nivna yazar profili

nivna kapak fotoğrafı
nivna profil fotoğrafı
rozet
karma: 8664 tanım: 610 başlık: 83 takipçi: 60
sinema sanatı içinde boğulmuş biri.

son tanımları


sweet bonanza

enteresan bir çekiciliği olan oyun. ama aynı zamanda oynayanlarını ve kendisine bağımlı olanların da iliğini kemiğini sömüren bir oyun.

bu oyun hakkında hem olumlu görüşlere sahibim, hem de olumsuz. gelip de burada duyar kasmayacağım "bu oyunu oynamayın, eviniz ocağınız söner yoksa" gibi bir vaazda da bulunmayacağım. herkes kendinden sorumlu. 1-2 vaazımla mı vazgeçecek insanlar bu oyundan?

candy crush grafiklerine sahip bir slot oyunu bu. rastgele sanal casino araştırırken buldum bu oyunu. ayrıca saçma sapan bir uygulama aracılığıyla oynayabildim. gariptir ki zerre güvenmesem de, ödeme almayı da başardım. gelen parayla da elektrik ve doğalgazımı ödedim. bununla övünebilirim herhalde.

marifet mi? elbette değil. ayrıca yasal da değil. tavsiye ediyor muyum? asla! ama şu da bir gerçek, bu oyuna bağımlı olan milyonlarca insan var bu ülkede. ve nedense hep evi ocağı sönen insanlar konu oluyor.

bağımlılık yapıyor mu? evet. ilk kez oynamama rağmen belki de 2.000 tl falan gömmüşümdür. harbiden gömdüm. peki buna teşvik eden şey neydi? oyunun dinamikleri. zira 200 tl bir krediyle bile, bir anda 700-1000 tl'lere fırlıyor kazancınız. bu da insanlarda anlık dopamin artmasına sebep oluyor. işin ucunda belki de para olduğu için, hiçbir dopamin nüksetmesine benzemiyor bu. 200 daha atayım, 400 daha atayım derken, bir anda binlerce lira atıverirken buluyorsunuz kendinizi.

asıl kazancı da oyunda yaptığınız ilk combo değil de, art arda gelen çarpanlarla sağlıyorsunuz. art arda yaptığınız combolarda ekstra kazanç sağlarken, bir süre bu deliksiz gidince ekstra bonuslar devreye giriyor. (freespin vs.) bu aşamaya gelince de sizin 200 tl'lik kredi, bir anda 1000 tl'ye falan çıkıyor. tabi bu aşamaya gelene kadar yüklediğiniz bakiyeyi bir anda bitire de biliyorsunuz. artık %100 şans mı, yoksa coder'ın yazdığı algoritmaya mı bağlısınız, o bende yok. ama birçok kez bakiyemin bitmesine ramak kala oynamaya devam ettiğimde, her seferinde çarpanlarla kredimin arttığını gördüm. yani çöküş hem kolay, hem de zor.

yani işin özü şu, insanlar şu oyunu doğru oynasa, ve oynarken "zengin olacağım" beklentisine girmese, aslında çok zevkli bir oyun. "zengin olacam ben yeaa" deyip de tüm servetinizi gömerseniz, elbette ağzınıza sıçarlar. ha şuan bunu diyorum ama, hiçbir beklentiye girmeden, "öylesine çerezlik takılırım" diyen ben bile, bir günde 2.000tl gömdü bu oyuna. o sebeple fazla büyük konuşmayacağım. ama günün sonunda ne yaptım? kendimi frenledim. kazandığım parayı çektim, işimi gördüm, eğlencemi de yaptım ve bitti. ulan şu oyun için sırf ev, araba satanlar, akılsız mısınız siz? kaldı ki para kazanmak gerçekten bu kadar kolay mı? ha sattınız, gidin bari faize falan atın da aylık ekmeğin bir güzel yiyin. ama kıyrık bir slot oyununa nasıl gömebiliyorsunuz bu meblağları?

kendinize gelin. harcayacak paranız olduğunda, belirli miktar yükleyip hem oyun ihtiyacınızı karşılayın, hem de cep harçlığınızı çıkartın. olay bu kadar.
devamını gör...

sütyen giymemek

gun içinde, iş esnasında çok göruyorum.

meme uçları genelde belli oluyor. ama gunun sonunda pek umrumda değil. 1-2 saniye bakıp geçiyorum, sonra hayatıma devam ediyorum. eğer bu şekilde rahat ediyorsanız diyecek laf yok. ama öteki taraftan mahremiyetinize önem veriyorsanız, harbiden aşırı belli oluyor bunu belirteyeyim.

bırakın insanlar nasıl rahat ediyorsa öyle yaşasın.
devamını gör...

metal müzik

hayatım boyunca neredeyse hiç bir zaman zevkime hitap edemeyen, çok köklu ve aynı elektronik muzik gibi birçok dalı bulunan muzik turu.

sert elektro gitar tınıları, gerçek davullar, elektro gitar tınısıyla şekillenen sert vokaller bir butun hale geliyor. vokaller de genellikle aşırı sert, armonisi bulunmayan ve genellikle anırmalardan ve böğurmelerden oluşan muziktir ayrıca.

işler böyle olunca, zannımca muzikten beklediğiniz duygusal ruhu alamıyorsunuz pek. yani en azından benim için bu böyle. yeteri kadar duygusal bulmuyorum çoğunu. bu belki de benim tarzım olmamasıyla da alakalıdır bunu tam bilemiyorum. ama teknik olarak ben bu şekilde değerlendiriyorum. ha dinleyenine kaliteli mi? elbette. gidip lvbel c5, ati 242, ben fero, bedo, mero dinleyeceklerine, bunları dinliyorlar ve kesinlikle saygım sonsuz.
ha çok nadir de olsa gerçekten beni zevkten dört köşe edecek metal muzikler yok mu? elbette var.

ne kadar da kusursuz bir şarkı. ayrıca inanılmaz duygusal bir yapısı var şarkının. elektro gitar resmen nakış gibi işlenmiş. tabiri caizse elektro gitarla sevişilmiş. ot gibi elektro gitar ve bateriye yuklenmemişler, adamlar bildiğin vokalle ve elektro gitar tınılarıyla eş zamanda duyguya girebilen akor yuruyuşleri yazmışlar. işte bir metal muzik, en iyi bu şekilde olunca çekilebilir oluyor. bu da ekstra:


bu şarkı da aynı ustte bahsettiğim şarkının tonuna sahip. hiç biri birbirinden bağımsız ilerlemiyor. hepsi birbireleriyle koordineli, amacına uygun hareket ediyor. ve inanılmaz duygusal. tekrar diyorum, metal muzik dinlenilesi olacaksa, kesinlikle bu şekilde olmalı diye.

bir de bu muzik turu sanırım çok eskide kalmış artık. hangi gruba bakarsam bakayım, 2000 ve öncesi yıllarında ses getirmiş gruplar. buna turk metal grupları da dahil. pentagram buna en iyi örnek. eski popularitelerini kaybetmelerini de ben, gunumuzde elektronik muziğin aşırı yaygınlaşmasından kaynaklı olduğunu duşunuyorum. farklı dalları olsa da, çok daha insana hitap edebiliyorlar. metal muzik öyle değil ama. hem eski populariteleri yok, hem de dinlendikleri dönemde de o kadar dinlenme oranları yakalayamamış gruplar bir çoğu. linkin park hariç. o gereğinden fazla dinlenmiş, sebebi de bilinmez.

neyse yine de her şeye rağmen kaliteli muzik turu. sadece duygusal olarak eksikler.
devamını gör...

eti benim'o

herhangi bir yılın hiç bir zamanında tadı asla değişmeyen mucizevi bir abur cubur.

ilk kez 2009'da okulun bir etkinliğinde yemiştim. şuan yıl olmuş 2026, halen daha yiyorum ve tadı asla bozulmuyor ve bozulmamış. eti bu konuda gerçekten iyi bir iş çıkartıyor. tadı her zamanki gibi muazzam iyi.
devamını gör...

sarılınca geçecek şeyler

her şey.
devamını gör...

yaver batıni

son zamanlarda adam akıllı izlediğim 3-5 youtube kanalından biri.

bu adam maalesef hakettiği değeri görmuyor. zira ne ekşi de, ne de burada bir tane başlığını gördum. aslında videolarının izlenme sayısına bakarsak, sarfettiği emeklerin karşılığını alabiliyor diyebiliriz. ama gereken abone sayısını ve özgun kitlesini neredeyse hiç oluşturamamış. o videolardaki izlenmeler de youtube algoritmasının sayesinde rastgele gelen izlenmeler muhtemelen. eğer iş böyle olmasaydı, bu adamın çoktan 100.000 aboneyi geçmesi lazımdı bu kaliteli içeriklerle. tabi bunun sebebi belki ayda yılda bir video atması da olabilir. zira youtube duzensiz içerik ureticilerini direkt olarak algoritmadan eliyor.

yaver daha çok efsaneleşmiş turk televizyon klasiklerini içerik konusu yapıyor. 2010'ların sitcom dizilerinden tutun da, bir zamanlar turk insanının gönlunde taht kurmuş bazı efsane çizgifilmlerinin içeriklerini yapar. inceler, farklı bakış açılarıyla değerlendirir, kendi edebi yorumlarını katar ve muazzam bir nostalji fetişi sağlar. belki de bu kanalı severek izlememin sebebi, benim de bir nostalji hastası olduğumdandır. kim bilir.

zaten epi topu 6-7 video mevcut kanalda. ama benim en favorim sanırım keloğlan belgeseli oldu. bu videoyla hem çocukluğuma yolculuk yapıyorum, hem de çocukken tukettiğim içeriklerin zihnimde daha da bir anlam kazanmasını sağlıyorum.

keşke aktif olarak devam etse. izlemeye doyamıyorum çunku.
devamını gör...

lyric video

bir şarkının sözlerinin, video içerisinde şarkının ritmiyle beraber akması. genellikle klibi çekilmeyen şarkılar için tasarlanır.

bana kalırsa lyric video tasarlamak başlı başına bir sanat. hem aşırı yaratıcılık gerekiyor, hem de yazıları tek tek tasarlamak için de hem montaj programına, hem de şarkıya ritimsel olarak hakim olmayı gerektiriyor.

14 yaşından beri video/montaj işleriyle uğraşmaktayım. ilk kez 2019'da, yani 19 yaşındayken bir lyrics video tasarlamıştım. açıkça söyleyeyim, eğer bu tasarımlarda belli bir noktaya gelebiliyorsanız, lyric video uretmek çok ama çok zevkli. ha çok uğraştırıyor, ama uğraşınızın her turlu karşılığını alıyorsunuz. zira projenin sonunda sizi inanılmaz bir video bekliyor. izleyip izleyip doyamıyorsunuz ondan sonra.

bu dediklerim harbiden görsel tasarımlara ama. yoksa bir tane wallpaper çalıp, o wallpaper'ın uzerine ot gibi dumduz yazı eklemek zaten çok kolay bir şey. emek gerektirmiyor, ekstra görsel tasarım da gerektirmiyor. yani ''sanat'' derken, lyric video adı altında uretilen ve her birinin görsel tasarım harikası olduğu videolardan bahsediyorum. yerine göre yoğun efektler ve animasyonlar, şarkının ritmine göre yazı efektleri, şarkı daha hareketli ve kompleks ise audio spectrum kullanımı, arkaplana özel ekstra hareketli efektler (particle) gibi gibi örnekler verilebilir. somut örneklerse;




biraz daha böyle salt;
(favorim)

her iki şekilde de yoğun sanat gerektiren bir iş. evet biliyorum, ''amele gibi yazı mı tasarlıcam bir de. after effects ile basarım hazır presetleri geçerim'' diyenler de var. ve evet bunu yapmak hem fazla efor gerektirmiyor, hem de efor gerektirmese bile görsel anlamda aşırı iyi iş çıkıyor ortada. ama ne anlamı kalıyor ki o zaman? kendin tasarlayınca işin sonunda çok daha fazla tatmin oluyorsun. ayrıca gönul rahatlığıyla ''bu videoyu ben yaptım'' da diyebiliyorsun. işin sırrı zaten bireysel tasarımda.

en son geçen sene yapmıştım ve işin sonunda yine inanılmaz bir şey çıkmıştı ortaya. ama işte maalesef her zaman vakit ayıramıyorsunuz, zira çok uzun suruyor ve oldukça uğraştırıcı. bir de her zaman ilham gelmiyor. bugun bir şarkı keşfettim, aşırı hayran kaldım durmadan da dinliyorum. ona bir lyric video yapasım geldi. açtım programı, ot gibi bakıştık programla. bir iki yazı eklemeyi denedim, iğrenç duruyordu. yani ilham gelmeyince de genellikle tasarlayamıyorsunuz. iş öyle olunca fazla zorlamadan programı geri kapattım. ilham gelince tekrar bakarız artık.

bir de bu videoları iş amaçlı yapanlar da var. onlara ekstra saygım var. zira para karşılığı yapıyorlar ve ilham gelmeme gibi bir durum onlar için söz konusu değil. %100 uretmek zorundalar.
devamını gör...

pazar günü çalışmak

bugün benim de bulunduğum çalışma durumu.

işkence desen işkence değil, zevkli desen zevkli de değil. özellikle haftanın 6 günü çalışıp, 7. günü olan tek izninde, yani pazar günü çalışmayı sorgulayınca, ekstra bir çekilmez hale de geliyor.

bilemiyorum. ama hoş değil yine de. gerçi ben bugünki iznimi yarın kullanacağım, o ayrı konu.
devamını gör...

pubg

mobile'ı bilmiyorum, ama bilgisayar versiyonu resmen ölü durumda şuan.

pubg'nin 2 popüler haritasından biri miramar haritası bildiğiniz üzere. 40'ta yılda bi maç aratayım dedim, 5 dakikada zar zor buldu. ulan hadi sanhok, vikendi falan neyse, ki onlarda oyuncu hiç yok zaten. işte o sebeple onlar neyse de, miramar ne ayak? oyunun en sevdiğim haritası bu bir de.

erangel yine bir şekilde bulunuyor. ama o da çok zor. harbiden battle royale hype'ı çoktan geçmiş, bitmiş. ha mobile versiyonu yine de daha fazla oyuncu bulunduruyordur (bence). ama işte onu da pcde oynamak işkence. mobil için yapılan bir oyun ve sırf pc destekli emülatör üzerinden oynayıp da neden kendime işkence edeyim? kaldı ki grafiksel olarak da bilgisayar versiyonu kadar asla tatmin edemiyor.

mobile'ı mobilde oynamak bile başlı başına bir işkence. jiroskop denen bir sensörün varlığından birhaber olanları bir kenara bırakın, abi dokunmatik ekranla gerçekten silah oyunu mu oynanır? gider moba oyunu oynarsın, ya da strateji oyunları. ama bir tps oyunundan bahsediyoruz. yine de jiroskop işleri kolaylaştrıyor, bunu da belirtmeden geçmeyeyim.

ayrıca mobil versiyonunu da geçen oynadım. zibilyoner tane yeni özellikler, kostumler, menuler, arayuzler vesaire gelmiş. bunların hepsine ne gerek vardı? hem oyun ihtiyacını mobilden gidermek isteyen insanların telefonlarını boşu boşuna yoruyorsunuz, hem de oyununuzu iyice tek duze ve kalitesiz bir hale sokuyorsunuz. bu konuda gerçekten counter strike'ı tebrik ederim. tamam gereksiz grafik kasıntılarıyla cs2 ile beraber olayın içine iyice sıçsalar da, oyun içerik bakımından gerçekten kaliteli. tamam belki komplikle değil, ama asıl olay bu işin bokunu çıkartmamak zaten.

neyse abi uzun adı: playerunknown's battlegrounds olan oyunun hype'ı sadece 2018-2020 arası surdu. sonra tarihin tozlu raflarına kaldırıldı. 2020'de valorant çıkınca zaten hiç bir şey eskisi gibi olmadı.

yine de zamanında guzel vakitler geçirttiği için kendisine teşekkur ediyorum.
devamını gör...

yirmili yaşlar

25 yaşına kadar olan yaş grubudur.

25 yaşından itibaren sanki 20'li yaşlarımda değil de, ruhen 40 yaşında gibiymişim gibi hissediyorum. 26 yaşındayım şuan. bu hissedişin, üzerime yığınla sorumluluk almamdan dolayı kaynaklandığını düşünüyorum.

e haliyle 20 yaşlarımı da son derece özlemiş bulunmaktayım. geçen zaman geri gelmiyor, yapacak bir şey yok. sonuna kadar devam.
devamını gör...

soğuk duş

işkenceden başka bir şey değil.

evet, öyle. belki de bir çok insan gibi fantezik duygularla yapmadığım bir şey olmadığı içindir, zira kombi bozuldu ve asla suyu ısıtmıyor. yaptıracak para da yok. işin psikolojik tarafını saymıyorum bile. tek yaşamanın getirdiği hayat mücadelesi diyelim.

neyse öyle ya da böyle, tabiri caizse buz gibi suyla günlerdir yıkanıyorum ve bundan gram keyif almıyorum. ha keyif almamam bu konuda tecrübesiz olduğumu mu gösteriyor? hayır. zira bundan yıllar önce askerdeyken şofbende sıcak su kalmayımca mecburen soğuk suyun altına giriyordum. o aptal şofbenler sadece 2 kişilik sıcak su depolayabiliyorlardı.

o günlerden kalan tecrübelerim sayesinde, bu işkenceyi şu sıralar da mecburi olarak devam ettirmekteyim. imkansız mı? değil. normal şartlarda tavsiye eder miyim? hayır. bir kere vücut zaten o suya asla alışamıyor. evet belki ayak, bacak, kol gibi uzuvlar çok daha iyi adapte olabiliyorlar, ama özellikle kafa ve üst vücudun tamamı yüksek duyarlılığa sahip olduğu için o suyu vücudunuza her çarptığınızda nefesiniz daralacak, titreyeceksiniz ve içinizden "keşke sıcak su aksaydı" diyeceksiniz her seferinde.

evet soğuk duşun yararları da malum, bir çoklar. ama bu yararlar soğuk duşun işkence olmasını asla değiştirmiyor. cildi güzelleştiriyor, saçları pürüzsüzleştiriyor falan diyorlar da, ne gariptir ben bunların tam tersi bir tecrübe yaşamaktayım. aksine soğuk duştan sonra saçlarımdaki kaygan ve pürüzsüz his kayboldu. dokunduğumda daha kaba bir hissiyat almaktayım. zira kir konusunda da sıcak su kadar kirleri çıkartmadığını düşünüyorum. sıcak suyun kirleri daha iyi yumuşattığından eminim. vücudu dinç tutmasına gelirsek de, bu da bende pek etki yapmadı. yine her sabah işe uyuyarak gidiyorum ve akşama kadar fütursuzca uyuyasım geliyor. ne dinçliği? aksine yorgunluğum doğru dürüst geçmiyor bile.

neyse soğuk duşa düşman gözüyle bakıyorum gibi algılanmayayım. ben sadece edindiğim tecrübeyi söylüyorum. illaha da "soğuk duş yeee" diyorsanız da, ilk birkaç dakika ılık suyla başlamayı ihmal etmeyin. zira direkt buz gibi suyun alt8na girerseniz nefesinizi toparlayamayabilirsiniz. bu da kalp krizi doğurabilir. ben alışkın olduğum için nefesimi toparlayabiliyorum, ama siz ilk defa yapacaksanız asla direkt soğuk suyun altına girmeyin. çünkü o an ciddi ciddi nefesiniz kesilecek. (mecazi değil)

başarılar!
devamını gör...

gog

yakın zamanda türk lirası'nı resmi olarak desteklediğini duyuran oyun/stream mağazası. açılımı "good old games" olup, bizzat drm karşıtı bir profil çizen cd projekt red'in kurduğu bir platformdur ayrıca.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birçok platform günden güne ülkemizi terketmeye yer ararken, tam tersi gog'un şu zamanlarda bize destek vermesi kadar paha piçilemez bir şey olamaz şu hayatta.

gog'u her zaman sevmişimdir. hem eski oyunların bir çoğunu resmi olarak mağazasında bulabiliyorsunuz, hem de drm korumasız oluyor. yani direkt fiziksel olarak indirip oynayabiliyorsunuz herhabgi bir platforma veya internete bağlı kalmadan. sırf bu sebeple gog'un yeri bende ayrıdır. tl'ye geçmeden önce de dolarla birçok oyun almıştım buradan. outlast bunlardan biri.

tabi bu mağazanın istemcisi de bulunuyor aynı steam gibi. (bkz: gog galaxy) isteyen oradan da satın alıp steam mantığıyla da oynayabiliyor. hem arayüzü falan da çok güzel.

daha çok yeni tlye geçtiği için direkt türkiye'ye özel fiyatlandırmalar henüz mevcut değil. ama yakın zamanda yerel fiyatlandırma da yapacaklardır.

hoşgeldin ülkemize gog!
devamını gör...

bakkal

satın aldığınız gıdaları veresiye verebilen tek kuruluştur. alkol bile.

şuan cebinizde 5 kuruş para olmamasına rağmen bakkala gidip, ''abi ben bu aldıklarımı şu günde ödesem olur mu?'' dediğiniz zaman, sizi %90 derecesinde sırt çevirmeyen oluşumdur. bu ricanızı kabul ettiğinde de, sizi a101 gibi kurumlardan soğutan kuruluşlardır ayrıca.

bu gece çok acil şekilde ihtiyacımı karşılamış olan bakkallar için, çok iyi görüşlerim ve izlenimlerim olacak. sizler iyi ki varsınız ya. fakirin, fukaranın, sefilin ve çaresizlerin tek dostudur bakkaliyeler. umarım bu iyi niyetinizden hiç bir zaman feragat etmezsiniz.

iyi ki halen daha hayatımızdalar.
devamını gör...

ai bakışı

google'da, son 1 aydır bana severek arama yapmamı sağlayan mucizevi bir araç.

internet çok devasa bir ağ olsa da, bazı sorularınızın cevabını asla bulamıyordunuz. bulamadığınız gibi, bir de diğer google sayfalarını amele gibi kontrol ediyordunuz bir şeyler bulabilmek umuduyla. ama ne yazık ki bırakın istediğiniz her şeyi bulamamayı, sayfalar ilerledikçe istediğiniz sonuçtan daha da uzaklaşıp konudan bağımsız internet siteleleriyle karşılaşıyordunuz.

google sonunda bu saçmalığa dur demiş olacak ki, google'da bir arama yaptığınızda direkt arama sonuçları çıkartmak yerine, ai (yapay zeka) bakışına yönlendiriyor. ai'ın cevabı da sizin bulmak istediğiniz cevabı birebir veriyor. son 1 aydır aramak istediğim her şeyi onun sayesinde bulabiliyorum. yakında google'ın varlığını unutacağım.

yapay zekayı hiç bir zaman hayatımı kolaylaştıracak seviyede kullanmadım. kullanmaya da gerek duymuyorum, çünkü eksik veya kabiliyetsiz bir insan değilim. her işimi kendim görüyorum. ama mesele internette cevabını bulmak istediğim soruları sormaksa, google'ın ai bakışı hizmetinin kesinlikle hayatımı kolaylaştırdığını söylemeliyim.
devamını gör...

manifest

çıkarttıkları son 2-3 şarkıdır gönüllerimi fetheden müzik grubu. gece 00:00'da çıkarttıkları hileli şarkısı da bana kalırsa bir şaheser. son zamanlarda arıyo şarkılarıyla beraber de güzel bir kombo oluşturup dinlemekteyim.

ayrıca kendilerini müzikal anlamda da bayağı bir geliştirmişler. yolları açık olsun ne diyeyim.
devamını gör...

vivo

ben hayatımda bu kadar hızlı güvenlik güncellemesi veren başka bir marka görmedim android tarafında.

samsung bile 2-3 ayda bir güvenlik güncellemesi verirken, vivo her ay sektirmeden güvenlik güncellemesi vermeye devam ediyor. ve bu performansı da üst seviye telefonlarla değil, orta seviye telefonlarla sağlıyor. (bkz: vivo v29 lite)

çok şaşırtan bir marka gerçekten. sırf bu sebeple tekrardan vivo'a kalıcı dönüş yapmayı düşünüyorum.
devamını gör...

5g

evet, kabul ediyorum. bir turkcell çalışanı olarak türk telekom kullanıyorum, ve çoğunlukla aldığım hızlar 500-700 mbps arasında değişiyor.

4g'ye göre bariz hız farkı mevcut, özellikle ülkemizde. ama burada bir sıkıntı var. birincisi, 4g doğal haliyle bu hızları oldukça potansiyel bir şekilde verebiliyordu zaten. bizim ülkemizde verememesinin sebebi, tamamen yetersiz yatırımlarla alakalı. ne yazık ki yaklaşık 1000 mbps hızlara ancak ve ancak 5g ile günümüzde ulaşabiliyoruz. birçok teoriye göre de 5g denen nane, 4g'nin gelişmiş versiyonunun arkasına sığınıyor vs vs.

2.sine gelirsek de, abi bu 5g neden bu kadar çok şarj yiyor? ulan tüm gün telefonu 4g'de öküz gibi kullanmama rağmen akşam eve geldiğimde günü %40 şarj ile tamamlarken, 5g ile kullanım sağlamaya başladığımda bu sayı %3'lere falan düştü. şaka yapmıyorum. inanılmaz bir şarj tüketimi mevcut. %3'e düştüğünde telefonu ilk defa ultra güç tasarrufuna almak zorunda kaldım sırf telefon kapanmasın diye. bu kadar da pil tüketmesini beklemiyordum açıkçası.

üçüncüsü de, hiç bir zaman her bölgede stabil hızlar alamazsınız. bazı bölgelerde 700-800 mbps verirken, bazı bölgelerde de maalesef 100 mbps'yi geçemiyor. ister istemez ''ulan biz ne anladık bu teknolojiden'' diyesi geliyor insanın. neyse ki eskişehir'in alanönü mahallesinde 700-800 civarı hız alıyorum da, bir nebze de olsa beni tatmin edebildi her ne kadar verimsiz olsa da.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (alanönü)

benim yerleşim yaptığım bölgeye gelirsek, sonuçlar oldukça iç sıkıcı. ertuğrulgazi mahallesi bu kadar potansiyelsiz bir mahalle değil arkadaşlar eskişehir'de. ama gelin görün ki, yaptıkları yatırım ortada. rezalt ötesi rezalet. ulan 4g yalın haliyle zaten 1000 mbps verebiliyor iken, siz ne ayaksınız ya?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bilmiyorum. bence tam bir fiyasko. zaten turkcell superonline çalışanları olarak, 5g'ye geçtiğimiz ilk gğün sistemlerimiz kullanılamaz hale gelmişti. biz de mecburen 4.5 g'ye geçmiştik, şuan halen daha aynı şekilde devam ediyoruz. sistemi ne zaman 5g'ye alsak, hiç bir şekilde ulaşamıyoruz. bu da 5g teknolojisinin bir ayıbıdır. ya da bu halen daha 4g'de, bizi mi 5g olarak kekliyorlari bilinmez.

neyse abi, durum bu işte. hayırlısı olsun.
devamını gör...

sevişmek

öpüşmekle başlar, seks ile devam eder.
devamını gör...

kablonet

kendim turkcell superonline teknik çalışanı olarak, aktif bir şekilde kullandığım internet servis sağlayıcısıdır.

binamda turkcell fiber altyapısı olmadığı için mecburiyetten geçmiştim 2 ay önce. ne hikmettir ki, binamda sadece kablonet var. dedim bir deneyeyim, nasıl olsa bu da fiber, yani gpon. dedim ne kadar kötü olabilir.

bu servisi satın alana kadar hakkında o kadar çok kötü yorum okudum ki, bir an acaba ''aboneliği iptal mi ettirsek lan'' dedim. sonra tekrardan dedim ki, 'amaan, gpon teknolojisi ne kadar kötü olabilir''. gün geldi çattı, teknik ekip beni aradı ''şu zaman gelip bağlayacağız'' diye. dedim tamam. bunların geliş anı da tam tamına benim çalıştığım zamanlara denk geliyor. hatta o sırada ben de turkcell superonline müşterisine kurulum yapıyorum. çok garip bir andı gerçekten.

neyse işte bir şekilde boşluk bulup direkt eve geldim. adamlar beni kapının önünde bekliyordu. aynı bizim turkcell müşterilerini kurulum için kapıda beklediğimiz gibi. neyse dedim, kardeşim hoşgeldiniz, geçin, buyrun falan filan. önce bi ölçüp biçtiler. binada şaft var. bu da demek oluyor ki, benim dairede boat da vardır. nitekim öyle de oldu, adamlar direkt benim daireye boat yaptılar. boat denilen şey de şu, mesela bir dairede beli başlı kablo kanalları bulunur. bu kanallardan elektrik, telefon, internet kabloları falan filan geçer. ve bu hatlar dairenin belirli kısımlarında varlığını gösterir. genellikle de odalarda sonlanır. bu kanalların başlangıç noktası da şaftlar olur. tabi bu kanallar her zaman kullanılamıyor. dairede boat bulunsa bile, hattan geçen kabloyu bulamadıktan (oynatamadıkttan) sonra yapmak neredeyse imkansız. en azından 6 aylık superonline teknik tecrübelerime dayanarak ben bu kanıya vardım.

neyse işte çok uzattım, herifler daireye kablo çekmeye başladı. size yemin ediyorum o kadar iyi bir iş çıkarttılar ki, ağzım açık izledim lan resmen. ekşi'de, orada burada kablonet'e etmedikleri küfür kalmamışken, garip bir şekilde ben inanılmaz şekilde memnun kaldım. çok çok temiz iş yaptılar. fiber sinyalini de muazzam seviyede aldılar, kuılandıkları modem de gerçekten bir teknoloji harikası. bu modem kendinden ont'li bir şey ve hiç bir şekilde sorun çıkartmıyor. zte'nin aklıma gelmeyen herhangi bir modeli. ama kablonet'e özel bir wifi 6 moodem işte. böyle bir şey görmedim arkadaş! bizim superonline'da da var bu tarz modem, ama üzerine tükürsen ''neden tükürmedin, ben tükrülmeyi hakettim'' diyecek kadar iğrenç bir model. o sebeple bir her zaman modemle beraber biz de ont kullanırız. o da eziyetten başka bir şey değil.

yani işin özet kısmı, hem teknik ekipten, hem de servis sağlayıcısından aşırı memnun kaldım. ve bu akşam itibariyle kullandığım 100 mpbs hızı, 1000'e yükselttirdim. eminim ki bu hızları da muazzam seviyede sağlayacaktır kablonet. modemim fişek gibi. gpon hizmeti ise kusursuz. çağrı merkezine saniyesinde bağlanabiliyorsunuz. arıza mı? onu da direkt ben hallederim zaten boşuna mı gpon işi yapıyoruz?

yani tekrar kısaca, bu tanı tüm kablonet'i linçleyenlere gelsin. tabii ki gpon dahilinde. millete fiber internet diye yutturdukları s**indirik lnb anten kablosuyla iğrenç internet servislerini bir kenara bırakıyorum. belki de bu linci sırf bu sebeple yiyorlardır bunu bilemem ama, işin ehline sahip olanlar son derece memnun kalacaklardır bu iss'dan.
devamını gör...

bomba plak

ceza ve killa hakan ikilisi tarafından çıkartılan, gerçekten de ismi gibi bomba bir albüm. 24 aralık 2008'de piyasaya sürülmüş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu albümün ''bomba plak'' adlı şarkısını, birkaç gün önce iş arkadaşımın dinlemesiyle keşfettim. şarkının müptelası oldum resmen. dedim albümün tamamına bakayım, belki iyi şeyler vardır. baktım ve direkt olarak albümün ilk şarkısı olan ''bu bizim yolumuz'' adlı şarkının, bomba plak'tan bile daha fazla müptelası oldum. bu albümde inanılmaz bir müzikalite mevcut.

bu albüm hakkında yorumlarda bulunacağım, ama üst paragrafta belirttiğim 2 şarkı üzerinden sadece. çünkü şu anlık bu şarkıları zevkle dinlemekteyim. sadece bu 2 şarkı bile tek başına bu albümün övgü almasını hakeder, bu da bir gerçek.

öncelikle prodüktörden başlamak isterim. albümün tamamının prodüktörlüğünü, ''dj ses'' mahlaslı akşit uğurlu üstlenmiş. bu adam resmen harikalar yaratmış. müzisyenlik yetenekleriyle yıllar sonra, beni rap müziğe adapte etmeyi tekrardan başaran gerçek bir yetenek. beat'ler de tabiri caizse kulak s**en hiç bir şey yok. davullar oldukça yumuşak, 808'ler şıkır şıkır, perküsyonlar ise atmosferine uygun. hiç biri birbirinin üzerine çıkıp da şarkıları hiç etmiyor. davullar bir yana dursun, şarkılarda okunan her dizelere özel alt melodilerle, dinleyen kişinin duygu yoğunluğunu sonuna kadar arttırmayı başarabiliyor. tabi prodüktörün marifetleri bunlarla da bitmiyor. bir türk müziğine yakışır bir şekilde oryantel tınılar da bulunuyor. yöresel elektro gitar sadece bunlardan biri. uzun lafın kısası, bu albümün prodüktörlük başarısını tek bir paragrafa sığdırabilmek imkansız. özellikle sıkı bir elektronik müzik dinleyicisisiyseniz.

bu albümün en büyük sırlarından biri, can alıcı nakaratlara sahip olması. standart bir rap okumasından sonra, ortaya muazzam bir nakarat giriyor. özellikle ''bu bizim yolumuz'' şarkısında bu seviye piklere ulaşıyor. nakaratın amacına çok sağlam hizmet ediyorlar, ve rap'in vokal ağırlığında boğulan insanları bu muazzam nakaratlarla kurtarmayı başarıyor, ve bu tarz şarkıları dinlenilebilir hale getiriyor. hardcore rapçi olan ceza 'nın nakaratlara bu denli dikkat etmesi bu albüm açısından çok iyi bir şey. belki de bu sebeple bu albüme bu kadar tutuldum bilmiyorum.
ben şarkıda hunharca, fütursuzca, sürekli vokal okunmasından nefret eden bir insanım normalde. ama bu albüm kendini bir şekilde dinlettirdi işte.

biraz da ceza'nın performansına değinmek isterim. yine her şarkısında olduğu gibi rap'e yakışır şekilde muazzam vokaller okumuş. adam resmen bu iş için yaratılmış. okurken sıfır tekleme. nasıl bu kadar hızlı ve otantik okuyabilmesini bir kenara bırakırsak, adamın dili bile dönmemezlik yapmıyor. makine gibi resmen. ayrıca şuna da değineyim, ben esasen müziğin tarzı hangi tarz olursa olsun, genellikle hiç bir zaman lirikaliteye (sözlere) önem vermem. versem de çok nadirdir. ama rap müzik esasında vokal ağırlıklı olduğu için, bir nebze de olsa önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. önem vermeye çalışıyorum, ama cidden sözlerden hiç bir şey anlamıyorum. sadece ve sadece ritmik ve kafiyeli dizeler dışında, ekstra kaliteli hiç bir şey duymuyorum bu şarkılarda. tabi bu bakış açınıza göre de değişebilir. ben genel olarak sözlere önem vermemekteyim, belki bu sebeple hiç bir anlam çıkartamadım sözlerden. bu şarkılarda duyabildiğim tek şey, muazzam bir müzikaliteyle birleşen yoğun kafiyeli ve ritimli sözler bütünü. bu sözlerde ekstra anlam aramak beni bir nebze aptallaştırabilir.

e tabi bu albümde killa hakan 'dan bahsetmemek olmaz. açıkçası şahsi olarak killa'yı dinlemeyi pek seven biri değilim, ama garip bir şekilde bu albümde kayda değer bir performans sergileyebilmiş. elbette ceza'nın yetenekleri altında fazlasıyla ezilmiş, ama sırıtmıyor işte killa okurken de. belki prodüktörün çok iyi olmasından da kaynaklanıyordur bu durum bilemem. ama genel olarak, killa beni bu şarkılarda pek rahatsız edemedi. evet hala daha dilini pek döndüremiyor, bu iş için (bence) yaratılmamış, ama ve amaaa, dinlettiriyor işte kendini. ne olursa olsun, killa'da bu camiada çok çok eskiden varlığını sürdüren bir isim. o sebeple saygı duyuyorum ona da. (gluk gluk hariç)

son olarak bu alübümün şarkılarının süreleri çok ama çok uzun. albüm zaten 2 kişi tarafından domine ediliyor. 1 verse killa hakan, 1 verse da ceza alıyor zaten. e abi peki neden bu şarkılarda her iki sanatçının da 2'şer verse'ları var? hiç mi yormuyor lan dinlerken? beni açıkçası yoruyor artık bu devirde. şarkılar mümkün olduğunca hızlı bir şekilde tüketilip, alınabilinen en optimal dopamini alabilmek üzerine kurulu. 4 dakika üzeri şarkılar da bu dopamin seviyesini oldukça düşürüyor. ha rap olmasaydı bu şarkılar, müziğe ağırlık verilip vokal loş tutulsaydı bir nebze katlanılabilirdi. çünkü müzikalite iyiyse dinleyiciyi bunaltmaz. ama rap müzik öyle değil. sürekli vokal, sürekli vokal insanı bunaltıyor. o sebeple bu dinlediğim 2 şarkının sürelerini özel editle kısalttım ben. her 2 sanatçının da verse'larını 1'e düşürdüm, ve şuan yorulmadan bomba plak zevki sürmekteyim.

belki de türk rap tarihinin en keşfedilmeyen ve bilinmeyen sayılı albümlerinden. eğer çok sıkı bir rap dinleyicisiyseniz, bir bakın bakalım. pişman olmayacağınızdan eminim.

open.spotify.com/intl-tr/al...
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim