orijinal adı: areopagítica
yazar: john milton
yayım yılı: 1644
tam adı ''areopagitica: basın özgürlüğü üzerine'' olan eser, 1643 yılında britanya parlamentosu tarafından basınla ilgili alınan kararlara tepki olarak yazılmıştır.
yazar: john milton
yayım yılı: 1644
tam adı ''areopagitica: basın özgürlüğü üzerine'' olan eser, 1643 yılında britanya parlamentosu tarafından basınla ilgili alınan kararlara tepki olarak yazılmıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "karanliktakimum" tarafından 31.01.2022 12:28 tarihinde açılmıştır.
1.
john milton tarafından 1644 yılında yayımlanan, basın özgürlüğü hakkındaki kitap.
bu kitap aslında isorates’in bir konuşmasından ileri geliyor. isoktates abimiz, atinalı ve mö 436-338 yılları arasında yaşamış. kitabın adı da areopagus tepesinden geliyor.
demokrasi o devirde de üzerinde durulan bir mevzuymuş. atina özellikle demokrasi konusunda öncü diyebilirim. başka devirleri çok bilmem ama atina için şu anki zamandan daha demokratik ülke olduğunu söyleyebilirim. tardis’im olsaydı, kanıtlarıyla gelirdim ama maalesef ki yok ve ancak okuduklarımdan çıkardıklarımı beyan ediyorum.
neyse efendim, isokrates adlı hatibimiz, areopagus tepesinde yüce bir mahkemenin restorasyonuyla, demokrasiyi tekrar atina’ya getirmeyi amaçlamış. bu mahkemedeki yargıçların yetkilerinin de kısıtlanmasını savunmuş.
şimdi… bu kitap , basın özgürlüğü,isokrates arasındaki bağ nedir dersek; isokrates areopagus mahkemesinin tekrar aktif olması konusundaki konuşma, milton’un britanya mahkemesi’nin eleştirisini içeriyor.
kitabı şurdan okuyabilirsiniz: milton.host.dartmouth.edu/r...
kitabın içeriği uzun , buna değinmeyeceğim. ama milton abimiz biraz kurnaz ve kafası çalışan bir abimizmiş. kitabında ,antik yunanlılardan, atinalılardan bahsederek ve onlar üzerinden benzetmeler uygulayarak britanya mahkemesindekileri pohpohlamak istemiş. asıl yazım amacı da 1643’te yayınlanan lisans yasası’na tepki. bu yasada, kitaplardaki sansüre dayalıydı. o da buna tepki olarak bu bildiriyi/kitabı yayımladı.
bu arada döneminde çok da dikkate alınmamış bir kitap/bildiri bu. o kadar pohpoh da işe yaramamış. ama şu an okuduğum george orwell’ın kitabında, bu kitaptan bahsediyor ve bu bildirinin, her yıl düzenlenen basın özgürlüğü konferansı’na da adını verdiğinden bahseder.
aradan da neredeyse 400 yıl geçmiş(378) ama hala basın özgürlüğünü tartışıyoruz. insan hayret ediyor doğrusu.
kaynak: tr.m.wikipedia.org/wiki/Are...
bu kitap aslında isorates’in bir konuşmasından ileri geliyor. isoktates abimiz, atinalı ve mö 436-338 yılları arasında yaşamış. kitabın adı da areopagus tepesinden geliyor.
demokrasi o devirde de üzerinde durulan bir mevzuymuş. atina özellikle demokrasi konusunda öncü diyebilirim. başka devirleri çok bilmem ama atina için şu anki zamandan daha demokratik ülke olduğunu söyleyebilirim. tardis’im olsaydı, kanıtlarıyla gelirdim ama maalesef ki yok ve ancak okuduklarımdan çıkardıklarımı beyan ediyorum.
neyse efendim, isokrates adlı hatibimiz, areopagus tepesinde yüce bir mahkemenin restorasyonuyla, demokrasiyi tekrar atina’ya getirmeyi amaçlamış. bu mahkemedeki yargıçların yetkilerinin de kısıtlanmasını savunmuş.
şimdi… bu kitap , basın özgürlüğü,isokrates arasındaki bağ nedir dersek; isokrates areopagus mahkemesinin tekrar aktif olması konusundaki konuşma, milton’un britanya mahkemesi’nin eleştirisini içeriyor.
kitabı şurdan okuyabilirsiniz: milton.host.dartmouth.edu/r...
kitabın içeriği uzun , buna değinmeyeceğim. ama milton abimiz biraz kurnaz ve kafası çalışan bir abimizmiş. kitabında ,antik yunanlılardan, atinalılardan bahsederek ve onlar üzerinden benzetmeler uygulayarak britanya mahkemesindekileri pohpohlamak istemiş. asıl yazım amacı da 1643’te yayınlanan lisans yasası’na tepki. bu yasada, kitaplardaki sansüre dayalıydı. o da buna tepki olarak bu bildiriyi/kitabı yayımladı.
bu arada döneminde çok da dikkate alınmamış bir kitap/bildiri bu. o kadar pohpoh da işe yaramamış. ama şu an okuduğum george orwell’ın kitabında, bu kitaptan bahsediyor ve bu bildirinin, her yıl düzenlenen basın özgürlüğü konferansı’na da adını verdiğinden bahseder.
aradan da neredeyse 400 yıl geçmiş(378) ama hala basın özgürlüğünü tartışıyoruz. insan hayret ediyor doğrusu.
kaynak: tr.m.wikipedia.org/wiki/Are...
devamını gör...
2.
aslında orada en çarpıcı vurgusu kitapların taşıdığı ruhun, sesin ve soluğun kiliseyi ve devlet aygıtını rahatsız etmesi noktasıdır ki bu günümüzde de devam eden bir problem. kitaplar yaşar. kitaplar aktarır. kitaplar geçmişten günümüze not düşer. devam eden bir hafıza bütünüdür. bu yüzden de kitaplar suçludur. özellikle de egemenin çarkına çomak tutan kitaplar ve yayınların kellesinin vurulması gerekir. e ingiltere parlamantosu da gelmekte olanı görüp gereğini yapmış elbette (!) tabi zamana bakıyorsunuz, sansür yasasına bakıyorsunuz ve buna karşı çıkan bir şairin reddiyesine bakıyorsunuz bir arpa boyu yol kat etmediğimizi görüyorsunuz. milton özetle diyor ki; bizim ışığımızı elimizden almaya çalışıyorsunuz, en büyük gücümüz olan düşünce hürriyetimizi elimizden almak istiyorsunuz, bizi cahil bırakıp köleler haline getirmeye çalışıyorsunuz. tanıdık geliyordur herhalde? * işin komik tarafı sistemler, yönetim şekilleri ve aygıtlar değişiyor ama halkın gözündeki at gözlüğü bazı ayrık otlarının haricinde bir türlü yerinden çıkmak bilmiyor. yüzyıllardır yapılan uyarılar, düşülen şerhler, ince ince anlatımlara rağmen insanlar düşünmek, bilmek ve ifade etmek gibi temel edimlerini yerine getirecekleri hakları bir türlü gerçek anlamda talep edemiyorlar. aklı kiraya vermek durumu tam olarak bu oluyor.
akıl kiradaysa ne kadar geliştirseniz de teknolojinizi, ne kadar medenileştirseniz de yaşam koşullarını, köle olarak yaşamaktan bir adım öteye gitmek mümkün değil. işin basınla ilgili ayağına gelirsek bu metni okuduktan sonra bir de bulursanız pierre lazereff'in 1945 yılında şevket rado tarafından çevrilen ''fransa'da basın rezaletleri'' adlı bir kitabı var. iki metin üzerinde düşünüp, kıyaslama yapıp neden sorusunun cevabıni gayet net bir şekilde alabilirsiniz. tabi bu arada kitabın basımı yoktur diye düşünüyorum. bende ilk basımı var. ama üniversitelerde ya da milli kütüphane de muhakkak bir nüshası vardır. olmadı fotokopi vesaire alıp muhakkak okuyun derim. pek bilinmez ama çok değerli kitaptır. o şerhi de düşmüş olayım. başlık açma özürlü olduğumu her zaman dile getiriyorum. o yüzden bu ve benzer başlıkları açan değerli yazar arkadaşların hepsine teşekkür ederim. yancılık yapıp görünce hemen bir kaç satır çiziktiriveriyorum iyi oluyor bana. tembellik var serde * neyse yavaştan yol alayım. anca varırım gideceğim yere. malum bizim adımlar biraz ağır. okuyunuz efendim *
akıl kiradaysa ne kadar geliştirseniz de teknolojinizi, ne kadar medenileştirseniz de yaşam koşullarını, köle olarak yaşamaktan bir adım öteye gitmek mümkün değil. işin basınla ilgili ayağına gelirsek bu metni okuduktan sonra bir de bulursanız pierre lazereff'in 1945 yılında şevket rado tarafından çevrilen ''fransa'da basın rezaletleri'' adlı bir kitabı var. iki metin üzerinde düşünüp, kıyaslama yapıp neden sorusunun cevabıni gayet net bir şekilde alabilirsiniz. tabi bu arada kitabın basımı yoktur diye düşünüyorum. bende ilk basımı var. ama üniversitelerde ya da milli kütüphane de muhakkak bir nüshası vardır. olmadı fotokopi vesaire alıp muhakkak okuyun derim. pek bilinmez ama çok değerli kitaptır. o şerhi de düşmüş olayım. başlık açma özürlü olduğumu her zaman dile getiriyorum. o yüzden bu ve benzer başlıkları açan değerli yazar arkadaşların hepsine teşekkür ederim. yancılık yapıp görünce hemen bir kaç satır çiziktiriveriyorum iyi oluyor bana. tembellik var serde * neyse yavaştan yol alayım. anca varırım gideceğim yere. malum bizim adımlar biraz ağır. okuyunuz efendim *
devamını gör...
