hayatımda hiç güzel bir şey olmayacak gibi geliyor bazen, tüm güzel şeyleri kaybetmek zorundaymışım gibi sanki. özlediğim çok fazla şey var. sabır acı bir ottur tarzında bir söz görmüştüm, bu acının beni arındırmasını, iyileştirmesini bekliyorum. belki de hiç göremeyeceğim bunu.
"sadece 10 liramın olması, 0 liramın olmasından daha fazla canımı yakıyor. anladın mı? beni bu 10 liradan kurtar ya, kurban olayım, al şunu kurtar beni bu 10 liradan ya!”
k2 dağcılar tarafından tırmanması en zor dağ olarak gösteriliyor. yalnızca elit dağcıların çıkabildiği, çok tehlikeli ve ölüm oranı çok yüksek bir dağ. deneyebilen kişi sayısı bile baya az. zirveye çıkılmaya gece yarısı başlanıyor ki öğlen olmadan zirveye çıkıp inebilsinler, gecikmeleri demek ölüm demek. o atmosferi o kadar çok merak ediyorum ki. bir nevi ölüm sürecini yavaşlatarak hızlıca zirveye çıkıp inmeye çalışıyorlar. gece yarısında o soğukta k2nin heybetini hissetmek zirvesine tırmanmaya çalışmak nasıl bir şeydir acaba? doğanın heybetinin görkeminin en iyi deneyimlendiği an.
yanlış bilmiyorsam k2ye çıkan 4 türk var. nasuh mahruki, tunç fındık, gülnur tumbat ve esin handal.
insandan insana değişir ama benim için tercih ettiğim yalnızlık değil ama uyumsuz olduğum insanlardan uzak olmak. özellikle üniversitede çok hissettim bunu. insanların içine giremediğimi, sıkıldığımı hissettim. kendimle zaman geçirmeyi sevsem de hatta buna ihtiyaç duysam da yalnızlığı tercih etmezdim.
yaşanan anılar en başlıca sebebi bence. kötü anılar yaşadıktan sonra şehir ne kadar güzel olursa olsun. orada tanınan insanlar da önemli bir etken. ve de kültürel uyum. nüfusun yoğun olduğu, öğrencilerin çok olduğu yerleri sevmiyorum. sessiz sakin, doğanın içinde, insanların kibar olduğu yerleri seviyorum.
olması gereken bu bence, insan oturup kendine eğlenebilmeli. diğer insanlara çok bağlı olması mutsuz eder. hem bu eğlencenin saf şekilde içren gelmesi bambaşka bir şey.
samimi bir şekilde sıradan olduğunu söyleyen, kendini abartmayan bir insanın en azından belli bir oranda farkındalığa sahip olduğunu düşünürüm. sonuçta insanların çoğu kendini özel görmeye meyilli, sıradanlığının farkında olmak farkındalık oluyor.
14 nisan 2012'de oynanan pescara - livorno maçı sırasında kalbi durarak 25 yaşında hayata veda eden italyan futbolcu. futbol tarihinin en trajik olaylarından. çocuk yaşta anne ve babasını kaybeden, sonrasında engelli erkek kardeşi intihar eden ve engelli kız kardeşiyle yalnız başına kalan bir insanın hikayesi. hayata futbolla tutunuyor ve kız kardeşine bakıyordu.
ölümü de hayatı gibi trajik oldu. hassas içerik olduğu için burada paylaşmayacağım ama sahada birden yığılıyor ama o an bile tekrar tekrar ayağa kalkmaya çalışıyor. o an futbol tarihinin en büyük ihmalkarlıklarından birisini yaşanıyor. kendisine gerektiği gibi müdahele edilmiyor. doktorlar defibrilatör cihazını kullanmıyor, ambulansın önünde otobüs olduğu için sahaya girmesi zaman alıyor. sonrasında doktorlar taksirle adam öldürmekten suçlu bulunuyor ama cezaları erteleniyor.
ölümünden sonra serie a takımları ve futbolcular kız kardeşinin bakımını üstleniyor.
sadece ekonomik sebeplerle açıklanamayacak bir durum. iş ahlakı olan, karşı tarafın hakkına girmek istemeyen kısım toplumun azınlığı maalesef. insanlar birbirlerinin hakkını yemeye bayılıyor. haksız kazanç kimsenin umrunda değil ki.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.