izmirliler genel olarak hiçbir şeyi orijinal ismiyle kullanamıyorlar. sigortaya asfalya, çamaşır suyuna klorak, mutfak tezgahına banko, leblebiye nohut, mısıra darı falan diyorlar. neden? hiç bilmiyoruz azizim.
ben uzun bir kadınım ve benden kısa boylu bir erkeğe karşı kardeşçe hisler dışında bir his beslemem mümkün değil. bilimsel olarak nasıl açıklanır bilemiyorum. belki toplumsal dayatma, belki de soyun devamlılığı için en iyi, en güçlü geni seçmek adına genetik aktarımdır. ama özetle benden kısa adamların hepsi dünya ahret kardeşimdir.
karar verilerek kötü olmak mümkün değildir. mesele her zaman vicdandır. insanı vicdanı yönlendirir. inanç dediğiniz şey de vicdandır, ahlâkî değer dediğiniz şey de vicdandan geçer.
en sevdiğim. günün muhtelif saatlerinde elmyra gibi yakalayıp, mıncırmak suretiyle hayvanı öpücük manyağı yapıyorum. hem hoşuna gidiyor, hem de itiraz ediyor. kafa da karışık zillinin. :)
otake-san'ın hâlâ feda etmediği küçük bir lüksü vardı: o da ufacık bahçesiydi. savaşın sonlarına doğru oradaki çiçekleri de söküp yiyecek ekmek zorunda kaldı ama bunu bile kendi kişiliğine uygun biçimde yaptı. pancar, turp ve havuçları öyle bir biçimde ekti ki bitkiler büyüdüğü zaman yaprakları göze çiçek yatakları gibi güzel görünür oldu. otake. "gerçi bu durumda bunların otlarını ayıklayıp bakımlarını yapmak çok güç oluyor ama, hayat mücadelesi uğruna güzelliği feda edersek, barbarlar daha şimdiden bizi yenmiş sayılır" diyordu.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.