1.
gerçek aydınlatır, doğru ısıtır.
örneğin tanrı gerçek değildir fakat tanrıya inanmak birçok faydası nedeniyle doğrudur.
ışıksız da yaşanır belki. peki ya soğukta?
örneğin tanrı gerçek değildir fakat tanrıya inanmak birçok faydası nedeniyle doğrudur.
ışıksız da yaşanır belki. peki ya soğukta?
devamını gör...
2.
ahmet arslan, felsefeye giriş kitabında bu iki kavramı çok güzel açıklıyor:
"genellikle gündelik hayatta, karşımızdakinin bir iddiasını doğru bulmadığımızı belirtmek istediğimizde "senin bu sözün yanlış" dediğimiz gibi "senin bu sözün gerçek değil" dediğimiz de olur, ya da daha ilginç bir örnek olarak amerikan filmlerindeki mahkeme sahnelerinde tanığa ettirilen yemini verebiliriz: bu yemin türkçeye bazen "doğruyu, yalnızca doğruyu söyleyeceğime..." bazen ise "gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğime..." şeklinde çevrilmektedir. aslında doğrusu birinci, yani tanığın yalnızca "doğru"yu söyleyeceğine yemin etmesidir. çünkü "gerçek" asla söylenemez: gerçek, söylenen şeyin, iddianın konusu olan şeydir ve dış dünyada, nesnel dünyada bulunur. örneğin "güneş", "havanın sıcaklığı", "yağmur yağması" bir doğru değildir, bir gerçektir. ama güneşin var olduğuna, havanın sıcak olduğuna, dışarıda yağmur yağdığına ilişkin sözümüz , ifademiz "doğru"dur (veya eğer dış dünyada bir güneş yoksa, hava sıcak değilse, yağmur yağmıyorsa "yanlış"tır). o halde doğruluk zihinle, zihinde bulunan veya zihnin ürettiği bir şeyle, teknik bir deyişle "önerme" ile ilgilidir. bir önerme doğru veya yanlış olabilir. buna karşılık gerçeklik veya gerçek olmama önermenin konusu olan şeyle, özneye göre "dıştan" olan şeyle ilgilidir."
"genellikle gündelik hayatta, karşımızdakinin bir iddiasını doğru bulmadığımızı belirtmek istediğimizde "senin bu sözün yanlış" dediğimiz gibi "senin bu sözün gerçek değil" dediğimiz de olur, ya da daha ilginç bir örnek olarak amerikan filmlerindeki mahkeme sahnelerinde tanığa ettirilen yemini verebiliriz: bu yemin türkçeye bazen "doğruyu, yalnızca doğruyu söyleyeceğime..." bazen ise "gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğime..." şeklinde çevrilmektedir. aslında doğrusu birinci, yani tanığın yalnızca "doğru"yu söyleyeceğine yemin etmesidir. çünkü "gerçek" asla söylenemez: gerçek, söylenen şeyin, iddianın konusu olan şeydir ve dış dünyada, nesnel dünyada bulunur. örneğin "güneş", "havanın sıcaklığı", "yağmur yağması" bir doğru değildir, bir gerçektir. ama güneşin var olduğuna, havanın sıcak olduğuna, dışarıda yağmur yağdığına ilişkin sözümüz , ifademiz "doğru"dur (veya eğer dış dünyada bir güneş yoksa, hava sıcak değilse, yağmur yağmıyorsa "yanlış"tır). o halde doğruluk zihinle, zihinde bulunan veya zihnin ürettiği bir şeyle, teknik bir deyişle "önerme" ile ilgilidir. bir önerme doğru veya yanlış olabilir. buna karşılık gerçeklik veya gerçek olmama önermenin konusu olan şeyle, özneye göre "dıştan" olan şeyle ilgilidir."
devamını gör...
3.
doğrunun binbir türlüsü vardır ama gerçek tektir.
devamını gör...
4.
gerçek;
adaletin olduğu bir ülkede yaşamıyoruz bu yüzden insanlar kendi adaletini aramak zorunda kalıyor. yani siz bir haksızlığa uğradığınızda mahkemeler işinizi görmez ama haksızlığa uğradığınız kişiyi ıslak odunla döverseniz en azından içiniz soğur.
doğru;
adaletin işlediği bir ülkede ıslak odunla adam dövmenize gerek kalmaz.
adaletin olduğu bir ülkede yaşamıyoruz bu yüzden insanlar kendi adaletini aramak zorunda kalıyor. yani siz bir haksızlığa uğradığınızda mahkemeler işinizi görmez ama haksızlığa uğradığınız kişiyi ıslak odunla döverseniz en azından içiniz soğur.
doğru;
adaletin işlediği bir ülkede ıslak odunla adam dövmenize gerek kalmaz.
devamını gör...