#televizyon dizileri
#final yapan diziler
2021 - 2022 yılları arasında 2 sezon 24 bölüm olarak izleyici ile buluşmuş yerli televizyon dizisidir. kıbrıs sorununu ve kıbrıs rumlarının olumsuz faaliyetleri ele alınmaktadır.
yönetmenler:
hakan inan
osman taşcı
barış erçetin
oyuncular:
ahmet kural
serkan çayoğlu
pelin karahan
tayanç ayaydın
gülper özdemir
devrim saltoğlu
hakan inan
osman taşcı
barış erçetin
oyuncular:
ahmet kural
serkan çayoğlu
pelin karahan
tayanç ayaydın
gülper özdemir
devrim saltoğlu
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "kalender" tarafından 09.03.2021 21:13 tarihinde açılmıştır.
1.
bu perşembe trt 1 ekranlarında yayınlanmaya başlayacak dizidir. kıbrıs barış harekatı öncesinde kıbrısta yaşanan olayları anlatacaktır. oyuncu kadrosunda da ahmet kural, serkan çayoğlu ve pelin karahan gibi isimler yer almakta.
devamını gör...
2.
kıbrıs harekatını anlatan muhteşem bir yapım olmuş; tarihi dizilerin en büyük amacı o dönemi hissettirebilmektir, bir zamanlar kıbrıs da bunu ilk bölümde muazzam bir şekilde gerçekleştirmiş. serkan çayoğlu'nu bu diziden önce pek izlemiş değildim ama bu dizideki rolüne cuk diye oturmuş.
ahmet kural'a hep komedi dizi- filmlerden aşinayız onu ilk defa tarihi bir yapımda izledim ve çok başarılı buldum.
ama rolünü en iyi oynayan, rolünün hakını verenin derviş karakteri olduğunu düşünüyorum.
karakterlerden bağımsız olarak senaristlerin elinde çok geniş ve etkileyici bir geçmiş var. umarım diğer bölümlerde de kalitesi düşmez ve yüksek performanslı, oyunculukları iyi olan bir dizi izleriz.
ahmet kural'a hep komedi dizi- filmlerden aşinayız onu ilk defa tarihi bir yapımda izledim ve çok başarılı buldum.
ama rolünü en iyi oynayan, rolünün hakını verenin derviş karakteri olduğunu düşünüyorum.
karakterlerden bağımsız olarak senaristlerin elinde çok geniş ve etkileyici bir geçmiş var. umarım diğer bölümlerde de kalitesi düşmez ve yüksek performanslı, oyunculukları iyi olan bir dizi izleriz.
devamını gör...
3.
diziyi izlemedim ama fragmanlarından anladığım kadarıyla pelin karahanın çok kötü oynadığı bir dizi. ayriyetten nicos sampson gibi birini bir türk kadınına aşık etmek hangi kafanın ürünü?
devamını gör...
4.
bir çok kıbrıslı türk'ün nefretini toplayan dizi. diyorlar ki rumlarla aramızı bozmayın. aranızın bozulmasından korktuğunuz kişiler (tabii aranız ne kadar düzgün orası tartışılır) dedelerinizi, ninelerinizi katleden kişiler. her neyse ben sevdim diziyi ama bu tarz bir dizinin yapılması baya gecikti.
kıbrıs şehitlerimize allah'tan rahmet diliyorum.
kıbrıs şehitlerimize allah'tan rahmet diliyorum.
devamını gör...
5.
trt’nin son zamanlarda yaptığı en iyi proje. kıbrıs gerçeğini güzel anlatıyor. bunu kıbrıslı türk gençlere izletip bayıldıkları rumlar’ın ne olduğunu görmelerini sağlamak lazım. evet.
devamını gör...
6.
nisan 2021'de ilk bölümü yayınlanmış, ve maalesef hakettiği değeri gerek reyting nazarında, gerek de kıbrıs'lı kitle tarafından alamamış çok kaliteli bir dizi. uzun zamandır bu tanımı girmeyi planlıyordum, kısmet bugüneymiş. ama nereden başlayacağım konusunda hiçbir fikrim yok. zira hayatımda izlediğim en kaliteli 2. türk dizisi olur kendileri. hatta zaman zaman 1'i bile zorluyor.


öncelikle dizi kanlı noel ve sonraki süreci anlatıyor, cumhuriyet kurulmadan önceki olayları değil. (1963-1974) ancak tercihlerini mantıklı buldum, çünkü bizi kanlı noel'den sonrası ilgilendiriyor. dizi 2 sezon, toplam 24 bölümden oluşuyor. 2. sezonda mücadelenin daha çok askeri taraflarına odaklanılmış. hepsini detaylandıracağım. 2. sezon ismi de kıbrıs zafere doğru
öncelikle dizi final bölümüne kadar hangi tarihsel süreci anlatıyor, bunları belirtmem lazım. kanlı noel'den başlıyor ve sırasıyla;
1. sezon
-kanlı küvet katliamı (binbaşı nihat ilhan ve ailesi)
-ayvasıl katliamı
-küçükkaymaklı baskını
-yeşil hattın çizilmesi
-lefkoşa'nın işgali
2. sezon
-erenköy direnişi
-cengiz topel'in kıbrıs'ta savaş uçağı uçurması, yunan hücumbotlarını vurması, uçağı düşmek üzere olup da cengiz'in paraşütle son anda atlaması, paraşütle atlamayı başardıktan sonra rum köyüne inip rumlar tarafından esir alınması ve işkence görmesi
-süleyman demirel dönemindeki sürtüşmeler
-yunan cuntası ve eoka-b militanlarının kıbrıs'a darbe yapması
- ecevit dönemi sürtüşmeleri ve kıbrıs barış harekatı
kabataslak anlatmam gerekirse 24 bölümlük dizi boyunca bu süreçler anlatılıyor. zaten kıbrıs'ın tarihini biliyorsunuz, o sebeple işin tarihsel kısımlarından daha çok, bu bir sinema sanatı olduğu için direkt dizinin kendisine odaklanacağım.
senaryodan başlarsak, tarihsel ögelerle kurgusal karakterler güzel pekiştirilmiş. dizide dereli ailesi tamamiyle kurgusal karakterler olmasıyla birlikte, zamanında tarih yazmış gerçek isimlerin karakterleri de mevcut. mesela rauf denktaş, dr. fazıl küçük, ali rıza vuruşkan, süleyman demirel, bülent ecevit, necmettin erbakan, cengiz topel, nihat ilhan, nikos sampson, 3. makarios, yeoryos grivas, georgios karayiannis gibi kişilikler de dizide profesyonel ve tarihe bağlı şekilde yer verilmiş. yani aslında bakarsanız, gayet de olması gereken bir senaryo olmuş. senaryoda öveceğim çok yer var, ama ne kadar aklıma gelir bilemem. ilk aklıma gelen, oldukça başarılı karakterler oluşturulduğu. emre özdür ve başar başaran ikilisinin kaleminden çıkan bir senaryo bu. daha önce bu ikiliyi pek görmedim, yalan olmasın. ama bir zamanlar kıbrıs dizisinde inanılmaz bir performans sergilemişler muazzam karakter analizleriyle. dizideki tarihsel karakterler, gerçek halleriyle birebir aynı şekilde yazılmış. hayat tarzları, replikleri, amaçları, hedefleri var karakterlerin. dolayısıyla giriş-gelişme-sonuç üçlemesine de sonsuz hizmet ediyor. yetmemiş, adamlar nikos sampson'un çocukluğunda yaşadığı travmalara bile yer vermişler. yani karakter analizleri ve derinlikleri muazzam seviyede. hangi karakter olursa olsun. işte ben buna kaliteli bir senaryo derim. hadi bunları geçelim. olması gereken şey bu zaten. peki karakterlerin replikleri? ulan makarios karakteri bile başlı başına espritüel, uç, hayat tarzı olan muazzam bir karakter dizide. kesinlikle ve kesinlikle seyircinin aradığı karakter yaratımı tam olarak bu! aklımda yer eden ikonik bir makarios esprisini buraya yazmadan edemem;
''türkiye'ye gittiğimde dikkatimi çekmişti. turizm şirketlerinin tuhaf tuhaf isimleri vardı. öz, hakiki süleyman gibi. sanki iki kardeş ayrılmış, biri diğerine daha öz olduğunu ispatlamaya çalışıyor''

hayat tarzına sahip espriyi geç, muazzam ince göndermeler de var dizide. ve bunu da rum karakterler üzerinden yapıyorlar. çünkü hepsinin farklı ve uç hayat tarzı var. gönderme yapmaya müsaitler son derece. bu ve bunun gibi tonla türkiye göndermesi var dizide. şuan aklıma gelen bu. bu da aşırı ikonik olduğu için. nikos sampson'a bakalım mesela. adamın bir amacı, bir hedefi var. adamın bir tarzı var. ve sevgili senaristlerimiz bu tarz detayları inanılmaz yedirmişler karakterlere. her karakterin kendine has bir replik tarzı var. mesela nikos'un da şöyle ikonik bir repliği vardır aklıma kazınan;
''ben hep söylerim, politikacılar sahaya çıkmamalı diye. liderleri korkak olunca, askerleri kaçıyor''

dediğim gibi, bu ve bunun gibi daha birçok efsane replik mevcut dizide. rauf denktaş ve dr. fazıl küçük de gerçek halleriyle birebir aynı neredeyse. bu durumun casting seçimiyle doğrudan ilgisi olsa da, senaryonun da bir o kadar etkili olduğunu düşünüyorum. zira dr. küçük ve makarios'un karşılıklı replikleri de bir o kadar özene bözene yazılmış ve hepsi de tarihi temsil ediyorlar. tabi bununla beraber, dizinin senaryosu oldukça tarafsız. gerek rum, gerek de türk tarafını olabildiğince tarihe bağlı kalarak aktarmaya çalışmışlar. her iki tarafa da eşit şekilde sahnelere yer vermişler. her iki tarafın da mücadelelerini yansıtmaya çalışmışlar. herkesin bir derdi var, herkes bir şekilde bu hikayenin içinde. kurgusal karakterlere tamamen geçmeden önce, bir gerçek karaktere daha değinmem lazım. o da ''tümgeneral karayiannis'' dizinin senaryosu tarafsız dedim ya, işte bu karakter resmen bu tarafsızlığı tescilliyor. adam rum milli muhafız ordularının komutanı, ama kıbrıs rumlarının bu tutumlarını hiç bir şekilde desteklemiyor. mesela grivas, ''türkler eğer çıkartma yaparsa, onları tehdit edin. çıkartma yapacak oldukları anda silahsız türk köyleri rehin alınıp, kurşuna dizilecek'' derken, şerefli yunan komutanımız da; ''soykırımla kazanılmış bir zaferi mi kutlayacaksınız?'' diyor. hatta adam en sonunda sinirleniyor, ve ''askerlik gururu vardır. ben askerlerime soykırım yaptırmam! istifa ediyorum'' diyor. yani son derece şerefli bir komutanı da bu şekilde senaryoda yer vermişler, ve bu aşırı iyi bir detay. hırto yunanlar bu diziye propaganda dizisi diyorlar. aynen, propaganda. propaganda dizisiyiz ve tümgeneral karayiannis'i son derece şerefli göstereceğiz... bak sen şu işe yav.

neyse, senaryonun ikinci ayağı kurgusal karakterlere geçelim. dizide bereli veya ankaralı diye ana bir karakter var. bu karakterin gerçek ismi belli değil. ama son derece ciddi görevlerde yer almış profesyonel bir ajan/asker bu adam. türk hükümeti, kıbrıs'ta olaylar kızışınca bu adamı kıbrıs'a yolluyorlar. aslında bu herifin tarihe göre ali rıza vuruşkan'ı canlandırması gerekiyor, çünkü ali rıza vuruşkan'ın tarihte yaşadığı süreci yaşıyor. ama ne hikmetse, bereli karakteri bu olay örgüsüne rağmen kurgusal karakter olarak kalmış ve 2. sezonda, erenköy direnişi zamanlarında ali rıza vuruşkan karakterine bereli'den bağımsız yer verilmiş. o sebeple bereli de ot gibi kurgu olarak kalmış. ulan böyle yapacağınıza, direkt ali rıza vuruşkan deseydiniz ya bereli'ye. hatta aynı ali rıza vuruşkan gibi, bereli'de sahte iş bankası müfettişi kimliğiyle giriyor adaya. bu konuda çok tutarsız geldi bana senaryo. ama ilk sezonun senaryosuyla kıbrıs türkünden çok fazla tepki aldılar, o sebeple 2. sezonda senaryo değişikliğine gitmiş olabilirler, ki öyle zaten. 2. sezonda hem dizinin adı tamamen değişiyor, hem de senaryo baştan aşağı değişiyor. ama bu değişimin sebebi sadece ali rıza vuruşkan değil. asıl sebebe geliyoruz, o da dereli ailesi. daha doğrusu, inci dereli ve nikos sampson aşkı.
dereli ailesi tamamen kurgu. kemal dereli 2 kız babası, sakız tüccarı. inci dereli var, kemal'in karısı. bir de büyük babaları var, salahi diye. bunlar dizide tipik bir kıbrıs türkü ailesini canlandırıyor. bu kısma kadar her şey normal de, sampson'un inci'ye aşık olmasını ben de pek kabullenemedim aynı kıbrıs türkü gibi. böylesine ağırlığı olan bir dönem dizisinin bu tarz ucuz senaryosal detaylara sahip olması tepkileri de kaçınılmaz kılmış. zira dizinin senaryosu zaten efsane, az önce bahsettik. ama bu tarz detaylar kabul edilemez işte. hayır basit bir aşk olsa yine anlarım, ama nikos resmen inci'ye takıntılı. ''benim olanı benden aldılar'' falan filan diyor adam. işler böyle olunca kıbrıs türkleri başta olmak üzere, ben dahil birçok kişiden tepki aldı. ama bu tarz detaylara da muhtemelen reyting kaygısı güttükleri için yer vermişlerdir. zira, böylesine yüksek prodüksiyonlu bir dizinin reyting işini şansa bırakması, bana da biraz tuhaf gelirdi. ben kabullendim her ne kadar tavsip etmesem de. zira dizi, gerçekten çok kaliteli ve bu tarz dandik detaylar dizinin kalitesi altında oldukça eziliyor. zaten 2. sezonda senaryo tamamen değişti, inci-sampson aşkı yeryüzünden silindi resmen. çok ciddiyim, ikinci sezonda hiçbir şekilde yer verilmemiş. her iki karakter de birbirinden bağımsız, sanki hiç tanışmamışlar gibi bir şeye evrilmişler. doğru olan da buydu zaten.
onun dışında bir de yardımcı ve kurgusal karakterler mevcut. kemal'in kan kardeşi derviş mesela. o da gayet iyi yazılmış bir karakter, fazla detaylandırmayacağım. ekstra yazılan karakterler de var. mesela isveç'li barış gücü teğmen'i ve ingiliz hemşire ''sandy sunderland'' gibi. daha birçok karakter var da, değinirsem bu tanım bitmez. yani arkadaşlar, dizinin dopdolu bir senaryosu var. ''biz tarih anlatıyoz yeaah'' kafasıyla yazılmamış. gerçekten gerek kurgusal, gerek de tarihte varlığı olan karakterleri kendilerine has tarzlarıyla anlatabilmek için büyük çaba göstermişler. ve samimi söylüyorum, başarmışlar da. inanılmaz kaliteli bir senaryosu var. özellikle rum tarafına ekstra özendiklerini düşünüyorum ben. çünkü, espritüel kişilikler ve bu kişiliklere eşlik eden replikler... diyecek tek kelimem yok. kaleminize sağlık.
tabi senaristler kupkuru tarihin izinden de gitmemiş, o tarihi olabildiğinde etkili bir şekilde anlatmak için oldukça çaba da göstermiş. mesela sadece türk-yunan savaşından ziyade, rumların kendi içlerindeki karakter çatışmalarına da yer vermişler. mesela grivas ve samson'un etkileyici dostluğu, aralarındaki hiyeraşi, grivas ve samson'un makarios'a duyduğu düşmanlık vesaire. yani dizide yok yok kesinlikle. adamlar bildiğin makarios'u indirme planları yapıyor lan. hem de bunu inanılmaz oyunculuklarla, muazzam replikler eşliğinde yapıyorlar. onu da geçin, karakterlerin kendi aralarında esprili şekilde konuşmaları da bu dizinin senaryosunun ne kadar üzerine titrenildiğini gösteriyor. türk tarafında da özellikle makarios ve dr. küçük arasındaki diyaloglar oldukça büyüleyici. dr. küçük makarios'a laf çakıyor, korkutuyor. makarios'ta ona tekrar laf çakıyor falan... sonra rauf ile dr. küçük'ün aynı şekilde aralarındaki diyaloglar da son derece ilmek ilmek yazılmış. her repliklerinde siz de onlarla beraber sanki o tarihe birebir şahit oluyorsunuz.
dizinin önem verdiği detaylar elbette bunlarla da bitmedi. dizi, zaman zaman rum-ingiliz çatışmasına da gerekli ayarı veriyor. bir tane sahnede nikos, ingiliz hemşire sandy'e;
''şu adadan bir defolup gidemediniz! garantörmüş, siz ancak bulunduğunuz yerin pisliğini garanti edersiniz'' diyor. sonra diyor ki;
''bu zamana kadar sayısız ingiliz askeri öldürdüm. bugün halen daha onlarla yüz yüze gelmek zorunda kalıyorum, benden korkuyorlar'' diyor. burada kast ettiği şey, türk-rum çatışmaları başlamadan önce rumların amacı ingilizleri adadan çıkartmaktı. bu süreçte de birçok ingiliz askerini öldürdüler. tabi sampson eoka'nın tetikçisi olduğu için bu konuda büyük rol oynuyor. işte dizi bu tarz detaylarla da son derece çeşitli. kuru kuru tarih anlatmak herkesin harcı, ama böylesine karakter derinliği katılarak yapma tarih değil, gerçek tarih anlatmak herkesin harcı değil. aralarındaki fark bu.
repliklere değinmişken, bir de karakterlerin kullandığı lisandan bahsedeyim. rum tarafında herkes yunanca biliyor gibi gösterilse de, rum karakterler yunan aksanı türkçe konuşuyorlar. yer yer %100 yunanca repliklere yer vermişler, ama bunlar çok kısıtlı. türk tarafında da kimisi ya düz aksansız türkçe konuşuyor, ya da kıbrıs aksanı yapmaya çalışıyorlar. bazıları yapmaya çalışırken karadeniz aksanı falan yapıyor. yani bu konuda karman çorman, yalan olmasın. mesela rauf denktaş'a kıbrıs aksanı kastıracağınıza, direkt düz türkçe konuştursaydınız bu kadar tepki almazdınız muhtemelen. mesela dr. küçük düz türkçe konuşuyor, hiç ama hiç sırıtmıyor. kimse ''la bu niye düz türkçe konuşuyor'' demiyor. bunlar ufak tefek sorunlar gerçi. ama buna da değinmek istedim, çünkü kıprıslı türkler buna da çok tepki göstermişler. niye kıprıs aksanı yapmıyorlar diye. sevgili parlak beyinli kıprıslı kardeşim, oyuncular türkiye türkü oldukları için olabilir mi? kktc'den sanatsal ve kendini kanıtlamış oyuncu çıkartsaydınız da, onlar oynasaymıştı madem. ulan dizide bu kadar muazzam oyunculuk varken, gelip bu tarz önemsiz detaylara takılmalarını bir türlü anlamdıramıyorum ben. keza rum tarafında da neden yunanca değil de, türkçe konuşuyorlarmış... türk dizisi olduğu için olabilir mi? ayrıca tekrar diyoprum, bu adamların ana dili yunanca değil ki. bu diziye kadar hayatları boyunca yunanca nedir görmemişlerdir bile. ona rağmen bazı sahnelerin derinliği sarsılmasın diye, %100 yunanca replikli sahneler var. oyuncuların yunancayla uzaktan yakından alakası olmamasına rağmen muazzam bir performans sergilemişler. zaten şekileri şemalleri aynı gerçek karakterler gibi, bir de bu tarz detaylarla kalitelerini ve başarılarını iyice kanıtlamışlar resmen. misal, dizinin 4. bölümünde lefkoşa'yı işgal edip düşüren grivas;
''müjdeyi verin, lefkoşa düştü! radyodan anons geçin'' diyor. ve bu sahne %100 yunanca. zorlasalar yine de ortaya yunancayla bile muazzam işçilik çıkartabilirlemiş. ama uzun vadede sürekli yunanca dilinde sahnelerin çekilmesi, %100 türk dizisi olmasına rağmen, altta sürekli türkçe altyazı dönmesi izleyiciyi yorabilirdi. yormayı geçin, karakterlerin derinliklerini seyirciye tam anlamıyla geçiremezlerdi diye düşünüyorum. yunan aksanlı türkçe kullanmaları uzun vadede herkes için daha doğru bir seçim olmuş. zira beni bu haliyle dizinin sahneleri daha fazla tatmin ediyor. hem kendi dilimde izliyorum, hem de başarılı kullandıkları yunan aksanı sayesinde helen ruhunu da bir o kadar hissedebiliyorum.

bahsede bahsede bitiremiyoruz, ama detaylara biraz daha değinmem lazım. çünkü bu dizi, detayların dizisi. kıbrıs'ın tarihindeki bazı trajedilere ekstra özen göstermişler. misal 2. bölümde işledikleri, binbaşı nihat ilhan'ın ailesinin küvette kurşuna dizildiği sahne. o sahnede o trajediyi yaşatabilmek için oldukça büyük çabalar gösterilmiş. ilhan'ın evinin dekorları yine usülüne uygun şekilde kurulmuş. keza olayın yaşandığı banyonun duvar renkleri, küvetin şekli, köşede bulunan büyük şofben gibi detaylar birebir gerçeğiyle aynı. belki o banyo kıbrıs'ta bulunan barbarlık müzesi'nde çekilmiştir, onu bilmiyorum. zira 1963'te bu olay olduktan sonra, bu ev ve bu banyo müzeye dönüştürülmüş. ama muhtemelen sahne bu müzede çekilmemiştir, çünkü adı üstünde, müze yani. dizi çekecek dahi olsalar oranın dekoruyla oynayamazlar. zira 1963'ten beri küvetteki kan lekeleri dahi halen daha korunuyormuş sanırım. ben gitmedim, başkalarının yalancıyısım. dizi de olsa bu sahne çok çarpıcıydı gerçekten. zaten oyuncular bu trajediyi tek başına aktarabiliyorlardı. yetmemiş sahneye özel besteledikleri müziği kullanmışlar. yine yetmemiş evin tüm odalarına özel olarak fotoğraf dekorları kurmuşlar sırf o dönemdeki acıları biz de iliklerimize kadar hissedelim diye. yine ama yine yetmemiş, sahne sonuna bu trajedinin haber edildiği gazete küpürünü kullanmışlar. işte insan da bu andan sonra trajediyi sanki kendisi yaşamış gibi hissediyor. kolay kolay dizilerden veya filmlerden etkilenmem, ama bu sahne beni bile aşırı etkilemişti. diziye de zaten bu sahneden sonra bakış açım olumlu şekilde değişmişti. zira ilk bölümü sıkıcı dahi bulmuştum, izlemeyi bırakacaktım. ama iyi ki bırakmamışım. 2. bölüm ve ondan sonraki gelen tüm bölümler ayrı bir sanat eseri benim için. o küvette ölen anne ve küçücük çocukların huzur içinde yatması dileklerimle.




oyunculuklara geçersek, burada resmen çılgın atıyor. bundan daha üst bir hitap var mı bilmiyorum ama, gerçekten çılgın atıyorrlar. rauf denktaş'ı devrim saltoğlu canlandırırken, bereli karakterini serkan çayoğlu canlandırıyor. ayrıca kemal dereli karakterini de ahmet kural'ın canlandırdığını söylemem gerek. bu adamın oyunculuğu iyi de, bazı yerler bana fazla cringe geldi. özellikle ağlama sahneleri. gereksiz dram kasmaya çalışmış gibi. ama ilk drama dizisiymiş, bu normal sanırım.

serkan bey'in performansı da diğer duayenlere göre de biraz sönük kalmış. gereksiz bir askeri kasıntılık var kendisinde. facia mı? elbette değil. ama kadroda öyle isimler var ki, serkan'ın esamesi okunmaz o kadar diyorum ben. sampson rolünde tayanç ayaydın var bir kere. adam öyle bir performans sergilemiş ki, ben gerçeğinden daha çok inandım kendisinin nikos sampson olduğuna. mimikler, jestler, yüz ifadesi, duruş, bakış... gerçeğiyle birebir aynı ve çok profesyonel. adam resmen yaşamaktan fazlasını yaşamış bu rolde. hele hele bir de 3. makarios'umuz vardır ki, yıldızı gereği kadar parlamamış emre törün abim canlandırmış. adamda öyle bir yetenek var ki, gerçek makarios sanki bu! dersiniz. o beden dili, o jestler yok mu... ulan adamın ter silişi bile başlı başına bir yetenek göstergesi. kaldı ki adam resmen makarios'un ruhunu içinde barındırıyor. böyle bir oyunculuk performansından bahsediyorum. diyecek tek kelimem yok, bu adamı izlerken dilimi yutuyorum ben. ayrıca dizideki en iyi oyunculuk bence bu adamda. ve tekrar diyorum, kesinlike rum tarafı sahnelerine çok daha fazla özenmişler. bir de grivas'ımız vardır. bunu da içerde, çukur gibi dizilerle tanınan nebil sayın canlandırmış. bu adamın performansı da son derece muazzam. kendine has bir beden dili ve jesti var. onu da bu dizide dibine kadar kullanmış, ve yine kendisi ''gerçek bir grivas'' canlandırmış gibi hissettirmiş. ayrıca kaş çatma anları resmen grivas ruhu yaşatıyor. özellikle sampson ile bir araya geldikleri sahnelerde, ben yine izlerken dilimi yutuyorum. resmen tayanç ile oyunculuk yarıştırıyorlar. ama hiç biri birbirlerinin altında ezilmiyor. çünkü hepsin efsane oyunculuklar sergiliyor.

bunların dışında, dizide genel olarak oyunculuklar üst seviyede. devrim saltoğlu, sonra dr. küçük'ü canlandıran o abi de keza resmen tarihteki canlandırdığı karakteri birebir yaşatıyor. ismini hatırlamıyorum, beni affetsin. sonra zaman atlayınca, demirel dönemine falan geçince süleyman demirel'i canlandıran abi de kesinlikle çok iyi bir performans sergiliyor. birebir gerçek gibi lan bu adamlar. şaka mı bu? türk politikacılar kısmında da en çok necmettin erbakan'ı canlandıran abinin performansını beğendim. yine ismini bilmiyorum, allah affetsin. ama, resmen gerçek gibi. eski erbakan kayıtlarını izledim, aynı dizideki gibi. şaka yapmıyorum. erbakan abi mesela bir şeyi izah ederken, ellerini sanki dua edermiş giibi açıyor.
işte dizideki hali de aynı bu şekilde davranıyor. yani dizide inanılmaz detay takıntılığı var zannımca.

ayrıca ufak bir şeye de değineyim, dizi ecevit-erbakan karşıtlığına da yer vermemiş. olabildiğince dostçul bir şekilde yaklaşarak, kıbrıs meselesinin ne kadar da sol-sağ meseleleriyle bir alakası olmadığını seyirciye göstermiş. bunu en bana taraflı siyasetçiler de belirtir; sol ve sağ tarafların tek ortak olduğu konu kıbrıs'tır'' diye.
gerçek bir dönem dizisi diye buna derim ben. gerçek karakterlere olabildiğince sadık kaldıkları için, ortaya şaheser bir iş çıkmış. bir tek ecevit'i canlandıran eleman çok sırıtmış aralarında. onu da muhtemelen ecevit'e fazla benzediği için mecburi olarak oynattılar. ona yapacak bir şey yok.















işin görsel sanat tarafına gelmemiz gerekiyor artık. zira, sinema denen sanat görsel bir sanat, ve bu dizi gerçekten ''görsel bir sanat'' diyebileceğim kadar kaliteli bir dizi. dizide inanılmaz bir görsellik var. karakterlerin dönem kostümlerinden tutun da, ingilizlerin tankına, yunanlıların hücumbotuna, o dönem kullanılmış silahlara kadar her detaya ekstra önem verilmiş. özellikle bu önem 2. sezonda daha da fazla açığa çıkıyor. öyle ki, resmi açıklamalara göre sırf bu dizi için yunan hücumbot, ingiliz tankı, rum askeri aracı, askeri kamufilajlar, eoka kamufilajı, dönemin mücahit kostümleri, ingiliz kamufilajı sıfırdan üretilmiş. bunun meyvesini de böylesine bir görsel sanatla yemişler zaten. abi dizide her şey dönemine uygun şekilde aktarılmış. ortaya da böyle şahseser görüntüler çıkmış. dizi mekan olarak tamamen kıbrıs'ta çekilmiş. bölge olarak da gazimağusa, maraş ve erenköy tercih edilmiş. maraş zaten başlı başınca coğrafi bir cevher. dizinin o esrarengiz sahnelerinde de oldukça belli oluyor.



dizi sadece rum ve türklere yer vermiyor, ingilizlere de zaman zaman yer veriyor. bilirsiniz, kıbrıs'ı ingilizler 93 harbinden sonra ilhak etmişti. işler böyle olunca ingiliz sömürgesine girmişti kıbrıs. dizide de birebir gösteriliyor bunlar. ingiliz askerleri, yetkilileri, ingiliz yüksek komiserliği, ingiliz araçları... yav ne ararsanız var. görsel sanat denilen şey tam olarak bu işte. dizide aşırı iyi bir dekor çalışması mevcut. en ince ayrıntısına kadar ilmek ilmek işlenmiş. ben böylesine ilmek ilmek işlenmiş bir dekor bir tek squid game'de gördüm, ama o bir kore dizisi. bana kalırsa böylesine destansı bir dekoru türk sektörüne kazandıran ilk dizi, bir zamanlar kıbrıs olmuş. o kadar kaliteli bir görsellik var ki, ben şuan buraya ne yazacağımı tam olarak bilemiyorum. görsellerin ağzı yok, dili var derler. alın size o muazzam görsellik;




bunlar sadece birkaç detay. dizi, özellikle kostümlere aşırı değer vermiş. öyle ki, makarios'un papaz kostümü o kadar iyi kullanılmış ki, sizi 1960'lara direkt olarak ışınlıyor. boynundaki haç detayı da tuzu biberi. özellikle ilk sezonun birkaç bölümünde bulunan eoka kamufilajları ve eoka bereleri göz kamaştırıyor. ayrıca kanlı noel'e ramak kala hazırlanan rum karargahlarının ve kıbrıs sokaklarının ''enosis'' kelimesi ile çevrilmesi, kıbrıs meselesinin daha iyi bir şekilde aktarılmasını sağlamış.


dizi kanlı noel'i o kadar iyi aktartmış ki, 1960'ların kıbrıs'ına ışınlanmamanız mümkün değil. ve bunu da tarafsız bir biçimde yapmış. o an türkler soykırıma uğrarken yardım etmek isteyen şerefli rum komşular... ''kızım eoka terörist, türklere yardım edersen bizi de öldürürler'' diyen çaresiz bir baba.

bu evi yakamazsınız, bu ev arkadaşımın evi! diyen şerefli rumlar...

bunlarla da kalmadı. az önce demiştim, dizinin rum sahnelerine ayrıca önem göstermişler diye. işte bu, makarios sahnelerinde oldukça açığa çıkıyor. sizleri sadece tek bir görselle inanılmaz bir dekorla baş başa bırakıyorum.

ulan telefon detayı bile buram buram 1960 kokuyor.

elbette dizinin tek görselliği bunlarla sınırlı değil. dizinin 12. bölümünde erenköy direnişi işleniyor. o bölümde olabildiğince savaş atmosferi vermeye çalışmışlar. verebilmişler de. ancak bazı handikaplar mevcut. dizinin resmi facebook sayfasında ''sıfırdan yuan hücumbot'' ürettik deseler de, hücumbotun sadece ön kısmını ürettikleri anlaşılıyor. hücumbotun tamamını üretmediklerini de şu şekilde anladım, çünkü görsel efekt kullanılmış. ve bu görsel efektler de aşırı sırıtıyor. dizinin 12. bölümünde devreye giren yunan hücumbotların tüm gövdesinin gösterildiği planların görsel efekt olduğu çok belli. eğer tamamını üretselerdi, bu kadar sırıtmazdı. az önce hücumbotların ön kısmının bulunduğu sahnenin bulunduğu görseli paylaştım, ne kadar da gerçekçi duruyor değil mi? ama işte hücumbotun tamamının gösterildiği planlarda bir o kadar da gerçekçilikten uzaklaşıyoruz. madem hücumbot ürettik diyorsunuz, komple üretseydiniz. sadece ön tarafı üretmek nedir? diyorum ama, belki de bütçe ağır gelmiştir, bunu bilemeyiz. zira bu görselliğe sahip olan bir dizinin en kötü bölüm başı 5 milyon tl bütçesi vardır diye düşünüyorum. (2021-2022 ekonomisiyle.)

bu kadar sırıntıyı göz ardı etmezsek, bu diziye hakaret etmiş oluruz. tamam bazı sahneler gerçekten sırıtyor, ama ortada bir sanat var. öyle ki, erenköy direnişi sahnelerinde savaş atmosferi o kadar iyi yansıtılmış kı, kendimi sanki 1964 erenköy direnişinde zannettim. bu gerçekçiliği de neye borçluyuz? elbette sahnelere yer verilen isveç barış gücü askerlerine ve sayısı sayısına tarihle eşleşen yunan askerleriyle. aynı zamanda, erenköy'de direnmek için gönüllü olarak gelen üniversite öğrencisi kıbrıs türklerine. isveç'li barış gücü askerleri açık açık demiş; ''bakın yunanlar çok kuvvetli, yenileceksiniz. teslim olun. kadın ve çocukları götürelim, onları profesyonel askerlere öldürtmeyin'' derler. ama türk kadınları asla bunu kabul etmez. '' öleceksek, erkeklerimizle birlikte, şerefimizle ölürüz'' derler. işte olay böyle olunca, ipler kopar.

dizinin kalitesini arşa çıkartan sadece bu tarz detaylar değil. abi savaş atmosferi inanılmaz şekilde yansıtılmış. özellikle patlama sahneleri gerçekten çok gerçekçi. bunu nasıl yapmışlar bilmiyorum ama, gerçekçi yunan hücumbot tasarlayamayan ekip, patlama sahnelerini aşırı gerçekçi tasarlamış. her bir patlama sahnesinde gerçekten patlamış gibi hissediyorsunuz.



savaş sahnelerini geçtik, dizinin cengiz topel'e verdiği önem daha da fazla belli oluyor. zira cengiz topel'in rumları bombardıman altında tutması dahil, paraşütle atlama sahnesini ve esir alınma sahnesini tüm detayıyla göstermeleri, bu dizinin ne kadar da tarihine önem verdiğini gösteriyor. yetmemiş, cengiz topel'in paraşütle hangi saatte indiğini dahi belirtmiş psikpatlar. kaldı ki, paraşüt sahnesi bile başlı başına bir sanat. (12. bölüm 2:07:41 kısım)

ardından beliren esir düşme ve işkence sekansları... daha bu sürece gelene kadar oldukça ince repliği de bünyesinde barındırıyor. repliği de geçin, inanılmaz sahneler de var. yüzlerce rum askerinin içinde cengiz topel;

cengiz'in işkence sürecine taşınmadan önceki ingiliz doktor mr. taylor ile geçen akılalmaz diyaloglar... rumlar der ki, ''sahte rapor yazacaksın, paraşütle inerken ağır yaralı olduğunu yazacaksın''. mr taylor derki, ''benim yeminim var, ben asla sahte rapor yazmam'' der ama, zorla bir şekilde alırlar bu raporu. yav daha neler neler be. ulan bu dizinin görselliğini överken kolpa atrmıyoruz. her şey muazam seviyede duruyor.

son olarak dizinin ankara ayağındaki görselliğe değineyeyim, sonra yavaştan sona gelelim. abi sokakta gözüken arabalar ve genel dekor 1960'ları birebir yansıtıyor. çünkü aynı 1960'lar gibi. birebir aynı şekilde tasarlanmış. lan arabaların plakaları bile tıpatıp aynı. allah bilir bu antika arabaları nereden buldular. tomarla para akıtmışlardır muhtemelen.

ben artık bu dizinin görselliği konusunda tıkanıyorum. zaten çok da uzun bir yazı oldu. son sözlere gelip bitirelim artık. bu dizi gerek kıbrıs türkleri, gerek de yunanlılar tarafından çok fazla tepki aldı. kıbrıs türkleri ''tarihi çarpıtıyor'' derken, yunanlılar da da ''propaganda dizisi'' dediler. hiç birinin aslı yok. ve bunu bu diziyi izleyenler anlar en fazla. belgesel değil, bu bir dizi. ona rağmen adamlar seyircinin istediklerini dikkate alarak dizinin senaryosunu ona göre şekillendirmiş. daha ne yapsınlar abi? ne olursa olsun burada muazzam bir işçilik söz konusu. ve bu işçiliği sadece sinema sanatına önem verenler anlayabilir. ben de bunlardan biriyim.
belki de dizinin en zayıf taraflarından biri müzikleri. evet, yine dinlenebilir eserler var. ancak muazzam bir müzik çalışması yok dizide. ilk sezonun müziklerini çiğdem erken üstlenmiş. bu karıyı en son halil sezai ile görmüştüm. kıbrıs ne alaka ya? çok çok sönük kalmış müzikleri, özellikle ilk sezonda. 2. sezonda biraz daha toparlamış, ancak yine de yetersiz. 1-2 müzik var, her daim aynı müzikler dönüpduruyor. böylesine kaliteli bir projede, böylesine vasat bir müzik işçiliği kabul edilemez. en üzüldüğüm kısım bu oldu. ama yapacak bir şey yok, dizi böyle çekilmiş artık.
heer neyse, öyle ya da böyle benim için gelmiş geçmiş en kaliteli 2. türk dizisidir. her sahnesini defalarca izliyorum ve asla sıkılmıyorum. bu da bir zamanlar kıbrıs dizisinin aşırı iyi bir görsel sanat olduğunu gösteriyor. tüm ekibin eline koluna sağlık. maalesef hakettiği değeri görmeyen bir yapım. reyting kurbanı olmaktan kaçınamamış zaten.


öncelikle dizi kanlı noel ve sonraki süreci anlatıyor, cumhuriyet kurulmadan önceki olayları değil. (1963-1974) ancak tercihlerini mantıklı buldum, çünkü bizi kanlı noel'den sonrası ilgilendiriyor. dizi 2 sezon, toplam 24 bölümden oluşuyor. 2. sezonda mücadelenin daha çok askeri taraflarına odaklanılmış. hepsini detaylandıracağım. 2. sezon ismi de kıbrıs zafere doğru
öncelikle dizi final bölümüne kadar hangi tarihsel süreci anlatıyor, bunları belirtmem lazım. kanlı noel'den başlıyor ve sırasıyla;
1. sezon
-kanlı küvet katliamı (binbaşı nihat ilhan ve ailesi)
-ayvasıl katliamı
-küçükkaymaklı baskını
-yeşil hattın çizilmesi
-lefkoşa'nın işgali
2. sezon
-erenköy direnişi
-cengiz topel'in kıbrıs'ta savaş uçağı uçurması, yunan hücumbotlarını vurması, uçağı düşmek üzere olup da cengiz'in paraşütle son anda atlaması, paraşütle atlamayı başardıktan sonra rum köyüne inip rumlar tarafından esir alınması ve işkence görmesi
-süleyman demirel dönemindeki sürtüşmeler
-yunan cuntası ve eoka-b militanlarının kıbrıs'a darbe yapması
- ecevit dönemi sürtüşmeleri ve kıbrıs barış harekatı
kabataslak anlatmam gerekirse 24 bölümlük dizi boyunca bu süreçler anlatılıyor. zaten kıbrıs'ın tarihini biliyorsunuz, o sebeple işin tarihsel kısımlarından daha çok, bu bir sinema sanatı olduğu için direkt dizinin kendisine odaklanacağım.
senaryodan başlarsak, tarihsel ögelerle kurgusal karakterler güzel pekiştirilmiş. dizide dereli ailesi tamamiyle kurgusal karakterler olmasıyla birlikte, zamanında tarih yazmış gerçek isimlerin karakterleri de mevcut. mesela rauf denktaş, dr. fazıl küçük, ali rıza vuruşkan, süleyman demirel, bülent ecevit, necmettin erbakan, cengiz topel, nihat ilhan, nikos sampson, 3. makarios, yeoryos grivas, georgios karayiannis gibi kişilikler de dizide profesyonel ve tarihe bağlı şekilde yer verilmiş. yani aslında bakarsanız, gayet de olması gereken bir senaryo olmuş. senaryoda öveceğim çok yer var, ama ne kadar aklıma gelir bilemem. ilk aklıma gelen, oldukça başarılı karakterler oluşturulduğu. emre özdür ve başar başaran ikilisinin kaleminden çıkan bir senaryo bu. daha önce bu ikiliyi pek görmedim, yalan olmasın. ama bir zamanlar kıbrıs dizisinde inanılmaz bir performans sergilemişler muazzam karakter analizleriyle. dizideki tarihsel karakterler, gerçek halleriyle birebir aynı şekilde yazılmış. hayat tarzları, replikleri, amaçları, hedefleri var karakterlerin. dolayısıyla giriş-gelişme-sonuç üçlemesine de sonsuz hizmet ediyor. yetmemiş, adamlar nikos sampson'un çocukluğunda yaşadığı travmalara bile yer vermişler. yani karakter analizleri ve derinlikleri muazzam seviyede. hangi karakter olursa olsun. işte ben buna kaliteli bir senaryo derim. hadi bunları geçelim. olması gereken şey bu zaten. peki karakterlerin replikleri? ulan makarios karakteri bile başlı başına espritüel, uç, hayat tarzı olan muazzam bir karakter dizide. kesinlikle ve kesinlikle seyircinin aradığı karakter yaratımı tam olarak bu! aklımda yer eden ikonik bir makarios esprisini buraya yazmadan edemem;
''türkiye'ye gittiğimde dikkatimi çekmişti. turizm şirketlerinin tuhaf tuhaf isimleri vardı. öz, hakiki süleyman gibi. sanki iki kardeş ayrılmış, biri diğerine daha öz olduğunu ispatlamaya çalışıyor''

hayat tarzına sahip espriyi geç, muazzam ince göndermeler de var dizide. ve bunu da rum karakterler üzerinden yapıyorlar. çünkü hepsinin farklı ve uç hayat tarzı var. gönderme yapmaya müsaitler son derece. bu ve bunun gibi tonla türkiye göndermesi var dizide. şuan aklıma gelen bu. bu da aşırı ikonik olduğu için. nikos sampson'a bakalım mesela. adamın bir amacı, bir hedefi var. adamın bir tarzı var. ve sevgili senaristlerimiz bu tarz detayları inanılmaz yedirmişler karakterlere. her karakterin kendine has bir replik tarzı var. mesela nikos'un da şöyle ikonik bir repliği vardır aklıma kazınan;
''ben hep söylerim, politikacılar sahaya çıkmamalı diye. liderleri korkak olunca, askerleri kaçıyor''

dediğim gibi, bu ve bunun gibi daha birçok efsane replik mevcut dizide. rauf denktaş ve dr. fazıl küçük de gerçek halleriyle birebir aynı neredeyse. bu durumun casting seçimiyle doğrudan ilgisi olsa da, senaryonun da bir o kadar etkili olduğunu düşünüyorum. zira dr. küçük ve makarios'un karşılıklı replikleri de bir o kadar özene bözene yazılmış ve hepsi de tarihi temsil ediyorlar. tabi bununla beraber, dizinin senaryosu oldukça tarafsız. gerek rum, gerek de türk tarafını olabildiğince tarihe bağlı kalarak aktarmaya çalışmışlar. her iki tarafa da eşit şekilde sahnelere yer vermişler. her iki tarafın da mücadelelerini yansıtmaya çalışmışlar. herkesin bir derdi var, herkes bir şekilde bu hikayenin içinde. kurgusal karakterlere tamamen geçmeden önce, bir gerçek karaktere daha değinmem lazım. o da ''tümgeneral karayiannis'' dizinin senaryosu tarafsız dedim ya, işte bu karakter resmen bu tarafsızlığı tescilliyor. adam rum milli muhafız ordularının komutanı, ama kıbrıs rumlarının bu tutumlarını hiç bir şekilde desteklemiyor. mesela grivas, ''türkler eğer çıkartma yaparsa, onları tehdit edin. çıkartma yapacak oldukları anda silahsız türk köyleri rehin alınıp, kurşuna dizilecek'' derken, şerefli yunan komutanımız da; ''soykırımla kazanılmış bir zaferi mi kutlayacaksınız?'' diyor. hatta adam en sonunda sinirleniyor, ve ''askerlik gururu vardır. ben askerlerime soykırım yaptırmam! istifa ediyorum'' diyor. yani son derece şerefli bir komutanı da bu şekilde senaryoda yer vermişler, ve bu aşırı iyi bir detay. hırto yunanlar bu diziye propaganda dizisi diyorlar. aynen, propaganda. propaganda dizisiyiz ve tümgeneral karayiannis'i son derece şerefli göstereceğiz... bak sen şu işe yav.

neyse, senaryonun ikinci ayağı kurgusal karakterlere geçelim. dizide bereli veya ankaralı diye ana bir karakter var. bu karakterin gerçek ismi belli değil. ama son derece ciddi görevlerde yer almış profesyonel bir ajan/asker bu adam. türk hükümeti, kıbrıs'ta olaylar kızışınca bu adamı kıbrıs'a yolluyorlar. aslında bu herifin tarihe göre ali rıza vuruşkan'ı canlandırması gerekiyor, çünkü ali rıza vuruşkan'ın tarihte yaşadığı süreci yaşıyor. ama ne hikmetse, bereli karakteri bu olay örgüsüne rağmen kurgusal karakter olarak kalmış ve 2. sezonda, erenköy direnişi zamanlarında ali rıza vuruşkan karakterine bereli'den bağımsız yer verilmiş. o sebeple bereli de ot gibi kurgu olarak kalmış. ulan böyle yapacağınıza, direkt ali rıza vuruşkan deseydiniz ya bereli'ye. hatta aynı ali rıza vuruşkan gibi, bereli'de sahte iş bankası müfettişi kimliğiyle giriyor adaya. bu konuda çok tutarsız geldi bana senaryo. ama ilk sezonun senaryosuyla kıbrıs türkünden çok fazla tepki aldılar, o sebeple 2. sezonda senaryo değişikliğine gitmiş olabilirler, ki öyle zaten. 2. sezonda hem dizinin adı tamamen değişiyor, hem de senaryo baştan aşağı değişiyor. ama bu değişimin sebebi sadece ali rıza vuruşkan değil. asıl sebebe geliyoruz, o da dereli ailesi. daha doğrusu, inci dereli ve nikos sampson aşkı.
dereli ailesi tamamen kurgu. kemal dereli 2 kız babası, sakız tüccarı. inci dereli var, kemal'in karısı. bir de büyük babaları var, salahi diye. bunlar dizide tipik bir kıbrıs türkü ailesini canlandırıyor. bu kısma kadar her şey normal de, sampson'un inci'ye aşık olmasını ben de pek kabullenemedim aynı kıbrıs türkü gibi. böylesine ağırlığı olan bir dönem dizisinin bu tarz ucuz senaryosal detaylara sahip olması tepkileri de kaçınılmaz kılmış. zira dizinin senaryosu zaten efsane, az önce bahsettik. ama bu tarz detaylar kabul edilemez işte. hayır basit bir aşk olsa yine anlarım, ama nikos resmen inci'ye takıntılı. ''benim olanı benden aldılar'' falan filan diyor adam. işler böyle olunca kıbrıs türkleri başta olmak üzere, ben dahil birçok kişiden tepki aldı. ama bu tarz detaylara da muhtemelen reyting kaygısı güttükleri için yer vermişlerdir. zira, böylesine yüksek prodüksiyonlu bir dizinin reyting işini şansa bırakması, bana da biraz tuhaf gelirdi. ben kabullendim her ne kadar tavsip etmesem de. zira dizi, gerçekten çok kaliteli ve bu tarz dandik detaylar dizinin kalitesi altında oldukça eziliyor. zaten 2. sezonda senaryo tamamen değişti, inci-sampson aşkı yeryüzünden silindi resmen. çok ciddiyim, ikinci sezonda hiçbir şekilde yer verilmemiş. her iki karakter de birbirinden bağımsız, sanki hiç tanışmamışlar gibi bir şeye evrilmişler. doğru olan da buydu zaten.
onun dışında bir de yardımcı ve kurgusal karakterler mevcut. kemal'in kan kardeşi derviş mesela. o da gayet iyi yazılmış bir karakter, fazla detaylandırmayacağım. ekstra yazılan karakterler de var. mesela isveç'li barış gücü teğmen'i ve ingiliz hemşire ''sandy sunderland'' gibi. daha birçok karakter var da, değinirsem bu tanım bitmez. yani arkadaşlar, dizinin dopdolu bir senaryosu var. ''biz tarih anlatıyoz yeaah'' kafasıyla yazılmamış. gerçekten gerek kurgusal, gerek de tarihte varlığı olan karakterleri kendilerine has tarzlarıyla anlatabilmek için büyük çaba göstermişler. ve samimi söylüyorum, başarmışlar da. inanılmaz kaliteli bir senaryosu var. özellikle rum tarafına ekstra özendiklerini düşünüyorum ben. çünkü, espritüel kişilikler ve bu kişiliklere eşlik eden replikler... diyecek tek kelimem yok. kaleminize sağlık.
tabi senaristler kupkuru tarihin izinden de gitmemiş, o tarihi olabildiğinde etkili bir şekilde anlatmak için oldukça çaba da göstermiş. mesela sadece türk-yunan savaşından ziyade, rumların kendi içlerindeki karakter çatışmalarına da yer vermişler. mesela grivas ve samson'un etkileyici dostluğu, aralarındaki hiyeraşi, grivas ve samson'un makarios'a duyduğu düşmanlık vesaire. yani dizide yok yok kesinlikle. adamlar bildiğin makarios'u indirme planları yapıyor lan. hem de bunu inanılmaz oyunculuklarla, muazzam replikler eşliğinde yapıyorlar. onu da geçin, karakterlerin kendi aralarında esprili şekilde konuşmaları da bu dizinin senaryosunun ne kadar üzerine titrenildiğini gösteriyor. türk tarafında da özellikle makarios ve dr. küçük arasındaki diyaloglar oldukça büyüleyici. dr. küçük makarios'a laf çakıyor, korkutuyor. makarios'ta ona tekrar laf çakıyor falan... sonra rauf ile dr. küçük'ün aynı şekilde aralarındaki diyaloglar da son derece ilmek ilmek yazılmış. her repliklerinde siz de onlarla beraber sanki o tarihe birebir şahit oluyorsunuz.
dizinin önem verdiği detaylar elbette bunlarla da bitmedi. dizi, zaman zaman rum-ingiliz çatışmasına da gerekli ayarı veriyor. bir tane sahnede nikos, ingiliz hemşire sandy'e;
''şu adadan bir defolup gidemediniz! garantörmüş, siz ancak bulunduğunuz yerin pisliğini garanti edersiniz'' diyor. sonra diyor ki;
''bu zamana kadar sayısız ingiliz askeri öldürdüm. bugün halen daha onlarla yüz yüze gelmek zorunda kalıyorum, benden korkuyorlar'' diyor. burada kast ettiği şey, türk-rum çatışmaları başlamadan önce rumların amacı ingilizleri adadan çıkartmaktı. bu süreçte de birçok ingiliz askerini öldürdüler. tabi sampson eoka'nın tetikçisi olduğu için bu konuda büyük rol oynuyor. işte dizi bu tarz detaylarla da son derece çeşitli. kuru kuru tarih anlatmak herkesin harcı, ama böylesine karakter derinliği katılarak yapma tarih değil, gerçek tarih anlatmak herkesin harcı değil. aralarındaki fark bu.
repliklere değinmişken, bir de karakterlerin kullandığı lisandan bahsedeyim. rum tarafında herkes yunanca biliyor gibi gösterilse de, rum karakterler yunan aksanı türkçe konuşuyorlar. yer yer %100 yunanca repliklere yer vermişler, ama bunlar çok kısıtlı. türk tarafında da kimisi ya düz aksansız türkçe konuşuyor, ya da kıbrıs aksanı yapmaya çalışıyorlar. bazıları yapmaya çalışırken karadeniz aksanı falan yapıyor. yani bu konuda karman çorman, yalan olmasın. mesela rauf denktaş'a kıbrıs aksanı kastıracağınıza, direkt düz türkçe konuştursaydınız bu kadar tepki almazdınız muhtemelen. mesela dr. küçük düz türkçe konuşuyor, hiç ama hiç sırıtmıyor. kimse ''la bu niye düz türkçe konuşuyor'' demiyor. bunlar ufak tefek sorunlar gerçi. ama buna da değinmek istedim, çünkü kıprıslı türkler buna da çok tepki göstermişler. niye kıprıs aksanı yapmıyorlar diye. sevgili parlak beyinli kıprıslı kardeşim, oyuncular türkiye türkü oldukları için olabilir mi? kktc'den sanatsal ve kendini kanıtlamış oyuncu çıkartsaydınız da, onlar oynasaymıştı madem. ulan dizide bu kadar muazzam oyunculuk varken, gelip bu tarz önemsiz detaylara takılmalarını bir türlü anlamdıramıyorum ben. keza rum tarafında da neden yunanca değil de, türkçe konuşuyorlarmış... türk dizisi olduğu için olabilir mi? ayrıca tekrar diyoprum, bu adamların ana dili yunanca değil ki. bu diziye kadar hayatları boyunca yunanca nedir görmemişlerdir bile. ona rağmen bazı sahnelerin derinliği sarsılmasın diye, %100 yunanca replikli sahneler var. oyuncuların yunancayla uzaktan yakından alakası olmamasına rağmen muazzam bir performans sergilemişler. zaten şekileri şemalleri aynı gerçek karakterler gibi, bir de bu tarz detaylarla kalitelerini ve başarılarını iyice kanıtlamışlar resmen. misal, dizinin 4. bölümünde lefkoşa'yı işgal edip düşüren grivas;
''müjdeyi verin, lefkoşa düştü! radyodan anons geçin'' diyor. ve bu sahne %100 yunanca. zorlasalar yine de ortaya yunancayla bile muazzam işçilik çıkartabilirlemiş. ama uzun vadede sürekli yunanca dilinde sahnelerin çekilmesi, %100 türk dizisi olmasına rağmen, altta sürekli türkçe altyazı dönmesi izleyiciyi yorabilirdi. yormayı geçin, karakterlerin derinliklerini seyirciye tam anlamıyla geçiremezlerdi diye düşünüyorum. yunan aksanlı türkçe kullanmaları uzun vadede herkes için daha doğru bir seçim olmuş. zira beni bu haliyle dizinin sahneleri daha fazla tatmin ediyor. hem kendi dilimde izliyorum, hem de başarılı kullandıkları yunan aksanı sayesinde helen ruhunu da bir o kadar hissedebiliyorum.

bahsede bahsede bitiremiyoruz, ama detaylara biraz daha değinmem lazım. çünkü bu dizi, detayların dizisi. kıbrıs'ın tarihindeki bazı trajedilere ekstra özen göstermişler. misal 2. bölümde işledikleri, binbaşı nihat ilhan'ın ailesinin küvette kurşuna dizildiği sahne. o sahnede o trajediyi yaşatabilmek için oldukça büyük çabalar gösterilmiş. ilhan'ın evinin dekorları yine usülüne uygun şekilde kurulmuş. keza olayın yaşandığı banyonun duvar renkleri, küvetin şekli, köşede bulunan büyük şofben gibi detaylar birebir gerçeğiyle aynı. belki o banyo kıbrıs'ta bulunan barbarlık müzesi'nde çekilmiştir, onu bilmiyorum. zira 1963'te bu olay olduktan sonra, bu ev ve bu banyo müzeye dönüştürülmüş. ama muhtemelen sahne bu müzede çekilmemiştir, çünkü adı üstünde, müze yani. dizi çekecek dahi olsalar oranın dekoruyla oynayamazlar. zira 1963'ten beri küvetteki kan lekeleri dahi halen daha korunuyormuş sanırım. ben gitmedim, başkalarının yalancıyısım. dizi de olsa bu sahne çok çarpıcıydı gerçekten. zaten oyuncular bu trajediyi tek başına aktarabiliyorlardı. yetmemiş sahneye özel besteledikleri müziği kullanmışlar. yine yetmemiş evin tüm odalarına özel olarak fotoğraf dekorları kurmuşlar sırf o dönemdeki acıları biz de iliklerimize kadar hissedelim diye. yine ama yine yetmemiş, sahne sonuna bu trajedinin haber edildiği gazete küpürünü kullanmışlar. işte insan da bu andan sonra trajediyi sanki kendisi yaşamış gibi hissediyor. kolay kolay dizilerden veya filmlerden etkilenmem, ama bu sahne beni bile aşırı etkilemişti. diziye de zaten bu sahneden sonra bakış açım olumlu şekilde değişmişti. zira ilk bölümü sıkıcı dahi bulmuştum, izlemeyi bırakacaktım. ama iyi ki bırakmamışım. 2. bölüm ve ondan sonraki gelen tüm bölümler ayrı bir sanat eseri benim için. o küvette ölen anne ve küçücük çocukların huzur içinde yatması dileklerimle.




oyunculuklara geçersek, burada resmen çılgın atıyor. bundan daha üst bir hitap var mı bilmiyorum ama, gerçekten çılgın atıyorrlar. rauf denktaş'ı devrim saltoğlu canlandırırken, bereli karakterini serkan çayoğlu canlandırıyor. ayrıca kemal dereli karakterini de ahmet kural'ın canlandırdığını söylemem gerek. bu adamın oyunculuğu iyi de, bazı yerler bana fazla cringe geldi. özellikle ağlama sahneleri. gereksiz dram kasmaya çalışmış gibi. ama ilk drama dizisiymiş, bu normal sanırım.

serkan bey'in performansı da diğer duayenlere göre de biraz sönük kalmış. gereksiz bir askeri kasıntılık var kendisinde. facia mı? elbette değil. ama kadroda öyle isimler var ki, serkan'ın esamesi okunmaz o kadar diyorum ben. sampson rolünde tayanç ayaydın var bir kere. adam öyle bir performans sergilemiş ki, ben gerçeğinden daha çok inandım kendisinin nikos sampson olduğuna. mimikler, jestler, yüz ifadesi, duruş, bakış... gerçeğiyle birebir aynı ve çok profesyonel. adam resmen yaşamaktan fazlasını yaşamış bu rolde. hele hele bir de 3. makarios'umuz vardır ki, yıldızı gereği kadar parlamamış emre törün abim canlandırmış. adamda öyle bir yetenek var ki, gerçek makarios sanki bu! dersiniz. o beden dili, o jestler yok mu... ulan adamın ter silişi bile başlı başına bir yetenek göstergesi. kaldı ki adam resmen makarios'un ruhunu içinde barındırıyor. böyle bir oyunculuk performansından bahsediyorum. diyecek tek kelimem yok, bu adamı izlerken dilimi yutuyorum ben. ayrıca dizideki en iyi oyunculuk bence bu adamda. ve tekrar diyorum, kesinlike rum tarafı sahnelerine çok daha fazla özenmişler. bir de grivas'ımız vardır. bunu da içerde, çukur gibi dizilerle tanınan nebil sayın canlandırmış. bu adamın performansı da son derece muazzam. kendine has bir beden dili ve jesti var. onu da bu dizide dibine kadar kullanmış, ve yine kendisi ''gerçek bir grivas'' canlandırmış gibi hissettirmiş. ayrıca kaş çatma anları resmen grivas ruhu yaşatıyor. özellikle sampson ile bir araya geldikleri sahnelerde, ben yine izlerken dilimi yutuyorum. resmen tayanç ile oyunculuk yarıştırıyorlar. ama hiç biri birbirlerinin altında ezilmiyor. çünkü hepsin efsane oyunculuklar sergiliyor.

bunların dışında, dizide genel olarak oyunculuklar üst seviyede. devrim saltoğlu, sonra dr. küçük'ü canlandıran o abi de keza resmen tarihteki canlandırdığı karakteri birebir yaşatıyor. ismini hatırlamıyorum, beni affetsin. sonra zaman atlayınca, demirel dönemine falan geçince süleyman demirel'i canlandıran abi de kesinlikle çok iyi bir performans sergiliyor. birebir gerçek gibi lan bu adamlar. şaka mı bu? türk politikacılar kısmında da en çok necmettin erbakan'ı canlandıran abinin performansını beğendim. yine ismini bilmiyorum, allah affetsin. ama, resmen gerçek gibi. eski erbakan kayıtlarını izledim, aynı dizideki gibi. şaka yapmıyorum. erbakan abi mesela bir şeyi izah ederken, ellerini sanki dua edermiş giibi açıyor.
işte dizideki hali de aynı bu şekilde davranıyor. yani dizide inanılmaz detay takıntılığı var zannımca.

ayrıca ufak bir şeye de değineyim, dizi ecevit-erbakan karşıtlığına da yer vermemiş. olabildiğince dostçul bir şekilde yaklaşarak, kıbrıs meselesinin ne kadar da sol-sağ meseleleriyle bir alakası olmadığını seyirciye göstermiş. bunu en bana taraflı siyasetçiler de belirtir; sol ve sağ tarafların tek ortak olduğu konu kıbrıs'tır'' diye.
gerçek bir dönem dizisi diye buna derim ben. gerçek karakterlere olabildiğince sadık kaldıkları için, ortaya şaheser bir iş çıkmış. bir tek ecevit'i canlandıran eleman çok sırıtmış aralarında. onu da muhtemelen ecevit'e fazla benzediği için mecburi olarak oynattılar. ona yapacak bir şey yok.















işin görsel sanat tarafına gelmemiz gerekiyor artık. zira, sinema denen sanat görsel bir sanat, ve bu dizi gerçekten ''görsel bir sanat'' diyebileceğim kadar kaliteli bir dizi. dizide inanılmaz bir görsellik var. karakterlerin dönem kostümlerinden tutun da, ingilizlerin tankına, yunanlıların hücumbotuna, o dönem kullanılmış silahlara kadar her detaya ekstra önem verilmiş. özellikle bu önem 2. sezonda daha da fazla açığa çıkıyor. öyle ki, resmi açıklamalara göre sırf bu dizi için yunan hücumbot, ingiliz tankı, rum askeri aracı, askeri kamufilajlar, eoka kamufilajı, dönemin mücahit kostümleri, ingiliz kamufilajı sıfırdan üretilmiş. bunun meyvesini de böylesine bir görsel sanatla yemişler zaten. abi dizide her şey dönemine uygun şekilde aktarılmış. ortaya da böyle şahseser görüntüler çıkmış. dizi mekan olarak tamamen kıbrıs'ta çekilmiş. bölge olarak da gazimağusa, maraş ve erenköy tercih edilmiş. maraş zaten başlı başınca coğrafi bir cevher. dizinin o esrarengiz sahnelerinde de oldukça belli oluyor.



dizi sadece rum ve türklere yer vermiyor, ingilizlere de zaman zaman yer veriyor. bilirsiniz, kıbrıs'ı ingilizler 93 harbinden sonra ilhak etmişti. işler böyle olunca ingiliz sömürgesine girmişti kıbrıs. dizide de birebir gösteriliyor bunlar. ingiliz askerleri, yetkilileri, ingiliz yüksek komiserliği, ingiliz araçları... yav ne ararsanız var. görsel sanat denilen şey tam olarak bu işte. dizide aşırı iyi bir dekor çalışması mevcut. en ince ayrıntısına kadar ilmek ilmek işlenmiş. ben böylesine ilmek ilmek işlenmiş bir dekor bir tek squid game'de gördüm, ama o bir kore dizisi. bana kalırsa böylesine destansı bir dekoru türk sektörüne kazandıran ilk dizi, bir zamanlar kıbrıs olmuş. o kadar kaliteli bir görsellik var ki, ben şuan buraya ne yazacağımı tam olarak bilemiyorum. görsellerin ağzı yok, dili var derler. alın size o muazzam görsellik;




bunlar sadece birkaç detay. dizi, özellikle kostümlere aşırı değer vermiş. öyle ki, makarios'un papaz kostümü o kadar iyi kullanılmış ki, sizi 1960'lara direkt olarak ışınlıyor. boynundaki haç detayı da tuzu biberi. özellikle ilk sezonun birkaç bölümünde bulunan eoka kamufilajları ve eoka bereleri göz kamaştırıyor. ayrıca kanlı noel'e ramak kala hazırlanan rum karargahlarının ve kıbrıs sokaklarının ''enosis'' kelimesi ile çevrilmesi, kıbrıs meselesinin daha iyi bir şekilde aktarılmasını sağlamış.


dizi kanlı noel'i o kadar iyi aktartmış ki, 1960'ların kıbrıs'ına ışınlanmamanız mümkün değil. ve bunu da tarafsız bir biçimde yapmış. o an türkler soykırıma uğrarken yardım etmek isteyen şerefli rum komşular... ''kızım eoka terörist, türklere yardım edersen bizi de öldürürler'' diyen çaresiz bir baba.

bu evi yakamazsınız, bu ev arkadaşımın evi! diyen şerefli rumlar...

bunlarla da kalmadı. az önce demiştim, dizinin rum sahnelerine ayrıca önem göstermişler diye. işte bu, makarios sahnelerinde oldukça açığa çıkıyor. sizleri sadece tek bir görselle inanılmaz bir dekorla baş başa bırakıyorum.

ulan telefon detayı bile buram buram 1960 kokuyor.

elbette dizinin tek görselliği bunlarla sınırlı değil. dizinin 12. bölümünde erenköy direnişi işleniyor. o bölümde olabildiğince savaş atmosferi vermeye çalışmışlar. verebilmişler de. ancak bazı handikaplar mevcut. dizinin resmi facebook sayfasında ''sıfırdan yuan hücumbot'' ürettik deseler de, hücumbotun sadece ön kısmını ürettikleri anlaşılıyor. hücumbotun tamamını üretmediklerini de şu şekilde anladım, çünkü görsel efekt kullanılmış. ve bu görsel efektler de aşırı sırıtıyor. dizinin 12. bölümünde devreye giren yunan hücumbotların tüm gövdesinin gösterildiği planların görsel efekt olduğu çok belli. eğer tamamını üretselerdi, bu kadar sırıtmazdı. az önce hücumbotların ön kısmının bulunduğu sahnenin bulunduğu görseli paylaştım, ne kadar da gerçekçi duruyor değil mi? ama işte hücumbotun tamamının gösterildiği planlarda bir o kadar da gerçekçilikten uzaklaşıyoruz. madem hücumbot ürettik diyorsunuz, komple üretseydiniz. sadece ön tarafı üretmek nedir? diyorum ama, belki de bütçe ağır gelmiştir, bunu bilemeyiz. zira bu görselliğe sahip olan bir dizinin en kötü bölüm başı 5 milyon tl bütçesi vardır diye düşünüyorum. (2021-2022 ekonomisiyle.)

bu kadar sırıntıyı göz ardı etmezsek, bu diziye hakaret etmiş oluruz. tamam bazı sahneler gerçekten sırıtyor, ama ortada bir sanat var. öyle ki, erenköy direnişi sahnelerinde savaş atmosferi o kadar iyi yansıtılmış kı, kendimi sanki 1964 erenköy direnişinde zannettim. bu gerçekçiliği de neye borçluyuz? elbette sahnelere yer verilen isveç barış gücü askerlerine ve sayısı sayısına tarihle eşleşen yunan askerleriyle. aynı zamanda, erenköy'de direnmek için gönüllü olarak gelen üniversite öğrencisi kıbrıs türklerine. isveç'li barış gücü askerleri açık açık demiş; ''bakın yunanlar çok kuvvetli, yenileceksiniz. teslim olun. kadın ve çocukları götürelim, onları profesyonel askerlere öldürtmeyin'' derler. ama türk kadınları asla bunu kabul etmez. '' öleceksek, erkeklerimizle birlikte, şerefimizle ölürüz'' derler. işte olay böyle olunca, ipler kopar.

dizinin kalitesini arşa çıkartan sadece bu tarz detaylar değil. abi savaş atmosferi inanılmaz şekilde yansıtılmış. özellikle patlama sahneleri gerçekten çok gerçekçi. bunu nasıl yapmışlar bilmiyorum ama, gerçekçi yunan hücumbot tasarlayamayan ekip, patlama sahnelerini aşırı gerçekçi tasarlamış. her bir patlama sahnesinde gerçekten patlamış gibi hissediyorsunuz.



savaş sahnelerini geçtik, dizinin cengiz topel'e verdiği önem daha da fazla belli oluyor. zira cengiz topel'in rumları bombardıman altında tutması dahil, paraşütle atlama sahnesini ve esir alınma sahnesini tüm detayıyla göstermeleri, bu dizinin ne kadar da tarihine önem verdiğini gösteriyor. yetmemiş, cengiz topel'in paraşütle hangi saatte indiğini dahi belirtmiş psikpatlar. kaldı ki, paraşüt sahnesi bile başlı başına bir sanat. (12. bölüm 2:07:41 kısım)

ardından beliren esir düşme ve işkence sekansları... daha bu sürece gelene kadar oldukça ince repliği de bünyesinde barındırıyor. repliği de geçin, inanılmaz sahneler de var. yüzlerce rum askerinin içinde cengiz topel;

cengiz'in işkence sürecine taşınmadan önceki ingiliz doktor mr. taylor ile geçen akılalmaz diyaloglar... rumlar der ki, ''sahte rapor yazacaksın, paraşütle inerken ağır yaralı olduğunu yazacaksın''. mr taylor derki, ''benim yeminim var, ben asla sahte rapor yazmam'' der ama, zorla bir şekilde alırlar bu raporu. yav daha neler neler be. ulan bu dizinin görselliğini överken kolpa atrmıyoruz. her şey muazam seviyede duruyor.

son olarak dizinin ankara ayağındaki görselliğe değineyeyim, sonra yavaştan sona gelelim. abi sokakta gözüken arabalar ve genel dekor 1960'ları birebir yansıtıyor. çünkü aynı 1960'lar gibi. birebir aynı şekilde tasarlanmış. lan arabaların plakaları bile tıpatıp aynı. allah bilir bu antika arabaları nereden buldular. tomarla para akıtmışlardır muhtemelen.

ben artık bu dizinin görselliği konusunda tıkanıyorum. zaten çok da uzun bir yazı oldu. son sözlere gelip bitirelim artık. bu dizi gerek kıbrıs türkleri, gerek de yunanlılar tarafından çok fazla tepki aldı. kıbrıs türkleri ''tarihi çarpıtıyor'' derken, yunanlılar da da ''propaganda dizisi'' dediler. hiç birinin aslı yok. ve bunu bu diziyi izleyenler anlar en fazla. belgesel değil, bu bir dizi. ona rağmen adamlar seyircinin istediklerini dikkate alarak dizinin senaryosunu ona göre şekillendirmiş. daha ne yapsınlar abi? ne olursa olsun burada muazzam bir işçilik söz konusu. ve bu işçiliği sadece sinema sanatına önem verenler anlayabilir. ben de bunlardan biriyim.
belki de dizinin en zayıf taraflarından biri müzikleri. evet, yine dinlenebilir eserler var. ancak muazzam bir müzik çalışması yok dizide. ilk sezonun müziklerini çiğdem erken üstlenmiş. bu karıyı en son halil sezai ile görmüştüm. kıbrıs ne alaka ya? çok çok sönük kalmış müzikleri, özellikle ilk sezonda. 2. sezonda biraz daha toparlamış, ancak yine de yetersiz. 1-2 müzik var, her daim aynı müzikler dönüpduruyor. böylesine kaliteli bir projede, böylesine vasat bir müzik işçiliği kabul edilemez. en üzüldüğüm kısım bu oldu. ama yapacak bir şey yok, dizi böyle çekilmiş artık.
heer neyse, öyle ya da böyle benim için gelmiş geçmiş en kaliteli 2. türk dizisidir. her sahnesini defalarca izliyorum ve asla sıkılmıyorum. bu da bir zamanlar kıbrıs dizisinin aşırı iyi bir görsel sanat olduğunu gösteriyor. tüm ekibin eline koluna sağlık. maalesef hakettiği değeri görmeyen bir yapım. reyting kurbanı olmaktan kaçınamamış zaten.
devamını gör...
7.
yayınlandığı dönem güncel takip ettiğim tek diziydi.
son bölümün fragmanı sebebi ile final bölümünü seyredemedim.
oyuncularlar karakterlerle hikayesi ile inanılmaz bir bağ kurmuştum çünkü.
kıbrıs’a zamanında olanlar tüm çıplaklığı ile cengiz topel’e olanlar tüm çıplaklığı ile anlatılmış olduğunu hatırlıyorum.
duygusal bağ kurmanın kaçınılmaz olduğu bir dizi.
son bölümün fragmanı sebebi ile final bölümünü seyredemedim.
oyuncularlar karakterlerle hikayesi ile inanılmaz bir bağ kurmuştum çünkü.
kıbrıs’a zamanında olanlar tüm çıplaklığı ile cengiz topel’e olanlar tüm çıplaklığı ile anlatılmış olduğunu hatırlıyorum.
duygusal bağ kurmanın kaçınılmaz olduğu bir dizi.
devamını gör...
