sofmusic yazar profili

sofmusic kapak fotoğrafı
sofmusic profil fotoğrafı
rozet
kafa izninde
karma: 5484 tanım: 254 başlık: 96 takipçi: 66
hey there i am using whatsapp

son tanımları


normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

iki güzel günbatımı. bir pencere ki dünyaya açılıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gökyüzünün o anki ruh halimi anlıyor ve bana olağanüstü tablolar hediye ediyor olması ise her defasında şaşırtıyor beni.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

camino

2008 tarihli ve ispanyol yapımı olan oldukça etkileyici bir drama filmidir. camino ise 'yol' anlamına gelmekte. senaristliğini ve yönetmenliğini javier fesser'in üstlendiği bu filmin başrolünde nerea camacho henüz 12 yaşındayken yer almış ve büyük beğeni toplamıştır,ayrıca bu rol genç oyuncumuzun ilk performansıdır. camacho'nun canlandırdığı camino karakteri, tedavisine bir türlü yanıt alınamamış bir kanser hastasıdır* ve bu sebeple ailesinin ve doktorların elinden gelen tek şey,kızı ölüme hazırlamaktır. film, baştan sona ağır bir dram çizgisinde ilerliyor ve böylece camino'nun,ailesinin ve tüm hastane çalışanlarının yaşadığı çaresizliği bize fazlasıyla hissettiriyor. bunun aslında yaşanmış bir hikaye olması da elbette bu hisleri pekiştiriyor.

camino'nun annesi ve babası kızlarının yanından bir an olsun ayrılmasa da her ikisinin de farklı manevi görüşleri olması sebebiyle aslında bakış açıları pek de aynı noktada buluşamıyor.babasının aksine sert mizaçlı ve koyu bir dindar olan katolik annesi, camino'nun da genellikle inançlı olmasına yol açmıştır* ve bu durum izleyicinin yüreğine bir nebze de olsa su serpiyor çünkü camino öleceğinin fazlasıyla bilincinde ve bunu, tanrı'ya (yani onların inancına göre hz.isa'ya) ulaşmak olarak görüyor. bir çocuğun,kendi ölümünün bilincinde olması hususuna ise hiç değinmeyeceğim,zira sözcüklerle anlatabileceğimizin fersah fersah ötesinde bir durumdur bu. sık sık flashback'ler ile camino'nun geçmişine gitmemiz ise,onun yaşayabileceği daha nice güzel günlerden mahrum kaldığı gerçeğine boğmakta izleyiciyi.

fakat tüm yaşanılanlar bundan ibaret değil maalesef. bu noktada şunu söylemeliyim ki filmdeki dramanın ölçüsü bir miktar aşırıya kaçmış. bizi camino'ya mı, annesine mi, ablasına mı ya da (daha da acısı) babasına mı üzüleceğimizi şaşırtacak hale getiren bir senaryo mevcut burada. ama birçok ödüle ve nispeten kaliteli bir kurguya sahip bir drama filmi izlemek istiyorsanız ve elbette ki bir süredir biriktirdiğiniz fazla miktarda gözyaşınız varsa bu filmi izlemenizi mutlaka tavsiye ederim*.
fragmanı;



filmde beni fazlasıyla etkileyen çok sahne var fakat en etkilendiğim sahne, camino'nun rahibe olan genç ablasının, onun ölmek üzere olduğu haberini aldıktan sonra biricik kızkardeşinin ölümüne şahit olmamak adına zaman harcamak için hastaneye otobüsle gitmeyi tercih etmesidir. sonsuz bir acıyı böyle basit bir şekilde hafifletebileceğini düşünmesi ise, yaşanılan çaresizliği iliklerime kadar hissettirdi bana gerçekten.


hemen her filmin final sahnesi en etkileyici sahnelerden biridir ya genellikle,işte bu filmde de final sahnesi en etkilendiğim ikinci sahnedir.

tüm hastane çalışanları, bütün doktorlar ve hemşireler camino'nun odasında toplanıp onun son anına tanık olmak istiyorlar.


filmin akılda kalıcılığı ve etkileyiciliğine vurgu yapmam gerekirse, bu noktada camino'yu üç yıl önce izlediğimi belirtmeliyim. gördüğünüz gibi oldukça sağlam kurguya sahip iyi bir drama filmi ve uzun zaman akıllardan çıkamıyor. bu da filmi izlemek isteyenlere uyarım olsun*.

gerçek hayat hikayesi için
devamını gör...

robins (yazar)

devamlı spot tus bilgileri içeren tanımlar yazarak bazılarımız için adım adım yaklaşan tus'un çanlarını çalma görevini bir nevi üstlenmiş olan sözlük yazarıdır*. ayrıca kendisi hem kaliteli ve yardımsever bir meslektaş; hem de sohbetiyle insana çokça pozitif enerji veren nazik ve değerli bir arkadaştır.

kendisiyle satranç oynamak,film tartışmak ve sıradan konularda bile olsa muhabbet edebilmek gerçekten çok güzeldir*.

*
devamını gör...

si jamais j'oublie

fransız şarkıcı isabella geffroy veya bildiğimiz ismiyle zaz'ın 2015 tarihli sur la route* adlı albümünde yer alan ve eğer unutacak olursam anlamına gelen sımsıcak bir şarkıdır.

kim olduğumuzu, dünyaya niçin geldiğimizi yahut kendi çapımızda belirlediğimiz ve bizden başka kimseciklerin umursamadığı hayat amacımızı unuttuğumuz anlarda birilerinin bize tüm bunları hatırlatması lazımdır gerçekten de.


*yüzünden gülümseme eksik olmayan bu tatlı fransız kadın, hayatlarımıza kattığı* renklerin parlaklığının farkındadır umarım.
''..bana günü ve yılı hatırlat
bana havayı hatırlat
eğer unutursam..
beni sallayabilirsin
ve eğer ben uzaklaşmak istersem
beni kilitle ve anahtarı içeri at..
adımı söyle,
unutacak olursam..
bana kim olduğumu, kendime ne söz verdiğimi hatırlat.
bana en çılgın hayallerimi hatırlat
bana yanaklarımdaki gözyaşlarını hatırlat
ve şarkı söylemeyi ne kadar sevdiğimi unutursam..
unutacak olursam..''
*
devamını gör...

piyanist (yazar)

kendisini kelimelerle ifade edebilmek mümkün mü,bunu bilmiyorum öncelikle onu söyleyeyim. ama dağarcığımdaki basit sözcükler ve onları kontrol eden ben, buna çabalayacağız birazdan.

bir insanın dörtte üçü yani yüzde yetmiş beşi sudan oluşur, değil mi? sonuçta hepimizin bildiği bir gerçektir bu. ama bana öyle gelmekte ki sayın piyanist'in bünyesinin dörtte üçü, içinde envai çeşit maddesel-olmayan-nitelikten oluşmakta. bu basit bir ifade ile 'sis' olabilir belki de. sis'ten kasıtım; sayısı binleri aşan farklı farklı düşün'lerin arada belirip kendilerini şöyle bir göstermeleri;sonra da kaybolmaları. kendisi kızacak belki ama bu sisi körükleyen de pesimistik bakış açısı. fakat bu çok değerli bir sermaye aslına bakarsak. zira sanatı, felsefeyi yahut icat ortaya çıkarma sürecini harlayan şey budur birçok zamanlar. sayın yazarımız da genç yaşına rağmen doksan yaşındaki birçok insanların hayatı boyunca düşündüğü miktardan ve bunun için harcadığı toplam zihin enerjisinden daha fazlasını yapmakta, çok okumakta, çok sorgulamakta. yazıları uzun ve derin. hatta o derece derin ki o derinlikte soluk almak mümkün olmadığı için hemen yüzeye çıkmak ihtiyacı duymaktayım.

sonuç olarak kendisi sözlüğün pek kıymetli bir yazarıdır. yazılarını okumak beynime işkence olsa da inatla okumaya devam edeceğim çünkü burayı kendimi geliştirmek adına kullandığım bir platform olarak görmekteyim. sayın piyanist ve onun gibi derin insanlardan, onların yazılarından, düşün'lerinden öğrenerek kapatmam gereken çok eksik noktam var.

bu arada #468668 tanımında paylaştığı parçayı yaklaşık bir saattir kesintisiz dinlemekteyim. bu şarkı için yaptığınız niteleme gibi tıpkı ; sizde de asil, yüce bir şeyler var sayın yazar. kıymetiniz bilinmekte; bunu derin zihninizin en güneşli yerine koymanızı rica etmekteyim. saygılarımla.
devamını gör...

luna nera

senaryosuna pek ısınamamış olmam sebebiyle yarıda bırakmak zorunda kaldığım ve ismi italyanca kara ay anlamına gelen; cadıları, kasabalı insanların onlara karşı düşmanlığını ve elbette ki netflix dizisi olmasının getirdiği doğal sonuç olarak muhtelif ilişkileri temelde konu edinmiş olan dizidir. fakat giriş müziği o denli etkileyicidir ki aylarca bıkmadan tekrar tekrar dinledim bu sanat eserini.

diziyi tavsiye edemesem de giriş müziğini dinlemenizi ısrarla tavsiye etmekteyim;
devamını gör...

to let go

şarkıcı cozy* 'nin kendi ismini taşıyan albümünde yer alan oldukça hoş bir şarkıdır.
cozy;ing. konforlu,rahat, sıcacık ortamlar için kullanılan bir niteleme sözcüğüdür. zaten to let go 'yu dinlerken de kendimizi bir anda böyle bir ortamda ve hissiyat içinde buluvermekteyizdir.


peki ben bu sımsıcak şarkıyla nerede karşılaştım? five feet apart ismindeki harika filmde elbette.
*tüm dostlardan en fazla beş adım uzakta kalmak dileğiyle efendim*.
devamını gör...

under

ingiliz şarkıcı-söz yazarı alex hepburn'ün 2013 tarihli together alone isimli albümünde son sırada yer alan duygusal ve nispeten umutsuz bir şarkıdır.

döngüye alıp kendisini sonsuz kez hiç sıkılmadan dinletebilen ender parçalardandır gerçekten under.

devamını gör...

l'effet de masse

henüz 20 yaşındaki fransız genç yetenek mäelle'in, kendi ismini taşıyan 2019 çıkışlı albümünde yer alan ve 'akran baskısı' anlamına gelen şarkısıdır. mäelle'in kendine özgü sesinin yanında modern dans sahneleriyle süslediği klibi, pek de yabancısı olmadığımız bir konuyu daha ilgi çekici ve duygusal kılmış.



sözleri ise şöyle ;
o benim sınıfımdaydı, senin sokağında yaşadı
ıl était dans ma classe, il vivait dans ta rue

yolun karşısındaki oydu, evet, daha önce gördün
c'était celui d'en face, oui, tu l'as déjà vu

o kötü sabahlarda kalbini açtı
ıl partageait ton cœur dans les matins méchants

ona güldün çünkü o farklıydı
tu riais de lui car il était différent
bugün hala aynı hikaye
aujourd'hui, c'est toujours la même histoire

hayatta veya koridorda sesler
dans la vie ou dans les bruits de couloir
güzel camdan bürolarında
dans les beaux bureaux en glace

okul koridorlarında olduğu gibi
comme dans les couloirs d'école

her zaman akran baskısı
c'est toujours l'effet de masse

bizi kıran ve izole eden
qui nous casse et nous isole

ekranlarda, maskelerin altında
sur les écrans, sous des masques

gülümseyen bakışlarında
dans des regards qui rigolent

her zaman akran baskısı
c'est toujours l'effet de masse

bizi kıran ve izole eden
qui nous casse et nous isole

o benim sınıfımdaydı, senin sokağında yaşadı
ıl était dans ma classe, il vivait dans ta rue

geçen kişi oydu ama onun adını artık bilmiyorum
c'était celui qui passe mais son nom, je sais plus

daha ne kadar aptal olabiliriz
qu'est-c'qu'on peut être idiot quand on est plus nombreux

ağır bir vicdanla itiraf ediyorum evet onlarla güldüm
je l'avoue le cœur gros, oui, j'ai ri avec eux
bugün hala aynı hikaye
aujourd'hui, c'est toujours la même histoire

hayatta veya koridorda sesler
dans la vie ou dans les bruits de couloir
güzel camdan bürolarında
dans les beaux bureaux en glace

tüm okul bahçelerinde olduğu gibi
comme dans toutes les cours d'école

her zaman akran baskısı
c'est toujours l'effet de masse

bizi kıran ve bize çarpan
qui nous casse et nous cogne

ekranlarda, maskelerin altında
sur les écrans, sous des masques

gülümseyen bakışlarında
dans des regards qui rigolent

her zaman akran baskısı
c'est toujours l'effet de masse

bizi kıran ve izole eden
qui nous casse et nous isole
o uzaktaydı ve birkaçımız vardı
ıl était à l'écart et on était plusieurs

daha iyi hissetmek için iddia etmen gerekli*
ıl faut un faire-valoir pour se sentir meilleur

o benim sınıfımdaydı, senin sokağında yaşadı
ıl était dans ma classe, il vivait dans ta rue

tam tersiydi, onu bir daha hiç görmedik
c'était celui d'en face, on n'l'a plus jamais vu
devamını gör...

geceye az bilinen bir şarkı bırak

kat frankie-people
güzel bir hikayeyle birlikte.
devamını gör...

yabancı arkadaşlarının olması

çok faydalı ve ufuk açıcı bir deneyimdir. en yakın iki arkadaşımdan birisi afrikalı ve kendisi çok tatlı bir insan. ülkesinden ve ailesinden onbinlerce kilometre uzakta hayatta kalmasındaki cesareti ile takdirimi kazanmıştı önce. yeri geldi, yıllarca ailesinin yanına hiç gidemedi. tabii sonra da sevgimi kazandı, hem yabancı bir şehirdeki ilk hem de yıllardır yanımda olan sadık bir dostum oldu.
ama bu arkadaşım öyle formaliteden ibaret bir sınav olan yabancı uyruklu öğrenci sınavı'na giren değil, kendi ülkesinde torpil sebebiyle hakettiği bölüme giremeyen çok akıllı biri, bu da dipnot olsun. fazlasıyla önemli çünkü bu ayrıntı benim için.
hem de yabancı arkadaş türk arkadaştan yeğdir diye düşünüyorum. sizin başarınızı kıskanmaması, kötü gününüzde yanınızda olması çok önemli özellikleridir bu insanların.
her yabancıyı da arkadaş edinmeyin ama sakın. üst seviyeli, kaliteli,ufku açık biri olsun bu insan.
devamını gör...

üniversitede ilk gün

zihnimde nedense ilk gün değil de ikinci gün kaydedilmiş(alışma haftası bittikten sonra tabi. o hafta eğitimden sayılmaz çünkü).liseden yeni çıkmış, sayılı insanın girdiği bir ortamda olacağımı düşünürken üç yüz elli kişilik bir sınıfın ortasında kalmıştım. üstelik çok tuhaftır, gün bitmeden simüle hastalar olan teyze ve amcalarla görüştürülmüştük. masanın arkasında bir asistan oturuyor, siz hastaya doğru olan bir şeyi her söylediğinizde o orada tik atıyor maddelere. heyecan doruk noktada,yani nasıl oluyor ki, daha iki gündür fakültedeyiz. olmaz olsun böyle iş, adım atar atmaz,daha hiçbir şey bilmiyorken sınav mı oluyorduk şimdi?
o kadar heyecanlıydım ki simüle hasta olan teyzeye oturmasını bile söyleyemedim, öyle ayakta konuştuk deli gibi. utancımdan yerin debine ha girdim, ha gireceğim.
herkesin görüşmesi bittikten sonra bir eğitim dersi verdi aile hekimliği hocası. sonra da bir tur daha başka simüle hastalarla görüştük. bu sefer bir amca denk geldi bana*. tahmin edin nesi vardı? evet doğru, başı ağrıyordu. ben tabi dersten önce kendi dersimi bir güzel almıştım, önce amcaya oturmasını söyledim. dersten aklımda kalan birkaç şeyi de sordum. sonra asistan abi eksiklerimi,bunun bir sınav olmadığını vs söyledi de ben nasıl rahatladım anlatamam. sonuçta dün gibi aklımda olan farklı bir deneyimdi. sudan çıkmış balık gibi olmuştuk ama nereye girdiğimizi anlamamız için de güzel bir soğuk duş etkisi olmuştu.
devamını gör...

wonderwall (yazar)

sanatsal yönü oldukça kuvvetli bir yazardır. tanımlarını sırayla okumama rağmen her biri beni farklı bir dünyaya götürüyor, zihnimi açıyor, o an ne hissediyorsam* unutturuyor.
masadan bir bir eski dostlar ve ustalar eksilirken kendisine uzun bir sözlük hayatı dilemekteyim. sol frame'den korkup da yanlarına sığınıp şöyle ferah bir soluk alacağım yazarları mumla arıyorken kendisinin profili iyi bir sığınak oldu bir süredir benim için*.
devamını gör...

les choristes

2004 fransa yapımı olup christophe barratier imzasını taşıyan müzikal-drama filmidir. koro anlamına gelen bu film, fransa'da yatılı bir erkek okuluna atanmış idealist bir müzik öğretmeninin, yozlaşmış bir okul müdürü ile eğitimi sert tutumlarla sürdüren diğer öğretmenlerden gizli olarak, ders verdiği sınıfa koro çalışmaları yaptırmasını ve o yaştaki erkek çocuklarının hayal dünyası eşliğinde müzik öğretmenimizi bekleyen duygu dolu yaşam olaylarını anlatır. tahmin ettiğiniz üzere film gerçek bir hayat hikayesine dayanmakta; zaten müzik öğretmeni olan clemént mathieu'nün anlatısı eşliğinde olaylar tek tek yaşanmaktadır. burada genç yetenek pierre morhange, sesiyle bizi büyülemekte ve farklı bir evrenin anahtarını, erken gençliğin o sabırsız umuduyla elimize tutuşturmaktadır.

tavsiyem, filmi orjinal dili olan fransızca'dan türkçe altyazı eşliğinde izlemenizdir. böylece mösyö mathieu'nün pépinot deyişini yıllar geçse de tıpkı az önce söylenmişçesine işitmeye devam edersiniz ki tonlaması ve duygusu hala sıcacık durur üzerinde.

bir film bu denli etkileyici olabilir midir? ve filmin müziklerini besteleyen bruno coulais acaba ölümsüz eserler yarattığının farkında mıydı?
bunlar da evrende cevapları olmayan sorulardan sadece ikisi sanırım. sanat tanrı'nın sırlarından bir sır olsa gerek. şahsen benim başka açıklamam yok,bu sebeple de bu muhteşem eserin önünde saygıyla eğilmekteyim.

filmin hayran olduğum müziklerini* ise şöyle sıralayım;
caresse sur l'océan:


la nuit:


vois sur ton chemin:


cerf volant:


pépinot ise 0.15 dk'daki minik çocuk* oluyor:


bu da final sahnesi, aman dikkat !spoiler! :


*sanat insan hayatı için çok önemlidir. sanatla güler;sanatla hüzünlenir; yaşadığımız olayların tesellisini yine sanatta buluruz.sanat sanat için midir yoksa toplum için midir bilinmez ama eğer kendime ifade etmeyi beceremediğim duygularımı bana anlatabiliyorsa o hâlde sanat benim için vardır.

hem şöyle değil midir;
"sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."
mustafa kemal atatürk
devamını gör...

song for zula

sahne adı phosphorescent olan amerikalı indie rock şarkıcısı-söz yazarı matthew houck 'un 2013 tarihli muchacho adlı albümünde 2. sırada yer alan ve albümden önce de bir single halinde yayımlanmış olan muhteşem şarkıdır. aynı zamanda gençlik filmlerinin ayrılmaz çifti shailene woodley ve miles tailor'ın başrolü paylaştığı drama filmi olan the spectacular now (şu an muhteşem) ve the amazing spiderman:2 filminin soundtrack'idir.

*epey hüzünlü bir şarkıdır, mutlu olanın dinlemesini tavsiye etmem*.
devamını gör...

life on mars

life on mars?, david bowie'nin kariyerinin en iyi albümlerinden olan 1970 tarihli hunky dory'de 4.sırada yer alan ve 1973'te tek başına yayımlanan şarkısı olup mars'ta yaşam anlamına gelmektedir. sözleri hayli tuhaf ama ortaya çıkış süreci müzik piyasası için o kadar da alışılmadık değil.

bowie, bu şarkıyı 24, space oddity'yi ise 22 yaşında yazmıştır. bağlı olduğu plak şirketi önce bowie'den aslı fransızca olan claude françois' ya ait comme d'habitude yani "her zamanki gibi" adlı ve o zamanlar gerçekten çok meşhur olan şarkının ingilizce versiyonunu oluşturmasını istemiş. fakat tam o zamanlarda kanadalı müzisyen paul anka önce davranıp çoktan şarkının copyright'ını satın almış, ingilizce versiyonunu hazırlayıp frank sinatra'nın en ünlü şarkılarından olan my way'in doğuşuna vesile olmuş. bowie ise aynı beste için bu sefer daha güç anlaşılan sözler* yazarak şarkısını yayınlamış.


sözleri;
ıt's a god-awful small affair
to the girl with the mousy hair
but her mummy is yelling, "no"
and her daddy has told her to go
but her friend is nowhere to be seen
now she walks through her sunken dream
to the seat with the clearest view
and she's hooked to the silver screen
but the film is a saddening bore
for she's lived it ten times or more
she could spit in the eyes of fools
as they ask her to focus on
sailors fighting in the dance hall
oh man, look at those cavemen go
ıt's the freakiest show
take a look at the lawman
beating up the wrong guy
oh man, wonder if he'll ever know
he's in the best selling show
ıs there life on mars?
ıt's on america's tortured brow
that mickey mouse has grown up a cow
now the workers have struck for fame
'cause lennon's on sale again
see the mice in their million hordes
from ıbiza to the norfolk broads
rule britannia is out of bounds
to my mother, my dog, and clowns
but the film is a saddening bore
'cause ı wrote it ten times or more
ıt's about to be writ again
as ı ask you to focus on
sailors fighting in the dance hall
oh man, look at those cavemen go
ıt's the freakiest show
take a look at the lawman
beating up the wrong guy
oh man, wonder if he'll ever know
he's in the best selling show
ıs there life on mars?


bowie'den dinlemeye bayılsam da fransız genç yetenek ecco'dan dinlemek de ayrı bir huzur veriyor;


life on mars ayrıca 2008 tarihli bir polisiye bbc dizisi ve bu dizinin çeşitli ülkelerdeki uyarlamalarının da ismidir.

david bowie gibi çağının ötesinde yaşamış bir müzisyenin uzay temaları işlenmiş halihazırdaki böylesine müthiş eserleri elon musk ve spacex'in de gözünden kaçmamış elbette. 2008'de falcon heavy roketinin uzaya gönderdiği starman isimli cansız bir sürücüsü bulunan spor araç roadster'da çalan şarkıdır aynı zamanda life on mars. bu roadster uzaydaki macerasına başladıktan yaklaşık 2.5 yıl sonra mars'a yakın uçuş gerçekleştirmeyi de başardı.

devamını gör...

pame radyo yayını

müzik listemin daimi bir parçası olacak ve ancak özel zamanlara saklayacağım bir şarkı** keşfettim, sağolun marikaki.. sözleri de bir o kadar anlamlı ki..
devamını gör...

una nocte

sözlükte okuduğum en cesur, en kültürlü ve en nüktedan yazarlardandır*. kendisini uzun zamandır takip etmekle beraber bundan bir gün için bile pişman olmadım,doğruyu söylemek gerekirse. tanımlarının her bir satırını özenle okuyorum ki harika bir tespiti veya meşhur yıldızlı bkz'larındaki ufak bir espriyi dahi atlamayayım.
bu arada maymunlar cehennemi'ni tuhaf önyargımdan dolayı ben de izlememiştim** *

not:kendisi 10 nisan sabahı** kafa iznine çıktı. kafa sözlük çok kan kaybetmedi mi gerçekten?
umarım kısa zamanda dönersiniz sevgili una nocte. özleneceğinizi bilin, sevgiler..
devamını gör...

on top of the world

'dünyanın tepesinde' gibi bir anlama denk gelen ve imagine dragons'un 2012 tarihlinight visions albümünde yer alan harika bir şarkıdır.

video klibinde ise pek çok yere başarılı ve nükteli göndermeler yapılmıştır. bunlardan en göze çarpanı elbette 'amerikalı astronotların gerçekten aya çıkmadığı, bunu dünyada kurulan bir platformda sahneledikleri' inanışıdır* .
buna ek olarak yaya geçidindeki yürüyüş beatles'a; televizyondan amerikalıların uzaya çıkışını kıskançlıkla izleyen maymun ile kozmonotlar sovyet rusya ve soğuk savaşa göndermedir. başka göndermeler de mevcut ama hepsini söylersem parçanın ve klibin gizemi kalmaz:)

bu arada on top of the world ifadesi,dünyanın etrafımızda döndüğünü sandığımız ve o enerjiyle kendimizi dünyanın tepesinde hissettiğimiz gençlik dönemlerini tanımlıyor.

gerçekten de insanın kendisini genç hissedesi geliyor bu şarkıyı her dinlediğinde:
'cause i'm on top of the world 'ay
devamını gör...

hall of fame

danny o'donoghue, mark sheehan ve glen power'dan oluşan irlandalı rock müzik grubu the script'in 2012 tarihli #3 adlı albümünde yer alan ve grubun en bilinen şarkısıdır. burada kendilerine müzisyen will.i.am eşlik etmektedir. parçanın adı ise 'şöhret koridoru/geçidi' veya 'onur listesi' gibi bir anlama denk geliyor.

şarkının amacı genel olarak motivasyon vermek. 'bunu sen de yapabilirsin,her şeyi başarabilirsin,bir gün kupa dolabında ve onur listesinde adın; şöhret koridorunda portren yer alabilir', şeklinde*.

nightcore versiyonu daha enerjik olduğu için motivasyon bakımından daha etkili fikrimce;
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim