evde oturmayıp sürekli gezen kişiler
başlık "orenda_diye_birisi" tarafından 20.07.2022 19:40 tarihinde açılmıştır.
1.
ben böyle insanların enerjisine hayranım. nereye gidersem gideyim benim için olmazsa olmaz yerim evim, odamdır. o odada kendimi dinlerim, anlamaya çalışırım. hayatım ve hayat üzerine düşünürüm. ve en çok orada kendimi huzurlu ve güvenli hissederim. ama bazı insanlar var ki eve sadece uyumaya geliyorlar. dışarıdaki kargaşadan kaostan kalabalıktan sıkılmadan nasıl bu kadar eğlenebiliyorlar anlamış değilim. uzun süre dışarıda kaldığım zaman bir yerden sonra insanları takmamaya, sohbetleri takip edememeye başlıyorum; fazlasıyla sıkılıp yoruluyorum. yapmacık davranıyorum bir yerden sonra.
devamını gör...
2.
içe dönük kişilerin bir türlü anlamlandıramadığı dışa dönük aktivitesi. tabi ki tam tersi de geçerli, iki grup da biyolojik farklılıklar sebebiyle birbirlerini tam olarak anlayamıyorlar. içe dönükler sosyal etkileşimlerde çabuk yorulurken dışa dönükler ise sosyal etkileşimler sayesinde enerji kazanıyor, tek başına kalmak onlar için daha yorucu olabiliyor.
devamını gör...
3.
maddi manevi enerjilerine her daim hayran olduğum kişiler.
ben işe veya tatile gitmeyi bırak, bir odadan bir odaya gitmeye üşeniyorum.
ben işe veya tatile gitmeyi bırak, bir odadan bir odaya gitmeye üşeniyorum.
devamını gör...
4.
sosyal kelebek maskesi takmış, fomo hastası, aslında içten içe kendiyle bi saniye bile baş başa kalamayan zavallı modern zaman insanı.
her akşam başka bi mekanda check-in yapmayı, tıklım tıkış bi konserde iki saatliğine enerji patlaması yaşamayı hayatın anlamı sanan bu güruh, aslında kendi içlerindeki boşluğun yankısından kaçmak için sürekli bi gürültünün peşindedir.
bi insanın evi onun kalesidir. kendi zevkine göre döşediği, en rahat pijamalarını giyip kimseye hesap vermeden takılabileceği, isterse günlerce duş almayıp film maratonu yapabileceği, isterse yeni bi hobiye başlayıp gecenin üçünde aniden "ben aslında ne kadar da yetenekliymişim ya" aydınlanması yaşayabileceği sığınağıdır... ama bizimki bu sığınaktan köşe bucak kaçar. neden? çünkü o sığınakta en büyük korkusuyla yüzleşmek zorundadır; kendisiyle.
kendisiyle baş başa kaldığında sıkıntıdan patlayan, aklına gelen tek aktivitenin telefon ekranını aşağı kaydırmak olduğu bu arkadaşlar, sanırlar ki mutluluk dışarıda bi yerlerde satılan bir şey. "hadi bi kahve içelim," derler. kahve bahane, asıl dertleri iki saatliğine daha kendi düşüncelerini uyuşturmaktır. "bu akşam bi plan var mı?" diye mesaj atarlar. aslında demek istedikleri ise: "lütfen beni bu gece de kendimden kurtarın."
evde geçirilen kaliteli bi zamanın vereceği hazzı asla bilemezler. güzel bi filmin sonunda hissettiğin o tatlı memnuniyeti, saatlerce uğraştığın bi yemeğin lezzetini, yeni bir kitaba dalıp gitmenin büyüsünü, ya da sadece pencereden dışarıyı izleyip hiçbir şey yapmamanın o muazzam lüksünü... bunlar onlara göre "eziklik" alametidir. onlar için hayat, instada kanıtlanabilir olmalıdır. gidilen mekanlar, içilen pahalı kokteyller ve "canlarla" atılan sahte kahkahalarla dolu bi vitrin...
asıl mutsuz olan kim biliyo musunuz? evini bi hapishane gibi gören, sürekli dışarıda bi kaçış arayan insandır. kendiyle barışık, zevkleri olan, bi fincan çayla bile mutlu olabilen insan ise evinde kraldır.
o yüzden siz dışarılarda, o kalabalık ve yapay mutluluklarınızda boğulmaya devam edin. biz evimizde, kendi yarattığımız krallıklarda son derece keyifliyiz. sizin o çok eğlendiğiniz bi gecenin sabahında hissettiğiniz anlamsız boşluğu, biz en çayımızı yudumlarken hissettiğimiz huzura değişmeyiz.
ve unutmayın, nereye giderseniz gidin kendinizi de yanınızda götürüyorsunuz.
her akşam başka bi mekanda check-in yapmayı, tıklım tıkış bi konserde iki saatliğine enerji patlaması yaşamayı hayatın anlamı sanan bu güruh, aslında kendi içlerindeki boşluğun yankısından kaçmak için sürekli bi gürültünün peşindedir.
bi insanın evi onun kalesidir. kendi zevkine göre döşediği, en rahat pijamalarını giyip kimseye hesap vermeden takılabileceği, isterse günlerce duş almayıp film maratonu yapabileceği, isterse yeni bi hobiye başlayıp gecenin üçünde aniden "ben aslında ne kadar da yetenekliymişim ya" aydınlanması yaşayabileceği sığınağıdır... ama bizimki bu sığınaktan köşe bucak kaçar. neden? çünkü o sığınakta en büyük korkusuyla yüzleşmek zorundadır; kendisiyle.
kendisiyle baş başa kaldığında sıkıntıdan patlayan, aklına gelen tek aktivitenin telefon ekranını aşağı kaydırmak olduğu bu arkadaşlar, sanırlar ki mutluluk dışarıda bi yerlerde satılan bir şey. "hadi bi kahve içelim," derler. kahve bahane, asıl dertleri iki saatliğine daha kendi düşüncelerini uyuşturmaktır. "bu akşam bi plan var mı?" diye mesaj atarlar. aslında demek istedikleri ise: "lütfen beni bu gece de kendimden kurtarın."
evde geçirilen kaliteli bi zamanın vereceği hazzı asla bilemezler. güzel bi filmin sonunda hissettiğin o tatlı memnuniyeti, saatlerce uğraştığın bi yemeğin lezzetini, yeni bir kitaba dalıp gitmenin büyüsünü, ya da sadece pencereden dışarıyı izleyip hiçbir şey yapmamanın o muazzam lüksünü... bunlar onlara göre "eziklik" alametidir. onlar için hayat, instada kanıtlanabilir olmalıdır. gidilen mekanlar, içilen pahalı kokteyller ve "canlarla" atılan sahte kahkahalarla dolu bi vitrin...
asıl mutsuz olan kim biliyo musunuz? evini bi hapishane gibi gören, sürekli dışarıda bi kaçış arayan insandır. kendiyle barışık, zevkleri olan, bi fincan çayla bile mutlu olabilen insan ise evinde kraldır.
o yüzden siz dışarılarda, o kalabalık ve yapay mutluluklarınızda boğulmaya devam edin. biz evimizde, kendi yarattığımız krallıklarda son derece keyifliyiz. sizin o çok eğlendiğiniz bi gecenin sabahında hissettiğiniz anlamsız boşluğu, biz en çayımızı yudumlarken hissettiğimiz huzura değişmeyiz.
ve unutmayın, nereye giderseniz gidin kendinizi de yanınızda götürüyorsunuz.
devamını gör...
5.
insanların gezmesine karışamam. ama hep aynı. insan gezmeye de doyuyor. ve insalar yorucu bu şehirde. altında araban yoksa ne işin var. otur oturduğun yerde. hiç değilse strese girmezsin.
devamını gör...
6.
devamını gör...
7.
en çok kıskandığım insan tipidir. bu ne enerjidir mübarek, kıçına trafo mu bağladılar anasını satayım. kalkıp kumandayı almaya bile üşeniyorum ben. diyeceğim o ki, sana helal olsun.
devamını gör...