muck the system - madalyalı tanımları (1. sayfa)
1.
fantastik edebiyat
kaçış edebiyatı değil de, insanın özüne ulaşmaya çalışırken kullandığı bir yolculuk aracı olan edebiyat türü. şu an yaşadığımız hayat, içinde bulunduğumuz çevre, önceliklerimiz ve hatta düşünce yapımız bile insanın doğasına tamamen ters bir şekilde değişiyor yıllardır. bundan hoşlanmıyoruz. her insan evladı, geçmişe özlem duyar. kitaplarda,filmlerde her türlü sanat türünde geçmiş güzel tasvir edilir, gelecek tam tersi iken. farkında olmasak bile eski zamanların doğallığını ararız şu yapmacık dönemde. eleştirel bir şekilde kendimize baksak, ne kadar gülünç durumda olduğumuzu görmez miyiz aslında ? dertlerimiz, amaçlarımız, hareketlerimiz hepsi o kadar boş ve komik ki.
fantastik edebiyata dalan bir kişi doğa tasvirleri, karakterlerin yaşantıları ve dönemin yapısını okudukça içinde yatan doğasına duyduğu özlem ve arzu ateşlenmeye başlar. öyle ki, "ah be o dönemde yaşamak vardı." diye sayıklamaya başlarlar zamanla. eserde bulunan yaratıklar, büyüler ve diğer doğa üstü olaylar ise olayları daha da renklendirir ama doğallığı bozmaz. okuyana şu anki gerçeklikten daha yakın gelir hatta kimi zaman. bazen saçma gelseler de yaşadığımız anın saçmalığıyla yarışamazlar bile.
sonuç olarak, zaten özünden kaçmış olan insanın geçmişine dönme çabasıdır fantastik edebiyat. okuyucu, dönem insanlarının dinamik ve heyecan dolu yaşantılarını yatağında yatmış okurken ; doğanın tüm saflığının ve güzelliğinin tasvir edilişini dört beton arasında okurken; önemli olan değerlerin zamanla nasıl değiştiğini idrak ederken, yavaştan içinde bir şeyler kıpırdamaya başlar ve sonuç olarak bu da doğal yaşama olan isteği tetikler. ve hayata bakış açısı değişmeye başlar.
fantastik edebiyata dalan bir kişi doğa tasvirleri, karakterlerin yaşantıları ve dönemin yapısını okudukça içinde yatan doğasına duyduğu özlem ve arzu ateşlenmeye başlar. öyle ki, "ah be o dönemde yaşamak vardı." diye sayıklamaya başlarlar zamanla. eserde bulunan yaratıklar, büyüler ve diğer doğa üstü olaylar ise olayları daha da renklendirir ama doğallığı bozmaz. okuyana şu anki gerçeklikten daha yakın gelir hatta kimi zaman. bazen saçma gelseler de yaşadığımız anın saçmalığıyla yarışamazlar bile.
sonuç olarak, zaten özünden kaçmış olan insanın geçmişine dönme çabasıdır fantastik edebiyat. okuyucu, dönem insanlarının dinamik ve heyecan dolu yaşantılarını yatağında yatmış okurken ; doğanın tüm saflığının ve güzelliğinin tasvir edilişini dört beton arasında okurken; önemli olan değerlerin zamanla nasıl değiştiğini idrak ederken, yavaştan içinde bir şeyler kıpırdamaya başlar ve sonuç olarak bu da doğal yaşama olan isteği tetikler. ve hayata bakış açısı değişmeye başlar.
devamını gör...
2.
beyaz zenciler
yeraltı edebiyatının amiyane tabirle en 'temiz' kitaplarındandır ve iyi bir başlangıçtır. bataille'in şiddetli ruh halleri, bukowski'nin 'pislik'leri, burroughs'un madde kullanım yelpazesi olmadan görece 'normal'lenmiş bir norveç alt kültürü yaşantısıdır gözler önüne serilen. yaratıcı (yazar, şair, ressam, müzisyen) gençlerin hayatından olağan kareler gibi görünür olan biten. bir de güzel bir sarıcı, kapsayıcı atmosferi vardır. ne ara aldınız ne ara bitirdiniz fark etmeden kaptırıp gidebilirsiniz rahatça. yolculuktayken, kamptayken, dağda bayırdayken, ya da hayatınız çok hızlı akıyorken okunması çok keyif verebilir.
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
devamını gör...
3.
person of interest
2011 yılında yayınlanmaya başladığında "you are being watched. the government has a secret system: a machine that spies on you every hour of every day. i know because i built it" diye başlayan dizi, bilim kurgu, suç draması amerikan dizisidir. baş rolünde; jim caviezel, michael emerson, taraji p. henson, kevin chapman gibi oyuncular yer alır (benim favorim daima jim caiezel'dir :).
ilk sezondan en etkileyici sahnesinden;
"sizi hayata bağlayan o kişiyi bulduğunuzda bambaşka biri olursunuz. daha iyi biri. ama o kişi sizden alındığında... o zaman neye dönüşürsünüz?"
--! spoiler !--
kameralar her yerde! izliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? gizemli bir işadamı olan mr. finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. ilginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen reese adlı eski bir cia ajanıyla anlaşır. kendi kaynakları ve teknolojisiyle, reese'in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren mr. finch'in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir.
--! spoiler !--
ilk sezondan en etkileyici sahnesinden;
"sizi hayata bağlayan o kişiyi bulduğunuzda bambaşka biri olursunuz. daha iyi biri. ama o kişi sizden alındığında... o zaman neye dönüşürsünüz?"
--! spoiler !--
kameralar her yerde! izliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? gizemli bir işadamı olan mr. finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. ilginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen reese adlı eski bir cia ajanıyla anlaşır. kendi kaynakları ve teknolojisiyle, reese'in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren mr. finch'in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir.
--! spoiler !--
devamını gör...
4.
the affair
showtime'ın karanlık-seksi draması.
uzun süredir böylesi bir dramaya denk gelmemiştim. (bkz: mad men)'de alevlenip yıllar sonra sönen taraflarımı yeniden yakmayı başarmıştır.
adından da anlaşılacağı gibi bir ilişki ve çevresinde gelişen cinayet-gizem türü olaylar söz konusu. ancak son yüzyılın trendi olan ''aynı konuyu daha önce denenmemiş yollarla anlatmak'' olayını bu adamlar başarmış. diziyi özgün ve çekici kılan da bu. her bir bölümü yaklaşık 1 saat süren dizide bölümler ikiye ayrılmış şekilde izleyiciye aktarılıyor. başroldeki kadın ve erkek karakterlerin gözünden aynı bölümdeki aynı anlar farklı farklı aktarılıyor. kısacası her bölümde yaşanan olayları bir kadın karakterin bir de erkek karakterin gözünden izliyoruz. kadın ve erkeğin bakış açıları, olayların hangi noktalarında durduğunu sandıkları, meseleleri nasıl değerlendirdikleri, birbirlerine olan bakışları gerçekten oldukça iyi şekilde aktarılmıştır.
çekimler hikayenin geçtiği mevsimin yaz olmasına rağmen soğuk ve yavaş. bu da diziyi çekici kılan bir diğer unsur. bana (bkz: womb) adlı filmin görüntülerini anımsatıyor. uzun çayırlar, okyanus, gökyüzü, geniş kumsallar, yollar, küçük bir kasaba, çoğu görüntünün olay değil durum içerikli olması.
bir de öyle bir şey var evet. olay görüntüsü, sahnedeki bir olayı çekip alırken; durum görüntüsü, sahnedeki anı, olaysızlığı aktarır.
uzun süredir böylesi bir dramaya denk gelmemiştim. (bkz: mad men)'de alevlenip yıllar sonra sönen taraflarımı yeniden yakmayı başarmıştır.
adından da anlaşılacağı gibi bir ilişki ve çevresinde gelişen cinayet-gizem türü olaylar söz konusu. ancak son yüzyılın trendi olan ''aynı konuyu daha önce denenmemiş yollarla anlatmak'' olayını bu adamlar başarmış. diziyi özgün ve çekici kılan da bu. her bir bölümü yaklaşık 1 saat süren dizide bölümler ikiye ayrılmış şekilde izleyiciye aktarılıyor. başroldeki kadın ve erkek karakterlerin gözünden aynı bölümdeki aynı anlar farklı farklı aktarılıyor. kısacası her bölümde yaşanan olayları bir kadın karakterin bir de erkek karakterin gözünden izliyoruz. kadın ve erkeğin bakış açıları, olayların hangi noktalarında durduğunu sandıkları, meseleleri nasıl değerlendirdikleri, birbirlerine olan bakışları gerçekten oldukça iyi şekilde aktarılmıştır.
çekimler hikayenin geçtiği mevsimin yaz olmasına rağmen soğuk ve yavaş. bu da diziyi çekici kılan bir diğer unsur. bana (bkz: womb) adlı filmin görüntülerini anımsatıyor. uzun çayırlar, okyanus, gökyüzü, geniş kumsallar, yollar, küçük bir kasaba, çoğu görüntünün olay değil durum içerikli olması.
bir de öyle bir şey var evet. olay görüntüsü, sahnedeki bir olayı çekip alırken; durum görüntüsü, sahnedeki anı, olaysızlığı aktarır.
devamını gör...