nivna yazar profili

nivna kapak fotoğrafı
nivna profil fotoğrafı
rozet
karma: 8424 tanım: 594 başlık: 79 takipçi: 58
sinema sanatı içinde boğulmuş biri.

son tanımları


5g

evet, kabul ediyorum. bir turkcell çalışanı olarak türk telekom kullanıyorum, ve çoğunlukla aldığım hızlar 500-700 mbps arasında değişiyor.

4g'ye göre bariz hız farkı mevcut, özellikle ülkemizde. ama burada bir sıkıntı var. birincisi, 4g doğal haliyle bu hızları oldukça potansiyel bir şekilde verebiliyordu zaten. bizim ülkemizde verememesinin sebebi, tamamen yetersiz yatırımlarla alakalı. ne yazık ki yaklaşık 1000 mbps hızlara ancak ve ancak 5g ile günümüzde ulaşabiliyoruz. birçok teoriye göre de 5g denen nane, 4g'nin gelişmiş versiyonunun arkasına sığınıyor vs vs.

2.sine gelirsek de, abi bu 5g neden bu kadar çok şarj yiyor? ulan tüm gün telefonu 4g'de öküz gibi kullanmama rağmen akşam eve geldiğimde günü %40 şarj ile tamamlarken, 5g ile kullanım sağlamaya başladığımda bu sayı %3'lere falan düştü. şaka yapmıyorum. inanılmaz bir şarj tüketimi mevcut. %3'e düştüğünde telefonu ilk defa ultra güç tasarrufuna almak zorunda kaldım sırf telefon kapanmasın diye. bu kadar da pil tüketmesini beklemiyordum açıkçası.

üçüncüsü de, hiç bir zaman her bölgede stabil hızlar alamazsınız. bazı bölgelerde 700-800 mbps verirken, bazı bölgelerde de maalesef 100 mbps'yi geçemiyor. ister istemez ''ulan biz ne anladık bu teknolojiden'' diyesi geliyor insanın. neyse ki eskişehir'in alanönü mahallesinde 700-800 civarı hız alıyorum da, bir nebze de olsa beni tatmin edebildi her ne kadar verimsiz olsa da.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (alanönü)

benim yerleşim yaptığım bölgeye gelirsek, sonuçlar oldukça iç sıkıcı. ertuğrulgazi mahallesi bu kadar potansiyelsiz bir mahalle değil arkadaşlar eskişehir'de. ama gelin görün ki, yaptıkları yatırım ortada. rezalt ötesi rezalet. ulan 4g yalın haliyle zaten 1000 mbps verebiliyor iken, siz ne ayaksınız ya?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bilmiyorum. bence tam bir fiyasko. zaten turkcell superonline çalışanları olarak, 5g'ye geçtiğimiz ilk gğün sistemlerimiz kullanılamaz hale gelmişti. biz de mecburen 4.5 g'ye geçmiştik, şuan halen daha aynı şekilde devam ediyoruz. sistemi ne zaman 5g'ye alsak, hiç bir şekilde ulaşamıyoruz. bu da 5g teknolojisinin bir ayıbıdır. ya da bu halen daha 4g'de, bizi mi 5g olarak kekliyorlari bilinmez.

neyse abi, durum bu işte. hayırlısı olsun.
devamını gör...

sevişmek

öpüşmekle başlar, seks ile devam eder.
devamını gör...

kablonet

kendim turkcell superonline teknik çalışanı olarak, aktif bir şekilde kullandığım internet servis sağlayıcısıdır.

binamda turkcell fiber altyapısı olmadığı için mecburiyetten geçmiştim 2 ay önce. ne hikmettir ki, binamda sadece kablonet var. dedim bir deneyeyim, nasıl olsa bu da fiber, yani gpon. dedim ne kadar kötü olabilir.

bu servisi satın alana kadar hakkında o kadar çok kötü yorum okudum ki, bir an acaba ''aboneliği iptal mi ettirsek lan'' dedim. sonra tekrardan dedim ki, 'amaan, gpon teknolojisi ne kadar kötü olabilir''. gün geldi çattı, teknik ekip beni aradı ''şu zaman gelip bağlayacağız'' diye. dedim tamam. bunların geliş anı da tam tamına benim çalıştığım zamanlara denk geliyor. hatta o sırada ben de turkcell superonline müşterisine kurulum yapıyorum. çok garip bir andı gerçekten.

neyse işte bir şekilde boşluk bulup direkt eve geldim. adamlar beni kapının önünde bekliyordu. aynı bizim turkcell müşterilerini kurulum için kapıda beklediğimiz gibi. neyse dedim, kardeşim hoşgeldiniz, geçin, buyrun falan filan. önce bi ölçüp biçtiler. binada şaft var. bu da demek oluyor ki, benim dairede boat da vardır. nitekim öyle de oldu, adamlar direkt benim daireye boat yaptılar. boat denilen şey de şu, mesela bir dairede beli başlı kablo kanalları bulunur. bu kanallardan elektrik, telefon, internet kabloları falan filan geçer. ve bu hatlar dairenin belirli kısımlarında varlığını gösterir. genellikle de odalarda sonlanır. bu kanalların başlangıç noktası da şaftlar olur. tabi bu kanallar her zaman kullanılamıyor. dairede boat bulunsa bile, hattan geçen kabloyu bulamadıktan (oynatamadıkttan) sonra yapmak neredeyse imkansız. en azından 6 aylık superonline teknik tecrübelerime dayanarak ben bu kanıya vardım.

neyse işte çok uzattım, herifler daireye kablo çekmeye başladı. size yemin ediyorum o kadar iyi bir iş çıkarttılar ki, ağzım açık izledim lan resmen. ekşi'de, orada burada kablonet'e etmedikleri küfür kalmamışken, garip bir şekilde ben inanılmaz şekilde memnun kaldım. çok çok temiz iş yaptılar. fiber sinyalini de muazzam seviyede aldılar, kuılandıkları modem de gerçekten bir teknoloji harikası. bu modem kendinden ont'li bir şey ve hiç bir şekilde sorun çıkartmıyor. zte'nin aklıma gelmeyen herhangi bir modeli. ama kablonet'e özel bir wifi 6 moodem işte. böyle bir şey görmedim arkadaş! bizim superonline'da da var bu tarz modem, ama üzerine tükürsen ''neden tükürmedin, ben tükrülmeyi hakettim'' diyecek kadar iğrenç bir model. o sebeple bir her zaman modemle beraber biz de ont kullanırız. o da eziyetten başka bir şey değil.

yani işin özet kısmı, hem teknik ekipten, hem de servis sağlayıcısından aşırı memnun kaldım. ve bu akşam itibariyle kullandığım 100 mpbs hızı, 1000'e yükselttirdim. eminim ki bu hızları da muazzam seviyede sağlayacaktır kablonet. modemim fişek gibi. gpon hizmeti ise kusursuz. çağrı merkezine saniyesinde bağlanabiliyorsunuz. arıza mı? onu da direkt ben hallederim zaten boşuna mı gpon işi yapıyoruz?

yani tekrar kısaca, bu tanı tüm kablonet'i linçleyenlere gelsin. tabii ki gpon dahilinde. millete fiber internet diye yutturdukları s**indirik lnb anten kablosuyla iğrenç internet servislerini bir kenara bırakıyorum. belki de bu linci sırf bu sebeple yiyorlardır bunu bilemem ama, işin ehline sahip olanlar son derece memnun kalacaklardır bu iss'dan.
devamını gör...

bomba plak

ceza ve killa hakan ikilisi tarafından çıkartılan, gerçekten de ismi gibi bomba bir albüm. 24 aralık 2008'de piyasaya sürülmüş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu albümün ''bomba plak'' adlı şarkısını, birkaç gün önce iş arkadaşımın dinlemesiyle keşfettim. şarkının müptelası oldum resmen. dedim albümün tamamına bakayım, belki iyi şeyler vardır. baktım ve direkt olarak albümün ilk şarkısı olan ''bu bizim yolumuz'' adlı şarkının, bomba plak'tan bile daha fazla müptelası oldum. bu albümde inanılmaz bir müzikalite mevcut.

bu albüm hakkında yorumlarda bulunacağım, ama üst paragrafta belirttiğim 2 şarkı üzerinden sadece. çünkü şu anlık bu şarkıları zevkle dinlemekteyim. sadece bu 2 şarkı bile tek başına bu albümün övgü almasını hakeder, bu da bir gerçek.

öncelikle prodüktörden başlamak isterim. albümün tamamının prodüktörlüğünü, ''dj ses'' mahlaslı akşit uğurlu üstlenmiş. bu adam resmen harikalar yaratmış. müzisyenlik yetenekleriyle yıllar sonra, beni rap müziğe adapte etmeyi tekrardan başaran gerçek bir yetenek. beat'ler de tabiri caizse kulak s**en hiç bir şey yok. davullar oldukça yumuşak, 808'ler şıkır şıkır, perküsyonlar ise atmosferine uygun. hiç biri birbirinin üzerine çıkıp da şarkıları hiç etmiyor. davullar bir yana dursun, şarkılarda okunan her dizelere özel alt melodilerle, dinleyen kişinin duygu yoğunluğunu sonuna kadar arttırmayı başarabiliyor. tabi prodüktörün marifetleri bunlarla da bitmiyor. bir türk müziğine yakışır bir şekilde oryantel tınılar da bulunuyor. yöresel elektro gitar sadece bunlardan biri. uzun lafın kısası, bu albümün prodüktörlük başarısını tek bir paragrafa sığdırabilmek imkansız. özellikle sıkı bir elektronik müzik dinleyicisisiyseniz.

bu albümün en büyük sırlarından biri, can alıcı nakaratlara sahip olması. standart bir rap okumasından sonra, ortaya muazzam bir nakarat giriyor. özellikle ''bu bizim yolumuz'' şarkısında bu seviye piklere ulaşıyor. nakaratın amacına çok sağlam hizmet ediyorlar, ve rap'in vokal ağırlığında boğulan insanları bu muazzam nakaratlarla kurtarmayı başarıyor, ve bu tarz şarkıları dinlenilebilir hale getiriyor. hardcore rapçi olan ceza 'nın nakaratlara bu denli dikkat etmesi bu albüm açısından çok iyi bir şey. belki de bu sebeple bu albüme bu kadar tutuldum bilmiyorum.
ben şarkıda hunharca, fütursuzca, sürekli vokal okunmasından nefret eden bir insanım normalde. ama bu albüm kendini bir şekilde dinlettirdi işte.

biraz da ceza'nın performansına değinmek isterim. yine her şarkısında olduğu gibi rap'e yakışır şekilde muazzam vokaller okumuş. adam resmen bu iş için yaratılmış. okurken sıfır tekleme. nasıl bu kadar hızlı ve otantik okuyabilmesini bir kenara bırakırsak, adamın dili bile dönmemezlik yapmıyor. makine gibi resmen. ayrıca şuna da değineyim, ben esasen müziğin tarzı hangi tarz olursa olsun, genellikle hiç bir zaman lirikaliteye (sözlere) önem vermem. versem de çok nadirdir. ama rap müzik esasında vokal ağırlıklı olduğu için, bir nebze de olsa önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. önem vermeye çalışıyorum, ama cidden sözlerden hiç bir şey anlamıyorum. sadece ve sadece ritmik ve kafiyeli dizeler dışında, ekstra kaliteli hiç bir şey duymuyorum bu şarkılarda. tabi bu bakış açınıza göre de değişebilir. ben genel olarak sözlere önem vermemekteyim, belki bu sebeple hiç bir anlam çıkartamadım sözlerden. bu şarkılarda duyabildiğim tek şey, muazzam bir müzikaliteyle birleşen yoğun kafiyeli ve ritimli sözler bütünü. bu sözlerde ekstra anlam aramak beni bir nebze aptallaştırabilir.

e tabi bu albümde killa hakan 'dan bahsetmemek olmaz. açıkçası şahsi olarak killa'yı dinlemeyi pek seven biri değilim, ama garip bir şekilde bu albümde kayda değer bir performans sergileyebilmiş. elbette ceza'nın yetenekleri altında fazlasıyla ezilmiş, ama sırıtmıyor işte killa okurken de. belki prodüktörün çok iyi olmasından da kaynaklanıyordur bu durum bilemem. ama genel olarak, killa beni bu şarkılarda pek rahatsız edemedi. evet hala daha dilini pek döndüremiyor, bu iş için (bence) yaratılmamış, ama ve amaaa, dinlettiriyor işte kendini. ne olursa olsun, killa'da bu camiada çok çok eskiden varlığını sürdüren bir isim. o sebeple saygı duyuyorum ona da. (gluk gluk hariç)

son olarak bu alübümün şarkılarının süreleri çok ama çok uzun. albüm zaten 2 kişi tarafından domine ediliyor. 1 verse killa hakan, 1 verse da ceza alıyor zaten. e abi peki neden bu şarkılarda her iki sanatçının da 2'şer verse'ları var? hiç mi yormuyor lan dinlerken? beni açıkçası yoruyor artık bu devirde. şarkılar mümkün olduğunca hızlı bir şekilde tüketilip, alınabilinen en optimal dopamini alabilmek üzerine kurulu. 4 dakika üzeri şarkılar da bu dopamin seviyesini oldukça düşürüyor. ha rap olmasaydı bu şarkılar, müziğe ağırlık verilip vokal loş tutulsaydı bir nebze katlanılabilirdi. çünkü müzikalite iyiyse dinleyiciyi bunaltmaz. ama rap müzik öyle değil. sürekli vokal, sürekli vokal insanı bunaltıyor. o sebeple bu dinlediğim 2 şarkının sürelerini özel editle kısalttım ben. her 2 sanatçının da verse'larını 1'e düşürdüm, ve şuan yorulmadan bomba plak zevki sürmekteyim.

belki de türk rap tarihinin en keşfedilmeyen ve bilinmeyen sayılı albümlerinden. eğer çok sıkı bir rap dinleyicisiyseniz, bir bakın bakalım. pişman olmayacağınızdan eminim.

open.spotify.com/intl-tr/al...
devamını gör...

sinemaya gitmek

aylar sonra ilk kez yaptığım aktivite.

sinemaya gitmek çok ayrı bir kültürdür, ve kendim de sinemayla uğraşan biri olarak her ne olursa sinemaya gitmekten vazgeçmiyorum.

evet evlerimizde televizyonlar büyüdü, evet dijital platformlarla birlikte yüzlerce filme ve diziye ulaşmak çok daha ucuz hale geldi, ama işte vazgeçilemiyor beyazperde'den. bambaşka bir tutku benim için.

ha tabi bir orta boy mısır ve bir suya bilet parasından daha fazla para veriyorsunuz, o ayrı konu. ama yine de vazgeçilemiyor beyazperde'den işte.

ekran ışığı? maalesef kısık. ses sistemi? ortalamanın altında ama fena da değil. koltuklar? pek rahat değil. o sebeple artık sinemaya gitmeyenleri de çok iyi anlıyorum. günümızde normal bir izleyici için gerek yok çünkü.

koskoca salonda sadece 4 kişiyiz şuan. tekim, hiç birini de tanımıyorum. "koskoca salonda bir biz varız herhalde eheeee, iyi seyirler" diyerek koltuğa doğru geçmek garip bir duygu gerçekten.

neyse ya, filmim başlıyor. beni tutkularımla baş başa bırakın.
devamını gör...

nöbet

benim gibi ücra bir batı karakolunda, hudutta bir nöbet tutuyoryanız minimum 3 saat sürer. bölük falan filan onlar 2 saat arayla devam etse de, sınırda görev yapıyorsanız (batı) 3 saat aralıksız nöbet tutacaksınız. doğu da belki daha da fazla bunu bilemiyorum.

sınır devriyesi, gözetleme kulesi ve nizamiye kapısı gibi 3 türe ayrılıyor hudut karakol nöbetleri. ben gözetleme kulesine tam 160 günümü falan verdim. yani son 20 günümü hudut devriyesine verdim siz düşünün. yunanistan sınırındaydım ve aralıksız 3 saat nöbet tutuyordum. elbette bu karakoldan karakola, bölükten bölüğe göre değişir. ama sınırda askerlik yaparsanız, duruım bu.

neyse ya şuna gelicem, bedelli olmul 400.000 tl. bu parayı vereceğinize, giididp 6 ay şu tecrübeyi değerlendiriverin işte. zerre pişman olmazsınız. ben de askere gitmeyi hiç istemiyordum, ama sonradan ne kadar doğru bir iş yaptığımı anladım. uzun dönem askerlik bana çok şey kattı gerek karakter gelişimi konusunda, gerek de askerliğin genel tecrübesi konusunda. benim gibi bir adam bile gitmekten pişman olmadıysa, bence siz de 400.000 tl verip, verdiğiniz paradan son derece pişman olmalısınız. 6 ay da olsa, tecrübe edinilmeye değer bir tecrübe askerlik.
devamını gör...

askere gidince kilo mu verilir kilo mu alınır sorusu

bazıları veriyor, bazıları alıyor. ne kadar efor sarfettiğinize bağlı.

benim gibi sabah akşam gözetleme kulesinde, güneşin altında nöbet tutup 7-24 spor ve eğitim yaparsanız, pekala kilo verirsiniz. ayrıca askerde verilen yemek de oldukça kısıtlı oluyor. özellikle kahvaltı. ve bence, şekersiz çaya da alışın derim. zira askerdeyken çaya atacak şeker bile bulamayabilirsiniz. en büyük örnek, ben. sırf bu sebeple 2020'den beri sadece şekersiz çay içiyorum. alıştıktan sonra şekerli çay işkence gibi gelmeye başladı.

her neyse, işte durum bu. tamamen size bağlı olay. bir de ben son 30 gün yunanistan sınırında da devriye atmıştım. edirne'den yunanistan'a 3-4 km falan vardı, ve bu mesafeyi tamamen yürüyerek katediyorduk. bu da kilo vermeme sebebiyet verdi.
devamını gör...

alkol

iğrenç bir şey. net diyorum, hayatımda bundan daha iğrenç bir şey içtiğimi hatırlamıyorum.

ama yine de vazgeçilmiyor işte. çünkü günün sonunda muazzam bir rahatlama yaşatıyor o iğrenç içiş deneyiminden sonra. alkol etkisini gösterdikten sonra yaptığınız her şey iki kat daha keyif verici veriyor sizlere. mental rahatlama ve gevşeme de cabası.

ama neticesine gelirsek, her ne kadar etkileri keyifli hissettirse de, son derece zararlı bir şey. özellikle içtiğinizin ertesi günü o yaşadığınız 3-4 saatlik zevkin bedelini çok acı şekilde ödüyorsunuz. belli bellirsiz bir mide huzursuzluklarından tutun, akşama kadar ceset gibi gezmenize kadar bir çok olumsuz tarafı mevcut. e tabi bunları yaşayınca da içtiğinize içeceğinize pişman oluyorsunuz.

bir de her gün tüketiyorsanız, bariz şekilde kilo artışı yaşıyorsunuz. özellikle içtiğiniz günün ertesi gününde inanılmaz bir şişlik hissediyorsunuz. sürekli devam ederseniz, bu şişkinlik kalıcı oluyor. ayrıca alkol etkisini gösterdikten sonra muazzam bir açlık hissi yaratıyor. bir de içki esnasında ona uygun şekilde bir yemek, oldu size mis. tam bir vücut ve para düşmanı.
devamını gör...

aynaya bakarken düşünülen şeyler

''şu lanet saçları elbet bir gün kestireceğim''
devamını gör...

kalbim kırıldı

kıraç 'ın besteleyip müzisyenliğini yaptığı bir pepee şarkısı.

bir çocuk çizgi dizisine göre oldukça ciddi ve profesyonel bir biçimde hazırlandığını söyleyebilirim. arkadan giren estetik davullar, telliler, atmosferik elektronik melodiler ve çellolar... hepsi bu şarkının içerisinde var. vokal çöp oğlu çöp olmasına rağmen, bu vokale göre de akor yürüyüşü mevcut şarkıda.

tamam bu bir çocuk çizgi dizisi. ama bu dizinin müzikleri tamamen kıraç'a emanet edilmiş, ortaya da böyle bir şahseser çıkmış. kıraç'a emanet edilen her iş ayrı bir sanat taşır. kalbim kırıldı şarkısı bunun en somut örneği. pepee'nin yaratıcısı ayşe şule bilgiç kıraç'ın karısıydı. hala öyle mi bilmiyorum. ama işte pepee döneminde evlilerdi, ve pepee'nin müziklerini kıraç yapmıştı. kıraç'ın elinin değdiği bir şarkının boktan olma ihtimalinin % kaç olduğunu söyleyin bana. söyleyemezsiniz, çünkü yok.

kıraç'ın bu denli usta performansı sergilediği tek proje de bu değildi. kendisi zamanında türk televizyon tarihinde bir takım dizilerin müziklerini de üstlenerek, türk dizilerinin müzikal anlamda bambaşka bir seviyeye çıkmasını sağlamıştı. en temel örnek:


işte gerçek müzik ruhu diye buna derim ben. dizi mi? isterse çöplükten bulunsun. ama müzikalitesi öyle değildi işte. bunu hep dillendiririm. bir türk dizisi sonuna kadar çöp olabilir, ama müzikleri asla öyle değil. çok garip bir durum ama, dizilerimizde en büyük silahın ''müzik'' olduğunu anlamışız ki, en ortalama altı dizilerimizde bile en profesyonel müzisyenlerimize iş kolu açıyoruz. kıraç'ta bir zamanlar bunlardan biriydi. şuan piyasa ender gündüzlü ve metin arıgül 'e kalsa da, zamanında kıraç'ın yaptığı dizi müziklerinin kalitesi bunların fersah fersah önündeydi. ama ne oldu bilmiyorum, bu adamlar dizi müziği yapmaktan vazgeçti. hatırlayanlar vardır belki ama, hatırlamayanlar için, kıraç, nevzat yılmaz gibi usta isimlerin bulunduğu meypom plak şirketi, resmen bu adamlarla can buluyordu.

neyse çok uzattım. gerçekten kalbim kırıldı pepee bana hiç inanmadı şarkısı her ne kadar bu tiksinç vokale sahip olsa da, müzikal anlamda bir başyapıttır.

devamını gör...

köfteci yusuf

diğer illerde nasıldır bilemiyorum ama, eskişehir'de merkez şubesinden (batıkent) geçen hafta bir sipariş vermiştim. siparişimi tam tamına 1 saat 40 dakikada getirmeleriyle rekor kırdılar. siparişi beklerken uyuyakalmışım. kalktığımda daha halâ yoktu. en sonda sinirlenip rakibi dünya köfte'yi arayacakken zil çaldı. bozuntuya vermedim, açtım ve ödemeyi yaptım "siparişim en fazla ne kadar soğuk olabilir ki?" diye.

her neyse işte, siparişi açtığımda tam da tahmin ettiğim gibiydi. köfteler buz gibi, ayriyetten yağı da çoktan donmuş vaziyetteydi. dondurulmuş ürünlerden ısrarla uzak durmama rağmen, sağolsunlar bana tekrardan muazzam bir dondurulmuş ürün yedirmeyi başardılar.

domuz eti olmasa bile, geçen hafta itibariyle köfteci yusuf maceramı tamamen sonlandırmış bulunuyorum. yeni taliplerimi bekliyorum.

iyi iftarlar bu arada, evet.
devamını gör...

into the night

2021'in sonlarında, standart bir haftalık tatilde keşfettiğim, belçika yapımı netflix dizisi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
öylesine netflix aboneliği almıştım, dedim bari bir şeyler izleyeyim. sıfır beklenti, sıfır reklam, tamamen tesadüfle bu diziye denk gelip izlemeye başlamıştım. müptelası olup çıktım ya bir gecede. şansıma da 2. sezon o sırada daha yeni gelmişti. ilk sezon zaten birkaç saat içinde aktı gitti derken, bir de 2. sezonu bitirerek bir gecede dizinin tamamını bitirmiştim. öyle bir sürükleyicilikten bahsediyorum. bitirdikten sonra çok garip bir boşluğa düşmüştüm yalan yok. çünkü 2. sezon inanılmaz bir yerde bitti. insanın ağzını açık bıraktı gerçekten. keşke devamı gelseydi dediğim nadir yabancı yapımlardandır into the night ama maalesef iptal edilmiş.

ortada muazzam bir sinematografi başarısı var. özellikle uçak içi sahneler, gecenin karanlığında geçen sahnelerin o ürpertici sessizliği, atmosferi falan aşırı iyi korunabilmiş. özellikle zaten dizinin uçak içi sahneleri ateş ediyor ateş. dikkat ediyorum, diziyi hep bu konuda topa tutmuşlar. neymiş efendim, gerçek uçaklarla zerre alakası yokmuş muş vs vs. ulan dangalak. bu dizi senin uçak fetişini azdırmak için mi çekildi sence? ortada görsel bir sanat var bir kere. saygı göstermeniz gereken yerde, habire bok atıp duruyorsunuz. neyse.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uçak kalkış iniş sahnelerinden tutun, kopitin eşsiz görselliğine kadar hemen hemen her şeye aşırı özen gösterilmiş. yani sinematografik tatminlik kesinlikle amacına ulaşmış. keza gece karanlığının verdiği o ıssızlığı muazzam bir şekilde yansıtabilmiş dizi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dizinin konusuna gelirsek de, güneşte kozmik bir bozulma meydana geliyor. meydana gelen bu bozulma, güneşin manyetik yapısını tamamen bozarak tamamen elverişsiz hale getiriyor. böylelikle de güneş ışığı, yeryüzünde neye çarparsa çarpsın, çarptığı şeyi bir bir öldürüyor. buna insanlar da dahil. bunun farkına varan kıdemlı bir askeri personel olan terenzio karakteri, kendini tamamen güvenceye almak için havaalanından bir uçak kaçırıyor. kokpiti tamamen rehin alıp kokpittekilere ''sürekli batıya uçun'' emri veriyor. ilk başta tabi uçaktakiler ''noluyo laa'' deseler de, sonradan bu garip doğa olayını doğrulayıp terenzio ile iş birliği içerisine giriyorlar. sonra dizi tamamen ''hayatta kalma'' müceadelesine dönüyor. diziyi sürükleyici yapan şey de tam olarak bu. ne kadar muazzam bir konu. düşünsenize, güneş yüzünden ölmemek için uçağı sürekli karanlığa doğru uçuruyorsunuz. dizinin ismi de zaten bundan geliyor, ''karanlıklara doğru'' yaani, ''into the night''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sahneleri, oluşturulan bu eşsiz atmosferi övdük, biraz da dizinin kurgusunu övelim. dizinin kurgusu çok ama çok başarılı. zaten karakterler tek başına muazzam kaleme alınmışken, bir de bu karakterlere oldukça iyi bir kurguyla can vermek de bir tek into the night gibi bir diziye yakışırdı zaten. dizinin bölümlerinin başlarında, oluşturulan bu karakterlerin kişisel hayatlarından, bu doğa olayını yaşamadan önceki hayatlarından kesitler gösterilerek aşırı iyi bir kurgu başarısı yakalanmış. ve açıkça söyleyeyim, bu kurgu tekniğini şu ana kadar hiç bir dizide görmedim. evet bu tarz kesitleri hep görüyoruz dizilerde, ama istisnasız her bölüm başlarında değil. her bir bölümün hikayesi, her bir karakter üzerine yapılmış. can alıcı nokta da bu zaten.

senaryosu hakkında fazla bir şey söylemek istemiyorum. maalesef bu tarafta bayağı sıkıntılar var. zaman zaman aşırı inişli çıkışlı deneyimler yaşatabiliyor. dizide bir çok bilimsel mantık hataları mevcutken, bu hataları manipüle edebilecek adımlar da maalesef atılmamış dizide. bir de zaman zaman fizik kurallarını %500 çiğneyen, asla ve asla anlamlandırılamayan sahneler ve olaylar da mevcut. misal teröristin uçağın arkasından silahla atteş edip, uçağın sağ camını patlatması gibi bir örnek verebilirim.

dizinin müzikleri de oldukça başarılı. hatta bir yabancı diziye göre gereğinden fazla başarılı. açıkça söyleyeyim, yabancı dizilerin müzikalite konusunda yerin dibinde olduğunu çok çok uzun zaman önce farketmiştim. hatta konusu ne olursa olsun, en tırt türk tv dizinin bile müziklerinin belli bir kalitenin üzerinde olduığunu biliyorum. o sebeple müzikleri konusunda da son derece tatmin edebilen bir dizi into night. özellikle elektronik müziğe yoğunlaşılmış. derin 808'ler (sub basslar), egzantrik dance davulları, bu davulları destekleyen cılız hat'ler, aşırı iyi şekilde kullanılan synthesizer falan filan, yok yok gerçekten. ayrıca bu müziklere sahnelere oldukça güzel yedirebilmişler. karakter temalı müzikler zaten dizide mevcutta, bir de bölüme ve sadece o ana özel müzikler var ki, işte o en sevdiğim benim. hepsi de cuk diye oturmuşlar gerçekten. özellikle ilk sezonun sonunda,

uzunca bir mücadelenin ardından sığınak buldukları


sahnede çalan müzik;

gerçekten sahneyle uyumunu tarif edemem sizlere.

keşke devam etseydi. dizinin 2. sezonu 1. sezonun tadını birebir elbette veremiyor ama, yine de gelişen olaylar insanı merak ettirmeye yetiyor da artıyor bile. özellikle 2. sezon öyle bir yerde bitti ki, tadı damağımda kaldı resmen. ve maalesef yarım kalan bir hikayeye sahip into the night. birçok olay havada kaldı. her neyse yapacak bir şey yok artık.

gerek sinematografik olarak, gerek konu ve hikaye olarak, gerek de eşsiz kurgusu sebebiyle sonuna kadar izlenmeyi hakeden bir dizi into the night senaryodaki mantık hataları ve uçak içi sahnelerde bir dizi topa tutulan hatalar ve mantıksızlıklar bir kenara konmalı, ve gerçekten ''sinema'' gözüyle izlenmeli. gerçek zevki o zaman alırsınız.

bonus:
devamını gör...

sevdiğim sensin

dün akşam itibariyle star tv'de yayın hayatına başlayan bir ay yapım dizisi.

kulağımda kulaklık, ruhumda müzik, sırf görüntü olsun diye öylesine açtım tv'yi. bu dizi oynuyordu. halâ daha ilk bölümün tekrarı oynamaya devam ediyor.

göz ucuyla ufaktan bakayım dedim, aşırı iyi oyuncu kadrosuyla karşılaştım. yıllar sonra tekrar ekranlara dönen esra ronabar var bir kere. ya da usta tiyatrocu hüseyin avni danyal. yönetmenini göremedim de, senaryosunu yeşim aslan diye biri yazıyor. müzikler de atakan ılzgazdağ 'a emanet edilmiş.

bir şans vereceğim dizidir. konusu yine sıradan vasıfsız köylü kezbanıyla, yüksek statülü, zengin ve yakışıklı izbandutun arasında gidip gelerek klişelerle yürüyecek gibi duruyor. ama artık alıştık dizilerimizde bu tarz kombinadlsyonlara.
devamını gör...

windows 11

22h5 güncellemesiyle, yine iğrençliğine iğrençlik katmaya devam eden işletim sistemi.

şu microsoft'un sağ tık menüsü ile ne derdi var bilmiyorum ama, salın artık oğlum şu menüyü. ne istiyorsunuz şundan? zaten sağ tık menüsünü iki kere açmak zorunda bırakıyorsunuz adamı, bari artık daha fazla uğraşmayın da rahat bırakın.

ulan 32 gb ram'li, ryzen 5 5500 işlemcili öküz gibi bir bilgisayarda bile sağ tık yaptığınızda, sağ tık kaplaması 5 saniye sonra geliyor. ilk başta full şeffafken, 5 saniye sonra normal kaplamalı haline dönüyor. bu da resmen performans konusunda ne kadar rezalet bir işletim sistemi olduğunu kanıtlıyor. tamam belki benim bilgisayardan daha güçlü bilgisayarlar elbet vardır, ama sorun donanım değil ki. sorun, microsoft'un optimizasyon özürlüsü bir şirket olması.

her seferinde mütevazi yaklaşıp windows 11'e bir kere daha şans vermek istiyorum, kuruyorum, deneyimliyorum, ama tek bir sorun bile beni tekrar 10'a dönmeme yetiyor. bakın şu sağ tık olayından cidden sıkıldım artık. zaten masaüstünde herhangi bir dosyanın üzerine sağ tık yaptığınızda, sağ tık yaptığınız belli olmuyor. tıklama hissiyatü sıfır. tamam 10'da muazzam değil, ama en azından sağ tık menüsünde tıkladığını hissediyorsun.

gerçekten bu son windows 11'e şans vermemdi. bendeki kontenjanını tamamen kaybetti 11 artık. şimdi windows 10 iot enterprise ltsc 2021 kurup, 2031'e kadar her şeye elveda diyorum. o zamana kadar da 12 çıkmış olur zaten.
devamını gör...

star tv

2 gün art arda prime time'da sinema filmi yayınlamasıyla, bugün itibariyle dikkatimi çeken tv kanalı.

şu an adalet 2 diye film yayınlanıyor. bu film bugün ilk 20:00'de, yani prime time'da yayınlanırken, ardından tekrar yayınlanmakta. bildiğiniz aynı filmi 2 kez ve art arda... çok garip gerçekten.

yarın akşam 20:00'de de tatlı dillim diye bir yeşilçam filmi yayınlanacak. star tv'nin yeşilçam sinemasına gösterdiği ilgiyi zaten yıllar boyu biliyoruz da, neden dizi yok bu kanalda art arda 2 gün? garibime giden şey bu benim. dizi kültürümüzü bilirsiniz, her gün prime time'da bir dizi yayınlanır. bu yıllardır hep böyleydi, halen daha böyle. ama star tv bir istisna olmuş.

şuna bağlıyorum ben, bence kemer sıkma politikası uygulanmaya başlanmış. tv dizileri de malum çok yüksek bütçeyle çekiliyor. artık tv'ye de eskisi gibi talep olmayınca zarar ediyorlar. böylelikle de dizi üretimi azaldı, bu azalmadan nasibini star tv'de almıştır diye düşünmekteyim ben. ya da star tv'nin kendisi kemer sıkıyor, bunu bilemeyiz. zira bölüm başı bir diziye kamyon yüküyle para akıtmaktan yorulmuş olabilirler.

neyse, türk dizilerinin yeri her ne kadar kalbimde ayrı olsa da, bu şekilde filmlerin yayınlanmasıyla kanal kalitesi arşa çıkıyor. diğer kanalları da bu şekilde görmeyi dilerim her ne kadar yılda bir tv'yi açsamda.
devamını gör...

yunanca şarkılar

1:34'teki flow fena...
devamını gör...

edinburgh of the seven seas

tristan da cunha adasının başkentidir.

edinburgh of the seven seas ismi her ne kadar daha sembolik olsa da, adanın aslen sadece bir kısmını temsil ediyor. yeterli tanım yapabilmek için tristan da cunha adasını tamamen ele almamız gerek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ada atlas okyanusu'nun neredeyse ortasında bulunan, yakın ve uzak çevresinde hiçbir kara parçası bulunmayan, çevresindeki su derinliğinin de yaklaşık olarak 3.000 metreyi bulduğu aktif volkanik ve diğer dünyadan izole bir ingiliz adasıdır. boyutu da adacık tanımlaması yapabileceğimiz kadar küçüktür. çevresindeki sonsuz okyanusun ortasında adeta abdülhamid yalnızlığı çekmektedir. öyle ki adaya en yakın kara parçası haritaya göre üst kısımda bulunan, ve yine ufak bir ingiliz adası olan, ve t.d.cunha ile aralarında minimum 2.300km mesafe bulunan "saint helena" adası mevcutken, adanın kuzey tarafında ise yine aralarında 2.000 küsür km mesafe bulunan, güney afrika'da konumlanan "cape town" şehridir. adanın yalnızlığını buradan hesap edin. ve açıkçası özel bir konumda olduğu için, tam olarak hangi coğrafyaya bağlı bilinmemektedir. zira resmi kaynaklarda hem afrika'ya bağlı olduğunu, hem de az önce bahsettiğimiz saint helena adası ile bağlı olduğu yazmaktadır. yani birbirlerine bağlı bu iki ada. neyse, önemli olan şey bu değil. öyle ya da böyle ingiliz kontrolünde zaten.

eh elbette karaya bu kadar uzak mesafesi bulunan ada, dünyadan izole bir hayat sürüyor. ancak tuhaf bir şekilde izole olmalarına rağmen ingiliz milletler topluluğunun en medeni insanlarına ev sahipliği yapıyor bu ada. nüfusları 200 civarıdır. bünyesinde sadece bir tane okul, bir tane kafe ve internet kafe, bir tane polis karakolu, bir market ve aklınıza gelebilecek tüm sosyal mekânlar bir adet sınırlı olması şeklinde adada bulunur. ada o kadar güvenlidir ki, yerli halk gece yatarken kapılarını kilitlemezler. ve şuana kadar tek bir kere bile hırsızlık ve cinayet tarzı suçlar işlenmemiştir. internet kafedeki internet doğal olarak çok yavaş. dünyanın ana karalarına ulaşım çok zordur, zaman zaman imkânsızdır. öyle ki havaalanı zaten mevcut değil. deniz yoluyla kısıtlı şekilde ulaşım mevcut, ama bu da çok nadiren gerçekleşen bir şey. zira ana karadan bir balıkçı gemisinin bu adaya ulaşabilmesi için en az 15-20 güne ihtiyacı var. ulaşmasının imkânsıza yakın olmasını bir kenara bırakın, olumsuz hava şartları da bu imkânsızlığın içine girince ulaşım daha da imkânsız bir hal almaktadır. ama adadaki insanlar bu durumdan memnundur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yerli halk geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlıyor. en çok da patates yetiştirip yiyorlar. hayvancılık tarafında da koyun yetiştiriyorlar. bu adacıkta ufak tefek ticaretler dönse de, para kullanmaya neredeyse hiç ihtiyaç duymuyorlar. çünkü hepsi bir arada. 200 kişilik ufacık bir topluluktan bahsediyoruz. hepsi birbirine güveniyor, ve tanıyor. bugün türkiye'nin en ufak köyünde bile en az 400-500 kişi yaşıyordur. buradan hesap edin işte.

bu ada benim ilgimi çocukluğumdan beri çekmektedir. coğrafi konumu itibariyle de her daim ilgimi çekmeye devam edecek. hatta günün birinde bu adanın yerlisi olmak gibi bir hedefim var. coğrafyadan beklediğim şey de tam olarak bu. yerlisi olmayı başaramasam bile ölmeden önce bir kere de olsa bu adayı ziyaret edeceğim. vize mize ne gerekiyorsa alacağım. zaten bir kere gitmeyi başarınca en az 1 ay orada olmayı garantileyeceğim. belki bu süre daha da uzar. ulaşım sıkıntısı malum.

basit tanım: dünyanın en büyülü coğrafyasından ve başkentinden biri edinburgh of the seven seas.
devamını gör...

kioxia

128 gb'lik, usb 3.0 belleğine sahip olduğum marka. toshiba kalitesi bunda da hissediliyor. her türlü işimi sorunsuz şekilde halletmekteyim.

ha tabi, toshiba niye kioxia olmuş orasını bilmiyorum. yeni bir imaj mı yakalamaya çalışmış anlamadım. ama her neyse, sonuç olarak kaliteli.
devamını gör...

facebook

her şeye rağmen şu platformu instagram'dan çok daha değerli görüyordum ama, son zamanlarda nükseden aşırı reels çılgınlığı sebebiyle facebook'ta nasibini almış. şu platformda yapmayı en çok sevdiğim şey, aynı youtube gibi yatay (geniş) video da izleyip yükleyebilmemdi. onu da reels bokuna hiç etmişler.

sırf dikey videolara uygun olsun diye, yüklenilen tüm yatay videoları 720p'de sınırlandırmasından tutun da, yatay videoyu tam ekran yaptığınızda saçma sapan bir reels ekranının gelmesine kadar türlü türlü saçmalıklar barındırıyor. yav sen facebook'sun arkadaş... belki de video konusunda youtube'a en iyi alternatiflerden biriydin, ama şu aptal instagram'ın izinden giderek saçma sapan bir platforma dönüştün. hayır işin ironik tarafı, facebook'ta reels izleyen neredeyse hiç kimse kalmadı artık. millet insta varken face'ten reels izleyip ne yapsın? kaldı ki platformda adam akıllı reels'ta yok zaten. olanlar da instagram'dan yüklenen reels'lar. işin daha da ironik tarafı, facebook mobiliteden daha çok, masaüstü kullanıcılarına hitap ediyor. bu yıllar önce windows xp bilgisayarlarımızda girerken de böyleydi, şimdi de böyle. zira facebook'un web arayüzü, ''gel bana pc'den gir yeaaah'' diye bağırıyor resmen. hem çok daha pratik, hem çok kullanışlı, hem de platformun içeriğine uygun tasarlanmış. ama işte geri gelelim, bu muazzam bütünlüğü sırf pcde de olsa dikey video izleyicilerine hitap etmek için resmen hiç değil, p*ç etmişler. diyecek tek kelimem yok.

eeeey marq zuqunburq! en azından web sürümünde yatay videolarla daha entegre çalışalım, ha ne dersin?

şaka gibi ya :d tam ekran modunda kalite ayarı da yapamıyorsunuz taş gibi 4k yatay videoyu reels videosu olarak gördüğü için. 360p'de öylece kala kalıyor. valla pes!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

manifest

snap şarkısı ile her ne kadar kuşkularım ve övgülerim arasında gidip gelsem de, amatör şarkısının ingilizce versiyonuyla, benim nazarımda tamamen dünya standartlarında sanatçılar olduklarını kanıtladılar. bu kanıtı kts şarkısıyla da devam ettiriyorlar.

ikisi de efsaneler efsanesi şarkılar. özellikle amateur şarkısı buram buram trap city & trap nation hissettiriyor. öyle bir şarkıdan bahsediyorum. kts'nin de kendine has bir rengi var. kesinlikle ve kesinlikle türkiye'nin son nesil sıçmıkları sanatçımsılardan çok farklı konumdalar. böyle kemiklerinize kadar "gerçek" elektronik müzik 'i hissettirebiliyorlar.

her ne kadar son zamanlarda ergen cimcime hayran çöplüğüne sahip olsalar da, bu kitleyle şımarmayıp müziğin hakkını verebiliyorlar. özellikle benim gibi türkiye'deki edm açığını görüp, anadilinde yana yana elektronik müzik dinlemek isteyen insanlar için bir numara olacak. daha iyisi gelene kadar (ki gelmez türkiye'de asla)

neyse, yolunuz açık olsun!
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim