1.
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ibrahim, "rabbim ölüleri nasıl diriltiyorsun bana göster" deyince: rabbi "yoksa inanmıyor musun?" dedi.
o, "hayır iman ediyorum. fakat kalbim tam kanaat getirsin diye." cevabını verdi.
sonra rabbi ona kuşları eğitmesini ve sonra eğittiği kuşlara kıymasını sonra tekrar yanına çağırmasını söyledi. sonra onların capcanlı ona döneceğini ve kudret sahibi olduğunu söyledi.
bu mektubun en duygu yüklü kısmı kendime: geçmişteki bana; çabasına, özüne, kendine hayran olduğum bana. bazı kısımları da bir delil arayan herkese...
şimdi seni biraz keskin yârlarda gezdireceğim, sen yine de incinmemeye çalış olur mu?
seçilen ayetin manidarlığı üzerinde mıh gibi duruyorum. imanıma, bana olanlara, hallerime, kendime delicesine bir delil aradığım vakitlere gidiyoruz. içimdeki yangınlı sevda uğruna insanı bir dağı tırmanmanın acı verici yalnızlığına, her şeyi gösteren ve gözde küçülten, değersizleştiren yansımasına, her adımda keskinliğin, sızının ve soğukluğun bağrına bastığı, anlaşılmaz, salt, damıtılmış çaresizliğin bağrına bastığı, acıtan ama çok acıtan, yine de yola devam etmek zorunda olduğunu iliklerine kadar hissettiğim bir yola revan olduğumu bilmiyordum. yürüyordum ama bilmiyordum. sadece dönüşmek, değişmek, geri dönmemek zorundaydım. deliriyor gibiydim ama kendimi nedense kaybetmiyordum. çevremde hâl üzere olan, hâlden anlayan kimseler yoktu. zahirdeki her şey bana muhalefet ediyordu, yok sayıyordu, yıkıyordu beni ama kalbim de öyle baskın bir eminlikteydi ki... dönemiyordum, benzeyemiyordum eskiye, diğerlerine.
zahirdeki hayata adapte olamadığım için çok ağlıyordum. anlattıklarım anlaşılmıyordu çevremdekilerce. dermansızdım.
ibrahim duası etmiştim biçare. gece ıssız ve kimsesiz di, ben simsiyah gecede simsiyah taşın içinde simsiyah bir karıncaydım. rabbime fısıltıyla dua ediyordum: "allah'ım, ben sana inanıyorum, bu yaşadıklarıma iman ediyorum, ama ailem, yurdum, tanıdığım her şey karşımda duruyor. zahirle örtüşemiyorum. bana bir delil göster. tıpkı ibrahim'e verdiğin gibi. bana da bir delil göster ya rab." bir vakitten sonra biri o hâlime şahid oldu. şehadet etti. gördü, anladı. bana ne olduğunu anladı ama elinde fazlası yoktu. beni bir yere götürdü. fihi ma fih'in ders ders okunduğu bir yere. mevlânâ'nın o kitapta yazdığı her şey delilim oldu. seyri sülûk diyorlarmış buna: "seyir halindeki kişinin yolculuğu"
"sâlik" deniyormuş seyir halinde olan o kişiye. gönlünde bir yerlerde "allah beni sadece ye, iç, uyu, çalış diye yaratmamıştır. bir sebep vardır, nedir, yaşat bana. talibim sana, senin yoluna, hidayete" gibi ifadeler kullanıp samimane davranışlar, dualar edenler, salih amel işlemeye başlayınca böyle oluyormuş. imanı taklidi'den imanı hakikiye yol... sonra adını duyduğum tasavvuf erlerini aradım, dinledim, anladım ve bekledim, kimse gelmedi. bir sürü gizemli hikayeler anlatıyorlardı ama, kimse gelmedi. onun yerine ben gitmeye başladım. işaretleri anlamaya, kendimi güzel bir ahlak ile ahlaklandırmaya. önüme gelen güzel şeylere uymaya çalışmaya başladım...
sonra ne mi oldu? yine üzülme ama,
ibrahim'e en baştaki ayetten devam edelim:
ibrahim kuşları öldürdü mü bilmiyorum. ama ölmeden önce ibrahim'i öldürdü rabbi.
yangınlı bir yolda yürüttü onu bir vakit. ateşler içinde isyan etmeden, bağrında bir köz taşıyarak yürüttü. çünkü biliyorsun, ayetinde onu "ibrahim gerçekten çok yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini allah'a vermiş biri idi." olarak tanımladı. bağrında köz taşımak, bağrında yangın izi taşımak...
ibrahim kıssasını iyi anlamalısın. aslında kuran'daki her şeyi iyi talim etmelisin.
ibrahim nasıl yandıysa bir yangından geçiyor insan bazen iki bazen üç.. yangınlar bitiyor ama sen köz oluyorsun artık. dışardan değil içerden beslenen bir iman közü..
geçmiş gelecek için yaşanır.
gelecekte bir sen var senden çok başka. emin, emniyetli. ona gidiyorsun. zor ama görünen o ki durum bu.
ellerin başka ele sığmıyor doğru, artık başka elleri avucunda ağırlayacak oldukları için belki. sen yetişirken yetiştirmen de gerekebilir. benim böyle oldu, oluyor. ben yürürken bak, seni de yürürken destekliyorum.
kim olduğun sorusunu aradığın şey ile cevaplamışsın. bir kimliğin yok henüz, oluşacak, açığa çıkacak, zaman ve zemin seni ait olduğun sana, öze, esas benliğine kavuşturacak. bir noktada kimliğine veya olan ve olacak her şeye dair mutmain olursun. tabi sınanmadan olup olmadığını bilemezsin. tüm bu olanlar, bundan.
söylediğin gibi, sessiz hayatında neyim bilmiyorum. bilemiyorum. bilecek miyiz onu da bilmiyorum. bilmeme gerek var mı onu da bilmiyorum. bildiğim bir şey var, bilmediklerimden de razıyım. vakti geldiğinde öğreneceklerimden de. fakat şu an sorarsan, ne yaptığımı, biliyorum. yol gösterici bir ses olabilirim. aracı. rehber. hani gözleri kapalı, karanlık bir alanda ellerin hiçbir şeye temas etmeden düz bir çizgide ilerlemek istersin ama zordur. yönün kayabilir. o noktada biri sana der ki, "hafif sağa, biraz sola, ilerlemeye devam et." işte oradaki, biri. bu doğru tanım mı bilmiyorum, kontrol edemiyorum. bu yaptığımın şeyin safi bir ihtiyaca denk düşmesi lazım sadece.
nakşilere dahil olmuştum 13 yaşında. 19 da ayrılıp gitmiş, 24'ünde kalbi olarak bağlandığım, 27'imde beni kabrinde ağırlayan biri var: münir derman. doğum günümde kabrine gitmek nasip olmuştu. onu sever, sayar, kimsem yoksa bile onum vardır sayarım. şeyhimdir derim ben doğmadan beş yıl evvel dünyadan azad olmasına rağmen. şimdi beslendiğim bir sürü çok kıymetli insan var. anlıyorum ki vakti gelince kendin gibilerle tekamül devam ediyor.
şu şiiri boydan boya dolaştım. yani yaşadım, şimdi sonlardayım:
hiç kimse yok kimsesiz
herkesin var bir kimsesi
ben bu gün kimsesiz kaldım
ey kimsesizler kimsesi
kimse aradığım yollarda
kimsesizlik kimsem oldu
dinsin artık hicranın
kimse aradığım yollar
kimsesiz kimselerle doldu
bazen dilin şükre, hamde, tesbihe gücü yetmez. mübarekler o yüzden şöyle tesbih etmişler:
subhanallahi adede halgıhi
subhanallahi midade kelimâtihi
subhanallahi rıza nefsihî
subhanallahi ziynete arşî
yarattıkların adedince seni tesbih ederim
kelimelerin miktarınca seni tesbih ederim
nefsinin razı olduğunca seni tesbih ederim
altının kıymetince seni tesbih ederim.
son olarak ahvalim, seyretmekle geçiyor. alemi, kendimi, içimdeki sükûnet yeniden yol buluyor gibi elhamdülillahi rabbil âlemin.
selametle.
o, "hayır iman ediyorum. fakat kalbim tam kanaat getirsin diye." cevabını verdi.
sonra rabbi ona kuşları eğitmesini ve sonra eğittiği kuşlara kıymasını sonra tekrar yanına çağırmasını söyledi. sonra onların capcanlı ona döneceğini ve kudret sahibi olduğunu söyledi.
bu mektubun en duygu yüklü kısmı kendime: geçmişteki bana; çabasına, özüne, kendine hayran olduğum bana. bazı kısımları da bir delil arayan herkese...
şimdi seni biraz keskin yârlarda gezdireceğim, sen yine de incinmemeye çalış olur mu?
seçilen ayetin manidarlığı üzerinde mıh gibi duruyorum. imanıma, bana olanlara, hallerime, kendime delicesine bir delil aradığım vakitlere gidiyoruz. içimdeki yangınlı sevda uğruna insanı bir dağı tırmanmanın acı verici yalnızlığına, her şeyi gösteren ve gözde küçülten, değersizleştiren yansımasına, her adımda keskinliğin, sızının ve soğukluğun bağrına bastığı, anlaşılmaz, salt, damıtılmış çaresizliğin bağrına bastığı, acıtan ama çok acıtan, yine de yola devam etmek zorunda olduğunu iliklerine kadar hissettiğim bir yola revan olduğumu bilmiyordum. yürüyordum ama bilmiyordum. sadece dönüşmek, değişmek, geri dönmemek zorundaydım. deliriyor gibiydim ama kendimi nedense kaybetmiyordum. çevremde hâl üzere olan, hâlden anlayan kimseler yoktu. zahirdeki her şey bana muhalefet ediyordu, yok sayıyordu, yıkıyordu beni ama kalbim de öyle baskın bir eminlikteydi ki... dönemiyordum, benzeyemiyordum eskiye, diğerlerine.
zahirdeki hayata adapte olamadığım için çok ağlıyordum. anlattıklarım anlaşılmıyordu çevremdekilerce. dermansızdım.
ibrahim duası etmiştim biçare. gece ıssız ve kimsesiz di, ben simsiyah gecede simsiyah taşın içinde simsiyah bir karıncaydım. rabbime fısıltıyla dua ediyordum: "allah'ım, ben sana inanıyorum, bu yaşadıklarıma iman ediyorum, ama ailem, yurdum, tanıdığım her şey karşımda duruyor. zahirle örtüşemiyorum. bana bir delil göster. tıpkı ibrahim'e verdiğin gibi. bana da bir delil göster ya rab." bir vakitten sonra biri o hâlime şahid oldu. şehadet etti. gördü, anladı. bana ne olduğunu anladı ama elinde fazlası yoktu. beni bir yere götürdü. fihi ma fih'in ders ders okunduğu bir yere. mevlânâ'nın o kitapta yazdığı her şey delilim oldu. seyri sülûk diyorlarmış buna: "seyir halindeki kişinin yolculuğu"
"sâlik" deniyormuş seyir halinde olan o kişiye. gönlünde bir yerlerde "allah beni sadece ye, iç, uyu, çalış diye yaratmamıştır. bir sebep vardır, nedir, yaşat bana. talibim sana, senin yoluna, hidayete" gibi ifadeler kullanıp samimane davranışlar, dualar edenler, salih amel işlemeye başlayınca böyle oluyormuş. imanı taklidi'den imanı hakikiye yol... sonra adını duyduğum tasavvuf erlerini aradım, dinledim, anladım ve bekledim, kimse gelmedi. bir sürü gizemli hikayeler anlatıyorlardı ama, kimse gelmedi. onun yerine ben gitmeye başladım. işaretleri anlamaya, kendimi güzel bir ahlak ile ahlaklandırmaya. önüme gelen güzel şeylere uymaya çalışmaya başladım...
sonra ne mi oldu? yine üzülme ama,
ibrahim'e en baştaki ayetten devam edelim:
ibrahim kuşları öldürdü mü bilmiyorum. ama ölmeden önce ibrahim'i öldürdü rabbi.
yangınlı bir yolda yürüttü onu bir vakit. ateşler içinde isyan etmeden, bağrında bir köz taşıyarak yürüttü. çünkü biliyorsun, ayetinde onu "ibrahim gerçekten çok yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini allah'a vermiş biri idi." olarak tanımladı. bağrında köz taşımak, bağrında yangın izi taşımak...
ibrahim kıssasını iyi anlamalısın. aslında kuran'daki her şeyi iyi talim etmelisin.
ibrahim nasıl yandıysa bir yangından geçiyor insan bazen iki bazen üç.. yangınlar bitiyor ama sen köz oluyorsun artık. dışardan değil içerden beslenen bir iman közü..
geçmiş gelecek için yaşanır.
gelecekte bir sen var senden çok başka. emin, emniyetli. ona gidiyorsun. zor ama görünen o ki durum bu.
ellerin başka ele sığmıyor doğru, artık başka elleri avucunda ağırlayacak oldukları için belki. sen yetişirken yetiştirmen de gerekebilir. benim böyle oldu, oluyor. ben yürürken bak, seni de yürürken destekliyorum.
kim olduğun sorusunu aradığın şey ile cevaplamışsın. bir kimliğin yok henüz, oluşacak, açığa çıkacak, zaman ve zemin seni ait olduğun sana, öze, esas benliğine kavuşturacak. bir noktada kimliğine veya olan ve olacak her şeye dair mutmain olursun. tabi sınanmadan olup olmadığını bilemezsin. tüm bu olanlar, bundan.
söylediğin gibi, sessiz hayatında neyim bilmiyorum. bilemiyorum. bilecek miyiz onu da bilmiyorum. bilmeme gerek var mı onu da bilmiyorum. bildiğim bir şey var, bilmediklerimden de razıyım. vakti geldiğinde öğreneceklerimden de. fakat şu an sorarsan, ne yaptığımı, biliyorum. yol gösterici bir ses olabilirim. aracı. rehber. hani gözleri kapalı, karanlık bir alanda ellerin hiçbir şeye temas etmeden düz bir çizgide ilerlemek istersin ama zordur. yönün kayabilir. o noktada biri sana der ki, "hafif sağa, biraz sola, ilerlemeye devam et." işte oradaki, biri. bu doğru tanım mı bilmiyorum, kontrol edemiyorum. bu yaptığımın şeyin safi bir ihtiyaca denk düşmesi lazım sadece.
nakşilere dahil olmuştum 13 yaşında. 19 da ayrılıp gitmiş, 24'ünde kalbi olarak bağlandığım, 27'imde beni kabrinde ağırlayan biri var: münir derman. doğum günümde kabrine gitmek nasip olmuştu. onu sever, sayar, kimsem yoksa bile onum vardır sayarım. şeyhimdir derim ben doğmadan beş yıl evvel dünyadan azad olmasına rağmen. şimdi beslendiğim bir sürü çok kıymetli insan var. anlıyorum ki vakti gelince kendin gibilerle tekamül devam ediyor.
şu şiiri boydan boya dolaştım. yani yaşadım, şimdi sonlardayım:
hiç kimse yok kimsesiz
herkesin var bir kimsesi
ben bu gün kimsesiz kaldım
ey kimsesizler kimsesi
kimse aradığım yollarda
kimsesizlik kimsem oldu
dinsin artık hicranın
kimse aradığım yollar
kimsesiz kimselerle doldu
bazen dilin şükre, hamde, tesbihe gücü yetmez. mübarekler o yüzden şöyle tesbih etmişler:
subhanallahi adede halgıhi
subhanallahi midade kelimâtihi
subhanallahi rıza nefsihî
subhanallahi ziynete arşî
yarattıkların adedince seni tesbih ederim
kelimelerin miktarınca seni tesbih ederim
nefsinin razı olduğunca seni tesbih ederim
altının kıymetince seni tesbih ederim.
son olarak ahvalim, seyretmekle geçiyor. alemi, kendimi, içimdeki sükûnet yeniden yol buluyor gibi elhamdülillahi rabbil âlemin.
selametle.
devamını gör...


