karanliktakimum yazar profili

karanliktakimum kapak fotoğrafı
karanliktakimum profil fotoğrafı
rozet
karma: 37184 tanım: 2448 başlık: 416 apolet: 9 takipçi: 145
Alçaklığın,hainliğin,ikiyüzlülüğün,puştluğun,kısacası cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. Esas olan,sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır. Teslim olmadan, boyun eğmeden, sürünmeden,el etek öpmeden yaşamaktır…. Nazım hikmet

son tanımları | başucu eserleri


men (film)

kocasının ölümü üzerine kırsalda inzivaya çekilen bir kadının yaşadığı sıradışı olayları anlatan bir film.
kocası ona psikolojik şiddet uygulamaktadır ve kontrolcü biridir. içindeki id duygusunu kontrol edemeyen adam, tartıştıkları esnada kadına şiddet uygular ve ipler kopar. kadının onu evden kovması üzerine adam kadının gözü önünde üst kattan kendini atar. kadın yaşadığı suçlulukla ve yaşadığı travmadan dolayı 2 haftalığına kırsala tatile gitmeye karar verir. ama gittiği kasaba gariptir ve kadına tepkileri farklı olacak ve kadına kabus dolu günler yaşatacaklardır.
film metaforlarla dolu. öncelikle kaldığı evin bahçesine girer girmez gördüğü elma ağacı ve elmalardan birini alıp yemesi malum cennetten kovulmaya gönderme. ben film konusunda mir ile aynı fikirde değilim. yani kadın erkekleri aynı görmüyor aslında,erkeğin gözünde her şeyin suçlusu kadın görülmesine, bir şeyin yolunda gitmemesinin nedeni olsa olsa kadındır düşüncesine güzel bir gönderme aslında. elma ağacı metaforu da cennetten kovulmanın tek suçlusu kadındır genel düşüncesine gönderme. ayrıca film sonlarına doğru görülen milkway de bu düşüncemi doğrular nitelikte. rahip ile konuşmasında da adamın ona şiddeti bile aslında kadının suçudur(!) en önemli unsur ise mavi fiesta. bilmeyenler için, toyota kadına şiddete dikkat çekmek için bir reklam yayınlar. reklamda şiddetten kaçan bir kadın, çocuğunu da alır ve gece yarısı mavi bir fiestaya binerek evden kaçar. reklamın sloganı ise gözleri dolduran türden: ‘’hangi arabayla gittiğin önemli değil; yeter ki uzaklara sür’’
film aslında yalnız bir kadının erkekler dünyasındaki bakış açısını ele alıyor. tema ise şiddet. güzel bir film olmuş. tebrik etmek lazım.
devamını gör...

whisper (yazar)

nice mutlu ve güzel yılların olsun.*
devamını gör...

normal sözlük

sadece bende mi var, yoksa genel bir şikayet oldu da ben mi kaçırdım bilmiyorum da bu nasıl bir reklam bombardımanıdır? hadi ortada aşağıda olmasını anlarım da yukarıdan sinsi sinsi, yanlışlıkla basmamı bekleyen reklamlar nedir? sanki sözlüğe değil de hdfilmcehennemine girmişim de her yerdeki reklamdan sıyrılıp film izleyecekmişim gibi. karma puanla da alınamıyor sanırım reklamsız özellik. sevgili ekip, hala burada mı bilmiyorum ama olmamış sevgili iko, olmamış sevgili yoldaş. bu nedir allasen?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gılgamış destanı

arkeolog hormuzd rassam tarafından ninova (niniveh) kazılarında ele geçirdiği, şu an için bilinen en eski destandır.

basit bir okumayla ilginç gelebilecek, yazıldığı tarih baz alındığında belki biraz şaşılacak ama derinine inildiğinde takdir edilesi bir destandır. gerçekten de gılgamış adlı bir hükümdar sümer’de yaşamıştır. şiir ve edebiyat dalında ustalaşmış sümerler de onun gerçek mücadelelerini destansı bir dille anlatmışlar. yani aslında olanlar gerçek olaylar ama bizim tarih kitaplarımız gibi objektif (!) dille yazılmamış, sanatlaştırılmıştır.

hikaye gılgamış’ın halkına yaşattıklarının tanrıların kulaklarına gitmesiyle başlar. çünkü gılgamış, halkın namusuna göz dikmiş, evlenen kızların ilk gecelerine göz koymuştur. bundan mütevellit isyan eden halkın çağrılarına uyan aruru enkidu’yu yaratır. bazı kaynaklarda enkidu’yı gılgamış’ı yensin diye yarattığı yazar ama hikayede böyle bir unsur yok. nitekim gılgamış’ın annesi de gılgamış’ın rüyasını yorumlarken enkidu’nun gelişini hayra yorar. enkidu vahşi hayvan gibi yaratılmıştır. bozkırlarda sürüsüyle otlar, suya iner. annesi ceylan babası ise yabaneşeğidir. burada durursak, kitapta enkidu yine de bir hayvan formunda değildir. onu evcilleştirmesi için gönderilen tapınak fahişesi şamhat ile beraber olurken de hayvan formunda tasvir edilmemiştir. burada muhtemelen tarzan gibi vahşi bir ortamda yaşadığı ve şamhat’ın onu insan gibi davranmayı öğrettiği anlaşılabilir.

enkidu ile gılgamış dost olduktan sonra humbaba (huwawa) ile dövüşmek üzere sedir ormanına yola çıkarlar. bu yolculuğun amacı bellidir. sümer toplumu çok gelişmiştir ama ciddi hammadde sıkıntısı vardır. öyle ki taş gibi bulunamaz ve evlerini, tapınaklarını pişmiş tuğladan yaparlar. bu durumda kereste amacıyla böyle bir sefer yapılması anlaşılabilir.

humbaba’nın 7 mantosu vardır. bu 7 manto bence sedir ormanının etrafında konuşlanmış 7 kent veya halk topluluğu şeklinde yorumlanabilir. yani ben böyle yorumladım. gılgamış ile enkidu humbabayı öldürdükten sonra uruk’a dönerler. bu sefer devreye inanna(iştar) girer. inanna gılgamış’ın cesaretine hayran kalmış ve ona aşık olmuştur. ama gelgelelim inanna’nın aşk defteri kalabalıktır; eski sevgililerin akıbetleri de iyi olmamıştır. gılgamış tarafından reddedilen inanna babası anu’ya (aslında babası değil, kitapta öyle geçer) gider. ondan gökboğasını ister. bu hikayede kıtlık olayından bahseder ki bana göre böyle bir kıtlık yaşandı ve bu da hikayede suçun inanna’da olmasıyla vuku buldu. o dönem açısından düşünürsek bir kıtlık olduysa mutlaka tanrıları bir şekilde kızdırmış olmalılardı. kalanı ise hayal gücüne kalıyor.

hikayenin tamamını anlatmayacağım. enkidu’nun cehenneme düşüşü, gılgamış’ın dostunu kaybetmesiyle ortaya çıkab ölüm korkusu, ölümsüzlüğü aramak uğruna utnapiştim(bildiğimiz hz nuh) için yollara düşmesi ve utnapiştim’in altın öğüdüyle biter: ye, iç, eğlen.

şiirselliğiyle güzel bir destandır; akıcıdır, anlaşılırdır. edebi diliyle hitit mitolojisinden ayrılır.
devamını gör...

die wand

2012 yapımı ilginç bir film. başlık var ama tanım yok , o zaman hadi başlayalım.

film avusturya- alman yapımı film. içeriğiyle under the dome’u andıran bir konusu var. filme ilginç dedim çünkü filmin başlangıcı da yok bitişi de. yani elbet bir dağ evine gidişleri var. ama oraya neden gittikleri, kadının yanındakilerinin kim olduğuny bilmiyoruz. zaten film de tek bir kadının etrafında dönüyor.

arkadaşlarıyla (!) bir dağ evine giden kadın, arkadaşlarının kasabaya gitmesiyle kendini bir duvarın içine hapsolmuş bulur. sanki duvarın etrafındaki hayat durmuştur ve orada yaşam olduğuna dair bir kanıt yoktur. bu süre zarfında hayatta kalmaya çalışırken yanında bir köpek,2 kedi, bir inek ve bir dana olacaktır.

filmde istesem de spoiler veremem. filmde kadının geçmişine dair ya da o duvarın neden olduğuna dair tek bir kanıt yoktur. belki o duvar bir sembolse de ben açıkçası anlamadım. film aşırı derecede monoton ve ağır ilerliyor. filmi 10 dk ileri alsanız da sanki bir şey değişmeyecekmiş gibi. ama işin ilginci bu tür filmlerde 20. dkda filmi bırakırken, bu filmi sıkılmadan 1 saat 48 dk boyunca izledim. filmin doğasından mıdır yoksa illa bir neden arama/ bulma arzumdan mıdır bilmiyorum ama izledim sonuna kadar.

dediğim gibi film neden ve sonuçtan bağımsız. sanki o görünmez duvar olağanmış gibi ve gerçekten de bir kadın orada hapsolmuş gibi düşünüyorsunuz. filme bayıldım mı? hayır. ama farklılığını takdir ettim.
devamını gör...

sözlük yazarlarının keşke ben açsaydım dediği başlıklar

(bkz: keşke ben açsaydım denilen başlıklar)
devamını gör...

adolescence

4 bölümlük mini dizi. gördüğüm kadarıyla kimse dizinin her bölümünün eş zamanlı olduğuna değinmemiş. dizinin her bölümü bir karakterin olayla ilgili yaşadığı yaklaşık 1 saatlik zaman dilimini içeriyor.
1. bölüm: polisler eve baskın yapmak için harekete geçer, çocuk tutuklanır. polis merkezine doğru yolculuk başlar. merkeze varış, polisin çocuğa haklarını bildirmesi ile olay gelişir. ama bu eş zamanlı devam eder. gözümden kaçmadıysa olay dizinin bu bölümü süresi ne kadarsa o kadar sürede geçen zamanı ve olayları içeriyor.
2.bölüm: ortak olan 2 polisin çocuğun okula ziyaretini kapsıyor. okulda polis memurunun oğlu da okumaktadır ve akran zorbalığı kısmını buradab öğreniyoruz. aslında bu bölümde olayı polisin gözünden görüyoruz.
3. bölüm: 2 ile 3’ü karıştırmış olabilirim ama sanırım psikolog gözünden olayı izliyoruz. çocuğun davranışlarını buradan izlesek de aslında izlediğimiz psikolog gözünden çocuk.
4. bölüm. olaydan belli süre sonra çocuğun ailesinin yaşadıklarını görüyoruz. yine yaklaşık 1 saatlik zaman dilimi izlediğimiz.

güzel ve konunun işleniş biçimiyle özgün bir dizi. geçmişte ‘24’ adlı diziyi bilenler için, o dizi de eş zamanlıydı ve her bölüm 24 saatlik zaman diliminin 1 saatini içeriyordu. bu dizide 24 saatlik bir zaman dilimi yok ama gerçekleşen cinayetin etkilediği/ sorgulandığı 1’er saatlik(yaklaşık bir saat) zaman dilimini içeriyor. başarılı ve gerçekçi bir dizi.
devamını gör...

the outsider (dizi)

mini dizi olarak tasarlanmış 10 bölümlük s. king kitabından uyarlanan dizi.

o kadar çok king uyarlaması film ve dizi izledim ki sanırım filme- diziye başladığımda ilk dk’dan sonra king eli değmiş diyebilirim. dizi buram buram king kokuyor. sahneleri, diyalogları, karakterleri ve özellikle özgünlüğüyle ‘hu huuu ben king’in elinden çıkmayım’ diyor.

king uyarlamalarında genelde karakter sayısı çoktur; konuyu tatlandırmak için karakterleri kullanır yazar. istisna olanları da var tabi: the shining, gerald’s game, in the tall grass gibi. ama bu filmlerde dahi diyaloglar ön plana çıkar, korku unsuru arkada kalır ama farkında varmadan yine de sizi etkiler. yani farkına varmadan sizi ürkütür ki bu klasik korku unsurları olmadan ( gerilim müziği, birden dolaptan çıkan öcüler gibi) başarmak zordur.

diziye dönersek eğer, olaylar bir çocuk cinayetiyle başlar. tüm kanıtlar terry adlı koçun katil olduğunu gösterir. terry’nin katil olduğu o kadar barizdir ki terry özellikle kameralara yakalanmak istemiştir sanki. ama o masumluğunda ısrar eder. benzer olayların da yaşanması terry’nin doğru söylediğine dair şüpheleri ortaya çıkarır.

karakter seçimi ve king’in karakter yaratımı başarılı. sıkılmadan izledim. yer seçimi, korku unsuru olan yeşil kahve tonlar başarılı.
devamını gör...

21 mayıs 1864

‘biz boyunduruktan kaçtık; boyunduruğa girmeyiz’.
bu sözle başladım, babamın anlattıklarından yola çıkarak. sürgün zamanı atalarımız karadeniz kıyısına vardıktan sonra çilesi bitmemiş, istanbul’a doğru uzun bir yol başlamıştı. çoğu hastalıktan, açlıktan ölmüş, bir grup varabilmişti istanbul’a. aralarından bir elçi seçip padişah huzuruna çıkıyorlar. o zamanlar çerkeslerin askerlik yetenekleri, cesaretleri malum. padişah da onlara bunu öneriyor. işte bu yukarıdaki söz o zaman çıkıyor ortaya.

babamın söylediği odur ki, bu cevaba sinirlenen padişah, o zaman şu anki izmit sınırları içindeki dağın tepesinde ‘ketenciler köyü’ne sürüyor onları. o zaman yaşanacak yer değilmiş oralar. bataklıklar kurutuluyor, tarım yapılıyor ve bir grup çerkes orada yeni bir hayata başlıyor. oradan nice öğretmen, devlet memuru çıkıyor sonradan. hala senede 2-3 defa giderim; babamın da vasiyeti oraya gömülmekti. akrabalarıyla yan yana orada yatıyor.
devamını gör...

bir statü göstergesi olarak iphone

yanlış bir önerme. statü sembolü olarak kullananlar, yine statü sembolü olarak mercedesi tercih edenlerle aynı mantıktadırlar. halbuki iphone tercih etmenin başka mantığı da var.

yıllar önce çalıştığım yerin yanı s…g teknik servisi vardı ve sabahtan akşama kadar kuyruk olur, sıra numarasıyla hizmet verirlerdi. hatta aynı gün sıra gelmediği de olurdu. o zamandan beri o markaya ön yargım var telefon olarak. yoksa evimizde tv’sini buzdolabını kullanıyoruz ve memnunuz. ama telefonda sürekli yeni model çıkarması ve arıza sorunları nedeniyle 2.el piyasası hep düşük olmuştur. yani atıyorum 10 bin tl’ye aldığınız ürünü 2 yıl sonra 1000 tl’ye bile zor satarsınız. çünkü o arada yeni modeller çıkmıştır ve elinizdeki artık antikaya dönmüştür.
iphone’dan önce nokia kullandım uzun süre ve onda da sattığımda pek bir para kaybı yaşamadım. şimdi ise aynı amaçla iphone kullanıyorum. ama her yeni modele sıçramıyorum. yıllardır iphone se modelini kullanıyorum ve memnunum. bir ara 2.el piyasası 20 bin tl’ye kadar çıkmıştı ki 5000 tl’ye aldığım yılın bir sonraki yılıydı. aynı mantıkla arabada da renault veya ford tercih ediyorum ki satarken rahat satayım diye. yani burda amaç statü değil, elinden çıkartırken hem rahat satabileceğim hem de pek zarara uğramayacağım bir ürün kullanmak.

statü sembolü olarak kullanıldığı maalesef olmakla birlikte benim gibi kar-zarar ilişkisini düşünüp kullananlar da yok değil. bir ürünü sattığımda yenisini alırken ne kadar az para koyuyorsam o benim için faydalı bir üründür. malumunuz telefonlar ömürlük kullan diye satılmıyor zaten.
devamını gör...

sözlük yazarlarına gelen son whatsapp mesajı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

14 nisan 2025 lise eylemleri

iktidarın yıllar önce 2025 hedefinin elinde patlaması nedeniyle uyguladığı yeni eylem olanı sonucu oluşan eylemlerdir.

halbuki yıllarca ilmek ilmek eğitim sisteminin içinden buldozerle geçilmiş, okullar inam hatip lisesine çevrilmiş, o parlak beyinler mengeneye sokulmak istenmişti. ama olmadı… çünkü onların aileleri atatürkçüydü. ne yaparlarsa yapsınlar olmadı; imamoğlu’nun tutuklanmasıyla zaten gençlerin ta buralarına kdar gelen sabırları taştı. halbuki yıllarca çabala et, bu çocukların tam bir koyun olması gerekiyordu di mi? olmadı işte…

o zaman daha radikal yeni bir eylem planı olmalıydı. balığın kafasını baştan kesmeleri gerekiyordu. bu nedenle aydın öğrencilerin yetiştiği okullara, her tür ispiyonu yapacak, öğrencilerin örgütlenmesini başta bildirecek birileri olmalıydı.

her plan gibi bu da ellerinde patlayacak. çünkü ampül patlayalı çok oldu.
devamını gör...

albastı

albastı türk mitolojisinde birçok isim almış, özellikle lohusa kadınlara ve bebeklere musallat olmuş bir varlıktır. ama aslında albastı bize yabancı bir kavram değildir.

önce biraz umay’dan bahsetmek gerekiyor. umay ana, özellikle hamile kadınları, lohusa kadınları ve bebekleri koruyan mitolojik bir varlıktır. buraya kadar güzel… ama çocuk ölümleri ve/ veya doğumda ölen kadınların ölümü nasıl açıklanacaktı? bu suçu(!) koruyucu bir tanrıçaya atamazlardı elbette. o zaman buny olsa olsa umay ana’nın kötü ikizi yapabilirdi. umay beyazlıkla sembolize edilirken, kötü ikizi siyah olmalıydı. umay güzel bir kadın olarak düşünülürken, kötü ikizi ise memeleri sarkmış çirkin bir varlık olmalıydı. umay insanları korurdu, bu nedenle bebeklere ve hamile kadınlara zarar veren olsa olsa onun kötü ikizi olurdu. yani albastı dediğimiz şey aslında umay’ın kötü ikizidir. hatta ona (bkz: kara umay) deniyor. yani kara umay/ albastı/ karabasan vb bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkıyor. türk mitolojisinde de ( diğerlerini henüz incelemedim, yorumum yok) insanlar anlamlandıramadığı olaylar için anlamlı varlıklar ortaya atmışlardır. kara umay da bunun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

günümüzde de lohusa kadınların başlarına bağlanan kırmızı kurdele ile hala farkında olmadan kara umay’dan korunmaya çalışıyoruz.
devamını gör...

üşendiğinden whatsapp mesajı gibi tanım yazmak

kısa kısa , derdini anlatacak kadar yazmaktır. gündelik konuşmaları sınırlı cümlelere sığdığından film ve kitap tanımlarına da kendisini yormayacak olan cümlelerle tanım yazar. sizden de sizi etkileyen bir kitap/ film vb için
‘harika bir film’
‘tırışka bir kitap’
gibi cümlelerle tanım yazmanızı bekler. halbuki neydi? her tanım yazarın kendineydi..
neydi? tanım emekti…
neydi? senin tanımın sana benim tanımım banaydı.
devamını gör...

alice in borderland

çok popüler olan dizilere ön yargılı olsam da beni şaşırtmış ve sonuna kadar sürüklemiş final yapmış dizidir( yeni sezonun çıkacağı söylentileri var ama olsa da aynı karakterlerle olmayacağını düşünüyorum).

3 arkadaşın mahşer kalabalığı olan meydanda birden kendilerini yalnız bulmaları ile başlıyor. fink fink gezen insanlar nerededir ve görünürde kendileri harici kimse yoktur( sonradan tabi yeni karakterler ekleniyor). japon dizileri zaten kalabalık oluyor, bu dizide de kalabalık bir kadro görüyoruz.

açıkçası her yönüyle özellikle finaliyle beni şaşırtmış dizidir. içerdiği oyunlar itibariyle squid game’i andırsa da squid game’den daha başarılı buldum. japonların hayal gücünü hep takdir ettim. diziyi izlerken bunun bir amerika dizisi olsa nasıl olur diye düşündüm. sanırım amerikan dizisi olsa, ana karakter yenilmez, muhteşem biri olurdu ve herkesi kurtarırdı. ama japonlar bunu yapmaz. oyun acımasızsa acımasızdır; oyuncunun ne kadar duygusal olduğu, muhtaç olduğu vb gözetilmez. ölmesi gereken ölür. yani mucizeleri pek barındırmaz. buna rağmen dizide her zaman arkadaşlık önemlidir; bağlılık , aidiyet, duygusallık ön plandadır. amerika dizisi olsaydı, eğer konu vahşi ise salt vahşilik olurdu. duygusallığa yer verilmezdi. japonlar kültürlerinde barındırdıkları bağlılığı( aile, arkadaşlar, çoğu zaman ahlak) dizi ne kadar acımasız olursa olsun barındırırlar. karmaşık yazdım sanırım; düşündüğüm gibi yazıyorum. karman çorman bir kafam var, napıyım *)

görsel efektleriyle, karakteriyle ve özellikle sürpriz finaliyle etkilemiştir.
devamını gör...

from

değeri bilinmemiş, daha doğrusu yeni yeni değeri bilinmeye başlayan dizi. the lost’u sevenlerin mutlaka göz atması gereken sürükleyici bir dizi.

olay çıkışı olmayan bir kasabada geçiyor. nerede olurlarsa olsunlar olağan yollarında giden insanlar yol üzerinde yolu kapatan bir kütük ve tepede gezen kargaları gördükleri zaman belalarını buldukları bir kasabaya gidiyorlar. yahu bu kargaların insanlardan çektiği nedir? siyahlar diye tüm uğursuzluklar bu zavallı hayvancağızlara yükleniyor. bu ırkçılık değil de nedir?*)

bu kasabanın birkç önemli özelliği var:
1- tüm yollar paris’e yani kasabaya çıkıyor.
2- akşam hava kararınca saklanmanız gerekiyor. çünkü akşam saatleri kasabanın diğer canavar üyelerinin cirit attığı ve insanları öldürdüğü saatler oluyor.
3- kasabanın etrafında totemler , solucan delikleri, garip işaretler bulunuyor.

ana karakter boyd, kasabayı bir arada tutmaya çalışan şerifimiz. müthiş bir karakter. cesur biraz da deli. karakter sayısı fazla ve hepsi de şahsına münhasır kişiler. boyd harici baskın bir karakter yok aslında dizide. hepsinin gün içinde yaşadıkları anormallikleri izliyoruz.

sürekli teori ürettikten sonra nihayet son sezonunda kasabanın tuhaflığının nedeni ile ilgili ipucu bulabiliyoruz. ama asıl olayı artık gelecek sezonda göreceğiz.

ışıklandırma, dizinin karamsarlığına uygun seçilmiş. izlemesi keyifli, dizinin atmosferi sizi olayın olduğu kasabaya çekiyor. heyecanı bitmeden devam ediyor, bu nedenle soluksuz sıkılmadan izleyeceğimiz bir dizi çıkıyor ortaya.
devamını gör...

vadeli hesap

(bkz: vadeli mevduat)
devamını gör...

six feet under

mükemmel bir finalle ekrana veda etmiş harika dizidir. öyle bir finaldir ki, tüm izlediğiniz dizi ve film finallerine açık fark atmıştır.

karakterlerlerin gelişimini, kendilerini bulmalarını, kendileriyle ve çevreyle mücadelelerini, kendileriyle yüzleşmelerini ve en önemlisi sonunda kendilerini bulmalarını izledik. karakterlerin seyirciye kendini beğendirmesi gibi bir kaygısı yoktu; hepsi tam olarak insani zaafları, hırsları, kaygıları, tutkularıyla olduğu gibi resmedilmiş. hepsi ile bir ucundan empati kurabiliyorsunuz, hatta bazılarının olaya karşı tepkilerinde kendinizi görebiliyorsunuz. hiçbir karakter zorlama değil; hepsi hayatın olağan akışında karşılaştığımız tipler. dizi sadece bu yönüyle bile takdiri hakediyor.

david karakterini canlandıran michael hall, karakterini o kadar başarıyla oynuyor ki, diziden sonra kesinlikle bu adam gay diyorsunuz. oysa ki sonradan dexter gibi alfa bir karakteri canlandırarak aslında tamamen karakter oyuncusu olduğunu göstermiştir. her ne kadar ilk sezonda biraz tutuk olsa da sonradan başarılı bir karakter oluşturmuştur.

nate fisher… peter krause’u seviyorum zaten. ilk zamanlarda daha kontrollü bir aile babası imajı çizse de son sezonda artık bambaşka bir yola evriliyor.

son sezonda ölü halde yatar görünce kendimi çok kötü hissettim. ailenin acısını, çaresizliğini, kabullenişini görüyorsunuz. daha önce böyle bir deneyim yaşamış insanlar, bu sahnenin değerini daha iyi anlayacaktır


claire fisher… dizi boyunca rahmetli babaannem gibi sürekli televizyonla kavga etmeme neden olan karakter. ama sonradan anladım ki, tüm yanlış kararları sevilmeye ve kabullenilmeye duyduğu açlıktan geliyor.

ruth fisher… açık ara dizideki en çok güldüğüm karakter. o kadar sempatikti ki… eşinin ölümünden sonra boşluğa düşüp, arayışa girmesini anlatıyor. ama aslında önce kendisini bulması gerekiyordu. bunu da aldığı yanlış kararlarla yüzleştikten sonra öğreniyor.

finali… sia’nın harika sesiyle breathe me şarkısı eşliğindeki o muhteşem final. daha üstüne çıkan bir babayiğit çıkmadı.
devamını gör...

bir ağrı yakıldıkça sevilmeli (yazar)

#3498868 onun çok daha öncesinde türk devletiydi ve şamanizm vardı. bu topraklara islam çok sonra geldi sevgili yazar. bu mantıkla benim atalarımın sürüldüğü topraklara gidip, ‘bizim atalarımız burdan kovuldu, bizim hakkımız burası’ demeye benziyor. ben de tüm dünyada komünizm olsun istiyorum ama bunun bir ütopyadan ibaret olduğunun da farkındayım. siz de etrafınızda şeriat ile yönetilen ülkelere bakın ve üsttekilerin sadece batıya hizmet eden, ülkeyi onların amaçları doğrultusunda 100 yıl geriye götüren kişiler olduğunu görürsünüz. şu an ülkedeki tarikat liderlerine bakın; dedikleriyle yaşam tarzlarını karşılaştırın. o zaman haklı olduğumu görürsünüz. cübbeli ahmet’in 15 milyonluk araç kullanan kızı sizin gibi düşünceler sayesinde kullanıyor o arabayı.
devamını gör...

2 nisan 2025 ekonomik boykot yapılması

daha önce gezi olayları ile başladığım ve listemi kabartarak devam ettireceğim eylem.

yukarıdaki paylaşımlarda dikkatimi çeken en büyük unsur ise ‘sizin boykotunuzla ne olacak’ söylemleri. bir çeşit manipülasyon tekniği olan bu söylem , boykot yapan çoğunluğu azmış gibi göstermeye yöneliktir ki biz bunu yemeyiz efendim. boykot şu işe yarar: bizden korkmayan ve bizim baskılarımıza cevap vermeyen hükümete sermaye tarafından baskı yapılmasını sağlar. çünkü şu an görünen şu ki, yukarıda ‘sen benim sırtımı kaşı, ben de senin sırtını kaşıyayım’ anlayışı sürmekte. işte bu boykotla sırt kaşıma olayındaki düzeni bozuyoruz. arada menfaat ilişkisi bozulunca işte o zaman asıl yukarda baskı hissedilecek.

sadece bir gün değil, zorunlu ihtiyaçlar harici tüm harcamalarımı askıya aldım. sonuç alana kadar da devam edeceğim. şu an sade bir vatandaş olarak yapabileceğim en büyük katkı bu çünkü.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim