1.
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
üst not : sonunda bir miktar veda barındıracaktır.
bugün ne kadar kötü geçebilirse o kadar kötü geçti. geçen haftadan beri bekliyorum, bugün venüs-jüpiter kavuşumu var diye. güya dua edip manifest yapıcaz kızlarla... al sana manifestin kralı geliyor.
bir ay önce bir tam gece boyunca uğruna göz yaşı döktüğüm adamı kalbimden çıkarıp atma kararıyla uyandım bugün. 5 yıl sonra. bugün anılarımızla, konuştuğumuz tüm o keyifli zamanlarla son bir kez zihinsel jenerik yaşayıp vedalaşma kararı aldım. çünkü o gitmeden doğru adam gelmeyecek artık bunu çok iyi biliyorum. bu şekilde tek haksızlık doğru adama yapılıyor çünkü...
neyse kafada bu planla uyandık ama enerji sıfır. moral sıfır. sabahtan beri başladı normalde 3 haftada gelecek müvekkil kırmızı alarmının bir güne yığılması hali. %99'u hatır işi. yolda car car aramalar. cevap verecek enerji var mı, eh işte güç bela.
ofiste zor durdum, hallettim işlerimi. kendimi dua edebileceğim bir yere atmam lazım. bugün törensel geçmeli diye bir düşünce var içimde.
bu arada haftasonu en kıymetlimle * yaptığım telefon konuşmasından beri ellerimin içi paramparça.. onu da belirtmiş olayım. bugün artık çingenelerin fal için baktığı çizgilerden yırtılmaya başlamıştı cildim.
her neyse, ofisten dışarı attım kendimi. hadi kcf biraz pozitif ol story paylaş hadi kızım telkinleriyle akıyorum yolda. hep gittiğim kilisede tam anılarımla vedalaşırken başka bir hatır işi için car car telefonum çalmasın mı... salaklık yemin ederim bende. sinir sistemim 5 dk dua edip bir tane de mum yakma süresince bekleyemeyecek kadar alarm halinde. çarmıha gerili isa heykeli beni süzerken elaleme mesajlar gitti bugün st antuan'da...
anılarımla vedalaşmam da b.k oldu. hastalığım vs tam her şeyi sallayıp içmeye niyet edecektim ki son anda tuttum kendimi kahveye geçtim. aaa nasıl unuturum geçmeden önce bir hatır işi için daha arandım. çünkü kcf, gazetenizin ücretsiz pazar eki. bayiinizden ısrarla istemelisiniz...
kahveden sonra ayaklarım beni malum kişiyi ilk ve de son kez kez gördüğüm yere götürmeye başladı. rota yeniden hesaplanıyor... vapura bindim. bindim binmesine lakin bir de arkadan bana bir mesaj yağmuru gelmesin mi... kcf sana bunları anlatmayacaktım normalde çünkü ne zaman anlatsam çözüm buluyorsun ve mahçup oluyorum... ama içim çok dolu anlatmam lazım lakin lütfen hiçbir şey yapma... o mesajların hiçbirine cevap bile veremedim çünkü okuduklarım içime taş gibi çöktü. göz yaşım içimde dondu kaldı.
kcf vapurda sadece başını kaldırıp üstünde morning star yazan gemiyi görünce kıyıya yanaştığını anladı.
şimdi neredeyiz, kadıköy sahil. artık mide bulantısından düşüp kalma seviyesine gelmiş haldeyiz. son kez -ritüeli tamamlamak için- malum mekanın önünden geçtim. artık gönül rahatlığıyla kapanış yapabilirim dedim. hadi bi yemek zamanı o zaman (yere yapışmaya beş var çünkü).
oturduğum mekanda bir başka mesaj dalgası. bu sefer çok milyonluk hatır işlerinden birinin samanlıkta iğne aramalı taramaları. kendime şunu çok söyledim, kcf işin sahibi kendi meselesini düşünmüyorsa sana ne oluyor dedim, yok içerdeki deli kız dinlemiyor.
bakın en son garson beyle aramızda şöyle bir konuşma geçti,
-hanımefendi enginar dolması söylediniz ama... yenme usulünü biliyorsunuz değil mi? böyle yapraklarıyla... (o sırada çatalla içindeki pilavı yiyorumdur)
+biliyorum beyefendi sadece şu an ellerim tutmuyor, yapraklarını koparamıyorum...
aynı garson aradan 15-20 dk geçtikten sonra gelip şöyle dedi, uzaktan göz hapsimdesiniz, iyi görünmüyorsunuz yardımcı olalım isterseniz...
adama diyemedim ki iki saat sonra muhtemelen yediğim her şeyi istifra edeceğim diye...
kalkıp apar topar eve dönmeye çalıştım. ayaklar yeni yeni tutmaya başlıyor. çünkü kcf lokantada istifra etmemek için ağlamayı tercih etti. başka türlü vücudumdaki titreme hissi geçmiyor çünkü. ki cehennem sıcağı bile olsa yanımda trençkot vs olmadan asla dışarı çıkmam.
tam yola koyulacakken bir de kim arasın... bir zamanlar koyun koyuna uyuduğum kuzenim. alo kcf bana avukat lazım boşanıyorum. ablam kurban olayım teker teker gelin...
zaten abimi düşündükçe vücudum çöküyor, bir de kuzenim. bakın bu iki insan da ciddi adaletsizliklere uğradı.
en başta ne demiştim, bugünden çok umutluydum, venüs jüpiter kavuşumu vardı. gökyüzünde o iki gezegeni yan yana seyrederken geldi bu telefon.
şimdi soruyorum allah'ım, beni bu kadar haksızlığın orta yerine ne yapayım diye gönderdin....
yolda hala bugün daha ne kadar kötü geçebilir diye düşünürken, binama girdiğim zaman asansörde mahsur kalmış kedi üstüme fırlıyordu az daha.
kendimize hayrımızın olmadığı günde kediciğe nefes aldırdık en azından.
görüyor musun akrep kral, bi seni bırakmaya niyet ettik, evrende taş üstünde taş kalmıyordu az daha... ama kararımdan dönmedim. seni bıraktım bugün.
hem de yeni bir sayfa açarak değil defteri komple atarak.
bugün yolda bir yandan midemi üşütmeye devam ederken düşünecek bol bol vaktim oldu. bugün itibariyle tek önceliğim hayatımın çerçevesini yeniden çizmek. herkesin sorumluluğu üzerime öyle fütursuzca boca edilmiş ki, benim hayatımda bana yer kalmamış.
bugün mesleğimi bırakmaya karar verdim. bu işi sevmediğimi iliğimde hissettim. başarı, para veya övgüyle kandırmayacağım artık kendimi daha fazla.
ve bu mesleği bırakıp başka bir yol açana kadar bazı şeylerden biraz uzaklaşma kararı aldım. kafa izninden yeni döndüğüm için izin alamıyorum lakin uzun bir süre burada olmamayı düşünüyorum. önemli birkaç kişide telefon numaram var zaten. kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın a dostlar.
*
ve lütfen şu firarinin öğüdüne kulak verin: gerçekten ne istediğinizi bulmak için lütfen dönüp içinize bakın. yoksa kader, hayatınızı paramparça edip sizi binlerce parçalık bir kalp yapbozuyla başbaşa bırakıyor.
herkese sevgiler, keyifli sözlükler...
bugün ne kadar kötü geçebilirse o kadar kötü geçti. geçen haftadan beri bekliyorum, bugün venüs-jüpiter kavuşumu var diye. güya dua edip manifest yapıcaz kızlarla... al sana manifestin kralı geliyor.
bir ay önce bir tam gece boyunca uğruna göz yaşı döktüğüm adamı kalbimden çıkarıp atma kararıyla uyandım bugün. 5 yıl sonra. bugün anılarımızla, konuştuğumuz tüm o keyifli zamanlarla son bir kez zihinsel jenerik yaşayıp vedalaşma kararı aldım. çünkü o gitmeden doğru adam gelmeyecek artık bunu çok iyi biliyorum. bu şekilde tek haksızlık doğru adama yapılıyor çünkü...
neyse kafada bu planla uyandık ama enerji sıfır. moral sıfır. sabahtan beri başladı normalde 3 haftada gelecek müvekkil kırmızı alarmının bir güne yığılması hali. %99'u hatır işi. yolda car car aramalar. cevap verecek enerji var mı, eh işte güç bela.
ofiste zor durdum, hallettim işlerimi. kendimi dua edebileceğim bir yere atmam lazım. bugün törensel geçmeli diye bir düşünce var içimde.
bu arada haftasonu en kıymetlimle * yaptığım telefon konuşmasından beri ellerimin içi paramparça.. onu da belirtmiş olayım. bugün artık çingenelerin fal için baktığı çizgilerden yırtılmaya başlamıştı cildim.
her neyse, ofisten dışarı attım kendimi. hadi kcf biraz pozitif ol story paylaş hadi kızım telkinleriyle akıyorum yolda. hep gittiğim kilisede tam anılarımla vedalaşırken başka bir hatır işi için car car telefonum çalmasın mı... salaklık yemin ederim bende. sinir sistemim 5 dk dua edip bir tane de mum yakma süresince bekleyemeyecek kadar alarm halinde. çarmıha gerili isa heykeli beni süzerken elaleme mesajlar gitti bugün st antuan'da...
anılarımla vedalaşmam da b.k oldu. hastalığım vs tam her şeyi sallayıp içmeye niyet edecektim ki son anda tuttum kendimi kahveye geçtim. aaa nasıl unuturum geçmeden önce bir hatır işi için daha arandım. çünkü kcf, gazetenizin ücretsiz pazar eki. bayiinizden ısrarla istemelisiniz...
kahveden sonra ayaklarım beni malum kişiyi ilk ve de son kez kez gördüğüm yere götürmeye başladı. rota yeniden hesaplanıyor... vapura bindim. bindim binmesine lakin bir de arkadan bana bir mesaj yağmuru gelmesin mi... kcf sana bunları anlatmayacaktım normalde çünkü ne zaman anlatsam çözüm buluyorsun ve mahçup oluyorum... ama içim çok dolu anlatmam lazım lakin lütfen hiçbir şey yapma... o mesajların hiçbirine cevap bile veremedim çünkü okuduklarım içime taş gibi çöktü. göz yaşım içimde dondu kaldı.
kcf vapurda sadece başını kaldırıp üstünde morning star yazan gemiyi görünce kıyıya yanaştığını anladı.
şimdi neredeyiz, kadıköy sahil. artık mide bulantısından düşüp kalma seviyesine gelmiş haldeyiz. son kez -ritüeli tamamlamak için- malum mekanın önünden geçtim. artık gönül rahatlığıyla kapanış yapabilirim dedim. hadi bi yemek zamanı o zaman (yere yapışmaya beş var çünkü).
oturduğum mekanda bir başka mesaj dalgası. bu sefer çok milyonluk hatır işlerinden birinin samanlıkta iğne aramalı taramaları. kendime şunu çok söyledim, kcf işin sahibi kendi meselesini düşünmüyorsa sana ne oluyor dedim, yok içerdeki deli kız dinlemiyor.
bakın en son garson beyle aramızda şöyle bir konuşma geçti,
-hanımefendi enginar dolması söylediniz ama... yenme usulünü biliyorsunuz değil mi? böyle yapraklarıyla... (o sırada çatalla içindeki pilavı yiyorumdur)
+biliyorum beyefendi sadece şu an ellerim tutmuyor, yapraklarını koparamıyorum...
aynı garson aradan 15-20 dk geçtikten sonra gelip şöyle dedi, uzaktan göz hapsimdesiniz, iyi görünmüyorsunuz yardımcı olalım isterseniz...
adama diyemedim ki iki saat sonra muhtemelen yediğim her şeyi istifra edeceğim diye...
kalkıp apar topar eve dönmeye çalıştım. ayaklar yeni yeni tutmaya başlıyor. çünkü kcf lokantada istifra etmemek için ağlamayı tercih etti. başka türlü vücudumdaki titreme hissi geçmiyor çünkü. ki cehennem sıcağı bile olsa yanımda trençkot vs olmadan asla dışarı çıkmam.
tam yola koyulacakken bir de kim arasın... bir zamanlar koyun koyuna uyuduğum kuzenim. alo kcf bana avukat lazım boşanıyorum. ablam kurban olayım teker teker gelin...
zaten abimi düşündükçe vücudum çöküyor, bir de kuzenim. bakın bu iki insan da ciddi adaletsizliklere uğradı.
en başta ne demiştim, bugünden çok umutluydum, venüs jüpiter kavuşumu vardı. gökyüzünde o iki gezegeni yan yana seyrederken geldi bu telefon.
şimdi soruyorum allah'ım, beni bu kadar haksızlığın orta yerine ne yapayım diye gönderdin....
yolda hala bugün daha ne kadar kötü geçebilir diye düşünürken, binama girdiğim zaman asansörde mahsur kalmış kedi üstüme fırlıyordu az daha.
kendimize hayrımızın olmadığı günde kediciğe nefes aldırdık en azından.
görüyor musun akrep kral, bi seni bırakmaya niyet ettik, evrende taş üstünde taş kalmıyordu az daha... ama kararımdan dönmedim. seni bıraktım bugün.
hem de yeni bir sayfa açarak değil defteri komple atarak.
bugün yolda bir yandan midemi üşütmeye devam ederken düşünecek bol bol vaktim oldu. bugün itibariyle tek önceliğim hayatımın çerçevesini yeniden çizmek. herkesin sorumluluğu üzerime öyle fütursuzca boca edilmiş ki, benim hayatımda bana yer kalmamış.
bugün mesleğimi bırakmaya karar verdim. bu işi sevmediğimi iliğimde hissettim. başarı, para veya övgüyle kandırmayacağım artık kendimi daha fazla.
ve bu mesleği bırakıp başka bir yol açana kadar bazı şeylerden biraz uzaklaşma kararı aldım. kafa izninden yeni döndüğüm için izin alamıyorum lakin uzun bir süre burada olmamayı düşünüyorum. önemli birkaç kişide telefon numaram var zaten. kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın a dostlar.
*
ve lütfen şu firarinin öğüdüne kulak verin: gerçekten ne istediğinizi bulmak için lütfen dönüp içinize bakın. yoksa kader, hayatınızı paramparça edip sizi binlerce parçalık bir kalp yapbozuyla başbaşa bırakıyor.
herkese sevgiler, keyifli sözlükler...
devamını gör...


