izin verme canım kardeşim.
kendini küçük düşürme ve kimseninde seni küçük düşürmesine izin verme.
buna müsade etmenin herhangi bir duygusal durum ile alakası yoktur.
pek bir konu yok. yani çok varda yok.
sebebi, gece çalışıp gündüz uyumam. ve bu artık sinir bozukluğu yapıyor. ben sabah 8-9 olmadan uyuyamıyorum.
tüm şartlar uygun ama uyuyamıyorum. tıpkı film de dediği gibi... -bazen ölürsün.
-bazen ölmezsin... bazen tüm şartlar uygunken bile ölemezsin!
(bkz: kaybedenler kulübü)
geliyor benim aylarım.
ben sıcak yer adamı değilim...mart nisan aylarında arkadaşlarım kamp, deniz, gezme-tozma planları yaparken mal mal suratlarına bakan o kişiyim ben. zerre sevinmem yaz geldi diye çünkü, sevmem ben yaz aylarını ve sıcağı.
kış iyidir bana.
severim ben montumun içine saklanmayı.
geçmez, geçmiyor....geçmeyecek.
bir süre unutacaksın belki ama ilk fırsatta hatırlayacağın birşey yaşayacaksın. sonra tekrar başına gelecek.
çünkü gönül yarası denilen şey müebbet süresince hapsolmaktır, o an'da kalmasıdır ruhunun.
bi tane erkek kedim var tam bir ırz düşmanı ama çook seviyom(sadece onu!)
ipimle kuşağım dikim evim kavşağım tadında, herhangi bir eylem planı olmayan, projesi ya da hayali de olmayan saf salak bir tipim. uzun zaman önce böyle şeyler düşünmeyerek aslında özgür olduğunun farkına varmış bir insanım(umarım becerebiliyorumdur)
sevmiyorum herhangi bir şeyi.
göbekten bağlı olduğum bir tanrı, yaratıcı ya da herhangi bir ilahi varlıkta yok hayatımda. belki de vardır ihtiyacım ama hissetmiyorum ne yapayım. yalnız bazen öyle sağa sola bakıp bir iki kelam etmişliğim de vardır hazretle. bunu da itiraf etmiş olayım.
ve birgün bitecek olan hayatımı, olabildiğince sorunsuz, problemsiz ve kimseye herhangi bir zarar vermeden sonlandırma işini başarabilmeyi umuyorum. aklımda frida'nın mektubunda geçen, şu an bu cümleleri yazdığı yaşta olduğum ve asla aklımdan çıkmayan sözlerle. “bedenim beni bırakacak. oysa ben hep o bedenin kurbanı olmuşumdur. biraz asi de olsa bir kurban işte. biliyorum aslında birbirimizi yok edeceğiz, böylece mücadele sonunda ortaya hiçbir galip çıkmayacak.
düşüncenin sırf hasar görmemiş olmasından ötürü, tenden oluşan öteki maddeden kopabileceğini düşünmek ne hoş bir yanılsama…ah, dona magdalena carmen frida kahlo de rivera, topal majesteleri.
kırk yedi yılın geçtiği bu kavurucu meksika sıcağında, iliğine kadar yıpranmış, sancı herzamankinden bin beter kasıp kavururken, onarılması olanaksız bir durumdasınız işte! ihtiyar mictantecuhtli, tanrım kurtar beni!”
sıkıcı.
boz ve yeniden yap. sonra bir daha, bir daha, ulan lanet olsun bir daha !!!
bir süre sonra etrafınızda ki herşey yeni ve farklı olduğu halde hiçbir yenilik görememeye başlıyorsunuz.
herşeyin büyük bir anlamsızlık kazanmaya başlaması ile de çöküş dönemine giriyorsunuz. mesele başlamak değil yani. asıl mesele tutunabilmek muhterem.
patates kızartması olsa da yesem.s.s
arkadaşlığımın ne kadar eski, ne kadar sağlam ve ilişkimizin ne kadar güvenilir olduğu ile alakalı olup, buna paralel olarak onu ne kadar sevdiğim ile de alakalıdır.
belirli sınırlar içerisinde elbette şımarabilir, saçmalayabilir, hiçbir suçum kabahatim yok iken bana kızıp, patlayıp kendini rahatlatabilir.
kurban olsun.
ama belirli sınırlar içerisinde!!!
yoksa azına s.....m o ayrı mevzu.
başka bir versiyonu da şu şekildedir.
horozbunun dötüne kapı sokmuşlar bu gıcırtı nerden geliyor demiş.
umursamaz, arsız, duyarsız, sorumsuz ve varlığının hiçbir amacı olmayan boş beleş insan müsvettelerine söylediğim bir söz olur kendileri.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.