açılın beren saat'i övmeye geldim. ya bu kadın aynı o ilk çıktığı tofita reklamındaki gibi değil mi? hiç değişmedi demezsin 40'lı yaşlarda, hep çocuksu hallerde.. ben hatırla sevgili'den beri takip ederim. hem oradaki yasemin rolüne hem de tabii ki bihter ziyagil haline bayılırım. ondan sonra kadına nazar değmiş olabilir. kenan doğulu ile evlendi falan.. * kariyer yönetimini yapamadı ya da ne bileyim beklentiyi hep yüksek tuttuk.. şarkısı hakkında zaten hemfikiriz. canı istemiş yapmış ama bu kadar yani böyle bir şeyi çıkardıysa ortaya elbet eleştiriye de göze almıştır.
ben yine de bu kadının farklı bir enerjisi olduğunu düşünüyorum..
gerçekten çok üzücü bir durum. çevremde buna benzer örnekler gördüm. üstelik bu kızların çoğu sevgililerinden zeki oluyorlar. bir kızcağız vardı; sayısal zekasına okuldayken hayrandım. üniversite sınav sonucu da fena değildi. yani keşke benim sınav sonucum olsaydı, ben neler yapardım da ben de onun zekası yoktu işte.. derken çok alakasız bir üniversitenin ta bilemem nerenin bölümünü 1. tercih yapmış ve direkt oraya yerleşmiş olduğunu duydum. duyunca bir afalladım.. nasıl yani? o puanla neler yapılabilirdi diye düşünmeden edemedim.. sonradan duydum ki, görüştüğü biri varmış aslında tam sevgili de sayılmazlarmış. o birinin yanına gidince onunla olma ihtimalini düşünmüş ve böyle bir karar vermiş.. o zamanda tepki göstermiştim... seneler sonra karşılaşmıştık neden diye de sordum -içimde nasıl kaldıysa- hüzünlü bir halde yaptık bir hata dedi. peşinden gittiği kişi başkasını sevmiş.. bunun tam tersi de var tabii evlenip gelen mutlu olan, kariyer yapanı da var ona da söylemiştim bence yanlış yaptın diye.. ve tabii ki diğerine üzüldüm.. zeka tek başına yeterli değilmiş..
ben enerjimi niye buraya veriyorum ki? yok onu sevmiyor muşum, yok nickini görünce kusuyor muşum? ben tanımıyorum, onlar tanımıyor beni.. bu bir sözlük gerçeği.. öyle bir duygu yok aslında sevdiğin yazarda yok. tanıyorsanız ayrı ona bir şey diyemem..
günün mottosu sincap gibi ol.*
yalnız bir sıkıntı var: benim seçtiğim sincapta isyan var..
yarın uyuyacağım. evet uykumu alacağım. sıcak yatağımın keyfini çıkaracağım..evet evet.. yarın! cuma gününü ertesi gününün hayrına sevmek.. ucundan sevmek gibi..
emir sağlam öncülüğünde hazırlanan, türkiye'nin ilk yetişkin animasyon dizisinin adı..
emir sağlam'ı bir süredir takip ediyorum, yetenekli de buluyorum. feride'nin kısa videolarını izlerken bunun diziye dönüşeceğini hiç düşünmemiştim.
karakteri çok sevmiştik, herkes beni anlatmış feride benim falan demiş ama bence hepimiz aynı anda feride olamayız... feride iç sesimizin dışa vuruşudur belki; söylemek istediğimizi söyleyen ve sonunu bağlamak istediğimiz şekilde bağlayan, bizi rahatlatan bir elçi olabilir.
bölümlerin bir kısmını izledim, umarım devamı da gelir. çünkü feride ihtiyacımız olan bir yerden konuşuyor..
emir, sağlam bir gözlemle; çizimi ve anlatımıyla feride'yi karşımıza oturtuyor.. samimi ve güçlü mizahı, tanıdık bir sohbet gibi ilerliyor..
feride'yi emir sağlam'ın seslendirmesine alışamayanlar olmuş. feride kadın, sesi erkek.. alışana kadar su soğuk..
ben alıştığım için açıkçası bunu pek sorun etmedim..
mizahını sevdiğim bir iş oldu.
o kadar feride demişken..
şu ana kadar izlediğim bölümler arasında favorim, terapi bölümüydü.. yetiş ya freud..
bazen makarna perileri gelir; çok tatlı ve iyi niyetlilerdir. sonra makarna canavarı ortaya çıkar, lezzetli bulduğu perileri çoktan yiyip bitirmiştir.
benim periler aklıma düşerse o vakit mutfakta muhakkak makarna olmalıdır..
pilavın perileri yok ama makarnanın var.. canavarı da..*
ilk zamanlar böyle telaşlar vardı burada hatta güzel işlerde çıkmıştı ortaya. şimdi sanırım kimsenin böyle bir şeye ayıracak vakti yok heveste bırakmamışlardır. olsa güzel olurdu tabii..
bazı insanlar hayatta kalmak için canavara dönüşüyor...
tamam sakin ol, alanını korudun, kimse sana yanaşamaz da, sen niye insanlığından çıkıyorsun.. bunun yolları varken sen direkt en tepeden kötüyü oynuyorsun. çoğu da bilinçsiz tercih.. düşünmeden, sorgulamadan yaşanan bir yaşamın ürünü. dışardan dönüp baksan kendine inanılmaz antipatik duruyorsun.. bu insanların ellerinde bir ayna olmalı. bu görüntüde biri aslında onunda hoşuna gitmeyecek ve kendinden nefret edecek.
aynalara bakmaktan korkmamalı..
buna cesaret eden herkes tüm şeffaflığı ile güzelliğini ve çirkinliğini görebilecek; belki de, mümkünlerin içerisinde değişmeyi başarabilecek. kendimizle yüzleşmeyi ne kadar başarıyoruz? değişimi arzularken değişimden korkan insanların kararsızlığı mı yoksa durumu yeterince anlamaması mı işleri içinden çıkılmaz bir hale sokuyor?
alanını koru...
bunu yaparken sapıtma, insanlığından çıkma, erdemlerinden vazgeçme.. aynamın üzerinde bir not var: gülümse, somurtma! bende buradan kırılıyorum.. benim asık yüzüm bir başkasını etkilemesin diye uğraşıyorum. belki başaramıyorum ama niyetim temiz. ben aynamı koydum önüme görüyorum her şeyi belki henüz fark edemediklerim var ama bakmaya cesaretim de var.. ben yüzleşiyorum..
benim toka niye saçımda durmuyor? bazı kızlara bakıyorum sabah yaptıkları saç modeliyle akşama kadar duruyorlar. helal olsun size.. benim ki durmuyor. bir gün boyunca o toka saça, çantaya, hırkaya bir şekilde takılıyor. saçlarım bir toplanıyor, bir açılıyor.. benim kafama toka dışında taktığım saçma soru budur. bilemiyorum belki sizlerinki daha saçmadır. ben bu tokayı takamıyorum..
allah' ım nasıl güzel bir filmdi.. tadı halen damağımda kaldı. keşke hiç bitmeseydi.. başak köklükaya nasıl güzel bir kadın..
güvendiğin her şeyi en başında da kendini yakıp yıkmadan şiir yazılmaz.
şair bir kadın mezun olduğu okuldan 25 sene sonra okul arkadaşları ile bir yemekte buluşmaya karar verir. bu yemeğe tren yolculuğu ile gitmeye karar verir. arkadaşı bu yemeğe gelebilmesi için onu tren yolculuğu ile ikna edebilmiş. neticede tren yolculukları, şairler için istedikleri gözlemleri yapabileceği alandır.
film tüm pencereleri şair leyla için açar...
biz de film boyunca insanlardan, ışıklardan, pencerelerden, yollardan, düşüncelerden geçeriz..
beni çocukken bir fotoğraftan çağırdılar vardığımda hüzünlü bir genç kadındım. şöyle bir şey hayal etmiştim, bir fotoğraf makinesini ayarlayıp deklanşöre basıyorsunuz, sonra poz vermek için hızla yerinize koşuyorsunuz. siz yerinize geçene kadar da olanlar oluyor.
leyla' nın yolculuk arkadaşı canan oluyor. canan yirmili yaşların başında bir hemşire; olmak istediği için değil öyle olması gerektiği için seçtiği mesleği taşımakta zorlanır. hayalleri onu başka yerlere savurmak ister. bu yolculukta canan'a bir görev verilmiş onun ağır yükü ile ilerlemeye çalışır. leyla ise canan'ın yükünü hafifletmek için yoldaş oluyor. canan'ın görevi leyla'nın da görevi olur. işe yarar bir şey yapmaya koyulur.
bu yolculuk; izmir'de denize nazır bir dairede, hayat yolculuğuna çaresizlikle son verilmesine karar vermiş başka bir şairin evine çıkar. çaresizlikler şiirle dile getirilir..
anlatımı, hikayesi oldukça etkileyiciydi.. başak köklükaya'nın oyunculuğuna bayıldım.. tek kelimeyle efsaneydi...
oldum olası yolculuk filmlerini severim. eğer siz de seviyorsanız kaçırmayın derim..
ayrıca istanbul'dan izmir'e tren vardı da biz mi gitmedik?
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.