kırgınım çok, kırdım çok, özledim çok, yoruldum çok. insanın içinde biriken her şey, eninde sonunda bi’ çıkış yolu buluyor kendine. benimki de gözyaşı.
nöbet usulü çalışmak, düzensiz uyku, gece uykusundan mahrum kalmak, düzensiz beslenme, sosyal hayatın nöbet listene göre şekillenmesi, hafta sonu kavramının çoğu zaman anlamını yitirmesi, fiziksel yorgunluğun bir süre sonra mental yorgunluğa evrilmesi, az dinlenip çok çalışmak.
5 günde 5 çocuk işçi öldü.
bu ülkede çocuklar büyüyemeden mezara giriyor, patronlar ise her zamanki gibi sırtını devlete yaslayıp “kaza oldu” diyor.
kaza değil bu sınıfın suçu, devletin ihmali, sistemin günahı.
denetim yapmayan bakanlıklar, göz yuman valilikler, üç kuruş maaşla çocuk çalıştıran şirketler. hepsi aynı zincirin halkası.
her seferinde “denetim eksikliği”, “ihmal”, “kader” diye geçiştiriliyor ama kader değil bu, ahlaksızlık.
yoksulluğu, sömürüyü, “ekmek parası” bahanesini meşrulaştıran herkesin bu ölümlerde payı var.
çalışma izni olmayan yaşta çocukları kayıt dışı çalıştıranlara “ceza” bile kesilmeyen bir düzende, adalet diye bir şeyden söz edilemez.
çocuklar ölmesin diye değil, ölürken ses çıkmasın diye kurulan bir düzen bu.
kırık kalp sendromu:yoğun stres veya travma sonrası kalp kasının geçici olarak zayıflaması ve göğüs ağrısı, ekg değişiklikleri ile kendini göstermesi durumu. genellikle kalp kriziyle karıştırılır ancak damar tıkanıklığı yoktur.
bizzat şahit olmuştum. hastanın ekg’si bozulmuş, troponin kalp kası hasarını gösteren bir enzim yüksek çıkmış, göğüs ağrısından nefes alamıyordu. kalp krizi sanıldı, anjiyosu yapıldı, damar tıkanıklığı yoktu. ağrısı geçmeyince çekilen tomografi sonucunda kırık kalp sendromu dediler. meğer kısa süre önce annesini kaybetmiş. o gün anladım, bazen kalp en ağır yükleri taşıyamaz, yaşadığı acının ağırlığından kırılırmış.
benim sahip olduğumdur.
rüya gibi bi’ şey evet. örneğin şu an nöbetteyim, gecem deli gibi yoğun ama ne zaman yazsam arasam hop benimle. evdeyken de böyle, bu saatlerde ondan uzaktayken de. sanki benimle aynı ritimde yaşıyor. çok aşığım çok.
onu özlüyorum. dışarıdan her şey normalmiş gibi görünüyor ama değil. son zamanlarda kalp atışlarımı aşırı sık hissediyorum; sanki içim onun yokluğunu hatırlatıyor bana. düşündükçe nefesim düzensizleşiyor, kalbim hızlanıyor. sakin kalmaya çalışıyorum ama olmuyor içimde hep bir telaş var. zaman geçiyor, ben geçemiyorum.
nöbetten çıktım, otobüs beklerken müzik açtım. karışık listede denk geldi. çarptı. afalladım. zaten kan çanağı olan gözlerim bir anda doluverdi. böyle etkiler bırakabilen, insanın içini usulca sarsan güzel bir no land şarkısıdır.
sağlık sisteminin en ağır yüklerinden birini taşıyan; hastanın bakımından tedavi sürecine, acil müdahaleden psikolojik desteğe kadar her alanda görev alan bir meslek grubuna yöneltilmiş değersizleştirici bir önyargı ifadesidir bu. “şımarıklık” değil, insan hayatına dokunurken kendi yaşamından ödün verenlerin sistematik tükenmişlik sonucunda gösterdiği bir hak arayışıdır.
ha bi’ de gerçekten has…..tir ordan.
izlediği filmi hatırlamayı başaramayıp, konu açıldığında kitlenen ve olay örgüsünü anlatamayınca “ulan ben ne izlemiştim?” diyen kişinin durumudur.
bir de diyorlar ki filmin içeriğini kısa kısa not al, ders çalışır gibi film mi izleyeceğiz anlamadım gitti.
o günlerdeki gibi atari oynamak. hugo ve tolga abiyi izlemek için televizyonun başından kalkmamak. yetişkin sorumluluklarından uzak, sadece o anların tadını çıkarmak.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.