tool yazar profili

tool kapak fotoğrafı
tool profil fotoğrafı
rozet
tool (editör)
karma: 40305 tanım: 1305 başlık: 141 takipçi: 55
hey there i am using whatsapp

son tanımları | başucu eserleri


attila vörös

sahne duruşu ve teknik yetkinliğiyle takdire şayan bir macar metal gitaristi. 1986 doğumludur. tyr, satyricon, nevermore, iced earth, warrel dane, sanctuary gibi grupların turnelerine eşlik etmiş, eğlenceli, muzip, egosuz ve mütemadiyen gülümseyen bir metal figürüdür.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

venom inc.

2015 yılında kurulan ingiliz heavy/speed metal grubu.

efsanevi venom grubunun klasik kadrosunda yer almış müzisyenler tarafından kurulmuştur. venom'ın 1987-1996 yılları arasında bas gitaristi tony dolan (demolition man), 1979-1999 yılları arasındaki gitaristi jeff dunn (mantas) ve 1979-1993 ile 1995-1999 yılları arasındaki davulcusu anthony bray (abaddon) grubun kurucu kadrosunda yer almıştır. bugün bu kadrodan geriye yalnızca demolition man kalmıştır.

kurucu kadroya bakıldığında, yaptıkları işleri de haliyle venom ile kıyaslamak icap ediyor.

venom, 80'lerin başından 90'ların ortalarına kadar ortaya koyduğu işlerle teknik mükemmeliyet ya da harika prodüksiyon gibi kaygılardan ziyade kaos, hız ve provokasyon gibi detayları ön planda tutarak, black metal kavramını yaratmış ve birçok black metal grubuna ilham olmuştur. albüm kayıtları bile bahsedilen kaygılardan uzak, ilkelce ve hatta kusurlu denebilecek bir düzeydedir. zira birçok kez de müzik eleştirmenleri ve dinleyici anketlerinde "en kötü grup" seçilmiştir. hoş, kronos'un da dünyanın en iyi ikinci grubu olmaktansa dünyanın en kötü grubu olmayı tercih ettiği bilinir. bunun çaresizlik karşısında geliştirilmiş bir söylem olup olmadığı ise belirsizdir.

gelelim venom inc.’e. grup, venom’ın ruhunu referans alsa da daha kontrollü, daha teknik ve daha modern bir sound ile, aynı zamanda daha yüksek prodüksiyon kalitesiyle işler ortaya koyuyor. bu yönüyle günümüz dinleyicisinin kulağına daha fazla hitap etse de, bu sound bana ve eski venom hayranlarına göre fazla düzenli ve bir miktar eğreti duruyor. duruş olarak da iki grup arasında belirgin bir fark var. venom inc., venom'ın aksine şeytani imgelerden beslenmek yerine daha olgun bir tutum sergiler ve provokasyondan çok atmosfer yaratmaya çalışır. bu ve benzer sebeplerle venom'ın yerini almaya çalışan veya rekabet etmeye çalışan bir gruptan ziyade, güncel ve gelişmiş bir devam grubu niteliğindedir.

2017 yılında ave ve 2022 yılında there's only black albümlerini yayımlamışlardır. ayrıca 2018 yılında, abaddon'ın gruptan ayrıldığı için bulunmadığı, demolition man ve mantas'ın yer aldığı kadro ile, izmir bornova sahne'de bir konser vermiştir.
devamını gör...

black label society

22 temmuz 2026 tarihinde, istanbul küçükçiftlik park’ta konser verecek olan grup. biletler 14 ocak 2026'da, saat 10.00’da ön satışta olacak.
devamını gör...

kış ayında en çok özlenen şey

sonbahar.


serçeler dışa taştı, sonracığıma bir nakış hızı; en güzlerde olsa da, insanoğlu özlüyor güzü.
devamını gör...

sözlük yazarlarının fotoğrafları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının kedileri

dedeyi sıcak tutalım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

decapitated

1996 yılında polonya'da kurulan technical/groove death metal grubu.

grup gitarist waclaw “vogg” kieltyka ve davulcu witold “vitek” kieltyka kardeşlerin çok genç yaşlarda (14-15) olduğu bir dönemde kurulmuştur. 2000 yılında yayımladıkları winds of creation, grubun ilk ve en beğenilen albümlerinden biri olmakla birlikte, sergiledikleri olağanüstü teknik yetkinlik sayesinde binlerce grup arasından sıyrılarak uluslararası çapta dikkat çekmelerini sağlamıştır. brutal death metalin saldırganlığını teknik kabiliyet, progresif altyapı ve iyi bir prodüksiyonla birleştirip, özgün bir tarz elde etmişlerdir.

ikinci ve üçüncü albümleri olan nihility (2002) ve the negation (2004) ile artık teknik death metalin hatrı sayılır gruplarından biri haline gelmişlerdir. 2006 tarihli organic hallucinosis albümü ile birlikte grubun daha groove odaklı ve modern bir tarza büründüğü görülür.

2007 yılında meydana gelen bir trafik kazası sonucu davulcu vitek hayatını kaybeder. bunun ardından grup bir süre faaliyetlerine ara verir ve 2011 yılında carnival is forever albümüyle sahnelere geri döner; ancak bu albüm ve sonrasında yayımlanan albümler, her ne kadar güzel olsalar da grubun erken dönem albümlerinin ulaştığı seviyenin gerisinde kalır. bu durum müzik eleştirmenlerinin ve hayranların yorumlarından da anlaşılmaktadır.

toplamda 8 stüdyo albümleri bulunmaktadır. 2018 yılında istanbul'da bir konser vermişlerdir.
devamını gör...

nevermore

1991 yılında amerika’nın seatlle şehrinde kurulmuş, heavy/progressive/thrash metal grubudur.

öncelikle belirtmeliyim ki, bundan sonraki hayatımda tek bir grup dinleyebilecek olsam, belki de tercihimi en sevdiğim vokalisti ve en sevdiğim gitaristi barındıran nevermore’dan yana kullanırdım. bu denli iddialı sevdiğim bir gruptur.

nevermore’un temelleri, 1980’lerin sonlarında faaliyet gösteren sanctuary grubunun dağılmasının ardından atılmıştır. vokalist warrel dane ve bas gitarist jim sheppard, 1987 ve 1990 yıllarında sanctuary ile yayımladıkları iki başarılı albümün ardından; daha sert, daha karanlık ve daha deneysel, dolayısıyla daha başarılı bir grup kurma hedefiyle gitarist jeff loomis ve davulcu van williams’ı kadroya dahil etmiş, grubun ismini edgar allan poe’nun ünlü şiiri the raven’da geçen nevermore kelimesinden alarak edebi ve karamsar tarzlarının imzasını daha kuruluş aşamasında atmışlardır.

nevermore’un müziğini tanımlamak için heavy, progressive ve thrash gibi kalıplaşmış tür adlarına başvurmak zorunda kalırız; ancak bu tanımlamalar yavan ve yetersiz kalır. zira grup, thrash metalin saldırganlığını, progresif metalin yapısal karmaşıklığını, teknik kabiliyet, duygusal yoğunluk, felsefi ve edebi derinlik eşliğinde harmanlayarak ortaya eşsiz bir müzikal kimlik koymuştur.

2017 yılının sonlarında kaybettiğimiz warrel dane, nevermore’un en ayırt edici unsurlarından biridir. vokal performansı teknik olduğu kadar karakter odaklıdır. clean vokallerden tiz çığlıklara ve agresif tonlara rahatça ve başarılı bir şekilde geçişler yaparak grubun karanlık, melankolik ve öfkeli anlatımını güçlü bir biçimde taşıyan benzersiz bir vokal dili oluşturmuştu(r). vokalleri kimi zaman gitarlarla paralel gitmez, bağımsız bir yolda ilerler. bu durum şarkılara daha dramatik ve teatral bir hava katar. umutsuzluğu, öfkeyi, içsel çatışmaları yüksek duygusal yoğunluğa sahip sesiyle dinleyiciye güçlü biçimde hissettirir.

