42 yaşına geldiğinizde artık yalnızca ne istediğinizle baş başa değilsinizdir. çünkü geride, istediğiniz şeylerin peşinden giderken verdiğiniz kararlar, seçtikleriniz, vazgeçtikleriniz, uğruna mücadele ettikleriniz ve bütün bunların hayatınızda bıraktığı sonuçlar vardır.

daha erken yaşlarda insan önündeki ihtimallere bakar. 42’de ise önünüz kadar arkanıza da bakarsınız. artık yalnızca hayal ettiğiniz bir hayat değil, yaşadığınız bir hayat vardır. bu yaşa gelindiğinde “ne istiyorum?” sorusu hala önemlidir ama artık tek başına yeterli değildir.

burada bir başka soru daha vardır artık: “bugüne kadar istediklerim, seçtiklerim ve yaşadıklarım beni kim yaptı?”. 42’yi ayna gibi düşünüyorum ve aynalar yalnızca görmek istediğimiz şeyi göstermez.

42 yaşında insan kendisini yalnızca kendi içinde görmez. eşiyle, sevgilisiyle, ortağıyla, rakibiyle, müşterisiyle, karşısına çıkan insanlarla, kısacası ‘diğeri’ üzerinden kendisiyle karşılaşır. bazen karşı tarafın yaptığı bir şey sizi tahammül edemeyeceğiniz kadar rahatsız eder. bazen bir başkasının hayatında gördüğünüz özgürlük size kendi sıkışmışlığınızı gösterir. bazen birinin cesareti, sizin ertelediğiniz şeyi hatırlatır. başkaları yalnızca kendilerini anlatmaz. kendimizde doğrudan göremediğimiz ve ‘diğeri’ aracılığıyla karşılaştığımız taraflarımızı da anlatır.

42 yaşındaki insanın arkasında 42 yıllık bir birikim vardır. bir şeyleri denemiştir. bir şeylerin işe yaramadığını görmüştür. bazı seçimlerinin bedelini ödemiş, bazılarının karşılığını almıştır. bu noktada kimisi için “bundan sonra da böyle mi devam edeceğim?” sorusu bir ok gibi saplanır zihne. çünkü kimisi için hayatının merkezi yaptığı o yerde deprem olur. özellikle uzun süre değişime direnilmişse açılan kapı daha sarsıcı hissedilebilir. kimisi için artık ertelenemeyen, isyanla karışık bir heyecan belirir. kimisi için otoritesini sarsan kontrol dışı olaylar.

42’de sorulan soru “doğru karar mı verdim, yanlış karar mı verdim?” kadar basit olmayabilir. doğru soru “peşinden gittiğim şey beni kendime yaklaştırdı mı?” olabilir. insan bazen yanlış bir seçim yaptığı için değil, bir zamanlar kendisi için doğru olan seçimin artık ömrünü tamamladığını kabul etmekte zorlandığı için sıkışır. bu noktada hayatınız gayet yolunda olsa bile hikayeye yeni bir boyut eklenebilir. yabancılık her zaman tehdit değildir, bazen davettir. fakat bu davet rahatsız edici olabilir. çünkü insan 42 yaşına geldiğinde hayatının üzerinde belli bir otorite kurduğunu düşünmek ister.

bir şeyleri çözmüş olmak ister. neyi sevdiğini, kim olduğunu, kiminle olduğunu, ne yaptığını bilmek ister. sonra hayat masaya başka insanları, başka ihtimalleri, başka sonuçları koyar. ve siz o masada tek otorite olmadığınızı yeniden hatırlarsınız. belki de bu yüzden 42’nin önemli kelimelerinden biri kabul. fakat teslimiyet anlamında değil, inatlaşmayı bırakmak anlamında. 42’ye kadar bir başka şey de değişmiştir. zaman artık soyut bir kavram değildir. 20 yaşında önünüzde sonsuz ihtimal varmış gibi hissedersiniz. 42’de hala çok fazla ihtimal vardır. yeni bir meslek seçilebilir, yeniden aşık olunabilir, sıfırdan bir şey kurulabilir. ama artık bütün ihtimallerin aynı anda yaşanamayacağını da bilirsiniz. öncelikler artık kaçınılmaz olarak belirlenir ve zaman böyle pay edilir.

gençliğin bir kısmı geride kalmıştır ve insan ister istemez dönüp bakar. “benim için anlamlı olan şey neydi ve ben onun peşinden ne kadar gidebildim?” burada kendimize karşı adil olmamız gerekiyor. çünkü herkes kendisi için anlamlı olan hayatı bütünüyle yaşayamaz. insan bazen geçinmek zorundadır. birçok sorumluluğu taşır. doğduğu coğrafyanın, ekonomik koşulların, zamanın sınırları vardır. dolayısıyla 42 yaşında kendinize “hayal ettiğim hayatı kurabildim mi?” diye sormak acımasız bir muhasebeye dönüşebilir. belki burada kaç kez hayallerinize yeltenme cesareti gösterdiğiniz daha değerlidir. çünkü anlam her zaman varışta bulunmaz. bazen insanın kendi yönüne gösterdiği sadakatte bulunur.

ve sanıyorum 42 yaşın ağırlığını biraz hafifletebilecek yer de burası. başkalarının hayatlarına bakıp “o yaptı, ben yapamadım” demek çok kolay. fakat dışarıdan gördüğümüz hayatlar çoğunlukla sonuçlardan oluşur. o sonuçlara hangi şartların, hangi imkanların, hangi kayıpların ve hangi sebeplerin eşlik ettiğini bilmiyoruz. hayat zaten dümdüz ilerleyen bir başarı hikayesi değil. sapmalar var. yanlış hesaplar var. yarım kalanlar var. geri dönülen yollar var. bir zamanlar uğruna çok şey verdiğiniz halde artık istemediğiniz şeyler var. ve bunların hiçbiri tek başına hayatınızı yanlış yaşadığınız anlamına gelmiyor. belki 42 yaşında yapılabilecek en dürüst şey geçmişi mahkemeye çıkarmak değil. onu okumak. 42 biraz da böyle bir çıktı yılı.

30’ların ikinci yarısında verdiğiniz kararların, aldığınız risklerin, kurduğunuz yapıların ve peşinden gittiğiniz anlamların nerelere vardığını 42’de daha iyi görebilirsiniz. bu yaş size kendinizi dışarıdan görme fırsatı verebilir. 36–37 yaşlarında “içimde canlı bir şey var, engellere rağmen peşinden gidebilir miyim?” sorusu ve cesareti baş gösterirken, 42’de insan yolun bir yerinde durup arkasına ve önüne aynı anda bakar. vardığı noktada bundan sonra kendime sadık kalarak nereye gitmek istiyorum diye sorar. 42’de zaman artık sonsuzmuş gibi görünmez. bu yüzden kalan yolun size ait olması eskisinden çok daha önemli hale gelir.

hayat, 42’de önünüze bir bilanço koyabilir ama kalemi elinizden almaz. 42’nin ağırlığı da umudu da aynı yerde, sonuçlarla yüzleşmek zorundasınız ama onlardan ibaret değilsiniz.
devamını gör...
43 yaşında değilsindir.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"eğer 42 yaşındaysan..." ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim