ben bilimin, kültürün, doğrunun ve benzeri tüm şeylerin girmesinin yasak olduğu; eğitim, sanat, eleştirel düşünce ve sorgulama gibi şeylerin de tiner ve kibritle yakıldığı bir mahallede büyüdüm. coğrafya dersinden 60 aldığımı öğrenen mahalle abileri "kuşbaz dedik bağrımıza bastık, başımıza bilim adamı mı olacaksın ulan it" deyip, beni bahçemizdeki çam ağacının dalına asarak dövdüler. velhasıl, bilime en çok ihtiyaç duyanların ona düşman kesildiğini görerek büyüdüm
beni tanıyan herkesin bildiği üzere, her daim bilimin ve doğrunun karşısında durdum; fakat bir gün olsun bilime sövmedim.
"hay senin allah cezanı versin be… bir insan bu kadar mı düşer?" dedirten, barışmak için her yolu deneyen insanın içinde bulunduğu acınası durumdur.
bu bayram maalesef, hayırlısıysa ve tabii kısmetse kendimi o acınası durumun içinde bulacağım. hiç belli olmaz, bir bakmışsınız bayramın ikinci gününde, birlikte ortak girdiğimiz dananın kanını birbirimizin alnına sürüp neşe içinde kırlarda el ele koşuyor oluruz.
baktım kaçmıyor, ben de dedim ki “tamam, o halde senin adın bundan sonra morrison.” daha önce neydi, hiç bilmiyorum ama bundan sonra morrison. sen artık lizard kingsin. bundan sonra birlikte motor sürüp king gizzard & the lizard wizard dinleyeceğiz.
sanki ağzımdan sinkaflı bir laf çıkmış gibi, kuyruğunu orada bırakıp ayaklarını ardına vura vura kaçtı. kıtipiyoz bir kertenkeleden gördüğüm bu muameleye içerleyip karşıdaki banka oturmuştum ki, beni gitti sanmış olacak, dönüp kuyruğunu da aldı. “yahu ben öyle biri miyim?” diyecek oldum ama yok… dinlemedi bile. şimşirlerin arasında kayboldu gitti. beni en çok mutsuz eden kaçması değil de, geri dönüp kuyruğunu da alması oldu.
bu nezihi. bahçemin bülbülüdür kendisi. mahallemizin kedilerinin beslendikleri mekanlara çökmesi ile nam salmıştır. karga ile tilki hikayesine, klasik batı müziğine ve beyaz yakalıların temiz gömleklerine tahammülü yoktur. bana karşı en ufak bir saygısızlığını görmedim. yuva yapacağı zaman gözü hiçbir şeyi ve hiç kimseyi görmez. herkes ve her şey onun nazarında yuva yapmak için bir malzemedir. hatta bir keresinde yan komşumuz remzi bey’i balkonda atletle çay içerirken kaptığı gibi yuvasına taşımaya kalkmış, götüremeyince elindeki çay kaşığını çalmakla yetinmiştir.
grubun kurucu üyesi peter tagtgren, 1988-1991 yıllarını abd’de, özellikle de death metalın kalbinin attığı florida’da geçirip death, morbid angel, obituary gibi devlerin müziklerinden etkilenerek isveç’e döndüğünde, hypocrisy’yi hayata geçirmiş. penetralia (1992) ve osculum obscenum (1993) bu etkiyle yapılmış saf death metal albümleridir. bu albümlerin vokalleri masse broberg tarafından kaydedilmiştir.
bu iki albümün ardından, grubun tarihindeki en ikonik dönem başlar. vokalist masse broberg’in ayrılmasıyla gitarda ve vokalde peter tagtgren, davulda lars szöke, basta ise mikael hedlund’un yer aldığı o efsanevi üçlü kombinasyon sağlanmış olur. the fourth dimension, abducted ve the final chapter gibi grubun en efsanevi albümleri bu kadroyla yapılır. hatta buna sırasıyla çıkan bu üç albümden sonra gelen hypocrisy albümünü de dahil edebiliriz.
2004 yılında lars szöke gruptan ayrılır, yerine immortal grubundan tanıdığımız reidar horghagen (horgh) dahil olur. aynı yıl soilwork grubunda da çalmış olan andreas holma grubun ikinci gitaristi olur. 2005 yılında çıkan virus albümünde yer alırlar. bu albümden sonra holma gruptan ayrılır. horgh ise 2020’li yılların başına kadar grupta kalır. halihazırdaki kadroda sadece tagtgren ve hedlund var.
grubun sözlerindeki temaları genellikle uzaylı istilaları, komplo teorileri, savaş, yıkım, yozlaşma gibi konular oluşturur.
2021 yılında çıkan worship albümünün ardından neredeyse aralıksız devam eden yoğun konser ve turne programları, grubun stüdyo çalışmalarına vakit ayırmasını engelliyor olmalı. halihazırda yeni bir albüm hazırlığına dair herhangi bir açıklama yok.
peter tagtgren ekstrem metal dünyasının en çalışkan, en saygın ve en vizyoner figürlerinden biri olarak çok ilgi duyduğum biri. elini attığı her işten alnının akıyla çıktığını düşünüyorum. the abyss adlı stüdyosunda harikalar yaratmıştır. (the abyss ismi aynı zamanda peter, mikael ve lars’ın 1994-1998 yılları arasında aktif olan black metal grubunun adıydı. bu grupla üç albüm yayımladılar.) dimmu borgir’ın muhteşem albümü enthrone darkness triumphant bu stüdyoda kaydedilmiştir. immortal, children of bodom, amon amarth, sabaton, celtic frost gibi birçok büyük grubun işlerinin yapıldığı bu müzik stüdyosu özellikle 90’lı yılların sonu ve 2000’lerin başlarında ekstrem metalin standartlarını belirlemiştir.
hard rock - glam rock tarzı grupların en eskilerinden biridir. 1976 – 2023 yılları arasında aktif olsalar da kendi adını taşıyan ilk stüdyo albümleri 1981 yılında yayımlanmıştır.
kix adında yayımladıkları ilk albümden önce the shooze ve ardından the generators isimleriyle sahne almışlar.
şarkı sözlerinde, o dönemin diğer benzer grupları gibi genellikle parti, eğlence, gece hayatı, seks, ve duygusallık gibi temaları işlerler. don't close your eyes'ın bu anlamda da ayrı bir yeri vardır. bu şarkının sözleri intihar düşüncesi yaşayan birine seslenir ve ona yaşamdan vazgeçmemesi gerektiğini anlatır.
asıl patlamalarını 1988 tarihli blow my fuse albümleriyle yaptılar. hatta bu albümden don't close your eyes şarkısı ile ilgili sözlükte bir tanım girdiğime eminim ama hangi başlık altına girdiğimi hatırlamıyorum. eğer bulursam bu tanıma dahil edeceğim. hikayesini detaylıca anlattığım çok kıymetli bir şarkıdır. bir üst paragrafta da konusuna kısaca değindim.
neyse, bu 88 tarihli albümden sonra grup bir bar grubu olmaktan çıkıp stadyumlarda konser veren bir grup haline geldi. don't close your eyes şarkısı döneminde çok büyük bir patlama yapsa da grup poison veya mötley crüe gibi çağdaşlarının ulaştığı devasa popülariteye hiçbir zaman ulaşamadı. gerçi bu dönemde bu tür müzik yapan hiçbir grup guns n' roses'ın ulaştığı seviyeye de ulaşamamıştır.
ünlü bir müzik eleştirmeninin dediği gibi “underrated olmak bu işin fıtratında var” yani bazı gruplar yanlış zamanda yanlış yerde olur (ki bu birçok türk grubu için de geçerlidir) ya da yanlış plak şirketleriyle çalışır vs.
1996’da dağıldılar, akabinde üyeler farklı projelere yöneldi. 2003’te yeniden bir araya geldiler, 2023’te sağlık ve yaş faktörlerini gerekçe göstererek son kez sahne aldılar ve grubu tamamen dağıttılar.
1981 ve 2014 yılları arasında 7 stüdyo albümü yayımladılar.
esasen dördünün müziği de bana pek hitap etmiyor. fakat anthrax'ın bu dörtlüye hükümet torpiliyle girdiğini düşünüyorum. zira anthrax'a gelene kadar...
(bkz: thrash metalde liyakatsizlik)
romantik biri değilim. acıdan beslenen, dertleri yücelten biri değilim. olaylara da duygusal ve teslimiyetçi bir yerden bakamıyorum. ezcümle, düz adam sami gibi biriyim.
viski bardağıma düşen sineği maalesef kurtaramadım. o bardağı da içemeyip döktüm. yani evde içtiğimiz bir duble jack daniels güncel fiyatla ortalama 100 liraya mal oluyor dersek, bu durumda sinek de ben de kaybetmiş oluyoruz ve her ikimizin de güçlendiğini sanmıyorum. özellikle de sineğin...
güzellemenin alemi yok, kaybetmek en iyi ihtimalle zayıflatır.
dünyada anne olan her canlı, kuş da olsa, kedi de olsa kendi ömründen feda ederek karşılıksız emeğin ve sevginin en yorucu ama en güçlü halinin ne demek olduğunu görebilen gözlere gösteriyor. görmüyoruz, bilmiyoruz sanılmasın. emeklerinin, yorgunluklarının ve sevgilerinin farkındayız ve buna sonsuz saygı duyuyoruz. tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.