1.
kimilerine 'adanalı ziya' tamlaması bir televizyon dizisi adı gibi gelebilir. ama o meşrutiyet ve cumhuriyet'in sıra dışı, rind bir şairidir. rindliğin de ötesinde heba olmuş ömür desek yeri var. tanzimat ve fecr-i ati çizgisinde pek çok şiirine rağmen halk söyleyişine yakın 'utansın' redifli gazeliyle türk şiirinde bir kapı eşiğine şiltesini atmıştır da yatar afyon toprağında.
adanalıdır. rüştiye'yi yani ortaokulu adana'da bitirmiştir. ele avuca sığmaz, aksi ve disipline gelmez bir kişiliği vardır. aşağılamak için evinin kapısına hiciv yazıp attığı adana valisi ziya paşa'nın onu affedip, destek vermesiyle, okusun diye istanbul'a gönderilmiştir. disipline gelmeyen yapısı nedeniyle tıp eğitimini yarıda bırakmış, dahası hiç bir işte düzen tutmamıştır. zekası gibi dili de keskindir elbette.
istanbul'da iken devrinin müstebit ve şedit ve dahi hasit (diktatör/azgın ve kıskanç) sultanı olan abdülhamit'e karşı ettiği sözler nedeniyle abdülhamit zorbalığından kısmetine fizan düşmüştür. (bitlis hizan değil, taa libya'daki fizan çölü) yürüyerek, gizlenerek oradan da kaçıp mısır'a gitmiştir. bir süre sonra genel af çıkmasıyla sadrazam cevad paşa’ya takdim ettiği bir arzuhal kabul görmüş ve 1895 yılında afyonkarahisar evkaf müdürlüğüne tayin edilmiştir. 1910 yılında emekliye ayrılmış 1932'de kadar burada derbeder bir hayat sürmüştür.
afyon'daki memuriyetinde bile yaşamı alkol bağımlılığı nedeniyle sefalet içinde geçmiş. üstelik
ömrünün son yıllarında akıl sağlığını da yitirmiş.
tanzimat şiiri anlayışında iken zaman zaman halk şiiri formunda da söylemiş. biraz neyzen tevfik, biraz ziya paşa, biraz şair eşref. çokça hiciv, çokça öz eleştiri. hakkında prof. ali ihsan kolcu'nun hazırladığı ve salkımsöğüt yayınlarından çıkan bir kitap bulunmaktadır.
şiirlerinden bir kadını çok sevdiği açıkça belli olsa da hiç evlenmemiştir. belki de bu durumun sefaletinde payı vardır. onun da bir güler yücel'i olsaydı, mekanı kimsesizler mezarlığı değil datça olurdu belki. hiç olmazsa toroslarda bir yörük mezarlığı.

bilmem neye âşıkân utansın
bîgâne-i âşk olan utansın
hâk üzre düşen ziyâ-i mihre
bir zül ise âsumân utansın
adanalı ziyâ
adanalıdır. rüştiye'yi yani ortaokulu adana'da bitirmiştir. ele avuca sığmaz, aksi ve disipline gelmez bir kişiliği vardır. aşağılamak için evinin kapısına hiciv yazıp attığı adana valisi ziya paşa'nın onu affedip, destek vermesiyle, okusun diye istanbul'a gönderilmiştir. disipline gelmeyen yapısı nedeniyle tıp eğitimini yarıda bırakmış, dahası hiç bir işte düzen tutmamıştır. zekası gibi dili de keskindir elbette.
istanbul'da iken devrinin müstebit ve şedit ve dahi hasit (diktatör/azgın ve kıskanç) sultanı olan abdülhamit'e karşı ettiği sözler nedeniyle abdülhamit zorbalığından kısmetine fizan düşmüştür. (bitlis hizan değil, taa libya'daki fizan çölü) yürüyerek, gizlenerek oradan da kaçıp mısır'a gitmiştir. bir süre sonra genel af çıkmasıyla sadrazam cevad paşa’ya takdim ettiği bir arzuhal kabul görmüş ve 1895 yılında afyonkarahisar evkaf müdürlüğüne tayin edilmiştir. 1910 yılında emekliye ayrılmış 1932'de kadar burada derbeder bir hayat sürmüştür.
afyon'daki memuriyetinde bile yaşamı alkol bağımlılığı nedeniyle sefalet içinde geçmiş. üstelik
ömrünün son yıllarında akıl sağlığını da yitirmiş.
tanzimat şiiri anlayışında iken zaman zaman halk şiiri formunda da söylemiş. biraz neyzen tevfik, biraz ziya paşa, biraz şair eşref. çokça hiciv, çokça öz eleştiri. hakkında prof. ali ihsan kolcu'nun hazırladığı ve salkımsöğüt yayınlarından çıkan bir kitap bulunmaktadır.
şiirlerinden bir kadını çok sevdiği açıkça belli olsa da hiç evlenmemiştir. belki de bu durumun sefaletinde payı vardır. onun da bir güler yücel'i olsaydı, mekanı kimsesizler mezarlığı değil datça olurdu belki. hiç olmazsa toroslarda bir yörük mezarlığı.

bilmem neye âşıkân utansın
bîgâne-i âşk olan utansın
hâk üzre düşen ziyâ-i mihre
bir zül ise âsumân utansın
adanalı ziyâ
devamını gör...