1.
hey there i am using whatsapp
son tanımları | başucu eserleri
2.
hayatında hiç açık ekmeğe çaman çaldırıp yemeyen rezidans bebesi
sokak kedilerinin bile gece belirli bir saatten sonra insanların götünü kesmek için sıraya girdiği bir mahallede büyüdüm fakat ne açık ekmek diye bir şey duydum ne de çaman çaldırmak. açık yara ve cüzdan çaldırmak gibi şeylerle ilgilendik biz hep. bizim mahallenin ihtisas konuları ekseriyetle bunlardı.
mesela şimdi düşünüyorum da, namlı oto teybi hırsızı pioneer mustafa abimize çaman çaldırmak falan desek, muhtemelen "gay gay konuşmayın ulan" deyip tokadı indirirdi yüzümüze. duygusal bir insandı pioneer mustafa. mahallenin gençlerine böyle sözleri konduramazdı.
mayıs ayında kaldırım kenarlarında açan karahindibalar gibi bir bir aklıma dizildi hatıralar. ağlattınız beni be. gideyim de rakı içeyim.
mesela şimdi düşünüyorum da, namlı oto teybi hırsızı pioneer mustafa abimize çaman çaldırmak falan desek, muhtemelen "gay gay konuşmayın ulan" deyip tokadı indirirdi yüzümüze. duygusal bir insandı pioneer mustafa. mahallenin gençlerine böyle sözleri konduramazdı.
mayıs ayında kaldırım kenarlarında açan karahindibalar gibi bir bir aklıma dizildi hatıralar. ağlattınız beni be. gideyim de rakı içeyim.
devamını gör...
3.
sözlüğün aşırı izmirli kadın yazarları
her şeyin aşırısı zarar. daha geçen hafta yan komşumu aşırı merzifonluluktan kaybettik. o kadar da dedik, şinasi amca, bu yaşta bu kadar merzifonluluk iyi değil, bak her şeyin aşırısı zehirdir, etme, eyleme... dinlemedi.
devamını gör...
4.
erkeklerin kibarlığı yanlış anlaması
bu topraklarda erkeklerin erkeklere kibarca davranması ekseriyetle güçsüzlük ya da saflıkla eşdeğer görülürken, aynı nezaket bir kadına yöneldiğinde flört ya da çapkınlık olarak etiketleniyor. bu tip algılar toplumsal rollerin dar kalıplarından beslenen bir yanılsamadan ibarettir ve her anlamda bir gelişmemişliğin göstergesidir.
not: "ezcümle herkese kaba davranalım" demiyorum, ömrümüz bu algıların değiştiğine vefa etmese dahi biz kendimize yakışanı yapalım.
not: "ezcümle herkese kaba davranalım" demiyorum, ömrümüz bu algıların değiştiğine vefa etmese dahi biz kendimize yakışanı yapalım.
devamını gör...
12.
sözlük yazarlarının soymaktan hoşlandığı şey
yeni alınmış elektronik eşyaların üzerindeki şeffaf koruyucu folyoyu soymak ve akabinde altındaki kusursuz ve parlak yüzeyi görmek oldukça keyifli.
devamını gör...
13.
gitmek mi zor kalmak mı sorunsalı
en zoru, hararetli bir kavganın akabinde bin bir türlü artistlik hareketlerle atar yapıp ayrıldığın eve beş dakika sonra "telefonumu kanepenin üzerinde unutmuşum, getirebilir misin" diyerek geri dönmektir. hele ki o telefon bulunamazsa ve iş "nasıl yok ya? kanepenin minderinin arasındaki boşluğa düşmüştür, elini bir daldırıver" minvalinde diyaloglara kadar inerse ve o sırada telefonu arayan kişinin eline demir bir lira falan denk gelirse işin iyice cılkı çıkar. işte bu ahval, giden için de zordur kalan için de.
devamını gör...
15.
sözlük yazarlarının politik görüşleri
gittiğim kuaförün veya bindiğim taksinin şoförünün görüşü neyse benimki de o. ilave olarak, sevdiğim kadının babasının politik görüşünü tüm varlığımla savunmanın haricinde desteklediği futbol kulübünün de holiganı olurum. velhasıl, değişiyor. şu an evde tek başıma oturuyorken kesin bir şey söylemem doğru olmaz.
devamını gör...
17.
akşamüstü birası
dünyada eyleme geçirebileceğimiz daha güzel çok az şey vardır. şu dünyadan hayatında hiç akşamüstü birası keyfi yapmadan göçen insanlar var. elbette bu bir kabahat değil, ancak çok büyük bir kayıp.
devamını gör...
18.
ingilizcenin türkçeden çok daha güzel bir dil olması
ingilizce'nin türkçe'den daha güzel bir dil olduğunu düşünmek, hazır çorbanın ev tarhanasından daha güzel olduğunu iddia etmektir bir nevi.
türkçe, çabuk tüketilen bir fast-food dili değil, ağır ağır pişen bir edebiyat mutfağıdır. okuduğunu anlamak için sadece gramer değil; biraz kültür, biraz da ruh gerekir. kaldı ki bir dili "itici" bulmak, ekseriyetle o dille kurulamayan kişisel bağların bahanesidir. türkçeyi anlayabilmek, yalnızca sözcükleri değil, sözcüklerin taşıdığı zamanı, duyguyu ve hatta suskunluğu da okumayı gerektirir, zira türkçe'de sessizlik bile konuşur.
türkçe, çabuk tüketilen bir fast-food dili değil, ağır ağır pişen bir edebiyat mutfağıdır. okuduğunu anlamak için sadece gramer değil; biraz kültür, biraz da ruh gerekir. kaldı ki bir dili "itici" bulmak, ekseriyetle o dille kurulamayan kişisel bağların bahanesidir. türkçeyi anlayabilmek, yalnızca sözcükleri değil, sözcüklerin taşıdığı zamanı, duyguyu ve hatta suskunluğu da okumayı gerektirir, zira türkçe'de sessizlik bile konuşur.
devamını gör...
20.
kırkından sonra hayatın düzene girememiş olması
moral bozmaya sebep olmayacak bir durumdur. bakın ben 45 yaşımdan sonra hayatımı düzene sokmaya başladım. ha "o yaştan sonra düzene girecek hayatın içine tüküreyim" derseniz, o ayrı. benim bir acelem yoktu, demedim. bence her şeyin bir zamanı var ve düzen denen şırfıntı, bir insanın hayatına ne zaman gireceğini çok iyi biliyor.
devamını gör...





