düğün yemeklerindeki kaotik ortam
başlık "arturo bandini" tarafından 12.06.2025 14:59 tarihinde açılmıştır.
1.
50 kişilik yere 150 kişinin sığabildiği, "nikahta keramet vardır" cümlesindeki keramete şahit olabileceğiniz, bereketli, kaotik ve keyifli bir ortamdır. tabii daha çok anadolulular bilir bunu, büyük şehirlerde falan hele ki son dönemde hiç görmedim.
sıkış pıkış yer sofraları kurulur. envai çeşit çorba, yemekler, pilavlar, salatalar, pideler havada uçuşur. bir yer bulur sıkışırsın. her sofrada bir tane babayiğit vardır muhabbet eden, herkes onu dinler. bu muhabbet daha önce açılmıştır genellikle, ortasına düşersin. "sonra bizim kız demiş ki mobilyaları sitelerden yaptıralım daha ucuza geliyor. bu ne böyle demiş ya. annesi de o parayla öküz alırız kızım dedi. gerçekten memleketin hali harap" biri muhabbeti bir yerden yakalar ve dahil olur: "abi bizim oğlan da evlenecek bi düğün yüz milyar. düğün salonu olmuş otuz milyar masa var kuruyemiş veriyorlar bir de" "valla öyle" "haklısın" diğerleri de kafalarıyla aşağı yukarı onay işareti yaparak destek verirler.
sonra kaşık tabak sesleri, evlenen çiftin kardeşleri ya da çiftlerin yakın arkadaşları, jilet gibi giyinmiş elemanlar bir farenin geçebileceği aralıklardan akrobatik hareketlerle gelip bir insanın durabileceği kadar yer buldukları anda durur, önlerindeki sofraya "bir eksik var mı, çorba koyyum mu" falan derler. biz şehir çocuklarının her sofraya oturduğunda şoka uğradığı, o iki yumurtayla koca bir ekmeği yerken ağızlarını piton gibi açabilen müthiş köylü dayılardan biri "vir gızım. şuna biraz sarma goy hele" der. bu dayılar gerçekten inanılmaz adamlardır. parmakları kavak kesmekten demir gibi olmuştur. sizin bir kahvaltıda yediğiniz ekmeği tabağı sünnetlemek için koparır ve tabağı tertemiz yapıp ağzına atar. acayip adamlardır bu dayılar. eğer istek yoksa bu jilet ablalar ya da abiler boş tabakları alıp, mutfakta iğne atsan yere düşmez ortamdaki kırk beş kadından birine verirler. sahiden o kadar çok kadın neden oradadır, orada ne yapmak nereye varmak istemektedirler? belirsizdir. ancak ne zaman annemi çağırmam gerekse o mutfaktan en az 15 tane kadının ayakları arasında tabaklara fasulye koyarken görürürüm kendisini. zaman ve uzamın ortadan kalktığı bir yerdir gerçekten o mutfaklar. normalde biri yemek yapacak diğeri bulaşık yıkayacak iki kişi birbiriyle "çekil şurdan ya bi ayakbağı olma" dedikleri kadar bir alana sahiptir buralar. kapasitesi kendiliğinden genişler, mucizedir.
sofrada onay alan dayı gaza gelir ve konuşmaya devam eder. yemeği falan unutur, kendisini onaylayan yüze döner . o andan itibaren muhabbet evrilir gider. başka bir yerde, bir şekilde sofraya oturmuş, gelinin annesinin dayısının kızının kuzeni hızlıca yemeğini yiyip kalkmıştır. kim olduğuna dair zerre kadar fikrin yoktur bu adamların. bir şekilde oraya gelmişlerdir. sofradaki tıkış pıkışlık biraz rahatladıktan sonra muhabbet faslı iyice kendini göstermeye başlar. biraz sonra kalkıp o bütün iğrençliğe şahit olacağımız, gürültünün arasında birbirimizi duyamayacağımız için konuşabildiği kadar konuşur bu dayılar.
her yer eşit bir şekilde kurulmuş oturan insanlarla doludur. bir kolektif duruş vardır orada. sınıf ayrımı yoktur. solundaki banka müdürüdür, sağındaki inşaat işçisidir. karşında ibretle dinlediğin dayı köyde bakkallık yapıyordur. hepsi aynı yemeği yiyordur, aynı suyu içiyordur. kimse de "bana biftek getirin sıçmıyım düğününüze" demez. müthiştir gerçekten. düğünlere dair en sevdiğim kısımdır. hem karnın doyar hem de tonla psikolojik gözlemlerde bulunursun. mesela kızın alfa bir yakın akrabası, teyze/dayı/hala akbaba gibi dikilir uzak köşede ve ortamı seyreder. bir şekilde göz göze gelir sizinle ve size gözleriyle "rahat oturun, yakarım" der. o bakışla birlikte ortamın içine sıçılabilecek tüm tartışmalar başlamadan bitmiş olur.
velhasıl güzeldir düğün yemekleri. yemekler güzeldir, o omuz omuza duruş güzeldir. iki insanın özgürce sevişebilmesi için olmazsa olmaz ritüellerden biridir. son dönemde özellikle yaşıtlarımın bazılarının bu yemekleri dışarıda, mekanlarda vermeye başladığını gördüm. garsonlar filan rezalet yani. düğün yemeği denilince akla ilk olarak kalori bombası, bulgurdan yapılan, içinde et namına hiçbir şey olmamasına rağmen isminde köfte bulunan bir çorba gelir. onsuz düğün olmaz. uğursuzluk getirir.
daha ne olaylar döner burada ama çok uzatmayalım. bu yemeği verin, evlerinizde ya da evinizin bahçesinde verin. garson marson şov yapmayın insana.
sıkış pıkış yer sofraları kurulur. envai çeşit çorba, yemekler, pilavlar, salatalar, pideler havada uçuşur. bir yer bulur sıkışırsın. her sofrada bir tane babayiğit vardır muhabbet eden, herkes onu dinler. bu muhabbet daha önce açılmıştır genellikle, ortasına düşersin. "sonra bizim kız demiş ki mobilyaları sitelerden yaptıralım daha ucuza geliyor. bu ne böyle demiş ya. annesi de o parayla öküz alırız kızım dedi. gerçekten memleketin hali harap" biri muhabbeti bir yerden yakalar ve dahil olur: "abi bizim oğlan da evlenecek bi düğün yüz milyar. düğün salonu olmuş otuz milyar masa var kuruyemiş veriyorlar bir de" "valla öyle" "haklısın" diğerleri de kafalarıyla aşağı yukarı onay işareti yaparak destek verirler.
sonra kaşık tabak sesleri, evlenen çiftin kardeşleri ya da çiftlerin yakın arkadaşları, jilet gibi giyinmiş elemanlar bir farenin geçebileceği aralıklardan akrobatik hareketlerle gelip bir insanın durabileceği kadar yer buldukları anda durur, önlerindeki sofraya "bir eksik var mı, çorba koyyum mu" falan derler. biz şehir çocuklarının her sofraya oturduğunda şoka uğradığı, o iki yumurtayla koca bir ekmeği yerken ağızlarını piton gibi açabilen müthiş köylü dayılardan biri "vir gızım. şuna biraz sarma goy hele" der. bu dayılar gerçekten inanılmaz adamlardır. parmakları kavak kesmekten demir gibi olmuştur. sizin bir kahvaltıda yediğiniz ekmeği tabağı sünnetlemek için koparır ve tabağı tertemiz yapıp ağzına atar. acayip adamlardır bu dayılar. eğer istek yoksa bu jilet ablalar ya da abiler boş tabakları alıp, mutfakta iğne atsan yere düşmez ortamdaki kırk beş kadından birine verirler. sahiden o kadar çok kadın neden oradadır, orada ne yapmak nereye varmak istemektedirler? belirsizdir. ancak ne zaman annemi çağırmam gerekse o mutfaktan en az 15 tane kadının ayakları arasında tabaklara fasulye koyarken görürürüm kendisini. zaman ve uzamın ortadan kalktığı bir yerdir gerçekten o mutfaklar. normalde biri yemek yapacak diğeri bulaşık yıkayacak iki kişi birbiriyle "çekil şurdan ya bi ayakbağı olma" dedikleri kadar bir alana sahiptir buralar. kapasitesi kendiliğinden genişler, mucizedir.
sofrada onay alan dayı gaza gelir ve konuşmaya devam eder. yemeği falan unutur, kendisini onaylayan yüze döner . o andan itibaren muhabbet evrilir gider. başka bir yerde, bir şekilde sofraya oturmuş, gelinin annesinin dayısının kızının kuzeni hızlıca yemeğini yiyip kalkmıştır. kim olduğuna dair zerre kadar fikrin yoktur bu adamların. bir şekilde oraya gelmişlerdir. sofradaki tıkış pıkışlık biraz rahatladıktan sonra muhabbet faslı iyice kendini göstermeye başlar. biraz sonra kalkıp o bütün iğrençliğe şahit olacağımız, gürültünün arasında birbirimizi duyamayacağımız için konuşabildiği kadar konuşur bu dayılar.
her yer eşit bir şekilde kurulmuş oturan insanlarla doludur. bir kolektif duruş vardır orada. sınıf ayrımı yoktur. solundaki banka müdürüdür, sağındaki inşaat işçisidir. karşında ibretle dinlediğin dayı köyde bakkallık yapıyordur. hepsi aynı yemeği yiyordur, aynı suyu içiyordur. kimse de "bana biftek getirin sıçmıyım düğününüze" demez. müthiştir gerçekten. düğünlere dair en sevdiğim kısımdır. hem karnın doyar hem de tonla psikolojik gözlemlerde bulunursun. mesela kızın alfa bir yakın akrabası, teyze/dayı/hala akbaba gibi dikilir uzak köşede ve ortamı seyreder. bir şekilde göz göze gelir sizinle ve size gözleriyle "rahat oturun, yakarım" der. o bakışla birlikte ortamın içine sıçılabilecek tüm tartışmalar başlamadan bitmiş olur.
velhasıl güzeldir düğün yemekleri. yemekler güzeldir, o omuz omuza duruş güzeldir. iki insanın özgürce sevişebilmesi için olmazsa olmaz ritüellerden biridir. son dönemde özellikle yaşıtlarımın bazılarının bu yemekleri dışarıda, mekanlarda vermeye başladığını gördüm. garsonlar filan rezalet yani. düğün yemeği denilince akla ilk olarak kalori bombası, bulgurdan yapılan, içinde et namına hiçbir şey olmamasına rağmen isminde köfte bulunan bir çorba gelir. onsuz düğün olmaz. uğursuzluk getirir.
daha ne olaylar döner burada ama çok uzatmayalım. bu yemeği verin, evlerinizde ya da evinizin bahçesinde verin. garson marson şov yapmayın insana.
devamını gör...