1.
ölümlü dünya ölümlü insan
paranoyak deli ukdesi.
jorge luis borges'in tespitiyle yüzleşmediğimiz sürece iki tarafı birbirine denk sandığımız ezber.
dilimize yerleşen "ölümlü dünya ölümlü insan" söylemi, insanın kendi fanilik korkusunu hafifletmek için sığındığı bir göz boyamadan ibaret. dünyayı da yanına çekip "hepimiz gelip geçiciyiz işte" diyerek sahte bir teselli üretir; sanki solan bir çiçekle öleceğini bilen bir zihin aynı kefede tartılabilirmiş gibi. borges tam bu noktada ezberi bozar: insan dışındaki bütün varlıklar fiilen ölümsüzdür. başlarına gelecek sonun bilgisine sahip olmadıkları için dünü ve yarını olmayan, kesintisiz bir şimdiki zamanın kayıtsızlığında yaşarlar.
diğer canlıların ölüme dair hiçbir şey hissetmediğini söylemek biyolojik olarak haksızlık olur. bir fil ölen yavrusunun başında günlerce bekler, şempanze cansız bedene dokunur, karga sürüsü ölü bir türdeşinin etrafında toplanıp tehlikeyi tartar; hayvanın burada idrak ettiği şey sadece karşılaştığı bedenin hareketsizliğidir. zihninde benlik, zaman ve zorunluluk kavramlarını birleştirip "bir gün bu son kaçınılmaz olarak benim de başıma gelecek" diyebilecek bilişsel bir projeksiyon yetisi biyolojisinde yoktur. ölümü dışarıdan bir hadise olarak görürler, kendi şahsi sonlarının bilgisiyle yaşamazlar.
ernest becker'ın bahsettiği büyük insanlık komedisi tam bu eşikte başlar. insan, kendi kaçınılmaz yok oluşunun bilgisine sahip tek canlı olduğu için bu dehşetle baş başa kalamaz; çareyi yıkılacağını bildiği dünyaya tırnaklarını geçirmekte bulur. ağzı her sıkıştığında "ölümlü dünya" diyerek borcunu erteler, kalpleri kırar, ahlaki sorumluluktan sıyrılır; diğer yanda aynı ölümlü dünyanın çakıl taşı için kardeşinin boğazına sarılır, 30 yıllık konut kredilerine imza atar, tapu dairelerindeki o gergin kuyruklarda ömrünü çürütür. dünya ile insan bu yüzden asla denk değildir. dünyanın ölümlülüğü mekanik bir aşınmadır; nehir kurur, taş ufalanır, kedi yaşlanır ama hiçbirinin bundan haberi yoktur. sonun bilgisine sahip olmayan dünya trajediden muaftır; fiilen ölümsüz bir kayıtsızlıkla döner. bütün faturayı ödeyen, bildiği sonun korkusundan kaçmak için şuursuz bir dekora mülkiyet uyduran insandır.
jorge luis borges'in tespitiyle yüzleşmediğimiz sürece iki tarafı birbirine denk sandığımız ezber.
dilimize yerleşen "ölümlü dünya ölümlü insan" söylemi, insanın kendi fanilik korkusunu hafifletmek için sığındığı bir göz boyamadan ibaret. dünyayı da yanına çekip "hepimiz gelip geçiciyiz işte" diyerek sahte bir teselli üretir; sanki solan bir çiçekle öleceğini bilen bir zihin aynı kefede tartılabilirmiş gibi. borges tam bu noktada ezberi bozar: insan dışındaki bütün varlıklar fiilen ölümsüzdür. başlarına gelecek sonun bilgisine sahip olmadıkları için dünü ve yarını olmayan, kesintisiz bir şimdiki zamanın kayıtsızlığında yaşarlar.
diğer canlıların ölüme dair hiçbir şey hissetmediğini söylemek biyolojik olarak haksızlık olur. bir fil ölen yavrusunun başında günlerce bekler, şempanze cansız bedene dokunur, karga sürüsü ölü bir türdeşinin etrafında toplanıp tehlikeyi tartar; hayvanın burada idrak ettiği şey sadece karşılaştığı bedenin hareketsizliğidir. zihninde benlik, zaman ve zorunluluk kavramlarını birleştirip "bir gün bu son kaçınılmaz olarak benim de başıma gelecek" diyebilecek bilişsel bir projeksiyon yetisi biyolojisinde yoktur. ölümü dışarıdan bir hadise olarak görürler, kendi şahsi sonlarının bilgisiyle yaşamazlar.
ernest becker'ın bahsettiği büyük insanlık komedisi tam bu eşikte başlar. insan, kendi kaçınılmaz yok oluşunun bilgisine sahip tek canlı olduğu için bu dehşetle baş başa kalamaz; çareyi yıkılacağını bildiği dünyaya tırnaklarını geçirmekte bulur. ağzı her sıkıştığında "ölümlü dünya" diyerek borcunu erteler, kalpleri kırar, ahlaki sorumluluktan sıyrılır; diğer yanda aynı ölümlü dünyanın çakıl taşı için kardeşinin boğazına sarılır, 30 yıllık konut kredilerine imza atar, tapu dairelerindeki o gergin kuyruklarda ömrünü çürütür. dünya ile insan bu yüzden asla denk değildir. dünyanın ölümlülüğü mekanik bir aşınmadır; nehir kurur, taş ufalanır, kedi yaşlanır ama hiçbirinin bundan haberi yoktur. sonun bilgisine sahip olmayan dünya trajediden muaftır; fiilen ölümsüz bir kayıtsızlıkla döner. bütün faturayı ödeyen, bildiği sonun korkusundan kaçmak için şuursuz bir dekora mülkiyet uyduran insandır.
devamını gör...