, sesi soluğu kesilip de beklemeye koyulunca yangının kendi oldu.
hem unufak olmuştu.
hem de gözler üzerine dönmüştü.
onu ateşe atana ah ederken feryadı bağrını parçalamıştı ama,
dönüp bakılmamıştı,
şimdi biliyordu, bakamazdı,
bakmamak en çok da onu ateşe bırakanı yakmıştı ama bakamazdı.
pişmek böyle oluyordu. yanmayı istemişti, çok istemişti, geri çevrilmemişti. zaten hiç geri çevirilmeye kıyılamayanlardandı. nazlı, güzel, saf.
masumiyeti bilmediğindendi.
bilmediğiyle sınanmış, yanmış, pare olmuş, yanmış ama tertemiz olmuştu artık.
masumiyetten öte, yaşanmışlığın tertemizliği çökmüştü üzerine. bilmenin ağırlığı, merhameti.
bu yanmakla öğrenmiş, başkalaşmış insan, işte o, cevherdi.
khodahafez
bitince;
bey|hu|de
devamını gör...