orijinal adı: градинарят и смъртта
yazar: georgi gospodinov
yayım yılı: 2024
bulgar yazar gospodinov bu kitabında hayatının büyük kısmını bahçesinde geçirmiş babasının ölümünün ardından yas ve hayata dair düşüncelerini anlatmış, hayatı devam ettiren şeyler üzerinde de durmuştur.
yazar: georgi gospodinov
yayım yılı: 2024
bulgar yazar gospodinov bu kitabında hayatının büyük kısmını bahçesinde geçirmiş babasının ölümünün ardından yas ve hayata dair düşüncelerini anlatmış, hayatı devam ettiren şeyler üzerinde de durmuştur.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "all tiny beautiful things" tarafından 17.01.2026 14:59 tarihinde açılmıştır.
1.
bulgar yazar georgi gospodinov'un 200 sayfalık romanı.
kitap ilk cümleden insanın içine öyle bir işliyor ki, sizi nasıl bir hüznün beklediğini anlıyorsunuz:
"babam bir bahçıvandı. şimdi bir bahçe".
yazarın babasının kaybı üzerine kaleme aldığı çok etkileyici bir anlatı; hatta ağıt diyebiliriz.
kitabın üzerinde her ne kadar roman yazsa da, ben bu kitabı roman sınıfına koyamayacağım çünkü kitapta bir olay örgüsü yok aslında.
babasının ölüme her an biraz daha yaklaştığı hastalık günlerinde yazarın dolu dizgin hislerini, babasıyla arasında geçen küçük ve zaman zaman gülümseten anılarını ve ölümünden sonra da yine ölüm ve hayat ekseni üzerindeki duygularını okuyoruz.
kitabın insanın içine işlemesinin en temel sebebi aslında hayatın orta yerinde duran ve herkesin yaşadığı/yaşayacağı ölüm gerçeği. birçoğumuzun hayatında ölüm, hastalık ve yas mevcut. kitapta da bu temaların insanda uyandırdığı hisler o kadar güzel anlatılmış ki, ben birçok yerinde gözyaşları içinde tamamladım sayfaları. ifade etmeyi bilmediğimiz her hissimizi çok maharetli bir şekilde cümlelere dökmüş yazar. ölümle ilgili tüm hislerimi bu kitapla somutlaştırdım ve tekrar yüzleşmek çok çarpıcıydı.
ölüm o kadar yoğun, yas tutmak o kadar hırpalayıcı, bir insanın yokluğu o kadar eksiltici ki insan hayatına devam etmek için tutunacak bir cümle, bir teselli arıyor ve maalesef bu acıyı sadece bir kez yaşayacak olmanın tesellisinden bahsediyor yazar;
elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. onu bir kez bile yaşamayacağız.
ve çok sevdiğiniz birini kaybettiğinizde hayat maalesef bir daha asla eski hayat olmayacak:
bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur... kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri... otlar patikayı sarmaya başlayacak. bahçe, bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek, onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak ama yabani otlar da kendine yol açacak, bir süre sonra onlar her şeyi ele geçirecek. belki hemen değil, ama işler böyle yürür, bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. yine de bahçıvanın ölümlülüğüne rağmen bahçe bir anlamda ölümsüzdür. belki artık tam anlamıyla bir bahçe olmayacaktır.
kitap ilk cümleden insanın içine öyle bir işliyor ki, sizi nasıl bir hüznün beklediğini anlıyorsunuz:
"babam bir bahçıvandı. şimdi bir bahçe".
yazarın babasının kaybı üzerine kaleme aldığı çok etkileyici bir anlatı; hatta ağıt diyebiliriz.
kitabın üzerinde her ne kadar roman yazsa da, ben bu kitabı roman sınıfına koyamayacağım çünkü kitapta bir olay örgüsü yok aslında.
babasının ölüme her an biraz daha yaklaştığı hastalık günlerinde yazarın dolu dizgin hislerini, babasıyla arasında geçen küçük ve zaman zaman gülümseten anılarını ve ölümünden sonra da yine ölüm ve hayat ekseni üzerindeki duygularını okuyoruz.
kitabın insanın içine işlemesinin en temel sebebi aslında hayatın orta yerinde duran ve herkesin yaşadığı/yaşayacağı ölüm gerçeği. birçoğumuzun hayatında ölüm, hastalık ve yas mevcut. kitapta da bu temaların insanda uyandırdığı hisler o kadar güzel anlatılmış ki, ben birçok yerinde gözyaşları içinde tamamladım sayfaları. ifade etmeyi bilmediğimiz her hissimizi çok maharetli bir şekilde cümlelere dökmüş yazar. ölümle ilgili tüm hislerimi bu kitapla somutlaştırdım ve tekrar yüzleşmek çok çarpıcıydı.
ölüm o kadar yoğun, yas tutmak o kadar hırpalayıcı, bir insanın yokluğu o kadar eksiltici ki insan hayatına devam etmek için tutunacak bir cümle, bir teselli arıyor ve maalesef bu acıyı sadece bir kez yaşayacak olmanın tesellisinden bahsediyor yazar;
elimizde en azından, anne babamızın ölümünü yalnızca bir kez yaşadığımıza dair tesellimiz kalıyor. kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. onu bir kez bile yaşamayacağız.
ve çok sevdiğiniz birini kaybettiğinizde hayat maalesef bir daha asla eski hayat olmayacak:
bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur... kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri... otlar patikayı sarmaya başlayacak. bahçe, bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek, onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak ama yabani otlar da kendine yol açacak, bir süre sonra onlar her şeyi ele geçirecek. belki hemen değil, ama işler böyle yürür, bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. yine de bahçıvanın ölümlülüğüne rağmen bahçe bir anlamda ölümsüzdür. belki artık tam anlamıyla bir bahçe olmayacaktır.
devamını gör...
