herkesin birbirini bir yerlerden tanıması. yeni tanıştığınız biriyle sohbet etmeye başladıktan sonra göreceksiniz ki mutlaka ortak tanıdıklarınız çıkacak. belki de o yüzden ankara'ya dönüş her zaman "eve dönmek"le eşdeğer.
android telefon kullanıyorum. ön bilgi olarak bunu vereyim. tespit ettiğim sorunlar şu şekilde:
1. ne yazık ki arayüz responsive davranmıyor. arayüzün üst ve alt kısımları menü çubuklarının altında kalıyor. mesela:
2. uygulamanın rozet rengi güzel ama üzerindeki illüstrasyon algılanmıyor. daha belirgin ve sade bir illüstrasyona gidilmeli.
3. bir diğer konu da mesaj ya da girdi yazarken ekranın yukarı doğru kaymaması ve klavyenin altında kalması. ekranı görmeden yazmak zorunda kalıyoruz.
4. mesaj yazabilmek daha bile zor. çünkü mesaj kutucuğu alt menü çubuğunun altında kaldığı için oraya tıklamak bir mesele. hadi bir şekilde tıklamayı başardınız diyelim, bu sefer yine ne yazdığınızı göremeden yazıyorsunuz her şeyi. çünkü klavyenin altında kalıyor.
4. ana sayfa zemin rengi olarak kırık beyaz kullanmak yerine direkt beyaz kullanmak daha doğru olur. gece modunda kullananlar çok fark etmiyor olabilir. gündüz modunda kullananlar için biraz boğucu bir etki yaratıyor.
bunlar acilen çözülmesi gereken sorunlar. eğer başka sorunlar da bulabilirsem bu girdiyi düzenlerim.
acıya saygı duymak. ulan dün bir okulda saykonun teki katliam yaptı. bugün sosyal medyaya, sözlüklerdeki başlıklara bir bakıyorum, sanki hiç böyle bir olay olmamış gibi goygoy yapıyor bazıları. 2 gün kahvenin fotoğrafını paylaşma, 2 gün kadınların memesini merak etme. 2 gün şu insanların acısına saygı göster ya! çok mu zor?! biz ne ara bu kadar leş bir toplum olduk?!
sana kıyamaz.
hayatını kolaylaştırmak için elinden geleni yapar.
planlarına seni de dahil eder.
çok saygılı davranır.
sana karşı hep şeffaftır. her şeyi açıkça anlatır.
şefkâtli ve sevgi dolu yaklaşır.
sevdiği şeyleri seninle paylaşmak ister.
yanında olabilmek için her fırsatı değerlendirir.
seni gerçekten dinler. senin hakkındaki her şeyi bilmek ister.
pazar günleri bütün çocukları televizyonun karşısına çivileyen bir çizgi filmdi. hatta gazeteler çizgi romanlarını da verirdi. bizim evde bayağı bir koleksiyonu yapılmıştı.
ayrıca "jetgiller", "şeker kız candy" (ki kendisi seyrettiğimiz ilk animedir), "uçan kaz" da çok sevilirdi.
en sevdiğimi de sona sakladım:
"tom ve jerry"
hâlâ bir yerde denk gelsem kitlenip izliyorum.
hiç bilmediğim bir ülkenin, bilmediğim sokaklarında, yanımda harita ya da gps yokken dolaştığım günlerde hissettiğim o özgürlük hissini bir daha hiç tadamadım. gönlümce istediğim yere gittim. istediğim kadar kaldım. ne giydiklerimin bir önemi vardı, ne de nasıl göründüğümün. uzun süredir pratik yapmadığım için körelmiş dil becerim bile 2 günde toparlamıştı kendini. çünkü düzgün konuşmak için bir çaba sarf etmiyordum. kelimeler, cümleler gelişi güzel çıkıyordu ağzımdan ve işin ilginç tarafı insanlarla daha kolay anlaşıyordum. kimlik, giyilebilen bir şeymiş, orada anladım.
keşke gerçekten bir simülasyonda yaşıyor olsak da biri gelip reset atsa. doğanın ağzına sıçılmadığı, insanların boktan varlıklar olmadığı bir dünyaya uyansak. bunu gerçekten çok isterdim.
bütün sosyal medya platformlarında bolca bulunan bot hesaplar ile insanların sinir uçlarıyla oynamakla görevlendirilmiş, cumhuriyet ve atatürk düşmanı troll hesapları engellesinler önce. o zaman anlarız, bakalım bu hangi amaca hizmet eden bir düzenleme. gerçi eminim ki amacın kokusunu hepimiz alıyoruzdur.
izmirliler genel olarak hiçbir şeyi orijinal ismiyle kullanamıyorlar. sigortaya asfalya, çamaşır suyuna klorak, mutfak tezgahına banko, leblebiye nohut, mısıra darı falan diyorlar. neden? hiç bilmiyoruz azizim.
ben uzun bir kadınım ve benden kısa boylu bir erkeğe karşı kardeşçe hisler dışında bir his beslemem mümkün değil. bilimsel olarak nasıl açıklanır bilemiyorum. belki toplumsal dayatma, belki de soyun devamlılığı için en iyi, en güçlü geni seçmek adına genetik aktarımdır. ama özetle benden kısa adamların hepsi dünya ahret kardeşimdir.
karar verilerek kötü olmak mümkün değildir. mesele her zaman vicdandır. insanı vicdanı yönlendirir. inanç dediğiniz şey de vicdandır, ahlâkî değer dediğiniz şey de vicdandan geçer.
en sevdiğim. günün muhtelif saatlerinde elmyra gibi yakalayıp, mıncırmak suretiyle hayvanı öpücük manyağı yapıyorum. hem hoşuna gidiyor, hem de itiraz ediyor. kafa da karışık zillinin. :)
otake-san'ın hâlâ feda etmediği küçük bir lüksü vardı: o da ufacık bahçesiydi. savaşın sonlarına doğru oradaki çiçekleri de söküp yiyecek ekmek zorunda kaldı ama bunu bile kendi kişiliğine uygun biçimde yaptı. pancar, turp ve havuçları öyle bir biçimde ekti ki bitkiler büyüdüğü zaman yaprakları göze çiçek yatakları gibi güzel görünür oldu. otake. "gerçi bu durumda bunların otlarını ayıklayıp bakımlarını yapmak çok güç oluyor ama, hayat mücadelesi uğruna güzelliği feda edersek, barbarlar daha şimdiden bizi yenmiş sayılır" diyordu.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.