tool yazar profili

tool kapak fotoğrafı
tool profil fotoğrafı
rozet
tool (editör)
karma: 39487 tanım: 1294 başlık: 138 takipçi: 55
hey there i am using whatsapp

son tanımları | başucu eserleri


odin'in türk olması

isveçli tarih profesörü sven lagerbring’in isveççenin türkçe ile benzerlikleri adlı eserinde aktardığı hervarar ve bosa masallarına bakarsak, odin aslında asya’dan, özellikle de türk topraklarından kuzeye göç etmiş bir figür olarak karşımıza çıkıyor. mesela hervarar masalı’nda, öden isminde bir liderin sekiz güçlü oğluyla beraber kuzeye yerleştiği ve iskandinav kraliyet soylarının bu aileden geldiği anlatılıyor. bosa masalı’nda da benzer bir durum var. isveç kralı ring’in, asya’dan gelen odin’in torunu olduğundan bahsediliyor. yani bu anlatıların genelinde odin, türk kökenli bir figür olarak görülüyor.

yine isveçli tarihçi ve şair snorri sturluson’un edda’sında da - nesir edda ve manzum edda başlıklarında edda ile ilgili bilgilere değinmiştim- aynı şeyden bahsediliyor. edda’da da odin’in troya’dan yola çıkıp trakya ve asya üzerinden kuzeye geçtiğ, en sonunda da saksonya, danimarka ve isveç’te krallıklar kurduğu yazıyor. metindeki türkland (türkiye) ve truva bağlantıları gerçekten etkileyici. odin’in sigtuna’da on iki beyle kurduğu düzenin türk geleneklerine benzemesi ve adalet sistemini truva’daki gibi şekillendirmesi, iskandinav hukukunun türk kültüründen esinlendiği fikrini düşündürüyor.

mitolojideki semboller de türk mitolojisiyle epey örtüşüyor. odin’in kuzgunları hugin ve munin, türk destanlarındaki bebek kunmo’yu kurtaran kuşları andırıyor. kurtları freke ve gere ise bizim kültürümüzdeki kutsal kurt motifini hatırlatıyor. hatta odin’in fırtına ve kar yağdırarak düşmanlarını durdurması, eski türk inancındaki yada taşı (yağmur taşı) geleneğiyle çok benzer. yine odin’in dokuz gün asılı kaldığı ağaç olan yggdrasil ile türk mitolojisindeki dokuz dallı ağaç ya da odin’in takvimi on iki aya çıkarmasıyla türklerin on iki hayvanlı takvimi arasında ciddi bağlar var.

başka bir örnek vermek gerekirse, iskandinav mitlerinde bir keçinin kemiklerinden yeniden canlanması olayı, bizdeki kemiklerden yeniden doğuş inancıyla birebir örtüşüyor. ayrıca isveç’teki birka antik mezarları ile altay mezarları arasındaki benzerlikler de gömme ritüellerinin ne kadar ortak olduğunu gösteriyor. bunların hepsi ve çok daha fazlası, sturluson ve lagerbring'in eserleri incelendiğinde görülebilir. ben, türk mitolojisi kadar iskandinav mitolojisine de olan ilgim neticesinde bu kaynakları araştırdım, ancak bu benzer hikayelerin hiç ilgisi olmayan kişilerde bile merak uyandıracağına eminim.

hem sturluson hem de lagerbring, birçok somut delil sunarak bu durumu bence ispatlıyorlar. insan ister istemez düşünüyor; isveç’in en önemli tarihçileri neden böyle asılsız iddialarda bulunmak istesin ki? özellikle de lagerbring’in yaşadığı dönemde, isveç’te türklere karşı ciddi bir düşmanlık beslenirken bunu hangi amaçla yapsınlar ki? üstelik türklere sığınıp hiçbir zarar görmemiş olan isveç kralı xii. karl’ın, namıdiğer demirbaş şarl’ın köpeklerinden birinin adının türk olduğu, stockholm’deki bir müzede hala o yıllarda talim için kullanılan bir türk kafasının durduğu ve daha birçok örneği bulunan türk nefretinin barındığı bir coğrafyada bu yazıların yazılmış olması insanı gerçekten düşündürüyor. bilemiyorum.

daha fazlasına ilgisi olanların okumasını salık vereceğim kitaplar şunlar :
sturluson'un edda'sı için say yayınları’na ait 'viking mitleri (nesir edda)' adlı kitap,
lagerbring'in 'isveççenin türkçe ile benzerlikleri' kitabı ise kaynak yayınları tarafından yayımlandı.
devamını gör...

goat denilince akla gelenler

lord belial grubunun kiss the goat adlı albümü ve ghost grubunun kiss the go-goat adlı şarkısı.

(bkz: baphomet)
devamını gör...

the soft machine

beat kuşağı'nın jack kerouac ve allen ginsberg ile birlikte önde gelen isimlerindan olan william s. burroughs’a ait cut-up üçlemesi’nin ilk kitabıdır. diğer ikisi the ticket that exploded ve nova express’tir. the soft machine, türkiye’de sel yayıncılık tarafından yumuşak makine ismiyle yayımlanmıştır.

dadaistlerin, düzeni ve burjuva sanat anlayışını reddeden, tristan tzara’nın ünlü yöntemi olan gazetelerden yazıların kesildiği, bir torbaya atıldığı ve rastgele çekilerek şiir düzüldüğü rastlantısal şiir tekniğine benzer bir teknik kullanarak yazılmıştır the soft machine. zira köklerini de bu teknikten aldığı söylenir. burroughs’un dilin bireyi kontrol eden ve yazıyı kalıplara sokan sisteme karşı olarak geliştirdiği cut-up denilen bu tekniği, kalıpları yıkarak bastırılmış anlamları açığa çıkarmayı amaçalr.

the soft machine, konusu anlatılabilecek, klasik olay örgüsüne sahip bir kitap değildir. kesintili anlatımın, hızlı geçişlerin, tekrarların olduğu bölük pörçük bir yapısı vardır. emrah serbes’in the soft machine’den yarım yüzyıl sonra kullandığı hikayem paramparça ismi belki de en çok bu kitaba yakışırmış.* ana temasını, modern toplum tarafından parçalanan bireyler, sömürülen bedenler, yok edilen özgürlükler, kontrol mekanizmaları gibi konular oluşturur. geleneksel bir roman beklentisiyle okuduğunda, kafa karıştırıcı, yaka silktirici ve illallah dedirtici bir etki yaratır.

üçlemenin en okunabilir kitabı nova express olmakla birlikte, the ticket that exploded dilin tamamen parçalanıp bir anlatım aracı olmaktan çıktığı, okunabilirliğin ve anlaşılabilirliğin tamamen güçleştiği bir kitaptır. the soft machine, ikisinin ortasında bir yerlerde denebilir.
devamını gör...

yanlış yazılan kelimeler

(bkz: üstat)
(bkz: uluslararası)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hüseyin avni dede

1954 doğumlu, şair durmuş dede’nin oğlu, istanbul’da beyazıt sahaflar çarşısının simgesi haline gelmiş şair, seyyar satıcı ve istanbul’un meşhur sokak figürlerinden biridir. 70 yaşını devirmiştir. kadıköylüdür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gençliğinde lise eğitimini yarıda bırakmış, çeşitli işler yaparak hayata tutunmuştur. münzevi bir hayat yaşamıştır. 1964 yılından itibaren ise, beyazıt sahaflar çarşısı’nın girişindeki yaklaşık 400 yıllık çınar ağacının altında babasının kitaplarını ve antika eşyalar satarak geçimini sürdürmüştür. güzel de resim yapar. beyoğlu istiklal caddesinde de satış yapmıştır. birçok kişinin gençlik anısıdır. kimi zaman belediye zabıtası tarafından bu mekandan sürgün edilir; buna mukabil fatih’te her zaman bulunduğu çınar ağacına istanbul büyükşehir belediyesi tarafından, hüseyin avni dede çınarı adı verilmiştir. her sene düzenlenen beylikdüzü barış ve sevgi buluşmaları sahaf festivali gibi organizasyonlara da katılır ve renk katar. siz 16 yaşındayken hüseyin avni dedeyle nasıl tanıştıysanız, 46 yaşınınızda da aynı görünür. en fazla saçı ve sakalı ağarmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendi yazdığı şiirlerini de satışa sunar. yazdığı şiirleri 1970’li yılların başından 1980’li yılların sonlarına kadar yedi kitap olarak yayımlatmıştır. istanbul'a dair özlediğim yegane şeylerden biridir.
devamını gör...

saka kuşu

osmanlı döneminde istanbul, edirne, bursa ve batı anadolu şehirlerinde saka beslemek yaygın bir uğraştı. ancak bu gelenek saraylardan ziyade tahta evlerde, dükkan önlerinde ve kıraathanelerde; ustasından çırağına aktarılan bir halk pratiği olarak günümüze kadar süregelmiştir.

saka ismi, osmanlı döneminde su taşıyan kişilere verilen bir meslek adıdır. latince adı carduelis carduelis olan bu türe bu ismin verilme sebebi ise, maateessüf, kafeste bir ipin ucundaki küçük su kovasını çekerek su içmeyi öğrenecek kadar zeki olmalarıdır.

kuzey yarımküre’de yaşayan saka kuşları, ekim–kasım aylarında kuzey avrupa, balkanlar ve kafkasya üzerinden güneye göç eder. marmara bölgesi, bu göç rotasında huni şeklindeki coğrafi yapısıyla bir köprü ve kışlama alanı işlevi görür. mart–nisan aylarında ise “ters göç” olarak adlandırılan, üremek üzere kuşların yeniden kuzeye yöneldiği dönem başlar.

saka kuşları ötüm güzelliği için beslenen kuşlardır; buna mukabil saka ile saka kuşunu çiftlleştirip yavrulatmak veya saka ile kanarya kuşunu çiiftleştirip melez yavru elde etmek için çalışmalar da yapılmaktadır..

türkiye’de saka kuşu üretimi ve yasal statü konusunda en bilinen, yetkili ve kamuoyunda “ilk ve tek” diye ifade edilen tesis bodrum, muğla’daki özel saka üretim merkezidir. bu tesisin kurucusu ve işletmecisi orkun gören’dir. kendisi 2015 yılında muğla’nın bodrum ilçesi, bitez mahallesi’nde bir üretim tesisi açmıştır. tesis, av ve yaban hayvan üretim ve yetiştiricilik izin belgesi ile faaliyet göstermektedir; bu belge orman ve su işleri (şimdiki adıyla tarım ve orman bakanlığı) tarafından verilmiştir.

gelelim sadede, saka kuşunun makbul ötümü nasıl olur meselesine. velhasıl saka kuşu ötüm kuşudur, nasıl göründüğünün bir yerden sonra bir “ötümcü” için anlamı yoktur.

ben istanbul’da doğup büyümüş bir “saka meraklısı” olarak, “istanbul lisanı” denen düstur ile yetiştim. 46 yaşımda izmir’e taşındım ve gördüm ki burada “istanbul lisanı” denen ötüm diziliminin pek bir geçerliliği yokmuş.

peki nedir istanbul lisanı? öncelikle belirtmeliyim k, bir saka kuşunun ağzından dinlemediğiniz sürece aşağıda tarif edilen hiçbir nağme, kuvvetle muhtemel sizde bir karşılık bulmayacaktır. bir ustanın yardımı şarttır.

saka kuşunun “önleri” denen nağmeleri vardır. bunlar çipet pet, velis velis, veste veste, veç veç, çel çel, pli pli, piçüvi piçüvi, cibili cibili gibi nağmelerdir. ötüme bu nağmelerle başlaması beklenir.

önlerin akabinde şak şak şak ile bağlayacak ve sonunda dücce veya hico diyecektir.

iyi çıkış yapan sakadan devirleri tamamlaması beklenir. velis velis velis, şak şak şak, dücce, ti-şakşak, kıs kıs kıs, yav yav şeklinde, veya: veste veste ti-şakşak, velis velis, şak şak şak, dücce, ti-şakşak kıs kıs, cak cak, torr yav yav yav, tü tü tü, caf caf caf, viske, gurr, pin, şak şak şak, i-şakşak, yaf yaf, vico şeklinde bir ötüm beklenir.

istanbul lisanı, akhisar lisanı gibi dogmaların dışında, ötümü kulağınıza hoş gelen saka kuşunun en iyi kuş olduğunun unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. naçizane.
devamını gör...

sahiplenilen kediye insan muamelesi yapmak

ben, insan muamelesi yapmanın 16 yıllık kedim adına hakaret olarak addedilecek bir tutum olduğunu düşündüğüm için kedime kedi muamelesi yapıyorum.

kediye kedi muamelesi yapmanın kötü bir şey olmadığını, asıl olanın sevgi bağı olduğunu ve kedi olmasının bu bağa engel teşkil etmediğini birlikte tavla oynayıp onu yendiğim bir gün bana sinirli bir şekilde bizzat kendisi söylemişti zahir. o gün hayatımın dersini aldım ve müteakip zamanı kertenkeleye kertenkele, karıncaya karınca, mavi ayaklı sümsük kuşuna mavi ayaklı sümsük kuşu muamelesi yaparak geçirdim.
devamını gör...

evde spor yapmak

öncelikle spor ve egzersizin farklı şeyler olduğu konusunu netleştirmek ve evde yapılacak egzersizin hangi amaçla yapılacağını belirlemek gerekir. amaçtan kastım, kardiyovasküler sistemin geliştirilmesi, hipertrofi, esneklik-mobilite ve eklem sağlığı, nöromüsküler koordinasyon, metabolik sağlık, mental sağlık veya "şu lanet göbeği şuradan alıp omuzlara ve kollara doğru yaydırmak" gibi farklı hedeflerdir.

hedefimizi belirledik ve farzımuhal, hipertrofiyi hedefledik. kas kütlemizi artıracağız. bu durumda öncelikle evde yeterli bir alan ve amaca uygun ekipmana ihtiyacımız var. bu, işin kolay kısmı. ekipman dışında anatomi, kinesiyoloji, egzersiz fizyolojisi ve biyomekanik temelli bilgi birikimine de ihtiyacımız olacak ki, doğru hareket paterni ile çalışabilelim. bununla birlikte progressive overload, mekanik gerilim, metabolik stres ve kas hasarı konularının öğrenilmesi, antrenman hacmi ve yoğunluğunun bilinçli bir şekilde düzenlenebilecek seviyeye gelinmesi gerekir. bitti mi? hayır. toparlanma ve beslenme süreçlerinde de en az diğer konular kadar bilgi sahibi olunması gerekir.

tüm bu unsurlara rağmen evde egzersiz hedefleniyorsa, alanında yetkin ve işinde başarılı bir kişisel antrenör* ile çalışmak, evdeki alan ve ekipman dışındaki teknik konulara ilişkin yükü büyük ölçüde üzerinizden alacaktır. velhasıl, olmaz değil; olur. çok da güzel olur.
devamını gör...

alp er tunga

sol frame'de görünce bir an öldü sandığım kahraman türk hakanı.
devamını gör...

scour

groove thrash, slugde, stoner gibi metal müzik türlerinden aşina olduğumuz phil anselmo'nun black metal projesi. 2015 yılında kurulmasına rağmen ilk stüdyo albümü 2025 yılında yayımlanmıştır.
devamını gör...

müslüman blues dinlemez

blues müzikte şeytan aralığı denen tritone kullanılır. (bkz: diabolus in musica) bu sebeple hiçbir din çerçevesinde "uygun" değildir.

ayrıca robert johnson'ın mississippi yakınlarındaki bir kavşakta şeytan ile karşılaşıp, gitar yeteneği karşılığında ruhunu sattığını bilmeyen yoktur. şüphesiz ki bu olay dışında, idrak sahipleri için üzerinde durup düşünülesi daha nice ibretler vardır.

gafiller! hiç mi düşünmezsiniz, şeytanın sertaç ordar'ın veya yande hener'in ruhunu neden istemediğini, onlara neden bir nebze olsun yetenek vermediğini. çünkü şeytan, blues icra edecek insana yetenek verir ki, dinleyenler doğru yoldan sapıp kendi yoluna girebilsin.
devamını gör...

paradise lost

1988 yılında gitaristler gregor mackintosh ve aaron aedy, vokalist nick holmes ve bas gitarist stephen edmondson tarafından kurulmuş, ingiliz death/doom/gothic metal grubudur.

grubun kurucu üyeleri bugün halen grubun çekirdek kadrosunu oluştururken, davullarda ise jeff singer bulunmaktadır.

paradise lost, doom metalin kurucu ve dönüştürücü gruplarından biri olarak kabul edilir. ilerleyen yıllarda aynı plak şirketi olan peaceville records bünyesinden çıkan anathema ve my dying bride’ın da bu türde üretim yapmasıyla, bu üç grup müzik basınında peaceville three olarak anılmaya başlanmıştır. paradise lost, doom metal ile gothic metali birleştiren bir çizgi izlerken; my dying bride daha romantik, edebi ve dramatik bir yaklaşım benimsemiş, anathema ise death/doom’dan atmosferik rock’a uzanan bir müzikal dönüşüm yaşamıştır. bu yönleriyle her üç grubun da sanatsal çizgisi birbirinden ayrılır.

paradise lost’a dönelim. grup, 1990’larında karanlık, ağır ve depresif bir atmosfer yaratmış, ilerleyen yıllarda gothic metal ve daha melodik yapılara yönelerek tarzını genişletmiştir. bu süreçte risk almaktan da asla çekinmemişlerdir. 1999’da yayımladıkları host ve hemen akabinde gelen 2001 çıkışlı albüm believe in nothing bunun bir göstergesidir. bu iki albüm grubun diskografisindeki en radikal ve bir o kadar da beğenilmeyen, metal çizgisinde uzaklaşıp, gitarları geri plana atıp, elektronik altyapıların, synthesizerların ve gotik/alternatif rock etkilerinin öne çıktığı albümlerdir. müzik eleştirmenlerinin de, grubun hayran kitlesinin de yerden yere vurduğu, hayal kırıklığı yaşatan albümlerdir. muhakkak beğenenler vardır, ancak ben henüz bu iki albümü seven biriyle karşılaşmadım. neyse ki ilerleyen yıllarda grubun çizgisi yeniden yükselişe geçmiş, ardından yayımladıkları albümler genel paradise lost müzikalitesiyle daha uyumlu bir seyir izlemiştir. hatta 2025 yılında yayımlanan ascension, grubun bugüne kadar çıkardığı 18 stüdyo albümü arasında kısa sürede en çok beğenilen ilk üç çalışma arasına girmiş; beni de yıllar sonra yeniden kendisine bağlamış ve muhtemelen bu tanımı girmeme de vesile olmuştur.

paradise lost, yaklaşık 40 yıllık müzik kariyeri boyunca sürekli üretmiş, çekirdek kadrosunu büyük ölçüde korumuş, heyecanını yitirmemiş ve bunca yıldan sonra daha iyisini yapmak için çabalayıp bunu da başarabilen, metal müziğin saygıyı hak eden gruplarından biridir.

grubun logosu da dönem dönem aşağıdaki şekilde değişmiştir.

1988-1992
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1993-1999
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1999-2008
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
2009-2012
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
2013-2025
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
2025-....
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

buckethead

halihazırda 506 tane stüdyo albümü ve 66 tane ep'si bulunan ve muhtemelen ben bu tanımı girene kadar bir-iki yeni albüm daha yayımlamış olan gitar virtüözü. 2002-2004 yılları arasında guns n' roses ile de çalmıştır.

(bkz: aniden gelen yeter artık yeter diye bağırma isteği)
devamını gör...

impellitteri

1987 yılında, amerikalı gitar virtüözü chris impelliteri tarafından kurulan heavy metal grubu.

grup her ne kadar chris’in solo projesi gibi görünse de, grubun kariyeri boyunca müzisyen seçimi konusunda oldukça hassas davranılmış, başarılı ve grup dinamiğine uygun müzisyenlerle çalışılmış ve iyi sonuçlar alınmıştır. en azından belirli bir standart korunmuştur diyebiliriz.

grup için neoklasik metal grubu da diyebiliriz. 1980’lerin başında yngwie j. malmsteen’in öncülük ettiği neoklasik/shred metal türünün doğduğu yıllarda impellitteri de bach, ve vivaldi gibi bestecilerin etkisiyle heavy metal rifflerini harmanlayarak benzer tarzda işlerin altına imza atmıştır ancak her zaman ağırlıkla üzerinde durulan şey heavy metal’ın kendisi olmuştur. yani salt bir gitar show grubu olmamışlardır; bunda rob rock ve graham bonnet gibi başarılı vokalistlerle çalışılmış olmanın da etkisi büyüktür. malmsteen’in müzikal kariyerine baktığımızda son 25 yıldır çok beğenilen işler yapmadığını görüyoruz; impellitteri ise bu süreçte daha stabil bir kariyer çizmiştir. malmteen 40 yıllık kariyerinde 10 üzerinden 9 iken şimdi 6’ya düştüyse, impellitteri 35 yıllık kariyerine 7 ile başladı, 7 ile devam etti ve hala 7.

chris impelliteri’nin kendisiyle en özdeşleşmiş gitar modeli fender stratocaster olsa da charvel stratocaster, gibson flying v, gibson les paul gibi markalar/modeller de kullanmıştır. amplifikatör marka tercihleri ise ekseriyetle marshall ve ayrıca mesa boogie olmuştur.

müzikal kariyerine sonuncusu 2024 yılında yayımlanan 12 stüdyo albümü ve 3 ep sığdıran grup aktif olarak konser vermeye de devam etmektedir.

oz büyücüsü (1939) filminden aşina olduğumuz somewhere over the rainbow adlı şarkıyı, stand in line albümünde neoklasik ve shred ögeleriyle harmanlayarak muazzam bir şekilde yorumlamışlardır. benim grupla tanışmam bu şarkı sayesinde olmuştur. ilginç bir detay olarak; 90'ların sonunda ve 2000'lerin başında bu parça, müzik indirme programlarında ve sitelerinde sehven yngwie malmsteen adıyla paylaşıldığı için ben de dahil olmak üzere pek çok kişi uzun süre şarkıyı onun eseri sanmıştı. işte o harika parça.

devamını gör...

viva zapata (yazar)

hera için çok üzüldüm. acını paylaşıyor, sabır ve metanet diliyorum.
devamını gör...

karıcığım bana eroin koya

onur ünlü'nün, ah muhsin ünlü mahlasıyla yazıp cahit zarifoğlu'na öykündüğü ilk ve son şiir kitabı olan gidiyorum bu'da yer alan şiirlerinden biri.
devamını gör...

sence nasıl bir insansın sorusu

düz adam sami + sakal = tool
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

emekli yazarlar dertleşiyor

şunun şurasında bir avuç emekliyiz, eksilmeyelim yahu. at hırsızı da ocak zammıyla birlikte gelir inşallah.
devamını gör...

başlıkları alt alta okumak

kendin olmak en doğalı, çalkala tool ayranı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının fotoğrafları

tuvalet adabı ciddiyet gerektirir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim