cözülemeyen sudoku yazar profili

cözülemeyen sudoku kapak fotoğrafı
cözülemeyen sudoku profil fotoğrafı
rozet
karma: 17208 tanım: 1561 başlık: 241 apolet: 4 takipçi: 192
herkes haklı olduğunda trajedi başlar

son tanımları | başucu eserleri


sözlüğün sokuk bir msn grubuna dönüşmesi

cevapsal tanımların silinmesi taraftarıyım. isim vermek gibi olsun, armullah ve poine *okunu çıkarıyor bu işin. kişisel bi durumum yok bu yazarlarla, yanlışta anlaşılmasın. aynı başlığa alt alta entry girmek yerine edit yapın ulan. zor değil.

modlar lütfen ilgilenin, okuyun, tek tek şikayet mi edelim?
devamını gör...

sigara

#4024933 fare’ye selam, haklı. ben de o bağımlıların arasındayım. hem nikotin, hem koffein bağımlısıyım. ikisini alamadığımda aşırı gergin oluyorum. kategori olarak uyuşturucuya girsin veya girmesin, zavallı gibi bağımlısıyım.
bu arada uyuşturucu da denedim, hemde kalitelisinden fakat tadı benlik değil. onunda kölesi olmayı kendime yakıştıramam. kullanan insanlara karşı önyargım kırılır belki diye denemiştim, kırılmayacak. kullanan zevksiz, zavallı köpeklerden uzak durmaya devam edeceğim.
devamını gör...

date

akşama çayınızı çorbanızı hazır edin date’im var. durumu olmayan okumasın, imkanı olan da şans dilesin.
bu vatandaş bazı kriterlerimi karşılıyor, sesi de güzelse tamamız gibi.

edit:

iki buçuk saat sürmüş, zamanın yeni farkına vardım. tamda üstte belirttiğim konudan vuruldum. ses abi.
bu adamın kaç saat konuşmasına dayanabilirim? bilmiyorum, zor. sanki birilerini azarlamış, bas, bas bağırmışta yanıma gelirken kısılmış gibi.
komikli, esprili geçti. güzeldi aslında. laaaaaaaaaakin;
oturduğumuz mekanın bir objesindeki çıplak kadın figürüne takıldı bu. çok detaylı yapmışlar. göze çarpıyor. çok gerçekçi duruyor. millet alıp eve götürmese bari. alla allaaaaa, çok değişik. üstünü örtseler iyi olur hahahaha. şuna bak ya. baya oraya koymuşlar öylece

olum hayırdır yükseliyon mu lan? hayatında kadın görmemiş aç köpekler gibi, sen hayırdır??? al sen evine götür mal. uyuz oldum. uyuz oldum yineeeeeeee. hasta mısın olum sigara içerken yok çakmağımda bikini sembolü varmış, yeni fark ettim, böyle satmasınlar bunları sudoku. yok objede çıplak kadın var sudoku. eeeeeeeeeh!!! ne çeşit bi bireysin olum sen? normal mi bu ya? objelere mi yükseliyosun? *
neyse başka şeylerden de konuşuldu, havadan sudan da ve kendisi benle aynı burç. ne olduğunu söylemiyim beni bilen bilir, üşenmeyen araştırır.
mekanı kapatıyorlardı, dedim dağılalım. hesabı ödedi, kalktık, yürüyoruz. elini omzuma attı, yan yan giderek uzaklaştırdım, kazara oldu sandı heralde ki bidaha attı bu sefer elimle indirdim. elimi tutmaya bahane arıyosun diyor. bitch what?? neyse…
bir üşüdüm ama ne biçim esiyor. bunda tık yok. ben bırakcam seni dedi. benimde işime geldi ne yalan söyliyim, dondum çünkü.
normalde izin vermem ama hayır diyemeyeceğim dedim onada aynı şekil. arabasına isim koymuş, kafayı yersin. bir an absürt geldi kahkahalarla güldüm o isme. arabadan dolayı. araba çok tatlıydı yakıştırdım ismini shdhdjdj
yarın ki buluşmamızı planlamış kendince, onu anlatıyor mahalleme park ettiğinde. ee ıı, kem, küm yok, özgüvenli şekilde anlatıyor. geleceğim şu saatte, şuraya park edip, seni alıp, şuraya gideceğiz, şunu yapacağız… ilkin karşı çıktım çünkü neden iki gün üstüste buluşuyoruz?
haberleşiriz ya dedim. işlemedi adama!! direkt fark etti savuşturduğumu. eleman deneyimli herhalde diye bi tık uyuz oldum yine.

- hayır haberleşiriz deme bana.
- neden?
- planımızı yaptım sudoku, yok deme işte.
- iyi de net bi cevap vermedim ki.
- ben belirsizlik sevmiyorum. *
- bende hiç sevmem.

olur dedim. bi kaç espri daha… yeter da, gidiyim artık. öpmeye çalıştı, öptürmem abicim. kafa tokuştursaydın askerlik arkadaşı gibi dedi, aynen de öyle eğdim kafamı buna, çenemi kaldırmak istedi kafamı çevirdim. yine öpmeye çalıştı, kapımı açtım, yanağından öptüm, indim, yürüyorum.

- yarın şarap bardaklarını almayı unutmaaaa!
- hatırlaaaat! (saçımı savurdum)
- havalara bak ya uffff…

buraya kadar iyiydi. yarın yine buluşuyormuşuz beyefendiyle. ben, yönetici, lider ruhum, bir eril tarafından yönetilmeye mi başladı? neler oluyor? bi hoşuma gitti.
devamını gör...

date

yine bir date, yeni bir hüsran.

bunla aslında buluşmayacaktım.
bir falcının ölümün eşiğindesin ve bonus olarak üç harflileri görmeye başlayabilirsin heran demesi üzerine e çocuklarımda tatilde, evde hiç ses yok (bkz: in cin top oynuyor), dedim beni arar mısın?
aradı bu günümüzü anlattıktan sonra beni sakinleştirdi, laf lafı açtı vesaire bir buçuk saat konuştuk. beni de ikna etti yarın buluşmak için.
yarın oldu bugün, ben direkt mesaj attım ben gelemeyeceğim dedim çünkü esas oğlan buysa sonumuz (bkz: happy ending)le biter diye korktum. *

kendi halimdeyim bir mobilyayı sökmeye çalışıyorum o sırada bu benim mesajı görmemiş başka yerden mesaj atıyo
- napıyosun.
bende mobilyayı sökmeyi beceremediğimi söyledim. bu dedi geliyim ben yaparım, ben dedim yok öyle olmaz ilk günden. ille diyor geliyim, sökelim, taşıyalım kaldıralım sonra da dışarı çıkarız, gezeriz.
- evime gelemezsin ama inceliğin için tşk.
yazıyor…

telefon çaldı, alla’m o değildir inş çünkü bi elimde tornavida var, bacaklarım titriyor zaten çömelmekten, yeminle hıncımı ondan çıkarırım diye düşünerekten hallooo dedim hesap sorarcasına. meğersem işe başvurduğum yerin patronu arıyormuş.

- görüşmeye çağıracaktım.
- ne zaman geleyim?
- istediğinde gel.
- tm.

salağa mesaj attım ben şu saatte şurada olacağım sende şu saatte şuraya gel.
- tm.

iş görüşmem karman çorman geçti. araya bi sürü insan girdi, hem telefonum susmadı hem oradaki fiziksel insanlar durmadı… bir yandan patron diyor sevgilin yada eşin sen çalışırken seni izlemeye gelmesin öyle şeyler sevmeyiz, aile restoranı bu. *
- öyle alışkanlıklarım yoktur.
- iyi, olamaz da zaten, burası aile restoranı.
- hıhım.
- uçurcaz burayı senle.
- uçururuz tabii zamanla, chef.

adama mesaj attım: sakın beni almaya gelme, ben işim bitince arıyım. gitmiyo mesaj. fuck. geliyor.

- kahven bitmiş, çorbamızı mutlaka denemelisin sudoku!
- ehm, oluuur.

benim rahatlığa bak ya bakkkkk. içim içimi yiyor bir yandan. inş gelmez embesil. çorba geldi.
- bir yandan da iyice düşün bak, şuraya şunu yaparız, buraya bunu koyarız. neyse çorbanı iç rahat rahat.
bir gidip geliyor, gözüm telefonda, aklım çocuklarımda, okul saatleriyle iş saatleri çakışıyor. annem yazıyor. dadım açmıyor telefonu. çocukların babasıyla telefondayım.

- çocuklar ömür boyu bende kalıcak.
- delirme, öyle bir şey olmıycak.
- sudoku! spordayım tamam ne diyosan öyle olsun!
- tm.

date hala görmemiş mesajı. her an yanımda belirebilir. bir iki telefon görüşmesi daha çıkardım aradan. o sırada aşçı geliyor.

- ee bizimle misin sudoku? çorbayı beğendin mi?
- hıhım, sağol, çok güzel olmuş.

gözler üstümde. yavaşça kalktım lavoboya giderken arkamdan sesleniyor patron;
- yarın hemen gelirsin demi, eve gittiğinde ikametgah, iban vs gönder hepsini hallediyim yarına…
ulan sırtım dönük gidiyorum ya gidiyorum yaaaa salsana be! neys, girdim çıktım, saçımı başımı düzelttim anasını satıyım. streeeeeeeeeeeeeeeessssssss. stres abi.
yüzünün önünde durdum.
- oldu, ben size dönerim o zaman.
- dön, sudoku, iyice düşün, yarın hemen başlatalım seni.
- tamam sağol, her şey için tişikkirliiiir, aşçıya selam, baaaaay.

bahçeye çıktım yeniden. oh. gelmemiş. bir köşeye dönüşüm var ne sen sor ne ben yazayım. sanki arkamdan izliyorlar. aradım bunu, telefon çalmıyor wtf? bir daha aradım çaldı,
- nerdesin?
- geldim ben tam o dediğin yerdeyim.
- ben çıktım, işim bitti, az daha yürü sinemanın oradayım
derken hızlı hızlı yürüyen ve telefonda konuşan birini gördüm o sırada elini kaldırdı zaten.
yürü allah yürü, sonunda bir yer seçebildik ve oturduk. içecekleri söyledik, tatlılara bakarken yunan restoranında olduğumuzu fark ettim. aklım lokma ve künefeye kaydı. adam konuşuyo bir şeyler cart curt. işin saatlerini düşünüyorum, ayarkayabilir miyim? adam konuşuyor…
- hıhım, hıhım.
konuşuyor… ve kritik an. soru sordu. duyamadım diye yalan söyledim sonra en iyisi an’da kalayım diyip dinlemeye başladım. yaptığı hobisinden bahsediyor. mücevher söküyormuş dağlardan bayırlardan ve satıyormuş o mineral kongrelerinde pariste.
- hıhım, çok güzel, evet.

yeşil zümrüt gösteriyor bana yeşil zümrüt!!! ulan ya en sevdiğim taş mı olmak zorundaydı?

garson geliyor… aç mısınız?
- hanfendi aç değilmiş.

gitti.
- niye sen aç mıydın? yiyebilirsin açsan?
- değilim, değilim.
- iş yerine bi mesaj atıcam ya.

(saatlerden dolayı sizinle çalışamayacağım.)
(fikrini değiştirirsen gel yine de)



kalktık oradan. aklım karttaki lokma ve künefede. yine yürüyoruz, fasfakirler gibi yürüyoruz. neden herhangi bir otobüse yada tramvaya binmiyoruzda, çöllerdeki gariban bedevilercesine yürüyoruz? konuşuyoruz bir yandan. sohbeti sarıyor. parisi anlatıyor bana…
varmak istediği yere doğru ilerlerken konser alanı kurulduğunu gördüm, aklım künefede.
ben seni çözdüm diyor oturduğumuzda.

sitttttttt lan. beni kendim bile çözememişim, sen iki saatte çözdün mü ibiş? ama oynat bakalım.

- yaa öyle mi? neyimi çözdün?
- sen insanlar sana yaklaşmak üzere olduklarında geriliyorsun.

yapma yaaaaa? bak hele, eeee? eeeeeeeeeee???

- yani tanımadığım bi teyze bugün otobüsten inmek üzereyken omuz attı bana. böyle şeyleri kimse sevmez bence.
- hahah, banada aynısı oldu, 2014’te!
- haha.

daha fazla konuşmasın diye ben çok konuşmaya başladım. bitince bu aniden;

- benimle parise gelir misin?
- ne alaka?
- oraları görmeni istiyorum sudoku! çok romantik bir şehir. zaten her şeyi ben organize ederim.
- hm… (sustum)
- ağustosta gidelim, benim 4 saat çalışmam lazım, sonrasında full gezeriz.
- benim durumum yok.
- ya bendesin dedim!
(sustum, sıfır mimik)

bir şişe şarabı da yemekle birlikte öyle yuvarladık. benim kafam çakırkeyif oldu.

- tatlı ister misin?
- o yunan restoranına dönebilir miyiz?
- neden ya şu karşıda baklava falan yiyelim napıcaz orada?
- gidelim mi bi?
- bilardo oynamak için buraya döneceksek, gidelim.
- oluuuur.

yürü baba. yeniden yürü babaaaaaaaaam. yürü. fasfakirler gibi yürüyoruz yeniden. kaç saattir de beraberiz, yeter artık me time istiyorum ben.

- bana gidebilir miyiz acilen?
- herkes kendi evine dağılsa?
- ya hadi lütfen, bi gidelim, evimde baklava da var, yer çıkarız bilardo oynarız.
- neden sana gidicez şuan, çok saçma?
- ya bir şey unuttum sudoku, gidelim lütfen.
- n’olduğunu söyle!
- balkonu açık unuttum hırsız girebilir, kapatıyım, varmışken tatlımızı yiyelim, aşağıda birer bir şeyler daha içeriz, bilardo oynamaya döneriz.
- ben senin evine gelmem, önünde beklerim, balkonunu kitlersin, çarşıya döneriz.
- tm.

tramvayla vardık. ille diyor içeriyi gör. evimi gör, beni tanı. ya bi sittttttt…
- bekliyorum, git gel ya da ben evime gidiyim artık.
- nolur gel.
- gelmem, evime gideceğim.
- tamam gitme, bekle hemen geliyorum.

gitti geldi bu.

- gel şu köşede oturalım çok nezih bi yer.
- tamam ama sadece bir içecek, sonra ya çarşıya dönelim ya da dağılalım.
- tamam.

hocam bu 3. mekan. yeter a*k sabaha kadar tüm şehri bitiricez mi? saçma.

oturduk, bu sefer bira söyledik. müzik sarmıyor. jukebox gibim değişik bir makineden geliyor.

- değiştirebilir miyim?
- tabii ki, buyrun.

kalktım, nereye basmam gerektiğini anlattı barmen, pump it açtım.

onca içi baygın insanın arasında bir tek bu embesil dans etmeye başladı. bende sandalyemde şarkıyı söylüyorum sesimi çıkarmadan.
bir yandan birayı fondipledim, hoananı. işte bunu yapmıycaktım. başımmmmmm!!! wc git gel, dışarda sigara içiyorum, geliyor arkamdan…

- yağmur başladı, hadi bana gidelim sudoku!
- hayır delirme.
- valla bişey yapmak istediğimden değil, yanımda dur sadece.
- saçmalama!
- neden inanmıyorsun? tatlıyı yeriz, sen koltukta uyursun, bende odamda.
- issssssssstemiyorum.
- dart oynayalım?
- evime gidicem.
- gitme, bende kal işte.
- başka zaman buluşuruz?
- o başka zaman gelene kadar yanyana dursak?
- olmaz dedim.
- beni yanlış anlıyorsun, kırılıyorum.
- sana inanıyorum ama evimi istiyorum. hemde çok garip.
- nesi garip? biraz normal olur musun lütfen?
- ben gidiyorum.
- bende geliyorum, çarşıya dönüyoruz, bilardo oynuyoruz!

otobüse bindik. yüce tanrım kim otobüsü yaptıysa bin kere şükürler olsun.

- bak markete gidelim, içecek bir şeyler daha alayım, bende kal lütfen.
- olmaz, ben çarşıyı da istemiyorum, evime gidicem ana duraktan.

somurtuyor. kafasını oraya buraya çeviriyor.

- zaten saatlerdir beraberiz. bu benim için çok fazla.
- beni yanlış anladın kırdın, sadece yanımda olmanı istiyorum.
- ulan başka zaman buluşuruz.
- gitme.
- gidicem.

indik. ohhhhhhh. nefes.

- sudoku hadi şu marketten bişeyler alıp dönelim!
- sen dahada içmiyorsun, bende evime geçiyorum. sağol bugün güzeldi, görüşürüz.

elimden tuttu, döndürdü beni. baaaaaaaakkkkk! tilt oldum, cinim iyice tepeme çıktı.

- gitmesen?
- byeeeeeeeeee!!!

arkamdan sesleniyor,
- seni bir daha görecek miyimmm?

velhasıl kendi otobüsüme doğru hızlıca yürüdüm, bindim. şuan bunları yazarken şahıs mesaj atıyor.

- eve vardın mı?
- kırıldın mı bana?

kırılmadım. kırılmadım ama ısrar sevmiyorum. belki de mükemmel birisin, kibarsın, tatlısın, hoş ve yakışıklısın, giyim zevkinde güzel. ısrar sevmiyorum. uyuzum şuan. saaaaaadece uyuzum. güzel giden bir günü bu denli yıpratmaya gerek yok arkadaşım. ben kimsenin ruhundaki boşluğu kendi varlığımla doldurmamaya ant içtim iblisten sonra.
bir daha buluşur muyuz? bilmem? bugün mesajlarını cevaplamayacağım orası kesin.
devamını gör...

simyacı (kitap)

ocakta not aldığım kitabı az önce bitirdim.

kendimi kaybettim ben. bir buçuk yıldır toparlanamadım. ruhumda bir boşluk vardı tam doluyor sandım, evren yollarımızı ayırdı. aynısı bir kere daha yaşandı… delikanlının iki kere soyulması gibiydi.
hayatıma biri girdi. o çingene gibi bir talebi vardı. koyunlar değil zamanımdı talep.
sonra kral girdi hayatıma, bana yön gösterdi, kendimi bana yeniden hatırlattı. daha iyi versiyonuma ulaşabileceğime yani kişisel menkıbemi bulacağımı hatırlattı bana ve güç veriyor taş değil. ve simyacı’yı okumamı tavsiye etti.
kitabım bitti ama hikayem devam ediyor… geriye kaldı bir hırsız, bir billuriyeci, bir ingiliz, bir kâhin ve bir simyacı.

spoiler:

ben hazinemle yaşıyorum zaten; çocuklarım, onlar benim tek ve en kıymetli hazinem.
devamını gör...

iyi geceler sözlük

bugün aylar sonra bir kitap bitirdim. eski benliğime dönmek için derdim normalde ama hayır ya. şuan karakterimi yeniden oluşturuyorum ve bu adım yeni yolumda güzel bir başlangıç oldu diyeceğim.

iyi geceler.
devamını gör...

date

dün öğle sularında biten situationship’ten sonra dedim ki pes etmiycem. ruh eşimi bulucam ve onu bulana kadar cool karakterler biriktiricem hayatımda.
neyse, ellerimde 2 dolu kıyafet poşeti, 1 büyük çanta bir de el çantamla o evden çıktım, sinirli veya mutsuz değilim. hayal kırıklıkları var üzerimde. 500 metre falan yürüdükten sonra arabama fırlattım her şeyi. oturdum dating app’ten birine cevap verdim, numaramı verdim. buluşalım dedik. bana bir restaurant önerdi, bir saatlik işi olduğunu ama hızlı davrancağını söyleyip kapattı.

ben direkt önerilen yere gittim, sigaram 3 tane kalmış uyuz oluyorum kendime bazen. 1 saatte yetmez o. tekrar kalktım en yakın otomat arabayla 15 dk. iyi diyorum zamanda geçiyor böylelikle. sigara aldım. kendi şehrime dönmeden benzinde almam lazım. benzinlik 15 dk. gidiyorum onu da hallettim, tamam. bu sefer orda belki kart geçmiyordur para çekeyim en iyisi diyorum. 15 dk’da öyle gidiyorum. bi uyuzum kendime bilmiyorum ama bir yandan da halledilecek ne çok işim varmış, hepsi de halloluyor diye rahatlama geliyor. aklım situationship’in söylediklerine ve tavırlarına kayıyor ama uğraşamam şuan senle diyip öteliyorum o düşünceleri.

restaurant’a döndüm, tekrar park ettim. tekrar aynı masaya ve sandalyeye oturdum. bir kaç telefon görüşmesi çıkardım aradan. aklım situationshitteki pain’e kayıyor…

ulan yazık onca enerjime, zamanıma, onca hatana rağmen sana olan yumuşak karnıma…

date’i yarım saat bekliyorum. görüntülü konuşurken traşsızdı. markete gidip geliyorum hemen diyip o da iki işini halletmiş anlaşılan… geldi adam gayet şık, 1.85 falan, aslan burcu maalesef ama o meşhur ego yoktu. sadece yerinde özgüven vardı ki benim de gözlerim mavi olsa bende o şekilde bir özgüvene sahip olurdum.

çok rahat, hiç kasıntı değil, hoşsohbet birisiymiş. soda limonla sohbet artık bir buçuk saat aktıktan sonra yemekte yiyelim dedi. rüzgardan etkilenmeyeceğimiz başka bir masaya geçtik. benim canımın sıkkın olduğunu da sezdi. seni eğlendirmek için ne yapmamız lazım diye sordu. * gülümsedim. ee? lunapark diyorum. ciddi misin diyor, gülüyoruz. evet dedim. tamam anlaştık dedi.
hayat yorucu insanlar olmadan nasılda akıyor ya. orada tam üç saatim geçmiş fark etmedim bile… wc gidiyorum arkadaşta orada beni beklerken mekanın sahibiyle laflıyor. hesabı yarı yarıya paylaştırmıyor. teşekkür ettim, dışarı çıktık. nasıl yapalım dedi bende sen önden git takip ediyim dedim. iki araba gitmeyelim park bulamayız. seni tekrardan arabana getiririm diyor.

bakın arkadaşlar ben dört aydır böyle ince düşüncelerle karşılaşmadım tamam mı. biraz daha konuşsa pain’e paragraf paragraf sövücem. bana niye iyi davranmadın lan!!!

neyse iki arabayla gidiliyor. bak yavaş sür falan diyorum hahahahah trafik canavarı olduğumu sezdirmiyorum. tamam diyor. lambada yan yana duruyoruz o bir şeyler söylüyor ben bişeyler. hayatımda böyle yan arabaya laf atmışlığım olmadı dhdjjdjdjd ne biçim eğleniyorum varya. o gazlıyor ben gazlıyorum, bi’ ben öndeyim bi’ o. araya iki araba girdi onu kaybedicem sandım, beyefendi adam hemen yan şeride geçiyor onu göriyim diye. bende arkasına duruyorum. kırk beş dakika falan sürüyor yol, park arıyoruz… çıkmaz sokakla karşılaştık sonuna kadar gitti döndü, ben dönmedim, geri vitese taktım o şekilde caddeye çıkıp döndürcem arabayı. bu arkadaşta ben geri geri giderken üstüme sürüyor arabayı. uuuuuffff ne biçim sexy bir an yaşanıyor varyaaa. acaba o da aynı şekilde mi hissetmiştir? tam gaz geri gidiyorum o ise tam gaz üzerime geliyor. tiktok videolarından beter şöyle bir araba an’ı yaşayacağımın hayali vardı, gerçekleşti dün. hemde hiç planlanmadan. gelişigüzel. inanamıyorum o an ki şansıma.

centilmen şahıs önce bana park buluyor. kendisi 1 mahalle dolanıp geliyor. lunaparkta yürü, yürü, yürü rollercoaster buluyoruz. en büyüğüne binicez ne biçim heyecanlıyımmmmm.

kişisel eşyalarını senin çantana atıyım yaa diyerek koyuyor. rahatlığa bak sanki sevgiliyiz. o rollercoaster neler yarattı içimde anlatamam. çığlık çığlığa indim. başım dönüyordu. şu adrenaline ihtiyacım varmış. ruhuma iyi geldi. sonra gezdik, gezdik, gezdik, pamukşeker alıyım sana dedi yo sağol dedim. çokta romantizm yaşamayalım istedim niye bilmiyorum. mutluydum. pain’le böyle şeyler asla yaşayamazmışız onu fark ettim.
sarıldık, varınca yaz dedi.

bu cool karakter kalır arkadaşlar ben size diyim. ona da bi nick bulacak gibiyiz.
devamını gör...

situationship

az önce bir video gördüm. aşk problem çözmek gibi hissettirmemeli diyordu.

dört aydır bir situationshit içindeydim. dün bitti…

situationship; aşk desen değil, sevgi hiç değil, hoşlantının kırıntıları var. sorumluluk hiç yok. seks var. birlikte aktivite yapmak var. başkalarıyla konuşmak, sevişmek ve üzerine yalan söylemek serbest. güven zaten yok. yemek yiyorsun birlikte. yani ilişkimsi bir şey ama etiketsiz, boktan bi olay diyelim.

geçenlerde evinde saç lastiği paketi buldum. söyleyemiyorum bulduğumu, soramıyorum bu kimden kalma diye. onun yerine öylesine merak ediyormuşum gibi ben kendi şehrimdeyken birileriyle sevişiyor musun diyorum, tabii ki de ölümüne inkarla karşılaşıyorum.
batıyor. her hareketine tilt oluyorum adamın. içten içe uyuzum ve bu yüzden sevişirken gelemiyorum. aşağısı sahara çölü… sinirlerim harap halde üstüne bir de azar yiyorum saçmasapan… vatandaşın hal ve hareketlerine katlanamadığım gibi bir de pişirdiğim yemeği beğenmeyip üzerine tartışınca araya ölüm sessizliği ve yoksayma girdi. bende usulca defoldum hayatından.
devamını gör...

normal sözlük aşık atışması

unuttuk mu ruh’un nefesini?
gezegenler de eskisi gibi
ne kaldı geriye sözlükten
çağırsam gelir misiniz ahali?
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

pain hakkında;

arkadaşlarım bi adam var. tertemiz, sanki başak burcu. ama değil işte yengeç. benden 2 yaş büyük, acıları en az benim kadar. yaralı, hemde en az benim kadar. acıdan beslendiğimizden değil ama mutsuzuz ikimizde ya anla işte.

dating app’ten tanıştık. laylaylom öyle. denk gelişimiz bana göre çok matah bir şekil. (garsonum) tüm masalar dolu, hepsiyle ilgilenmişim ve boşluğa bakıyorum. çok pis sıkıldığım bir akşam oluyordu. dating app indiriyim dedim. foto koydum, profil ayarlarımı yaptım ve önlüğün cebine attım telefonu hiç bişey beklemeden. sonra masaları dolandım. herkesin keyfi yerinde. tatlıları götürdüm cart curt. telefona bi bakıyım dedim +99 like. 5 dk içinde. kafayı yersin. hemen tek tek keltoşlara ve yaşlılara çarpı attım. beğendiğim yüzler olmadı. kolay beğenen birisi değilim. hatta patronum çok eleştirdiğimi söyler ve birine şans vermem gerektiğini. (biliyor yalnızlıktan kıvrandığımı). ama işte o şahsına münhasır kişiyi bulmak benim için imkansızdı.

pain’e kadar.

pain kıvrandırıyor beni şu sıralar. yazıp kusayım içimdekileri.

şahsına münhasır pain paşamızın yüzünü beğendim. yüzünden sıkılcağım bir kişiyle asla yapamam. allah özene bezene yaratmış, efsane bi yaratık. yüzlerce insana çarpı attıktan sonra onu gördüm. ona bi şans vermek istedim. halbüki fotoda aşağı doğru bakıyo gözleri görünmüyo bile. belki sıkıcı gelecek yüzü, bilemiyorum o an… (yüzeysel biri değilim, asla. karakter daha önemli benim için, yine de…)

smalltalk, deeptalk derken biz konuşmaya başladık baya… baya derken sabah 6:30 gece 11:30. işe gidiyor, kulaklığını takıyor, arka fonda beni duyuyor. bende onu. kimle ne konuştu, ben ne konuştum, her şey ortada. belki red flag bi davranış ama günlerimiz artık böyle geçiyor. ikinizde kontrol manyağısınız diyebilirsin buraya kadar okuduysan. biz de bilmiyoruz neyin ne olduğunu. ikimizde daha önce böyle bir şey yapmamışız. belki de darlamaktı bu ama kapatamıyoruz da telefonları. derken bir bağ oluşmaya başladı sanki. (şuan çakırkeyfim bu arada, yazım yanlışlarına takılmayalım.)

taşınıyorum evimden, bi elimde telefon, telefonda pain diğer elimde döşek, döşeğimi merdivenlerden taşıyamazdım tek başıma, o yüzden aşağı yuvarladım tek elimle… böyleli anladın mı. durum vahim. red flagler uçuşuyor bi yerlerde yada yangın var içerlerde bi yerlerde… çözemiyorum…

pain 1 ay sonunda yanıma geldi. telefondaki rahatlığım yoktu. klavye delikanlılığım söndü a*k. gerginim, bekliyorum tren garında. paşamızı gördüm.

heybetli, kuvvetli, maskülen ve fit, saçları ibiş yalamış gibi. kendinden emin adımlarla yürüyor tanktop’uyla. artık telefonda değil adam. geliyor çarprazdan. bende gidiyorum ona doğru, deri ceketim, elimde sigaram, kendimden emin, saç, makyaj güzel, içimde bir kıpırtıyla ve otuz iki dişimle gülerek.

bu beni gördü. gözlerini çekti, sola baktı. bana baktı, sağa baktı, bana bakıyor ama gülmüyor. meymenetsiz. suratsız ve ruhsuz. içimde camlar kırıldı. beni beğenmedi adam diye düşünüyorum. benimde yüzüm düşmek üzere, otuz iki dişimle gülmekten sadece gülümsemeye geçiyor yüzüm. hayal kırıklığımı oldum sana pain? holy shit…

neyse, düşündüklerimi tabii ki de ona söylemiyorum. benim içinde hayal kırıklı olmak üzere. moralim anında çöktü. sakız çiğniyorum bir yandan. hoş geldin diyorum, yanağına uzanmaya çalışıyorum, kendisi benden yirmi santim uzun. yanaklar şöyle böyle zar zor denk geliyor… bi yandan yürüyoruz a*k atlıları yetişir bize falan…

arabama biniyor, saçma sapan bir smalltalk sonrası evime geliyoruz. kaskatı oturuyor yeni evimin mutfağında. yorgun ve mutsuz… ona hediyesini veriyorum. ben sana hiç bir şey almadım çok utanç verici şuan diyor. 2-3 gün kalıyor ve dönüyor şehrine.

neyse a*k. biz bu paşamla 3 ay birlikte oluyoruz. o başka şehirde yaşıyor, ben başka şehirde. hep taşınmak istediğim yerde yaşıyor göt. sabah 6:30’dan gece uyuyana kadar açık kalan telefon görüşmeleri rutinimiz haline geliyor. iş yerinde kulaklıkla takılıyor, herkez fark ediyor ama kimse karışmıyor paşamıza. hoşuma da gidiyor bu durum. bağımlı oldum artık duruma mı, ilgiye mi, adama mı seçemiyorum…

bende onun yanına gittim. ilk sefer 4 gün. muhteşem geçmedi. telefonda daha neşeli ve curcunaydı her şey. real life’ta o anki enerjisi bana uymadı. 2. gidişim 2 hafta sonrasında 1 haftalıktı. çalışıyordu, evin anahtarı bendeydi, tek geziyordum. o sinirli ve mutsuzdu.

müzik dinliyorduk sürekli. benim ex aradı. rahat konuşayım diye öbür odaya geçti pain. akşama doğru esprimsi bi’ şey yaptı. güldüm. sahte gülüyorsun dedi. belli etmişim istemsizce. engel olamadım… ruhum acılar içinde kıvranıyordu sebepsiz. o bunu fark etti. içimi görmesine eridim. bu adamın ruhu benim ruhuma çok benziyor, kaldıramıyorum bazen.

gideceğim gün aşırı enerjik ve mutluydu. zoruma gitti. evden çıkıcağımız saniyeyi dört gözle bekliyordum. o da öyle. evimi özlemiştim, enerjisinden sıkılmıştım.

eve geldim. biz rutine devam ediyoruz laylaylom. telefondaki neşemiz başka, real life mutsuzluğumuz bambaşka. sanki ikiyüzlüyüz biraz.

derken biz bu süreçte 2 kere ayrıldık. ilkinde bir hafta konuşmadık. ikincisi 2 gün sürdü. 2.’sinde kesinlikle ayrıldık. bana yazmasaydı geri dönmezdim. arkadaş kalmaya karar verdik, neden onca arkadaşı varken benimde hayatında olmamı istiyor anlamıyorum. ve şuan yanına taşınmamı istiyor. toxic miyiz çözemedim. bir yandan rutine devam… 7/24 konuşuyoruz. aha arıyor, bi sn…

kendi duygularımı da anlayamadım, onu da çözemedim. aşık mıyım, seviyor muyum, arkadaş mıyım çözemedim. kafamda güzel oldu. konsantremi bölüyor şahsına münhasır kişilik…

yanına taşınıyorum. banane. ben ona vurgun gibiyim ama değilimde. üşengeç o, meraksız. araştırıp, okumaz buraları, nickimi bildiği halde. ve ben nickimi yoldaş haricinde kimseyle kolay paylaşmadım. neyse demek istediğim şu;

bu şehirden kurtuluyorum ben. hayalimdeki şehre taşınıyorum, duygularımı dizginlemek pahasına, beni hem önemseyip, hem de hayatının başrolü yapmayacak bi adamın hayatına gidiyorum… ona değer mi, zamanla çözer miyiz bilmiyorum. burada sadece nefes alırken onunla dolu, dolu yaşamak istediğimi biliyorum. arkadaşımda olsa. yoldaşım olsun istediğim adamın yanına gidiyorum. manga’nında dediği gibi; bir köprüden geçiyorum mutlu gibiyim sanki.
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydı.

anksiyete ve paranoyamın tavan olarak başladığı bi gündeyiz. her an her şey olabilir. olmayadabilir. olsun. ona göre şekil alırım…

az bir şey makyaj yapmaya gelmiyo ya. hemcinslerimin düşmancıl bakışlarına maruz kalıyorum. hatta birtanesi yanımdan geçti, kaşları çatık bana bakıyor, bende ona nötr bakıyorum. park ticketi aldı. arabasına dönerken hala çatık kaşlı bana bakıyor. arabamın içine bakıyormuşum gibi duruyorum ama camdan görüyorum. düşmancıl bakıyor. n’oldun ol’m? önceki hayatımda annenle münasebete mi girdim? n’olmuş olabilir yani? neyse beş dakika sonra doktorda karşılaştık. beni gördü. yüzü düştü. n’oldu hasta?

sabır gerçekten. ben mesela bir kadına sürekli bakmak zorunda hissedersem, mutlaka yanına gidip bir iltifatta bulunasım gelir. o günkü moduma göre de %50 gitme veya gitmeme kararı alırım.

ha güzel şeyler olmuyo da değil. mesela geçenlerde bi parfümeride parfüm seçmeye çalışırken full konsantre olduğum bir anda bir hanım geldi ve şu çok güzel deneyin isterseniz dedi. denedim. beğendim. aldım. teşekkürler dedim gülümseyerek. her şey bu kadar basit olabilir. otuz iq’lu olmanın manası yok.

aslında bunları değil başka bi konu yazcaktım ya. kahretsin.
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydın. canım sözlük çekti. yeni bir nickle sıfırdan mı başlasam diye düşündüm. yok yaa. bu benim kimliğim. aynaya bakınca kendimi başka nickle yakıştıramıyorum.

dedikodu vermek isteyen olursa buyursun. gelişmeler, infolar, yeni insanlar, en son neler oldu?
devamını gör...

yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi

biten uzun ilişkimdeki şahsın beni yara bandı olarak kullanması. anlıyorsun demi?
devamını gör...

sinirleri alınmış insan

ashwaganda kullanıyordur.
devamını gör...

ideal evlilik yaşı

öncelikle, evlenmeyin arkadaşlar!

otuzuma az kalmış ikinci evliliğimde olan ben şahsen hiç mutlu değilim. empati yoksunu eşimle konuşsam asla anlamayacağından, buraya yazayım istedim.

iki gün önce part time çalıştığı yerde kendisine yürüyenlerin olduğunu söyledi bana. sohbet oraya geldi, ben açmadım konuyu. soru sorunca sinirleniyor. ne dedim? güzeller miydi dedim? tepesi attı uzatma yaa falan yapıyor. yol boyunca uzattım kendimi anlatabilmek için. kadınlar söz konusu olunca direkt susuyoruz yada sürekli benim kıskanç olmamla, tüm düşüncelerimin yanlış olmasıyla, paranoyak olmamla suçlanıyorum ben. yılık yılık yıldım ya. sanki başkalarıyla bakışan benim. flörtleşiyor mu bilmiyorum. konuşsak ölümüne reddeder. flörtleştin mi diye sorsam ben hastalıklı, kıskanç, paranoyak olmakla suçlanırım.

bugün mesela işten geldi. mutfakta oturuyordu. kapıyı açar açmaz sırtı görünüyor, telefon ekranı görünüyor. ekranda bir kadının profiline girmiş. cinim tepeme çıktı. ben o kadar bakım yapıyım, saç, makyaj her şeyimle 10/10 hissediyim. o işten gelir gelmez kadınların profiline baksın. canım sıkıldı haliyle ama ağzımıda açmadım. walking dead izleyelim dedi omuzlarımı silktim neyin var diyor. söylemedim söylemedim, diretince de başka birine baktığını gördüm dedim. alla hallaaaa evde yemek yok kadına bakmam mı sorun? dedi. daha da cinleniyorum. bak cinim cinlikten çıktı artık kabileye döndü anladın mı? sadece sosu eksikti yemeğin! sadece sosu. hazırlaması bir dakika sürecek bir şeyi bahane etti. yine ben suçlu oldum.

şimdi de trip atıyor. yıldım. yoruldum ya. gerçekten yoruldum. yooooorulduuuuum. asla empati yapmıyor. ben olsam kıskanmam diyor. bende buna tiltim. evlenmeyin arkadaşlar. otomatikmen yaşlanıyorsunuz.
devamını gör...

13 mart 2024 amazon 250 tl hediye kuponu çekilişi

çekilişe katıldım! numaram:45
devamını gör...

mutlu bir evliliğin sırrı iyi seks diyen joe biden

o yüzden mi telefonun hacklendiğinde çocuk resimleri çıktı telefonundan? bu da oğlu da pislik herifler. aşağılıklar. mutlu evlilikmiş. pis yaşlı. inşallah malum yerinden asılırsın lanet seni.
devamını gör...

dolunay etkisi

bugün hunharca çarpandır. bok gibi hissediyorum. içim karmakarışık. kocamla yine kavga ettik bi’ ton. üstelik bu sefer kabul etmesemde benim yüzümden. hiç bir şeyi büyütmeyebilirdim. olur mu? her şeyin cevabını detaylı almak zorundayım. yoksa beynimdeki böcükler salmaz. keşke sormasaydım hiç bir şey. olaylar çığ gibi büyüdü yine az kalsın ayrılıyorduk.

bugün hem kafama tükürdüm, hem hayata sövdüm, duygusallıktan öldüm, kırıldım, ağladım, çok ağladım. toparladım, eski t**şklı halime dönücem. boşuna demir leydi yazmadılar benim mahlasın yanına. başak kadını bugün yine yıkıldı, yine kalktı.

ruh halim hala bozuk. üzgünüm ve mutsuzum. üstelik artık mutsuzluğumu çaktırmamak için rol yapmak zorundayım. eş kontenjanına söz verdim artık sadece güzel şeyler yaşayacağız diye.
devamını gör...

antiteuerungszuschuss

avusturya’da devlet tarafından çocuklu insanlara verilen miniminicik bir para yardımı. tabii ki evin tüm gelirlerini ispatlı kanıtlı gönderip, başvurduktan sonra verilen bir yardımdır. kişilerin maaşlarına ve diğer aldığı yardımlara (yani özetle eve giren tüm paralara göre) hesaplanıp, verilir. küçük bir fatura yatırılabilir. (elektirik, su) gibi.
devamını gör...

yazarların bugünkü mutluluk sebebi

antiteuerungszuschuss’un gelmesi. gittim hiç bir faturamı yatırmadan aciliyeti olmayan bir şey aldım kendime. ne olduğunu söylemeyeceğim. uzun zaman sonra kendimi şımarttım. buna değer.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim