1.
Ben sizin yılgın bir hoşgörüyle beni benimsemenize mi kaldım?
son tanımları
2.
sözlükçülüğün vasat insan işi olması
anlaşılması insanın büyüme alametidir. sözlükçülük ergen işidir, yaşça yahut beyin olarak. şimdi ben ama 56 yaşındayım demeyin. ergensin.
devamını gör...
3.
gerilim yağmuru
yiğit çok farklı bir çocuk. geçen gün moralimin bozuk olduğunu anlayınca en sevdiğim çikolatayı alıp "bugün gülümsediğini hiç görmedim, gülümse de günüm güzel geçsin :)" diye not yazıp masanın üstüne bırakmış. sürekli gülümser, ağzı kulaklarındadır, iltifat eder, ne olduğunu ancak eve gidince anlayabildiğim espriler yapar. onu kızdırmaktan korkuyorum ama bu yine de hoşuma gidiyor. onun yanında bütün çocukluk travmalarım geçiyor sanki, huzur buluyorum, dertsiz biri olup çıkıyorum. sırılsıklam aşık oldum. tıpkı şu an yağmur suyu içeriye akmasın diye pencere kenarına iliştirdiğim el bezinin sırılsıklam olması gibi. akşamdan bu yana sessizce çiseleyen yağmur şimdi bütün hırsıyla camları kamçılıyor.
başlarda "ne güzel yağıyor, rahmet, bereket" diye düşündüm. rahmetli babaannem hep öyle derdi. ama zaman ilerledikçe kaygılanmaya başladım, ilk dakikalarda çiseleyen yağmur her geçen dakika şiddetleniyordu. arkadan neşeli tonla bir kadın sesi "ne güzel ne güzel barajlar doluyor" dedi. içimden sövdüm. sırası mı şimdi kardeşim barajların dolmasının.
evin içinde volta atıyorum, ne zaman içimde bir endişe olsa böyle oluyor. babamla göz göze geldik koridorda. "ne oldu kızım şafak mı sayıyorsun yine" dedi sırıtarak. gülmedim. bu adam da kendini cem yılmaz sanmaz mı, deliriyorum. olur olmadık yerlerde de böyle espriler yapar hep.
kulağıma kulaklıklarımı taktım, hareketli bir şarkı açtım, şarkısız volta atmak tad vermiyor. tabii nabzım yükselmişken arabesk dinlemeyecek kadar kendime değer veriyorum, bu grubu da yiğit önerdi bana, ne zevkli çocuk. bilmediği, anlamadığı bir şey var mı acaba bu dünyada?
telefon elimden düşmüyor, whatsapp'tan bildirim gelme ihtimali taşikardimi azdırıyor. gözlerim bir pencerede bir telefonda. ilçeye göçeli 5 yıl oldu, her yıl yağmur duasına çıkar çiftçiler ama yine de yağmur yağmaz burada, bugünü mü buldun allah'ım çiftçileri sevindirecek? bari sevindirme işi biraz paylaştırılsaydı biraz da benim gönlüm olsaydı, sel olmasaydı da "bugün de iyi yağdı mübarek" deseydik mesela. sanırım namaza başlamalıyım.
artık bu strese dayanamayacağım, yiğit'e ben mesaj atacağım. mesajı yazarken tremorum ortaya çıkıyor, harfleri yanlış basıyorum. 20 saniyede atılacak mesaj 1 dakikada yazılamıyor. umarım yiğit online değildir, destan yazıyorum sanacak. sanki 700 kişinin önünde konuşma yapıyorsun be kızım, altı üstü bir mesaj. mesajı yollayabiliyorum sonunda, zaten hızlı atan kalbim artık ağzımda.
saniyeler, saliseler geçmiyor artık. en son üniversite yerleştirme sonuç ekranını açarken bu kadar heyecanlanmıştım. ama sanırım bu ondan daha heyecanlı. bildirim geliyor. bir anlık cesaretle mesajı açıyorum. "yağmur yağıyorsa ne olmuş güzelim, en kötü liseli aşıklar gibi yağmurda dans ederiz" yazıyor ekranda. bütün vücudumu bir ferahlık kaplıyor. gözlerim doluyor, pencere umrumda değil. yağmur hala yağıyor ama artık rahmet, bereket gibi geliyor bana.
başlarda "ne güzel yağıyor, rahmet, bereket" diye düşündüm. rahmetli babaannem hep öyle derdi. ama zaman ilerledikçe kaygılanmaya başladım, ilk dakikalarda çiseleyen yağmur her geçen dakika şiddetleniyordu. arkadan neşeli tonla bir kadın sesi "ne güzel ne güzel barajlar doluyor" dedi. içimden sövdüm. sırası mı şimdi kardeşim barajların dolmasının.
evin içinde volta atıyorum, ne zaman içimde bir endişe olsa böyle oluyor. babamla göz göze geldik koridorda. "ne oldu kızım şafak mı sayıyorsun yine" dedi sırıtarak. gülmedim. bu adam da kendini cem yılmaz sanmaz mı, deliriyorum. olur olmadık yerlerde de böyle espriler yapar hep.
kulağıma kulaklıklarımı taktım, hareketli bir şarkı açtım, şarkısız volta atmak tad vermiyor. tabii nabzım yükselmişken arabesk dinlemeyecek kadar kendime değer veriyorum, bu grubu da yiğit önerdi bana, ne zevkli çocuk. bilmediği, anlamadığı bir şey var mı acaba bu dünyada?
telefon elimden düşmüyor, whatsapp'tan bildirim gelme ihtimali taşikardimi azdırıyor. gözlerim bir pencerede bir telefonda. ilçeye göçeli 5 yıl oldu, her yıl yağmur duasına çıkar çiftçiler ama yine de yağmur yağmaz burada, bugünü mü buldun allah'ım çiftçileri sevindirecek? bari sevindirme işi biraz paylaştırılsaydı biraz da benim gönlüm olsaydı, sel olmasaydı da "bugün de iyi yağdı mübarek" deseydik mesela. sanırım namaza başlamalıyım.
artık bu strese dayanamayacağım, yiğit'e ben mesaj atacağım. mesajı yazarken tremorum ortaya çıkıyor, harfleri yanlış basıyorum. 20 saniyede atılacak mesaj 1 dakikada yazılamıyor. umarım yiğit online değildir, destan yazıyorum sanacak. sanki 700 kişinin önünde konuşma yapıyorsun be kızım, altı üstü bir mesaj. mesajı yollayabiliyorum sonunda, zaten hızlı atan kalbim artık ağzımda.
saniyeler, saliseler geçmiyor artık. en son üniversite yerleştirme sonuç ekranını açarken bu kadar heyecanlanmıştım. ama sanırım bu ondan daha heyecanlı. bildirim geliyor. bir anlık cesaretle mesajı açıyorum. "yağmur yağıyorsa ne olmuş güzelim, en kötü liseli aşıklar gibi yağmurda dans ederiz" yazıyor ekranda. bütün vücudumu bir ferahlık kaplıyor. gözlerim doluyor, pencere umrumda değil. yağmur hala yağıyor ama artık rahmet, bereket gibi geliyor bana.
devamını gör...
4.
mutluluğu seçmek
"mutlu olduğumuz için gülmeyiz, güldüğümüz için mutluyuzdur"
yazıya psikolojide işlevselcilik hareketinin kurucusu olan filozof william james'in çok sevdiğim bu sözüyle başlamak istedim. mutlu olmak seçim midir? bu yazıda daha çok bu konu üzerinde duracağım ve sonunda kararı size bırakacağım.
yolda yürüyorsunuz, önünüzde bir baba var kızını kollarının arasına almış, kız sizi görüyor, pek tabii çok tatlı bir minik, gülümsüyorsunuz çocuğa, minik kız da bunun üzerine size gülümsüyor. ne olur bu durumda? eğer ağır bir psikolojik vaka değilseniz nedensizce mutlu olursunuz. belki enerjiniz artar, gününüz şenlenir. altı üstü bir bebek size gülümsedi, cebinizden para çıkmadı, üstün bir çaba sergilemediniz. işte mutlu olmak bu kadar basit bir şeydir bana göre.
ünlü bir söz vardır "kovan için iyi olan arı için de iyidir" diye. insan mutluluğunun temelinin yardım etmek, iyi insan olmak olduğunu düşünüyorum. yardım etmenin hazzını alan kimse, yardım etmenin aslında insanın kendisi için de iyi olduğunu anlayan kimse, bunu bir daha asla bırakamaz. aslında bu mantıkla bencil insan cahil insandır da diyebiliriz. bencildir çünkü bilmiyordur, eğer bilseydi o da yardım ederdi. ona bunu öğretmek için biz ne yapabiliriz? veya birini cahil olduğu için suçlamak doğru mudur? bu iki soruyu sizin düşünmenizi istiyorum.
gülümsemek ve yardım etmekten sonra, insanın erdemli olmasıyla mutluluk arasındaki ilişki hakkında bir iki şey söyleyelim. bir insan ne kadar hoşgörülü, kibar, düşünceli, nazike, bir insan ne kadar erdem sahibiyse o kadar mutludur tezini ortaya koyabilir miyiz? biz bu özelliklerimizi ne kadar geliştirebilirsek, ki bu kas geliştirmek gibi yaptıkça gelişen bir şeydir, ne kadar iyi bir insan olabilirsek, hayatımız da o kadar aydınlık olacaktır. mutluluk bir seçimdir dedik, "dostum benim sağlığım bozuk nasıl mutlu olacağım?" diye soru gelebilir. ama mutluluk için sağlığa dahi gerek yoktur. ünlü stoacı filozof epiktetos topaldır ama her zaman "topallık benim bacaklarımdadır, zihnimde değil" demiştir. sağlığı bozulmuş birinin mutlu olmasının zor olduğu açıktır ancak burada bozulmuş sağlık bile mutluluğa engel değildir denmek istenmiştir.
erdem-mutluluk ilişkisini yeterince işledik. gülümsemek bedensel, yardım etmek toplumsal bir erdemse bir de bireysel erdemlerimize bakalım. antik yunan'dan yakın dönem filozoflarına gidelim.
mutluluk için gerekli olan en temel şeylerden biri bence cesarettir. erdemlerin en zoru ve belki de en etkilisi cesarettir. cesaretten kastımı bir sonraki paragrafta anlayacaksınız.
konfor alanından çıkmaktan çekinen kişi, korkularının üzerine gidemeyen kişi, haz peşinde koşan kişi mutlu olabilir mi? nietzsche "keyif ve keyifsizlik birbirinden asla ayrılmaz iki şeydir. insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse diğerinin de ancak o kadarına sahip olabilir." diyerek bunun cevabını vermiştir. mutluluk korkaklara göre, rahatına düşkün olanlara göre değildir. kahramanca bir hayat sürmek insanın bu hayatta iz bırakıp mutlu olması için yapacağı en önemli şeylerden biridir.
yazıya bir alıntıyla başlamıştım ve başka bir alıntıyla da bitirmek istiyorum. kapanış cümleleri nietzsche'ye ait olacak. her şey bizim elimizde:
"kim üzebilir seni, senden başka?
kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?
kim sever seni, sen kendini sevmezsen?"
yazıya psikolojide işlevselcilik hareketinin kurucusu olan filozof william james'in çok sevdiğim bu sözüyle başlamak istedim. mutlu olmak seçim midir? bu yazıda daha çok bu konu üzerinde duracağım ve sonunda kararı size bırakacağım.
yolda yürüyorsunuz, önünüzde bir baba var kızını kollarının arasına almış, kız sizi görüyor, pek tabii çok tatlı bir minik, gülümsüyorsunuz çocuğa, minik kız da bunun üzerine size gülümsüyor. ne olur bu durumda? eğer ağır bir psikolojik vaka değilseniz nedensizce mutlu olursunuz. belki enerjiniz artar, gününüz şenlenir. altı üstü bir bebek size gülümsedi, cebinizden para çıkmadı, üstün bir çaba sergilemediniz. işte mutlu olmak bu kadar basit bir şeydir bana göre.
ünlü bir söz vardır "kovan için iyi olan arı için de iyidir" diye. insan mutluluğunun temelinin yardım etmek, iyi insan olmak olduğunu düşünüyorum. yardım etmenin hazzını alan kimse, yardım etmenin aslında insanın kendisi için de iyi olduğunu anlayan kimse, bunu bir daha asla bırakamaz. aslında bu mantıkla bencil insan cahil insandır da diyebiliriz. bencildir çünkü bilmiyordur, eğer bilseydi o da yardım ederdi. ona bunu öğretmek için biz ne yapabiliriz? veya birini cahil olduğu için suçlamak doğru mudur? bu iki soruyu sizin düşünmenizi istiyorum.
gülümsemek ve yardım etmekten sonra, insanın erdemli olmasıyla mutluluk arasındaki ilişki hakkında bir iki şey söyleyelim. bir insan ne kadar hoşgörülü, kibar, düşünceli, nazike, bir insan ne kadar erdem sahibiyse o kadar mutludur tezini ortaya koyabilir miyiz? biz bu özelliklerimizi ne kadar geliştirebilirsek, ki bu kas geliştirmek gibi yaptıkça gelişen bir şeydir, ne kadar iyi bir insan olabilirsek, hayatımız da o kadar aydınlık olacaktır. mutluluk bir seçimdir dedik, "dostum benim sağlığım bozuk nasıl mutlu olacağım?" diye soru gelebilir. ama mutluluk için sağlığa dahi gerek yoktur. ünlü stoacı filozof epiktetos topaldır ama her zaman "topallık benim bacaklarımdadır, zihnimde değil" demiştir. sağlığı bozulmuş birinin mutlu olmasının zor olduğu açıktır ancak burada bozulmuş sağlık bile mutluluğa engel değildir denmek istenmiştir.
erdem-mutluluk ilişkisini yeterince işledik. gülümsemek bedensel, yardım etmek toplumsal bir erdemse bir de bireysel erdemlerimize bakalım. antik yunan'dan yakın dönem filozoflarına gidelim.
mutluluk için gerekli olan en temel şeylerden biri bence cesarettir. erdemlerin en zoru ve belki de en etkilisi cesarettir. cesaretten kastımı bir sonraki paragrafta anlayacaksınız.
konfor alanından çıkmaktan çekinen kişi, korkularının üzerine gidemeyen kişi, haz peşinde koşan kişi mutlu olabilir mi? nietzsche "keyif ve keyifsizlik birbirinden asla ayrılmaz iki şeydir. insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse diğerinin de ancak o kadarına sahip olabilir." diyerek bunun cevabını vermiştir. mutluluk korkaklara göre, rahatına düşkün olanlara göre değildir. kahramanca bir hayat sürmek insanın bu hayatta iz bırakıp mutlu olması için yapacağı en önemli şeylerden biridir.
yazıya bir alıntıyla başlamıştım ve başka bir alıntıyla da bitirmek istiyorum. kapanış cümleleri nietzsche'ye ait olacak. her şey bizim elimizde:
"kim üzebilir seni, senden başka?
kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?
kim sever seni, sen kendini sevmezsen?"
devamını gör...
5.
uludağ sözlük denince akla gelenler
şu an kapalı olan birçok sözlükte yazmışımdır ama uludağ sözlüğe üye dahi olmadım hiç. çekiciliği 0 olan ergen yuvası.
devamını gör...
8.
sözlükteki kadınların her erkeği elde edebiliriz yanılgısı
elde etmekten ne anladığına bağlı, maksat sevişmekse biraz elin yüzün düzgünse çoğu erkeği elde edebilirsin doğru. ama duygusal bağ olmadan bunun değeri var mı? onu da sözlük okuyucularına bırakalım.
devamını gör...
9.
renkli_rüyalar_oteli
sözlük'te en gıcık kaptığım yazar ya. düz adam entry'si yazıp yıldızlı bakınıza lol gülücük falan yazıyor.(amaç ne?) sonra da 15 beğeni alıyor. bu seviye bir vasatlık neden bu kadar seviliyor, evrenin sırrından daha gizemli.
devamını gör...
10.
mesajınıza geç cevap verilince napıyorsunuz sorusu
keşke sözlük'te eksi butonu olsaydı. 13 yaş kızlarıyla aynı sözlükte yazıyoruz yemin ederim.
devamını gör...
11.
cinas kafiyeli şiir denemeleri
çıplak evin üzerinde dam
kadın çıplak olduğu için edildi idam.
kadın çıplak olduğu için edildi idam.
devamını gör...
12.
kişiliksiz
kahramanımızın adı ahmet'ti. dışarıda ahmet amcaydı, şeker amcaydı o. evde ise sadece baba, ne kadar baba denilebilirse...
ben ali 17 yaşındayım, dersimin başına oturmuşum, hayatım bu rutubetli odada ders çalışmaya çalışmakla geçiyor, bir gözüm saatte sürekli, ne kadar süredir ders çalıştığımı kontrol etmiyorum hayır, babam olacak adamın eve geliş saati yaklaşıyor, ondan gözüm dakikalarda, yelkovan tıklıyor, parmaklarım kalemi daha sıkı kavrıyor, tırnağım avucumu acıtıyor. bir tık daha, boğazım düğümleniyor, nefesim daralıyor. saat dokuza yaklaşıyor. keşke ahmet kahvede kalsa bugün, bir direğin çakılması gibi o da sonsuza dek oraya çakılsa.
***
merhaba, ben mert 14 yaşındayım, canım ahmet amcam, komşumuz, her şeyimiz, sarıyer'in neşesi, güneş sarıyer'e yeni doğmuşken onu her gördüğümde kalp atışım hızlanır, içim şenlenir. bana her gün hediye alır biliyor musunuz, acaba bugün ne aldı, ahmet amcam'ın işe geliş saatini fenerbahçe'nin şampiyonluğu beklediği gibi, kerem'in aslı'yı beklediği gibi beklerim her gün. şeker amcama kavuşma saatim yaklaştıkça, yelkovanın her tık sesinde bir neşe kaplar içimi.
***
zil çaldı, zilin sesini duyar duymaz ellerimi titreme aldı yine, anksiyete ilaçları işe yaramıyor, benim ilacım bu evden defolup gitmek kardeşim, ne sakinleştiricisi? bu adam bu evde olduğu sürece buda olsan ne yazar, peygamber olsan ne yazar? kapıya gidiyorum, "kim o" diyorum, sert ve kısa bir cevap geliyor: "aç"
***
ahmet amcam sabah 8'de dükkanı açar hep, o gün de dükkanı aynı saatte açıyor, seke seke, içimden tarkan'ın kuzu kuzu şarkısını söyleye söyleye onun yanına gidiyorum, benim ne mırıldandığımı anlıyor hemen, "işte kuzu kuzu geldin ve dilediğince kapandım dizlerine" diyor gülerek ve diz çöküp beni kucağına alıyor, ayaklarım yerden kesiliyor, her iki anlamda da. 14 yaşında koca ergeni kucağında taşıyor. tadelle paketini görünce gözlerim parlıyor, en sevdiğim çikolata! düşünceli amcam. adam benim sakinleştiricim resmen. buda gibi peygamber gibi bir adam bu adam.
***
göz göze gelmemek için gözlerim kapının eşiğinde kapıyı açıyorum ve hemen odama gidiyorum hızlı adımlarla, pedere çıplak gözle bakmak güneşe çıplak gözle bakmaktan daha rahatsız edici, gerçi bakmasan ne yazar ota boka gürler o. bağrışma sesleri yükselince kulaklıklarımı takıp sesi sonuna kadar açıyorum, fayda etmiyor, üstüne kulaklığımı ellerimle kulağımın içine bastırıyorum, yine yetmiyor, avuçlarımın içi sırılsıklam, annem çığlık çığlığa, allah'ım ya bu adam ölmeli ya ben, dayanamıyorum!
***
canım amcamla oyunlar oynuyoruz, benimle sanki yaşıtımmış gibi hiç sıkılmadan oyunlar oynar, keşke bitanecik oyun arkadaşımın oğlu ben olsaydım, ne şanslıdır onun gerçek ailesi, onun gözlerinin içine bakmayı o kadar seviyorum ki, güneş gibi parlıyor gözleri sanki, amcamın yanında kanguru yavrusuymuşum da annemin kesesindeymişim gibi hissediyorum. ama meğer, meğer.....
***
o gün zor da olsa sesler durdu, sakinleştiricimi alıp yattım, başka türlü bu kafa susmazdı, tam uykuya dalmıştım ki, beni hayata bağlayan o şeyi duydum, allah'ım bu gerçek miydi? 17 yıldır ilk defa bedenim bu kadar gevşemişti, 17 yıldır ilk defa 32 dişim stresten değil mutluluktan gözüküyordu insanlara, babam ölmüştü. babam gebermişti. kalp krizi dediler. yaşattığı krizler bu sefer kendi kalbine vurmuştu. hemen abdest aldım, secdeye yattım ve gözümden yaşlar boşanır halde allah'a şükrettim. cehennem odunu olarak onu yanına aldığı için....
***
meğer benim canım oyun arkadaşımı son görüşüm olacakmış o gün. ertesi gün sarıyer'de her zamankinin 2 katı sigara tüttürülmüştü. nasıl olur? yanına ala ala bu kanatsız meleği mi aldın allah'ım? cenaze namazı için camiye gittiğimde alanda sanki justin bieber konser veriyormuş gibi bir kalabalık gördüm. insanlar camii avlusuna sığmamış, yollar kapanmıştı. cenazede kalabalığı görünce şaşırıyorum ama ailesinden kimse gelmemiş. annesi yok, babası yok, karısı yok, çocukları yok. sadece komşular, esnaf, arkadaşları, tanıdıkları, ben. gözlerim tabuta takılıyor, sonra bir anda o gün benimle çocuklar gibi oynadığı an geliyor aklıma. midem bulanıyor ailesinden. cennette görüşmek üzere cennet çiçeğim, hoşçakal.
ben ali 17 yaşındayım, dersimin başına oturmuşum, hayatım bu rutubetli odada ders çalışmaya çalışmakla geçiyor, bir gözüm saatte sürekli, ne kadar süredir ders çalıştığımı kontrol etmiyorum hayır, babam olacak adamın eve geliş saati yaklaşıyor, ondan gözüm dakikalarda, yelkovan tıklıyor, parmaklarım kalemi daha sıkı kavrıyor, tırnağım avucumu acıtıyor. bir tık daha, boğazım düğümleniyor, nefesim daralıyor. saat dokuza yaklaşıyor. keşke ahmet kahvede kalsa bugün, bir direğin çakılması gibi o da sonsuza dek oraya çakılsa.
***
merhaba, ben mert 14 yaşındayım, canım ahmet amcam, komşumuz, her şeyimiz, sarıyer'in neşesi, güneş sarıyer'e yeni doğmuşken onu her gördüğümde kalp atışım hızlanır, içim şenlenir. bana her gün hediye alır biliyor musunuz, acaba bugün ne aldı, ahmet amcam'ın işe geliş saatini fenerbahçe'nin şampiyonluğu beklediği gibi, kerem'in aslı'yı beklediği gibi beklerim her gün. şeker amcama kavuşma saatim yaklaştıkça, yelkovanın her tık sesinde bir neşe kaplar içimi.
***
zil çaldı, zilin sesini duyar duymaz ellerimi titreme aldı yine, anksiyete ilaçları işe yaramıyor, benim ilacım bu evden defolup gitmek kardeşim, ne sakinleştiricisi? bu adam bu evde olduğu sürece buda olsan ne yazar, peygamber olsan ne yazar? kapıya gidiyorum, "kim o" diyorum, sert ve kısa bir cevap geliyor: "aç"
***
ahmet amcam sabah 8'de dükkanı açar hep, o gün de dükkanı aynı saatte açıyor, seke seke, içimden tarkan'ın kuzu kuzu şarkısını söyleye söyleye onun yanına gidiyorum, benim ne mırıldandığımı anlıyor hemen, "işte kuzu kuzu geldin ve dilediğince kapandım dizlerine" diyor gülerek ve diz çöküp beni kucağına alıyor, ayaklarım yerden kesiliyor, her iki anlamda da. 14 yaşında koca ergeni kucağında taşıyor. tadelle paketini görünce gözlerim parlıyor, en sevdiğim çikolata! düşünceli amcam. adam benim sakinleştiricim resmen. buda gibi peygamber gibi bir adam bu adam.
***
göz göze gelmemek için gözlerim kapının eşiğinde kapıyı açıyorum ve hemen odama gidiyorum hızlı adımlarla, pedere çıplak gözle bakmak güneşe çıplak gözle bakmaktan daha rahatsız edici, gerçi bakmasan ne yazar ota boka gürler o. bağrışma sesleri yükselince kulaklıklarımı takıp sesi sonuna kadar açıyorum, fayda etmiyor, üstüne kulaklığımı ellerimle kulağımın içine bastırıyorum, yine yetmiyor, avuçlarımın içi sırılsıklam, annem çığlık çığlığa, allah'ım ya bu adam ölmeli ya ben, dayanamıyorum!
***
canım amcamla oyunlar oynuyoruz, benimle sanki yaşıtımmış gibi hiç sıkılmadan oyunlar oynar, keşke bitanecik oyun arkadaşımın oğlu ben olsaydım, ne şanslıdır onun gerçek ailesi, onun gözlerinin içine bakmayı o kadar seviyorum ki, güneş gibi parlıyor gözleri sanki, amcamın yanında kanguru yavrusuymuşum da annemin kesesindeymişim gibi hissediyorum. ama meğer, meğer.....
***
o gün zor da olsa sesler durdu, sakinleştiricimi alıp yattım, başka türlü bu kafa susmazdı, tam uykuya dalmıştım ki, beni hayata bağlayan o şeyi duydum, allah'ım bu gerçek miydi? 17 yıldır ilk defa bedenim bu kadar gevşemişti, 17 yıldır ilk defa 32 dişim stresten değil mutluluktan gözüküyordu insanlara, babam ölmüştü. babam gebermişti. kalp krizi dediler. yaşattığı krizler bu sefer kendi kalbine vurmuştu. hemen abdest aldım, secdeye yattım ve gözümden yaşlar boşanır halde allah'a şükrettim. cehennem odunu olarak onu yanına aldığı için....
***
meğer benim canım oyun arkadaşımı son görüşüm olacakmış o gün. ertesi gün sarıyer'de her zamankinin 2 katı sigara tüttürülmüştü. nasıl olur? yanına ala ala bu kanatsız meleği mi aldın allah'ım? cenaze namazı için camiye gittiğimde alanda sanki justin bieber konser veriyormuş gibi bir kalabalık gördüm. insanlar camii avlusuna sığmamış, yollar kapanmıştı. cenazede kalabalığı görünce şaşırıyorum ama ailesinden kimse gelmemiş. annesi yok, babası yok, karısı yok, çocukları yok. sadece komşular, esnaf, arkadaşları, tanıdıkları, ben. gözlerim tabuta takılıyor, sonra bir anda o gün benimle çocuklar gibi oynadığı an geliyor aklıma. midem bulanıyor ailesinden. cennette görüşmek üzere cennet çiçeğim, hoşçakal.
devamını gör...
13.
ekşi'de yazarım sözünün karizma getirdiğini düşünmek
2000'lerin başlarında belki havalıdır, bilemiyorum, ama şu an ekşi sözlük yazarı olamayan mı var? olmak istiyorsan olursun zaten, tercih meselesi. 10 tane entry yazıyorsun ve 2 sene civarı bekliyorsun. şempanzeysen bile becerirsin bu iki şeyi. swh.
devamını gör...
14.
utangaç erkek
aslında utangaç olmakta sorun yok bence, çoğu insan - kızlar da dahil- utangaçlığı tatlı bile bulur. ama tabii utangaçlıkla sosyal fobiyi karıştırmamak lazım.
devamını gör...
15.
hemcinsinizin size ilgi duyması
benim de başıma geldi. eskiden benim de gay olduğumu ama sakladığımı düşünüyormuş ve hoşlanıyormuş o zamanlar. hala yakın arkadaşım.
devamını gör...
16.
yazarların fotoğrafları başlığının eski havasının kalmaması
fotoğraf atanların çoğu erkek. kızların da hep sevgilisi var. geçen başlığı baya bi gezdim belki bi av bulurum diye, bi kişi bulur gibi oldum, stalk'layınca o da vegan, sosyalist, lgbti destekçisi çıktı. bu kız beni üzer dedim ona da mesaj atmadım.
devamını gör...
17.
tiyatro
sosyal fobimi büyük oranda yenmemi sağlayan, sosyal yetenek kazanmamı sağlayan, beni daha sakin, daha neşeli, daha rahat yapan ve hatta mizah anlayışımın gelişmesini sağlayan müthiş etkinlik. başlarda çok bocaladım tabii ama artık bocalamanın yerini eğlence aldı. hayatımda bana en çok fayda sağlayan kurs oldu, teşekkürler tiyatro ve drama :)
devamını gör...
19.
kötü danışan olma belirtileri
psikolog değilim ama 50+ seans boyunca danışan olarak psikologla hemhal oldum. bence bu iyileşmek istememek veya iyileşmek için çabalamamaktır. bu durumda bir hastaya psikoloğun yardım edebilmesi pek mümkün değildir.
devamını gör...
20.
psikolog ile hasta arasında geçen diyalog
zaten bi insan neden yazarak terapi satın alır anlayamıyorum. güzin abla gibi bi şey olmuyor mu o zaman? git posta gazetesine yaz daha iyi. paran cebinde kalır.
devamını gör...

