klasik müzik benim için, müzik dinleme pratiğimin %90'ını oluşturan metal müziğe olan adaptasyonumu sıfırlamak için, çok büyük keyif alarak dinlediğim bir müzik türüdür. nasıl ki parfüm alırken mağaza görevlileri size arada kahve çekirdekleri koklatıyorsa, aynı şekilde ben de arada klasik müzik dinleyerek daha sonra metal müziğe nötr bir başlangıç yapmış oluyor ve dinlediğim şeyi daha iyi algıladığıma inanıyorum.
klasik müzikle tanışmam erken yaşta, aslında biraz da tesadüfen oldu. bir dönemin en hatalı klişesi olan “klasik gitarla başla, daha sonra elektro gitara geçersin” tavsiyelerinin bir kurbanı da ben oldum. elimdeki klasik gitarla ya flamenko müzik eğitimi alacaktım ya da klasik müzik... o dönem klasik müzik eğitimini seçince, önce iyi bir dinleyici olmam gerektiğini salık veren hocam sayesinde klasik müzik hakkında ortlama üstü bir dinleyici oldum.
klasik müzik diye genellediğimiz şeyin kendi içinde dört ana dönemi vardır. en önemli isimlerinin bach, vivaldi ve handel'in olduğu
barok dönem, haydn, mozart ve beethoven'ın erken dönemlerini dahil edeceğimiz
klasik dönem, chopin, tchaikovsky, wagner, brahms ve dvorak'ın dahil olduğu
romantik dönem ve
stravinsky ve debussy gibi isimlerin olduğu modern dönem.
dönem müziklerinin farklarını kabaca ele alacak olursak, barok dönemde icra edilen besteler daha çok matematiksel bir düzen içindedir. bach'ın füglerinde olduğu gibi, aynı anda birkaç farklı ezgi birbiriyle yarışır gibi duyulur. süslü, karmaşık ve heybetli bir müziktir. klasik dönemin müziği barok dönemdeki karmaşıklığa bir tepki olarak doğmuştur. barok müzikte çokça kullanılan,
kontrpuan denen, yani birbirinden bağımsız ama birbirine uyumlu birden fazla melodinin aksine tek bir ana melodinin basit eşlikçi melodilerle desteklendiği yapıdadır. barok müziğe göre daha sade, daha zariftir. müziğin bir başı, ortası ve sonu olduğu daha net hissedilir. romantik dönemin ise, klasik müziğin matematiksel takıntısının ve katı kurallarının yıkıldığı bir dönem olduğu söylenebilir. yani eğer verilmek istenen duygu bunun gerektiriyorsa, eser olmadık bir yerde bitebilir de armonik kuralların dışına çıkabilir de... bu dönemde orkestralar da daha büyük boyutlara ulaşır. müziğin anlatım gücü artmıtşır. fakat bu anlamdaki en büyük yıkım modern dönemde yaşanmıştır. klasik müziğin 400 küsür yıllık kurallarının çöp olduğu ve gürültünün bile müziğe dahil edilebildiği deneysel bir dönemdir.
klasik müziğe uzak insanların kafasını en çok karıştıran konulardan biri de, eser adları olur. ilk bakışta bir yerin adresi gibi gözüken bu isimleri de dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.
şu örnek üzerinden inceleyelim:
senfoni no. 9, re minör, op. 125, "koral"
-bu eserin türü senfoni. yani büyük bir orkestra için bestelenmiş bir eser.
-bestecinin senfoni türünde yazdığı 9. sıradaki eseri.
-eserin ana tonu re minör. minörse, demek ki hüzünlü, karanlık ve dramatik bir eser.
-bestecisinin tüm hayatı boyunca yayınladığı eserlerin 125. sıradaki olanıymış. opus eser demek. bazı bestecilerin opus yerine kullandığı özel katalog isimleri de vardır. mesela bach bwv kullanır.
-koral ise bu ismin bestecisinin ya da dinleyicilerin sonradan koyduğu isimlerdir. bu örnekteki beethoven'ın 9. senfonisi, içinde koro barındırdığı için "koral" olarak anılır. o zamana kadar senfoni türündeki eserlerde insan sesi kullanılmadığı için bu parçayı böyle adlandırmışlar. yani o dönem için büyük bir yenilik olduğundan dolayı...
bir örnek de ingilizce isim üzerinden inceleyelim
wolfgang amadeus mozart: piano concerto no. 21 in c major, k. 467: ii. andante
-eser sahibi mozartmış.
-piyano konçertosuymuş. yani solo enstrüman piyanoymuş.
-mozart’ın bestelediği yirmi birinci piyano konçertosuymuş.
-do majör gamında yazılmış bir esermiş. yani majörse neşeli ve canlı bir eser.
-bu eser, mozart'ın tüm hayatı boyunca yazdığı her türlü beste arasında 467. sıradaymış.
-bu, eserin ikinci bölümüymüş. yani bu dönemde konçertolar genelde üç bölümden oluşuyor. bu ikinci bölümü demek.
-andante, yani yürütüş hızında, nabız atışı hızında, sakin bir esermiş. (andante, allegro gibi italyanca isimler parçanın hangi hızda olduğunu; fortissimo, mezzo piano gibi isimler ise sesin şiddetini belirtir.)
bazı eser adları italyanca, almanda, fransızca da olabiliyor. ben o eserleri çözümlemekte zorlanıyorum açıkçası, ama genel olarak yukarıdakine benzer şekilde denebilir. biraz da teorik bilgi gerektiriyor tabii. prestissimo yazan bir parçanın son derece hızlı olduğunu bilmek bile aslında italyanca bilmekten ziyade teorik eğitim almış olmayı gerektiriyor, zira o sırada bunlar da öğreniliyor. gerçi artık bilgiye ulaşmak çok kolay. küçük bir araştırmayla hepsine ulaşılır alimallah.
devamını gör...