h.g wells'in 1904 yılında yayınladığı kitabıdır..
nesiller boyunca kör insanların yaşadığı ülkeye, bir şekilde yolu düşen bir insanı ve gelişen garip olayları anlatıyor kitap..
kitabımızın kahramanı
nunez..
"
körler ülkesi'nde tek gözlü insan kral'dır " düşüncesiyle kibrine yenilir önce.. "ben görüyorum, onlar görmüyor; öyleyse onlardan üstünüm." diye düşünüyor..
fakat zaman geçtikçe üstünlük sandığı şeyin aslında hiçbir işe yaramadığını fark ediyor..
körler doğduklarından beri aynı dünyada yaşıyorlar.. onlar için gökyüzü, renkler, yıldızlar, ufuk diye bir kavram hiç olmamış.. bu yüzden
nunez'in anlattıkları onlara masal gibi geliyor.. kendi normlarında yaşayan bir topluma hiç bilmedikleri şeyleri anlatan kahramanımıza acıyarak bakmaya başlıyorlar.. çünkü onlara göre nunez'in anlattığı saçmalıkların tek sebebi gözleri.. zihnini bozan gereksiz çıkıntılar..
nunez ve körlerimiz düşünce bazında çarpışırken, kahramanımız bir de aşık oluyor.. işte tam da burada psikolojik ve felsefik bir çok konu çıkıyor ortaya.. nunez'in sevdiği kadınla birlikte olabilmesi için gözlerinden vazgeçmesi gerekmektedir.. ancak o zaman normal bir insan olacağına inanan bir toplumla savaşmaktadır..
sevgi uğruna her şey yapılır mı?
ve insanın toplum tarafından kabul görmek için kendinden vazgeçmesi ne kadar mümkündür?
okuyup sorguladıkça soruların dahası da geliyor..
kitabı okurken körlere de kötü diyemiyoruz.. kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı insanlar.. düzenleri var, çalışıyorlar, birbirlerine yardım ediyorlar.. yani kendi bildiklerinin tek gerçek olduğuna o kadar inanıyorlar ki başka bir ihtimali düşünemiyorlar..
*
hangi zaman dilimine bakarsak bakalım, toplumsal çoğunluk farklı bir düşünceye maruz kaldığında onu anlamak yerine, o düşüncenin yanlış ve kötü olduğuna inandırmaya çalışıyor karşı tarafı.. böylece herkes kendi "
körler ülkesini" kuruyor..
sonuç olarak bir insanın çoğunluğa karşı ne kadar dayanabileceğini anlatan bir kitap olmuş.. okurken, zihnimle savaşsam da güzeldi..
devamını gör...