scaremongering yazar profili

scaremongering kapak fotoğrafı
scaremongering profil fotoğrafı
rozet
karma: 58086 tanım: 6737 başlık: 367 apolet: 5 takipçi: 189
We are what we pretend to be, so we must be careful about what we pretend to be.

son tanımları | başucu eserleri


çok sevip çok özlediği halde aramayan insan

var olmadığına inandığım insandı. taaa ki kendimle tanışana dek.

ben normal şartlarda dürtüsel biriyim. aklıma eseni yaparım. herkesi de öyle sanıyordum. düz bir dünyam vardı, sevse söyler, istese arar, merak etse yazar vs gibi. gel zaman git zaman benim bu düz ve güzel dünyam bffim tarafından sarsıldı. insanların son derece irrasyonel olabileceği şeklinde beyanlarda bulundu. ve de haklıydı. ben daha çok bana ne onun dilemmalarından, ben sonuca bakarım çizgisinde, delirmeden ilerlemeye gayret ettim. ancak başarılı olamadım çünkü hepimiz bunu empati kuramamakla karıştırdık. halbuki sağlıklı insan olmakmış sadece.

ondan sonra benim insan ilişkileri ile ilgili kaygılarım ve obsesyonlarım başladı zaman içerisinde. eğer bir şeyler yanlış gidiyorsa ille de benim empatisizliğim yüzünden yanlış gitmeliydi çünkü. halbuki o da gerçek değilmiş, dümdüz yaprak kürek tipler oldukları için bazı şeyler yanlış gidiyormuş.

kötü biriyim ve her şeye sıçıp batırıyorum endişesiyle ne gibi insan artıkları ile iletişim kurdum ve hatta sürdürdüm, tahmin edemezsiniz.

gelinen son noktada çok kıymet verdiğim bir insanı, hayatta beni en iyi anladığını düşündüğüm insanı ikimizin de selameti adına hayatımdan çıkarma kararı aldım. bffim değil bu, ex enişte adaylarınızdan biri.

benim için öyle bir konfor alanına dönüşmüştü ki, o var olduğu sürece başka insanları kestirip atmak çok kolay oluyordu. ve de hep de bir yerlerde var gibiydi.

geçenlerde onu inanılmaz özledim. kendisi her ne kadar içimden geçiyor olsa da :d başkalarına karşı son derece tepkisel ve beni koruma yönünde yorumlar yapabiliyor çünkü. "içinden geçerdin aslında sen onun, niye geçmedin?" gibi insanı kendi içine döndüren wkdjjekd son derece psikanalitik sorular sormasının yanında "o....u çocuğuymuş" gibi yorumlarla yüreğime su serpmeyi de bilirdi. "beni çok üzdüler" diye konuşmaya girip "kim ne yaptı" sorusu ile muhatap olmadan önce azarımı işitip sonra olan biteni anlatmak ve bilemiyorum işte onunla dümdüz bir şeyler paylaşmak benim için çok önemliydi. biraz da benim sığınağım gibiydi.

durum böyle olduğu halde aramadım. zaten numarasını da silmiştim. ama bulurdum. her neyse. yine de o kadar sıkıştım ki dayanamayıp mail attım. böyle iletişim krizlerinde mailleşebiliyoruz. mailde şu yazıyor: "." mailde sadece nokta var. o anlar diye düşünüyorum.

hayatınızda sadece nokta yollayabileceğiniz bir güvenli alanınız olması muazzam. ama bir dahaki sefere onu da yapamam artık mesela. o zaman nokta, virgül derken başa sarma ihtimalim var benim.

o da bir ara beni hiç takmıyor sanmıştım mesela. sonradan ortaya çıktı ki aslında takıyormuş.

velhasılı insan değişik bir canlı. şunu hissetse bunu yapardı'lar her zaman çok doğru olmayabiliyor demek ki. ama günün sonunda elimizde de davranışlar var. yine de kendi yorumlarımıza değil karşıdakinin davranışlarına güvenmek bence daha mantıklı.
devamını gör...

palu ailesi karanlık sarmal

bir hbo belgeseli.
bunu ankara'dayken arkadaşımla izlemeye başladık. dün evime gelince kalan bölümü tamamladım.

her şeyden önce şunu söylemeliyim, belgesel müge anlı'nın programı kadar seyir zevki yüksek bir şey olmamış :d.

biz genel olarak canlandırmaları ve estetik tarzını hiç sevmedik. sanki işleri daha gizemli ve korkunç kılalım derken biraz samimiyetsiz ve manasız bir hale getirmişler.

bu olaydan önce biraz bilmeyenlere bahsetmek isterim. bir kadının ve kızının (meryem ve melike) 10 yıldır hiçbir yerde bulunamayışı üzerine ailenin müge anlı'ya baş vurmasıyla başlıyor her şey. herkes 10 senedir hiç haber alınamayan, hiçbir yerde izi bulunmayan birilerinin muhakkak ki ölmüş olması gerektiğini biliyor ama nasıl ve neden belirsiz. bunun ve eğer gerçekten öldülerse cesetlerin peşine düşüyorlar.

ailenin abuk sabuk iddiaları, organ mafyaları, var olmayan tehditler falan derken ortaya inanılmaz bir hayat süreci çıkıyor.

her şey ailenin babasının kaybolan kadının eşini öldürmesi ile başlıyor (yanlış hatırlamıyorsam). şizofreni teşhisi de alan bu baba hapse girince, aile diğer kızlarının (emine'nin) eşi tuncer'in insafına kalıyor. tuncer her nedense bunların teyzelerini seçip düşman ilan ediyor. bu kadının bunlara büyü yaptığını, organ mafyası olduğunu, hepsini öldürmenin peşinde olduğunu, bu uğurda mahalleliye para dağıttığını ve herkesi satın aldığını falan anlata anlata beynini yıkıyor bunların. böylece aile kendileri dışındaki herkese kuşkuyla yaklaştıkları izole bir yaşama saplanıp kalıyor.

herkes zaman zaman karabasan yaşar. belgeselde görüyoruz ki tüm bu korku ve kaygı içindeki yaşam bunların dengesini bozmuş. böyle bir durumda normalde uyku kalitesinin bozulması ve böyle şeyler yaşamak normal. ama bunu bile cinlerin kendilerine musallat olmasına yoruyorlar. evde karaltılar gördüklerini, sesler duyduklarını iddia ediyorlar. insan beyni çok enteresan bir şey. sadece telkinle bile bunlara neden olunabilir, bu hezeyanlar beslene beslene büyüyebilir. ne programda ne belgeselde açıkça bahsi geçmedi ama ilaçlarla, şırıngalarla ve her türlü pislikle içli dışlı olan bu tuncer'in ailenin yediğine içtiğine uyarıcı veya halüsinatif şeyler karıştırdığından şüpheleniyorum ben.

adamın hem bu ailedeki iki çocuğa (melike ve recep) hem de kendi çocuklarına işkence yaptığını ve hem fiziksel hem de cinsel istismarda bulunduğunu biliyoruz. ailenin başka üyelerine de tecavüz ettiğini çıkarsayabiliyoruz.

bu paranoyalar ışığında evini barkını terk edip arabada yaşamaya başlıyor aile ve korku içinde hiç var olmayan bir düşmandan kaçıyor, akıl alır gibi değil. meryem ve melike de günün sonunda aç bırakılarak, dövülerek, içlerine cin girdiği gerekçesi ile sirke ve ispirto içirilerek, bir şekilde bu canavar adam tarafından öldürülüyor.

program boyunca bu adamın ergenliğinden bu yana insanlara zarar verecek garip davranışları olduğu, hocalık maskesi ardında yedi düveli dolandırdığı da ortaya çıkıyor.

program boyunca akıl almaz saçmalıklar yumurtaluyor. eşi emine zaten aklını tümüyle kaybetmiş gibi. böylece güzel ülkemiz akıl almaz bir durumla karşı karşıya kalıyor, memleket ayağa kalkıyor ve nihayet tüm aile fertleri tutuklanıyor.

belgesel de bu ailenin 3 üyesi, dayılar ve sağ kurtulan çocuk recep'le olan röportajlar ve konuyla alakalı uzmanların yorumları ile ilerliyor. bence tüm aile fertlerinin bu belgeselde yer almaya yanaşmaması biraz havada bırakıyor her şeyi. o evde tam olarak neler oluyordu bilemiyoruz. zaten bunları anlatabilmek de çok güç. ailenizden birileri öldürülmüş, sizlerse buna yardım ve yataklık etmişsiniz. inandığınız hiçbir şeyin gerçekte var olmadığını öğrenmişsiniz. bununla yüzleşmek bile çok güç.

ailenin elinden alınan iki çocuğun ( tuncer ve emine'nin çocuklarının) psikolojilerinin çok çok kötü olduğu söyleniyor. dayılardan biri kız çocuğunun aklını yitirmiş olduğunu ifade ediyor. inanılmaz acı ve korkunç.

belgeselin sonunda artık deli tuncer'in çocukluğuna iniyoruz. kendisinin de şiddet ve işkence dolu bir evde büyüdüğünü, aslında çocukken çok silik bir tip olduğunu öğreniyoruz. uzmanlar bütün bunların tuncer'de kişilik bozukluklarına neden olduğunu ve hatta çoklu kişilik bozukluğu gibi bir duruma neden olmuş olabileceğini düşünüyor. tuncer'in birden fazla kişiliği olduğu ve belki de bu kişiliklerin bazılarının ötekilerden haberdar bile olmayabileceği söyleniyor. anladığım kadarıyla cezaevinde senaryolar uydurmaya devam ediyormuş.

bana programı izlerken de akıl almaz gelen şey, bu adamın işkence etmek için işkence ediyor olmasıydı. insanların parasını cukkalamak için katekulliler çevirip onların aklını karıştırması yine de bir amaç ışığında olurdu ama bu kadar uç senaryolarla ciddi bir işkence sürecine tüm aileyi maruz bırakma motivasyonu ne olabilir aklım almamıştı. hâlâ da almıyor.

tarihte bütün "canavarların" bok gibi aile yaşantıları olmuş. günün sonunda ben bunları yaşasam kendimi böyle bir yerde bulabilir miydim sorusunun yanıtı bence hepimiz için çok belirsiz. ama bu adamla empati kurmayı zihnim reddediyor.

yakın zamanda yaşanan okul saldırısı ile ilgili fail oğlanla empati kuran ve onu suçun sorumluluğundan azade kılan insanlar görmek beni dehşete düşürmüştü. bunlar elbette ki hiç konuşulmasın, faillerin yaşadıkları hiç göz önünde bulundurulmasın demiyorum. ama bir anda gerçek kurbanları bir kenara bırakıp suçlulara merhamet göstermeyi, o yoğun empatiyi kurbanlardan çok suçlulara yöneltmeyi anlayamıyorum. bunun ardındaki fantezi de acaba canavarı ehlileştirme arzusu olabilir mi, ötekini anlıyorum adı altında insanlar bir kimlik mi devşirmeye çalışıyor, bu bir duyarlılık ve farklılık ispatı çabası mı gerçekten anlayamıyorum.

herkesi anlayabiliriz. ben de insanları anlıyorum. kural olarak neden öyle birisi olmuş olabileceklerine tamamen kör ve sağır değilim. ama empatinin suçu meşrulaştırma noktasına varması beni her zaman çok korkutuyor.
devamını gör...

erkeklerin adam olamamasında kadınların rolü

o da bize kaldı.
erkekler olarak kendi başınıza yaptığınız ya da yapamadığınız herhangi bir şey var mı sizin?
devamını gör...

regl ağrısının abartılması

erkekler çok tuhaf canlılar. ben sünnet olduktan sonra işemenin zorlukları hakkında yazmıyorum mesela. halbuki yazsam zor olduğunu yazarım. insan olan tahmin edebilir çünkü bunları. işemek çeşitli durumlarda can yakıcı olabilir.

bu dangalaklar da dangalak olmasalar uterusun kendisini parçalarken insanın ağrı çekiyor olabileceğini az çok tahmin edebilirler. öyle olması lazım normalde.
devamını gör...

instagram

bir garip mecra. envai çeşit insan var ve hepsi tüm kadınların dm kutusuna dağılmış vaziyette gibi duruyor. kimisi 3-5 kadına dağılmış.
biz müstakbel eniştenizle henüz tanışmadık yeri gelmişken...
devamını gör...

mony tontana (yazar)

#3981338
ben yeni bi deliyle tanışmadım ama çok tuhaf bir hikâye dinledim abicim. bi ara paylaşmak isterim. nutkum tutuldu belki senin de tutulur...
devamını gör...

mony tontana (yazar)

#3980939
drama diye geldin allahsız. mantımı yiyince taciz edeceğim seni.
devamını gör...

yazarların güne puanı

3/10.
annem mantı pişirecek şimdi. 5'e çıkar.
devamını gör...

techpriest

#3980944
hocam değdirdiniz. yalan söyleyemem.
anksiyete ve panik atakla mücadele ettiğim günler geçirdim ve bu delilerle uğraşamadım. üstelik kullandığım ilaç kaslarımı kötü etkilediği için kaykayın üzerinde durduğum için sakatlandım... dikkat ediniz kaykaydan düşmedim bile. kaykayı sadece kaydım. mikro kasılmalara uygun değilmiş meğer o an kaslarım. 1 hafta boyunca parmak ucumda sektim. bu nazar değilse nedir?

korkuyorum bu kem gözlü deccallerden. bu epik olay sonrasında yoga fotoğraflarını azalttım. ne olur ne olmaz...
devamını gör...

her şeyi yapan insanlar

benim bu :p.
dikiş, nakış, örgü ve dahi çizim. bilim de var edebiyat da. hemen pick me'lik etmek istedim.
devamını gör...

bir üstteki yazar hakkında düşünülenler

bu gün beni aramış...
depresyon nedeniyle kapalıydım canım kardeşim.
yarın sana yazacağım.
öbüyorum yanacıklarını.
devamını gör...

kral kaybederse (dizi)

gülseren budayıcıoğlu'nun başının altından çıkan her diziyi izlemedim. hepsinden biraz biraz izledim. masumlar apartmanı'nın ise son 6 bölümü. bir türlü bitiremedim.

bu dizi ise bana kalırsa bokunu çıkarmamaları nedeniyle en makul olanı. yalnızca 30 bölüm.

psikiyatristime narsist insanların iç sesi nasıl diye sorduğumda bana bu diziyi önermişti. yalnız bir odada kaldıklarında ne yapıyorlar mesela, nasıl vakit geçiriyorlar demiştim, yalnız kalmıyorlar demişti. aklım almıyor gerçekten. yalnız kalmamak çok yorucu olmalı.

dizide zengin bir iş adamının yaşamını izliyoruz: kenan baran. narsist abimiz bu. hayatına pek çok kadın girip çıkıyor, tek gecelik ilişkiler, biraz uzun süreli flörtler... bunlar olurken evli. bir yandan da çok komik bir adam, izlerken yer yer kahkaha attım.

dizi kenan'ın eşi handan'ın kaygıları ile başlıyor. handan aldatıldığını düşünüyor. aslında handan sürekli aldatıldığını biliyor içten içe ama bu sefer peşine düşüyor. ve kocasının kendisini en yakın arkadaşı özlem'le aldattığını öğreniyor. ivedilikle de boşanıyorlar. ve kenan özlem'le evleniyor.

handan çok sakin bir karakter. tam olarak donuk diyemiyorum. kenan'a neden bu kadar kapılmış, senelerce onu neden terk edememiş, doktor hanımla olan görüşmesinden, dizinin sonlarına doğru biraz anlıyoruz. ama tam olarak hissediyoruz.

özlem daha bağımlı bir karakter. aslında kenan'ı el üstünde tutabilecek iyi bir eşleşme gibi duruyor. ama kaygıları ve terk edilme korkusu özlem'e hayatı zehir ediyor. zaten o da bu sefer handan'la aldatılıyor. boşanıyorlar ve intihara kalkışması üzerine ablası tarafından memleketine götürülüyor.

kenan bir süre rahat dursa da, sürekli dostlarıyla buluştuğu kulüp'te çalışan, fakir bir kız olan fadi'ye tutuluyor. bir şekilde gel zaman git zaman aralarında bir ilişki başlıyor. kenan ona ev açıyor ve böylece bir aşk ? yaşamaya başlıyorlar ve bu 10 sene sürüyor.

tüm bunlar olurken kenan çocuk istemediği için, handan'ın defalarca kürtaj olduğunu öğreniyoruz, son bebeğini de düşük yaparak kaybediyor handan. ve kenan ile sonlarını bu olay hazırlıyor aslında. sonra kenan'ın 10 senedir fadi ile olduğunu öğrenince tekrar ondan ayrılmaya karar veriyor.

fadi de terk ediyor bunu ve kenan'ın da terapileri böyle başlıyor, panik atak krizleri geçirmeye başlıyor çünkü terk edilen kenan.

bu dizi ile ilgili en büyük eleştirilerimden biri, bu ikili ilişkilerin çok sığ işlenmesi. bu kadınlar hakkında bildiğimiz tek şey şu veya bu şekilde ailevi problemleri olduğu. ama hepsi üstünü başını yırtarak bu adamın üstüne atlamıyor herhalde? özellikle ona aşık olan kadınlar. biz kenan'ı hiç bu kadınlara jestler yaparken falan görmüyoruz. bu adam bu kadınları kendine nasıl aşık ediyor sorusunun yanıtı yok. sanki sadece var oluyor.

hayatındaki kadınların bir bir gidişi ve iflası onu çok korkunç bir sona sürüklüyor ve en sonunda onu yerleştirdikleri huzurevinde ilk kez gerçekten sevgi, dostluk, fedakârlık gibi duyguları tadıyor.

kenan hayatı boyunca insanlara dert olmuş bir adam. kimseyi ciddiye almayan, anlamayan, dinlemeyen, burnunun dikine giden biri. aslında sürekli herkese irili ufaklı saygısızlıklar edip duruyor. ama şeytan tüyü var derler ya, biz de etrafındakiler gibi, onu bir şekilde kabulleniyor, yer yer sempati bile duyuyoruz.

işte böyle bir diziydi bu da. ben sevdim.
akıyor ve izlenir. sadece sansasyona değil karakterlerin psikolojik durumuna daha fazla odaklanılsa ben daha çok severdim.
devamını gör...

tarot

artık sıkıldığım hede.
herkes exini soruyor çünkü. ben de eximi soruyorum. halbuki kehanete uygun bir araç değil.

insanlar tarotu aslında kendi duygularını, eğilimlerini anlamak için kullanmışlar. bu kullanım çok mantıklı. evrensel olarak belirli çağrışımlar uyandıran çeşitli semboller var.

mesela güneş, aydınlıktır. güneşi insanlar aydınlanmak, mutlu olmak, gerçeklerin açığa çıkması gibi anlamlara yorabilirler. oysa ay herkes için daha belirsizdir. yüzyıllarca böyledir bu.

tarotun sembolizminin güçlü olduğunu düşünüyorum. bunu işe dönüştürmüş spiritüel insanlar numeroloji, astroloji bir şeyler karıştırıyorlar işin içine. bence sadece resimlere bakarak yorum yapmak daha sağlıklı.

insanların nasıl yorumladığını görmek için bir sürü tarotçu takip ettim wkdjke. mesela 2 görünce ikilem veya aldatma diye yapıştırıyorlar. oysa her 2'nin konsepti başka.

bunu insanın kendisinin (şayet istiyorsa) yorumlanmasını doğasına uygun bulduğum için daha makul buluyorum. herkesin evliliğe yorduğu tılsım onlusunda mutlu bir aile tablosu ve onlara uzaktan bakan ve köpeğiyle oturan bir figür var. mesela ilişkinizle ilgili bir soru sorduğunuzda siz bu resimde kendinizi nereye koyuyorsunuz? uzaktan bakan yalnız figür müsünüz yoksa o aileden biri misiniz? birçok kart çekiyorsun, amaç mantıklı bir olay örgüsü kurmak ve her kart her yoruma açık. siz bu hikayeyi bilinçsizce nasıl yazdıysanız, ilişkinizle ilgili belki de duyamadığınız sezginiz veya içinizdeki farkında olmadığınız kaygı, korku o işte.

geleceği bilmek mümkün değil. ama örüntüleri okumak ve anlamak mümkün. bir tarot okuyucusuna gittiğinizde "aramızda büyük bir aşk vardı ama bu aralar uzaklaştık" gibi bir açıklama yaptığınızda aynı kartlara alacağınız yorum başka olacaktır, aynı durumu "beni terk etti, yüzüme bile bakmıyor" şeklinde anlattığınızda tarotçunun aynı kartları yorumlama şekli farklı olacaktır. çünkü kimsenin geleceği gördüğü falan yok, insanlar sizin tavrınızı ve yaklaşımınızı okuyup senaryoyu ona göre tutarlı olacak şekilde yazıyor, olan bu.

ben de tanıdığım insanlara çok iyi tarot bakıyorum. ama sözlükten daha önce yazdıklarını hiç okumadığım, hiç tanımadığım birine baksam eminim söylediklerimin onda sekizi falan tutmaz.

bunu böyle toparlıyorum çünkü insanların bu videoların altına yazdığı şeyler beni gerçekten üzüyor. ai'a yazdırıldığı çok belli olan tivitlerin altına bile çaresizce kendisini aldatan kocasının eve dönmesini umutla bekleyen hanımlar falan iç döküyor.

"seni düşünüyor mu", "sana duygusu ne", "seni stalklıyor mu" konulu bir sürü içerik dolaşıyor mesela ortada. bir insan hakkında bu kadar çaresiz bir bağımlılık içinde olmanın üzücü olması bir yana, bunlar o kadar gerçekliği sınanamaz şeyler ki, içinde eylem bile yok çünkü. "seninle iletişime geçecek mi" gibi bir konu başlığı gerçeklikle sınanabilir. o zaman kişi "aa bak böyle demişti ama böyle oldu, bilemedi" gibi bir sonuca varabilir. ama bu kadar havada kalan konular bana biraz acımasızca da geliyor. "seni çok seviyor ama kafası çok karışık, hayatındaki sorunlara odaklanmış" gibi bir yorum gerçek de olabilir, adamın umurunda bile olmayabilirsin. sınama imkânı da yok çünkü herkesin hayatta derdi olur ve herkes bu dertlerle uğraşır. ve bazen insanlar bunlarla uğraşırken bi de bir partnerin sorumluluğunu cidden istemeyebilir. ama bu tür söylemler insanlarda geleceğe dair bir umut üretiyor. insanları bir olasılığa saplaması nedeniyle bu tür şeylere üzülüyorum ve sakıncalı buluyorum.

öbür yandan vicdanım el verse ben de bu insanları dolandırmak isterim. param yok wıdjke. bence birkaç pratikten sonra :d bayağı başarırım da. o yüzden bir yandan da onlar da salak olmasaymış gibi bir yaklaşımım da var.

güncel gözlem ve fikirlerim böyle.
tşk.
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

çok üzgünüm.
devamını gör...

sözlük yazarlarının fotoğrafları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendini özel birisine saklayan erkek

dostlarımızla kardeşim.
kendisini hanımına saklıyor. en iyisini yapıyor.

biz mesela cinsel özgürlük dedik de elimize ne geçti? ateşli geceler geçti valla. rakınrol bi hayat yaşadık. pişman da değiliz ama olsun. seven kendini sevdiğine saklasın.
devamını gör...

erkeklerin yüzde 99'u şerefsizdir

valla şerefleri konusunda bir genelleme yapmak doğru olmaz ama şu başlığa yazılanları okuyunca deli olduklarını ben de net bir şekilde gördüm wkdjek.
devamını gör...

aslında penislerimizin daha uzun olduğu gerçeği

biz de alttan bakmıyoruz maalesef...
devamını gör...

anksiyete

bitimsiz bir şeymiş.
anksiyete sandığım hiçbir şey de anksiyete değilmiş daha önce belki de?
şu an anksiyete yaparsam anksiyetesi yaşıyorum mesela.
devamını gör...

geçmiş geçmişte kalsın

bir temenni...
olabiliyor mu? bazen olamıyor. ben geçmişi geçmişte, bu günü bu günde, yarını da yarında bırakabilen biri değilim. time is a flat circle diyerek savrula savrula yaşıyorum hortumlarda tsunamilerde.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim