hepsi kötüdür. bir tane bile iyi, tavsiye gibi tavsiye duymadım. tavsiye verenlerin hepsi kendini yüceltme derdinde. ama en kötüsü “çocuklarımı uyuttuktan sonra mutfağımı, evimi temizler öyle uyurum. mama masasına oturtur her işimi hallederim, sen de öyle yapabilirsin. “ gibi tavsiyelerdir.
sosyal medya çöplükleri tarafından pazarlaması yapılan “takviye”. insanlar çıldırmış, emeksiz kolay para kazanmak için yapmıyacacakları şey kalmamış.
dün instagramda bir kadın gördüm, çok büyük bir buluş yapmış gibi anlatıyor. kızının boyu uzamıyormuş, doktoru demiş ki, gece uykusu düzensiz olduğu için uzamıyormuş. jelibon şeklinde melatonin takviyesi kullanmaya başlayınca hem uyku sorunu bitmiş hem de kızı boy atmış. akıl alır gibi değil, küçücük bebeklere bile veren varmış. küfürsüz hayat gerçekten zor.
çocukda nörolojik bir sorun olmadığı müddetce, biraz sabır, güzel bir rutin ve keyfinden azıcık ödün vererek uyku sorunu çözülebilir.
bizim ülkemizde bir köşesi olmazsa küsüyormuş. kahve köşesi adı altında pazarlaması yapılan bu mutfak vitrinlerini ben de beğeniyorum ama bir kadının da en büyük hayali kocası tarafından yapılan kahve köşesi olmamalı.
ön not: bitmeyen çaylaklığım yüzünden başlık açamıyorum. yazacaklarım kabakgiller başlığı daha uygundır.
kabakgiller (cucurbitaceae), genellikle tırmanıcı veya sürünücü gövdeye sahip, otsu ve sarılıcı bitkilerden oluşan geniş bir bitki familyasıdır. botanik açısından sebze değil meyvedir. lifli yapısı sayesinde tokluk hissi verir, kabızlığa engel olur. renk renk, çeşit çeşittir. bu hafta menü de kabak var.
bal kabağının tatlısı, görseldeki sarımsı renklinin çorbası güzel oluyor. yeşil renkliyi daha önce denememiştim. bir de onun tadına bakmak lazım.
evdeyim, ütümü yaptım ayaklarımı biraz dinlendirirken instagrama bir bakıyım demiştim. herkes geziyor arkadaşlar ama herkes. erkek kardeşim ispanya da, kuzenim italya’da, kardeşlerim de geçen hafta italya’daydı. bir ben evdeyim bir de bu tanımı okuyanlar gibi bir his var içimde.
koleksiyon yapma konusunda çok istikrarlı değilim. bir kaç yıl yaparım sonra ya birilerine hediye ederim ta da satarım. 10 yıl 20 yıl boyunca obje biriktiren insankara da ayrı bir hayranlık beslerim.
ilkokul yıllarında peçete, pul, kokulu defter kağıtları biriktirdim. isviçre çakısı koleksiyonum vardı yarısını sattım, bazılarını hediye ettim. şu anda renk renk kurabiye kalıplarım var. renginin ne önemi varsa. 2 tane zippo çakmağım var. çakmak koleksiyonu yapacaktım, sadece iki tane bulabildim. gittiğim şehirlerden posta kartı almaya başladım ama çoğu şehirde satılmıyor artık. 4 tane kartpostalım var.
ne yazıyım bilemiyorum.
ben çok severim. annem çok güzel kurar bunu, limonlu yapardı eskiden, şimdi sirkeli yapıyor ama o da şahane olur. ne zaman kendimi hasta gibi hisseder ya da hastanırım, bir yarım çay bardağı kadar suyunu içerim. resmen diriltir beni. geçenlerden uzun zamandır turşu yemediğimi ve çok sevdiğimi söyleme gafletinde bulundum. bir arkadaşım koca bidonla lahana turşusu göndermiş, gönderdi de her sirkeli su içinde bekletilen sebze ya da meyve turşu olmuyormuş öğrenmiş oldum. bı nasıl bir özgüvendir, bu nasıl kendini hamarat zannetmektir böyle. resmen sirke yedirdi bana.
lahanayı ince ince doğrayıp, üzerine beyaz sirke gezdirip, tuz ile ovup yemeyi tercih ederdim.
benim burcum sazan olduğu için ben düşeceğim bu başlığa. iki çocukluyum ve sözlükte vakit geçirecek kadar vaktim var. çünkü neden olmasın. çocuk dediğin küçük insanlar belli bir yaştan sonra biz büyük insanlara ihtiyaç duymuyorlar.
değişik tipler vardı. benim favorim sözlükte bekar rolü yapıp aslında evli ve bir kız çocuğu olan kadındı. arada bir gelip dekolte resmi atıp ortalığı karıştırıyordu. uzun zamandır stalklamıyordum kendisini, hatırlamışken gidip bir bakıyım boşanmış mı acaba?
güzel olduğundan emin miyiz? çünkü alışkanlık haline getirdiği kötü eylemler, vücuduna ve yüzüne de yansır. kötü alışkanlıkları onu yavaş yavaş bitirir.
az önce son bölümünü izlemiş bulunmaktayım. beğenmedim. kimse de beğenmemiş galiba.
80ler, 90lar yılı söz konusu olunca bütün klişeler sıralanırken, 2000ler yılını bu kadar yüzeysel işlenmesini anlamıyorum. giydir liselilere kot ceket, ver ellerine tuşlu telefon, 2000ler playlist arka planda açık olsun. tamam oldu da bitti gibi düşinüyorlar galiba. 2001 yılında liseden mezun olmuş biri olarak beni o yıllara götüremedi. liseli gençleri ve o yılları hep apolitik gösterme çabası var. 80ler de ülkücülere rahat rahat giydiren insanlar, 2000ler söz konudu olunca o malum insanlar hakkında konuşmuyor, en ufak bir imâda dahi bulunamıyorlar.
oyuncuların lise hali ile şuan ki hali arasında dağlar kadar fark var. sürekli bir gizem oluşturmaya, zoraki ters köşe yapmaya çalışılmış. ama olmamış.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.