salon beyefendisi yazar profili

salon beyefendisi kapak fotoğrafı
salon beyefendisi profil fotoğrafı
rozet
karma: 1269 tanım: 92 başlık: 16 takipçi: 17

son tanımları | başucu eserleri


ölümlü dünya ölümlü insan

paranoyak deli ukdesi.

jorge luis borges'in tespitiyle yüzleşmediğimiz sürece iki tarafı birbirine denk sandığımız ezber.

dilimize yerleşen "ölümlü dünya ölümlü insan" söylemi, insanın kendi fanilik korkusunu hafifletmek için sığındığı bir göz boyamadan ibaret. dünyayı da yanına çekip "hepimiz gelip geçiciyiz işte" diyerek sahte bir teselli üretir; sanki solan bir çiçekle öleceğini bilen bir zihin aynı kefede tartılabilirmiş gibi. borges tam bu noktada ezberi bozar: insan dışındaki bütün varlıklar fiilen ölümsüzdür. başlarına gelecek sonun bilgisine sahip olmadıkları için dünü ve yarını olmayan, kesintisiz bir şimdiki zamanın kayıtsızlığında yaşarlar.

diğer canlıların ölüme dair hiçbir şey hissetmediğini söylemek biyolojik olarak haksızlık olur. bir fil ölen yavrusunun başında günlerce bekler, şempanze cansız bedene dokunur, karga sürüsü ölü bir türdeşinin etrafında toplanıp tehlikeyi tartar; hayvanın burada idrak ettiği şey sadece karşılaştığı bedenin hareketsizliğidir. zihninde benlik, zaman ve zorunluluk kavramlarını birleştirip "bir gün bu son kaçınılmaz olarak benim de başıma gelecek" diyebilecek bilişsel bir projeksiyon yetisi biyolojisinde yoktur. ölümü dışarıdan bir hadise olarak görürler, kendi şahsi sonlarının bilgisiyle yaşamazlar.

ernest becker'ın bahsettiği büyük insanlık komedisi tam bu eşikte başlar. insan, kendi kaçınılmaz yok oluşunun bilgisine sahip tek canlı olduğu için bu dehşetle baş başa kalamaz; çareyi yıkılacağını bildiği dünyaya tırnaklarını geçirmekte bulur. ağzı her sıkıştığında "ölümlü dünya" diyerek borcunu erteler, kalpleri kırar, ahlaki sorumluluktan sıyrılır; diğer yanda aynı ölümlü dünyanın çakıl taşı için kardeşinin boğazına sarılır, 30 yıllık konut kredilerine imza atar, tapu dairelerindeki o gergin kuyruklarda ömrünü çürütür. dünya ile insan bu yüzden asla denk değildir. dünyanın ölümlülüğü mekanik bir aşınmadır; nehir kurur, taş ufalanır, kedi yaşlanır ama hiçbirinin bundan haberi yoktur. sonun bilgisine sahip olmayan dünya trajediden muaftır; fiilen ölümsüz bir kayıtsızlıkla döner. bütün faturayı ödeyen, bildiği sonun korkusundan kaçmak için şuursuz bir dekora mülkiyet uyduran insandır.
devamını gör...

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu

... birinciliği beyaza verdiler cümlesiyle biten jüri isminde özdemir asaf şiiri.

herkesin aynı çamurun içinde aynı hızla kirlendiği bi yerde siyah kiri yutar, gri kamufle eder, beyaz ise en ufak lekeyi anında ele verir. kirlenme hızının eşit olduğu bir yarışta birincilik dağıtmak, eyleme değil sadece görünürlüğü kıstas almaktır. kiri içine gömebilen yoluna devam ederken, saklayamayacak kadar açıkta duranın boynuna birincilik süsüyle suçlu yaftası asılır.

kamuoyunun ahlak bekçiliği tam bu ikiyüzlülükten beslenir. arsızlığı tescilli birinin yeni bir rezilliği kimseyi şaşırtmaz; siyah zaten siyahtır, toplum ondan fazlasını beklemez. bütün öfke, hayatını dürüstlük iddiası üzerine kurmuş birinin tek bir falsosuna saklanır. linç mangasının derdi adalet aramak değildir; temiz kalmaya cüret etmiş birinin düşüşünü izleyip "meğer kimse masum değilmiş" diyerek kendi çamurunu temize çekmektir. jürinin beyaza taktığı o birincilik madalyası, vasatın kendi günahına bulduğu en ucuz bahanedir. aynı mekanizma herhangi bir kurumda veya ofis masasında da tıkır tıkır işler. masada on kişi oturur; sekizi suya sabuna dokunmaz, inisiyatif almaz, sistemin çarkında öylece grileşip gider. içlerinden biri iş çıkarmaya, sorumluluk almaya kalkar. günün sonunda işler sarpa sardığında fatura hata yapma ihtimali olan tek kişiye kesilir. hiç kıpırdamayanlar leke tutmadığı için paçayı kurtarır, sorumluluk alanın yakasındaki en ufak toz tanesi jürinin aradığı kusursuz günah keçisi olur. fatura kirlenene değil, kiri saklayamayana çıkarılır.
devamını gör...

simyacı (kitap)

paulo coelho'nun 1988 çıkışlı, kökleri binbir gece masalları ile mevlana celaleddin-i rumi'nin (bkz: mesnevi)'sindeki meşhur "bağdat'tan kahire'ye hazine aramaya giden adam" kıssasına dayanan alegorik romanı.


anlatı, kusursuz bir circular structure (dairesel kurgu) üzerine kuruludur. baş kahramanımız santiago'nun mısır piramitlerinin eteğinde bulmayı umduğu hazinenin, aslında yolculuğa başladığı endülüs'teki o terk edilmiş kilise harabesinde, incir ağacının köklerinde gömülü çıkması son derece bilinçli bir edebi ironidir. bu ironik son; "hazine" mefhumunun coğrafi bir varış noktası değil, yolda geçirilen ontolojik dönüşüm ve edinilen öz farkındalık olduğunu kanıtlar. metnin karakter ve mekan arketipleri bu dönüşümü kademe kademe örer:
kral melkisedek: bireyi konfor alanından çıkarıp yola düşüren çağrıyı ve kozmik işaretleri okuma yetisini,
billuriyeci: mekke hayalini gerçekleştirirse yaşama amacını yitireceğinden korkan, eylemsizliğe sığınmış insanı,
ingiliz: bilgiyi yalnızca kitaplarda arayan ve hayatın pratik akışını kaçıran steril teoriyi,
fatima: erkeğin yolculuğunu kısıtlayan bir pranga değil, çölün dilini bilip onu kişisel menkibesine uğurlayan sadakati,
simyacı: teoriyi bizzat çölün sert gerçekliğinde deneyime ve bilgeliğe dönüştüren eylemi simgeler.

anlatının merkezindeki çöl ise salt bir coğrafya değil; belirsizliğin, rüzgarla konuşabilme cesaretinin ve insanın kendi iç sesini dinlemek zorunda kaldığı varoluşsal sınavların alegorik alanıdır. okur nezdindeki kutuplaşmış algısı tam olarak bu yalınlıktan beslenir: bir taraf için doğru zamanda okunduğunda (bkz: kişisel menkibe) ülküsüyle hayat değiştiren felsefi bir manifesto iken; diğer taraf için "bütün evren senin için iş birliği yapar" mottosunun gerçek hayatın sert dinamikleriyle uyuşmayan, toksik iyimserlikle örülü bir kişisel gelişim masalıdır. hermann hesse'nin (bkz: siddhartha)'sı kadar derin felsefi buhranlara girmese de doğu mistisizmini batı anlatı yapısıyla eritip insanın içsel arayışını en berrak haliyle anlatan modern bir fabldır.
devamını gör...

kırmızı pazartesi

gabriel garcia marquez'in 1951'de kolombiya sucre'de yaşayan gerçek bir cinayeti 30 yıl boyunca zihninde demleyip 1981'de yayımladığı, gazetecilik refleksi ile saf edebiyatı kusursuz bir adlî soruşturma gibi harmanlayan başyapıtı. yazı boyunca süpriz bozanlara yer vericem.

kitap geleneksel polisiye matematiğini ilk cümleden imha eder; daha ilk satırda santiago nasar'ın öleceğini öğreniriz. yazarın bu radikal prolepsis tercihi, 16. yy sömürge dönemi indies kronikleri* geleneğini tersyüz ederek merak unsurunu katil kim den alıp bütün bir kasaba göz göre göre bu cinayete nasıl ortak oldu? sorusuna kilitler. kurgu, adli tıp titizliğinde bir gazetecilik soruşturması ve aydınlık bir labirent gibi örülür; cinayetten 27 yıl sonra toplanan ifadeler ve kayıp mahkeme tutanakları * üzerinden bir hakikat arayışına girilir ancak hafıza kırık bir ayna gibidir. santiago'nun sabah gördüğü badem ağaçlı rüyanın annesi placida linero tarafından yanlış yorumlanması, havada asıl duran uğursuz kehanetler ve cinayet sabahındaki havanın bile kimine göre pırıl pırıl, kimine göreyse boğucu ve yağmurlu hatırlanması doğrudan bu kırılmanın sonucudur; tanıkların kendi suç ortaklıklarını örtbas etme çabasını ve mutlak hakikatin epistemolojik imkansızlığını gösterir.

anlatının kökleri yazarın çocukluk arkadaşı cayetano gentile'nin öldürülmesine dayansa da marquez gerçeği birebir kopyalamaz. gerçek hayattaki mağdur sıradan bir tıp öğrencisiyken, kurguda santiago nasar'ı hali vakti yerinde arap kökenli bir etnik yabancıya * dönüştürerek kasabanın sınıfsal ve ırksal hasedini linç mekanizmasına dahil eder. nitekim gerçek damat meguel reyes palencia'nın 1994'te açtığı telif/tazminat davasının mahkemece reddedilmesi, anlatının gazetecilik sınırlarını aşıp özerk bir edebi ve ontolojik gerçeklik kurduğunun hukuki tescilidir.

roman, sömürge mirası feodal-ataerkil namus yasalarının tahakkümünü, bekaretin kişisel değil kamusal bir mülk olarak görülmesini ve kurumların ahlaki iflasını acımasızca sergiler. cinayeti işleyen vicario ikizleri canavarlar değil, namusun meşru müdafaası ve kan buyruğu (bkz: blood mandate) altında ezilen, kasap bıçaklarını pazar yerinde bileyerek kasabanın kendilerini durdurması için adeta yalvaran zoraki infazcılardır. buna rağmen kasaba kolektif bir ahlak felcine tutulmuştur. modern psikolojideki seyirci kalma etkisi*nin kusursuz bir mikro-toplum simülasyonu yaşanır; herkes nasılsa biri engeller rehavetine ya da suçu meşrulaştıran soyut bir kaderciliğe sığınmaları onları cinayetin doğrudan faili kılar. peder amador'un piskoposu karşılama telaşıyla cinayeti savsaklaması ve kurbanın bedenini domuz keser gibi parçaladığı o adli tıp faciası otopsi sahnesi, kilise, hukuk ve bürokrasinin iflasını simgeleyen bir ikinci infaza dönüşür.

santiago nasar'ın gerçekten suçlu olup olmadığı sorusunu bilerek yanıtsız bırakılması tesadüf değildir; çünkü toplumun günahlarını sırtlayacak bir kurbana ihtiyacı vardır. bu doğruda karakterler geleneksel kurgu tiplerinden öte ontolojik birer trajediye dönüşür: kendi linçinden habersiz tek kişi olarak kasabanın günah keçisi yapılan santiago nasar, aşk da öğrenilir dayatmasıyla kurbanlaştırılan ancak 2000'den fazla açılmamış mektupla kendi iradesini ve aşkını sıfırdan inşa eden angela vicario, parayla her şeyi satın alabileceğini sanıp geleneksel ahlak duvarına çarpan bayardo san roman bu kokuşmuş düzenin asıl enkazlarıdır.

romanın bu evrensel damarı coğrafi sınırları aşarak francesco rosi'nin 1987 yapımı sinema uyarlamasından li shaohong'un feodal çin kırsalına taşıdığı 90 tarihli bloody morning filmine ve macit koper'in istanbul şehir tiyatroları sahnelemesine kadar geniş bir kültürlerarası yankı bulmuştur. kurbanın kendi dökülen bağırsaklarını toplayarak eve girişindeki o çiğ gerçeklikle belleklerimize kazınan roman; yazarın 1982 nobel konuşmasında altını çizdiği o latin amerika'nın yalnızlığını aşarak, organize duyarsızlığın ve seyirci kalmanın bizzat suç ortaklığıyla eşdeğer olduğunu yüzümüze çarpan sarsıcı bir ahlaki otopside son bulur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim