filminin 17 kasım 2023'te vizyona gireceği ilan edilmiştir. oyunların ilk yıllardaki durumu ve başkan snow'un 18 yaşındaki halini ele alacak olan film, yayınlanan fragman itibarıyla kitabına olan uygunluğuyla hayranların kalplerine heyecan salmayı da başarmıştır. iyi bir uyarlama olacağa benzemektedir.
sinir olduğum insan tipi. şahsi olarak problemim var bu kişilerle. ben senin her gün aynı aynadan aynı açıyla çektiğin kombin fotolarını görmek zorunda mıyım kardeşim? kombin çekeceksen yallah instagrama. çok doluyum, takipten çıkıyorum olmadı engelliyorum ama bitmiyorlar. bir bunlar bir de korecan hesapları var gıcık olduğum ama o başka bir entry'nin konusu.
bunun daha da kötüsü otobüs penceresinden içeri giren arıdır. kendisiyle insan popülasyonu açısından boş otobüste köşe kapmaca oynamışlığımız ve en sonunda arka kapı boşluğuna yuvarlanmışlığım vardır.
bu sabah spotify haftalık keşfetime düşmesi sayesinde tanıştığım sanatçı. merhabalar adlı şarkısını loop'a aldım, dinlemekten kendimi alamıyorum şu an. hayır bir de adamın diğer şarkılarını da merak ettim ama merhabalar'ı daha aşamadım sözlük. şarkının daha en başında ne kadar barış manço'yu andırıyor diye düşündüm ve herkes de benzer düşünmüş anlaşılan. diğer şarkılarının da kaliteli olacağını ön görmek hiç de zor değil.
iki gün önce izlediğim, başrolünde kristen stewart'ın oynadığı filmdir. prenses diana'nın ölümünün trajik olduğunu ve genel olarak da sevilen biri olduğunu bilmekle beraber hayatı hakkında çok fikrim yoktu. filmi izlemeden önce ve izledikten sonra yaptığım okumalarla daha hakim oldum. filmi de beğendim ayrıca. sürekli aksiyonun olduğu hareketli filmleri (marvel filmleri gibi) sevenler durağan bulup hoşlanmamış olabilir. ama benim gibi bir izleyici (karakterlerin iç dünyasını anlatan filmleri seven, cgi'dan pek hoşlanmayan vs.) için oldukça tatmin ediciydi. şimdi de the crown dizisine başlasam mı diyorum. kraliyet ailesi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak ister miyim yoksa bu geçici bir ilgi mi emin değilim sözlük.
"tanımadığın bir adamı evine sokmak için koyduğun bir ad. noluyor yani, neyi paylaşamıyoruz?"
hakkında en iyi tanımı ismail abi'nin yaptığı kelimedir. hele bunu söylerkenki endamı insanın yüreğini eritir.
ilk kez 23 yaşımda dinlediğim muhteşem şarkıdır. duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım ve bu şarkıyı duymadan geçen 23 yılımın boşuna yaşandığını düşünmüştüm. o dönemden beridir benim için çok özeldir bu şarkı. yıllardır sürekli yaprak döküyorum, bahar bahçenin bedenimi saracağı zamanı beklemekteyim. çünkü bu çıldırtan dengenin bir anlamı olmalı.
sebebi otomatik düşünceler dediğimiz düşünce tarzları olan durumdur efendim. normalde zihnimizden geçen düşünce trafiği çok yoğun ve hızlıdır. haliyle bütün bu düşüncelerin hepsine bilişsel olarak hakim olmamız da imkansızdır. tam da bu sebeple yaşadığımız bir olay karşısında zihnimizden kendimizle ilgili (muhtemelen kendimizi etiketlediğimiz) bir otomatik düşünce gelir geçer. biz neden kötü hissetmeye başladığımızı fark etmeyiz ama o düşünce yapacağını yapmıştır çoktan. örnek vermek gerekirse eğer; kilosu normal olan bir insanın keyifle dondurma yediğini gördünüz diyelim. sonra başka bir durum dikkatinizi çekti ve bu kişiyi ve dondurmasını tamamen unutup günlük hayata devam ettiniz. sadece modunuzda bariz bir düşüş gerçekleştiğini ve bunun sebebini de bilmediğinizi fark ettiniz. eğer durum yeterince irdelenir ve otomatik düşüncelerinize ulaşabilirseniz belki de fark edecektiniz ki sizin aklınıza şöyle bir uğrayıp geçmiş (hatta öyle ki bilinç seviyesinde fark etmemişsiniz bile) ama yıkıcı etkisini bırakmış düşünce şuydu: "ben hiçbir işe yaramaz şişkonun tekiyim, bir dondurma bile yemeye hakkım yok." otomatik düşünceler ve bilişsel çarpıtmaları tespit etmek yönünde birçok uygulamanın da olduğunu söylemeden entry'yi bitirmeyeyim efendim. hepimizin kendisi hakkındaki etiketlerini ve olumsuz düşüncelerini bertaraf etmesi dileğiyle.
mehmet güreli'nin şarkısıdır. ama tarafımı en etkileyen hali ise ceylan ertem ve cihan mürtezaoğlu cover'ı olmuştur. bir kere dinleyince loop'a almadan duramıyorum sözlük. insanı ipe götüren şarkı diyebilirim bile. bir gün intihar edersem notuma yazmayı düşündüğüm dizelere de sahiptir.
"bu bir uçurtmanın kaçışı, belki de değil.
bilmem, gök yüzünde aramak doğru da değil."
hiçbir anlamı olmayan durumdur. üniversite okudum da noldu? zamanında 30k sıralama yapmış insanım, şimdi maaşımı zorla asgariye çıkarttırdım diye seviniyorum. günde 10 saat anlamsız mesai ve mobbing de cabası. yemin ediyorum ilkokulda falan okulu bırakan tanıdıklarım daha iyi hayat yaşıyorlar. bunu hak etmedik.
15 nisanda vizyona girmesi beklenen ve galası dün yapılmış filmdir. ezra miller, muhtemelen hawaii'de uygunsuz davranış ve taciz sebebiyle tutuklanması yönünde çıkan haberlerden sonra galaya katılmadı.
johnny depp'i suçsuzluğu ispatlandığı halde kadrodan çıkardıkları için büyük bir hata (mads mikkelsen'i tenzih ederim) yaptıklarına inandığım yapım şirketi, şimdi de ezra miller'i mi kadrodan çıkaracak acaba? bekleyip göreceğiz.
uzun zaman sonra fiziksel acı sebebiyle ağladım bugün. ağlamaya çok alışkınımdır ama bu seferki sebebin duygusal olmaması çok tuhaf geldi, yadsıdım. çocukken bir yerlerimiz acıdığında ağlardık, büyüdüğümüzde içimiz acıdığında ağlama eylemiyle değiştirmişiz meğer bunu. gelen bu farkındalık ile daha da hislendim, gözyaşlarım arttı da arttı. ben de devam ettim ağlamaya...
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.