yine bir date, yeni bir hüsran.
bunla aslında buluşmayacaktım.
bir falcının
ölümün eşiğindesin ve bonus olarak üç harflileri görmeye başlayabilirsin heran demesi üzerine e çocuklarımda tatilde, evde hiç ses yok (bkz:
in cin top oynuyor), dedim beni arar mısın?
aradı bu günümüzü anlattıktan sonra beni sakinleştirdi, laf lafı açtı vesaire bir buçuk saat konuştuk. beni de ikna etti yarın buluşmak için.
yarın oldu bugün, ben direkt mesaj attım ben gelemeyeceğim dedim çünkü esas oğlan buysa sonumuz (bkz:
happy ending)le biter diye korktum.
*
kendi halimdeyim bir mobilyayı sökmeye çalışıyorum o sırada bu benim mesajı görmemiş başka yerden mesaj atıyo
- napıyosun.
bende mobilyayı sökmeyi beceremediğimi söyledim. bu dedi geliyim ben yaparım, ben dedim yok öyle olmaz ilk günden. ille diyor geliyim, sökelim, taşıyalım kaldıralım sonra da dışarı çıkarız, gezeriz.
- evime gelemezsin ama inceliğin için tşk.
yazıyor…
telefon çaldı, alla’m o değildir inş çünkü bi elimde tornavida var, bacaklarım titriyor zaten çömelmekten, yeminle hıncımı ondan çıkarırım diye düşünerekten
hallooo dedim hesap sorarcasına. meğersem işe başvurduğum yerin patronu arıyormuş.
- görüşmeye çağıracaktım.
- ne zaman geleyim?
- istediğinde gel.
- tm.
salağa mesaj attım ben şu saatte şurada olacağım sende şu saatte şuraya gel.
- tm.
iş görüşmem karman çorman geçti. araya bi sürü insan girdi, hem telefonum susmadı hem oradaki fiziksel insanlar durmadı… bir yandan patron diyor sevgilin yada eşin sen çalışırken seni izlemeye gelmesin öyle şeyler sevmeyiz, aile restoranı bu.
*
- öyle alışkanlıklarım yoktur.
- iyi, olamaz da zaten, burası aile restoranı.
- hıhım.
- uçurcaz burayı senle.
- uçururuz tabii zamanla, chef.
adama mesaj attım: sakın beni almaya gelme, ben işim bitince arıyım. gitmiyo mesaj. fuck. geliyor.
- kahven bitmiş, çorbamızı mutlaka denemelisin sudoku!
- ehm, oluuur.
benim rahatlığa bak ya bakkkkk. içim içimi yiyor bir yandan. inş gelmez embesil. çorba geldi.
- bir yandan da iyice düşün bak, şuraya şunu yaparız, buraya bunu koyarız. neyse çorbanı iç rahat rahat.
bir gidip geliyor, gözüm telefonda, aklım çocuklarımda, okul saatleriyle iş saatleri çakışıyor. annem yazıyor. dadım açmıyor telefonu. çocukların babasıyla telefondayım.
- çocuklar ömür boyu bende kalıcak.
- delirme, öyle bir şey olmıycak.
- sudoku! spordayım tamam ne diyosan öyle olsun!
- tm.
date hala görmemiş mesajı. her an yanımda belirebilir. bir iki telefon görüşmesi daha çıkardım aradan. o sırada aşçı geliyor.
- ee bizimle misin sudoku? çorbayı beğendin mi?
- hıhım, sağol, çok güzel olmuş.
gözler üstümde. yavaşça kalktım lavoboya giderken arkamdan sesleniyor patron;
- yarın hemen gelirsin demi, eve gittiğinde ikametgah, iban vs gönder hepsini hallediyim yarına…
ulan sırtım dönük gidiyorum ya gidiyorum yaaaa salsana be! neys, girdim çıktım, saçımı başımı düzelttim anasını satıyım. streeeeeeeeeeeeeeeessssssss. stres abi.
yüzünün önünde durdum.
- oldu, ben size dönerim o zaman.
- dön, sudoku, iyice düşün, yarın hemen başlatalım seni.
- tamam sağol, her şey için tişikkirliiiir, aşçıya selam, baaaaay.
bahçeye çıktım yeniden. oh. gelmemiş. bir köşeye dönüşüm var ne sen sor ne ben yazayım. sanki arkamdan izliyorlar. aradım bunu, telefon çalmıyor wtf? bir daha aradım çaldı,
- nerdesin?
- geldim ben tam o dediğin yerdeyim.
- ben çıktım, işim bitti, az daha yürü sinemanın oradayım
derken hızlı hızlı yürüyen ve telefonda konuşan birini gördüm o sırada elini kaldırdı zaten.
yürü allah yürü, sonunda bir yer seçebildik ve oturduk. içecekleri söyledik, tatlılara bakarken yunan restoranında olduğumuzu fark ettim. aklım lokma ve künefeye kaydı. adam konuşuyo bir şeyler cart curt. işin saatlerini düşünüyorum, ayarkayabilir miyim? adam konuşuyor…
- hıhım, hıhım.
konuşuyor… ve kritik an. soru sordu. duyamadım diye yalan söyledim sonra en iyisi an’da kalayım diyip dinlemeye başladım. yaptığı hobisinden bahsediyor. mücevher söküyormuş dağlardan bayırlardan ve satıyormuş o mineral kongrelerinde pariste.
- hıhım, çok güzel, evet.
yeşil zümrüt gösteriyor bana yeşil zümrüt!!! ulan ya en sevdiğim taş mı olmak zorundaydı?
garson geliyor… aç mısınız?
- hanfendi aç değilmiş.
gitti.
- niye sen aç mıydın? yiyebilirsin açsan?
- değilim, değilim.
- iş yerine bi mesaj atıcam ya.
(saatlerden dolayı sizinle çalışamayacağım.)
(fikrini değiştirirsen gel yine de)
…
kalktık oradan. aklım karttaki lokma ve künefede. yine yürüyoruz, fasfakirler gibi yürüyoruz. neden herhangi bir otobüse yada tramvaya binmiyoruzda, çöllerdeki gariban bedevilercesine yürüyoruz? konuşuyoruz bir yandan. sohbeti sarıyor. parisi anlatıyor bana…
varmak istediği yere doğru ilerlerken konser alanı kurulduğunu gördüm, aklım künefede.
ben seni çözdüm diyor oturduğumuzda.
sitttttttt lan. beni kendim bile çözememişim, sen iki saatte çözdün mü ibiş? ama oynat bakalım.
- yaa öyle mi? neyimi çözdün?
- sen insanlar sana yaklaşmak üzere olduklarında geriliyorsun.
yapma yaaaaa? bak hele, eeee? eeeeeeeeeee???
- yani tanımadığım bi teyze bugün otobüsten inmek üzereyken omuz attı bana. böyle şeyleri kimse sevmez bence.
- hahah, banada aynısı oldu, 2014’te!
- haha.
daha fazla konuşmasın diye ben çok konuşmaya başladım. bitince bu aniden;
- benimle parise gelir misin?
- ne alaka?
- oraları görmeni istiyorum sudoku! çok romantik bir şehir. zaten her şeyi ben organize ederim.
- hm… (sustum)
- ağustosta gidelim, benim 4 saat çalışmam lazım, sonrasında full gezeriz.
- benim durumum yok.
- ya bendesin dedim!
(sustum, sıfır mimik)
bir şişe şarabı da yemekle birlikte öyle yuvarladık. benim kafam çakırkeyif oldu.
- tatlı ister misin?
- o yunan restoranına dönebilir miyiz?
- neden ya şu karşıda baklava falan yiyelim napıcaz orada?
- gidelim mi bi?
- bilardo oynamak için buraya döneceksek, gidelim.
- oluuuur.
yürü baba. yeniden yürü babaaaaaaaaam. yürü. fasfakirler gibi yürüyoruz yeniden. kaç saattir de beraberiz, yeter artık me time istiyorum ben.
- bana gidebilir miyiz acilen?
- herkes kendi evine dağılsa?
- ya hadi lütfen, bi gidelim, evimde baklava da var, yer çıkarız bilardo oynarız.
- neden sana gidicez şuan, çok saçma?
- ya bir şey unuttum sudoku, gidelim lütfen.
- n’olduğunu söyle!
- balkonu açık unuttum hırsız girebilir, kapatıyım, varmışken tatlımızı yiyelim, aşağıda birer bir şeyler daha içeriz, bilardo oynamaya döneriz.
- ben senin evine gelmem, önünde beklerim, balkonunu kitlersin, çarşıya döneriz.
- tm.
tramvayla vardık. ille diyor içeriyi gör. evimi gör, beni tanı. ya bi sittttttt…
- bekliyorum, git gel ya da ben evime gidiyim artık.
- nolur gel.
- gelmem, evime gideceğim.
- tamam gitme, bekle hemen geliyorum.
gitti geldi bu.
- gel şu köşede oturalım çok nezih bi yer.
- tamam ama sadece bir içecek, sonra ya çarşıya dönelim ya da dağılalım.
- tamam.
hocam bu 3. mekan. yeter a*k sabaha kadar tüm şehri bitiricez mi? saçma.
oturduk, bu sefer bira söyledik. müzik sarmıyor. jukebox gibim değişik bir makineden geliyor.
- değiştirebilir miyim?
- tabii ki, buyrun.
kalktım, nereye basmam gerektiğini anlattı barmen, pump it açtım.
onca içi baygın insanın arasında bir tek bu embesil dans etmeye başladı. bende sandalyemde şarkıyı söylüyorum sesimi çıkarmadan.
bir yandan birayı fondipledim, hoananı. işte bunu yapmıycaktım. başımmmmmm!!! wc git gel, dışarda sigara içiyorum, geliyor arkamdan…
- yağmur başladı, hadi bana gidelim sudoku!
- hayır delirme.
- valla bişey yapmak istediğimden değil, yanımda dur sadece.
- saçmalama!
- neden inanmıyorsun? tatlıyı yeriz, sen koltukta uyursun, bende odamda.
- issssssssstemiyorum.
- dart oynayalım?
- evime gidicem.
- gitme, bende kal işte.
- başka zaman buluşuruz?
- o başka zaman gelene kadar yanyana dursak?
- olmaz dedim.
- beni yanlış anlıyorsun, kırılıyorum.
- sana inanıyorum ama evimi istiyorum. hemde çok garip.
- nesi garip? biraz normal olur musun lütfen?
- ben gidiyorum.
- bende geliyorum, çarşıya dönüyoruz, bilardo oynuyoruz!
otobüse bindik. yüce tanrım kim otobüsü yaptıysa bin kere şükürler olsun.
- bak markete gidelim, içecek bir şeyler daha alayım, bende kal lütfen.
- olmaz, ben çarşıyı da istemiyorum, evime gidicem ana duraktan.
somurtuyor. kafasını oraya buraya çeviriyor.
- zaten saatlerdir beraberiz. bu benim için çok fazla.
- beni yanlış anladın kırdın, sadece yanımda olmanı istiyorum.
- ulan başka zaman buluşuruz.
- gitme.
- gidicem.
indik. ohhhhhhh. nefes.
- sudoku hadi şu marketten bişeyler alıp dönelim!
- sen dahada içmiyorsun, bende evime geçiyorum. sağol bugün güzeldi, görüşürüz.
elimden tuttu, döndürdü beni. baaaaaaaakkkkk! tilt oldum, cinim iyice tepeme çıktı.
- gitmesen?
- byeeeeeeeeee!!!
arkamdan sesleniyor,
- seni bir daha görecek miyimmm?
velhasıl kendi otobüsüme doğru hızlıca yürüdüm, bindim. şuan bunları yazarken şahıs mesaj atıyor.
- eve vardın mı?
- kırıldın mı bana?
kırılmadım. kırılmadım ama ısrar sevmiyorum. belki de mükemmel birisin, kibarsın, tatlısın, hoş ve yakışıklısın, giyim zevkinde güzel. ısrar sevmiyorum. uyuzum şuan. saaaaaadece uyuzum. güzel giden bir günü bu denli yıpratmaya gerek yok arkadaşım. ben kimsenin ruhundaki boşluğu kendi varlığımla doldurmamaya ant içtim iblisten sonra.
bir daha buluşur muyuz? bilmem? bugün mesajlarını cevaplamayacağım orası kesin.
devamını gör...