makastan parmaklarıyla hayata ve insanlara alışmaya çalışan edward'ın hikayesinin anlatıldığı tim burton filmidir.
her şey kendisini vareden mucidin ölümüyle başlayacak, ardından sürprizlerle dolu ve hüzünlü bir maceraya atılacaktır.
her şey kendisini vareden mucidin ölümüyle başlayacak, ardından sürprizlerle dolu ve hüzünlü bir maceraya atılacaktır.
yönetmen: tim burton
oyuncular: johnny depp, winona ryder, dianne wiest ,alan arkin, anthony michael hall, vincent price
oyuncular: johnny depp, winona ryder, dianne wiest ,alan arkin, anthony michael hall, vincent price
hugo en iyi dramatik sunum ödülü(tim burton-caroline thompson)
bafta en iyi yapım tasarımı ödülü (bo weich)
bafta en iyi yapım tasarımı ödülü (bo weich)
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "olym" tarafından 23.06.2021 00:26 tarihinde açılmıştır.
1.
tim burton'ın en sevdiğim filmidir. johnny depp'in oyunculuğu zaten harikaydı. sonunda her seferinde çok hüzünlenirim.
hala beni bazen kar altında dans ederken görebilirsin.
hala beni bazen kar altında dans ederken görebilirsin.
devamını gör...
2.
türkçe adını ilk duyduğumda - makas eller - korku/gerilim türü sandığım, halbuki içinden yılbaşı kartpostalı gibi masalsı bir dünya çıkan romantik film. johnny depp'in oyunculuk performansı, tim burton'ın hayal gücünün yanı sıra bence filmin makyözü de takdir edilmeli. filmin en etkili temalarından biri bence edward'ın yüzünün aynı anda birden fazla duyguyu barındırıyor olması.
devamını gör...
3.
johnny depp'in başrolünde oynadığı 90'lar yapımı bir romantik - dram filmidir.
şehrin uzak ve yüksek bir yerinde yaşayan bilim adamı bir insan-robot yapıp onu eğitmeye karar verir. yapımdan sonra ellerini geçici bir süreliğine makas yapar fakat ellerini yapamadan ölür. uzun bir süre sonra bir kadın o eve gider edward'ı şehre indirmeye karar verir. edward'ın bilim adamı dışında ilk kez insanlarla olan etkileşimini ve minnoş aşk hikayesini izliyoruz filmde.
filmdeki saçları, evleri görünce nostalji özlemim tavan yapıyor. tekrar tekrar izlediğim çok hoş bir filmdir kendisi. izleyin, izlettirin.
şehrin uzak ve yüksek bir yerinde yaşayan bilim adamı bir insan-robot yapıp onu eğitmeye karar verir. yapımdan sonra ellerini geçici bir süreliğine makas yapar fakat ellerini yapamadan ölür. uzun bir süre sonra bir kadın o eve gider edward'ı şehre indirmeye karar verir. edward'ın bilim adamı dışında ilk kez insanlarla olan etkileşimini ve minnoş aşk hikayesini izliyoruz filmde.
filmdeki saçları, evleri görünce nostalji özlemim tavan yapıyor. tekrar tekrar izlediğim çok hoş bir filmdir kendisi. izleyin, izlettirin.
devamını gör...
4.
bir tim burton-johnny depp klasiği film.
tim burton ve johnny depp bir programa katılıyor. sunucu burton'a "sizce farklı mısınız?" gibisinden bir soru soruyor. burton da "farklı dediğimiz şey nedir ki?" gibisinden bir cevap verince sunucu "ohh you two are!"* diyor. çok hak vermiştim ve çok gülmüştüm bu cevaba.
öncelikle bu kadar değişik bi hayal gücüne hayran kaldım açıkçası. verdiği mesajlardan; hayatı, insanları bu kadar güzel anlatmasından etkilendim. belli bir süreden sonra boğazımda bir yumruyla izledim filmi. herkesin etkilenmesini bekleyemem ama farklılıklara, bazı konulara hassasiyeti olan insanları etkileyecektir.
tim burton ve johnny depp bir programa katılıyor. sunucu burton'a "sizce farklı mısınız?" gibisinden bir soru soruyor. burton da "farklı dediğimiz şey nedir ki?" gibisinden bir cevap verince sunucu "ohh you two are!"* diyor. çok hak vermiştim ve çok gülmüştüm bu cevaba.
öncelikle bu kadar değişik bi hayal gücüne hayran kaldım açıkçası. verdiği mesajlardan; hayatı, insanları bu kadar güzel anlatmasından etkilendim. belli bir süreden sonra boğazımda bir yumruyla izledim filmi. herkesin etkilenmesini bekleyemem ama farklılıklara, bazı konulara hassasiyeti olan insanları etkileyecektir.
devamını gör...
5.
tim burton aslında burada içinde bulunulan toplumdan farklı özelliklere sahip olmanın ne denli zor olduğunu bize göstermiştir ki mahalledeki her şeyin açık ve tatlı renklerde olması da hikayeyi edward'ın ve onu en iyi anlayan tek kişi olan kim'in gözünden dinlediğimizi de tüm şiddetiyle hatırlatmaktadır...
devamını gör...
6.
1990 yapımı olan bana göre tim burton'ın en iyi filmi. johnny depp gibi bir aktörün bu filmde oynaması da ayrı bir şeydir tabi. mimikleri, hareketleri gerçekten olağanüstüdür bu filmde.
devamını gör...
7.
doğa olaylarının fantastik bir hikayeye bağlandığı yapımlardan biridir. harika bir toplum analizi ve yorumu sunar. filmdeki detaylara dikkat ettiğinizde pek çok sahne romantik ya da dramatik olmaktan çok trajiktir.
kar neden yağar? sorusuna meteorolojik bir cevap yerine alternatif bir hikaye arıyorsanız, şahane bir masala hoş geldiniz, diyorum. her kar yağdığında izlenesi, danny elfman'ın "ice dance" soundtrack parçası ile içimi lime lime eden yapımdır. kesinlikle tim burton tarzının hakkını veren, sorgulanmaya kapalı absürt detaylarla dolu bir tarzı var. ama asla rahatsız edici bir döngüye girmiyor. bir şekilde bu detayları kabul ediyorsunuz.
filmdeki komşu tiplemeleri, moda anlayışının nasıl yaygınlaştığı, ucube ile sanatçı arasındaki ince çizginin sınırları ve elbette ki gönül işleri... nezaket ve merhamet nasıl ayrılır? fedakarlık ve hayatta kalma içgüdüsünün sınırları nasıl belirlenir? bu gibi soruların cevaplarına da göz kırpıyor. elbette ki her sahne yoruma açık.
tuhaf karakterler listemde ilk 5 e kesinlikle alırım. evet , böyle de işsizim her şeyin listesini yapıyorum. iyi seyirler.
kar neden yağar? sorusuna meteorolojik bir cevap yerine alternatif bir hikaye arıyorsanız, şahane bir masala hoş geldiniz, diyorum. her kar yağdığında izlenesi, danny elfman'ın "ice dance" soundtrack parçası ile içimi lime lime eden yapımdır. kesinlikle tim burton tarzının hakkını veren, sorgulanmaya kapalı absürt detaylarla dolu bir tarzı var. ama asla rahatsız edici bir döngüye girmiyor. bir şekilde bu detayları kabul ediyorsunuz.
filmdeki komşu tiplemeleri, moda anlayışının nasıl yaygınlaştığı, ucube ile sanatçı arasındaki ince çizginin sınırları ve elbette ki gönül işleri... nezaket ve merhamet nasıl ayrılır? fedakarlık ve hayatta kalma içgüdüsünün sınırları nasıl belirlenir? bu gibi soruların cevaplarına da göz kırpıyor. elbette ki her sahne yoruma açık.
tuhaf karakterler listemde ilk 5 e kesinlikle alırım. evet , böyle de işsizim her şeyin listesini yapıyorum. iyi seyirler.
devamını gör...
8.
bir tim burton ve johnny depp klasiği haline gelmiş film. filmde edward'a karşı insanların sürü psikolojisi içinde davranışı gerçek hayatta da böyle olduğundan beni etkilemiştir. ve de değişik olanın, iyi ya da kötü, sıradanların çokluğunda kabul göremeyeceğini, farklı olanın izole olmasının onun için en iyisi olduğunu düşündürtür
film görsel açıdan da izlenesidir, edward'ın makas elleri, makyajı, kırparak şekil verdiği ağaçlar ve en çok da camdan heykel yaparken etrafa kar yağdırması masalsı güzelliktedir.johnny depp'in çok iyi kıvırdığı ilginç rollerden biridir edward.
kısaca film izlenesidir, eğlendirir, duygulandırır, düşündürür.
film görsel açıdan da izlenesidir, edward'ın makas elleri, makyajı, kırparak şekil verdiği ağaçlar ve en çok da camdan heykel yaparken etrafa kar yağdırması masalsı güzelliktedir.johnny depp'in çok iyi kıvırdığı ilginç rollerden biridir edward.
kısaca film izlenesidir, eğlendirir, duygulandırır, düşündürür.
devamını gör...
9.
lisede harçlığım yetmediği için gidemediğim bir filmdi. erteleye erteleye 35 sene sonra izlemek nasip oldu. bir kere johnny depp filmi almış götürmüş. o gözler, o mimikler, en narin ve kırılgan haliyle canlandırılmış bu karakterin ardında bence ciddi bir çalışma var. johnny depp bile yüzü oturacağı için bir kaç sene sonra o rolü oynamazdı.
tim burton ve kurduğu gotik evrenle, onun çocuksu kafasıyla sorun yaşayan bir sinema izleyicisiyim. buna rağmen bu film, yaklaşımı ve vermek istediği mesajıyla orijinal olmasa da hem yönetmenin bir daha asla ulaşamadığı bir seviyede, hem de sonrasında başka yönetmenlerce benzer ne yapılmışsa , kendisiyle ile mukayese edilme şanssızlığını yaşatan bir eser.
film, lynch'in the elephant man'i (1980) ve spielberg'in e.t'si ( 1982) ile aynı söylemin mirasçısı. yabancı ve öteki olana, alışılmışın dışında görünene duyulan korku. dolayısıyla film politik, sosyolojik, psikolojik hatta cinsel kimlik odaklı okumalara açık. öte yandan e.t'nin spielberg'in hem babasınca terk edilmiş bir çocuk, hem de yahudi olduğu için arkadaş çevresinde dışlanan bir tip oluşunun filmin bir çocukluk yarasının dışa vurumu olduğunu, yönetmen de ifade etmiştir.
anlaşılan tim burton da aynı dertten muzdaripmiş. dış görünümle, karakter birbirine çoğu kez uymaz. bazen bazı insanların öyle bir aurası vardır ki saçmalasalar bile karizmatiktirler ve insanlar o kişilerin yanında durmak ister. kimisi de bazen sebepsizce dışlanır. dolayısıyla filmdeki her sahne yahut karaktere bir alegori yakıştırmaya lüzum yok.
bu arada canlı tv yayınında hayatınızda biri var mı sorusuna, kameraya bakarak susması ve manalı bir şekilde konuşamadan başını önüne eğmesi, kim'in (winona ryder), edward'ın kendisine aşık olduğunu anladığı sahne, kemal sunal'ın 100 numaralı adam filmindeki sahnenin neredeyse aynısı değil mi yahu ?
( 100 numaralı adam)
( edward scissorhands)
tim burton ve kurduğu gotik evrenle, onun çocuksu kafasıyla sorun yaşayan bir sinema izleyicisiyim. buna rağmen bu film, yaklaşımı ve vermek istediği mesajıyla orijinal olmasa da hem yönetmenin bir daha asla ulaşamadığı bir seviyede, hem de sonrasında başka yönetmenlerce benzer ne yapılmışsa , kendisiyle ile mukayese edilme şanssızlığını yaşatan bir eser.
film, lynch'in the elephant man'i (1980) ve spielberg'in e.t'si ( 1982) ile aynı söylemin mirasçısı. yabancı ve öteki olana, alışılmışın dışında görünene duyulan korku. dolayısıyla film politik, sosyolojik, psikolojik hatta cinsel kimlik odaklı okumalara açık. öte yandan e.t'nin spielberg'in hem babasınca terk edilmiş bir çocuk, hem de yahudi olduğu için arkadaş çevresinde dışlanan bir tip oluşunun filmin bir çocukluk yarasının dışa vurumu olduğunu, yönetmen de ifade etmiştir.
anlaşılan tim burton da aynı dertten muzdaripmiş. dış görünümle, karakter birbirine çoğu kez uymaz. bazen bazı insanların öyle bir aurası vardır ki saçmalasalar bile karizmatiktirler ve insanlar o kişilerin yanında durmak ister. kimisi de bazen sebepsizce dışlanır. dolayısıyla filmdeki her sahne yahut karaktere bir alegori yakıştırmaya lüzum yok.
bu arada canlı tv yayınında hayatınızda biri var mı sorusuna, kameraya bakarak susması ve manalı bir şekilde konuşamadan başını önüne eğmesi, kim'in (winona ryder), edward'ın kendisine aşık olduğunu anladığı sahne, kemal sunal'ın 100 numaralı adam filmindeki sahnenin neredeyse aynısı değil mi yahu ?
( 100 numaralı adam)
( edward scissorhands)
devamını gör...
10.
tatlı tatlı kar yağdığında, insanın yüzünde beliren gülümsemenin sebebidir.
1990 yılında, tim burton gotik evreninden çıkan en masalsı yalnızlık ve "öteki"lik filmidir. orijinal adı, edward scissorhands.
defalarca izlediğim, "daha da olsa yerim" diye sofradan kalkmak istemediğim bir filmdir.
pastel renklerle cıvıldayan, düzen takıntılı amerikan banliyösüne düşen makas elleri olan gizemli edward, aslında frankenstein'in modern, gotik ve şair ruhlu bir yorumu sayılabilir. bu defa karşımızdaki bir canavar değil, yanlış anlaşılmış estetik bir yetenek ve pamuk gibi bir kalp vardır. ellerinin yerinde bir makas olması, hem insanlara dokunma arzusunu bastıran bir lânet hem de etrafına yeni biçimler verebilen bir armağandır.
filmde yine burton dokunuşu bir kontrast vardır. şatonun karanlığı ve banliyönün renkleri, sanatın özgünlüğü ve normative, zarar vermemek için dokunamamak ve keserek güzelleştirmek.
edward, kendisini bir anda içinde bulduğu bu mahallede önce tuhaf bir ön yargı ile karşılanır. zira herkesten farklıdır bu yüzden "tehlike" görülür. sonra, mahalledeki bitkileri heykellestirmeye başlar, bu sayede ilk ön yargı kırılır ve mahalledeki saçları kuaföre taş çıkartacak kadar zarafet ve özgünlükle keser. fakat ne yaparsa yapsın asla "uygun vatandaş" olmayı başaramaz zira insan olmayan yanları, insan olmaya çalışırken önünü keser. pamuk gibi bir kalbin "toplumsal kabul"e girmeye çalışırken lime lime kesilip budanmasını izleriz.
edward scissorhands, bir tim burton klasiği olarak; yalnızlığın, ötekiliğin, inceliğin, dışlanmışlığın, sevmeye rağmen dokunamamanın hüzünlü bir masalını anlatır. korkutucu görünenin aslında bazen "medenileşmiş" kalabalıklardan daha zararsız olabileceğine dikkat çeker.
dokunamamanın kalpte bıraktığı irili ufaklı çentikler üzerine bir masal.
1990 yılında, tim burton gotik evreninden çıkan en masalsı yalnızlık ve "öteki"lik filmidir. orijinal adı, edward scissorhands.
defalarca izlediğim, "daha da olsa yerim" diye sofradan kalkmak istemediğim bir filmdir.
pastel renklerle cıvıldayan, düzen takıntılı amerikan banliyösüne düşen makas elleri olan gizemli edward, aslında frankenstein'in modern, gotik ve şair ruhlu bir yorumu sayılabilir. bu defa karşımızdaki bir canavar değil, yanlış anlaşılmış estetik bir yetenek ve pamuk gibi bir kalp vardır. ellerinin yerinde bir makas olması, hem insanlara dokunma arzusunu bastıran bir lânet hem de etrafına yeni biçimler verebilen bir armağandır.
filmde yine burton dokunuşu bir kontrast vardır. şatonun karanlığı ve banliyönün renkleri, sanatın özgünlüğü ve normative, zarar vermemek için dokunamamak ve keserek güzelleştirmek.
edward, kendisini bir anda içinde bulduğu bu mahallede önce tuhaf bir ön yargı ile karşılanır. zira herkesten farklıdır bu yüzden "tehlike" görülür. sonra, mahalledeki bitkileri heykellestirmeye başlar, bu sayede ilk ön yargı kırılır ve mahalledeki saçları kuaföre taş çıkartacak kadar zarafet ve özgünlükle keser. fakat ne yaparsa yapsın asla "uygun vatandaş" olmayı başaramaz zira insan olmayan yanları, insan olmaya çalışırken önünü keser. pamuk gibi bir kalbin "toplumsal kabul"e girmeye çalışırken lime lime kesilip budanmasını izleriz.
edward scissorhands, bir tim burton klasiği olarak; yalnızlığın, ötekiliğin, inceliğin, dışlanmışlığın, sevmeye rağmen dokunamamanın hüzünlü bir masalını anlatır. korkutucu görünenin aslında bazen "medenileşmiş" kalabalıklardan daha zararsız olabileceğine dikkat çeker.
dokunamamanın kalpte bıraktığı irili ufaklı çentikler üzerine bir masal.
devamını gör...
11.
senaryosu tim burton ile caroline thompson tarafından yazılan ve tim burton tarafından yönetilen, abd yapımlı film; özgün adı edward scissorhands olan filmimiz 1990 yılı yapımlıdır.
kar neden yağar? sorusuna masalsı bir cevap niteliğinde olan filmdir.
yalnızlığı anlatan en hüzünlü filmlerden biriydi.

başrolde johnny depp, winona ryder, dianne wiest, alan arkin, anthony michael hall, vincent price gibi oyuncular yer almaktadır.
uyumak üzere olan küçük bir kız çocuğunun büyükannesine karın neden yağdığını sorması ve büyükannesinin anlatmaya karar vermesi ile filmimiz başlar...
oldukça yaşlı ve belki de yakında hayatta olmayacak olan bir mucit tarafından tasarlanan edward adında ve elleri makas olan bir adamın öyküsü anlatılır.
sıradışı olanın dış dünyaya ve kendine yabancılığı, toplum tarafından kabul görmenin koşulları, yalnızlık, filmin başlıca temalarındandır denilebilir, herkesten farklı olanın daimi yalnızlığını oldukça dokunaklı bir hikâye ile anlatmaktadır tim burton.
edward ellerine kavuşacağı gün hazin bir sonla karşılaşır ve ellerine kavuşamaz, bir kalede yapayalnız yaşamakta, kimseye benzememekte, gerçeklik algısı diğer insanlarınki gibi değildir.
bir gün avon temsilcisi ve orta yaşlarında bir kadın olan peg ürünlerini satmak için kapı kapı dolaşmaya çıkmıştır, kimse ondan ürün almaz, ama herkes onu tanır, arabasına binip pes ettiği sırada dikiz aynasından kaleyi görür, kaleye gitmeye karar verir, orada edward ile tanışır ve onun koruyucusu olur, evine götürür, ailesi de zamanla ona ısınacaktır.
edward elleri makas olduğu için bazı konularda çok şanslı, bazı konularda hiç şansı yoktur, saç kesme ve botanik işlerinde iyidir ama ellerinden dolayı yemek yemesi çok zordur, insanlara zarar vermeden dokunması da neredeyse imkânsızdır...
peg'in komşuları tarafından bir maskot haline getirilir, herkesin ilgi odağıdır, işlerine geldiği müddetçe edward'dan iyisi yoktur.
peg'in kızı kim ve erkek arkadaşı jim'in edward'a tuzak kurmaları ile film devam eder, paraya gereksinimi olan edward'ın hırsızlık yaptığını sanırlar, hapse atılmaktan ise "sakat olduğu " gerekçesiyle kurtulur.
herkesin gözbebeği edward bir anda herkesin korktuğu, tehlikeli addettiği, uzak durulası, iblisten hallice, artık kalesine dönmesi gereken bir varlık haline gelir, menfaatleri doğrultusunda seviyor gibi yaptıkları bu yarı şövalyeyi artık sevmezler, onu gerçekten seven tek bir kişi vardır artık, kaldığı ev sahibinin genç kızı kim...
edward'ın başına gelen tatsız olaylar ve uğradığı haksızlıklar ile filmimiz sona doğru yaklaşır, haksızlığa uğrasa bile sevginin ve aşkın ne demek olduğunu bir kez olsun kim sayesinde tatmıştır.
büyükanne ve torunu ise artık bu hikâyenin sonlarına doğru yaklaşır...
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;
konusu oldukça etkileyici bir filmdi,
tim burton bu filmi henüz 32 yaşında iken çekmiş ve 32 yaşında birinin yalnızlığı bu denli etkili bir hikâyeyle aktarması da kolay bir iş değildir bence.
johnny depp oldukça hüzünlü ve zorlu bir oyunculuk performansı sergilemiştir, o makaslarla ve kostümle oyunculuk yapmak kolay bir şey değildir, 27 yaşında sergilediği bu oyunculuk onun gelecekte çok iyi bir oyuncu olacağının habercisi niteliğindedir.
peg rolünün karakter değişimi de önemlidir, başlarda çok sevdiği bu makas eller, bilmeden onun oğluna zarar verdiğinde artık kurtardığı bu adamı sevmeyecektir.
kim, başlarda edward'dan nefret etse de ona ne kadar haksızlık ettiğini zamanla anlayacaktır.
johnny depp'in kırılgan gülümseyişinin olduğu sahneler ise hüzün doludur, son sahnelerdeki oyunculuğu ise mükemmeldir.
her şeyiyle duygu yüklü ve ders çıkarılası, izlenesi, oldukça iyi bir filmdi, artık her kar yağdığında bu filmi ve kar sahnelerini anımsayacağım... ^^
edward'ın bir köpeğin saçını kestikten sonra köpeğin onu bırakıp gittiği sahne oldukça komikti, körün gözü açıldığında ilk kırdığı şey bastonu olur, sözünü hatırlatan bir sahneydi.
bu hikâyeyi anlatan büyükanne galiba hikâyenin baş kahramanlarından olan kim'di, ondan sonra yeni bir hayat kurdu ve torununa anlattığı bu hikâye bizzat kendisinindi, uğruna kar yağdırılan kendisiydi...
+ hoşça kal..
- seni seviyorum...
kar neden yağar? sorusuna masalsı bir cevap niteliğinde olan filmdir.
yalnızlığı anlatan en hüzünlü filmlerden biriydi.

başrolde johnny depp, winona ryder, dianne wiest, alan arkin, anthony michael hall, vincent price gibi oyuncular yer almaktadır.
uyumak üzere olan küçük bir kız çocuğunun büyükannesine karın neden yağdığını sorması ve büyükannesinin anlatmaya karar vermesi ile filmimiz başlar...
oldukça yaşlı ve belki de yakında hayatta olmayacak olan bir mucit tarafından tasarlanan edward adında ve elleri makas olan bir adamın öyküsü anlatılır.
sıradışı olanın dış dünyaya ve kendine yabancılığı, toplum tarafından kabul görmenin koşulları, yalnızlık, filmin başlıca temalarındandır denilebilir, herkesten farklı olanın daimi yalnızlığını oldukça dokunaklı bir hikâye ile anlatmaktadır tim burton.
edward ellerine kavuşacağı gün hazin bir sonla karşılaşır ve ellerine kavuşamaz, bir kalede yapayalnız yaşamakta, kimseye benzememekte, gerçeklik algısı diğer insanlarınki gibi değildir.
bir gün avon temsilcisi ve orta yaşlarında bir kadın olan peg ürünlerini satmak için kapı kapı dolaşmaya çıkmıştır, kimse ondan ürün almaz, ama herkes onu tanır, arabasına binip pes ettiği sırada dikiz aynasından kaleyi görür, kaleye gitmeye karar verir, orada edward ile tanışır ve onun koruyucusu olur, evine götürür, ailesi de zamanla ona ısınacaktır.
edward elleri makas olduğu için bazı konularda çok şanslı, bazı konularda hiç şansı yoktur, saç kesme ve botanik işlerinde iyidir ama ellerinden dolayı yemek yemesi çok zordur, insanlara zarar vermeden dokunması da neredeyse imkânsızdır...
peg'in komşuları tarafından bir maskot haline getirilir, herkesin ilgi odağıdır, işlerine geldiği müddetçe edward'dan iyisi yoktur.
peg'in kızı kim ve erkek arkadaşı jim'in edward'a tuzak kurmaları ile film devam eder, paraya gereksinimi olan edward'ın hırsızlık yaptığını sanırlar, hapse atılmaktan ise "sakat olduğu " gerekçesiyle kurtulur.
herkesin gözbebeği edward bir anda herkesin korktuğu, tehlikeli addettiği, uzak durulası, iblisten hallice, artık kalesine dönmesi gereken bir varlık haline gelir, menfaatleri doğrultusunda seviyor gibi yaptıkları bu yarı şövalyeyi artık sevmezler, onu gerçekten seven tek bir kişi vardır artık, kaldığı ev sahibinin genç kızı kim...
edward'ın başına gelen tatsız olaylar ve uğradığı haksızlıklar ile filmimiz sona doğru yaklaşır, haksızlığa uğrasa bile sevginin ve aşkın ne demek olduğunu bir kez olsun kim sayesinde tatmıştır.
büyükanne ve torunu ise artık bu hikâyenin sonlarına doğru yaklaşır...
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse;
konusu oldukça etkileyici bir filmdi,
tim burton bu filmi henüz 32 yaşında iken çekmiş ve 32 yaşında birinin yalnızlığı bu denli etkili bir hikâyeyle aktarması da kolay bir iş değildir bence.
johnny depp oldukça hüzünlü ve zorlu bir oyunculuk performansı sergilemiştir, o makaslarla ve kostümle oyunculuk yapmak kolay bir şey değildir, 27 yaşında sergilediği bu oyunculuk onun gelecekte çok iyi bir oyuncu olacağının habercisi niteliğindedir.
peg rolünün karakter değişimi de önemlidir, başlarda çok sevdiği bu makas eller, bilmeden onun oğluna zarar verdiğinde artık kurtardığı bu adamı sevmeyecektir.
kim, başlarda edward'dan nefret etse de ona ne kadar haksızlık ettiğini zamanla anlayacaktır.
johnny depp'in kırılgan gülümseyişinin olduğu sahneler ise hüzün doludur, son sahnelerdeki oyunculuğu ise mükemmeldir.
her şeyiyle duygu yüklü ve ders çıkarılası, izlenesi, oldukça iyi bir filmdi, artık her kar yağdığında bu filmi ve kar sahnelerini anımsayacağım... ^^
edward'ın bir köpeğin saçını kestikten sonra köpeğin onu bırakıp gittiği sahne oldukça komikti, körün gözü açıldığında ilk kırdığı şey bastonu olur, sözünü hatırlatan bir sahneydi.
bu hikâyeyi anlatan büyükanne galiba hikâyenin baş kahramanlarından olan kim'di, ondan sonra yeni bir hayat kurdu ve torununa anlattığı bu hikâye bizzat kendisinindi, uğruna kar yağdırılan kendisiydi...
+ hoşça kal..
- seni seviyorum...
devamını gör...
12.
ergenlik dönemindeki gençlere nasıl davranmamız gerektiğine vurgu yapan tim burton harikası. makastan eller tıpkı ergenlikte orantısız büyüyen uzuvlarımız gibidir. edward gibi bizler de hiç bilmediğimiz bir döneme adımımızı atarken, sadece biraz sevgi, şefkat ve anlayış bekleriz. filmde edward her hata yapışında kadın karakterin ona yaklaşımı da bunu gösterir.
devamını gör...
13.
filmi üçüncü izleyişim sanırım ve her izlediğimde aynı hislere bürünüyorum.
her izlediğimde daha da fazla büyüleniyorum, benim için gerçekten mükemmel bir film.
olumsuz olabilecek yanlarını bile bilerek göz ardı edip kayırdığım filmlerden biri.
çünkü ne zaman izlesem bu filmi ilk defa izleyen , o pastel renklerdeki rengarenk evlerden birinde yaşamayı hayal eden minnak milk aklıma geliyor.
tim burton'un animasyon ya da diğer filmlerini aşırı beğensem de bu filmin yeri bende her zaman ayrıdır.
hem duygulandırır, hem huzurlu hissettirir.
tim burton abimizden aşina olduğumuz o karanlık evrenden çıkarak kendisini rengarenk bir dünyanın içerisinde bulan ve yeni yerine, yeni insanlara alışmaya çalışan edward'ın hikayesini izliyoruz kısacası.
filmin adından da anlaşılacağı gibi makas ellere sahip olan, çoğunluk tarafından 'ucube' olarak görülen, bildiğimiz insanlardan bir hayli farklı olan bir karakter.
fakat bir o kadar da duygusal ve melankolik. tam bir duygu insanı olduğunu söyleyebilirim, hatta bence çevresindeki insanlara kıyasla duyguları en değerli olandı.
sevdiği insan için her şeyi yapabilecek olduğu filmin çoğu sahnesinde göze çarpar, her şeyi yapmaya çalışırken de istem dışı olarak zarar verir birilerine.
ne zaman sevgisini belli etmeye çalışsa aynı durumla karşılaşır, makas ellere sahip olmanın asıl sıkıntısının sevgisini olduğu gibi gösterememek olduğunu fark eder.
edward'ın yalnızlığını da, dokunmadan sevme çabasını da iliklerime kadar hissettim.
her detayına bayıldığım bir film.
her izlediğimde daha da fazla büyüleniyorum, benim için gerçekten mükemmel bir film.
olumsuz olabilecek yanlarını bile bilerek göz ardı edip kayırdığım filmlerden biri.
çünkü ne zaman izlesem bu filmi ilk defa izleyen , o pastel renklerdeki rengarenk evlerden birinde yaşamayı hayal eden minnak milk aklıma geliyor.
tim burton'un animasyon ya da diğer filmlerini aşırı beğensem de bu filmin yeri bende her zaman ayrıdır.
hem duygulandırır, hem huzurlu hissettirir.
tim burton abimizden aşina olduğumuz o karanlık evrenden çıkarak kendisini rengarenk bir dünyanın içerisinde bulan ve yeni yerine, yeni insanlara alışmaya çalışan edward'ın hikayesini izliyoruz kısacası.
filmin adından da anlaşılacağı gibi makas ellere sahip olan, çoğunluk tarafından 'ucube' olarak görülen, bildiğimiz insanlardan bir hayli farklı olan bir karakter.
fakat bir o kadar da duygusal ve melankolik. tam bir duygu insanı olduğunu söyleyebilirim, hatta bence çevresindeki insanlara kıyasla duyguları en değerli olandı.
sevdiği insan için her şeyi yapabilecek olduğu filmin çoğu sahnesinde göze çarpar, her şeyi yapmaya çalışırken de istem dışı olarak zarar verir birilerine.
ne zaman sevgisini belli etmeye çalışsa aynı durumla karşılaşır, makas ellere sahip olmanın asıl sıkıntısının sevgisini olduğu gibi gösterememek olduğunu fark eder.
edward'ın yalnızlığını da, dokunmadan sevme çabasını da iliklerime kadar hissettim.
her detayına bayıldığım bir film.
devamını gör...