jeff loomis’in üstün gitar tekniği, grubun kompozisyon anlayışını şekillendirmiştir. ekseriyetle 7 telli gitarlar ve drop akortlar kullanır. kullandığı harmonik minör, aeolian ve phrygian gamlar/modlar nedeniyle karanlık, melankolik, yer yer doğu ve oryantal ezgilerinin hissedildiği güçlü bir gitar altyapısı oluşturur. grup içerisinde, teknik anlamda çok ileri seviye bir gitarist olmasının etkileri fazla olsa da, bu özelliğiyle grubun önüne geçmez. müziğin ruhuna hizmet eden, şarkının dramatik yapısını destekleyen ve bütünün parçası olarak konumlanan bir gitar dili benimser. *

bas gitarist jim sheppard, ortalama metal gruplarından aşina olduğumuz gitarı takip eden pasif bir rol sergilemez. progressive hissiyatını güçlendiren gitar rifflerine karşı ritmler ve farklı varyasyonlar kullanır.

van williams ise teknik olarak çok gösterişli bir tutum sergilemez, ancak müziğin bütünlüğünü koruyan bir şekilde çalar. davuldan çok anlamadığım için tekniği ve misyonu hakkında fazla şey yazamayacağım.*

2017 yılında kaybettiğimiz warrel dane, grup adına asla yeri doldurulamayacak bir figürdür. bu nedenle nevermore bir daha hiçbir zaman eski nevermore olmayacak olsa da, 2024 yılında sevindirici bir gelişme yaşanmış; gitarist jeff loomis ve davulcu van williams, nevermore’u 2025’te yeniden faaliyete geçirmek istediklerini duyurmuştur. bu kapsamda bir vokalist ve bir bas gitarist için dünya genelinde bir seçme süreci başlatılmış, söz konusu yapılanma aynı zamanda kurucu bas gitarist jim sheppard’ın yeni kadroda yer almadığını da ortaya koymuştur.

2025 yılının ilk çeyreği içerisinde loomis ve williams, 650 kişinin başvurduğu seçme sürecinin tamamlandığını ve yeni bir vokalist, yeni bir bas gitarist ile birlikte ikinci gitarist de dahil olmak üzere bir yeni kadro oluşturduklarını sosyal medyada açıkladılar, ancak kim olduklarına dair henüz bir açıklama yapılmadı. beklemekteyiz.
devamını gör...

black label society

1998 yılında gitarist ve vokalist zakk wylde tarafından kurulan, amerikalı heavy metal grubu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

grup (bundan sonra bls olarak anılacaktır) heavy metal sahnesinde yalnızca bir müzik grubu olmanın dışında bir ideolojinin, yaşam tarzının ve mc benzeri bir topluluğun merkezi olmuştur. haklı olarak, birçok kişi tek adam merkezli müzik topluluklarını bir gruptan ziyade bir proje olarak görür; bls de benzer bir dinamik sergiler.

müzikleri farklı miktarlarda blues ve southern rock soslu saf heavy metal tarzındadır. zaman zaman modern groove metale kaydığı da olur. klasik olanla modern olan arasında bir köprü gibidir.

grubun kurucusu ve her şeyi olan zakk wylde, gitar dünyasında efsanevi bir figürdür ve benim özelimde sahne duruşu, tarzı ve tekniğiyle bir idoldür. müzik kariyerindeki en önemli nokta ise henüz 19 yaşındayken ozzy osbourne’un gitaristi olma şerefine nail olmasıdır ki ozzy’de benim için bir başka idoldür.

wylde, ağaç kütüğü denli kalın bir distortion tonu, mengene gibi sıkan bir tuşesi, redneck kültürüne selam çakan personası, yaşına rağmen hala oldukça adeleli cüssesi, sekiz kişiye yetecek kadar saç ve sakalı, deri ceketleri ve mizahi ama kaba sayılabilecek diliyle, modern heavy metal sahnesinde kendiliğinden oluşmuş, doğal ve kolay taklit edilemeyen bir figürdür. bu sert imajın dışında akustik baladlar, duygusal sololar ve gospel etkili vokal tekniğiyle de çok katmanlı bir müzikal kimlik sergiler.

bls ilk kurulduğunda, yani sonic brew albümü döneminde, ikinci paragrafta da değindiğim gibi aslında bir grup değil, zakk wlde’ın bir solo projesi olarak vücut buldu; ancak albümün gördüğü ilgi neticesinde bls’nin bir grup olması gerekliliği doğdu. bu ilk albümün kapağında bulunan ve grubun kimliğinin en ayırt edici unsuru olan kuru kafa logosu, bir motor kulübü (mc) arması şeklinde tasarlanmıştır. bu logo grubun bağımsız (outlaw) ve sisteme karşı duruşunu vurgulayan bilinçli bir tercihtir. aslında sonic brew albümünün japonya versiyonunda johnnie walker viskisinin black label etiketinden esinlenilen farklı bir kapak ve logo kullanılmıştı; ancak jw’ın sahibi olduğu marka telif hakkı nedeniyle gruba ihtar çekerek tasarımı iptal ettirdi. bunun üzerine de kuru kafalı logo fikri doğdu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bls, dinleyici ve fanlarıyla yalnızca bir müzik ilişkisi değil, aynı zamanda güçlü bir aidiyet duygusu taşıyan bir topluluk ilişkisi kurar. bu topluluğu doom crew olarak adlandırır ve sadakat, kardeşlik, bireysel güç, dürüstlük gibi kavramlarla şekillendirir. wylde, röportajlarında bu topluluktan sıkça “aile” olarak bahseder. bu ailenin ve grubun kimliğiyle özdeşleşen sdmfkısaltmasını kullanır. strength determination merciless forever. aslında daha sert bir açılımı da vardır, ancak bu biraz daha yumuşatılmış ve resmileştirilmiş; tişörtlerde ve logolarda ve dahi sözlüğümüz gibi daha geniş kitlelere hitap eden mecralarda kullanılan versiyonudur. doom crew kültüründe sadakat, kardeşlik ve aile kavramları merkezi öneme sahiptir. family, brotherhood, loyalty

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

zakk wylde iskandinav mitolojisine, viking savaşçı kültürüne ve ruhuna da hayranlık duyar. bunu da görsel estetiğinde ve anlatı dünyasında zaman zaman görürüz.

bls’in sahne performansları da her zaman yüksek ve enerjik olmutşur. bu, grubun en has özelliklerinden biridir. wylde’ın uzun ve doğaçlama soloları, seyirciyle kurulan iletişim gibi unsurlarla konserleri adeta bir ritüel havasında geçer.

velhasıl grup, yalnızca diskografisiyle var olan bir grup değil, bir duruşun, bir felsefenin ve bir topluluğun yaratıcısı olmuş ve metal dünyasının en karakterli oluşumlarından biri olarak her daim farkını ortaya koymuştur.


devamını gör...

yazarların sözlükteki amaçları

yukarı dudullu'yu daha yaşanılabilir hale getirmek.
devamını gör...

sözlük yazarlarının fotoğrafları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

lateralus

tool’un en beğenilen albümündeki en beğenilen şarkılarından biridir.

genç yaşlarımda dinlediğimde sözlerin çok fazla havada kaldığını, bende herhangi bir karşılık bulmadığını, anlamlandıramağımı hatırlıyorum. zaman geçtikçe, yaş aldıkça ve tecrübe edindikçe bu şarkının aslında bir şey anlatmadığını, seni tutup bir yerlere çektiğini fark ettim. gerçi bu durum sadece bu şarkı özelindeki bir durum değil, tool’un asli görevinin bu olduğunu da zaman içinde anladım. tool senin için balık tutmaz. sana balık tutmayı da öğretmez. seni suya bakmaya zorlar. senin bilincini, algını ve içsel farkındalığını geliştiren bir araçtır tool. "şimdi sen al bu bizim müziği kullan, sorgula, ayıl ve sonra olmanı salık verdiğimiz şeye dönüş" der sana.

şarkının başındaki bebekken her şeyin siyah–beyaz görülme meselesi, o zamanlar görülen ve algılanan her şeyin çok kolay olduğunu, her şeyin iyi-kötü, doğru-yanlış şeklinde basitçe algılanabildiği, ancak sonra diğer renklerin fark edilmesiyle her şeyin karmaşıklaştığı, duyguların ve çelişkilerin grift bir hal aldığı, gri alanların fark edildiği, ezcümle artık büyümeye başlandığı sembolize ediyor. maynard bize "gördüğün şeyler arttıkça kafan da karışacak, fakat korkma, bu kötü bir şey değil" diyerek başlıyor şarkıya.

as below, so above sözleri, şarkının en can alısı kısmı. yukarıda ne varsa, aşağıda da o var gibi bir anlamı var. yani fiziksel alemle metafizik aleminde aynı şey var, yani evrende olan biten neyse bu senin iç dünyanın farklı bir yansımasıdır deniyor. senin kafan karışıksa dış dünyan da karışıktır, eğer sen iç dünyanda bir düzen kurarsan dışarıda gördüğün de değişir diyor tool. velhasıl “kendine bak” diyor. içine bak.

over thinking, over analyzing separates the body from the mind dizesi de şarkının can alıcı yerlerinden biri. türkçesi: aşırı düşünmek, aşırı analiz etmek, bedeni zihinden ayırır. tool burada bize “hele bi dur” diyor. her şeyi ölçmeye, anlamaya, yönetmeye, kontrol etmeye çalışırsan; hissetmek yerine düşünür, yaşamak yerine planlarla boğuşursun. hislerin körelir.

tool bu şarkıda bize insan olarak derinleşmeyi salık veriyor ve şarkının sonunda diyor ki: spiral out. keep going. buradaki spiral metaforu, düz olmayan bir yolu, dönüp durmayı, aynı hataları yapıp durmayı, aynı soruları sormayı sembolize ediyor. ne tam bir düzen hali ne de tam bir kaos hali. ve tool bize burada “bir yerlerde takıldığında, korktuğunda, aynı yerde dönüp durduğunu hissettiğin anda durma, hareket halinde olmaya devam et” diyor.

ilk dinlediğimde, çok büyük fikirler ortaya attığını ve büyük büyük sözler edildiğini düşünmüş, açıkçası biraz da anlaşılması zor bulmuştum. tam hatırlamıyorum ama muhtemelen henüz 20 yaşında bile değildim. geçen bu 25-30 yıl içinde her şeyin benim anladığım ve algıladığım gibi olmadığını tecrübe ettikçe, yani siyah-beyaz sandığım alanların aslında grilerle dolu olduğunu gördükçe, çok düşünerek ve çok analiz ederek kaçırdığım anları, harcadığım yılları fark ettikçe; şarkıda geçen 'rastlantıyı kucaklamak' fikrinin o kadar da romantik bir şey olmadığını, aksine yıllar içinde bir zaruret haline dönüştüğünü anladım.

zira hayat, insanın kafasına vura vura, kontrolü bırakmadığımız sürece ebemizin cinsel uzuvlarını her daim tersten göreceğimizi öğretiyor. aynı şekilde, şarkıda geçen spiralin de süslü bir metafor değil; yaşadıkça tecrübeye dönüşen bir hal olduğunu ve bu şarkının, birçok başka grubun şarkısında olduğu gibi bana ne yapmam gerektiğini buyurmak yerine, beni sadece hareket halinde tutmaya çalıştığını fark ettim.

unutmadan, bu şarkının giriş sözlerinde fibonacci dizisi kullanılmıştır. yani bu dizi, sözlerde geçen spiral halinde gelişim fikrinin matematiksel karşılığıdır. zira fibonacci dizisi, doğada görülen spiral büyümenin matematiksel ifadesidir. şarkı hem yapı hem de anlam olarak bu dizilim ile iç içe geçmiştir.

fibonacci dizisi şu şekilde ilerler: 1 – 1 – 2 – 3 – 5 – 8 – 13 – 21 – 34 – 55…

şarkının başlangıcındaki sözler ve hece sayıları şöyledir:
black - 1
then white - 2
are all ı see - 3
in my infancy - 5

sonra geri döner:
red and yellow then came to be - 8
reaching out to me - 5
lets me see - 3
devamını gör...

emekli yazarlar dertleşiyor

12 aylık ortalama enflasyon %34,88 iken, %12,19 oranında zam almışız.

bu fark dikkate alındığında, “hayırlı olsun” demek yerine temennimizi aynı oranda düşürüp “hyrlı olsn” demek daha yerinde olacaktır.*
devamını gör...

odin'in türk olması

isveçli tarih profesörü sven lagerbring’in isveççenin türkçe ile benzerlikleri adlı eserinde aktardığı hervarar ve bosa masallarına bakarsak, odin aslında asya’dan, özellikle de türk topraklarından kuzeye göç etmiş bir figür olarak karşımıza çıkıyor. mesela hervarar masalı’nda, öden isminde bir liderin sekiz güçlü oğluyla beraber kuzeye yerleştiği ve iskandinav kraliyet soylarının bu aileden geldiği anlatılıyor. bosa masalı’nda da benzer bir durum var. isveç kralı ring’in, asya’dan gelen odin’in torunu olduğundan bahsediliyor. yani bu anlatıların genelinde odin, türk kökenli bir figür olarak görülüyor.

yine isveçli tarihçi ve şair snorri sturluson’un edda’sında da - nesir edda ve manzum edda başlıklarında edda ile ilgili bilgilere değinmiştim- aynı şeyden bahsediliyor. edda’da da odin’in troya’dan yola çıkıp trakya ve asya üzerinden kuzeye geçtiğ, en sonunda da saksonya, danimarka ve isveç’te krallıklar kurduğu yazıyor. metindeki türkland (türkiye) ve truva bağlantıları gerçekten etkileyici. odin’in sigtuna’da on iki beyle kurduğu düzenin türk geleneklerine benzemesi ve adalet sistemini truva’daki gibi şekillendirmesi, iskandinav hukukunun türk kültüründen esinlendiği fikrini düşündürüyor.

mitolojideki semboller de türk mitolojisiyle epey örtüşüyor. odin’in kuzgunları hugin ve munin, türk destanlarındaki bebek kunmo’yu kurtaran kuşları andırıyor. kurtları freke ve gere ise bizim kültürümüzdeki kutsal kurt motifini hatırlatıyor. hatta odin’in fırtına ve kar yağdırarak düşmanlarını durdurması, eski türk inancındaki yada taşı (yağmur taşı) geleneğiyle çok benzer. yine odin’in dokuz gün asılı kaldığı ağaç olan yggdrasil ile türk mitolojisindeki dokuz dallı ağaç ya da odin’in takvimi on iki aya çıkarmasıyla türklerin on iki hayvanlı takvimi arasında ciddi bağlar var.

başka bir örnek vermek gerekirse, iskandinav mitlerinde bir keçinin kemiklerinden yeniden canlanması olayı, bizdeki kemiklerden yeniden doğuş inancıyla birebir örtüşüyor. ayrıca isveç’teki birka antik mezarları ile altay mezarları arasındaki benzerlikler de gömme ritüellerinin ne kadar ortak olduğunu gösteriyor. bunların hepsi ve çok daha fazlası, sturluson ve lagerbring'in eserleri incelendiğinde görülebilir. ben, türk mitolojisi kadar iskandinav mitolojisine de olan ilgim neticesinde bu kaynakları araştırdım, ancak bu benzer hikayelerin hiç ilgisi olmayan kişilerde bile merak uyandıracağına eminim.

hem sturluson hem de lagerbring, birçok somut delil sunarak bu durumu bence ispatlıyorlar. insan ister istemez düşünüyor; isveç’in en önemli tarihçileri neden böyle asılsız iddialarda bulunmak istesin ki? özellikle de lagerbring’in yaşadığı dönemde, isveç’te türklere karşı ciddi bir düşmanlık beslenirken bunu hangi amaçla yapsınlar ki? üstelik türklere sığınıp hiçbir zarar görmemiş olan isveç kralı xii. karl’ın, namıdiğer demirbaş şarl’ın köpeklerinden birinin adının türk olduğu, stockholm’deki bir müzede hala o yıllarda talim için kullanılan bir türk kafasının durduğu ve daha birçok örneği bulunan türk nefretinin barındığı bir coğrafyada bu yazıların yazılmış olması insanı gerçekten düşündürüyor. bilemiyorum.

daha fazlasına ilgisi olanların okumasını salık vereceğim kitaplar şunlar :
sturluson'un edda'sı için say yayınları’na ait 'viking mitleri (nesir edda)' adlı kitap,
lagerbring'in 'isveççenin türkçe ile benzerlikleri' kitabı ise kaynak yayınları tarafından yayımlandı.
devamını gör...

goat denilince akla gelenler

lord belial grubunun kiss the goat adlı albümü ve ghost grubunun kiss the go-goat adlı şarkısı.

(bkz: baphomet)
devamını gör...

the soft machine

beat kuşağı'nın jack kerouac ve allen ginsberg ile birlikte önde gelen isimlerindan olan william s. burroughs’a ait cut-up üçlemesi’nin ilk kitabıdır. diğer ikisi the ticket that exploded ve nova express’tir. the soft machine, türkiye’de sel yayıncılık tarafından yumuşak makine ismiyle yayımlanmıştır.

dadaistlerin, düzeni ve burjuva sanat anlayışını reddeden, tristan tzara’nın ünlü yöntemi olan gazetelerden yazıların kesildiği, bir torbaya atıldığı ve rastgele çekilerek şiir düzüldüğü rastlantısal şiir tekniğine benzer bir teknik kullanarak yazılmıştır the soft machine. zira köklerini de bu teknikten aldığı söylenir. burroughs’un dilin bireyi kontrol eden ve yazıyı kalıplara sokan sisteme karşı olarak geliştirdiği cut-up denilen bu tekniği, kalıpları yıkarak bastırılmış anlamları açığa çıkarmayı amaçalr.

the soft machine, konusu anlatılabilecek, klasik olay örgüsüne sahip bir kitap değildir. kesintili anlatımın, hızlı geçişlerin, tekrarların olduğu bölük pörçük bir yapısı vardır. emrah serbes’in the soft machine’den yarım yüzyıl sonra kullandığı hikayem paramparça ismi belki de en çok bu kitaba yakışırmış.* ana temasını, modern toplum tarafından parçalanan bireyler, sömürülen bedenler, yok edilen özgürlükler, kontrol mekanizmaları gibi konular oluşturur. geleneksel bir roman beklentisiyle okuduğunda, kafa karıştırıcı, yaka silktirici ve illallah dedirtici bir etki yaratır.

üçlemenin en okunabilir kitabı nova express olmakla birlikte, the ticket that exploded dilin tamamen parçalanıp bir anlatım aracı olmaktan çıktığı, okunabilirliğin ve anlaşılabilirliğin tamamen güçleştiği bir kitaptır. the soft machine, ikisinin ortasında bir yerlerde denebilir.
devamını gör...

yanlış yazılan kelimeler

(bkz: üstat)
(bkz: uluslararası)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hüseyin avni dede

1954 doğumlu, şair durmuş dede’nin oğlu, istanbul’da beyazıt sahaflar çarşısının simgesi haline gelmiş şair, seyyar satıcı ve istanbul’un meşhur sokak figürlerinden biridir. 70 yaşını devirmiştir. kadıköylüdür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gençliğinde lise eğitimini yarıda bırakmış, çeşitli işler yaparak hayata tutunmuştur. münzevi bir hayat yaşamıştır. 1964 yılından itibaren ise, beyazıt sahaflar çarşısı’nın girişindeki yaklaşık 400 yıllık çınar ağacının altında babasının kitaplarını ve antika eşyalar satarak geçimini sürdürmüştür. güzel de resim yapar. beyoğlu istiklal caddesinde de satış yapmıştır. birçok kişinin gençlik anısıdır. kimi zaman belediye zabıtası tarafından bu mekandan sürgün edilir; buna mukabil fatih’te her zaman bulunduğu çınar ağacına istanbul büyükşehir belediyesi tarafından, hüseyin avni dede çınarı adı verilmiştir. her sene düzenlenen beylikdüzü barış ve sevgi buluşmaları sahaf festivali gibi organizasyonlara da katılır ve renk katar. siz 16 yaşındayken hüseyin avni dedeyle nasıl tanıştıysanız, 46 yaşınınızda da aynı görünür. en fazla saçı ve sakalı ağarmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendi yazdığı şiirlerini de satışa sunar. yazdığı şiirleri 1970’li yılların başından 1980’li yılların sonlarına kadar yedi kitap olarak yayımlatmıştır. istanbul'a dair özlediğim yegane şeylerden biridir.
devamını gör...

saka kuşu

osmanlı döneminde istanbul, edirne, bursa ve batı anadolu şehirlerinde saka beslemek yaygın bir uğraştı. ancak bu gelenek saraylardan ziyade tahta evlerde, dükkan önlerinde ve kıraathanelerde; ustasından çırağına aktarılan bir halk pratiği olarak günümüze kadar süregelmiştir.

saka ismi, osmanlı döneminde su taşıyan kişilere verilen bir meslek adıdır. latince adı carduelis carduelis olan bu türe bu ismin verilme sebebi ise, maateessüf, kafeste bir ipin ucundaki küçük su kovasını çekerek su içmeyi öğrenecek kadar zeki olmalarıdır.

kuzey yarımküre’de yaşayan saka kuşları, ekim–kasım aylarında kuzey avrupa, balkanlar ve kafkasya üzerinden güneye göç eder. marmara bölgesi, bu göç rotasında huni şeklindeki coğrafi yapısıyla bir köprü ve kışlama alanı işlevi görür. mart–nisan aylarında ise “ters göç” olarak adlandırılan, üremek üzere kuşların yeniden kuzeye yöneldiği dönem başlar.

saka kuşları ötüm güzelliği için beslenen kuşlardır; buna mukabil saka ile saka kuşunu çiftlleştirip yavrulatmak veya saka ile kanarya kuşunu çiiftleştirip melez yavru elde etmek için çalışmalar da yapılmaktadır..

türkiye’de saka kuşu üretimi ve yasal statü konusunda en bilinen, yetkili ve kamuoyunda “ilk ve tek” diye ifade edilen tesis bodrum, muğla’daki özel saka üretim merkezidir. bu tesisin kurucusu ve işletmecisi orkun gören’dir. kendisi 2015 yılında muğla’nın bodrum ilçesi, bitez mahallesi’nde bir üretim tesisi açmıştır. tesis, av ve yaban hayvan üretim ve yetiştiricilik izin belgesi ile faaliyet göstermektedir; bu belge orman ve su işleri (şimdiki adıyla tarım ve orman bakanlığı) tarafından verilmiştir.

gelelim sadede, saka kuşunun makbul ötümü nasıl olur meselesine. velhasıl saka kuşu ötüm kuşudur, nasıl göründüğünün bir yerden sonra bir “ötümcü” için anlamı yoktur.

ben istanbul’da doğup büyümüş bir “saka meraklısı” olarak, “istanbul lisanı” denen düstur ile yetiştim. 46 yaşımda izmir’e taşındım ve gördüm ki burada “istanbul lisanı” denen ötüm diziliminin pek bir geçerliliği yokmuş.

peki nedir istanbul lisanı? öncelikle belirtmeliyim k, bir saka kuşunun ağzından dinlemediğiniz sürece aşağıda tarif edilen hiçbir nağme, kuvvetle muhtemel sizde bir karşılık bulmayacaktır. bir ustanın yardımı şarttır.

saka kuşunun “önleri” denen nağmeleri vardır. bunlar çipet pet, velis velis, veste veste, veç veç, çel çel, pli pli, piçüvi piçüvi, cibili cibili gibi nağmelerdir. ötüme bu nağmelerle başlaması beklenir.

önlerin akabinde şak şak şak ile bağlayacak ve sonunda dücce veya hico diyecektir.

iyi çıkış yapan sakadan devirleri tamamlaması beklenir. velis velis velis, şak şak şak, dücce, ti-şakşak, kıs kıs kıs, yav yav şeklinde, veya: veste veste ti-şakşak, velis velis, şak şak şak, dücce, ti-şakşak kıs kıs, cak cak, torr yav yav yav, tü tü tü, caf caf caf, viske, gurr, pin, şak şak şak, i-şakşak, yaf yaf, vico şeklinde bir ötüm beklenir.

istanbul lisanı, akhisar lisanı gibi dogmaların dışında, ötümü kulağınıza hoş gelen saka kuşunun en iyi kuş olduğunun unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. naçizane.
devamını gör...

sahiplenilen kediye insan muamelesi yapmak

ben, insan muamelesi yapmanın 16 yıllık kedim adına hakaret olarak addedilecek bir tutum olduğunu düşündüğüm için kedime kedi muamelesi yapıyorum.

kediye kedi muamelesi yapmanın kötü bir şey olmadığını, asıl olanın sevgi bağı olduğunu ve kedi olmasının bu bağa engel teşkil etmediğini birlikte tavla oynayıp onu yendiğim bir gün bana sinirli bir şekilde bizzat kendisi söylemişti zahir. o gün hayatımın dersini aldım ve müteakip zamanı kertenkeleye kertenkele, karıncaya karınca, mavi ayaklı sümsük kuşuna mavi ayaklı sümsük kuşu muamelesi yaparak geçirdim.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim