1.
bir ahmet altan yazısıdır. yazı bilimsel mantıkla değil okuyanın empatisine seslenecek biçimde yazılmış. yazı, türkiye'de yine ve yeniden ifade özgürlüğü konusunda ne kadar geri kaldığımızı da gösterdi ayrıca. ahmet altan bu yazı yüzünden milliyet gazetesinden kovulup, 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı.
mustafa kemal, selanik’te değil de musul’da doğmuş bir osmanlı paşası olsaydı, kurtuluş savaşı’nı türklerle ve kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını "kürdiye cumhuriyeti" koysaydı, kendisi de meclis kararıyla "atakürt" adını alsaydı...
kürdiye cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına "kürt" deneceği için hepimiz "kürt" sayılsaydık, taksim’e, kadıköy’e, kızılay meydanı’na, kordon’a "ne mutlu kürdüm diyene" pankartları asılsaydı...
"kürdiye’de" türk olmadığı, herkesin aslında kürt olduğu söylenseydi, kendilerini türk sananların aslında "deniz kürdü" oldukları iddia edilseydi...
kürtlerin "yedi bin yıllık" bir tarihi bulunduğunu, anadolu’nun esas sahiplerinin kürtler olduğunu, moğolların, hunların, etrüsklerin aslında kürtlerin atası sayıldığını, osmanlıdaki kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
teoman, cengiz, atilla, osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, berfin, beruj, tiruj, nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları kürtçe yapılsaydı...
romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi kürtçe çıkarsaydık...
okullarımızda yalnız kürtçe okutulsaydı ve türkçe okutulması yasaklansaydı...
"biz türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var" dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
istanbul’da, ankara’da, izmir’de, bursa’da, edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, "özel timler" bizim "kürdiye cumhuriyeti’ni" parçalamak isteyen "ayrılıkçılar olmamızdan" kuşkulanıp hepimize sürekli "suçlu" muamelesi yapsaydı, sırf türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...
evlerimiz basılsa, ayrılıkçı "türk teröristlere" yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, diyarbakır’a, hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...
biz türkler buna razı olur muyduk, "işte hepiniz kürdiye cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer kürtsünüz, ayrıca türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz" sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
yoksa, türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin "eşit" vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
bu ülkenin türk ve kürt vatandaşları var ve tarih "türk" çizgisinden yürümüş, bugün bizim "türk" olarak kabul edemeyeceklerimizi kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
türkiye’nin bu kanlı karmaşadan "demokrasiyle" ve kürt vatandaşların "kimliklerinin" kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- nedir demokratik çözüm, nedir kürt kimliği?
biz türkler, bir "kürdiye cumhuriyeti’nde" yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
değmez diyenler "demokrasi" istiyor işte.
demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
mustafa kemal, selanik’te değil de musul’da doğmuş bir osmanlı paşası olsaydı, kurtuluş savaşı’nı türklerle ve kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını "kürdiye cumhuriyeti" koysaydı, kendisi de meclis kararıyla "atakürt" adını alsaydı...
kürdiye cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına "kürt" deneceği için hepimiz "kürt" sayılsaydık, taksim’e, kadıköy’e, kızılay meydanı’na, kordon’a "ne mutlu kürdüm diyene" pankartları asılsaydı...
"kürdiye’de" türk olmadığı, herkesin aslında kürt olduğu söylenseydi, kendilerini türk sananların aslında "deniz kürdü" oldukları iddia edilseydi...
kürtlerin "yedi bin yıllık" bir tarihi bulunduğunu, anadolu’nun esas sahiplerinin kürtler olduğunu, moğolların, hunların, etrüsklerin aslında kürtlerin atası sayıldığını, osmanlıdaki kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.
teoman, cengiz, atilla, osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, berfin, beruj, tiruj, nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...
türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları kürtçe yapılsaydı...
romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi kürtçe çıkarsaydık...
okullarımızda yalnız kürtçe okutulsaydı ve türkçe okutulması yasaklansaydı...
"biz türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var" dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.
istanbul’da, ankara’da, izmir’de, bursa’da, edirne’de polis sürekli olarak bizi izleseydi, "özel timler" bizim "kürdiye cumhuriyeti’ni" parçalamak isteyen "ayrılıkçılar olmamızdan" kuşkulanıp hepimize sürekli "suçlu" muamelesi yapsaydı, sırf türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.
12 eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...
evlerimiz basılsa, ayrılıkçı "türk teröristlere" yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, diyarbakır’a, hakkari’ye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...
biz türkler buna razı olur muyduk, "işte hepiniz kürdiye cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak birer kürtsünüz, ayrıca türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz" sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?
yoksa, türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin "eşit" vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?
bu ülkenin türk ve kürt vatandaşları var ve tarih "türk" çizgisinden yürümüş, bugün bizim "türk" olarak kabul edemeyeceklerimizi kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.
türkiye’nin bu kanlı karmaşadan "demokrasiyle" ve kürt vatandaşların "kimliklerinin" kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:
- nedir demokratik çözüm, nedir kürt kimliği?
biz türkler, bir "kürdiye cumhuriyeti’nde" yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.
kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?
değmez diyenler "demokrasi" istiyor işte.
demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?
devamını gör...
2.
ahmet altan'ın tarih bilmediğinin kanıtı olan yazı.
türk milleti öyle topraktan ot gibi bitmedi. türkler zaten kavim olarak vardı atatürk çıkıp da yeni bir insan topluluğu yaratmadı. uluslaşmanın tarihi belli genç osmanlılar var jön türkler var sonrasında ittihat ve terakki var bunun vardığı nokta kemalizm/atatürkçülük.
bunun selçuklu türkleri var peşinden diğer türk beylikleri olan danişmendliler, saltuklular, artuklular, mengücekliler, inal/yinal beyliği var. üstüne moğol sonrası karamanoğulları, germiyanoğulları, aydınoğulları, menteşeliler var. daha evvelinde de selçuklu sonrası zengiler, böriler, beğtiginliler, ildenizliler gibi atabeylikler var. zaten bunlar osmanlıya giden yolu açıyor. eğer tam tersi olaydı biz türkler tıpkı kürtler gibi zagros dağlarında ve çevresinde bir iki ufak aşiret ağalığı kurmuş olsaydık da kürtler bu saydıklarıma denk yapılar olsaydı zaten uluslaşma kürt kimliği üzerinden olurdu. kürtlerde zaten böyle bir geçmiş olmadığı için bir ulus değiller ve ulus olmadıkları için türk milletinin bir parçası olarak kabul edildiler.
eğer bir kürt osmanlı paşası çıkıp da "kürdiye" kurunca hepimiz kürt olacak olsaydık kuzey ırak, ağrı zilyon farklı kere denenmişi var. al misal ihsan nuri var sonuç ne olmuş?
türk milleti öyle topraktan ot gibi bitmedi. türkler zaten kavim olarak vardı atatürk çıkıp da yeni bir insan topluluğu yaratmadı. uluslaşmanın tarihi belli genç osmanlılar var jön türkler var sonrasında ittihat ve terakki var bunun vardığı nokta kemalizm/atatürkçülük.
bunun selçuklu türkleri var peşinden diğer türk beylikleri olan danişmendliler, saltuklular, artuklular, mengücekliler, inal/yinal beyliği var. üstüne moğol sonrası karamanoğulları, germiyanoğulları, aydınoğulları, menteşeliler var. daha evvelinde de selçuklu sonrası zengiler, böriler, beğtiginliler, ildenizliler gibi atabeylikler var. zaten bunlar osmanlıya giden yolu açıyor. eğer tam tersi olaydı biz türkler tıpkı kürtler gibi zagros dağlarında ve çevresinde bir iki ufak aşiret ağalığı kurmuş olsaydık da kürtler bu saydıklarıma denk yapılar olsaydı zaten uluslaşma kürt kimliği üzerinden olurdu. kürtlerde zaten böyle bir geçmiş olmadığı için bir ulus değiller ve ulus olmadıkları için türk milletinin bir parçası olarak kabul edildiler.
eğer bir kürt osmanlı paşası çıkıp da "kürdiye" kurunca hepimiz kürt olacak olsaydık kuzey ırak, ağrı zilyon farklı kere denenmişi var. al misal ihsan nuri var sonuç ne olmuş?
devamını gör...
3.
içlerinden atatürk'e denk birini çıkamadıkları sürece bu kavramın bir önemi yok.zaten çıkmamışta.ha şeyh saide gelince ...kendisi kürt değil arap asıllıdır.apo ise ermenidir. selahattin eyyubi ise sanıldığı gibi kürt değil azeri türkmenidir.yani elde var sıfır.
devamını gör...
4.
celal sengor selahaddin eyyubi'ye kürt diyodu, dogruysa selahaddin olabilir atalari.
devamını gör...