1.
gerilim yağmuru
yiğit çok farklı bir çocuk. geçen gün moralimin bozuk olduğunu anlayınca en sevdiğim çikolatayı alıp "bugün gülümsediğini hiç görmedim, gülümse de günüm güzel geçsin :)" diye not yazıp masanın üstüne bırakmış. sürekli gülümser, ağzı kulaklarındadır, iltifat eder, ne olduğunu ancak eve gidince anlayabildiğim espriler yapar. onu kızdırmaktan korkuyorum ama bu yine de hoşuma gidiyor. onun yanında bütün çocukluk travmalarım geçiyor sanki, huzur buluyorum, dertsiz biri olup çıkıyorum. sırılsıklam aşık oldum. tıpkı şu an yağmur suyu içeriye akmasın diye pencere kenarına iliştirdiğim el bezinin sırılsıklam olması gibi. akşamdan bu yana sessizce çiseleyen yağmur şimdi bütün hırsıyla camları kamçılıyor.
başlarda "ne güzel yağıyor, rahmet, bereket" diye düşündüm. rahmetli babaannem hep öyle derdi. ama zaman ilerledikçe kaygılanmaya başladım, ilk dakikalarda çiseleyen yağmur her geçen dakika şiddetleniyordu. arkadan neşeli tonla bir kadın sesi "ne güzel ne güzel barajlar doluyor" dedi. içimden sövdüm. sırası mı şimdi kardeşim barajların dolmasının.
evin içinde volta atıyorum, ne zaman içimde bir endişe olsa böyle oluyor. babamla göz göze geldik koridorda. "ne oldu kızım şafak mı sayıyorsun yine" dedi sırıtarak. gülmedim. bu adam da kendini cem yılmaz sanmaz mı, deliriyorum. olur olmadık yerlerde de böyle espriler yapar hep.
kulağıma kulaklıklarımı taktım, hareketli bir şarkı açtım, şarkısız volta atmak tad vermiyor. tabii nabzım yükselmişken arabesk dinlemeyecek kadar kendime değer veriyorum, bu grubu da yiğit önerdi bana, ne zevkli çocuk. bilmediği, anlamadığı bir şey var mı acaba bu dünyada?
telefon elimden düşmüyor, whatsapp'tan bildirim gelme ihtimali taşikardimi azdırıyor. gözlerim bir pencerede bir telefonda. ilçeye göçeli 5 yıl oldu, her yıl yağmur duasına çıkar çiftçiler ama yine de yağmur yağmaz burada, bugünü mü buldun allah'ım çiftçileri sevindirecek? bari sevindirme işi biraz paylaştırılsaydı biraz da benim gönlüm olsaydı, sel olmasaydı da "bugün de iyi yağdı mübarek" deseydik mesela. sanırım namaza başlamalıyım.
artık bu strese dayanamayacağım, yiğit'e ben mesaj atacağım. mesajı yazarken tremorum ortaya çıkıyor, harfleri yanlış basıyorum. 20 saniyede atılacak mesaj 1 dakikada yazılamıyor. umarım yiğit online değildir, destan yazıyorum sanacak. sanki 700 kişinin önünde konuşma yapıyorsun be kızım, altı üstü bir mesaj. mesajı yollayabiliyorum sonunda, zaten hızlı atan kalbim artık ağzımda.
saniyeler, saliseler geçmiyor artık. en son üniversite yerleştirme sonuç ekranını açarken bu kadar heyecanlanmıştım. ama sanırım bu ondan daha heyecanlı. bildirim geliyor. bir anlık cesaretle mesajı açıyorum. "yağmur yağıyorsa ne olmuş güzelim, en kötü liseli aşıklar gibi yağmurda dans ederiz" yazıyor ekranda. bütün vücudumu bir ferahlık kaplıyor. gözlerim doluyor, pencere umrumda değil. yağmur hala yağıyor ama artık rahmet, bereket gibi geliyor bana.
başlarda "ne güzel yağıyor, rahmet, bereket" diye düşündüm. rahmetli babaannem hep öyle derdi. ama zaman ilerledikçe kaygılanmaya başladım, ilk dakikalarda çiseleyen yağmur her geçen dakika şiddetleniyordu. arkadan neşeli tonla bir kadın sesi "ne güzel ne güzel barajlar doluyor" dedi. içimden sövdüm. sırası mı şimdi kardeşim barajların dolmasının.
evin içinde volta atıyorum, ne zaman içimde bir endişe olsa böyle oluyor. babamla göz göze geldik koridorda. "ne oldu kızım şafak mı sayıyorsun yine" dedi sırıtarak. gülmedim. bu adam da kendini cem yılmaz sanmaz mı, deliriyorum. olur olmadık yerlerde de böyle espriler yapar hep.
kulağıma kulaklıklarımı taktım, hareketli bir şarkı açtım, şarkısız volta atmak tad vermiyor. tabii nabzım yükselmişken arabesk dinlemeyecek kadar kendime değer veriyorum, bu grubu da yiğit önerdi bana, ne zevkli çocuk. bilmediği, anlamadığı bir şey var mı acaba bu dünyada?
telefon elimden düşmüyor, whatsapp'tan bildirim gelme ihtimali taşikardimi azdırıyor. gözlerim bir pencerede bir telefonda. ilçeye göçeli 5 yıl oldu, her yıl yağmur duasına çıkar çiftçiler ama yine de yağmur yağmaz burada, bugünü mü buldun allah'ım çiftçileri sevindirecek? bari sevindirme işi biraz paylaştırılsaydı biraz da benim gönlüm olsaydı, sel olmasaydı da "bugün de iyi yağdı mübarek" deseydik mesela. sanırım namaza başlamalıyım.
artık bu strese dayanamayacağım, yiğit'e ben mesaj atacağım. mesajı yazarken tremorum ortaya çıkıyor, harfleri yanlış basıyorum. 20 saniyede atılacak mesaj 1 dakikada yazılamıyor. umarım yiğit online değildir, destan yazıyorum sanacak. sanki 700 kişinin önünde konuşma yapıyorsun be kızım, altı üstü bir mesaj. mesajı yollayabiliyorum sonunda, zaten hızlı atan kalbim artık ağzımda.
saniyeler, saliseler geçmiyor artık. en son üniversite yerleştirme sonuç ekranını açarken bu kadar heyecanlanmıştım. ama sanırım bu ondan daha heyecanlı. bildirim geliyor. bir anlık cesaretle mesajı açıyorum. "yağmur yağıyorsa ne olmuş güzelim, en kötü liseli aşıklar gibi yağmurda dans ederiz" yazıyor ekranda. bütün vücudumu bir ferahlık kaplıyor. gözlerim doluyor, pencere umrumda değil. yağmur hala yağıyor ama artık rahmet, bereket gibi geliyor bana.
devamını gör...
