bu gün de üç sayfa okudum.(13. eylüldü, okumak başlamaktı ama ben bitiyordum hissiyle baş başaydım. dümdüz okudum sadece. yazdığım gibi.)
14 eylül; üç sayfa daha okudum ve bir ineğin detaylıca sorulması, her seferinde bize dua et iyi olalım yaklaşımının bulunması günümüzdeki yahudilerin sistem bug'ını arayan bakış açısını çok net göstermekle beraber, insanın kendinde de her bug'ı bulup akışına bakan bir yön olduğunu anımsattı.
bu gün biraz da ilk bahar okudum. güzeldi.
15 eylül; bu gün de 4 sayfa okudum. aslında üç sayfa okuyacaktım sayfa sonuna doğru kendimi beğendiğimi fark ettim. iki gün peş peşe üç sayfa düzeni beğendiğimi fark ettim ama hemen sonra bir süre sonra bunun da bana külfet gibi görünebileceğini -üç sayfacık, evet- fark ettim. çünkü zamanla bir şeyler böyle böyle eksildi benden. savaşın ortasında bazı şeyler lüks görünüyor insana ve bırakıyorsun. o yüzden dört sayfaya çıksın dedim. bir gün bana külfet gelirse dönebileceğim üç sayfam olsun diye... sonra şunu fark ettim garipti, okuyunca sanki zaman genişliyor gibi? tabi bazı günler dümdüz okuduğum o gün zamanda sıkışmıştım gibiydi ama.. bilemiyorum henüz ama keşfetmeye değer.
16 eylül: bu gün birinci bölümün kalan kısmını da okudum. bu gün yağmurun yağacağına dair biraz umut kırıntısı vardı içimde ve okumaya başladıktan kısa bir süre sonra yağmur yağmaya başladı. o kokuyla beraber okudum. güzeldi. yağmuru da rahmetten sayıyormuşum onu fark ettim. yağmur yağınca allah'ın merhametini hissediyorum. iki sayfada onlar gelip geçen bir milletti, geldiler geçtiler vurgusu vardı. dualar vardı hem de. ibrahim peygamberin dilinden dualar... bir yerde ibadetlerin öldükten sonra kendimiz için götürdüğümüz şeyler olduğu yazıyordu. bu dünyada anlamını arasak da bulamayacağımı fark ettim. aklımın karşılıksız bırakacağı bir nokta. el değmeyecek, düşünce, göz değmeyecek, iz bırakmayacak.. ibadet kulu ile rabbi arasında. ne kadar özel. izlenmeyen şeylerin her şeye dönüşebilme imkanı var. dolayısıyla mükafatı, yani tartıdaki karşılığı bilinmeyen şey çok güçlü bir el oluyor...
17 eylül, bu gün üçüncü bölümün ilk sayfasına başladım. sinirli oturmuştum zaten okumaya, odaklanamadım okurken. okuduğum sayfayı bitireyim en azından diye sayfa sonunda pes ettim. -iki günkü rutine sevinmenin bedeli gibi- iki elimi de yüzüme kapattım, zorlanan halimi hayal ettim. bu, yaşayan ben oldu. sonra da zorlanan halimi izleyen halimi hayal ettim. bu da bu hikayeyi doğmadan bile bilen ben oldu. iki ben arasında şunu müşahede ettim; bilen olarak dedim ki, zorlanıyor. yaradana döndüm dedim ki, yardım et ona... zorlanıyor. çabalıyor ama görüyor musun... sen yardım etmezsen oradan çıkamaz. bu hikayenin nasıl devam edeceğini düşünmeyi denedim. bilmiyordum ama o an istemeye başladım, bir sürü salih amel istedim. döndüm yine, çünkü zorlanıyordu hayatta. okuyor ama o da biliyor kendinde kayıp olan manevi güzellikleri. okuyor ama biliyor aklının aldıklarını hayata aktaramadığını... aktarabilme gücü de istedim. dedim ki, sen yardım etmezsen çıkamaz...
okumaya devam edip, kendimi zorlayıp diğer sayfayı açtım. en başta yazıyordu ki; allah inananların dostudur onları karanlıktan aydınlığa çıkarır.....
burada bu defa yağmur benim yüzümden yağdı. kalktım dağıttıklarımı topladım. kendimi de. toplam üç sayfa okudum yine. neredeyim biliyor musun bir adam ibrahim peygambere geldi ve onu dinledi. ibrahim peygamber rabbim öldürür ve diriltir dedi. adam da dedi ki ben de öldürür ve diriltirim. sonra akıllı ibrahim peygamber dedi ki o güneşi doğudan getiriyor haydi sen de batıdan getirmeyi dene dedi. ve adam şaşkına döndü. yani kabaca dumura uğradı. sonra o adamın hikayesini iletiyor allah. diyor ki; o adam aslında eski bir yere gitti. sonra merak etti nasıl olacak buralar diye.. o soruya binaen allah 100 yıl onu öldürüp dirilterek vaziyeti ona gösterdi. geçenlerde passengers filmini izledim. güzeldi. orada yolcular 100 yıl uyuyordu. aynısı taa ibrahim peygamber döneminde var.
sonraki sayfada kuşlar bahsi var. ibrahim peygamber ve kuşlar bahsi. ilginç noktalar orada da vardı ama şu an anımsayamadım. okurken not almıyorum, günlük rapor da bu kadar işte.
*
18 eylül, 3 sayfa okudum, infak vardı konu olarak.
19 eylül, 3. bölümü yarıladım sanırım bu gün. imran ve ailesi kısmındayım. allah kendinin ilah olduğuna şahitlik etti yazıyordu o unutamadığım yerde..
20 eylül bu gün planladığım hiçbir şeyi yapamadım ancak üç sayfa okuyabildim. çok şükür. çok tatlı bir yere denk düştüm; imran diye bir zâtın hanımı karnında henüz cinsiyetini bilmediği bebeğini allah'a nezir etti. adadı yani. allah'ım ben karnımdakini sana adadım, bunu benden kabul buyur dedi. kadın, bebek kız olunca şaşırdı. belli ki erkek evlat adadığını umuyordu. kız doğunca allah'a dönüp ya rabbi bu, kız oldu dedi. allah onun ne olduğunu annesinden iyi biliyordu halbuki. onun adağını güzel bir kabulle kabul etti. burada aklıma yakup peygamberin güzel bir sabır ifadesi geldi. burada da güzel bir kabul var, hoş buldum bu ifadeyi. bu güzelce kabul edilen güzel adağın ismi meryem oldu. meryem ihtiyarlamış olan zekeriyya peygamberin gözetimine verildi. zekeriyya peygamber onu ne zaman ziyaret etse, yanında yiyecekler görüyordu. meryem'e sordu nereden bunlar diye, o da allah katından dedi. bundan sonra meryem'i gerçekten ideal evlat olarak görmüş olacak ki, allah'tan salih bir evlat istedi. allah onu temiz, pak, asil bir evlat olan -senin adaşın- yahya ile müjdeledi. fakat zekeriyya peygamber de ibrahim peygamber gibi, delil istedi. allah da 3 gün, işaret dışında konuşamaman işaretindir dedi. ve sabah akşam tesbih et dedi. sonra meryem'e dönmeden evvel oradaki ibareden anlıyorum ki birileri meryem'i almak için yarış yapıp kalem fırlatmış. buradaki kalemin mahiyetini, fırlatılma biçmini ve sonuçları bilemiyorum ama oradaki bir adet olduğunu düşünüyorum. sonra allah meryem'e vahyediyor. konuşuyor onunla. çok ilginçtir. tıpkı diğer erkek peygamberler gibi vahiy alıyor. üçüncü sayfamın sonu onun bir kelime ile müjdelenmesi ile bitiyordu. kelime şu: meryem oğlu isa mesih. baba adı yok, annesine nisbetle anılan bir isim. ki meryem bile annesi onu adamasına rağmen babası olduğunu sandığım imran adı ile anılıyor..
sonraki bölümü okurken aklımda ona risalet görevi de verilecek mi sorusuyla okuyor olacağım sanırım.
tane tane okumak. tane tane. okuduğunu hem gör hem duy hem de oku. kendime diyorum, okumayı da öğrenmeye çalışıyor gibiyim. selametle.
23 eylül, bu gün üçüncü bölüm bitti. meryem'e dair isim müjdesinin ardından müjdenin devamı olan bir kısım geliyor, orada diyor ki isa gençliğinde de beşiğinde de konuşacak. sonra diyor ki çamurdan kuş yapıp üfleyerek onlara hayat verecek, deri hastalıklarını iyileştirecek, âmâ olanların gözlerini iyileştirecek ve allah'ın izniyle (bu kısım önemli) ölüleri diriltecek. diyor. bu ifadelerde beşik kelimesi mehdi olarak yazılmış. daha önce de görmüştüm bunu. bu müjde detaylarının ardından 'meyem oğlu isa" isminden meryem anlamış olacak ki, kendisine bir evlat müjdelendiğini akıllı biri gibi bana bir beşer dokunmamışken bu nasıl olabilir diyor. buradaki beşer ifadesi de ilginç, daha sonra nerede karşıma çıkacak onu da izlemek lazım. sonra allah meryem'in tertemiz olduğundan ve isa'nın yaradılışının adem ile eş değer olduğundan, allah'ın ol dediğinde oldurduğundan bahsediyor. önceki bölümde de bu ol der ve olur ifadesine rastlamıştım. bu kısımda bizim manidar bir tebessümle bakacağımız bir ifade de gördüm, diyor ki, allah dilediğine rahmet eder.
*
sonra hikaye meryem'den çıkıyor ve isa'nın hayat fragmanına dönüşüyor. isa tebliğ ediyor, ona inanmayanlar oluyor, allah onu katına alıyor. arada havariler var, tuzak kurma ifadesinin hemen öncesi. havariler mi isa'ya tuzak kuruyor yoksa hepsine mi tuzak kuruluyor bilemedim. bunun dışında hristiyan ve yahudi olanlardan inançlarında güvenilir olanlar için allah'a inanamak, müslüman olmak ve gerçekten onlara bu söylenenin allah katından olduğunu kabul etmek düşüyor. burada müslüman olmak tanımı için geriye gidiliyor ve ibrahim peygamberin müslüman olduğu söyleniyor. dolayısıyla islam, gelen ve geçen inançların eğilip bükülmemiş hâli oluyor. şu kısım bir farkındalık oluşturdu bende: hristiyan inancıyla büyüyen biri allah'a inanıyor ve onu bir insan olarak kabul etmiyor, isa peygamberi peygamber olarak biliyor, muhammed peygamberin de gerçekten peygamber olduğunu kabul ediyor ise o kişi müslüman olmuş oluyor. isa peygamberi daha çok sevebilir. sorun yok. (it is okay)
bu müslüman olduğunu kabuleden bizlerin diğer inananlara biraz tepeden baktığımızı kabul etmeme sebep oldu. halbuki onlara doğrudan pek çok ileti var... bu gün de böyleydi işte...
24 eylül; sanırım bu gün de 4 sayfa okudum. evlilik şartlarını gördüm, diyordu ki talip olacağınız kadın evli olmasın, nikahsız bir ilişkiniz olmasın, namuslu yaşayın, mehirlerini verin.
sonraki sayfalardan birinde de adam gibi adam tanımını gördüm. diyordu ki kavvamdır yani eşini himaye etmede idareci konumundadır. bu yapısı bakımından eşine üstün özelliktedir. sonra eşine malından infâk eder diyordu. yani zaten eşiyle her şeyini paylaşır. adam böyle olunca hanımı da duruş sahibi bir kadın ise, ona uyum sağlar, saygı duyar, onunla beraber olan mahremiyet alanını korur diyordu..
bir de geçimsiz kadınlar hakkında diyordu ki, önce onlarla konuşun, onlara hitap edin. sonra uymazsa ayrı ayrı yatın, sonra da onlara vurun diyordu. ama bu sizden ayrılmayı isteyen değil de fenalık yapan kadınlar içindi. çünkü önceki bölümde evlenmelerine rağmen kötü işler yapan kadınlardan da bahsedilmişti. yine de eşlerine onları bırakın, terk edin denmemiş de sözlü ve fiili onları bırakmamak için elinizden geleni yapın denmiş gibi. son olarak ayrılığa düşerseniz karşılıklı, her iki tarafın da ailesinden birer hakem ile oturup konuşulsun diyordu.
aklımda kalanlar bu şekilde.. beşinci bölüm başlangıcı bir meseleye ortasından dalmak gibi oldu. ama ilerlediğini görmek de ayrı bir hoş his. şükür.
26 eylül, bölümün ortalarına geldim, kendimce ilginç bir ifadeye de rastladım; diyordu ki kendilerine kitaptan yani inandıkları şeylerden nasip verilenlere bakınca onların aşırıya giden şeylere ve madde ile ortaya koymaya çalıştıkları saçma sapan şeylere inanıyorlar. ve diyorlar ki, bunlar inanan insanların gittiği yoldan daha doğru yoldadırlar. işte böyle kimseler lanetlenmiş insanlardır diyor.
yani s. hawking gibi tiplemelerin adını bilmediğin bir köydeki inançlı ayşe teyze ile aynı kulvarda olamayacak kadar aşağı bir seviyede olduğu ifade ediliyor. ne kadar da gerçek öyle değil mi?
3 ekim, bu bölüm de bitti çok şükür. yerde ve gökte ne varsa hepsinin sahibi olduğunu detaylıca tekrar etmesi dikkatimi çekti nedense. birkaç seferdir ol der, olur emrine tevafuk ettim. yetim kızlardan bahsetti bir de. yetim kız çocukları veya yetim çocuklara adaletle hakkını teslim etmek ne kadar önemliymiş..
bir ara bölüm almam gerekecek, 25. bölümü biri için okumam istendi, tamam dedim. sanırım üç kez olacak aynı bölüm farklı zamanlarda farklı kşilerce istendi, oradan nasibimiz var demek ki.. gidip alalım. sonra 7. bölümden içinde araf'ı da anlatan bölümden sanırım devam edeceğim. seve seve inşallah.
bu gün sanırım 4 sayfa okudum(6 da olabilir), 7. bölümde de araf yokmuş onu da teyid ettim.
şunu dinliyorum şu an; "
dünyayı tuz kadar sevmek " belki yolun düşer. bu efendi'yi çok severim nedense. açıkladığı mesele de çok güzelmiş. selamlar.
devamını gör...