bir
hbo belgeseli.
bunu ankara'dayken arkadaşımla izlemeye başladık. dün evime gelince kalan bölümü tamamladım.
her şeyden önce şunu söylemeliyim, belgesel
müge anlı'nın programı kadar seyir zevki yüksek bir şey olmamış :d.
biz genel olarak canlandırmaları ve estetik tarzını hiç sevmedik. sanki işleri daha gizemli ve korkunç kılalım derken biraz samimiyetsiz ve manasız bir hale getirmişler.
bu olaydan önce biraz bilmeyenlere bahsetmek isterim. bir kadının ve kızının (meryem ve melike) 10 yıldır hiçbir yerde bulunamayışı üzerine ailenin müge anlı'ya baş vurmasıyla başlıyor her şey. herkes 10 senedir hiç haber alınamayan, hiçbir yerde izi bulunmayan birilerinin muhakkak ki ölmüş olması gerektiğini biliyor ama nasıl ve neden belirsiz. bunun ve eğer gerçekten öldülerse cesetlerin peşine düşüyorlar.
ailenin abuk sabuk iddiaları, organ mafyaları, var olmayan tehditler falan derken ortaya inanılmaz bir hayat süreci çıkıyor.
her şey ailenin babasının kaybolan kadının eşini öldürmesi ile başlıyor (yanlış hatırlamıyorsam). şizofreni teşhisi de alan bu baba hapse girince, aile diğer kızlarının (emine'nin) eşi tuncer'in insafına kalıyor. tuncer her nedense bunların teyzelerini seçip düşman ilan ediyor. bu kadının bunlara büyü yaptığını, organ mafyası olduğunu, hepsini öldürmenin peşinde olduğunu, bu uğurda mahalleliye para dağıttığını ve herkesi satın aldığını falan anlata anlata beynini yıkıyor bunların. böylece aile kendileri dışındaki herkese kuşkuyla yaklaştıkları izole bir yaşama saplanıp kalıyor.
herkes zaman zaman karabasan yaşar. belgeselde görüyoruz ki tüm bu korku ve kaygı içindeki yaşam bunların dengesini bozmuş. böyle bir durumda normalde uyku kalitesinin bozulması ve böyle şeyler yaşamak normal. ama bunu bile cinlerin kendilerine musallat olmasına yoruyorlar. evde karaltılar gördüklerini, sesler duyduklarını iddia ediyorlar. insan beyni çok enteresan bir şey. sadece telkinle bile bunlara neden olunabilir, bu hezeyanlar beslene beslene büyüyebilir. ne programda ne belgeselde açıkça bahsi geçmedi ama ilaçlarla, şırıngalarla ve her türlü pislikle içli dışlı olan bu tuncer'in ailenin yediğine içtiğine uyarıcı veya halüsinatif şeyler karıştırdığından şüpheleniyorum ben.
adamın hem bu ailedeki iki çocuğa (melike ve recep) hem de kendi çocuklarına işkence yaptığını ve hem fiziksel hem de cinsel istismarda bulunduğunu biliyoruz. ailenin başka üyelerine de tecavüz ettiğini çıkarsayabiliyoruz.
bu paranoyalar ışığında evini barkını terk edip arabada yaşamaya başlıyor aile ve korku içinde hiç var olmayan bir düşmandan kaçıyor, akıl alır gibi değil. meryem ve melike de günün sonunda aç bırakılarak, dövülerek, içlerine cin girdiği gerekçesi ile sirke ve ispirto içirilerek, bir şekilde bu canavar adam tarafından öldürülüyor.
program boyunca bu adamın ergenliğinden bu yana insanlara zarar verecek garip davranışları olduğu, hocalık maskesi ardında yedi düveli dolandırdığı da ortaya çıkıyor.
program boyunca akıl almaz saçmalıklar yumurtaluyor. eşi emine zaten aklını tümüyle kaybetmiş gibi. böylece güzel ülkemiz akıl almaz bir durumla karşı karşıya kalıyor, memleket ayağa kalkıyor ve nihayet tüm aile fertleri tutuklanıyor.
belgesel de bu ailenin 3 üyesi, dayılar ve sağ kurtulan çocuk recep'le olan röportajlar ve konuyla alakalı uzmanların yorumları ile ilerliyor. bence tüm aile fertlerinin bu belgeselde yer almaya yanaşmaması biraz havada bırakıyor her şeyi. o evde tam olarak neler oluyordu bilemiyoruz. zaten bunları anlatabilmek de çok güç. ailenizden birileri öldürülmüş, sizlerse buna yardım ve yataklık etmişsiniz. inandığınız hiçbir şeyin gerçekte var olmadığını öğrenmişsiniz. bununla yüzleşmek bile çok güç.
ailenin elinden alınan iki çocuğun ( tuncer ve emine'nin çocuklarının) psikolojilerinin çok çok kötü olduğu söyleniyor. dayılardan biri kız çocuğunun aklını yitirmiş olduğunu ifade ediyor. inanılmaz acı ve korkunç.
belgeselin sonunda artık deli tuncer'in çocukluğuna iniyoruz. kendisinin de şiddet ve işkence dolu bir evde büyüdüğünü, aslında çocukken çok silik bir tip olduğunu öğreniyoruz. uzmanlar bütün bunların tuncer'de kişilik bozukluklarına neden olduğunu ve hatta çoklu kişilik bozukluğu gibi bir duruma neden olmuş olabileceğini düşünüyor. tuncer'in birden fazla kişiliği olduğu ve belki de bu kişiliklerin bazılarının ötekilerden haberdar bile olmayabileceği söyleniyor. anladığım kadarıyla cezaevinde senaryolar uydurmaya devam ediyormuş.
bana programı izlerken de akıl almaz gelen şey, bu adamın işkence etmek için işkence ediyor olmasıydı. insanların parasını cukkalamak için katekulliler çevirip onların aklını karıştırması yine de bir amaç ışığında olurdu ama bu kadar uç senaryolarla ciddi bir işkence sürecine tüm aileyi maruz bırakma motivasyonu ne olabilir aklım almamıştı. hâlâ da almıyor.
tarihte bütün "canavarların" bok gibi aile yaşantıları olmuş. günün sonunda ben bunları yaşasam kendimi böyle bir yerde bulabilir miydim sorusunun yanıtı bence hepimiz için çok belirsiz. ama bu adamla empati kurmayı zihnim reddediyor.
yakın zamanda yaşanan okul saldırısı ile ilgili fail oğlanla empati kuran ve onu suçun sorumluluğundan azade kılan insanlar görmek beni dehşete düşürmüştü. bunlar elbette ki hiç konuşulmasın, faillerin yaşadıkları hiç göz önünde bulundurulmasın demiyorum. ama bir anda gerçek kurbanları bir kenara bırakıp suçlulara merhamet göstermeyi, o yoğun empatiyi kurbanlardan çok suçlulara yöneltmeyi anlayamıyorum. bunun ardındaki fantezi de acaba canavarı ehlileştirme arzusu olabilir mi, ötekini anlıyorum adı altında insanlar bir kimlik mi devşirmeye çalışıyor, bu bir duyarlılık ve farklılık ispatı çabası mı gerçekten anlayamıyorum.
herkesi anlayabiliriz. ben de insanları anlıyorum. kural olarak neden öyle birisi olmuş olabileceklerine tamamen kör ve sağır değilim. ama empatinin suçu meşrulaştırma noktasına varması beni her zaman çok korkutuyor.
devamını gör...