#netflix dizisi
chris van dusen tarafından yaratılan ve 2020 yılında izleyici ile buluşan ingiliz dönem dizisidir. kraliyet ailesi içerisinde yaşanan aşkı izleyiciyle buluşturan yapımdır.
*hollywood makyaj sanatçısı ve saç stilisti lonca ödülleri (2021) - en iyi dönem ve/veya karakter saç şekillendirme - televizyon dizisi, sınırlı dizi veya mini dizi veya yeni medya dizisi
*görüntü ödülleri (naacp) (2021) - drama dizisinde en iyi erkek oyuncu [rege jean page]
*emmy ödülleri (2022) - olağanüstü dönem ve/veya karakter saç şekillendirmesi
*televizyon için black reel ödülleri (2022) - üstün yönetmenlik, dram dizisi [chris van dusen]
*reframe ödülleri (2022) - ımdbpro en popüler 200 tv başlığı 2021-2022
dizi toplam 13 ödül almıştır.
*görüntü ödülleri (naacp) (2021) - drama dizisinde en iyi erkek oyuncu [rege jean page]
*emmy ödülleri (2022) - olağanüstü dönem ve/veya karakter saç şekillendirmesi
*televizyon için black reel ödülleri (2022) - üstün yönetmenlik, dram dizisi [chris van dusen]
*reframe ödülleri (2022) - ımdbpro en popüler 200 tv başlığı 2021-2022
dizi toplam 13 ödül almıştır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "cam hunili deli" tarafından 28.12.2020 17:31 tarihinde açılmıştır.
1.
*bridgertons, julia quinn romanından uyarlanmış ve dönem ingilteresini keyifle izleyebileceğiniz bir seri. kalabalık ailenin keyifli bir olgu olduğu gerçeğini hissettiriyor.
ancak bir sorun var ki hastings dükü simon basset
namı değer "regé-jean page", o nasıl bir yakışıklılık o ne hoş bir tavır, niye çıtayı evereste çıkarıyorsun...
ancak bir sorun var ki hastings dükü simon basset
namı değer "regé-jean page", o nasıl bir yakışıklılık o ne hoş bir tavır, niye çıtayı evereste çıkarıyorsun...
devamını gör...
2.
çerezlik dönem dizisi valla tam kafa dağıtmalık. british aksanlı "indeed" kelimesi kulağınızda çınlıyor bitirdikten sonra. göze kulağa ziyafet efendim, 5. bölümde bir coşma var* biz yetişkinler için diyelim.
devamını gör...
3.
öncelikle belirteyim dizi de gereksiz cinsellik sahneleri var. höh artık diyenler, duyarcılar izlemesin.
18. yüzyılda yaşamaları beni öyle bir cezbediyor ki anlatamam. bridgertons ailesi en güzel elbiselerini giyerken, federingtons ailesi neden sarı renklerini tercih edip kendilerine eziyet ediyorlar? o kadar da zenginler halbüki başka renkler veya stil değiştirmek, yeni elbiseler diktirmek onlar için kolay.
daphne’yi sansa stark’a benzettim ben hafiften. gerçekten çok güzel kız. hele o dük nasıl bir şey ya allah özene bezene yaratmış resmen, maşallah diyelim.
ilk başlarda biraz canım sıkıldı tek amaçlarının ailelerine yakışır birini bulup evlenmek olmasına. sonradan gelişen olaylar, gizemli gazeteci farklı bi hava kattı. terzi ile “asıl gazeteci” arasında kalmıştım, güzel fake attılar orada. son bölümlere doğru yaşanan düelloya hem güldüm hem kaşlarım çatık izledim. bu salaklıkla iyi gelmişler bu yaşa. tam türklere özgü namus davası. neyse efenim, federingtonsların babalarının öleceğini adamı ilk gördüğüm andan itibaren tahmin etmiştim.
dük’ün arkadaşı ile kavgaları ve onun box maceraları güzeldi.
akıp gidiyor dizi tavsiye edilir.
18. yüzyılda yaşamaları beni öyle bir cezbediyor ki anlatamam. bridgertons ailesi en güzel elbiselerini giyerken, federingtons ailesi neden sarı renklerini tercih edip kendilerine eziyet ediyorlar? o kadar da zenginler halbüki başka renkler veya stil değiştirmek, yeni elbiseler diktirmek onlar için kolay.
daphne’yi sansa stark’a benzettim ben hafiften. gerçekten çok güzel kız. hele o dük nasıl bir şey ya allah özene bezene yaratmış resmen, maşallah diyelim.
ilk başlarda biraz canım sıkıldı tek amaçlarının ailelerine yakışır birini bulup evlenmek olmasına. sonradan gelişen olaylar, gizemli gazeteci farklı bi hava kattı. terzi ile “asıl gazeteci” arasında kalmıştım, güzel fake attılar orada. son bölümlere doğru yaşanan düelloya hem güldüm hem kaşlarım çatık izledim. bu salaklıkla iyi gelmişler bu yaşa. tam türklere özgü namus davası. neyse efenim, federingtonsların babalarının öleceğini adamı ilk gördüğüm andan itibaren tahmin etmiştim.
dük’ün arkadaşı ile kavgaları ve onun box maceraları güzeldi.
akıp gidiyor dizi tavsiye edilir.
devamını gör...
4.
çöp bir dizi. her şey evlilikle yürüyor, tek problem evlilik. sonuna kadar izlediğim doğrudur, sonu da hiç şaşırtıcı değil. zaman öldürmelik, arada sinir krizi geçirmezseniz.
devamını gör...
5.
detaylı incelendiğinde gözümde daha da güzelleşen dizidir. müziklerini günümüz müziklerinden seçmesi bence aşırı tatlı bir detay ki ben önce fark etmedim hatta dedim ki bu çalanları ben neden tanımıyorum hmm vivaldi’ye benziyor ama vivaldi barok kaçıyor... meğersem thank you next’miş :) girls like you’ymuş:) bir de piyanoya piano forte demelerini de çok sevdim bunlar genellikle atlanan detaylar oluyor. ilk izlediğimde türkçe dublaj izledim ortamı kaçırmayayım diye(alışılıyor). her şeyin suyunu çıkarmayı çok sevdiğim için bundan sonrakileri kendi dilinde izlerim. takılıyorum ben napalım sevince bırakamıyorum.
devamını gör...
6.
2. sezon onayını almış netflix yapımı dizidir. hatta 2. sezonda da daphne bridgerton'ın en büyük abisi anthony bridgerton'ın evlenme serüvenini izleyecekmişiz.
hastings dükü simon basset... öncelikle bu beyden bahsedip kendisine olan hayranlığımı dile dökmek isterim.
dizi içinse, dönem dizileri ve kitaplarını zaten çok seven biri olarak bayıldım. simon ve daphne'den öte yan karakterlere de detaylı detaylı değinilmesi hoşuma gitti.
hastings dükü simon basset... öncelikle bu beyden bahsedip kendisine olan hayranlığımı dile dökmek isterim.
dizi içinse, dönem dizileri ve kitaplarını zaten çok seven biri olarak bayıldım. simon ve daphne'den öte yan karakterlere de detaylı detaylı değinilmesi hoşuma gitti.
devamını gör...
7.
dönem filmlerini çok seven beni içine almayı başaramamış dizidir. senaryo zayıf, etkilendiğim tek bir diyalog yok. onca dizi iptal edilirken bu dizinin ikinci sezonu çekiliyor, deli olmamak elde değil. bunu izleyeceğinize gidin jane austen uyarlamalarını tekrar izleyin.
devamını gör...
8.
asla bir jane austen uyarlaması olamayacak kadar sıkıcı. karşılaştırılamaz bile! evlilik-kıyafet-ilişki üçgeninden çıkamamış boş bir dizi. her şey çok abartı, keşke dengelemek için biraz dram vs katılsaydı.
devamını gör...
9.
dizinin sadece ilk sezonunu izledim ve kitaplarını da okuma fırsatım olmadı. her ne kadar bu tür dizi, kitap ve filmler biraz boş, ergence veya saçma da gelse bazen bu yollarla kafa dağıtmamız da gerekebiliyor. yani baktığım zaman gerçek hayatla ilgisi yok( hele ki benimkiyle) ama izlerken sizi düşüncelerden uzaklaştırıyor. bu etkisi bile hoş.
haaaa bu arada dizideki kıyafetleri mantık açısından bir tık saçma buldum madem o kadar bol giyeceksiniz, korseleri sıkmak için niye o kadar uğraşıyorsunuz? kızların giyerken resmen canı çıkıyor.
haaaa bu arada dizideki kıyafetleri mantık açısından bir tık saçma buldum madem o kadar bol giyeceksiniz, korseleri sıkmak için niye o kadar uğraşıyorsunuz? kızların giyerken resmen canı çıkıyor.
devamını gör...
10.
dizinin olay olmaması beni şaşırtıyor açıkçası.
çünkü dizide geçen erkeğe yönelik cinsel saldırı dikkat çekmeliydi ve ses getirmeliydi bence. bu tarz durumların romantize edilmesi çok rahatsız edici.
yazarın kitaplarını okumuştum ve açıkçası diziyi merak ediyordum. doğru bulmadığım çok yönü olmakla beraber dizide siyahi oyuncuların öne çıkan rollerde yer almasını takdir ettim. sonraki sezonları izler miyim bilmiyorum zira julia quinn'in romantizmi bana çok toksik geliyor. yinede fikir edinmek için izlenebilir, ortanın biraz altı bir dizi.
çünkü dizide geçen erkeğe yönelik cinsel saldırı dikkat çekmeliydi ve ses getirmeliydi bence. bu tarz durumların romantize edilmesi çok rahatsız edici.
yazarın kitaplarını okumuştum ve açıkçası diziyi merak ediyordum. doğru bulmadığım çok yönü olmakla beraber dizide siyahi oyuncuların öne çıkan rollerde yer almasını takdir ettim. sonraki sezonları izler miyim bilmiyorum zira julia quinn'in romantizmi bana çok toksik geliyor. yinede fikir edinmek için izlenebilir, ortanın biraz altı bir dizi.
devamını gör...
11.
1 bölümünü izlediğim dizi.aşk ve gurur kitabıyla yakın dönemde geçiyor sanırım ama o kadar benzerlik var ki baymaya başlıyor. yaz dizisi gibi olaylar çok fazla var, ilk bölümden neler olacağı tahmin ediliyor. diğer bölümleri izlemeye çalışacağım umarım tahmin ettiğim gibi ilerlemez.
devamını gör...
12.
bridgerton’un ikinci sezonuna annem izlerken ben de ara bir noktadan başlamış oldum. benim yorumum kısa ve öz olacak. dönem dizilerini seviyorsanız bu diziyi de seversiniz çünkü bir kere görsellik iyi, bence ikinci sezonun hikaye akışı da iyi
bridgerton evinin reisinin ölümünün karakter gelişimine olan etkisi; anthony’nin mizacının açıklanması. bunun dışında gizemi bütün bölümlere yayılan bir aşk üçgeni
, karakterler derinlikli ve kadınların oy hakkına giden yol olsun sınıf ayrımları olsun pek çok döneminin konusuna değiniyor. ben sharma kardeşlerin hikayesini de çok sevdim. elbette ufak tefek saçmalıklar var ama ben genele bakıyorum. sonuçta keyifli bir ortamda keyifli bir dizi. ne sizi çok bilgiye vs boğuyor ne de derin olmayacağım haydi her şeyi koy verdim de demiyor. yani her türlü kaliteli bir içerik. bu sebeplerden ötürü öneririm.
kitap olarak çok okur muyum emin olamadım çünkü elimde o kadar çok kitap var ki kitaplarda çerezlik arayışım yok. kitap benim özenle geçirmek istediğim düşündürücü bir vakitten film ve dizilerin dinlendirici olmasını önemsiyorum.
bridgerton evinin reisinin ölümünün karakter gelişimine olan etkisi; anthony’nin mizacının açıklanması. bunun dışında gizemi bütün bölümlere yayılan bir aşk üçgeni
kitap olarak çok okur muyum emin olamadım çünkü elimde o kadar çok kitap var ki kitaplarda çerezlik arayışım yok. kitap benim özenle geçirmek istediğim düşündürücü bir vakitten film ve dizilerin dinlendirici olmasını önemsiyorum.
devamını gör...
13.
4.sezonu yayınlandı sophie ile benedict evlendi. sindirella hikayesini direkt uyarlamışlar bu biraz olayı klasikleştiriyor. dul lady penwood en son sophie'nin soylulardan geldiğini kabul etti. cressida tekrar cemiyete katıldı. en önemlisi yeni wisthledown var artık kraliçenin yeni nedimesi olduğundan şüpheleniyorum.bu sezon iyilik ve saf niyet kazandı diyebiliriz.
devamını gör...
14.
gösterişli salonlar, ihtişamlı balolar ve aristokrat ünvanlarının altında regency dönemini gözler önüne seren bir yapıt olmuş.. rastgele açtığım ve sonrasında hareket eden bir tablo izliyormuşum hissine kapıldığım ve izlemekten oldukça keyif aldığım bir dizi.. bridgerton'ın konusu aslında çok tanıdık.. dünyada insanlar var olduğundan bu yana devam eden aşk, güç, aile, sınıf farkı ve toplumsal baskıyı kendi döneminde anlatmış..
karakterlerin hemen hepsi birbirinden farklı renklere sahip.. kimisi hırsıyla, kimisi kibarlığıyla, kimisi de kusurlarını saklamaya çalışırken daha çok ortaya çıkarmasıyla akılda kalıyor.. kostümler ise dizinin başlı başına bir karakteri.. elbiseler, eldivenler, korseler, fraklar, saç modelleri.. her sahnede "bir sonraki baloda acaba ne giyecekler?" diye merak etmekten alamadım kendimi..

şimdi dizimiz de bir lady whistledown var.. tüm sosyeteyi yazan kimliği gizli yazar..
bana göre bugünün "elalem ne der?" anlayışının vücut bulmuş hali.. çünkü dizi boyunca fark ediyorsunuz ki koca koca aristokrat aileler balolarda eğlenmekten çok, ertesi sabah lady whistledown'ın onlar hakkında ne yazacağını düşünüyor.. bir baloda yapılan en küçük hata, yanlış bir bakış ya da beklenmedik bir dans, ertesi gün bütün şehrin diline düşebiliyor..
diğer keyif aldığım karakter ise kraliçe charlotte..
bir tarafta koskoca britanya imparatorluğu'nun kraliçesi, diğer tarafta ise lady whistledown'ın bir sonraki yazısını bekleyen meraklı bir okur.. sanırım tarihte dedikoduyu devlet meselesine dönüştürebilecek tek hükümdar o gibi görünüyor.. lady whistledown'ın bir sonraki yazısını okurken aldığı keyif kadar krallığı yönetirken almamıştır diye düşünüyorum..

tüm karakterler kendilerine özgü kişilikleriyle diziye renk katmışlar.. izlerken bir de şu dikkatinizi çekiyor.. toplumsal olarak bir sınıf ayırımı olmasına rağmen beyazlar ve zenciler olarak bir ayırım yapmamışlar.. zenci asilzade olabiliyorken, beyaz bir hizmetçi de olabilir vurgusunu yapmışlar.. yüzyıllar boyunca süren köle-efendi savaşını görmeden izleyebilmekte ayrıca güzeldi..
ama itiraf etmeliyim ki ben diziyi izlerken aşk hikayelerine değil, arka plana odaklandım.. baloların düzenlenişi, salonların mimarisi, at arabalarının sokaklardan geçişi, görgü kuralları, insanların birbirine hitap ediş biçimi, bir eldivenin bile anlam taşıdığı o zarafet.. sanki hikayenin arkasında ikinci bir dünya kurulmuş ve bu farkındalıkla izlediğinizde daha çok keyif alıyorsunuz..

ve son olarak lady whistledown'un kalemi gibi bitirmek isterim..
dearest gentle reader.. *
diye başlayan her gazete yazısına, londra sosyetesinin en taze dedikodularını yazdıktan sonra şu cümleyle bitirir..
yours truly, lady whistledown.. *
karakterlerin hemen hepsi birbirinden farklı renklere sahip.. kimisi hırsıyla, kimisi kibarlığıyla, kimisi de kusurlarını saklamaya çalışırken daha çok ortaya çıkarmasıyla akılda kalıyor.. kostümler ise dizinin başlı başına bir karakteri.. elbiseler, eldivenler, korseler, fraklar, saç modelleri.. her sahnede "bir sonraki baloda acaba ne giyecekler?" diye merak etmekten alamadım kendimi..

şimdi dizimiz de bir lady whistledown var.. tüm sosyeteyi yazan kimliği gizli yazar..
bana göre bugünün "elalem ne der?" anlayışının vücut bulmuş hali.. çünkü dizi boyunca fark ediyorsunuz ki koca koca aristokrat aileler balolarda eğlenmekten çok, ertesi sabah lady whistledown'ın onlar hakkında ne yazacağını düşünüyor.. bir baloda yapılan en küçük hata, yanlış bir bakış ya da beklenmedik bir dans, ertesi gün bütün şehrin diline düşebiliyor..
diğer keyif aldığım karakter ise kraliçe charlotte..
bir tarafta koskoca britanya imparatorluğu'nun kraliçesi, diğer tarafta ise lady whistledown'ın bir sonraki yazısını bekleyen meraklı bir okur.. sanırım tarihte dedikoduyu devlet meselesine dönüştürebilecek tek hükümdar o gibi görünüyor.. lady whistledown'ın bir sonraki yazısını okurken aldığı keyif kadar krallığı yönetirken almamıştır diye düşünüyorum..

tüm karakterler kendilerine özgü kişilikleriyle diziye renk katmışlar.. izlerken bir de şu dikkatinizi çekiyor.. toplumsal olarak bir sınıf ayırımı olmasına rağmen beyazlar ve zenciler olarak bir ayırım yapmamışlar.. zenci asilzade olabiliyorken, beyaz bir hizmetçi de olabilir vurgusunu yapmışlar.. yüzyıllar boyunca süren köle-efendi savaşını görmeden izleyebilmekte ayrıca güzeldi..
ama itiraf etmeliyim ki ben diziyi izlerken aşk hikayelerine değil, arka plana odaklandım.. baloların düzenlenişi, salonların mimarisi, at arabalarının sokaklardan geçişi, görgü kuralları, insanların birbirine hitap ediş biçimi, bir eldivenin bile anlam taşıdığı o zarafet.. sanki hikayenin arkasında ikinci bir dünya kurulmuş ve bu farkındalıkla izlediğinizde daha çok keyif alıyorsunuz..

ve son olarak lady whistledown'un kalemi gibi bitirmek isterim..
dearest gentle reader.. *
diye başlayan her gazete yazısına, londra sosyetesinin en taze dedikodularını yazdıktan sonra şu cümleyle bitirir..
yours truly, lady whistledown.. *
devamını gör...
