evrenin insanla kişisel bir meselesi varmış gibi görünmesine sebep olan, aslında arkasında gayet ciddi bir mühendislik mantığı bulunan kanunlar bütünüdür..
hepimizin bildiği bu kanunlar bütününün aslındaki teoremi şöyle gelişmiş.. 1949'da amerika'daki roket-kızak deneylerine kadar gidiyor hikaye.. mühendis edward a. murphy jr... yapılan bir deneyde ölçüm sisteminin yanlış kurulması üzerine kabaca şu fikri ortaya koyuyor.. "bir işi yapmanın birden fazla yolu varsa ve bunlardan biri felakete yol açabiliyorsa, eninde sonunda biri gidip tam olarak o yolu seçecektir." zamanla bu düşünce sadeleşiyor ve dünyanın en haklı görünen cümlelerinden birine dönüşüyor..
markette seçtiğin kasa, diğer bütün kasalardan yavaş ilerler.. kasa değiştirirsen eski kasa hızlanır..
aceleyle çıktığın gün bütün trafik ışıkları kırmızı yanar..
bir şeyi unutmak için ne kadar uğraşırsan zihninde o kadar yer kaplar..
biri sevmeye yazgılı, diğeri sevilmenin ağır vebaliyle dünyaya gelmiş iki ayrı ruhun aynı kaderde buluşma ihtimali..
biri bir ömür kavuşmayı dilerken diğeri bir bakışıyla bütün ömrü esir alır.. üstelik hangisinin daha çok sevdiği, hangisinin daha çok yandığı da hiçbir zaman bilinmez..
aşık için zaman beklemektir.. maşuk içinse belki yalnızca geçip gitmek.. birinin geceler boyu kurduğu cümle, diğerinin dudaklarından hiç dökülmeyecek bir kelimedir..
kalabalıklara karışmak zorundaysanız ve kimsenin sesini duymaya tahammülünüz kalmadıysa muazzam bir kurtarıcı..
iş yerinde de yapmaya başladım bunu..
üstelik bazen müzik bile açmıyorum.. yalnızca kimse bana ulaşamasın istiyorum..
kendi içimde yavaş yavaş boğulmaya doğru ilerliyorum sanırım..
insanları diğer güçlü hayvanlardan üstün kılan şey, tek başına fiziksel güçleri değil; aynı mitlere, ortak kurgulara ve hikayelere inanabilme yeteneğidir.. sadece bu özellik insanı diğer canlılardan ayırır..
bir avuç avcı toplayıcının bir arada kalabilmek için kendi aralarında yaptıkları kurgunun, üst nesillere hikayeler olarak ulaşması.. ve üst nesillerin bunun gerçekliğini asla sorgulamaması..
dünyayı yönetmek için her zaman ordulara, silahlara ya da fiziksel güce ihtiyaç kalmıyor.. milyonlarca insanı aynı hikayeye inandırmak yeterli.. üstelik hikayenin gerçek olması da gerekmiyor.. insanların onun gerçek olduğuna inanması yeterli..
“yeterli sayıda insanın inanacağı iyi bir hikâye yaratırsanız, dünyayı fethedebileceğinizi biliyorsunuz.”
bir de avcı toplayıcıların kendi çocuklarına anlattıkları yüce aslan ruhu var..
diyorlar ki,
yüce aslan ruhu'na itaat ederseniz, öldüğünüz zaman onun dünyasına gider ve istediğiniz gibi yeniden yaşarsınız.. ve fakat yüce aslan ruha itaat etmezseniz gelip sizi yer.. çok bilindik bir hikayenin ilk versiyonu gibi duruyor..
bir de kafa karıştırıcı olarak şu var ki, avcı toplayıcılar mı daha çok yoruluyormuş yoksa şu anki yaşantılarımzla biz mi daha çok yoruluyoruz karar veremedim *
insanın kendi içine döküldüğü, sustukça çoğaldığı, çoğaldıkça eksildiği o güzel mevsim.. en sevdiğim mevsim.. hüznün bile incelik kazandığı, hazanın yalnızca ağaçlara değil, insanın ömrünede dokunduğu zamanlar..
sonbaharda bazıları biraz daha kendine benzer.. içindeki onlarca ben'le..
geçip karşıya izlemek istersin aynı gökyüzünün altında, birbirine rastlayan tüm benliklerini.. biri hâlâ beklemekten vazgeçmemiştir, biri ummak denen o eski alışkanlığın peşindedir.. biri çoktan gitmiştir, biri giden kendisinin ardından öylece dalıp gitmektedir.. bir başkası bütün kayıplarına rağmen hayata küçük bir tebessüm bırakır..
parmak uçlarından başlar üşümek ve yalnızlık.. sonra usul usul kalbe yürür.....
yine de en güzel şölen sonbahar! tabiatın bütün renklerini son bir kez cömertçe ortaya dökmesi, vedayı bile güzelliğe dönüştürmesi.. bir ağacın yapraklarını bırakırken gösterdiği o vakur teslimiyet.. görebilene çok şey anlatır..
atlarla arası açık şu sıra.. evdeki ankastre arıza yapınca atlara sıra gelmiyor.. sürekli koşuşturmaca.. o kurstan, bu kursa.. ama en güzeli ne biliyor musun diko? güzel bir aile babası olmak.. ve öylesin..
uzun, uzun günlerin ardından yeniden kendi düzenine kavuşmak kadar güzel bir şey yok.. her şey yerli yerinde, her şey olması gerektiği gibi bizi beklemiş.. missss gibi daha ne olsun.. *
tek sıkıntımız hava değişiminin yadigarı olan şu kırgınlık.. ne zaman “bana bir şey olmaz” dediysem, hayat bunu şahsi bir meydan okuma kabul etmekten vazgeçmiyor..
neyse efenim, geldik.. yerleştik.. huzurluyuz.. dünya bir süre kendi kendine dönmeye devam edebilir, bizim biraz sakinliğimizde zaman geçirmemiz gerek.. aşk ile huuu *
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.